18 Ocak 2011 Salı
Ahlak belge gerektirmiyor/Hrant Dink*
Tartışmaların hayli yoğunlaştığı şu günlerde,daha önce hep sorduğum ama şimdi tekrar tekrar sorulmasında yarar gördüğüm soruları bir kez daha yineleyeyim.
İlk soru:"Türk toplumu her konuda demokratik bir yaklaşım gösteriyor da,salt Ermeni sorununda mı anti-demokrat kesiliyor?"
İkinci soru:"Türk toplumu gerçeği biliyor da inkâr mı ediyor,yoksa bildiğini mi savunuyor?"
Aslında asıl can alıcı soru da üçüncüsü:"Bu toplum daha dünkü 'Susurluk Vakası'nı,toprak altından çıkan 'Hizbullah cesetleri'ni tanımlamakta,adlandırmakta zorlanırken,doksan yıl öncesi bir tarihin 'Soykırım' olup olamayacağına nasıl karar verecek?"
Türkiye,kendi içinde demokrasi mücadelesi veriyor.İnsanlar halen,görüşlerini ne kadar özgürce ifade edeceklerini bizzat kendileri otosansür uygulayarak belirliyorlar.
Tabu konularda toplumun ezberini bozacak söylemler dile getirenler,inanılmaz karşı kampanyalara maruz kalıyorlar.Yaşamları dahi tehdit altına giriyor.Bunların en serti de Ermeni meselesinde yaşanıyor.Türk resmi tezine karşı açıklamalarda bulunanlar hemen "Ermeni uşağı" olarak damgalanıyor ve tecrit edilmek isteniyorlar."Ermeni uşaklarının nefeslerini keselim" diyenlere,ne yargı,ne hükümet,ne de başka bir merci yaptırım uygulayabiliyor.
Bir yandan da ama,"Gelsin Ermeni tarihçiler,tartışalım" tavrı sergileniyor.
"Uşak" diye nitelendirilen o insanlardan özür dileyerek şimdi sormak gerekiyor...İyi de,"Uşaklar"ın konuşmasına tahammülünüz yokken,"Sahipler"in konuşmasına nasıl katlanacaksınız.
Zamanın Kültür Bakanı Erkan Mumcu,"Hiçbir şeyden çekincemiz yok,gösterilmesi için biz izin verdik" dediği halde,"Ararat" filmi ülkücü camianın tehditleri sayesinde herhangi bir salonda gösterilebildi mi?
Gösterildi de ben mi kaçırdım yoksa?
Bugüne değin Ermeni sorununda,tarihin kendisi hakkında henüz hiçbir şey yazmadım.Tarihi bilmediğimden ya da çekindiğimden değil,bu konuda hayli birikim sahibiyim,çok okudum,özellikle de karşılaştırmalı olarak.
Ancak bu aşamada,"tarihi tartışmak"tan ziyade "tarihe nasıl bakmak" konusunun daha önde bir problem olduğuna,asıl çabanın da bu yönde gösterilmesi gerektiğine inanıyorum.Çünkü tarihi tartışmak eğer belge gerektirirse,tarihe bakmak da bir etik gerektirir.Bu aşamada ise bizim belgeden ziyade etiğe ihtiyacımız vardır.Etiğin olmadığı yerde ise belgenin hiçbir anlamı yoktur.
Ermeni sorununda etiğin asıl adı,empatidir.
Bugün eğer,dört bin yıldır yaşadığı topraklarla bağı kesilmiş,neredeyse kökü kazınmış bir milletin yaşadığı felaketi,"Ne yapalım,onlar da ihanet etmeseydi" şeklinde bir haklılık savunmasıyla karşılıyorsak,bu esasen Ermenilere yapılanı onayladığımızın ve bugün de olsa aynı şeyleri yapacağımızın tercümesidir ve empatik yaklaşımdan ne kadar yoksun olduğumuzun göstergesidir.
Türk ve Ermeni toplumları arasında ortak hafızanın tekrar inşasının gerekliliği üzerinde ısrarla duruyor ve dış dünyanın dayatmalarından kurtulmanın en gerçekçi yönteminin bu olduğuna inanıyorum.
Ancak,gelin,Ermenilerle konuşmaktan önce kendi aramızda konuşmayı başaralım.
Ermenilerle konuşmak,her şeyden önce bir üslup gerektirir.Özellikle de bu üslup içerisinde ulusal onurlara gösterilecek karşılıklı saygı ve özen,anahtar rol oynar.
Bizler,bu üslubu kendi insanımıza gösteremezken,Ermenilere nasıl göstereceğiz?
Yok,bildiğimiz üslupta devam edeceksek,o zaman Ermenilerle konuşmanın yararı ne?
Yoksa derdimiz başka mı?Asıl derdimiz kendi tribünümüze "Ermeniler kaçıyorlar" sloganını dayatmak mı?
Eğer öyleyse buyrun devam edin,kolaylar gelsin.
Allah yardımcınız olsun...
*Hrant Dink,Ahlak belge gerektirmiyor,Agos,18 Mart 2005;Hrant Dink,Bu Köşedeki Adam;(yay. haz.) Karin Karakaşlı,İstanbul:Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları,2009,s.200-202.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder