Antep Ermenilerinin tehcir edilmesi süreci Anadolu'nun diğer vilâyetlerinde yaşayan Ermenilere göre oldukça geç bir tarihte başlar:30 Temmuz-1 Ağustos 1915.(1) Ama Antep,bu tarihe kadar bilhassa Zeytun,Maraş,Sivas,Elbistan,Gürün ve Furnuz gibi bölgelerden sürgün edilen Ermeniler için bir çeşit transit bölge olagelmiştir.Ermeniler burada bulunan Akçakoyun ve Katma tren istasyonlarından Halep'e gönderilir;dolayısıyla Antepli Ermenilerin yaşanacaklardan haberi vardır.Zaten 3 Mayıs 1915 tarihinde şehre 300 kişilik bir Ermeni sürgün konvoyu gelir.Tamamı kadın ve çocuklardan oluşan ve Zeytun'dan gelen bu sürgünler,Antep'ten onbeş dakika uzaklıkta bulunan ve Kavaklık olarak bilinen bir alanda bekletilirler.Sürgünlerin şehre doğru yaklaşabilmesi veya onlara yardım etmek için jandarmalara rüşvet ödemek gereklidir.Gece olduğunda burada bekletilen sürgünler saldırılara maruz kalır ve sahip oldukları varlıklar talan edilir;soyulurlar.Temmuz ayının son haftasına kadar gelmeye devam eden bu konvoylara yönelik saldırıları Nisan 1915'in sonunda şehre gelen Teşkilât-ı Mahsusa'nın gedikli,rütbeli üyelerinden ve çete başlarından Ali Bey organize eder.(2)
Antep'in Temmuz sonuna kadar tehcir edilecek bölgelere dâhil olmamasında,Antep Mutasarrıfı Şükrü Bey ve kazanın askerî komutanı Hilmi Bey'in bu karara karşı olmasının payı vardır.(3) Zaten bu tablo da bize,soykırım sürecinde merkez ile yerel idareciler arasında mutlak bir uyum olmadığını açıkça gösterir.İdarecilerin bu tutumuna rağmen,özellikle şehrin ileri gelenlerinden Ali Cenani ve Fadıl beylerin Mart 1915'ten itibaren Ermeniler aleyhine çalışmalar yapmaya ve merkezi sürgün konusunda ikna etmeye yönelik büyük çabaları vardır.(4) Hükümete,"Ermenilerin burada camilere saldırmak,Türkleri öldürmek,kadınlara tecavüz etmek ve Türklere ait evleri yakıp yıkıp,talan etmek için hazırlıklar" yaptıklarına dair telgraflar çekerler.Bunun üzerine Bahriye Nâzırı Cemal Paşa,yardımcısı Fahri Paşa'yı durumu yerinde tetkik etmesi için bölgeye gönderir.Fahri Paşa ise telgraflarda geçen olayları doğrulayacak hiçbir delile rastlanmadığı raporunu verir.(5)
Temmuz ayının sonuna doğru İttihat ve Terakki'nin Halep Kâtib-i Mesulü Cemal Bey,Antep'e gelir.Zaten gönderilmesindeki amaç da şehrin tanınmış ve muteber kişilerini İstanbul'un Antep'teki Ermenilerin sürgün emrini alması için rica etmeleri hususunda ikna etmektir.Bu çabalar sonuç verir ve 29 Temmuz'da İstanbul tehcir emrini alır.Şehirde toplanan İttihatçılar,hemen Antep'ten gönderilecek ilk Ermenilerin listesini hazırlar.Bu sırada,Antep Ermenilerinin tehcir edilmesine direnen Mutasarrıf Şükrü Bey ve askerî komutan Hilmi Bey istifa eder.30 Temmuz'da sürgün emri "kazanın tellalı" tarafından duyurulur.1,4,8,11,13 Ağustos 1915'te içinde büyük ölçüde Antepli Gregoryen Ermenilerin bulunduğu toplam altı konvoy sürgün edilir.(6) Bunları Eylül 1915'te Katolik Ermeniler ve Aralık 1915'te de Protestan Ermenilerin tehciri takip eder.(7) Antep'te yereldeki idarî,siyasî ve sivil aktörler Ermenilerin sürgün edilmesi adına merkezî idareden çok daha cevval ve işgüzar bir biçimde hareket ederler.Burada bilhassa iki yerel aktörden bahsetmek gerekir:Bunlardan biri Antep Mebusu ve Antep İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucusu,üyesi ve reisi olan Ali Cenani,bir diğeri ise Ermenilerin tehcir edilmesine her daim karşı çıkan ve karar alındıktan sonra istifasını veren Antep mutasarrıfı Şükrü Bey'in yerine atanan Ahmed Bey'dir.
Ali Cenani ve Ahmed Bey,hem Antep Ermenilerinin topyekûn tehcir edilmesi sürecinde aktif rol alır,hem de toplumun büyük bir kesimini bu sürece dâhil eder ve bölgedeki yerel unsurları da harekete geçirirler.Antep Ermenilerinin sürgün edilmesinden sonra da,geride bırakmak zorunda kaldıkları mal,mülk ve bütün servetin el değiştirmesi ve talan edilmesi sürecinde de en önde yer alırlar.Özellikle Ahmed Bey,yerel aktörleri Ermenilerden kalan malların ve mülklerin kendilerinin olacağı garantisiyle bu sürece dâhil eder.15.000'e yakın Ermeninin mallarına el koymak amacıyla bir yürütme komitesi bile oluşturulur.Bu komiteyi temsilen şehrin ileri gelenlerinden Debbağ Kimazade,Nuribeyoğlu Kadir ve Hacıhalilzade Zeki,Der Zor'a giderler.(8) Mallarına konmak istedikleri Antep Ermenilerinin içinde bulundukları koşulların onların Antep'e geri dönmesini ve hayatta kalmalarını imkânsız kılacağını kendi gözleriyle görüp emin olmak isterler.Der Zor'dan döndükten sonra ise mal paylaşımını hızlandırırlar.
Aralık 1918 ve Ocak 1919 itibariyle sürgünden sağ kurtulabilen Antep Ermenileri bölgeye geri dönmeye başlar;ancak dönmeyenler de vardır.Antep'e dönenler arasında Antepli olmayan Ermeniler de mevcuttur.Bilhassa Sivas,Kayseri ve Erzurum Ermenileri de daha güvenli buldukları bu şehre yerleşirler.(9) "Millî Mücadele" döneminde Antep ilk önce Halep'te General Allenby kumandasındaki bir askerî birlik tarafından Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesine dayanarak 17 Aralık 1918'te işgal edilir.(10) 23 Ocak 1919'da işgal kuvvetlerinin başındaki General McAndrew,Ermenilerin tehciri ve mallarının talan edilmesine aktif olarak katıldıkları ve bu süreçte halkı galeyana getirdikleri gerekçesiyle yerel memurlardan muhasebeci Nesim,Defter-i Hakani memuru Eyüb Sabri,Evkaf memuru Hakkı,Antep İttihat ve Terakki Cemiyeti ikinci reisi Taşçızade Abdullah,Antep Haberleri gazetesi sahiplerinden Kâhyazade Hüseyin Cemil Göğüş,Mennanzade Mustafa,İmamzade Mustafa,İncozade Hasan,Patpatzade M. Bahtiyar ve Urfa'dan gelen Dişikırıkoğlu Hulusi gibi şehrin önde gelen bazı elitlerini tutuklatır.(11) Amerikan Koleji'nde bir süre tutulan bu kişiler 2 Mart 1919 tarihinde yargılanmaları yapılana kadar Mısır'a sürgüne gönderilir.(12)
Antep'e geri dönen Ermenilere,İngilizler eliyle evleri ve mülkleri iade edilmeye başlanır.Zaten bu dönemde İttihat ve Terakki hükümetinin çıkarmış olduğu Ermenilere ait taşınır ve taşınmaz malların tasfiyesini düzenleyen emval-i metruke kanunları iptal edilmiş ve malların iadesi sürecine ilişkin birtakım hukukî mevzuat da düzenlenmeye başlanmıştır.(13) Buna karşılık,Antep'te Heyet-i Temsiliye isimli bir "işgal karşıtı" örgüt ortaya çıkar.Bu örgüt etrafında şekillenen direniş hareketine üye olan birçok kişi,Ermenilerin sürgün edilmesi sürecine dâhil olmuş ve Ermenilerden kalan birçok gayrimenkul mal ve mülke sahip olmuş Antep'in tanınmış yerel elitleridir.Fakat İngilizler,mülklerin iade sürecini ağırdan alınca,İngilizlere karşı örgütlü ve silâhlı bir direniş olmaz.Hattâ Anteplilerin İngilizlerin işgalinden memnun oldukları bile söylenebilir.
Antepliler için esas işgal Kasım 1919'da başlar,çünkü İngiliz işgal kuvvetlerinin yerini alan Fransız askerî kuvvetlerinin arasında Ermenilerden müteşekkil bir tabur asker vardır.Ermenilerin şehre ayak basmasıyla birlikte Ermeniler ve Müslümanlar arasında gerilim tırmanmaya başlar;zira işgal güçleri Antepliler için artık Ermenilerdir.Ayrıca İngilizlerin ağırdan aldığı mülklerin iadesi işini Fransız işgal kuvvetleri hızlandırır.Ermenilerin şehre gelişiyle,örgütlü bir grup ve bu gruba destek olan yerel eşraf Ermenilerin sürgünü sırasında elde ettikleri mülklerin ve servetin bu şekilde ellerinden gideceğini elbette ki anlamıştır.Bu sebeple,Anadolu'da başgösteren millîci kuvvetlere maddi ve lojistik destek vermeye ve Antep'te silâhlı ve örgütlü bir direnişe karar verirler.Hâlbuki sözkonusu yerel eşraf,o ana kadar millîci kuvvetlere desteğini esirgemiş ve hattâ İngiliz işgalinden memnun bir tavır sergilemiştir.Dolayısıyla resmî tarihyazımının Antep-Fransız Harbi olarak anlattığı ve Antep'e "Gazi" unvânı veren bir kahramanlık destanı olarak sunulan savaşın özü,aslında Ermenilerin bir daha buraya dönmesini imkânsız kılmak,şehirdeki Ermeni varlığını ortadan kaldırmak saikiyle verilen bir "mücadele"dir.
Antep'te Ermenilerin sürgünü ve imhasına aktif olarak katılan isimlerin birçoğu önde gelen yerel eşrafa mensup kişilerdir.Bu kişilere ilâve olarak,diğer askerî ve sivil memur/bürokrat kadrosu ve son olarak sivil halk bu eylemlerde fail olarak yer alır.Yani faillerin çoğu üst sınıflardan isimlerdir.Cumhuriyet'le birlikte bu kişiler ya bu konumlarını korur ya da daha da yükselirler.Örneğin daha önce de ismini zikrettiğimiz Ali Cenani,1915-1921 arası bütün süreçlerde yer alırken,"Millî Mücadele" dönemi başladığında ve Büyük Millet Meclisi kurulduğunda mebus olur.Cumhuriyet kurulduktan sonra da Mustafa Kemal'e oldukça yakın biri olarak Meclis'teki yerini korur ve 1924'teki hükümetin ticâret bakanı olur.Hâlbuki biliyoruz ki,kendisi aynı zamanda Malta sürgünlerindendir.
Aynı şekilde taltif edilen isimlerden bir diğeri de Mehmed Yasin Sani Kutluğ'dur.Yasin Bey,Antep Ermenilerinin sürgünü döneminde konvoyların başındaki kişidir.Görevi,Antepli Ermenilerden müteşekkil sürgün konvoylarını Akçakoyun Tren İstasyonu'na kadar güvenli bir şekilde getirmektir.Ancak kendisi,yol boyunca Ermenilerin maruz kaldığı bütün katliam,talan,hırsızlık,cinayet ve tecavüz eylemlerine seyirci kalır.(14) Soykırım'da Antep'ten ailesiyle birlikte sürgün edilen ve iki yıllık sürgün hayatını günlüğüne not eden Krikor Boğaryan günlüğünde Yasin Bey'den hassaten bahseder.Onun elindeki kırbacıyla sürgünleri nasıl dövdüğünü,Akçakoyun İstasyonu'ndan tren vagonlarına yerleştirilen Ermenilerin eşyalarını nasıl ele geçirdiğini anlatır.İşte Yasin Bey,1921'de Büyük Millet Meclisi'nde Antep mebusu olarak yer almıştır.Yine Cumhuriyet kurulduktan sonra da Meclis'te ilk dönemde Antep mebusu olarak bulunmuş ve ayrıca Elcezire İstiklâl Mahkemesi üyeliği de yapmıştır.(15)
Ermenilerin 1921-1922'de Antep'i tamamen terketmesiyle birlikte,onlardan kalan evler,tarlalar,arsalar ve diğer gayrimenkul mülkler çok cüzi miktarlarla satılır.Daha doğrusu bu mülkler,şehirdeki Ermenilere ve Fransızlara karşı verilen mücadelede yararlılık gösterenlere,semt kumandanlarına ve harbe iştirak edenlere verilir.Hattâ bu harbe katılıp,savaşan,mücadele eden ve kendini bu anlamda gerçekten "Antepli" olarak gören bazı yerel unsurlar ile harbin başında Antep'i terkeden ve hiçbir yararlılık göstermeyip,Ermeniler ve Fransızlar şehri boşalttıktan sonra gelip Ermenilerden kalan mal ve mülklere konan diğer eşraf arasında çatışmalar ortaya çıkar.Açık bir mal-mülk kavgası yaşanır.Yani neredeyse 1919-1921 arasındaki bütün bir yerel Antep tarihini bu minvalde okumak mümkündür.
Resmî Türk tarih anlatısının mikro ölçekte somutlaştığı yerlerden biri de Antep'tir.Ayntap'tan Aintab'a,Aintab'tan Antep'e ve en son hâliyle ise resmî Türk tarihyazımının uygun gördüğü biçimde Gaziantep'e evrilen bir şehrin hikâyesinden bahsediyoruz.Anteplilik kimliği oluşturulurken ve Antep Gaziantep'e dönüştürülürken aynı zamanda Antep'e bir Türk ve Sünni şehri olma vasfı da kazandırılmıştır.Aslında bu bir kimlik yaratım ve inşa sürecidir.Bu inşa sürecinden hem şehrin bizatihi kendisi hem bu şehrin maddî ve manevî çehresini oluşturan tarihsel aktörler de etkilenmiştir.
Esas itibariyle ulusal tarih veya resmî tarih anlatısı kendi tarihini "oluştururken" unutulması ve unutturulması gereken bazı olayları rafa kaldırır,yeni aktörler yaratır ve yeni bir rejim için,yeni bir toplum tasavvuru yaratmak adına bazı kişileri ise unutturur,önemsizleştirir.Ulusal düzeyde inşa edilen bu anlatının yerel düzlemde de tezahürleri ve alıcıları mevcuttur.Türk ulusal tarihyazımı da aynı zamanda bir kimlik inşa sürecidir ve bu süreçler atbaşı gitmiştir.Yaratılan bu kimliği tanımlayan iki mümeyyiz vasıf vardır.Bunlardan biri Türk olmak yani Türklük,diğeri ise Sünni bir İslâm inancı yani Sünni Müslüman bir topluluğa mensubiyettir.Bu tarih ve kimlik inşası yerelde de karşılığını bulmuştur.İşte Antep'in tarihi de esasında yukarıda bahsi geçen büyük tarih anlatısına ve bu anlatının inşa ettiği kimliğe bağlı olarak bizatihi bu kimliğin yaratıcıları ve kimliğe mensup yerel "literati" tarafından kaleme alınmıştır.
Bu literati'ye göre Aintab,"...gerek ekonomik,gerekse etnik yapısı bakımından tipik bir 'Türk' kenti idi...Türk gelenek ve töresini bozmadan yenilemiş ve Arap etkisinde kalmadan azınlıkları da kültürel açıdan baskı altında tutmuştur."(16) Ancak bu anlatıda eksik olan son derece önemli toplumsal aktörler vardır.Sözkonusu aktörler uzun bir tarihsel zaman diliminde Antep'in tarihsel dokusuna,rengine ve iklimine önemli katkılar sağlamış;şehrin aslında kimliksel zenginliğinin bir zamanlar sembolü olmuş ve bu şehrin politik,ekonomik,dinsel ve sosyo-kültürel altyapısı başta olmak üzere bütün tarihsel katmanlarının teşkilinde başat ve ilerici bir rolde olmuştur.
İşte bu aktörlerden biri ve belki de en önemlisi Antep'in Ermenileridir.Bahsi geçen yerel literati'nin mikro ölçekte yazdığı "resmî Antep tarihi yazımında" Antep Ermenileri "hain","düşman" ve "zararlı unsur" olarak tasvir edilmiştir.(17) Bu tarihyazımına göre "hain" Ermeniler önce İngilizler ve daha sonra Fransızlarla işbirliği yapmış ve Anteplileri "sırtından bıçaklamış"tır.
1 Nisan 1920'de başlayıp,Fransızların Antep'i Aralık 1921 itibariyle boşaltmasıyla sona eren Antep Harbi'ne dair Türkçe yazılmış mebzul miktarda kaynak bulunmaktadır.Üstelik şehrin bu döneme ilişkin tarihini bizatihi bu döneme şahitlik edenler ve Antep Harbi'ne iştirak edenler yazmıştır.Harb'in nasıl başladığı,geliştiği ve nihayete erdiği bütün tafsilatıyla bu kaynaklarda anlatılmıştır.Ancak,burada eksik olan "karşı taraf","düşman ve ihanet eden taraf" olarak tasvir edilen Ermeni anlatısıdır.Bu anlatıların başlıcaları Kevork Barsumyan'a ait "Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922 [History of the Aintab Armenian Revolutionary Federation 1898-1922]";(18) A. Gesar imzalı "Aintabi Koyamardı [Aintab Self-Defense]"(19) ve Nerses Babayan'ın Ermenice kaleme aldığı ve oğlu Yervant Babayan tarafından İngilizceye tercüme edilen "Pages from my diary:Archpriest Der Nerses Babayan"(20) başlıklı çalışmalardır.
Tıpkı,Ali Nadir Ünler'in "Antep Savunması" ve Lohanizade Mustafa Nureddin'in,"Gazi Antep Savunması" kitaplarında olduğu gibi bu üç anlatıda da Antep harbinin bütün veçheleri ele alınmış,1 Nisan 1920 ve Aralık 1921 itibariyle vuku bulan bütün olaylar etraflıca kaydedilmiştir.Zira her üç yazar da bahsi geçen her iki yazar gibi bu harpte aktif olarak yer almış ve Ermenilerin savunma hattında önemli görevler üstlenmiştir.
Ali Cenani ve Ahmed Bey,hem Antep Ermenilerinin topyekûn tehcir edilmesi sürecinde aktif rol alır,hem de toplumun büyük bir kesimini bu sürece dâhil eder ve bölgedeki yerel unsurları da harekete geçirirler.Antep Ermenilerinin sürgün edilmesinden sonra da,geride bırakmak zorunda kaldıkları mal,mülk ve bütün servetin el değiştirmesi ve talan edilmesi sürecinde de en önde yer alırlar.Özellikle Ahmed Bey,yerel aktörleri Ermenilerden kalan malların ve mülklerin kendilerinin olacağı garantisiyle bu sürece dâhil eder.15.000'e yakın Ermeninin mallarına el koymak amacıyla bir yürütme komitesi bile oluşturulur.Bu komiteyi temsilen şehrin ileri gelenlerinden Debbağ Kimazade,Nuribeyoğlu Kadir ve Hacıhalilzade Zeki,Der Zor'a giderler.(8) Mallarına konmak istedikleri Antep Ermenilerinin içinde bulundukları koşulların onların Antep'e geri dönmesini ve hayatta kalmalarını imkânsız kılacağını kendi gözleriyle görüp emin olmak isterler.Der Zor'dan döndükten sonra ise mal paylaşımını hızlandırırlar.
Aralık 1918 ve Ocak 1919 itibariyle sürgünden sağ kurtulabilen Antep Ermenileri bölgeye geri dönmeye başlar;ancak dönmeyenler de vardır.Antep'e dönenler arasında Antepli olmayan Ermeniler de mevcuttur.Bilhassa Sivas,Kayseri ve Erzurum Ermenileri de daha güvenli buldukları bu şehre yerleşirler.(9) "Millî Mücadele" döneminde Antep ilk önce Halep'te General Allenby kumandasındaki bir askerî birlik tarafından Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesine dayanarak 17 Aralık 1918'te işgal edilir.(10) 23 Ocak 1919'da işgal kuvvetlerinin başındaki General McAndrew,Ermenilerin tehciri ve mallarının talan edilmesine aktif olarak katıldıkları ve bu süreçte halkı galeyana getirdikleri gerekçesiyle yerel memurlardan muhasebeci Nesim,Defter-i Hakani memuru Eyüb Sabri,Evkaf memuru Hakkı,Antep İttihat ve Terakki Cemiyeti ikinci reisi Taşçızade Abdullah,Antep Haberleri gazetesi sahiplerinden Kâhyazade Hüseyin Cemil Göğüş,Mennanzade Mustafa,İmamzade Mustafa,İncozade Hasan,Patpatzade M. Bahtiyar ve Urfa'dan gelen Dişikırıkoğlu Hulusi gibi şehrin önde gelen bazı elitlerini tutuklatır.(11) Amerikan Koleji'nde bir süre tutulan bu kişiler 2 Mart 1919 tarihinde yargılanmaları yapılana kadar Mısır'a sürgüne gönderilir.(12)
Antep'e geri dönen Ermenilere,İngilizler eliyle evleri ve mülkleri iade edilmeye başlanır.Zaten bu dönemde İttihat ve Terakki hükümetinin çıkarmış olduğu Ermenilere ait taşınır ve taşınmaz malların tasfiyesini düzenleyen emval-i metruke kanunları iptal edilmiş ve malların iadesi sürecine ilişkin birtakım hukukî mevzuat da düzenlenmeye başlanmıştır.(13) Buna karşılık,Antep'te Heyet-i Temsiliye isimli bir "işgal karşıtı" örgüt ortaya çıkar.Bu örgüt etrafında şekillenen direniş hareketine üye olan birçok kişi,Ermenilerin sürgün edilmesi sürecine dâhil olmuş ve Ermenilerden kalan birçok gayrimenkul mal ve mülke sahip olmuş Antep'in tanınmış yerel elitleridir.Fakat İngilizler,mülklerin iade sürecini ağırdan alınca,İngilizlere karşı örgütlü ve silâhlı bir direniş olmaz.Hattâ Anteplilerin İngilizlerin işgalinden memnun oldukları bile söylenebilir.
Antepliler için esas işgal Kasım 1919'da başlar,çünkü İngiliz işgal kuvvetlerinin yerini alan Fransız askerî kuvvetlerinin arasında Ermenilerden müteşekkil bir tabur asker vardır.Ermenilerin şehre ayak basmasıyla birlikte Ermeniler ve Müslümanlar arasında gerilim tırmanmaya başlar;zira işgal güçleri Antepliler için artık Ermenilerdir.Ayrıca İngilizlerin ağırdan aldığı mülklerin iadesi işini Fransız işgal kuvvetleri hızlandırır.Ermenilerin şehre gelişiyle,örgütlü bir grup ve bu gruba destek olan yerel eşraf Ermenilerin sürgünü sırasında elde ettikleri mülklerin ve servetin bu şekilde ellerinden gideceğini elbette ki anlamıştır.Bu sebeple,Anadolu'da başgösteren millîci kuvvetlere maddi ve lojistik destek vermeye ve Antep'te silâhlı ve örgütlü bir direnişe karar verirler.Hâlbuki sözkonusu yerel eşraf,o ana kadar millîci kuvvetlere desteğini esirgemiş ve hattâ İngiliz işgalinden memnun bir tavır sergilemiştir.Dolayısıyla resmî tarihyazımının Antep-Fransız Harbi olarak anlattığı ve Antep'e "Gazi" unvânı veren bir kahramanlık destanı olarak sunulan savaşın özü,aslında Ermenilerin bir daha buraya dönmesini imkânsız kılmak,şehirdeki Ermeni varlığını ortadan kaldırmak saikiyle verilen bir "mücadele"dir.
Antep'te Ermenilerin sürgünü ve imhasına aktif olarak katılan isimlerin birçoğu önde gelen yerel eşrafa mensup kişilerdir.Bu kişilere ilâve olarak,diğer askerî ve sivil memur/bürokrat kadrosu ve son olarak sivil halk bu eylemlerde fail olarak yer alır.Yani faillerin çoğu üst sınıflardan isimlerdir.Cumhuriyet'le birlikte bu kişiler ya bu konumlarını korur ya da daha da yükselirler.Örneğin daha önce de ismini zikrettiğimiz Ali Cenani,1915-1921 arası bütün süreçlerde yer alırken,"Millî Mücadele" dönemi başladığında ve Büyük Millet Meclisi kurulduğunda mebus olur.Cumhuriyet kurulduktan sonra da Mustafa Kemal'e oldukça yakın biri olarak Meclis'teki yerini korur ve 1924'teki hükümetin ticâret bakanı olur.Hâlbuki biliyoruz ki,kendisi aynı zamanda Malta sürgünlerindendir.
Aynı şekilde taltif edilen isimlerden bir diğeri de Mehmed Yasin Sani Kutluğ'dur.Yasin Bey,Antep Ermenilerinin sürgünü döneminde konvoyların başındaki kişidir.Görevi,Antepli Ermenilerden müteşekkil sürgün konvoylarını Akçakoyun Tren İstasyonu'na kadar güvenli bir şekilde getirmektir.Ancak kendisi,yol boyunca Ermenilerin maruz kaldığı bütün katliam,talan,hırsızlık,cinayet ve tecavüz eylemlerine seyirci kalır.(14) Soykırım'da Antep'ten ailesiyle birlikte sürgün edilen ve iki yıllık sürgün hayatını günlüğüne not eden Krikor Boğaryan günlüğünde Yasin Bey'den hassaten bahseder.Onun elindeki kırbacıyla sürgünleri nasıl dövdüğünü,Akçakoyun İstasyonu'ndan tren vagonlarına yerleştirilen Ermenilerin eşyalarını nasıl ele geçirdiğini anlatır.İşte Yasin Bey,1921'de Büyük Millet Meclisi'nde Antep mebusu olarak yer almıştır.Yine Cumhuriyet kurulduktan sonra da Meclis'te ilk dönemde Antep mebusu olarak bulunmuş ve ayrıca Elcezire İstiklâl Mahkemesi üyeliği de yapmıştır.(15)
Ermenilerin 1921-1922'de Antep'i tamamen terketmesiyle birlikte,onlardan kalan evler,tarlalar,arsalar ve diğer gayrimenkul mülkler çok cüzi miktarlarla satılır.Daha doğrusu bu mülkler,şehirdeki Ermenilere ve Fransızlara karşı verilen mücadelede yararlılık gösterenlere,semt kumandanlarına ve harbe iştirak edenlere verilir.Hattâ bu harbe katılıp,savaşan,mücadele eden ve kendini bu anlamda gerçekten "Antepli" olarak gören bazı yerel unsurlar ile harbin başında Antep'i terkeden ve hiçbir yararlılık göstermeyip,Ermeniler ve Fransızlar şehri boşalttıktan sonra gelip Ermenilerden kalan mal ve mülklere konan diğer eşraf arasında çatışmalar ortaya çıkar.Açık bir mal-mülk kavgası yaşanır.Yani neredeyse 1919-1921 arasındaki bütün bir yerel Antep tarihini bu minvalde okumak mümkündür.
Resmî Türk tarih anlatısının mikro ölçekte somutlaştığı yerlerden biri de Antep'tir.Ayntap'tan Aintab'a,Aintab'tan Antep'e ve en son hâliyle ise resmî Türk tarihyazımının uygun gördüğü biçimde Gaziantep'e evrilen bir şehrin hikâyesinden bahsediyoruz.Anteplilik kimliği oluşturulurken ve Antep Gaziantep'e dönüştürülürken aynı zamanda Antep'e bir Türk ve Sünni şehri olma vasfı da kazandırılmıştır.Aslında bu bir kimlik yaratım ve inşa sürecidir.Bu inşa sürecinden hem şehrin bizatihi kendisi hem bu şehrin maddî ve manevî çehresini oluşturan tarihsel aktörler de etkilenmiştir.
Esas itibariyle ulusal tarih veya resmî tarih anlatısı kendi tarihini "oluştururken" unutulması ve unutturulması gereken bazı olayları rafa kaldırır,yeni aktörler yaratır ve yeni bir rejim için,yeni bir toplum tasavvuru yaratmak adına bazı kişileri ise unutturur,önemsizleştirir.Ulusal düzeyde inşa edilen bu anlatının yerel düzlemde de tezahürleri ve alıcıları mevcuttur.Türk ulusal tarihyazımı da aynı zamanda bir kimlik inşa sürecidir ve bu süreçler atbaşı gitmiştir.Yaratılan bu kimliği tanımlayan iki mümeyyiz vasıf vardır.Bunlardan biri Türk olmak yani Türklük,diğeri ise Sünni bir İslâm inancı yani Sünni Müslüman bir topluluğa mensubiyettir.Bu tarih ve kimlik inşası yerelde de karşılığını bulmuştur.İşte Antep'in tarihi de esasında yukarıda bahsi geçen büyük tarih anlatısına ve bu anlatının inşa ettiği kimliğe bağlı olarak bizatihi bu kimliğin yaratıcıları ve kimliğe mensup yerel "literati" tarafından kaleme alınmıştır.
Bu literati'ye göre Aintab,"...gerek ekonomik,gerekse etnik yapısı bakımından tipik bir 'Türk' kenti idi...Türk gelenek ve töresini bozmadan yenilemiş ve Arap etkisinde kalmadan azınlıkları da kültürel açıdan baskı altında tutmuştur."(16) Ancak bu anlatıda eksik olan son derece önemli toplumsal aktörler vardır.Sözkonusu aktörler uzun bir tarihsel zaman diliminde Antep'in tarihsel dokusuna,rengine ve iklimine önemli katkılar sağlamış;şehrin aslında kimliksel zenginliğinin bir zamanlar sembolü olmuş ve bu şehrin politik,ekonomik,dinsel ve sosyo-kültürel altyapısı başta olmak üzere bütün tarihsel katmanlarının teşkilinde başat ve ilerici bir rolde olmuştur.
İşte bu aktörlerden biri ve belki de en önemlisi Antep'in Ermenileridir.Bahsi geçen yerel literati'nin mikro ölçekte yazdığı "resmî Antep tarihi yazımında" Antep Ermenileri "hain","düşman" ve "zararlı unsur" olarak tasvir edilmiştir.(17) Bu tarihyazımına göre "hain" Ermeniler önce İngilizler ve daha sonra Fransızlarla işbirliği yapmış ve Anteplileri "sırtından bıçaklamış"tır.
1 Nisan 1920'de başlayıp,Fransızların Antep'i Aralık 1921 itibariyle boşaltmasıyla sona eren Antep Harbi'ne dair Türkçe yazılmış mebzul miktarda kaynak bulunmaktadır.Üstelik şehrin bu döneme ilişkin tarihini bizatihi bu döneme şahitlik edenler ve Antep Harbi'ne iştirak edenler yazmıştır.Harb'in nasıl başladığı,geliştiği ve nihayete erdiği bütün tafsilatıyla bu kaynaklarda anlatılmıştır.Ancak,burada eksik olan "karşı taraf","düşman ve ihanet eden taraf" olarak tasvir edilen Ermeni anlatısıdır.Bu anlatıların başlıcaları Kevork Barsumyan'a ait "Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922 [History of the Aintab Armenian Revolutionary Federation 1898-1922]";(18) A. Gesar imzalı "Aintabi Koyamardı [Aintab Self-Defense]"(19) ve Nerses Babayan'ın Ermenice kaleme aldığı ve oğlu Yervant Babayan tarafından İngilizceye tercüme edilen "Pages from my diary:Archpriest Der Nerses Babayan"(20) başlıklı çalışmalardır.
Tıpkı,Ali Nadir Ünler'in "Antep Savunması" ve Lohanizade Mustafa Nureddin'in,"Gazi Antep Savunması" kitaplarında olduğu gibi bu üç anlatıda da Antep harbinin bütün veçheleri ele alınmış,1 Nisan 1920 ve Aralık 1921 itibariyle vuku bulan bütün olaylar etraflıca kaydedilmiştir.Zira her üç yazar da bahsi geçen her iki yazar gibi bu harpte aktif olarak yer almış ve Ermenilerin savunma hattında önemli görevler üstlenmiştir.
Bu tarihsel tanıklıklar ve anlatılar bize "farklı" ve "alternatif" bir perspektif sunmaktadır.Daha da önemlisi "mağdur"un dilinden ve sesinden Antep Harbi'ni aksettirmektedir.Pek tabii bu aktarımların tam anlamıyla "sahih" olduğu iddiasında değiliz.İlâveten,bilhassa Gesar'ın Ermenilerin Antep savunmasını anlatırken kullandığı dilin ve zihin dünyasının bir hayli milliyetçi olduğunu da söylemek mümkündür.Ancak bu durum eserin tarihsel önemine ve değerine hâlel getirmez.
Buradaki kilit nokta aynı tarihte,aynı coğrafyada aynı faillerin yer aldığı,aynı olayların nasıl "anlatıldığı" ve "aktarıldığı"dır.Şimdiye kadar Antep Harbi'ne ilişkin anlatılanlar ve aktarılanlar oldukça milliyetçi bir yelpazede kalmış,olaylar milliyetçi ve hamasi bir dil üzerinden "kurgulanmış" ve epik bir "Antepli Türklerin onurlu ve haklı mücadelesi" söyleminden öteye gidememiştir.Bu diskuru yapıbozuma uğratmak ve hikâyenin diğer tarafını da hakkıyla ortaya koymak ve eleştirel bir okumaya tabi tutmak tarihçiliğin olmazsa olmazıdır...
***
"Defolun(21)
Son zamanlarda bütün gazetelerde Küçük Asya ve Trakya'da yapılan vahşetler hakkında genişçe makaleler yazıldı.Her Türk ve inançlı (Müslüman) bu gaddarlıkların Yunanistan'da bizim inançlı kardeşlerimize yapıldığını anladığında,onun yüreği Rumlara ve Ermenilere karşı nefretle dolar.Bir Türk'ün,bir Müslüman'ın bu iki nankör milletin yüzünü görmek ve onlarla birlikte yaşamak istemesi mümkün değil.
Bunlar,Büyük Fatih'in adâletiyle ve lütuflarıyla,saygıdeğer şeyhülislam ve dini bütün sultan gibi yüzlerce Osmanlı sultanlarının âlicenaplığını ve takdirini hak etmişlerdi;fakat bu onların faaliyetlerini durdurmaya yeterli olmadı,bizim en büyük talihsizliğimiz,bizim kişisel ve manevî güzelliklerimizi yok etmeleri oldu.
Buradaki kilit nokta aynı tarihte,aynı coğrafyada aynı faillerin yer aldığı,aynı olayların nasıl "anlatıldığı" ve "aktarıldığı"dır.Şimdiye kadar Antep Harbi'ne ilişkin anlatılanlar ve aktarılanlar oldukça milliyetçi bir yelpazede kalmış,olaylar milliyetçi ve hamasi bir dil üzerinden "kurgulanmış" ve epik bir "Antepli Türklerin onurlu ve haklı mücadelesi" söyleminden öteye gidememiştir.Bu diskuru yapıbozuma uğratmak ve hikâyenin diğer tarafını da hakkıyla ortaya koymak ve eleştirel bir okumaya tabi tutmak tarihçiliğin olmazsa olmazıdır...
***
"Defolun(21)
Son zamanlarda bütün gazetelerde Küçük Asya ve Trakya'da yapılan vahşetler hakkında genişçe makaleler yazıldı.Her Türk ve inançlı (Müslüman) bu gaddarlıkların Yunanistan'da bizim inançlı kardeşlerimize yapıldığını anladığında,onun yüreği Rumlara ve Ermenilere karşı nefretle dolar.Bir Türk'ün,bir Müslüman'ın bu iki nankör milletin yüzünü görmek ve onlarla birlikte yaşamak istemesi mümkün değil.
Bunlar,Büyük Fatih'in adâletiyle ve lütuflarıyla,saygıdeğer şeyhülislam ve dini bütün sultan gibi yüzlerce Osmanlı sultanlarının âlicenaplığını ve takdirini hak etmişlerdi;fakat bu onların faaliyetlerini durdurmaya yeterli olmadı,bizim en büyük talihsizliğimiz,bizim kişisel ve manevî güzelliklerimizi yok etmeleri oldu.
Geçen yıllar ve uzak diyarlar hakkında konuşmayacağım.İşte Antep ve Gazi Antepliler.
Biz milletimizin bağımsızlık meselesini halletmek için şanlı mücadelemize hazırlandığımız sırada,Ermeni komşularımız -burada özellikle ifade etmek isterim- birtakım örgütlerle çeşit çeşit entrikalar tezgâhladılar.Şehirde bomba atanlar ve on,onbeş gün bütün cephelerinde,kendi yerlerinde göstermiş oldukları faaliyetler gibi.
Halep'ten,Küçük Asya'nın (Anadolu'nun) çeşitli yerlerinden kaşık satmak,at kesmek,saraçlık yapmak,kürkçülük yapmak için memleketimize gelen ve Türk'ün ekmeğiyle ve âlicenaplığıyla gelişen,Türk'ün parasıyla zenginleşen,görkemli binalara,büyük hanlara,dükkânlara,bağlara ve bahçelere sahip oldular...
Kendileri şehrin en çok kazanan kesimleri olmalarına,her türlü ticâretin büyük bölümünün kendilerinde olması,bütün zanaatkârların kendilerinden olmasına,eğitim kurumlarına,nihayetinde her şeye sahip olmalarına rağmen Türk yurdu üzerinde Türk'e düşmanlık yapmadan bir an bile durmadılar.
Küçük Asya'nın diğer yerlerinde mukim Rumların ve Ermenilerin farklı koşullar altında yaşaması mümkün mü?
Buna karşın Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Adana bölgesinde,demiryolu boyunca imha edilmedik bir pislik kalmadı.
Buna karşın Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Adana bölgesinde,demiryolu boyunca imha edilmedik bir pislik kalmadı.
Yunan ordusuna gönüllü yazılarak bizim askerimize karşı taarruz edemeyen bu bölgenin Ermenileriydi.
İzmir'i yakan Ermeniler değil miydi?Sonunda Adana'yı yakanlar kimlerdi?Silâhları,bombaları,askerî malzemeleri ne için hazırlamışlardı?Bu adamlar ne yapmak istiyorlardı?-Sorun Avrupa'ya- gün boyu 'azınlıkların hakları' sloganını atanlara.
Şimdiye kadar hangi Türk,hangi Müslüman kendi vatanında adil ve eşit haklara sahip oldu Türkiye'de bulunan Ermenilerin sahip olduğu kadar?Onlar değil miydi Hindistan'dan inançlı kardeşlerimizi kurbanlık koyun gibi toplayan ve kutsal vatanı yok etmek,kendi kardeşlerini kendi elleriyle öldürmek için bizim karşımıza getirenler.
Haydi,Ermenilere soralım.Genel Savaş'a kadar bir Ermeni'nin silâhı alındı mı?Hangi Ermeni savaşa gönderildi?
Ve Türk'ün bahtsız çocuğu annesinin kucağından mezara kadar omzunda silâh kendi vatanını korudu,namusunu ve varlığını korumak için kendisini feda etti.
Onlar memleketin içinde geliştiler,tüccarlık yaptılar,zengin oldular;ama fedakâr Türk çocuğu ailesinden,mutluluğundan ve her türlü rahatından vazgeçti,anavatanının bir sınırından diğer sınırına devamlı severek koştu.
Genel Savaş'ta Kafkasya ve Gazze cephelerindeydi.Düşman toplarının yeterli olmadığını gördükten sonra yine o Ermeniler kendi silâhlarıyla bizi iki ateş arasında bıraktı.Ve eline fırsat geçtiği anda yüzde 90'ı düşman tarafına geçmedi mi?Rus kuvvetleriyle birlikte neler yapmadılar!
Bir kez daha soruyorum azınlıkların haklarını konuşan bir Avrupalıya:Dün ve bugün Girit'te ve Mısır'da katledilen,öldürülen,tutuklanan bizim imanlı gençlerimizi düşünüyor mu?Niçin Trakya'da köylerin yakılmasının,çocukların kırılmasının,yaşlıların süngülenmesinin engellenmesine gayret göstermiyorlar?Niçin oraya,Millî Taşnaktsutyun olarak anılan Haçlı ordusunun üzerine asker göndermiyorlar?
O yaldızlı konuşmalara inanan bir Türk'ün bulunduğunu asla düşünmüyorum.Türk kendi bağımsızlığını kendi kanıyla,kendi birliğiyle ve kendisinin emsalsiz kararlığıyla korudu.Türk ölmeyecek!Sadece,Türk'ün kendi düşmanını bilmesi gereklidir.Bir daha asla,beslediğimiz kargaların gözlerimizi oyacağı kadar rehaveti onlara göstermeyiz.
O yaldızlı konuşmalara inanan bir Türk'ün bulunduğunu asla düşünmüyorum.Türk kendi bağımsızlığını kendi kanıyla,kendi birliğiyle ve kendisinin emsalsiz kararlığıyla korudu.Türk ölmeyecek!Sadece,Türk'ün kendi düşmanını bilmesi gereklidir.Bir daha asla,beslediğimiz kargaların gözlerimizi oyacağı kadar rehaveti onlara göstermeyiz.
Onlar,Rumlar ve Ermeniler için bu vatan hiçbir zaman nimet olmadı.Onların sahipleri kendilerine kucak açtı.Amerika milyonlarcasını korudu,onlara boş kalan verimli topraklar sundu.Onlar azınlıkları sever;haydi onların kucağına,haydi biraz da onları deneyin.
İçişleri Bakanı Ferid Bey'in son açıklaması,büyük bir hakkaniyetle,büyük bir dürüstlükle ve aynı zamanda iyi düşünülüp taşınılmış bir önergeydi.Kesinlikle mübadelenin yapılması gerekmektedir,aynı zamanda azınlıklar meselesi Büyük Millet Meclisi'nin görevidir.Haydi,Doğu'yu rahat bırakın.
Tekrarlıyorum.Biz Ermenilerle birlikte yaşamak istemiyoruz.Haydi onları da biraz rahatsız edelim.Başsız minarelerimizden,kolsuz,ayaksız gazilerimizden utanalım.Haydi,onları Avrupa'nın merhametten yoksun gözlerine sokalım;bizden şefkat bekliyorlar.
Biz gençlerimizi istiyoruz,onların vatanı ele geçirmelerini istiyoruz.Biz onlarla birlikte yaşıyoruz.Türk yurdunun temiz havasını Türk ve inançlı ciğerler solumalı.
Abdestsiz ayak Türk'ün anavatanının toprağına ayak basmamalı.Türk'ün cennet vatanında sadece ezan sesi yankılanmalı.
Onlar Avrupa'da,Amerika'da kendi çanlarıyla,kiliseleriyle,haçlarıyla özgür ve rahat yaşasınlar,gelişerek,büyüyerek;lâkin sadece bizden uzak olsunlar..."
***
Not:Bu makalenin yazım sürecindeki emeği ve katkılarından dolayı Murad Uçaner'e teşekkür borçluyum.(Ü.K.)
1-BNu (Bibliotek Nubar)/Fonds A. Andonian,P.J. 1/3,file 4,Aintab,"The Deportation of Armenians in Aintab",s.7;Krikor Boğaryan,Orakrutyun darakiri gyanki [Sürgün Hayatımın Günlüğü],Tseghasban Turke.Vgayutyunner kaghadz hrashkov prgvadzneru zruytsneren [Soykırımcı Türk:Mucize eseri hayatta kalan Ermenilerin anlatılarından müteşekkil olan tanıklıklar] (Beyrut:Shirag,1973),s.122;126-129;Elie H. Nazarian (der.),Badmakirk Nazarian Kertasdani (1475-1988) [Nazarian Ailesi'nin Tarihi,1475-1988] (Beyrut:Zartonk,1988),s.184;Kersam Aharonyan,Hushamadian Medz Yegherni [Büyük Suç'un Hatıratı] (Beyrut:Atlas,1965),s.46;Kevork Barsumyan,Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922 [Antep Ermeni Devrimci Federasyonu'nun Tarihi 1898-1922] (Halep:Tigris,1957),s.204;Sebouh Aguni,Milion mı Hayeru Çarti Badmutyunı [Bir Milyon Ermeninin Katledilmesinin Tarihi] (Constantinople:H. Asaduryan Vortik,1920),s.311;M. Arzumyan,Hayasdan,1914-1917 [Ermenistan,1914-1917] (Yerevan:Hayasdan,1969),s.438.
***
Not:Bu makalenin yazım sürecindeki emeği ve katkılarından dolayı Murad Uçaner'e teşekkür borçluyum.(Ü.K.)
1-BNu (Bibliotek Nubar)/Fonds A. Andonian,P.J. 1/3,file 4,Aintab,"The Deportation of Armenians in Aintab",s.7;Krikor Boğaryan,Orakrutyun darakiri gyanki [Sürgün Hayatımın Günlüğü],Tseghasban Turke.Vgayutyunner kaghadz hrashkov prgvadzneru zruytsneren [Soykırımcı Türk:Mucize eseri hayatta kalan Ermenilerin anlatılarından müteşekkil olan tanıklıklar] (Beyrut:Shirag,1973),s.122;126-129;Elie H. Nazarian (der.),Badmakirk Nazarian Kertasdani (1475-1988) [Nazarian Ailesi'nin Tarihi,1475-1988] (Beyrut:Zartonk,1988),s.184;Kersam Aharonyan,Hushamadian Medz Yegherni [Büyük Suç'un Hatıratı] (Beyrut:Atlas,1965),s.46;Kevork Barsumyan,Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922 [Antep Ermeni Devrimci Federasyonu'nun Tarihi 1898-1922] (Halep:Tigris,1957),s.204;Sebouh Aguni,Milion mı Hayeru Çarti Badmutyunı [Bir Milyon Ermeninin Katledilmesinin Tarihi] (Constantinople:H. Asaduryan Vortik,1920),s.311;M. Arzumyan,Hayasdan,1914-1917 [Ermenistan,1914-1917] (Yerevan:Hayasdan,1969),s.438.
2-BNu/Fonds A. Andonian,P.J. 1/3,file 4,Aintab,"The deportation of Armenians in Aintab",s.5.
3-Aguni,Milion mı Hayeru Çarti Badmutyunı,s.310.
4-BNu/Fonds A. Andonian,P.J. 1/3,file 4,Aintab,"The deportation of Armenians in Aintab",s.3.
5-A.g.e.,s.4.
6-Vahe N. Güleseryan,"Dasn yev meg yegheragan dariner Ayntabi mech,1908-1919" [Antep'te 11 Zalim Yıl 1908-1919],Badmutyun Aintabi Hayots [Antep Ermenilerinin Tarihi ],c. 1 (Los Angeles:California,1953),s.1022;Boğaryan,Orakrutyun darakiri gyankis s.123;Nerses Tavukçuyan,Darabanki Orakrutyun [Bedbaht Günlerimin Günlüğü] (Beyrut:High Type Compugraph-Technopresse,1991),s.70-72;BNu/Fonds A. Andonian,P.J. 1/3,file 4,Aintab,"The deportation of Armenians in Aintab",s.7;Huşamadyan Avedis Kalemkeryani [Avedis Kalemkeryan'ın Hatıratı],Vahe N. Güleseryan (der.) (Beyrut:Dıbaran Der Sahagyan,1965),s.56;Barsumyan,Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922,s.49;Sarkis Balabanyan,Gyankis Dak u Bağ Orerı:Ayntab,Kesap,Halep [Hayatımın Sıcak ve Soğuk Günleri:Antep,Kesap,Halep] (Halep:Shirag,1983),s.58.
7-Güleseryan,"Dasn yev meg yegheragan dariner Ayntabi mech,1908-1919",s.1035;Balabanyan,Gyankis Dak u Bağ Orerı:Ayntab,Kesap,Halep,s.73;Hay Aintab,c. 7,Sayı 21,No 1,Ocak 1966,s.35.
8-BNu/Fonds A. Andonian,P.J. 1/3,file 4,Aintab,"The Deportation of Armenians in Aintabi",s.10.
9-Barsumyan,Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922,s.51.
10-"Antep Savunması",Gaziantep Kültür Dergisi 10/109 (10 Ocak 1967):4;Badmutyun Aintabi Hayots,c. 2,s.45;Yeghia H. Dolbakian,Ayntabn u Ayntabahayı [Antep ve Antep Ermenileri],(Yerevan,1992;Halep,1994),s.40;Colonel Abadi,Türk Verdün'ü Gaziantep:Antep'in Dört Muhasarası
(Gaziantep,1999),s.26;Ünler,"Antep Savunması",Gaziantep Kültür Dergisi 1/1 (10 Kasım 1957):10;Ahmet Hulki Saral,Türk İstiklâl Harbi,c. 4,Güney Cephesi (Ankara 1966),s.50;Eyüp Sabri (Akgöl),Esaret Hatıraları (Bir Esirin Hatıraları,Gaziantep'te İngiliz Tecavüzünün Başlangıcı ve Türk Üserasına Zulüm ve İşkenceler),der. Nejat Sefercioğlu (İstanbul:Tercüman,1978),s.13;Stanley E. Kerr,The Lions of Marash:Personal Experience with American Near East Relief,1919-1922 (Albany:State University of Albany of New York Press,1973),s.35;Ali Fuat Türkgeldi,Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi (Ankara:Güney Matbaacılık ve Gazetecilik,1948),s.67;Zeki Sarıhan,Kurtuluş Savaşı Günlüğü,c. 1 (Ankara:Öğretmen Dünyası,1982),s.79.
11-Badmutyun Aintabi Hayots,c. 1,s.1074;Eyüp Sabri (Akgöl),Bir Esirin Hatıraları,s.24-25.
12-Eyüp Sabri (Akgöl),Bir Esirin Hatıraları,s.45.
13-İlgili mevzuatın detaylı bir analizi için bkz.Taner Akçam ve Ümit Kurt,Kanunların Ruhu:Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın İzini Sürmek (İstanbul:İletişim Yayınları,2012.)
14-Boğaryan,Orakrutyun Darakiri Gyankis,s.128.
15-Yasin Kutluğ,"İstiklâl Savaşı'ndan Hatıralar",Gaziantep Halkevi Mecmuası 25,s.12;Başpınar Aylık Edebiyat ve Kültür Mecmuası 16-17 (Temmuz 1940):11;25,28,30,31 (Mart,Haziran,Temmuz-Ağustos 1941):7,8,13;Elcezire İstiklâl Mahkemeleri: Kararlar ve Mahkeme Zabıtları,c. 3 (TBMM Basım-Yayım:Ankara,2015.)
16-Uğurol Barlas,Gaziantep Tıp Tarihi ve Kültür Tarihi Araştırmaları (İstanbul:Hilmi Barlas Eğitim Vakfı,2004),s.12.
17-Ali Nadi Ünler,Gaziantep Savunması (İstanbul:Kardeş Matbaacılık 1969);Hulusi Yetkin,Gaziantep için söylenenler (Gaziantep:Yeni Matbaa,1969);Mithat Enç,Uzun Çarşının Uluları (İstanbul:Ötüken,2005);Enç,Selamlık Sohbetleri (İstanbul:Ötüken,2007);M. Oğuz Göğüş,İlk İnsanlardan Bugüne Çeşitli Yönleriyle Gaziantep (Ankara:Cihan Ofset,1997);Şakir Sabri Yener,Gaziantep'in Yakın Tarihinden Notlar ve Hatıralar (Gaziantep:Gaziyurt Matbaası,1958);Lohanizade Mustafa Nureddin,Gazi Antep Savunması (İstanbul:Kastaş Yayınları,1989);Hulusi Yetkin&Mehmet Solmaz,Gaziantep Savunmasında Şehit Şahin'in Yeri (Gaziantep:Gaziantep Kültür Derneği,1963);Sahir Üzel,Gaziantep Savaşı'nın İç Yüzü (Kayseri:Sümer Matbaası,1949.)
18-Bu kitabın Türkçe tercümesini 2016 yılında bitirdik.İlgili kitap Tarih Vakfı Yayınları tarafından yayımlanma aşamasındadır.
19-Bu kitabın Türkçe tercümesi için bkz. A. Gesar,Antep'in Varoluş Mücadelesi,(çev.) Ümit Kurt ve Murad Uçaner (İstanbul:Belge Yayınları,2016.)
20-Bu kitabın tercümesi Ümit Kurt tarafından yapılmıştır.Kurt'un hacimli önsözüyle birlikte kitap Tarih Vakfı Yayınları tarafından yayına hazırlanmaktadır.
21-Bu yazı Gazi Antep isimli gazetede 1921'de yayımlanmıştır.Orijinalini buladığımız metni Barsumyan kitabına koymuştur.Yazının Ermenice'den Türkçe'ye tercümesindeki önemli katkılarında dolayı Murad Uçaner'e teşekkür borçluyum.Barsumyan,Badmutyun Aintabi H. H. Dashnaksutiun 1898-1922,s.337-339.
*Dr.Ümit Kurt,Antep'in gayri resmî tarihi,Toplumsal Tarih,Sayı:284,Ağustos 2017,s.50-57.
*Dr.Ümit Kurt,Antep'in gayri resmî tarihi,Toplumsal Tarih,Sayı:284,Ağustos 2017,s.50-57.