15 Aralık 2020 Salı

Enver ile Kemal'i niye tartışmıyoruz?/Prof.Dr.Taner Akçam*

Enver Paşa,Osmanlı Devleti'nin son dönemine damgasını vuran İt­tihat ve Terakki Partisi liderlerinden,1914 -1918 arasında ülkeyi yöneten paşalardan biriydi."Üç Pa­şalar iktidan" Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'yi Almanya'nın yanında sa­vaşa soktu.1914 Aralık ayında Pantürkist emellerle başlattıkları Sankamış Harekâtı büyük bir boz­gunla sonuçlandı.Savaş yenilgiyle sonuçlanınca Enver Paşa,öteki İttihatçılarla birlikte bir Alman gemisi­ne binerek ülkeyi terketti.İstan­bul'da Divân-ı Harb'e verilen En­ver Paşa,Berlin üzerinden Sovyet Rusya'ya gitti.Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa'nın kurduğu yeni rejimi Sovyet yardımıyla devirme tasarısını Moskova desteklemedi.Enver Paşa,bunun üzerine,1921'de Ber­lin'de İslâm İhtilâl Cemiyetleri İtti­hadı Kongresi'ni,sonra Bakû'de II. İslâm Konferansı'nı topladı.1922 sonunda Türkistan'a geçti ve Sov­yet yönetimine karşı bağımsızlık savaşı başlattı.Aynı yıl,Kızıl Ordu ile savaşırken öldü.Enver Paşa'nın naaşı,ölümünden 74 yıl sonra bu ay başında [Ağustos 1996] Türkiye'ye getirildi."Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu" (1992) ve "Türkiye'yi Yeniden Dü­şünmek" (1995) gibi kitapların ya­zarı olan Dr.Taner Akçam,Enver Paşa'nın naaşının Türkiye'de karşılanışını yorumluyor.

Ulusu kan ve din bağıyla değil,yurttaşlık bağıyla tanımlamak arzusu Cumhuriyet'i,İttihat ve Terakki'nin Panislâmist,Panturanist politikalanndan ayıran noktaydı.

Önde devlet ricâli,arkasında önemli bir halk topluluğu,Enver Paşa'nın naaşı arkasından yürünüyor.Kalabalık,"Enver Paşa'nın davâsının","Turan'ın,tüm Türklerin siyâsî birliği davâsının" izinden gideceğini hay­kırıyor.

DYP İstanbul İl Örgütü benzeri bir pankart taşıyor.Devlet bu sloganların önünde yürüyor.Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada,Enver'i övüyor.Medyaya yaptıkları açıklamalarda devletin bakanla­rı,Enver Paşa'nın özellikle Or­ta Asya'daki mücadelesinden saygıyla bahsediyorlar.

Basındaki yazılarda "Hoşgeldin Paşa!" havası egemen.Enver'in "Panturanist,Panislâmist" amaçları konusunda,bu amaçlarla Cumhuriyet fikri arasındaki son derece hayatî fark,Cumhuriyet'in bu fark üzerine oturduğuna dair tek bir yazı yok.

Tarihle barışmak mı?

"Panturanizm,Panislâ­mizm" kelimelerine rastlamı­yoruz bile.Enver'in,"macera­cı" olduğunu söyleyenler var.Maceracılık,Enver'in amacına yönelik bir eleştiri değil.Söyle­nenlerden,rahatlıkla,"İdeali doğruydu,ama zamanlaması ve seçtiği araç yanlıştı" gibi bir sonuç da çıkabiliyor.

Üstelik bunlar,"tarihle ba­rışmak" adına yapılıyor.Oysa tarihle barışmak,tarihe tavır almak;tarih üzerine konuş­mak,tartışmak demek.Bizde ikincisi olmadı,olmuyor.

Yapılanlar ve söylenenlerden tarihe tavır almak konusunda,çıkarttığımız şu oldu:Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Türk siyâsî eliti,Enver'i yurt­sever sayıyor ve Orta Asya'da­ki mücadelesi önünde saygıyla eğiliyor.Cumhuriyet ile "Pan­turanizm ve Panislâmizm" arasındaki temel fark,bu tavır alışta hiç yer tutmuyor.Yani Türk siyâsal elitinin tarihe tavır alı­şı,Cumhuriyet ile Osmanlı'nın arasın­daki farkı anlama­mak,Cumhuriyet felsefesini içine sindirmemiş olmak ve Osmanlı'ya öz­lem duymak biçi­minde tezâhür edi­yor.

Adriyatik'ten Asya'ya

Sovyetlerin yıkılması ile birlikte,bölgemizde Birinci Ci­han Harbi çıkışma benzer ko­şullar egemen oldu.Komşula­rımızla tarihimiz beyaz bir sayfa de­ğildir.Bu­gün söyle­nen her söz,atılan her adım,komşuları­mızın kolektif hafı­zalarında tarihi çağ­rıştırmak­ta.

Ben,bugüne kadar,Cumhu­riyet yöneticilerinin Pancılığı hatırlatan sözlerini daha çok,düşüncesizce,iş olsun diye söylenmiş sözler olarak kabul ettim.Oysa şimdi anlaşılıyor ki,"Adriyatik'ten Orta As­ya'ya Türk yurdu" sözleri iş olsun diye söylenmemiş.Bu sözlerin ardında belki bir siyâ­sî felsefe yatıyor.Bu Cumhuriyet'in karşıtı,yurttaşlık esası­na dayalı modern bir devleti değil;sınırları etnik köken-din kardeşliği esasına göre çi­zilmiş bir "imparatorluk" öz­lemini dile getiriyor.

Bu tabloya,Başbakan Nec­meddin Erbakan'ın Ortadoğu ve Uzakdoğu gezisi sırasında verdiği,dış politikanın esasla­rını din kardeşliği eksenine oturtmak isteyen mesajlar da eklenebilir.

"Pan"cı rüyâlar...

Dünya ve bölgemizdeki gelişmeler,Türkiye'nin önüne yeni tarihî şanslar getirdi.Türkiye bu şansları ya,eski "Pan"cı rüyâları gerçekleştirme fırsatı olarak ele alacak ya da Cumhuriyet felsefesine uygun davranarak,içte ve dışta demokratik değerleri esas alan,insanlığın ortak değerlerine sahip çıkan bir yönde.Şu ânda dünyaya ve komşularımıza asıl verdiğimiz mesaj,birincisi.

Ya ne yaptığımızı bilmiyor;yazdıklarımız,çizdiklerimiz,söylediklerimiz üzerine düşün­müyoruz.Ya da yetmiş yıllık Cum­huriyet örtüsü,yapay bir olgu idi ve "aslımıza dönüyoruz".

Ne İttihat ve Terakki'nin politikaları,ne de Mustafa Kemal'in bu ekiple arasındaki çatışmanın içeriği üzerine tar­tışıyoruz.Oysa bu çatışma ta­rihî öneme sahiptir.Çünkü Cumhuriyet,bir anlamda İtti­hat ve Terakki'nin militarist ve yayılmacı politikalarına da bir cevaptı...

*Prof.Dr.Taner Akçam,Enver ile Kemal'i niye tartışmıyoruz?,Milliyet,27 Ağustos 1996,s.20.

Jeremy Corbyn'in sonu Jürgen Möllemann gibi olmasın!/Prof.Dr.Kemal İnat*

İngiltere'de tuhaf şeyler oluyor.

İşçi Partisi,2015-2020 yılları arasında parti başkanlığı yapan Jeremy Corbyn'in üyeliğini askıya aldı.

Gerekçe,Corbyn’in parti başkanlığı yaptığı dönemde Yahudi düşmânlığını (anti-Semitizm) önleme konusunda yeterli adım atmaması.Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu isimli kurumun,İşçi Partisi'nin Yahudi düşmânlığına karşı tavır alma konusunda kusurları olduğu yönündeki tespitinin ardından partinin şu ânki yönetimi Corbyn konusunda böyle bir karar aldı.İşçi Partisi yönetimi,Corbyn hakkında soruşturma açılacağını da açıkladı.

İşçi Partisi'nin lideri olduğu dönemde Corbyn kendisi de sık sık anti-Semitizm suçlamalarına marûz kalmıştı.

Corbyn'in 37 yıl önce milletvekili seçildiği ve beş yıl başkanlık yaptığı İşçi Partisi üyeliğinin askıya alınmasının asıl sebebi ise İsrail saldırganlığı karşısında Filistinlilerin haklarını savunması.İktidara geldiğinde Filistin Devleti'ni tanıyacağını açıklaması bile onun İngiltere'deki Siyonist lobinin hedefi olması için yeterliydi.Filistin topraklarının İsrail tarafından işgâline,Filistinli çocukların hapsedilmesine,Gazze ablukasına ve yasadışı yerleşimlerin sürekli sayısının artmasına karşı çıkması Corbyn'in Birleşik Krallık'taki en önemli iki partiden birinin başından devrilmesi için İsrail lobisine yeterli sebebi veriyordu.

Parti üyeliğinin dondurulması,başkan olduğu dönemde sürekli olarak anti-Semitist olduğu iddialarıyla yıpratılan Corbyn'in parti başkanlığından ayrıldıktan sonra da peşinin bırakılmayacağını gösteriyor.Bu şekilde Batı'daki bütün siyâsetçilere verilmek istenen mesaj açık:Üst düzeyde görevler ifâ ettiğiniz dönemde İsrail'in çıkarlarına zarar veren tavırlar içerisinde olursanız,bunun bedelini sadece o makâmları kaybetmekle ödemezsiniz.

Corbyn'in parti başkanlığını kaybettikten sonra parti üyeliğini de kaybetmesi,kendisi gibi İsrail saldırganlığına karşı çıkan bir başka Avrupalı siyâsetçinin yaşadıklarını hatırlattı.

Almanya'nın önemli partilerinden biri olan FDP'nin (Hür Demokrat Parti) eski başkan yardımcısı Jürgen Möllemann'ın başına gelenleri...

Almanya'da Eğitim Bakanlığı,Ekonomi Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunan Möllemann'ın parlak siyâsî kariyeri,2002 yılında İsrail'in Batı Şeria'ya yönelik insanlık-dışı saldırıları nedeniyle Ariel Sharon hükûmetini eleştirmesiyle zor bir döneme giriyor.

Aynı zamanda Almanya'nın Arap dünyasıyla ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla 1966 yılında kurulmuş Alman-Arap Topluluğu (Deutsch-Arabische Gesellschaft) başkanı da olan Möllemann'ın İsrail saldırganlığına yönelik eleştirileri,Almanya'daki Yahudi lobisinin ve özellikle de bu lobinin en önemli kurumu olan Almanya Yahudi Merkez Konseyi Başkan Yardımcısı olan Michel Friedman'ın hedefi hâline gelmesine yol açtı.

Friedman ve İsrail lobisine destek veren çevrelerin saldırılarına marâz kalan Möllemann "Kim Ariel Sharon'u eleştirirse,hemen Almanya'da belirli kişiler tarafından anti-Semitizm köşesine sıkıştırılıyor.Buna şiddetle itiraz ediyorum.Almanya'da bu şekilde köşeye sıkıştırılmadan Sharon'un politikasını eleştirmek mümkün olmalı" sözleriyle kendisini savunmaya çalıştı.

Ama bir Batı ülkesinde "anti-Semitist" damgası yiyen siyâsetçinin artık kurtuluşu zordu.

Bu gelişmelerin ardından Möllemann,önce FDP başkan yardımcılığından istifâ etmeye zorlandı,ardından hakkında soruşturma açıldı ve parti üyeliğinden atıldı.

5 Haziran 2003 tarihinde ise,hakkındaki soruşturmalar nedeniyle savcılığın ve vergi denetmenlerinin evinde inceleme yaptığı gün,paraşütle atlayan Möllemann yere çakılarak hayatını kaybetti.Alman savcılığının incelemesi sonucunda,Möllemann'ın ölümünün intihar ya da kazâ sonucu gerçekleştiği açıklansa da,başarılı FDP'li siyâsetçinin öldürülmüş olduğunu düşünenlerin sayısı az değil...

Tekrar İngiltere'ye dönersek,Corbyn'in dikkatli olması gerek.

Parti başkanlığını kaybetmesi ve muhtemelen bu son adımla siyâsetten tamamen uzaklaştırılacak olması onun İsrail'in çıkarlarına verebileceği zararları ortadan kaldırdığı için bundan sonraki aşamada yeni sorunlar yaşamayabilir belki.Ama bundan sonra Siyonizm'in hedeflerine zarar verecek tavırlarda bulunması muhtemel başka siyâsetçiler için ibret olmasına karar verilirse başına daha büyük sorunlar da gelebilir.

Dünyaya demokrasi dersi veren Batı'da siyâset çarkları böyle dönüyor işte.Hassas meselelere ilgi gösterip elinizi ateşe uzatmadığınız sürece demokrasinin işlediğini zannediyorsunuz...

*Prof.Dr.Kemal İnat,Jeremy Corbyn'in sonu Jürgen Möllemann gibi olmasın!,Türkiye,31 Ekim 2020.

https://m.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-kemal-inat/615992.aspx

Dersim ve tarihle yüzleşmek/Prof.Dr.Taner Akçam*

İnkâr ve kabul edilmeyen her suç,onun potansiyel olarak yeniden işleneceği anlamına gelir.Devlet katliamı kabul etmezse,"ben bunu yeniden yapabilirim," demektedir.Tarihte işlenmiş bir suçu kabul etmezseniz,potansiyel olarak onu yeniden işleyebilirsiniz.Dersim insanının bugün bile hâlâ büyük bir güvensizlik içinde yaşıyor olmasının ana nedeni budur.

15 Kasım 1937 Seyyid Rıza ve diğer Dersim ileri gelenlerinin idâm edilişlerinin tarihi.Onların idâmı,1937/1938 Dersim Katliamı'nın önemli bir simgesi.Bugün,Seyyid Rıza ve diğer idâm edilenlerin mezâr yerleri hâlâ bilinmiyor.Dersim idâmlarından hareketle,Türkiye'de tarihle yüzleşme sorunları üzerine yedi tez ileri sürmek istedim.

Tez bir:Tarihte yaşanmış acı bir olay üzerine konuşmak gerekmez,bir yarayı kaşımanın hem bir anlamı yoktur hem de kimseye faydası olmaz.

Bu tez doğru mu?Gerçekten,konuşacağız da ne olacak?Unutalım ve geleceğe bakalım,diyemez miyiz?Cevap,evet,yaraları kaşımanın manâsı yok elbette diyebiliriz.Ama zaten seksen yıldır bunu demiyor muyuz?O hâlde,şu soruyu sormak lâzım:Seksen yıldır "yaraları kaşımayalım" demek işe yaradı mı?Bence yaramadı.Eğer bir işe yarasaydı,bugün bu toplantıyı yapmamıza gerek kalmazdı.O hâlde soru:Tarih üzerine konuşmak yara kaşımak mıdır?Cevap:Hayır değildir;yara kaşımak,kavga etmektir,konuşmak ise kavga etmek değildir,konuşmak yara sarmak,ders çıkarmaktır.Tarih üzerine konuşmak yara üzerine merhem sürmektir;kapanmayan bir yarayı iyileştirmektir.Konuşmazsanız,iyileşmezsiniz.

Tez iki:Yara nedir?Ve nasıl iyileştirilir?

Cevap:Yara,demokrasi ve insan haklarının yokluğudur.Yara,insana saygının yokluğudur.Yara,acının yasını bile tutamamış olmaktır.Acınızın yasını tutamazsanız,hastalanırsınız.Sadece siz değil,sizinle ilişkide olan herkes hastalanır.Bugün Türkiye'de insana saygı duyan demokratik bir rejimin olmamasının en temel nedenlerinden birisi başta Dersim,Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi yaşanmış acılar üzerine konuşulmuyor olunmasıdır.

Tez üç:Tarih üzerine niye konuşmalıyız?

Dört önemli nedenden dolayı tarihle yüzleşmek şarttır.Birinci neden,eğer tarihinizle yüzleşmezseniz,ülkenize demokrasi getiremezsiniz.Bu ülkede demokrasi yokluğunu Tayyip Erdoğan'da aramak kadar yanlış bir düşünce olamaz.Erdoğan gitse bile demokrasi gelmez.Bu ülkede demokrasi olmamasının en önemli nedeni,başta Dersim,tarihte yaşanmış katliamlar üzerine konuşulmuyor olmasıdır.Kim ki Dersim üzerine konuşmanın üstünü örter,bu ülkede demokrasi istemiyor,demektir.İkinci neden,eğer tarihinizle yüzleşemezseniz,insan haklarına saygı duyan bir rejim kuramazsınız.İnsana ve insan onuruna saygı duymayı öğrenemezsiniz.Her kitlesel katliam bir insan hakkı ihlâlidir,yaşama hakkına bir saldırıdır.Eğer siz geçmişteki insan hakları ihlâllerine tavır almazsanız,bugün insan onuruna saygı duyan bir rejim kuramazsanız.Genel kural şudur:Katliam yapabilmek için,öldürülen grup mensuplarının insan olmadıklarını söylemek,onların insanlık onurunu ayaklar altına almak zorundasınız.Yoksa öldüremezsiniz.Naziler,Yahudileri insan vücudundaki mikrop,bakteri olarak tanımladılar.İttihat ve Terakki Partisi,Ermenileri,Rumları ve Süryanileri vücuttaki hastalıklı tümör olarak tanımladı.Ruanda'da Hutular,Tutsileri hamamböcekleri olarak tanımladılar.Mikrobu,bakteriyi vücuttan temizlemek,tümörü kesip atmak,hamamböceğini ezmek kolaydır.

Kurbânlarınızdan insanlığı aldığınız zaman onları kolay öldürürsünüz.Ama geçmişte öldürdüklerinizin insan olduklarını kabul etmedikçe,onların onurlarına yönelik açık saldırıyı düzeltmedikçe,insan onuruna saygı duyan bir rejim kuramazsınız.Bu nedenle,Seyyid Rıza'nın mezârının bulunması,törelere uygun yeniden gömülmesi,Türkiye'de insan haklarına saygı duyan bir rejim kurmanın ana şartıdır.Tarihle yüzleşmenin üçüncü önemli nedeni,bunun toplumsal barış ve huzur için bir ön şart olmasıdır.

Her büyük katliam,büyük kuşku ve güvensizlik yaratır.Eğer geçmiş cinayetlerle yüzleşmezseniz,toplumun bağrına yerleşmiş bu kuşkuyu ve güvensizliği ortadan kaldıramazsınız.Kuşku ve güvensizliğin olduğu yerde ötekine saygı değil,nefret ve düşmânlık olur.Geçmiş cinayeti işleyenler,bugün imhâ ettikleri insanlardan geride kalanları,hâlâ aynı suçları işlemeye yatkın kişiler olarak görmeye devam ederler.Onlara göre,Ermeni geçmişte vatan haini idi,bugün de vatan hainliğine devam edecektir.Onun için Ermeni'ye karşı nefret duygusu yaymakta bir mahsur yoktur.Dersimli geçmişte eşkiyâ idi,o hâlde bugün de eşkiyâlığına devam edebilirler.Bu nedenle Dersim'in dağlarını bombalamakta,ormanlarını yakmakta bir mahsur yoktur.

Eğer tarih üzerine açık olarak konuşmaz üstünü örterseniz,kurbân edilen grubun mensupları başlarına aynı şeyin tekrar geleceğinden korkarlar.Ve aynı güvensizlik ve korku ile yaşamaya devam ederler.Bu da tarihle yüzleşmenin dördüncü önemli nedenidir.

İnkâr ve kabul edilmeyen her suç,onun potansiyel olarak yeniden işleneceği anlamına gelir.Devlet katliamı kabul etmezse,"ben bunu yeniden yapabilirim," demektedir.Tarihte işlenmiş bir suçu kabul etmezseniz,potansiyel olarak onu yeniden işleyebilirsiniz.Dersim insanının bugün bile hâlâ büyük bir güvensizlik içinde yaşıyor olmasının ana nedeni budur.Dersim insanının huzura ve güvene kavuşabilmesinin yolu,ona karşı işlenmiş suçları kabul etmekten geçer.

O hâlde ne yapmak gerekir?Eğer Türkiye'de demokrasi istiyorsak,insan haklarına saygı duyan bir rejim istiyorsak,toplumsal barış,huzur istiyorsak,ülkedeki kuşku ve güvensizlik ortamını ortadan kaldırmak istiyorsak Dersim üzerine konuşmak zorundayız.Dersim üzerine konuşmadıkça bunların hiçbirisi olmaz.

Tez dört:Dersim Katliamı'nı Cumhuriyet Halk Partisi örgütlemiş ve hayata geçirmiştir;bu cümle bu açıklıkta söylemedikçe bu ülkeye demokrasi ve barış gelmez.Cumhuriyet Halk Partisi'nin Dersim insanına özür borcu vardır.Bu cümle bu açıklıkta söylenmedikçe bu ülkede kuşku ortadan kalkmaz,güven tesis edilemez.Bugün Türkiye'de birçok insan,ağırlıklı olarak CHP'ne oy verdiği için,Dersim insanına "cellâdına aşık olma" eleştirisi yapıyor.Bence Dersim insanının "cellâdına aşık olduğu" tezi doğru değildir.Hattâ saçmadır.Dersim insanı,üzerine açık olarak konuşulmadığı için,başına benzeri bir felâketin gelebileceğinden korkuyor.Aşk değil korku sözkonusudur.Dersim insanı devletten korkmaktadır.Devlet de Dersim insanından kuşku duymaktadır.Türkiye'deki demokrasinin en temel problemi,devletle vatandaşı arasında kurulmuş korku ve güvensizlik çemberidir.Dersim bunun en sembolik örneğidir.Bu çemberin kırılması demokrasinin ön şartıdır.Ve korku-güvensizlik çemberini kıracak ilk adım,CHP'nin Dersim insanından özür dilemesi ile atılabilir.

Tez beş:Dersim Türkiye tarihinin onlarca karanlık olayından birisidir.Diğer karanlık olaylar bilinmeden,diğer karanlık olaylarla birlikte ele alınmadan ne Dersim'i anlayabiliriz ne de Dersim'i anlatabiliriz.Örneğin,asimilasyon birçok soykırımda son derece önemli bir silâhtır.Amerika'da Yerliler,Avusturalya'da Aborjinler,Nazi Almanya'sında Slavlar imhânın ötesinde asimilasyona da tâbi tutuldular.Katliamlardan hayatta kalan çocuklar ailelerinden kopartıldı.Zorla yetimhânelere,yatılı okullara dolduruldular ve egemen ülkenin diline,dinine göre eğitildiler.Yani bu insanların ana dilleri,kültürleri imhâ edildi.Türkiye'de de Ermeni'nin ve Dersimlinin başına aynı şeyler geldi.Fizikî olarak imhânın ötesinde, Dersim'in toplanan çocukları kültürel imhâya tâbi tutuldular.Dilleri ve kültürleri yok edildi.Sıdıka Avar bu kültürel soykırımın sembolik öğretmenlerinden birisidir ve ama Türkiye'nin CHP'lisi,solcusu uzun yıllar Sıdıka Avar'ı ideal Türk öğretmeni olarak göklere çıkardı.Sıdıka Avar'ın Dersimlilere yaptığını Halide Edip Ermenilere yaptı.Bugün Halide Edip hâlâ modern Türk kadınının sembolik ismi sayılıyor.

Tez altı:Eğer size yapılanlar üzerine konuşmazsanız,başına gelenler hakikat olmaktan çıkar;"asılsız iddia" sayılır.Bugün Dersim insanı hâlâ başına gelenin bir katliam olduğunu anlatabilmiş değildir.Bugün,başta Cumhuriyet Halk Partisi,hâlâ tüm Türkiye,Dersim'de yaşananları bir ayaklanma,bir başkaldırı olarak görmektedir.Bu bakışa göre,Dersim,feodal gericilik yuvası idi;Mustafa Kemal rejimi ise ilerici,devrimci ve modern idi.Dersim'de yaşanan feodal gericiliğin ezilmesiydi;bu da normaldi.Bu nedenle,Dersimlinin "ben katledildim" demesine inanılmıyor ve kuşku duyuluyor.Eğer Dersimlinin yaşadıkları,hakikat sayılmayıp,kabul edilmiyorsa,Dersimlinin anlattıkları sadece bir görüş düzeyine düşürülüp itibarsızlaştırılıyorsa;hakikati yüksek sesle haykırmaktan başka çare yoktur.Unutmayalım,Ermeni'ye yapılan,"asılsız soykırım iddiası" ile Dersimliye yapılan "asılsız katliam iddiası" arasında hiçbir fark yoktur.

Tez yedi:Bize yeni bir tarih anlatımı lâzım,başta Dersim,geçmişte yaşanmış katliamların merkezde olduğu bir tarih anlatımı lâzım.Ezberlediğimiz tarih anlayışı ile artık bugünü ve yarını kuramayız.Yeni tarih anlayışının merkezinde,geçmişte yaşanmış acılar olmalıdır.Yaşanmış acılar insanları birleştirir.Yaşanmış acı üzerine konuşmak,yas tutmak bizleri birarada tutar.Geçmişin acısı,yarınımızın çimentosu olur.Eğer bu topraklarda kardeşçe,barış içinde yaşamak istiyorsak,yaşanmış acıları konuşmak ve o acıların yasını tutmayı öğrenmek zorundayız.İntikamcı olmamanın,nefret duymamanın yolu,acıların kıymetini bilmekten geçer.Bu nedenle,Dersim'de imhâ edilenin kıymetini bilmek,saygı duymak,Türkiye demokrasisinin olmazsa olmaz şartıdır.Dersim soykırımının tanınması için uğraş vermek;Seyyid Rıza ve arkadaşlarının naaşlarının bulunmasını istemek,bilinen toplu mezâr yerlerinin açılarak,insanların nihâî istirahatlarını sağlayacakları biçimde törelere uygun tarzda defnedilmelerini sağlamak ve tüm Dersim kurbânları için anıt ve müze kurulması,bu ülkedeki toplumsal iyileşmenin ana şartıdır.Bu ülkeye,rahatın ve huzurun gelmesinin,kuşku ve güvensizliğin ortadan kalkmasının ana şarttır.

Tarihinde yaşadığı acıyı kuracağı yarının çimentosu yapmayı başaramayan toplumlar maalesef yok olmaya mahkûmdurlar...

*Prof.Dr.Taner Akçam,Dersim ve tarihle yüzleşmek,Gazete Duvar,15 Kasım 2020.

https://www.gazeteduvar.com.tr/dersim-ve-tarihle-yuzlesmek-haber-1504578

"Savaşa hazır olmalıyız"/Aleksandr Gelyevich Dugin*

Joe Biden'la birlikte gelen yeni dönemde ABD'nin izleyeceği politikalar merak konusu.Bir yandan iç karışıklıklarla uğraşan ABD,bir yandan küresel lider olma iddiasını sürdürebilecek mi?Tek kutuplu dünya hayalini sürdüren ABD yeni dönemde,çok-kutuplu bir dünyayı savunan Çin ve Rusya'ya karşı nasıl bir politika yürütecek?Bölge ülkeleri Amerika'nın saldırgan politikalarına karşı bir birlik oluşturur mu?Rusya'nın önde gelen siyâset bilimcilerinden,stratejist-yazar Aleksandr Gelyevich Dugin,tüm bu soruları Yön Radyo için yanıtladı.


-Önce ABD başkanlık seçimleri ile başlamak istiyorum.Eğer son dakika önemli bir sürpriz gelişme olmaz ise Biden kazandı.Biden'ın kazanması çok kutuplu bir dünya için ne anlama gelir?Özellikle de Çin ve Rusya açısından değerlendirmenizi isteriz.

"ABD seçimlerinde küreselciler tüm kirli yöntemleri kullandılar"

Biden'ın zaferi son dakikada ve oldukça ilginç bir noktada geldi.Seçimin sonuçlanmasının ardından gelen posta yoluyla kullanılan oylar ya da oy sayımında yaşananlar açısından ilginç.Bu bir seçim hilesi ve bu hile tüm dünyanın ve ABD halkının gözleri önünde gerçekleşti.Bu tüm demokratik prosedürün ihlâli anlamına geliyor.Burada olanlar sadece seçimlerle ilgili değildi,aslında daha çok bir tür devrimle ilgiliydi.ABD'nde anti-Trump bir devrimle ilgiliydi.Küreselciler,Beyaz Saray'a gitmek için tüm kirli yöntemleri kullandılar.Onlar bunu "normale dönüş" olarak adlandırıyor ama gerçekte olan şu:Küreselciler ve ABD halkının bir bölümünün gücü tekrar elinde toplaması için gereken sahtekârlığı tüm şiddetiyle gerçekleştirdi.Şu ân ABD tam anlamıyla bir sivil savaş var.Toplumun bir bölümü bu küreselci hedefleri paylaşıyor.Ancak diğer bölüm,-ki neredeyse ABD halkının yarısı- Trump tarafından temsil edilen ulusalcı programı benimsiyor.ABD toplumu radikal bir biçimde ikiye bölünmüş durumda ve bu taraflar bir savaş içinde.Bu ideolojik bir savaş.Bu iki tarafın,toplumun iki yarısının hiçbir ortak paydası yok artık.Burada Biden küreselcileri temsil ediyor.Diğer yarısı ise ulusalcı yönelimde ve bu değerler de Trumpizm'de temsil ediliyor.Bu içe doğru bir yarılma.Bu iki taraf her açıdan karşıt görüşte;iç politika,dış politika,sosyal politikalar ve değerler açısından tamamen farklılar.İki farklı yol var ve bunlar birbiriyle yarışıyor.Hattâ bunlar birbiriyle kavga içindeler.

"Biden'ın politikaları Çin ve Rusya'ya karşı savaş ilânı anlamına geliyor"

Biden'ın kazanması tek kutuplu dünya için bir can çekişme hâli.Biden çok-kutupluluğa karşı tek kutupluluğu kurtarmaya çalışacak.Bu savaş anlamına geliyor.Bu tüm bağımsız kutuplara karşı tekrar bir saldırı anlamı taşıyacak.Rusya'ya karşı...Biden Rusya'dan tam anlamıyla nefret ediyor,Rusya'yı ana düşmân olarak tarif etmişti.Bu küreselci programla Rusya arasında ciddi bir tartışma demek.Trump döneminde de ABD ile Rusya ilişkileri pek parlak değildi.Birçok konuda karşı karşıya gelinen ve tartışma yaratan nokta vardı.Ancak şimdi bu durum gerçek bir çatışma anlamına geliyor.Küresel olarak tüm politikalarda ciddi bir karşıtlık olacak.Çin için de aynı şey geçerli.Bazı uzmanların hatalı bir beklentisi var,Biden'ın ABD-Çin ilişkilerini iyileştireceği ve Trump tarafından başlatılan ticâret savaşının düzeleceği yönünde bir beklenti.Biden tek kutupluluğun son kalesi ve aynı ânda hem Rusya'ya hem de Çin'e karşı.Çin'e ABD'nin isteklerini empoze etmeye çalışacak.Bu bağımsız,çok-kutuplu,çok dengeli ve çok akıllı Çin politikaları için kabul edilemez.Bu bir savaş ilânı anlamına geliyor yani.Sadece Rusya için değil,Çin için de bu böyle.Trump'la karşılaştırıldığında Biden öncelikli olarak Rusya-karşıtı,sonra Çin-karşıtı bir politikacı olacak.Ama her ikisi de olacak her hâlükârda.Trump ise önce Çin-karşıtı,sonra Rusya-karşıtıydı.Aynı zamanda Biden Türkiye'den nefret ediyor.Biden,Trump'tan az olmamak kaydıyla İran'dan da nefret ediyor.Belki sadece başka gerekçelerle...Ama Türkiye,İran,Pakistan ve diğer İslâm ülkeleri hattâ Hindistan çok-kutupluluğa inanan toplumlar.Biden ise dediğim gibi çökmekte olan tek kutuplu dünyanın son çırpınışını temsil ediyor.O nedenle bu çok tehlikeli bir zafer.Meşrûlaştırılamaz bir zafer.ABD toplumunun içinde de.Çünkü orada da ciddi bir yarılma,ciddi bir savaş var.İki bambaşka yönelim var çünkü.İki ABD birbiriyle karşı karşıya gelmiş durumda.Bunlardan bir diğerine karşı,onun varolan çok-kutupluluğunu yok edecek şekilde kazanmış oldu.Bu ABD'lilere rağmen gerçekleşti.En tehlikeli olacak zaman dilimine,bir türbülansın içine girmiş olduk.Ortadoğu'da,Sovyet sonrası bölgede ve renkli devrimler bölgesinde en tehlikeli ve tehditkâr döneme girmiş olduk.Biden ABD içinde de renkli devrimleri Trump'a karşı kullanmaktan da çekinmedi.Bu duruma bakınca renkli devrimlerin Biden tarafından her yerde hiç çekinmeden kullanılacağını öngörebiliriz.Yani çok tehlikeli bir döneme "hoşgeldiniz" diyebilirim.

"Liberal değerler bitti ama bunu kabul edemiyorlar"

-Siz daha önce tek kutuplu dünyanın politik ve ideolojik krizinden de sık sık söz ettiniz.Bu yeni dünyada,bu kriz ne anlama gelecek?

Küreselciler dünyaya yön veremiyorlar artık.Liberal totaliterliğin radikal bir formunu öne çıkarıyorlar şu ân.LGBT üzerinden,ileri teknolojik sanallaştırma üzerinden,yapay zekâ üzerinden ve küresel aşılama üzerinden kendilerini dayatmaya çalışıyorlar.Dünya nüfusunu kontrol etmeye ve sadece tek bir düşünce yapısını empoze etmeye çalışıyorlar.Liberal olmakta özgürsünüz ancak liberal olmama özgürlüğünüz yok.İşte bu tam anlamıyla totaliterlik.Bunun yanında dünyada bambaşka değerlere ve bakış açılarına sahip ülkeler var.Rusya gibi,Türkiye gibi,Çin gibi,İran gibi,Afrika ülkeleri,İslâm ülkeleri,Latin Amerika ülkeleri gibi...Bunların hepsi açık toplum için ya da bu liberalizm için birer düşmân olarak ilân ediliyor.Bu da savaş anlamına geliyor.Küreselci ABD,kendi değerlerini empoze etmekte zorlanıyor;bunu başaramıyor.Artık kimse bu evrensel liberalizme inanmıyor.Yeni bir düşünce sistemi ortaya çıkıyor.Dünyaya yön veremiyorlar ama bunu kabul de edemiyorlar.Yeni bir çok-kutupluluğun ortaya çıkışını kabul edemiyorlar.Bu ciddi bir karşıtlık oluşturuyor;oldukça trajik bir tablo bu.ABD toplumu bile bu liberal yaklaşımı tamamıyla,bir sistem olarak kabul etmiyor.Toplumun yarısı buna karşı.Yani oldukça savunmasız bir durumdalar ama hâlen bu fanatik,terörist liberalizmi dayatma yaklaşımında ısrar ediyorlar.Dünyada herkes buna karşı duruyor.Tüm dünyaya hâkim olacak liberalizm hayali bitti,liberal değerler bitti,tek kutupluluk bitti.Dünya ölçeğinde hâkim olan liberal elit ise buna ikna olmuyor.İşte bu ciddi bir karşıtlık doğuruyor;bu ciddi bir gerginlik ve karmaşa ortamı getiriyor beraberinde.

"Ortadoğu'ya yeni bir müdahale bekliyorum"

-Biden ile birlikte Atlantikçilerin zafer kazandığını düşünecek olursak,bu ABD'ni artık Asya'da daha fazla göreceğimiz anlamına geliyor.Peki,buna karşı Asya'da;Rusya,Çin,İran belki de içinde Türkiye'nin yer alabileceği yeni birlikler ve ittifaklar oluşabilir mi?

Biden'lı ABD tek kutuplu dünyayı dayatmaya devam edecek;belki Avustralya,belki Japonya ve yine Hindistan'ı da yanına alarak.Hindistan henüz bu konuda net değil,tereddüt ediyor;çünkü kendi içinde buna karşı olan ve çok-kutupluluğu destekleyen ciddi bir güç var.Ancak Biden bu tek kutupluluk birliğini güçlendirmeye ve Atlantikçi hattı büyütmeye çalışacak.Bu Atlantikçi hatta karşı bir savunma oluşturmak;çok-kutuplu dünyayı savunan ülkeleri yan yana getirmek mantıklı olur elbette.Tüm farklara rağmen,çünkü örneğin İslâm ülkeleri,İran,Çin ve Rusya arasında büyük farklar var.Ancak birlikte hareket etmeye zorunluyuz.Bu Atlantikçi tek kutupluluğa karşı kendimizi ve farklılıklarımızı savunabilmek için özellikle buna zorunluyuz.Örneğin Biden'la birlikte Ortadoğu'ya yeni bir müdahale bekliyorum.Çünkü Biden Libya konusunda çevresini müdahaleye örgütlemek için çok çaba harcamıştı.Gaddafi'nin ölümü konusunda,petrol konusunda,Suriye'deki iç savaş konusunda çok istekliydi.Bu yaralı canavara karşı,bu tek kutupluluk saldırganına karşı kendimizi savunmak zorundayız.Aramızdaki tüm farklara rağmen...Liderlerimiz,Xi Jinping,Vladimir Vladimirovich Putin,Recep Tayyip Erdoğan,İran'ın İslâmî liderliği,Pakistan hükûmeti,İslâm ülkelerinin,Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin liderleri bunu anlıyorlar bence.Kendi farklı kültürlerimizi ve toplumlarımızı tek kutupluluğa karşı çok-kutupluluğu savunmak için birlik olmak durumundayız.Bunun adına biz Avrasyacı ittifak diyoruz.Avrasyacılık çok-kutupluluk,Atlantikçilik ise tek kutupluluk demek.Biden bu çökmekte olan,can çekişen tek kutupluluğun saf bir örneği.Trump ise ABD kendi merkezî konumunu sağlama aldığı sürece bu çok-kutupluluğu kabul edebilirdi.Bunu görüş olarak desteklemese bile.Bu ideolojik bir savaş.Trump belki bu çerçeveye,büyük zorluklarla da olsa,yerleşebilirdi.Biden'ın totaliter kürselciliğiyle asla bu çok-kutuplu medeniyet fikrini kabul etmeyecek,bu imkânsız.

"Savaş kaçınılmaz"

Bu savaşa mahkûmuz.Tek kutuplu Atlantikçilik ve çok-kutuplu rejim önerisi arasında sürmekte olan savaş kaçınılmaz.Trump iktidara geldiğinde bir yazımda belirtmiştim,çok önemli bir teorik yazıydı o,"geleneksel jeopolitik çağı ölmüştür" demiştim orada.Trump'la birlikte artık Atlantikçiler ve Avrasyacılar ya da Kıtacılar arasındaki farklar artık yatay düzlemde olmaktan çıktı.Artık "Batı,Doğu'ya karşı" durumu yok.Yeni durum artık toplumları dikey olarak bölüyor.Yani artık ABD'nin de içinde Kıtacılar ve dünyanın başka bölgelerinde,Asya'da,Avrsaya'da,Çin'de,Rusya'da,Türkiye'de Atlantikçiler var.Her yerde liberal lobi var,tüm toplumlarda küreselcilerin liberal ağı bulunuyor,özellikle bu seçkinler arasında.Diğer tarafta ise doğalında Kıtacıların lehine olanlar var.Biden'la birlikte klâsik jeopolitik geri dönüyor.Umarım geri dönüş olacak bu.Trump Atlantikçileri kurtarmaya çalıştı.Aslında daha ziyade neo-conlara yakın Trump,kendi partisinin sol kanadına da değil.Bu ise gerçek emperyalizm.Ultra-liberal,saldırgan,Batı kapitalizmi.Şimdi ABD'nde kazanan bu.Yani dünya klâsik jeopolitiği dönüş yaşıyor.Deniz hattı,karaya karşı;deniz kuvvetleri kara kuvvetlerine karşı;Atlantikçilik Avrasyacılığa karşı.Fakat çok önemli bir farkla.Artık ABD halkının bizim tarafımızda olduğunu biliyoruz.Bu ABD'ne karşı bir savaş değil,çünkü ABD halkının bir bölümü bizim düşmânımıza karşı mücadele ediyor.Bu aynı zamanda iç düşmânlara sahip olduğumuz anlamına da geliyor.Atlantikçi liberal ağa karşı,Türkiye'de,Çin'de,İran'da,Rusya'da,her yerde çok uyanık olmamız gerekiyor artık.Çünkü bu asimetrik bir jeopolitik ve çok daha karmaşık bir jeopolitik anlamına geliyor,Trump'ın dönemine göre.

"Yan yana gelmemiz lâzım"

-ABD'nin Çin'e karşı bölgesel ittifaklarını geliştirme stratejisi ile -gerçi bunun bir oranda değişeceğini söylediniz ama- ABD;Avustralya,Hindistan ve Japonya'nın katılımıyla QUAD İttifakı adıyla bir birlik oluşturdu.Bu dörtlü "Malabar Deniz Tatbikatı" ismiyle son on yılın en önemli askerî faaliyetini tamamladı,bir süre önce.Siz bu tatbikatı nasıl değerlendiriyorsunuz.Bölgede yakın zamanda sıcak bir çatışma ortamı da olabilir mi?

Bunun Çin'in "Kuşak ve Yol Projesi"ne karşı yapıldığını düşünüyorum.Çünkü Çin,Avrasya'nın kıyı bölgesindeki politik etkisini artırmaya çalışıyor,öncelikle güney Avrasya'da.Ancak özellikle Xi Jinping,Vladimir Vladimirovich Putin'i "Kuşak ve Yol Projesi"ne dâhil olmaya çağırdığında,sınırları kuzey Avrasya'ya doğru genişletme adımı atmış oldu.Bu şekilde bir anlamda birleşik bir Avrasya inisiyatifine doğru çerçeveyi genişletmiş oldu.Şimdi artık savaşa hazır olmalıyız.Malabar 2020'nin bu anlama geldiğini düşünüyorum,hazırlanıyorlar.Aynısı Hong Kong ve Tayvan bölgesi için de geçerli.Oralarda dikkatli olmak gerekiyor.Çünkü Demokratların Çin ana karaya karşı Hong Kong'da bir renkli devrim başlatacaklarından eminim.Tayvan'ın Biden'ın ABD'sinden muazzam bir destek göreceğini düşünüyorum.Demek ki karşı karşıya gelişlere hazır olmalıyız.Çin bu karşı karşıya gelişe tek başına girmenin bedelini ödeyemez.Tek kutuplu dünya hâlâ çok güçlü.Yani o âna geldiğimizde Çin'i birlikte savunmak için yan yana gelmemiz gerekiyor;Rusya,Türkiye,İran...Günü geldiğinde Rusya da aynı Atlantikçiler tarafından tehdit edilecek,Rusya için de biraraya gelmemiz gerekiyor.Türkiye ve Erdoğan da aynı tehlikeyle,aynı tehditle karşı karşıya.Türkiye'yle,Erdoğan'la yan yana durmamız gerekiyor,Doğu Akdeniz'de.İran'a gelirsek,İran'a saldırı olduğunda birlikte İran'ı ve yayılmalarına karşı,savaşa karşı İran'ı savunmamız gerekiyor.Barışı,adâleti,özgürlüğü ve bağımsızlığı savunmak için,tüm insanlık adına...

-Sayın Profesör,son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sadece genel bir değerlendirme olur,o da şu:Bizim şu ân,yani Çin'den,Rusya'dan ve Türkiye'den entelektüellerimiz,stratejistlerimiz ve politikacılarımız daha çok ilişki içinde olmalı.Birbiriyle daha çok konuşmalı ve tartışmalı.Tüm dünyayı ilgilendiren konularda ya da bölgedeki pozisyonumuzu daha çok anlatmak zorundayız.Genel bir jeopolitik harita çıkarmamız gerekiyor.Bilgimizi,değerlendirmelerimizi paylaşmamız ya da birbirimizi düzeltmemiz gerekiyor.Sadece bir şeyleri deklare etmek için değil,birbirimizi duymak için de,dinlemek için de buna ihtiyâcımız var.Bunlar çok önemli ve kritik başlıklardı bunlar,size ve radyonuza teşekkür ederim...

*Aleksandr Gelyevich Dugin,"Savaşa hazır olmalıyız",Yön Radyo,Kasım 2020;Critürk,14 Kasım 2020.

http://www.criturk.com/haber/haber-lokasyon/alexander-gelyevich-dugin-savasa-hazir-olmaliyiz-175821