Nesim Ovadya İzrail ile Osmanlı'nın ünlü avukatlarından ve mebûslarından Krikor Zohrab'ın siyâsî duruşunu ve öldürülmesine kadar yaşanan olayları araştırdığı kitâbını konuştuk.İzrail,Zohrab ile Hrant Dink arasındaki benzerliklere değiniyor,adı "son Osmanlıcı"ya çıkan Zohrab'ın her kesimden insânın hakkını savunmasına rağmen,İttihât ve Terakki'nin yargısız infâzından kurtulamayışını aktarıyor.
Nesim Ovadya İzrail,1915'i,Krikor Zohrab'ın târihselliği özelinde yazdı.Osmanlı'nın çöküş yıllarının tanığı Zohrab,hem avukat,hem edebiyâtçı/yazar hem de politikacıdır.Müdâfaa ettikleri salt millettaşı Ermeniler olmamıştır.Kürt işçilerinin davâsına baktığı için Osmanlı Sosyalist Fırkası'ndan teşekkür mesajı da almıştır.1915'te Zohrab'ın kaderi milletinkinden farklı olmayacaktır.Fermânı,Ermenilerin kitlesel olarak yerinden-yurdundan (sürüldüğü değil) kovalandığı,mâlına-mülküne çöküldüğü ve soyu kırıldığı günlerde imzâlanmıştır.Aynı günlerde altı mebûsun daha fermânı hazırlanmıştır.
Nesim Ovadya İzrail'in gözden geçirdiği "Krikor Zohrab:1915 Bir Ölüm Yolculuğu" kitâbı yeniden okurlarıyla buluştu.Kitâbıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Nesim Ağabey,yeni Ermenice kaynaklarla kitâbını güçlendirdiğini ve Zohrab'ın bazı mektûplarıyla vasiyetnâmesini eklediğini söyledi.Özellikle Zohrab'ın beğendiği siyâsal duruşunu netleştirdiğini de vurguladı.Zohrab,vasiyetnâmesine göre 18 bin 170 Osmanlı liralık varlık sahibidir (s. 389.) 1915 koşullarında yaşamını rahat ve huzurlu sürdürmesi için yeterli birikimdir.Umarım,mâla-mülke çökme yılı 1915'te,Zohrab'ın ailesi vasiyetteki birikimin tamamına sahip olabilmiştir.
Erzurum Mebûsu Vartkes'le tutuklanıp İstanbul'dan Diyarbakır'a götürülen Zohrab'ın yol boyu fırsat bulduğunda eşi Klara'ya yazdığı mektûpların her satırı haykırıştır,isyândır (s. 371-88.) 4 Temmuz'da "Hiç ümitli olmamama rağmen,Diyarbakır'da adâlet bulacağım" (s. 381) derken,sekiz gün sonra "Beni İstanbul'dan Diyarbakır'a yargılamak için gönderenler,yok etmek için gönderiyorlar.Diyarbakır'da korkunç şeyler oluyor ve olmaya devam edecek.Tanrı bilir,suçsuz olmama rağmen,orayı cânlı terkedemeyeceğim" (s. 383,abç) diye yazmıştır.Klara Zohrab da İstanbul'da kolu ve kanadı kırık,çırpınmaktadır.Çok sarsıcı satırlar ve her saniyesinin işkence olduğu anlardır.
Klara'ya,"Mektûbu Talât'a ver ve 'senin kocanı kurtaracağım' diye kesin söz vermesi için ona yalvar" (s. 368,abç) satırlarını yazmasından dört gün sonra 19 Temmuz 1915'te,Zohrab ve Vartkes,Urfa'dan Diyarbakır'a götürülürken Çerkes Ahmed ve ekibi tarafından öldürülmüştür (s. 326-32,345-350.) Öncesi Konya-Ereğli'de olmak üzere öldürülmesinden birkaç gün önce Urfa'da Ermeni devrimcilerin kaçırma plânına "hayır" demişler ve ne acıdır ki,birkaç gün sonra da İttihât/Teşkilât-ı Mahsûsa plânıyla öldürülmüşlerdir.
O günden bugüne "yargısız infâz" politiği meridir;Mustafa Suphi'lerin katlinden Kemal Türkler'e,Musa Anter'e,Hrant Dink'e ve Tahir Elçi'ye...
1915'te Zohrab ve Vartkes'ten başka dört Ermeni mebûs daha öldürüldü ve Hampartsum Boyacıyan ise idâm edildi (s. 337-8.) 1915'te İttihât/Teşkilât-ı Mahsûsa plânıyla,1908-1914 arasında üç dönem seçilen 22 Ermeni mebûstan yedisinin hayâtına kastedildi.Yedi mebûstan dördü,Zohrab (İstanbul),Vartkes (Erzurum),Arşağ Vramyan (Van) ve Isdepan Çıracıyan (Ergani) 1915'te öldürüldüğünde,Meclis-i Mebûsan üyesiydi,yâni milletvekiliydi.
Öldürülen Nazaret Dağavaryan (Sivas) birinci (1908-1912) ve Garabed Paşayan (Sivas) ikinci (1912) dönem mebûsuydu.Birinci dönemde Kozan Mebûsu Hampartsum Boyacıyan (Murad) da 24 Nisan 1915'te tutuklandı,Kayseri'de askerî mahkemede yargılandı ve 24 Temmuz'da,sekiz yoldaşıyla birlikte idâm edildi.
1915'te Kozan Mebûsu Matyos [Mateos] Nalbatyan'ın ise,15 bin dönümlük arâzîsinin hâsılâtını vererek cânını kurtardığı,Alman Başbakanı'na raporla bildirildi.Adana Konsolosu Büge'nin 1 Ekim 1915 târihli raporuna göre,hâsılâta el koyan Adana valisinin kardeşi Hamdi'dir.(1) Hâsılâtta kalındığını sanmıyorum,sonrasında mülke de çökülmüştür.
1915'te mahkeme kanalı işletilmezken,1920-1923'te ve 1925-1927'de İstiklâl Mahkemeleri(2) pek aktiftir.1921'de Amasya İstiklâl Mahkemesi'nin 174 Rum'la ilgili idâm kararından biri,28 Eylül 1921'de idâm edilen 1908-1918 döneminde üç kez Meclis-i Mebûsan'a seçilen Trabzon Mebûsu Yani oğlu Matyos (tam adı:Matyo Kofidi) hakkındaydı.Şark İstiklâl Mahkemesi'nin 420 kişi hakkındaki idâm kararından ikisi de eski mebûsla ilgiliydi;bunlar,1925'te idâm edilen TBMM birinci dönem mebûsları Hasan Hayri (Dersim) ve Yusuf Ziyâ'ydı (Bitlis).
Avukat,yazar ve politikacı Zohrab
-1861 doğumlu Krikor Zohrab,Osmanlı'nın ekonomik ve siyâsî krizinin derinleştiği yılların şâhididir;Tanzimât'tan 1875 iflâsına,1876 Anayasası'na ve ilgâsına,1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na,1895-1896'da Hamidiye Alayları'yla Ermeni imhâsına,1896'da Osmanlı Bankası Baskını'na,1905'te Abdülhamid'e suikasta,1908 Devrimi'ne ve Balkan Harbi'ne...Zohrab'ın bu tanıklığı,kişiliğini nasıl etkilemiştir?
Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreği ve yirminci yüzyılın ilk onbeş yılı Krikor Zohrab'ın aktif hayâtını yaşadığı yıllardır.Sizin de belirttiğiniz bu yıllar Osmanlı Devleti'nin krizden çöküşe giden dönemidir.Geniş topraklar üzerinde birçok farklı ulusun,bedel ödeyerek birer birer ayrılma ve bağımsız devlet olma yolunda olduğu bu dönemde,Osmanlı şemsiyesi altında kalan neredeyse tek Hristiyan topluluk Ermenilerdi.Osmanlı Devleti en şiddetli baskıyı uygulamasına rağmen,özellikle Balkanlar'da bulunan milletlerin ayrılıp kendi bağımsız devletlerini ilân etmelerine engel olamamıştı.Ermeni milleti içinde ortaya çıkan siyâsî gruplar nedeniyle aynı gelişmenin olabileceğini görmek zor değildi.Zohrab,Ermeni toplumu içinde çoğunlukta bulunan,Türk-Ermeni birlikteliği ile Osmanlı Devleti'nin güçlü ve ayakta kalabileceğine inananların başında geliyordu.Bu nedenle Zohrab'ın adı "son Osmanlıcı"ya çıkmıştı.Zohrab,Türk ve Ermeni toplumunda,karşı tarafı düşmân gören kesimlerle iyi ilişkilerini sürdüren,birlikten yana sembol bir kişilikti.
-Krikor Zohrab'ın üç kimliği var;avukat (ve hukûkçu da),edebiyâtçı/yazar (eserleri,s. 367) ve politikacı (hem mebûs hem de Ermeni Millî Meclisi üyesidir.) 1893'te evi yanan Zohrab'ın Masis'teki yazısını yetiştirmek üzere programını değiştirmemesi çok etkileyici (s. 44) ve grev yaptıkları için tutuklanan sekiz Kürt işçinin serbest bırakılması için çaba göstermesi nedeniyle Osmanlı Sosyalist Fırkası'ndan teşekkür mesajı alması da ilginçtir (s. 152-3.) Zohrab,üç kimliğinin sentezini yapabilmiş midir?
Zohrab ısrârla sosyalist olduğunu söylemekte ve Meclis-i Mebûsan'da farklı milletlerden mebûsların oluşturdukları sosyalist grubun içinde aktif siyâset yapmaktaydı.Zohrab'ın sosyalistliği,toplumda paylaşımın daha adâletli olduğu,devletin ezilen ve sömürülen kesimleri koruyacağı,insân hakları ve demokrasinin temel kavramlar olacağı sosyal devlet modelini amaç edinmişti.Hukûk alanında,yoksulların,ezilenlerin davâlarını üstlenen bir kişiydi.Nefis hikâyeleri okunduğu zaman,toplumun geride bırakılmış,itilmiş kesimlerini konu edindiği görülecektir.Bu konularda tam bir bütünlük içindedir.
-Zohrab,sadece Ermenilerin avukatlığını yapmamış,mesleğinin hakkını vermiştir;hem işçilerin (s. 99) hem de Abdülhamid'in kızkardeşi Cemile Sultan'ın öldürülen eşi Mahmûd Celâleddin Paşa'nın mirâs davâsına (s. 240-3) bakmıştır.Dreyfus Davâsı'na ek savunma gönderecek (s. 159-160) kadar duyarlıdır ve cesâretlidir...
Ayırım yapmadan,her milletten,dinden ve sosyal sınıftan insânın savunmasını üstlenmekte tereddüt etmeyen Avukat Krikor Zohrab,mâddî bakımdan yeterli olmayanların davâlarına karşılık beklemeden girmiştir.1894 yılında,Fransız ordusunda görevli Yahudi asıllı bir subayın câsûslukla suçlanması karşısında ayağa kalkan dünyâ demokratik güçleri içinde,Osmanlı'dan Krikor Zohrab vardır.
Zohrab'ın ve Dink'in ortak yanı
-Abdülhamid,mesleğinde bu kadar başarılı Zohrab'ın avukatlık yapmasını neden (s. 68-77) yasaklamıştır?Bu hâlde,Zohrab ne yapmıştır?
Meşrûtîyet'in ilânından ve mebûs olarak seçilmesinden sonra,6 Kasım 1908 târihli Ermenice Jamanak gazetesinde,Zohrab,iki buçuk yıl önce avukatlık mesleğini yapmaktan men edilmesinin gerekçesini kendi sözleriyle açıklar:
"Ermeni,Rum,Bulgar siyâsî sanıkların tümünü ücretsiz savundum.Makedonya Ishtibi yöresinden işkence görmüş bir Bulgar devrimciyi,Kâymakâma karşı savunmak için açtığım mahkeme nedeniyle avukatlık mesleğimi sürdürmekten men edildim.Hattâ İstanbul'dan dahi uzaklaşmak zorunda bırakıldım."
Avukatlık yapmasını yasaklamak üzere gerekçe bulmak Adlîye Nezâreti için zor olmaz.Rus Sefâreti'nin davâlarına da bakan Zohrab'ın aynı zamanda diğer sivil mahkemelere çıkmasının mümkün olmayacağı nedeniyle mesleğini icrâ etmesi yasaklanır.
İki yıl bekledikten sonra artık İstanbul'da avukatlık yapamayacağına kanaat getiren Zohrab,daha özgürce yaşayıp avukatlık mesleğini yapabileceği Mısır'a gidip yerleşmeye karar verir ve 15 Mayıs 1908'de İstanbul'dan Paris'e gider.Kısa bir süre sonra İstanbul'da Meşrûtî Anayasa'nın yeniden yürürlüğe girmesi ile Zohrab'ın İstanbul'a dönmesinin yolu açılır.
-Üç dönem mebûs seçilen Zohrab,Meclis-i Mebûsan'ın önemli hatibidir (s. 139-150,174-182.) Hristiyanların ve Mûsevîlerin askere alınmasına (s. 174-8),Osmanlı vatandaşı odaklı bakmıştır.Tatil-i Eşgal Kânûnu müzâkeresinde sendika ve grev hakkında anlattıkları (s. 139-142),tartışmaya ufuk açıcıdır...
Biliyor musunuz,ben Krikor Zohrab ile Hrant Dink arasında pek çok bakımdan ortak yanları olduğunu düşünüyorum.Öldürüldüklerinde,Krikor Zohrab 54,Hrant Dink 53 yaşındaydı.Her ikisi de Türk ve Ermeni halkları arasında yaşanan sorunları ele alırken,iki halkın onurunu gözeten,empatik bir üslûpla konuşmayı tercih etmişlerdi.Bu nedenle,Osmanlı ve Türkiye vatandaşı odaklı baktığınızda,Zohrab'ın Hristiyan ve Mûsevîlerin askere alınması,sendika ve grev hakkında çözümlerinin ufuk açıcı olması kolaylıkla anlaşılacaktır.
İttihât ve Terakki'yle sorunlu ilişki
-13 Nisan 1909'da İstanbul'da şeriatçı kalkışmanın olduğu günlerde,Adana/Kilikya Ermenileri de imhâ edilmiştir.Fiiller özelinde pek tartışamadık,"katliâm" karşılamadığı için "imhâ" dedim,literatür açısından belki de "pogrom" mu demeliyiz?Zohrab'ın 1909 Kilikya Pogromu (s. 121-135) analizini aktarır mısınız?
Adana'da Nisan 1909 ayının başlarında çıkan olaylarda yaklaşık 20 bin Ermeni vatandaş öldürülmüştür.1 Mayıs 1909 günü Meclis'te yapılan görüşmede,Zohrab belki de hayâtının en hüzünlü ve en mükemmel konuşmasını yaparak hükûmeti ve Adana'nın İttihâtçı yerel yöneticilerini ağır sözlerle eleştirir.Zohrab,sert bir şekilde ve öfkeyle hükûmete sormaktadır:"Neden siyâsî icrââtlarınızda eski rejimle aynı metotları uyguluyorsunuz?"
Bunun üzerine dört-beş mebûs ayağa kalkarak Zohrab'ın üstüne yürür,şiddet kullanarak onu kürsüden alıp aşağı çeker.Zohrab ciddî bir şekilde tartaklanır.Bu sahne günümüzde de tanıdık gelecektir.
Buna rağmen Zohrab,Ermeni kamuoyunda yükselen sert konuşmalara karşı uzlaştırıcı olmayı tercih eder.Zohrab'a göre,1908'deki Anayasa Devrimi mükemmel değildi.Türk ve Müslümanların eşitlik ve özgürlükler konusunda kısa zamanda yol almasını beklemek mümkün değildi.1909 yılında Osmanlı'da İttihât ve Terakki'den başka temâs kurulan bir parti yoktu.Ermeniler gereği İttihât ve Terakki ile işbirliği yapmak zorundaydı.
-17 Aralık 1908'de Meclis'in açılması,1878'den beri gündemdeki Ermeni meselesinde iyimserliği artırmıştı.Gerek hükûmetle gerekse İttihât ve Terakki'yle yapılan görüşmelerden (s. 204-207) beklenen gelişme sağlanabildi mi?Zohrab'ın bu süreçteki tavrını değerlendirir misiniz?
Zohrab yukarıda formüle ettiğimiz İttihât ve Terakki ile işbirliği perspektifini,toplumdaki diğer Ermeni siyâsîleri de etkileyecek şekilde sonuna kadar korumuştur.İttihât ve Terakki ile Ermeni siyâsîler arasında ilişkiler sertleştiğinde,tek başına dahi Ermeni siyâsî örgütleri kadar önemli ve ses getiren kişiliği ile iki tarafı ortak paydada buluşturmaya çaba göstermiştir.
Trablusgarp'ın 1911 yılında İtalya tarafından işgâl edilmesi ve ardından başlayan savaş,ülke içinde yükselen milliyetçi dalga,Kürt ve Türkler tarafından özellikle Anadolu'nun doğusunda yoğun yerleşik oldukları yerlerde Ermeniler üzerinde baskıların artmasını,bu nedenle köylerini terketmek zorunda bırakılan Ermenilerin topraklarına el konulması sonucunu getirmiştir.
Bu gelişmeler karşısında Zohrab ve diğer Ermeni mebûsların Meclis'te mücâdele etmek yolunu izlemesi,Ermeni toplumunun karşı tepkilerini yükseltmiş,bu durum,1912 yılı sonbaharında Balkan Savaşı'nın başlamasına kadar devam etmiştir.Savaş başladığında İttihât ve Terakki hükûmet dışında kalmış ve muhâlefete geçmişti.Bu koşullar,Ermeni toplumu içinde ilk defa farklılıkların kalkmasını ve tek ses hâlinde Doğu Anadolu'daki Ermeni sorunu için mücâdele etmenin yolunu açtı.
Ocak 1913'te askerî darbe yolu ile yeniden hükûmetin başına geçmesiyle,İttihât ve Terakki ile Ermeniler yine karşı karşıya gelmiş ve çözüm için pazarlıklara başlamışlardı.Ancak bu sefer Ermenilerin arkasında Rusya,İttihât ve Terakki'nin arkasında Almanya vardı.İttihât ve Terakki'nin konuyu bir iç mesele olarak görmesi nedeniyle,yabancı ülkeleri dışarıda bırakıp,karşılıklı pazarlık yapma önerisi de geçmiş deneyimlerine dayanarak dış baskı olmadan bu görüşmelerden bir sonuç alınamayacağını savunan Ermeniler tarafından kabul görülmüyor,Ermeni sorununda reform için büyük devletlerin garantisi şart koşuluyordu.
"1915-1916 yılının boyutunu tahmin etmek zordu"
-İttihâtçı hükûmet,8 Şubat 1914'te Ermeni reform paketini imzâlamıştır.1895'te de Abdülhamid benzer bir paketi imzâlamış,ama gereğini yapmamıştı.İttihâtçı hükûmet de benzer tavırdadır ve Almanya'nın yönlendirmesiyle hazırlık süreci dâhil Birinci Dünyâ Savaşı,"paketi yok sayma"nın gerekçesi yapılmıştır.Demografik ve iktisâdî yapıda imhâ plânına işlerlik kazandırılmış,"Ermeni vatandaşın varlığı" hedeflenmiştir.Öncesinde Ege'de Rum vatandaşlar,İttihâtçı hükûmet plânıyla Yunanistan'a kovalanmıştı.Sizin de aktardığınız gibi,1913'te Fransızca Ermeni Meselesi (çeviren Renan Akman,İstanbul:İletişim Yayınları,2015) kitâbını (Marcel Leart adıyla) yazan Zohrab,ufuktaki kara bulutları görebildi mi?İttihâtçılarla,Talât'la ve Halil'le yakın ilişkisi,gelecekte neler olacağını anlamasını engellemiş midir?
Zohrab,bütün Ermeni siyâsî aktörlerin anlaşarak mücâdele etmeye karar vermeleri üzerine,Ermeni Sorunu'nu Avrupa'da anlatmak üzere Fransızca olarak "Belgelerin Işığında Ermeni Meselesi" başlıklı eserini yayınladı.
1913 yılında Balkan Savaşı devam ederken ve sonrasında,İttihât ve Terakki-Ermeni pazarlıklarında,İttihâtçı liderlerle olan yakın ilişkileri nedeniyle Zohrab arabuluculuk gibi çok önemli bir pozisyon üstlenmişti.Yıl sonuna doğru,Doğu'da Ermenilerin yoğun olduğu altı vilâyette yapılacak reformların yönetilmesi ve büyük devletlerin garantisi konusunda pazarlıkların tıkandığı yerde,çok emeği geçen Zohrab,her iki taraftan gelen itirâzlar nedeniyle büyük acı çeker.Görüşmelerin çıkmaza girebileceğini,ilk başta bazı engellerin aşılsa bile,daha ileride anlaşılan konularda yeniden anlaşmazlığa düşülebileceğini görür.Bu durumda,Osmanlı yönetimi,özel olarak İttihât ve Terakki'yle iyi geçinme,dost kalma yanlısı Zohrab'ın,Ermeni toplumu olarak büyük acılar yaşanabileceğini düşündüğünü,ancak gerçekte 1915-1916'da yaşanacakların boyutunu tahmin edemediğini söylemek mümkündür.
Nâzır Talât ve Diyarbakır Valisi Dr. Reşid
-24 Nisan 1915'te,6 Eylül 1914'ten beri yakından takip edilenler için düğmeye basıldı;"liderlik yeteneği olan Ermeni" avına çıkıldı (s. 267-285.) Hükûmetle yakın temâsta olan Zohrab da 2 Haziran 1915'te tutuklandı.Diğer tutuklanan Vartkes Serengülyan ise Erzurum mebûsudur.Hangi gerekçeyle tutuklandığını bilmeyen (s. 291-305) iki mebûsun,ancak üç gün sonra Konya'da,Diyarbakır'a götürüldüklerini öğrenmesi (s. 372), büyük bir umutsuzluk yaratmış olmalı.Maalesef bugün de dosya hakkında "bilgilenmeme" kuralı geçerlidir.
Ermeniler üzerinde tehcir ve soykırım uygulamaları 24 Nisan 1915'te İstanbul'da Ermeni aydınlarının tutuklanması ve seri bir şekilde Çankırı ve Ayaş'a götürülerek hapis ve kontrol altına alınması ile başlamıştır.İki mebûs,Krikor Zohrab ve Vartkes Serengülyan,İttihâtçı Osmanlı hükûmetiyle Ermeni toplumu arasında son bir diyalog köprüsü olarak düşünülmüş ve bu tutuklamaların dışında bırakılmışlardı.İki Ermeni mebûs için 39 gün devam eden bu ayrıcalıklı durum,2 Haziran günü iki mebûsun da yakın dostu olan Dâhilîye Nâzırı Talât'ın tutuklamak ve yargılamak üzere Diyarbakır'a gönderilmeleri için kararı imzâlamasıyla sona erdi.
İstanbul'da yargının her türlü olanağa sahip olduğu bilinmesine rağmen,iki Ermeni mebûsu Diyarbakır'a göndermek çok anlamlıdır.
Anadolu'da görev yapan valiler arasında,Ermenileri tasfiye etmeyi plânlayan İstanbul'daki İttihâtçı hükûmete,her türlü kirli ve cinâî konularda açık destek veren Diyarbakır Valisi Dr. Reşid olmuştur.Ermenilerin tehciri ve yollarda telef edilmesi konusunda merkezî yönetimle aynı düşüncede olmayan pek çok vali vardı.Dr. Reşid,Talât Paşa'nın tam aradığı türden bir vali olarak öne çıkmıştı.Diyarbakır kırsalında,kara ve nehir yollarında,Suriye'ye doğru ilerleyen konvoylardaki Ermenileri soymak ve katletmek üzere bekleyen Teşkilât-ı Mahsûsa çeteleri Dr. Reşid'in koruması altındaydılar.Diyarbakır'da yargılamak,tamamen bir yalandı.Diyarbakır'da yargılamaya esâs olacak bir dosya veya iddianâme yoktu.Gerçekte,Vali Dr. Reşid,Dâhilîye Nâzırı'na,"Sen bana gönder,ben hallederim" mesajını vermiş oluyordu.Urfa-Diyarbakır yolu Ermeniler için katliâm yolu olarak isim yapmıştı.Günümüzde de "yargısız infâz" olarak tanımlanan cinâyetlerin merkezi burasıdır.
İttihâtçıların iyi dostu,Meclis'in itibârlı iki mebûsu Krikor Zohrab ve Vartkes Serengülyan,işte böyle bir komployla 47 gün süren bir yolculuktan sonra Urfa'dan Diyarbakır'a doğru jandarma koruması altında giderken yolları kesilerek,isimleri devlet tarafından bilinen çeteciler tarafından en ilkel şekillerde öldürüldüler.
Kaçırılma teklifini reddettiler
-Zohrab ve Vartkes,Ermeni devrimcilerin Konya-Ereğli (s. 305-6) ile Urfa'da (s. 325) ve eski Şam Mebûsu Shukri al-Asali'nin dostlarıyla (s. 312) Urfa'da kaçırma teklifini kabul etmedi.Esir iki insân,cânının kurtarılacağı teklife neden "hayır" demiştir?Zohrab'ın,"öldürülme korkusunu" yaşadığı bugünlerde Halep'te vasiyetnâmesini hazırlaması (s. 359, 389-91),"kurtulma" ümidinin tükendiği anlamına gelmiyor mu?
Çok yerinde ve haklı bir soru.Zohrab'ın Osmanlı Türk-Ermeni dostluğuna samimi olarak önem verdiğini yukarıda sıklıkla belirttiğimiz gibi,her şeye rağmen hukûka ve adâlete güvendiğini de belirtmemiz gerekir.Dönemin önde gelen hukûkçusu olan Krikor Zohrab,pek çok yargı mensûbunun üniversitede öğretmenliğini yapmıştı.Her şeye rağmen yargılanması hâlinde,haklılığını ispât edebileceğine ve yargılayanları iknâ edebileceğine inanıyordu.Diyarbakır'da da olsa,orada da hâkimlerin olduğunu düşünüyordu.Bu iyimserliğini mebûs arkadaşı Vartkes'e de aktarmış olmalıydı.Bu nedenle kaçırılma tekliflerini reddetmiş,böyle bir şeyi kendisine yakıştırmamıştı.
Ama...Halep'te vasiyetini hazırlayıp eşine göndermesi,bu konudaki şüphelerini de gösteriyor.Halep'ten Diyarbakır'a çok az yol kalmıştı.Zohrab'ın,yolda çeteciler tarafından veya Diyarbakır'da sahte bir yargılama ile ölüme mahkûm edilmesi ihtimâlini düşünmeye başladığı anlaşılıyor.
Yine de bu tereddütlü hâli,kararını değiştirmeye yetmemiş.Sonunda ölüm de olsa,doğru bildiği yoldan dönmemiş.Efsânevî bir trajik son...
Polis:"Vartkes,sana üç gün,İstanbul'u terket"
-Vartkes,mutlakâ yaşadıklarını hâtırladığı hâlde kaçırılmayı nasıl kabul etmez?Meclis-i Mebûsan zabıtlarını okuyorum.Vartkes,Mebûs Rıza Tevfik'in Abdülhamid döneminde hapsolduğunu hâtırlatması üzerine kendisinin de çok işkence gördüğünü,başındaki yaranın,ayaklarındaki nalların ve ellerindeki mıhların yerinin belli olduğunu söylemiştir.(3) Vartkes,Mebûs Ömer Fevzi'nin (Karahisarı Şarki-Şebikarahisar),"Türkler o kadar vahşi değil" ifâdesine cevâben,"Babamın başını keseni ben gördüm,sen görmedin.Türkler vahşi değil,babamın başını kesen kim ise o vahşidir" demiştir.(4) Bunları yaşamış bir insân,neden kaçmaz?
Vartkes ile Zohrab arasındaki farkı burada belirtmek gerekiyor.Vartkes,Abdülhamid istibdâdına karşı mücâdeleye,genç yaşında aktif bir fedâî olarak katılmıştı.Sözleriyle,bu mücâdelede ödediği bedellerin boyutunu anlatmaktadır.Meşrûtîyet rejimine geçildiğinde,Vartkes'in ilerleyen yaşında evlendiğini,çocuk sahibi olduğunu görüyoruz.
24 Nisan 1915 tutuklama operasyonundan sonra,Vartkes henüz mebûs olarak birçok üst düzey görüşme yaparak çıkış yolları arıyordu.İstanbul'daki Ermeni aydınlarının tutuklanmasının başındaki İstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey ile aralarında geçen şu kısa konuşma eski fedâî Vartkes'in yeni durumunu anlatmaktadır.
Bedri-Sana İstanbul'u terketmen için üç gün veriyorum.
Vartkes-Eşim hasta,bana en azından on gün gerekir.
Bedri-Sana ne dediysem odur.
Dâhilîye Nâzırı Talât Bey de anılarında,Vartkes'e İstanbul'u terkedip gitmesini tavsiye ettiğini,sıkıntısı varsa para yardımı yapabileceğini söylediğini yazmıştı.Vartkes'in,o sırada İstanbul'daki Taşnaktsutyun komitesindeki görevini terketmediği,ancak Zohrab'ın uzlaşmacı tutumunun,eski fedâî Vartkes'i etkisi altına aldığı anlaşılıyor...
***
1-PA-AA/R 14088;A30012,pr.16.10.1915,p.m.,aktaran Wolfgang Gust,Alman Belgeleri Ermeni Soykırımı 1915-1916,(çev.) Zekiye Hasançebi & A. Takcan,İstanbul:Belge Yayınları,2012,s. 483,491. Alman raporunda Mateos Nalbadyan yazıyor,ama Meclis-i Mebûsan'da adı:Matyos [Mateos] Nalbatyan'dır (Türk Parlamento Târihi,I. ve II. Meşrûtîyet,cilt: 2,Ankara:TBMM Vakfı,1998,s. 54;MMZC,devre:3,cilt: 1,sene:5,4 Kasım 1918,s. 112-113).
2-Ergün Aybars'ın İstiklâl Mahkemeleri,İstanbul:AD Yayıncılık,1997,s. 128-131,348.
3-MMZC,devre:1,sene:3,cilt:1,7 Aralık 1910,s. 366.
4-MMZC,devre:1,sene:3,cilt:6,16 Mayıs 1911,s. 559-560.
*Nesim Ovadya İzrail,1915'te Zohrab dâhil altı Ermeni mebûs öldürüldü,biri idâm edildi,Röportaj:Nevzat Onaran,Gazete Duvar,26 Eylül 2024.
https://www.gazeteduvar.com.tr/1915te-zohrab-dahil-alti-ermeni-mebus-olduruldu-biri-idam-edildi-makale-1722760