Çerçeve yasa henüz kanunlaşmadı,bu nedenle konuşmak için biraz erken ama muhtemelen kânûnlaşacak.Tasarı hakkındaki ilk intibâm şu:
Taslak tamamıyla "Türklerin hassâsiyetlerine" göre hazırlanmış,"Kürt hassâsiyeti" ise tamamıyla yok sayılmış ve dışlanmış.Verilen intibânın,"Devlet,PKK'nin taleplerinin hiçbirisine itibâr etmedi.PKK'yi teslim olmaya iknâ etti" biçiminde olmasına büyük bir özen gösterilmiş.Bu nedenle,"Son ve en uzun Kürt ayaklanması yenilgi ile sonuçlanmıştır" cümlesini kuranların,"PKK,hiçbir karşılık almadan teslim olmuştur" diyenlerin veyâ "elli yıllık savaşın tek kazancı,'cezâ infâz ertelemesi' ve üç-on yıl arası suç tekrâr işlenmezse 'cezâ iptâlidir',elli yıl bunun için mi savaşıldı?" diyenlerin sesleri çok gür çıkacak.
Taslak metin çok açık!Ortada olan bir af yasası bile değil!Onun çok gerisinde ve bu nedenle yukarıdaki cümleleri kuranlara karşı kullanılacak bir argüman yok gibi duruyor!Sonuçta,Öcalan ve onun yeni çizgisine itirâzsız onay veren PKK'nin çok büyük bir risk aldıklarını söyleyebiliriz."Niçin içinde af bile olmayan ve görüşmelere dayalı 'onurlu bir barıştan' çok uzak,tek yanlı bir teslimiyeti kabul ettiniz?" eleştirisine cevâp vermekte oldukça zorlanacaklardır.
Elbette verebilecekleri bazı cevâpları var:"Savaştık,ancak bu kadar oldu,iyisini biliyorsanız,silâhlı mücâdeleye sizler devâm edebilirsiniz" diyebilirler.
Ya da:"Savaştığımız sürece,yarattığımız fırsatlardan yararlanıyordunuz,ağzınızı bıçak açmıyordu!Paşa paşa bizlere itâat ediyordunuz!Şimdi sizlere sunduğumuz imkânların da ortadan kalkmasının verdiği hoşnutsuzlukla,koşulsuz silâh bıraktığımızı ileri sürüp,bizim 'otoriter','tek lidere itâat eden' yapımızı keşfediyor ve aleyhimize kalem oynatıp duruyorsunuz!Oysa,şu konuşmaları yapmanızı bile bizim silâh bırakmamıza borçlu olduğunuzu göremiyorsunuz." (Duran Kalkan,Ruşen Çakır ile röportajında [youtube.com/watch?reload=9&v=LqZCe_jDJXs] bu yönde üstü örtülü epey söz sarfetti.) Evet,bunlar belki PKK çevreleri açısından iyi polemik cümleleri ama "yenilgi" gerçeğinin üstünü kapatmaya yetmiyor.Yukarıdaki "Türk hassâsiyetleri" ekseninde örülmüş tabloyu değiştirmiyor. Gerçekten yenilgi mi?
Yukarıda özetlediğim,sözkonusu olan "Yenilgidir,teslimiyettir,af bile elde edilememiştir.Onur bile korunamamıştır" tezlerini savunanların ihmâl ettikleri önemli bir husûs var.
Şu ânki "yenilmişlik-teslimiyet" görünümü durumu birkaç ay sonra değişebilir veyâ değişeceği kesin gibi duruyor.Çünkü,yeni bir Anayasa'nın gündeme geleceği biliniyor.Öcalan'ın yeni Anayasa taslağını gördüğü ve onay verdiği de yaygın bir söylenti.Mevcût Anayasa'nın giriş kısımlarının değişip değişmeyeceğini bilemiyoruz ama Anayasa'nın "Türk vatandaşlığı" ibâresinin kaldırılacak olması kesin gibi.Zâten,AKP ve MHP'nin Meclis komisyon raporlarını okuyanlar bu değişikliğin farkındadırlar.Yeni Parti'nin bu değişikliğe "hayır" deme ihtimâli de çok zayıf.Parti programları bu konuda çok açık.
Öcalan ve PKK,bu Anayasa tartışmalarını ve vatandaşlık tanımının değiştirilecek olmasını bir "başarı" olarak sunabilirler ve sunacaklardır da.Tezleri basit olacak:
"Devlete Kürt realitesini kabûl ettirdik.İsyânımız,Kürtlüğün inkârına,zorunlu asimilasyona karşı idi ve şimdi bu mücâdelemizin sonucu,inkâr sona erdi ve Kürt gerçekliği Anayasa'ya girdi."
Bu yeni bir kurucu misyondur.Bahçeli'nin,yeni bir Türk-Kürt birlikteliğinden söz etmesi de bu misyonu çok açık izâh etmektedir.Dolayısıyla,bir yenilgi değil,yüz yıllık Cumhûriyet târihinde yeni bir dönemin eşiğindeyiz. "Kâr-zarar" eksenli tartışmalar ve ötesi
Yukarıdaki tartışmayı,"kâr-zarar" eksenli tartışmalar olarak tanımlamak isterim."Zarar" hânesini öne çıkartanlar,süreci "yenilgi-teslimiyet" olarak okuyacaklar."Kâr" hânesini öne çıkartanlar ise,silâhların susmasının büyük fâydalarını sayacaklar ve Anayasa tartışmalarını öne çıkartacaklardır.
Konuya "kâr-zarar" hesâbı dışında yaklaşmak mümkün mü?Evet mümkündür.Bu da yukarıdaki "kâr-zarar" kavgasını ortak bir yerden okumakla olabilir.Bu ortak nokta şudur:
Yukarıdaki taraflar adını açıkça koymadıkları bir husûsta büyük bir anlayış birliğine sahiptirler.
Her iki taraf da elli yıllık silâhlı mücâdeleye,bazı kusûrları olsa bile,doğru ve hayırlı bir iş olarak bakmaktadırlar.Tartışmaların ana ekseni ise,"iyi,zorunlu ve kaçınılmaz olan silâhlı mücâdelenin,a) teslim olunarak mı;b) Kürt realitesini kabûl ettirerek mi bitirildiği" üzerinedir.
Oysa ana sorun bu ortak mantıktadır:Elli yıllık silâhlı mücâdeleyi olumlayıp,sonuçlarının "iyi mi,kötü mü?" olduğu üzerine yapılan tartışma bir başka büyük gerçekliğin üstünü örtmektedir.
Devletin ve PKK'nin elli yıllık savaşla bu toplumda yarattıkları yıkım.
Yıkım ve bu yıkımın hesâbını vermek!
"Kâr-zarar" tartışması yapanların hiç yapmayacakları,akıllarına bile gelmeyecek bir tartışmadır bu.
Önerdiğim bakış,"silâhlı mücâdeleye" çok eleştirel bakmaktadır.Ve yıkım üzerine konuşulmadan gelecek üzerine konuşulamayacağını ileri sürmektedir.
Toplumca yapılması gereken,devleti ve PKK'yi de bu elli yıllık yıkım konusunda tartışmaya davet etmektir.
Yıktıklarımızı bilemezsek,neyi nasıl kuracağımızı da bilemeyiz! Yeni cumhûriyetin eşiğinde
Meseleye "teslimiyet ve yenilgi" perspektifinden bakanların göremedikleri çok önemli bir olgu daha var.Boyutları henüz bilinmeyen yeni bir Kürt-Türk birlikteliğinin eşiğindeyiz.Daha doğru bir deyişle,Cumhûriyet'in 1920 koalisyonu yeniden inşâ edilmektedir.Ve bu anlamda yaşananı "yüz yıllık yanlışlığın düzeltilmesi" olarak okunmak yanlış olmayacaktır.
Kısaca hâtırlatmakta fâyda vardır:Kurtuluş Savaşı (veyâ Millî Mücâdele) denilen şey,esâs olarak üçlü bir sacayağına dayanıyordu.Seküler-modern-Batıcı Türkler;İslâmcı-muhâfazakârlar ve Kürtler.Bu stratejik ortaklık iki önemli hedefe sahipti:"Hilâfet ve Saltanat rejimini esâretten kurtarmak" ve "Anadolu'daki Rum ve Ermeni tehdidini ortadan kaldırmak!"
Merâk edenler,Amasya Tamîmi'nden başlayarak,Erzurum,Sivas kongre karârlarına,Ankara Meclisi'nin kabûl ettiği yeminlere tekrâr bakabilirler.
Bu üç kesimin,1919-1923 dönemindeki ortak ideolojisi ise İslâm milliyetçiliği idi.Ama kuvvetli anti-emperyalist söylemle de zenginleştirilen bu İslâm milliyetçiliği,Lozan'la birlikte yerini yalın ve seküler Türk milliyetçiliğine bırakmaya başladı.
Mustafa Kemâl önderliğindeki seküler Türk milliyetçileri,1919-1923 dönemindeki ortaklarını terkettiler.Takip eden yıllarda bu ortaklar büyük zulümler yaşadılar.
İslâmî-muhâfazakâr çevreler iktidârdan uzaklaştırılmakla kalınmadı;bu kesimlerin en büyük talebi olan Hilâfet ve Saltanat rejimi de yok edildi.Tüm bir dönem boyunca Kürtlere,mücâdelenin "Türk-Kürt kardeşliği ekseninde verildiği" söylenmiş ve kendilerine defalarca otonomi sözü verilmişti.
Bunların hepsi unutuldu.Verilen sözlerin gerçekleştirilmesi için harekete geçen Kürtler ise ezildiler.
AKP iktidârı,seküler-Batıcı-modernist Türk milliyetçiliğine karşı İslâmî-muhâfazakâr çevrelerin bir zaferi idi.Şimdi yaşananlar ise Cumhur Koalisyonu'nun,uluslararası koşulların da dayatmasıyla Kürtleri 1920'lerde kaybettikleri iktidâra yeniden davet etmesidir.Bir anlamda 1920 koalisyonu yeniden kurulacak gibi görünüyor.Yeni Anayasa,bu yeni koalisyonun bir simgesi olarak devreye girecek.
Seküler Türk milliyetçileri de fazla bir seçeneğe sahip değiller ve sürece esâs olarak destek verecekler gibi gözüküyorlar. Yeni Cumhûriyet ve yıkımlar üzerine konuşmak
Yeni bir Türkiye'nin eşiğindeyiz.Ama unuttuğumuz bir husûs var.Eğer bu tartışmaları yapan tüm kesimler gerçekten demokratik,insân haklarına saygı duyan,özgür bir cumhûriyetten yana iseler,1918-1923'ü ve son elli yıllık "Kürt ayaklanmasını" sadece bir zafer olarak okumaktan vazgeçmelidirler.
Bu dönemleri "zaferler" olarak okumak,yıkımları görmemek geleceğimizin önündeki en büyük engeldir.
Elli yıllık savaşı da 1919-1923'ü de sadece "kâr-zarar" ikileminde tartışmak ve büyük zafer olarak sunmak,kaybettiklerimizi anlamamıza engel olacaktır.Unutmayalım,bu topraklarda yaşanmış acılar,yıkımlar üzerine konuşmak demokratik bir geleceği kurmanın ön şartıdır... *Prof. Dr. Taner Akçam,Son ve en uzun Kürt ayaklanması yenildi mi?,Medyascope,6 Ağustos 2026. https://medyascope.tv/2026/08/06/taner-akcam-yazdi-son-ve-en-uzun-kurt-ayaklanmasi-yenildi-mi/



