Ermenilerin SSCB'nden beklentisi
Ermeniler faşizme karşı savaşta ağırlıklarını koydular.Birçok Ermeni Sovyet Mareşali öne çıktı.Hatta 1945'te Berlin düştüğünde,Reichstag'a orak-çekiçli kızıl bayrağı çekenin de bir Ermeni askeri olduğu söylenir.Fransa'da Missak Manouchian gibi birçok Ermeni kökenli yurttaş Nazilere karşı direniş hareketi içinde yer aldı.
Nazilerin kurduğu ve Sovyet ordusuna karşı savaştırdığı özel tugaylarda,Orta Asyalılar,Tatarlar yanında yer alan Ermeniler de yok değildi.Ama bunların sayısının en düşük oranda olduğunu da belirtelim.Türkiyeli Turancılar gibi,kimi Ermeni ulusalcılarının da,Sovyetler çökerse diye,bazı temaslara girdikleri de bilinir.
Ama bu,genel resmi değiştirmez.Kaldı ki,o zaman varolan tek Ermeni devleti,varlığını 1917 devrimine borçlu idi.(Tarihin garip tecellisi,ama TC gibi...) Ve Sovyet yurttaşı Ermeniler,Nazizme karşı diğer Sovyet halkları gibi gerçekten cansiperane savaştılar.Varlığını 1917 Devrimi'ne borçlu olan TC ise,İkinci Dünya Savaşı sırasında sözde "müttefiki" Sovyetlerin arkasında dümen çevirmeye kalktı.Sonra,savaş bittiğinde pişkince,"yeniden ittifak yapalım" diyen de Ankara oldu.Panik içinde,Stalin tarafından "cezalandırılma" korkusu ile...
Moskova'da o zaman,amiyane söyleyiş ile,"devran değişti,önce eski hesabı kapatalım" dedi.Naziler yenildiğinde,sadece SSCB'nde değil,bütün diasporada bir umut dalgası dolaştı.Beklenti;İkinci Dünya Savaşı sırasında Batı ile yaptığı ittifak anlaşmasını hayata geçirmediği gibi,Nazilere savaş malzemesi satan TC'nin müttefiklerce "cezalandırılacağı" doğrultusunda idi.Bu arada "yitik anayurdun hiç olmazsa bir bölümünün,Ermeni halkına iade edilmesi" bir anda bütün diasporayı sardı.İşte Kars ve Ardahan'ın SSCB tarafından kendilerine "iadesinin" istenmesi bu ahval içinde gündeme geldi.
Belgelere göre:
"1941 yılının Ağustos'unda İran'da Alman ajanlarının faaliyetinin yoğunlaşması üzerine SSCB İran'a onbeş tümen göndermiş,sonradan buna beş tümen daha eklenmişti.Ayrıca Kızıl Ordu Genelkurmayı'na ulaşan bilgilere göre Türkiye Ermenistan sınırı boyunca bir milyona yakın askeri yığınak yapmıştı ve uygun bir fırsat çıktığında,özellikle Moskova'nın Alman orduları tarafından işgal edilmesi halinde Transkafkasya topraklarını işgale hazırlanıyordu.
1946 yılının Ocak ayında Türkiye Dışişleri Bakanı Hasan Saka ABD Dışişleri Bakanı James Byrnes'e şöyle diyordu:"Savaş sona erdi,ancak hükümet askerleri terhise göndermiyor.Asker sayısını azaltmayacak,belki daha da artıracağız.Biz savaşı körüklemekten yana değiliz ve çatışmalardan kaçınmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.Ama Türk halkı ve hükümeti güç kullanarak topraklarımızı elimizden almak isteyenlere karşı koymaya kararlıdır."
Bu arada Sovyet yönetimi de Ermeniler arasında yoğun bir propagandaya başlamıştı.1945 yılında dünya Ermenileri Katolikosu seçilen VI. Gevork,Stalin'e yazdığı mektupta tarihi Ermeni topraklarının Sovyet Ermenistan'ına bağlanması ve diaspora Ermenilerinin anayurda dönmelerinin sağlanması taleplerini dile getiriyordu.Ermeni diasporasında Katolikos'un böyle bir mektup gönderdiği haberi coşkunlukla karşılanmış,çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren Ermeni partileri ve cemaatleri,bu taleplere destek vermek amacıyla çabalarını birleştirmişlerdi.Sovyet yönetiminin o dönemde benimsediği siyaset Ermeni ulusunun haklı olarak ileri sürdüğü taleplere denk düşüyordu.Türkiye'ye ilhak edilen Kars vilayeti yeniden Ermenistan'a bağlanacak ve Ermeniler anayurtlarına dönebilecekti.
Diaspora Ermeni örgütleri bu taleplerini sırasıyla savaştan galip çıkan ülkeler tarafından Nisan 1945'te Birleşmiş Milletler Örgütü'nün San Francisco'da düzenlenen kurucu konferansına,Ağustos 1945'te düzenlenen Berlin Konferansı sırasında SSCB,ABD ve İngiltere hükümetlerine,Eylül 1945'te Dışişleri Bakanları Konseyi'nin Londra toplantısına,üç büyük devletlerin Moskova'da düzenlenen görüşmelerine,Birleşmiş Milletler Örgütü Genel Kurulu'nun Londra'da yapılan birinci oturumuna (Ocak 1946) ilettiler.29 Ekim 1945 tarihinde Katolikos VI. Gevork SSCB,İngiltere ve ABD hükümetlerine danışarak,Türkiye'de bulunan Ermeni vilayetlerinin Sovyet Ermenistan'ına bağlanmasını istedi.Müttefik devletler SSCB,ABD ve İngiltere'nin Berlin (Potsdam) Konferansı sırasında İngiltere ve Sovyet dışişleri bakanları Eden ve Molotov arasında 16 temmuz 1945 tarihinde yapılan ikili görüşmenin gündeminde Sovyet-Türk sınırlarının değiştirilmesi sorunu da vardı.O görüşmede Molotov şöyle demişti:"1921 yılında Türkler Sovyet devletinin zayıflığından yararlanarak Sovyet Ermenistan'ın bir kısmını kendi topraklarına kattılar.Sovyetler Birliği'nde yaşayan Ermeniler kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyorlar.Bunu hesaba katarak Sovyet hükümeti hukuksal açıdan Sovyetler Birliği'ne ait olan toprakların geri verilmesi konusunu gündeme getirdi." Bunun üzerine Eden geçmişte Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak talebi olduğunu hiç duymadığını belirtti.Molotov da Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak talebinin Türkiye'nin ülkesiyle yeni bir anlaşma imzalamak istemesi üzerine ortaya çıktığını açıkladı.Eden'in "Türklerin Sovyetler Birliği'nin toprak talebini tatmin etmeye razı olmadıklarını" belirtmesi üzerine Molotov "sözkonusu toprakların Türkiye'ye ait olmadığını,bir haksızlık sonucu Sovyetler Birliği'nden koparıldığını" belirterek,geçmişte İngiliz hükümetinin Türk boyunduruğu altında bulunan Ermenileri her fırsatta savunduğunu hatırlatmayı da unutmadı.
Gerçekten 1894-1896 katliamları ve 1915-1916 yıllarında Ermenilerin kitlesel tehciri ve yok edilmesi sırasında İngiltere hükümeti ve kamuoyu sultanlar ve İttihatçı hükümetin izledikleri Ermeni düşmanlığı siyasetini kınamışlardı.Ama Dışişleri Bakanı Eden bu konulara hiç girmeyerek:"Türk topraklarında ne kadar Ermeni yaşıyor?" diye sordu.
"...Orada 400-500 bin civarında Ermeni var.Bir milyon kadar Ermeni de Sovyet Ermenistan'ında yaşıyor.Sovyet Ermenistan toprakları dışında,yabancı ülkelerde yaşayan Ermenilerin sayısı ise bir milyonun üzerinde,Ermenistan toprakları genişlediği takdirde yurtdışında yaşayan Ermenilerin çoğu anayurtlarına dönmek isteyeceklerdir.Özellikle ekonomi alanında Ermeniler çok yetenekli ve girişimci insanlar,Türkler Ermeni topraklarını Sovyetler Birliği'ne versinler,adalet yerini bulsun",yanıtını verdi Molotov.
27 Kasım 1945 tarihinde Dünya Ermenileri Ruhani Lideri Katolikos VI. Gevork Yoldaş Stalin'e Truman'a ve Attle'ye yönelik çağrısında Ermenilerin tarihi toprakları üzerindeki haklarının tanınmasını ve Türkiye'de bulunan Ermeni vilayetlerinin geri alınarak bu toprakların gerçek sahibine,Sovyet Ermenistan'ına bağlanmasnı istemişti.
22 Temmuz 1945'te Sovyet-Türk ilişkileri bu kez de müttefiklerin zirve toplantısın Altıncı Oturumu'nun gündemindeydi.Winston Churchill,Stalin'e hitaben yaptığı konuşmada "...Türkleri korkutmamanın çok önemli olduğunu belirterek,Sovyetlerin Bulgaristan'da bulunan askeri birlik sayısını artırmasından ve Sovyet basını ve radyosunda Türkiye'ye yönelik saldırıların devam etmekte olmasından Ankara'nın rahatsızlık duyduğunu vurgulamış,ardından Moskova'da İngiltere Büyükelçisi ile Molotov arasında yapılan görüşme sırasında Sovyet Dışişleri Bakanı'nın Türkiye'nin doğu sınırlarında değişiklik yapılması gerektiğinden söz ettiğini ve hatta Moskova'nın Boğazlar'da askeri üs elde etmek niyetinde olduğunu hatırlattı." Churchill,bunun Sovyet yönetiminin Türkiye'den toprak talebinde bulunduğu anlamına gelmediğini anlıyorum,diye de ekledi.
Türkiye SSCB ile ilişkileri sorununu gündeme getirip Moskova ile yeni bir anlaşma imzalamak isteyince,Moskova da böyle şartlar koşmuştu.Stalin'in önerisiyle söz Molotov'a verilmiş,Sovyet Dışişleri Bakanı da yeni bir anlaşmanın imzalanmasından önce taraflar arasında mevcut iki sorunun çözüme kavuşması gerektiğini,bunun için Sovyet Gürcistan'ı ve Sovyet Ermenistan'ından koparılan Kars,Artvin ve Ardahan'ın bu ülkelere geri verilmesi ve Boğazlar Sözleşmesi'nin yeniden gözden geçirilmesinin şart olduğunu vurgulamıştı.
Üç maymunu oynayanlar
Türkiye solunda birçok insan,Sovyetlerin 1945 yılında Türkiye'den toprak talebinde bulunmadığına,bunun "emperyalistlerin bir yalanı" olduğuna inanıyor.Bu kanaat,biraz da Türkiye solunun çoğunluğunun,Kürt sorunu gibi,1915 Ermeni Soykırımı konusundan da haberdar olmamasından ve ulusalcı eğilimleri nedeni ile pek de haberdar olmak istememesinden kaynaklanıyor.(Kemalizm ile yüzleşmeyen ulusal solun durumu böyle.Kemalizm ile yüzleşenler ise 1971'den beri zaten biliniyor,anlatmaya gerek yok) 1921 Ocak'ından ve 1945 Aralık Tan Gazetesi baskınından bu yana,TC devletine çok ağır bedeller ödemek durumunda kalmasına karşın...
Stalin:Türkler Japonlara teşekkür borçlu!
Tartışmaya Konferansın ertesi gün yapılan Yedinci Oturumu'nda devam edildi.Bu kez açıklama yapmak görevini şahsen üstlenen Stalin şöyle demişti:"Ama burada sözkonusu olan Birinci Dünya Savaşı'na gelene kadar mevcut olan sınırlara dönülmesidir.Savaştan önce Ermenistan toprakları içinde bulunan Kars bölgesini ve savaştan önce Gürcistan'a ait olan Ardahan bölgesini kastediyorum.Eğer Türkler Sovyetler Birliği ile yeni bir ittifak anlaşması imzalanması konusunu gündeme getirmeselerdi,eski sınırlara dönülmesi sorunu da ortaya çıkmazdı.İttifak ne demektir?İttifak bizim Türkiye'nin sınırlarını korumayı,Türkiye'nin de bizim sınırlarımızı korumayı üstlenmesi demektir.Ama biz Kars ve Ardahan bölgelerindeki sınırların doğru olmadığı görüşündeyiz ve Türkiye'ye:Eğer bizimle ittifak kurmak istiyorsan,bu sınırları düzeltmen gerekir,dedik.Yok eğer sınırları düzeltmek istemiyorsan,o zaman ittifak konusu da kendiliğinden gündemden çıkar."
Oturuma başkanlık eden ABD Başkanı Harry Truman da söz alarak,toprak konusunun "...Sovyetler Birliği ve Türkiye'yi ilgilendiren bir sorun olduğunu ve bu devletler arasında halledilmesi gerektiğini" belirtti.Konferansın Sekizinci Oturumu'nda (24 Temmuz 1945) sadece Boğazlar konusu tartışıldı ve Konferans tutanaklarında "Üç hükümet Boğazlarla ilgili Montrö Sözleşmesi'nin o günün koşullarını yansıtmadığını ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini kabul ediyorlar" deniliyordu.Taraflar bu sorunun Türk hükümeti ile doğrudan yapılacak görüşmelerde ele alınması konusunda mutabık kaldılar.Böylelikle İngiltere ve ABD yöneticileri bu konuda tartışmalara devam etmekten kaçınmış,Stalin de Sovyet-Türk sınırında değişiklik yapılması konusunun tartışılmasına devam edilmesinde ısrar etmemişti.Belki de Stalin'i Türkiye'den toprak talebinde bulunma konusunu askıya almaya zorlayan nükleer silah denemeleri ve Japonya kentleri üzerine atılan atom bombalarıydı.
Truman Japonya'ya atom bombaları atılması emrini henüz Berlin'de bulunduğu sırada vermiş,ancak "Ruslardan uzakta olmak ve onların sorularına cevap verme mecburiyetinde kalmamak için bombardımana başlamadan önce kendisinin Potsdam'dan ayrılmasını beklemelerini emretmişti." Atamanenko kitabında,Hiroshima ve Nagasaki kentlerine atılan bombaların ne feci sonuçlar doğurduğunu haber alan Stalin'in Politbüro üyelerine:"İstanbul seferi...daha uygun bir zamana kadar erteleniyor.Türkler uğurlarına kendilerini feda eden Japonlara ebediyen minnettar olsunlar..." dediğini bildiriyor.ABD ve İngiltere SSCB'nin gündeme getirdiği toprak sorununu bu ülkenin benimsediği yayılmacılık siyasetinin somut bir kanıtı olarak değerlendiriyor,bununla birlikte hem müttefiklerini gücendirmemeye,hem de her pahasına Türkiye'nin toprak bütünlüğünü korumaya çalışıyorlardı.
1946 yılının Şubat'ında Sovyetler Birliği Yüksek Şura seçimlerinin öngününde Ermenistan Komünist(B) Partisi birinci sekreteri Grigor Harutyunyan,Yerevan seçim bölgesinde seçmenler önünde yaptığı konuşmada bu konuya da değinerek:"Türk basını Türkiye tarafından ilhak edilen Ermeni topraklarının iadesi sorununun,gerek Sovyet Ermenistan halkının,gerekse yurtdışında,Avrupa ülkelerinde,Amerika'da,Yakın ve Ortadoğu'da yaşayan Ermeniler tarafından gündeme getirildiğini kamuoyundan gizli tutmaya çalışıyor.Biz Sovyet Ermenistan hükümeti olarak bu talepleri destekliyor,Türkiye tarafından Ermeni topraklarının gerçek sahibine,yani Sovyet Ermenistan'ına iade edilmesinin haklı bir talep olduğu görüşündeyiz,bu sorun Ermeni hakkının geleceği açısından hayati önem taşıyor.Gördüğünüz gibi bu vilayetlerin Sovyet Ermenistan'ına geri verilmesi talebinin gerisinde herhangi bir stratejik amaç gizli değil" demişti.
Winston Churchill'in Mart 1946'da Fulton'da yaptığı konuşmanın ardından başlayan "Soğuk Savaş" döneminde bu konu Türkiye'yi Batılı ülkeler ile olan ilişkilerini daha aktif bir şekilde geliştirmeye zorladı.1947'de ilan edilen "Truman Doktrini" ve "Marshall Planı" uyarınca Türkiye'ye geniş kapsamlı ekonomik yardım yapılması öngörülüyordu.Ermeni örgütleri ve cemaatlerinin büyük devletlere yönelik tarihi adaletin yerini bulması ve Ermenilerin anayurtlarına dönmesine izin verilmesi çağrılarının bu devletlerin tutumu üzerinde herhangi bir etkisi olmadı.5 Ekim 1945 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın Analitik Araştırmalar Bölümü tarafından hazırlanan belgede:"...Ermenilerin tarihe dayanan taleplerini dikkate almak hem yanlış,hem de makul değildir,çünkü aslında bu talebin gerisinde Sovyetler Birliği'nin stratejik çıkarları bulunuyor" deniliyordu.Sonuçta,diasporadan Ermenistan'a dönenler,anayurtlarına dönemedikleri gibi;1960'lara kadar diasporaya dönme olanağına da sahip olamadılar.
Sovyetler Birliği,Birinci Dünya Savaşı sonrasında "haksız" olarak çizildiğine inandığı,Finlandiya,Polonya,Romanya sınırlarını tashih etme olanağına sahip oldu.Sadece,son derece zor koşullar altında Almanların dayatması altında imzaladığı Brest-Litovsk Antlaşması ile,"kendi kaderini tayin hakkına" uyulması koşulu ile,askerlerini geri çektiği 1878 Berlin Antlaşması'ndan sonra meşru Rus İmparatorluğu toprağı olan,çok etnili Kars,Ardahan ve Artvin'i geri alamadı.Bölgedeki Ermeni ve Gürcüler kovalandıktan sonra,sadece Türk kökenli ve Müslümanlar arasında göstermelik bir referandum yapıldı.1938'de Hatay'da olduğu gibi...1945 yılında da Şükrü Saraçoğlu,pişkince,"biz orayı halk oylaması ile aldık" diyecekti.Türkiye,Birinci Dünya Savaşı sonrasının uluslararası koşullarını nasıl kendi lehine çevirdi ise,hemen İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan "Soğuk Savaş" koşullarını da kendi lehine kullanmayı başardı.Böylece Ermeniler,"Batı'nın" stratejik çıkarları böyle buyurduğu için Birinci Dünya Savaşı gibi İkinci Dünya Savaşı'nın da "kaybedenleri" arasında yer aldılar.Aynı,Mahabad Cumhuriyeti Kürtlerinin de,İkinci Dünya Savaşı'nın "kaybedenler"i arasında yer alması gibi...Böylece,doğu sınırında,Birinci Dünya Savaşı öncesinden bile kazançlı biçimde çıkıldı.Ve Stalin,"Türkler yine yırttı,Japonlara,Hiroshima'ya atılan atom bombasına teşekkür etsinler" dedi...
*Ragıp Zarakolu,Stalin ve Ermeniler,Özgür Gündem,26-27 Nisan 2014.
http://www.ozgur-gundem.com/index.php?module=nuce&action=haber_detay&haberID=105463&haberBaslik=Stalin%20ve%20Ermeniler%20-%20I&categoryName=&authorName=%20&categoryID=&authorID=
http://www.ozgur-gundem.com/index.php?module=nuce&action=haber_detay&haberID=105567&haberBaslik=Stalin%20ve%20Ermeniler%20%28II%29&categoryName=&authorName=%20&categoryID=&authorID=
29 Nisan 2014 Salı
25 Nisan 2014 Cuma
Heyecanlandırmadı,çünkü biz çok değiştik!/Prof.Dr.Taner Akçam*
"Zenginin malı fukaranın çenesini yorarmış";Başbakan'ın 1915 konusunda yaptığı açıklama da öyle.Üzerinde çok konuşulacağı kesin,çünkü bir başbakan ilk defa böyle bir açıklama yapıyor.
Yorum yazmak can sıkıcı.Nelerin söyleneceği belli!Yarım bardak su misali.Bardaktaki suyu görüp,bunu çok olumlu,büyük bir adım olarak değerlendiren ve tarihi falan diyenler olacak.Muhtemel kalben hükümete yakın ve bu alanda fazla eziyet çekmemişler takımından gelecek bu tür sözler.Hele bir de liberal etiketleri varsa bu kişilerin,hafif bir "yeme de yanında yat" durumunun ortaya çıkacağı kesin.
Öte yandan,bardağın boş tarafına bakıp beğenmeyenler olacak!"Tayyip'in yeni oyunu";"hiçbir şey söylemeden bir şey söylüyormuş gibi yapma",diyenler olacak.Ya da "niye şimdi"ciler veya "asıl niyeti nedir"ciler kuyruk olacaklar!Bu tür sözler de muhtemel AKP ve Erdoğan'a yüreği soğumuş çevrelerden gelecek,söylenenler beğenilmeyip,dudak bükülecek!
Elbette arada-derede bir yerde duranlarımız da olacak,"yetmez ama evet" usulü...Bu kesimin de karamsar ve iyimserleri olacak.Belki de daha önceki özellikle Alevi ve de Kürt açılımı deneylerinden ağzı yananlar,bu açıklamayı üfleyerek değerlendirmeyi tercih edecekler.
Ben sanki bu son kesime daha mı yakınım nedir?
Hayır,öyle değil!Çerçevesi yukarıda çizilmiş bir tartışmanın epey can sıkıcı olduğunu düşünüyorum.
Merkezine bu açıklamanın kendisini koymak ve ne anlama geldiğini anlamak dışında bir şeyler arıyorum...
Peki,bu mümkün mü? Belki!
Ama önce,açıklamayı "çok yeni ve tarihi" olarak niteleyenlere ufak bir not:Aslında Başbakan tarafından söylenmesi dışında bu söylenenlerde çok yeni bir şey yok.Bunların hepsi ama hepsi,hele şu Çanakkale ve Sarıkamış kayıplarını,Soykırım ile eşitlemek için kullanılmış "adil hafıza" incisi de dahil,daha önce Davutoğlu tarafından değişik vesilelerle,defalarca ama defalarca dile getirilmiş düşüncelerdir.
Elbette bir başbakanın resmen bunları tekrar etmesi önemli.Ama tarihi diye havalara sıçramaya gerek yok.
Hakkını vermek isterim;açıklamada birkaç kuvvetli fikir var:Birincisi,"farklı söylemlerin empati ve hoşgörüyle karşılanması" ve "karşıdakini dinleyerek anlamaya çalışma(k)"...Bu açıklama ile 1915 konusunda artık zaten var olan özgür tartışma ortamı resmen kabul edilmiş oluyor ki bu önemli.Ama yirmibirinci yüzyılda zaten olması gerekene sevinmenin biraz tuhaf olduğunu da kabul etmek gerek.
İkinci önemli fikir,"acıları anlamak ve paylaşmak";"ne bir acılar hiyerarşisi kurulması ne de acıların birbiriyle mukayese edilmesi ve yarıştırılması"...Dudağımda hafif bir gülümseme...1993'te Türkiye'ye ilk geldiğimde,üstüme dikilmiş öfke dolu gözlere -ki içlerinde çok sayıda solcu da vardı- korkarak bu cümleleri tekrar ettiğimi hatırlıyorum.Yirmibir yıl sonra Başbakan'dan böyle bir cümle duymak tuhaf bir duygu!Beğenelim,beğenmeyelim,yirmibir yılda katettiğimiz yolu gösteriyor!
Üçüncü önemli fikir,"yirminci yüzyılın başındaki koşullarda hayatını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor,torunlarına taziyelerimizi diliyoruz" cümlesi...1915 yılını anmamış,katliam vb. kelimesini kullanamamış ama belki de açıklamanın en önemli noktası bu.Daha önce hiç söylenmemiş insani bir boyut var.Bu açıdan bir yenilik ve bunu inkâr etmek hoş kaçmaz ama fazla yorum yapmak bana düşmez,ataları imha edilmiş insanların nasıl algılayacakları önemli.
Açıklamada arada gürültüye gittiğini gördüğüm açık bir de yalan var;"arşivlerimizi bütün araştırmacıların kullanımına açtık," deniyor.Başbakan açıkça yalan söylüyor.
Ermeni Soykırımı ile ilgili en önemli arşivlerden birisi Genelkurmay arşividir,bu arşiv ne doğru dürüst tasnif edilmiştir,ne de araştırmacılara açıktır.Böyle bir açıklamaya bu tür bir yalan hiç hoş değil.
Görüşlerimiz "İhanet"ten Fikir Düzeyine Terfi Etti
Eğer Fehmi Koru'nun,"tarihe ilişkin özür dilendi artık" gibi son derece gayri ciddi ve "ayıp" sayılması gereken tutumunu bir kenara bırakırsak,açıklamanın anlamı ne?2002'den bu yana T.C.'nin geleneksel politikalarında bazı değişiklikler yapan AKP,Ermeni Soykırımı konusunda da bir dil değişikliğine başvurdu.
Başbakan'ın açıklaması ile birlikte artık 1915 üzerine toplumu açık konuşmaya davet edenlerin üzerine "hain","pis Ermeni" diye saldırılmayacak;"sözde" diyerek onlarca hakaret yapılmayacak.Yusuf Halaçoğlu,Şükrü Elekdağ ve Gündüz Aktan döneminin artık resmen sona erdiğini söyleyebiliriz.
Gerçi Hrant'ın öldürülmesi sonrası bu hava zaten kırılmış idi ama gene de resmiyet kazanması önemli.
Açıklamanın bir anlamı da şu:Hükümet artık "resmi görüş" karşıtlarının fikirlerini de,fikir olarak kabul ediyor ama 1915 hakkındaki kanaatini hiç değiştirmiyor.Eski düşünce aynen korunuyor."Herkesin acısını anlamak" çizgisi ile,Çanakkale,Sarıkamış,Dünya Savaşı kayıpları ve Ermenilere yapılanlar bir torbaya dolduruluyor.Yıllarca söylenen de zaten buydu.
Eğer kullanılan dili büyük bir değişiklik diye yorumlayacaksanız,bir şey diyemem ama 1915'in içeriğine yönelik ortada çok yeni bir şey olmadığını söylemek istiyorum.
Asıl bundan sonra atılması gereken adımların atılıp atılmayacağına bakmak gerekiyor!
Bana göre,asıl soru,Başbakan'ın ne söylediği değil,ona bunları kimin ve neyin söylettiğidir.2015 yaklaşırken,hükümetin,özellikle uluslararası arenada sırtını duvara dayanmış hissettiği ve içine düştüğü sıkışıklıktan kurtulmak istediği biliniyor.Daha dün,Türkiye'nin ABD'ndeki en büyük savunucusu olan AJC (Amerikan Yahudi Komitesi) soykırım kelimesini resmen kullandı ve Türkiye'yi Soykırımı tanımaya davet etti.
Bir an düşünün,uluslararası desteğini kaybetmiş Başbakan'ın,içinde bulunduğumuz şu koşullarda,kendisine ait,daha önce defalarca sarfettiği "Müslümanlar soykırım yapmaz","atalarıma soykırımcı diyemezsiniz" türünden sözleri tekrar etmiş olsaydı ne olurdu?
Başbakan mecburdu,o sadece kaçan bir treni yakalamak telaşı içinde.Bu sözler bir değişim dinamiğinin değil,geç kalmışlığın habercisi olabilir belki.2015'e girerken bir zarar tanzim operasyonu yapıyor Türkiye.
Bana göre artık keramet Başbakan'da değil,keramet bizde,Hrant sonrası sokaklara dökülen binlerde...Ve dışarıdan Türkiye'ye yapılan baskılarda...Türkiye'deki insanların direnci,Ermeni diasporasının çabaları ile birleşmeye başlıyor.Bu birliktelik Başbakan'a fikrini değiştirtemedi ama dilini değiştirtmiş gözüküyor.
Ve Biz Çok Değiştik
Başbakan'a bu sözleri söyletenlerin göremediği anlayamadığı bir şey var.Biz artık eski biz değiliz.Bizler,yani 1915 Ermeni Soykırımı konusundaki asırlık yalana karşı yıllardır uğraşan ve çabalayan insanlar çok değiştik.
Eğer Başbakan bu sözleri,bundan on yıl önce söyleseydi,gerçekten söylediklerini bir "devrim" bile sayabilirdik.Ama artık köprünün altından çok sular aktı.Derimiz kalınlaştı,pır-pır atan yüreğimiz acılarla doldu,başımıza gelenleri "tecrübe" altında toplamayı öğrendik.Bundan on yıl önce büyük değişim olarak sunulabilecek şey şimdi sadece içimizi buruyor!Dudağımızda hafif bir gülümseme,ağzımızda hafif ekşi bir tat bırakıyor!
Başbakan da dahil,bundan sonra 1915 Soykırımı üzerine konuşmak isteyenler,eğer söylediklerinde bir anlam bulmamızı,biraz olsun heyecanlanmamızı istiyorlarsa,artık çıtanın çok yükseklerde olduğunu görmek zorundalar.Bu açıklamayı "tarihe yönelik işler bitti" hafifliği ile karşılayanların bilmesinde fayda var.Ben ve benim gibiler,çok ama çok somut bazı adımlara bakacaklar.Bazı şeylerin yapılıp yapılmadığının çok yakın takipçisi olacaklar:
a)Bu ülkede doksan yıldır bir inkâr politikası yaşandı;bu inkâr 2002 AKP iktidarı sonrası da devam etti.2014'te,1915 üzerine konuşmak isteyenler,sanki bugüne kadar hiçbir şey olmamış gibi,kendilerinin de olanlarda hiçbir payı yokmuş gibi konuşamazlar.Eğer 1915 konusunda politik bir değişiklik olacaksa,ilk önce kendinizden başlayarak,onlarca yıldır süren inkâr politikalarının yanlışlığı konusunda bir şeyler söylemeniz şart!
b)1915'in açık bir insanlık suçu olduğunu kabul etmeden,"herkes acı çekti","herkesin acısını anlayalım" ile gidilecek bir yer yoktur.Savaş kayıpları ile soykırım gibi bir insanlık suçu arasında ayrım yapmayı öğrenmedikçe hiçbir şey çözülemez.Önce cinayete cinayet demeyi öğrenmeniz gerekir.Artık çıtanın bundan aşağıya düşmesi mümkün değil!
c)Yapılacak en anlamlı başlangıç,Ermenistan ile sınırları açmak ve diplomatik ilişkileri geliştirmektir.Bundan iki yıl önce Hocalı mitingine İçişleri bakanını yollamış,"Ermeni yalanına kanma" diye afişler asmış bir hükümetten söz ettiğimizi biliyoruz.
Hrant'ın gerçek katillerinin derin dehlizlerden bulunup çıkartılmasından söz etmiyorum bile...
Bana göre,1915 konusunda değişimin dinamiği hükümetin elinde değil artık!Onlar,kaçırmakta olduklarını bildikleri bir trenin son vagonuna can havliyle atlamak istiyorlar.Ama,2015'e doğru,tarihi bir cinayeti kabul etmekten,bu cinayet için özür dilemekten ve yaratılan yıkımı telafi etmek için Ermenistan ve diaspora ile görüşmeye başlamaktan başka bir seçenek yoktur.Bu yolu açan her girişim iyidir ama sadece yolu açacağı için...Bitireceği için değil...Bunun görülmesi gerekiyor.Bunların yapılması için çok mu bekleriz?Acelemiz yok ki!..
*Prof.Dr.Taner Akçam,Heyecanlandırmadı,çünkü biz çok değiştik!,Taraf,25 Nisan 2014.
http://www.taraf.com.tr/yazilar/taner-akcam/heyecanlandirmadi-cunku-biz-cok-degistik/29560/
Yorum yazmak can sıkıcı.Nelerin söyleneceği belli!Yarım bardak su misali.Bardaktaki suyu görüp,bunu çok olumlu,büyük bir adım olarak değerlendiren ve tarihi falan diyenler olacak.Muhtemel kalben hükümete yakın ve bu alanda fazla eziyet çekmemişler takımından gelecek bu tür sözler.Hele bir de liberal etiketleri varsa bu kişilerin,hafif bir "yeme de yanında yat" durumunun ortaya çıkacağı kesin.
Öte yandan,bardağın boş tarafına bakıp beğenmeyenler olacak!"Tayyip'in yeni oyunu";"hiçbir şey söylemeden bir şey söylüyormuş gibi yapma",diyenler olacak.Ya da "niye şimdi"ciler veya "asıl niyeti nedir"ciler kuyruk olacaklar!Bu tür sözler de muhtemel AKP ve Erdoğan'a yüreği soğumuş çevrelerden gelecek,söylenenler beğenilmeyip,dudak bükülecek!
Elbette arada-derede bir yerde duranlarımız da olacak,"yetmez ama evet" usulü...Bu kesimin de karamsar ve iyimserleri olacak.Belki de daha önceki özellikle Alevi ve de Kürt açılımı deneylerinden ağzı yananlar,bu açıklamayı üfleyerek değerlendirmeyi tercih edecekler.
Ben sanki bu son kesime daha mı yakınım nedir?
Hayır,öyle değil!Çerçevesi yukarıda çizilmiş bir tartışmanın epey can sıkıcı olduğunu düşünüyorum.
Merkezine bu açıklamanın kendisini koymak ve ne anlama geldiğini anlamak dışında bir şeyler arıyorum...
Peki,bu mümkün mü? Belki!
Ama önce,açıklamayı "çok yeni ve tarihi" olarak niteleyenlere ufak bir not:Aslında Başbakan tarafından söylenmesi dışında bu söylenenlerde çok yeni bir şey yok.Bunların hepsi ama hepsi,hele şu Çanakkale ve Sarıkamış kayıplarını,Soykırım ile eşitlemek için kullanılmış "adil hafıza" incisi de dahil,daha önce Davutoğlu tarafından değişik vesilelerle,defalarca ama defalarca dile getirilmiş düşüncelerdir.
Elbette bir başbakanın resmen bunları tekrar etmesi önemli.Ama tarihi diye havalara sıçramaya gerek yok.
Hakkını vermek isterim;açıklamada birkaç kuvvetli fikir var:Birincisi,"farklı söylemlerin empati ve hoşgörüyle karşılanması" ve "karşıdakini dinleyerek anlamaya çalışma(k)"...Bu açıklama ile 1915 konusunda artık zaten var olan özgür tartışma ortamı resmen kabul edilmiş oluyor ki bu önemli.Ama yirmibirinci yüzyılda zaten olması gerekene sevinmenin biraz tuhaf olduğunu da kabul etmek gerek.
İkinci önemli fikir,"acıları anlamak ve paylaşmak";"ne bir acılar hiyerarşisi kurulması ne de acıların birbiriyle mukayese edilmesi ve yarıştırılması"...Dudağımda hafif bir gülümseme...1993'te Türkiye'ye ilk geldiğimde,üstüme dikilmiş öfke dolu gözlere -ki içlerinde çok sayıda solcu da vardı- korkarak bu cümleleri tekrar ettiğimi hatırlıyorum.Yirmibir yıl sonra Başbakan'dan böyle bir cümle duymak tuhaf bir duygu!Beğenelim,beğenmeyelim,yirmibir yılda katettiğimiz yolu gösteriyor!
Üçüncü önemli fikir,"yirminci yüzyılın başındaki koşullarda hayatını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor,torunlarına taziyelerimizi diliyoruz" cümlesi...1915 yılını anmamış,katliam vb. kelimesini kullanamamış ama belki de açıklamanın en önemli noktası bu.Daha önce hiç söylenmemiş insani bir boyut var.Bu açıdan bir yenilik ve bunu inkâr etmek hoş kaçmaz ama fazla yorum yapmak bana düşmez,ataları imha edilmiş insanların nasıl algılayacakları önemli.
Açıklamada arada gürültüye gittiğini gördüğüm açık bir de yalan var;"arşivlerimizi bütün araştırmacıların kullanımına açtık," deniyor.Başbakan açıkça yalan söylüyor.
Ermeni Soykırımı ile ilgili en önemli arşivlerden birisi Genelkurmay arşividir,bu arşiv ne doğru dürüst tasnif edilmiştir,ne de araştırmacılara açıktır.Böyle bir açıklamaya bu tür bir yalan hiç hoş değil.
Görüşlerimiz "İhanet"ten Fikir Düzeyine Terfi Etti
Eğer Fehmi Koru'nun,"tarihe ilişkin özür dilendi artık" gibi son derece gayri ciddi ve "ayıp" sayılması gereken tutumunu bir kenara bırakırsak,açıklamanın anlamı ne?2002'den bu yana T.C.'nin geleneksel politikalarında bazı değişiklikler yapan AKP,Ermeni Soykırımı konusunda da bir dil değişikliğine başvurdu.
Başbakan'ın açıklaması ile birlikte artık 1915 üzerine toplumu açık konuşmaya davet edenlerin üzerine "hain","pis Ermeni" diye saldırılmayacak;"sözde" diyerek onlarca hakaret yapılmayacak.Yusuf Halaçoğlu,Şükrü Elekdağ ve Gündüz Aktan döneminin artık resmen sona erdiğini söyleyebiliriz.
Gerçi Hrant'ın öldürülmesi sonrası bu hava zaten kırılmış idi ama gene de resmiyet kazanması önemli.
Açıklamanın bir anlamı da şu:Hükümet artık "resmi görüş" karşıtlarının fikirlerini de,fikir olarak kabul ediyor ama 1915 hakkındaki kanaatini hiç değiştirmiyor.Eski düşünce aynen korunuyor."Herkesin acısını anlamak" çizgisi ile,Çanakkale,Sarıkamış,Dünya Savaşı kayıpları ve Ermenilere yapılanlar bir torbaya dolduruluyor.Yıllarca söylenen de zaten buydu.
Eğer kullanılan dili büyük bir değişiklik diye yorumlayacaksanız,bir şey diyemem ama 1915'in içeriğine yönelik ortada çok yeni bir şey olmadığını söylemek istiyorum.
Asıl bundan sonra atılması gereken adımların atılıp atılmayacağına bakmak gerekiyor!
Bana göre,asıl soru,Başbakan'ın ne söylediği değil,ona bunları kimin ve neyin söylettiğidir.2015 yaklaşırken,hükümetin,özellikle uluslararası arenada sırtını duvara dayanmış hissettiği ve içine düştüğü sıkışıklıktan kurtulmak istediği biliniyor.Daha dün,Türkiye'nin ABD'ndeki en büyük savunucusu olan AJC (Amerikan Yahudi Komitesi) soykırım kelimesini resmen kullandı ve Türkiye'yi Soykırımı tanımaya davet etti.
Bir an düşünün,uluslararası desteğini kaybetmiş Başbakan'ın,içinde bulunduğumuz şu koşullarda,kendisine ait,daha önce defalarca sarfettiği "Müslümanlar soykırım yapmaz","atalarıma soykırımcı diyemezsiniz" türünden sözleri tekrar etmiş olsaydı ne olurdu?
Başbakan mecburdu,o sadece kaçan bir treni yakalamak telaşı içinde.Bu sözler bir değişim dinamiğinin değil,geç kalmışlığın habercisi olabilir belki.2015'e girerken bir zarar tanzim operasyonu yapıyor Türkiye.
Bana göre artık keramet Başbakan'da değil,keramet bizde,Hrant sonrası sokaklara dökülen binlerde...Ve dışarıdan Türkiye'ye yapılan baskılarda...Türkiye'deki insanların direnci,Ermeni diasporasının çabaları ile birleşmeye başlıyor.Bu birliktelik Başbakan'a fikrini değiştirtemedi ama dilini değiştirtmiş gözüküyor.
Ve Biz Çok Değiştik
Başbakan'a bu sözleri söyletenlerin göremediği anlayamadığı bir şey var.Biz artık eski biz değiliz.Bizler,yani 1915 Ermeni Soykırımı konusundaki asırlık yalana karşı yıllardır uğraşan ve çabalayan insanlar çok değiştik.
Eğer Başbakan bu sözleri,bundan on yıl önce söyleseydi,gerçekten söylediklerini bir "devrim" bile sayabilirdik.Ama artık köprünün altından çok sular aktı.Derimiz kalınlaştı,pır-pır atan yüreğimiz acılarla doldu,başımıza gelenleri "tecrübe" altında toplamayı öğrendik.Bundan on yıl önce büyük değişim olarak sunulabilecek şey şimdi sadece içimizi buruyor!Dudağımızda hafif bir gülümseme,ağzımızda hafif ekşi bir tat bırakıyor!
Başbakan da dahil,bundan sonra 1915 Soykırımı üzerine konuşmak isteyenler,eğer söylediklerinde bir anlam bulmamızı,biraz olsun heyecanlanmamızı istiyorlarsa,artık çıtanın çok yükseklerde olduğunu görmek zorundalar.Bu açıklamayı "tarihe yönelik işler bitti" hafifliği ile karşılayanların bilmesinde fayda var.Ben ve benim gibiler,çok ama çok somut bazı adımlara bakacaklar.Bazı şeylerin yapılıp yapılmadığının çok yakın takipçisi olacaklar:
a)Bu ülkede doksan yıldır bir inkâr politikası yaşandı;bu inkâr 2002 AKP iktidarı sonrası da devam etti.2014'te,1915 üzerine konuşmak isteyenler,sanki bugüne kadar hiçbir şey olmamış gibi,kendilerinin de olanlarda hiçbir payı yokmuş gibi konuşamazlar.Eğer 1915 konusunda politik bir değişiklik olacaksa,ilk önce kendinizden başlayarak,onlarca yıldır süren inkâr politikalarının yanlışlığı konusunda bir şeyler söylemeniz şart!
b)1915'in açık bir insanlık suçu olduğunu kabul etmeden,"herkes acı çekti","herkesin acısını anlayalım" ile gidilecek bir yer yoktur.Savaş kayıpları ile soykırım gibi bir insanlık suçu arasında ayrım yapmayı öğrenmedikçe hiçbir şey çözülemez.Önce cinayete cinayet demeyi öğrenmeniz gerekir.Artık çıtanın bundan aşağıya düşmesi mümkün değil!
c)Yapılacak en anlamlı başlangıç,Ermenistan ile sınırları açmak ve diplomatik ilişkileri geliştirmektir.Bundan iki yıl önce Hocalı mitingine İçişleri bakanını yollamış,"Ermeni yalanına kanma" diye afişler asmış bir hükümetten söz ettiğimizi biliyoruz.
Hrant'ın gerçek katillerinin derin dehlizlerden bulunup çıkartılmasından söz etmiyorum bile...
Bana göre,1915 konusunda değişimin dinamiği hükümetin elinde değil artık!Onlar,kaçırmakta olduklarını bildikleri bir trenin son vagonuna can havliyle atlamak istiyorlar.Ama,2015'e doğru,tarihi bir cinayeti kabul etmekten,bu cinayet için özür dilemekten ve yaratılan yıkımı telafi etmek için Ermenistan ve diaspora ile görüşmeye başlamaktan başka bir seçenek yoktur.Bu yolu açan her girişim iyidir ama sadece yolu açacağı için...Bitireceği için değil...Bunun görülmesi gerekiyor.Bunların yapılması için çok mu bekleriz?Acelemiz yok ki!..
*Prof.Dr.Taner Akçam,Heyecanlandırmadı,çünkü biz çok değiştik!,Taraf,25 Nisan 2014.
http://www.taraf.com.tr/yazilar/taner-akcam/heyecanlandirmadi-cunku-biz-cok-degistik/29560/
21 Nisan 2014 Pazartesi
Nasyonal Sosyalist Rejimde Yahudi Olan ve Yahudi Olmayan Almanlar 1915-1916 Soykırımı Hakkında Ne Biliyorlardı?:"Ermeni Kıyımı"/Wolf Gruner*
Politikacılar ve tarihçiler,-sadece Almanya'dakiler değil-,Hitler'in müstakbel soykırımlarla ilgili uyarı saydıkları bir cümlesine atıfta bulunmayı severler.(1) 22 Ağustos 1939'da,Polonya ulusuna dönük radikal bir kırımı planlamaktayken,generallerinin dikkat çektiği olası tereddütlere şu lakonik karşılığı verdiği söylenir:"Bugün Ermenilerin yok edilişinden söz eden kimse var mı?"(2) Dikkatle bakıldığında,bu sözler sadece Almanya'da artık kimsenin Ermenilerden söz etmediği anlamına gelir,onların başına gelenin unutulmuş olduğu anlamına değil.
Bu nedenle,bu makalede bu yaygın kabulün aksini göstermekle kalmayacak,(3) Birinci Dünya Savaşı'ndaki Soykırımın,Nasyonal Sosyalist devletin takibatına uğrayan Alman Yahudileri için bir uyarı işlevi görmüş olmasını ve bu işlevi nasıl görmüş olduğunu tahlil edeceğim.Victor Klemperer'in bugün şöhret kazanmış olan günlüğüne bir göz attığınızda,buna işaret eden bir notu gündeme taşıyabilirsiniz.Latin dilleri profesörü,NSDAP'nin örgütlediği Yahudi karşıtı boykotun arifesi akşamı,şunu yazar:
"Her gün,biraz daha ümitsiz.Yarın boykot başlıyor.Sarı tabelalar,nöbet tutanlar,Hristiyan memurlara çift maaş ödeme,Yahudileri işten çıkarma dayatması.Yahudilerin Cumhurbaşkanına ve hükümete yolladıkları sarsıcı mektuba cevap yok.Soğukkanlılıkla veya 'sürüncemeye bırakarak' öldürüyorlar.'Saçının bir teline dokunmuyor',yalnızca açlığa terkediyorlar."
Bu bölüm şu şaşırtıcı cümleyle sona erer:"Almanya yerine gelecekte Ermenya denebilir.Sesli harfler fazla ve Ermenistan'ı çağrıştırıyor."(4)
Dresden'de bir Yahudi olarak "karışık evlilik" yapmış olan akademisyen Klemperer,anlaşılan 1933'te Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kaderi hakkında yeterince bilgi sahibi bulunuyordu ki,başlamakta olan Yahudi takibatına bu etkili mecazı yakıştırabiliyordu.Peki o bir istisna mıydı?Halkın çoğunluğu ne biliyordu?
1933 Öncesinde Ermeni Soykırımı ve Alman Kamuoyu
Ermeni Soykırımı,devlet eliyle kitlesel öldürmelerin tarihine ilişkin mukayeseli çalışmalar yapan birçok araştırmacı için,yirminci yüzyıl jenositlerinin prototipini oluşturur.(5) İlk kuş bakışı araştırmaların ardından,(6) yeni bir uluslararası tarihçi kuşağı,Genç Türkler denen Enver Paşa (1881-1922),Cemal Paşa (1872-1922) ve Talat Paşa (1874-1921) tarafından yönetilen 1915-1916 takibatının değişik veçhelerini araştırmıştır.Bu paşaların üyesi olduğu iktidar partisi İttihat ve Terakki Komitesi,etnik ve dinsel olarak homojen bir millet yaratma emelini güdüyordu.(7)
Türkiye 1914 sonlarından itibaren Almanların yanında İtilaf kuvvetlerine karşı savaşmaktaydı.Türkler isyan veya Rusya'yla işbirliği tehlikesinden söz ederek 1915 Nisan'ına kadar Ermenilerin çoğunu silahsızlandırmışlardı.24-25 Nisan'da hükümet Konstantinopel ve başka yerlerdeki yüzlerce tanınmış Ermeni'yi tutuklattı,Mayıs ile Temmuz arasında da Ermenileri ilkin kendi bölgelerinden ülkenin içlerine tehcir etti.1915 Ağustos'undan 1916 Temmuz'una kadar,bu yok etme siyaseti bütün diğer eyaletlere yayıldı.Erkeklerin tecridinden ve katledilmesinden sonra jandarmalar kadınları,çocukları ve yaşlıları,çoğunun açlık ve hastalıktan öleceği çöllere sürdüler.Sayısız kadın ve çocuk kaçırıldı,Müslüman olmaya zorlandı veya yurtlarda ya da aileler yanında Türkleştirildi.Mülklerine devlet el koydu ya da halk yağmaladı.(8) 1919'da Mustafa Kemal hükümeti 800 bin ölü sayısını resmen kabul etmişti.Bugün yapılan kestirimlere göre kurban sayısı bir buçuk milyona varmaktadır.(9)
Tutuklamalar,cinayetler ve tehcirle ilgili havadisler Türkiye'deki konsolosluklar üzerinden hızla Alman Büyükelçiliğine,oradan da Berlin'e ulaştı.Alman hükümeti,bu dramatik bilgileri önce yerel aşırılıklar veya isyanların gaddarca bastırılmasının sonucu olarak yorumladı.Yine de 7 Temmuz 1915'te Büyükelçi Hans von Wangenheim,Şansölye Theobald von Bethmann Hollweg'e,yanlış anlaşılmayacak bir açıklıkla,"tehcirin yürütülme tarzının","hükümetin sahiden Türk imparatorluğu içindeki Ermeni ırkını yok etme emelini güdüyor olduğunu" gösterdiğini yazmıştı.(10) Wangenheim'ın halefi Büyükelçi Wolff Metternich,Babıali'ye yararsız başvurulardan,Enver ve Cemal paşalarla görüşmelerden sonra en nihayet Bethmann Hollweg'e "Ermeni Kıyımının" Alman basınında kınanmasını teklif etti.Şansölye,çok eleştirilen cevabında,bunun "bir müttefiki sorgulamak" anlamına geleceğini söyleyerek bu teklifi reddetti.Türkiye'yi "savaşın sonuna dek yanımızda tutmak" gerekiyordu,"bu arada Ermeniler yerin dibine de batsa,bir ehemmiyeti yoktu."(11)
Savaş döneminin sıkı sansürüne rağmen Almanya'ya havadisler sızıyordu.Türkiye'den dönen askerler ve yabancı basın,caniyane olaylara dair haberler aktarıyor,politik eylemciler konuşmalar yapıyorlardı.(12) 11 Ocak 1916 tarihindeki meclis oturumunda sol sosyalist Karl Liebknecht,itham eder bir dille,Şansölye'nin yüzbinlerce Ermeni'nin yok edilmesinden haberdar olup olmadığını sordu.Lepsius'un "neredeyse köklerinin kurutulduğundan" söz ettiğine atıfta bulundu.(13) Protestan misyoneri ve ilahiyatçı Johannes Lepsius (1858-1926) 1915 Temmuz'unda Türkiye'ye gitmiş,Savaş Bakanı [Harbiye Nazırı] Enver Paşa'yla başlayan soykırım hakkında konuşmuş ancak ülkenin içlerine seyahat etmesine izin verilmemişti.Lepsius görgü tanıklarının anlatımlarını topladı,ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau'dan konsolosluk raporlarını aldı.(14) Bu belgelere dayanarak üçyüz sayfalık çarpıcı bir "Türkiye'deki Ermeni Halkının Durumuna Dair Rapor" hazırladı.Raporun 20 bin nüshasını misyonlara ve papazlık makamlarına,Berlin'deki politikacı ve gazetecilere yolladı;o zaman için şaşırtıcı derecede yüksek bir rakamdı bu.Böylece raporun Almanya'da birçok insan tarafından tartışılması mümkün oldu.(15) Türk büyükelçisi daha 9 Eylül 1916'da bu "rezilane" broşürü Alman Dışişleri nezdinde protesto etmişti.(16) Ermeni yanlısı haberlerin yasak olduğu savaş dönemi sırasında İçişleri Bakanı Talat Paşa,Mayıs'ta Berliner Tageblatt'ta "Ermenilerin [Türkiye'nin] doğu bölgelerinden uzaklaştırılmasının" sözde askeri nedenlere dayandığını kamuoyu önünde savunma imkânına sahip olmuştu.(17)
Daha savaş sırasında,İtilaf kuvvetlerinin zaferi halinde,Ermenilerin müzakerelerin bir konusunu oluşturacağı belli olmuştu,zira ABD Başkanı Wilson 1918 Ocak'ındaki barış programında "Türk egemenliği altındaki milliyetlerin özerk gelişimlerinin sağlanacağı" teminatını vermişti -bunu söylerken hadiselerin farkındaydı.(18) Bir yıl sonra,Paris müzakereleri arifesinde yazar Armin T. Wegner (1886-1978)(19) Wilson'a bir açık mektup yazdı.Askerliği sırasında bizzat görgü tanığı olduğundan,Başkanı Rus ve Türk toprakları üzerinde bir Ermeni devleti kurulmasının zorunluluğuna ikna etmek için çarpıcı sözlere başvurdu.Ermeniler "jandarmalar tarafından soyulmuş,vurulmuş,asılmış,zehirlenmiş,hançerlenmiş,boğazlanmış,salgınlara yakalanmaları sağlanmış,donmalarına,boğulmalarına sebebiyet verilmiş,susuzluk ve açlıktan ölmüş,cesetleri çürümüş,çakallar tarafından parçalanmıştı." Kimse Türkiye'nin,iki milyon Ermeni'yi bu dünyadan yok etmeye dönük emsali görülmemiş planını uygulamasını engellememişti.Mektubun 1919 Şubat'ında Berliner Tageblatt'ta yayımlanmasıyla okuyucular,sadece Kemah Boğazı'nda onbinlerce insanın hayatını kaybetmiş olduğunu öğrendiler.(20) Wegner bu metni aynı yıl broşür olarak da çıkardı,(21) ayrıca Türkiye'deki tecrübelerini ve Ermeni trajedisini tasvir eden mektupları içeren bir kitap yayımladı.(22)
Konu çağdaş sanatta da çabucak bir yer edindi.Der Brenner dergisi 1919'da Anton Santer'in(23) Türkiye üzerine bir dizi şiirini yayımladı.Bunlardan birisinde şöyle deniyordu:"Ağır bulutlar sıcacık,yumuşacık sarıyor,saklıyorlar boş dağları dünyanın gözlerinden.On çiftlik sayıyorum çevresinde,hepsi birbirine ve başka yerdekilere benziyor,kefensiz Ermenilere mezar hepsi,bu sessiz imparatorluğa uygun,yeterince sessiz şimdi."(24)
Savaş dönemine mahsus sansürün sona ermesinin ardından Lepsius raporunu ifade gücü daha yüksek bir başıkla,"Ermeni Halkının Ölüme Yürüyüşü" adıyla yeniden yayımladı.Misyoner,1919'da yazdığı önsözde,1915 yazında Enver Paşa'yla yaptığı hayal kırıklığına yol açan görüşmeyi artık açık açık anlatıyordu.Ayrıca Alman belgelerinden alıntılar yapıyordu.Zira Dışişleri Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle "Almanya ve Ermenistan"(25) üzerine bir resmi belge dökümü hazırlamıştı.(26) Almanya böylelikle Paris görüşmelerine giderken İtilaf devletlerinin suç ortaklığı ithamını çürütmeye çalışıyordu.Beşyüz sayfalık "Diplomatik Belgeler Dökümü" basında genellikle olumlu bir yankı buldu,çünkü,Türklerin gazetelerde kullanılan ifadeyle "rezilliklerini" tasvir ediyor ve Almanların Ermenileri korumaya dönük çabalarını ortaya koyuyordu.(27) Buna rağmen Berliner Tageblatt,Viyana ve Berlin'i,bir milyon Ermeni kelimelerin anlatmaya yetmeyeceği bir şekilde katledilirken müdahale etmemiş olmalarından ötürü suçladı.(28) New York ve Londra'da,Lepsius'un da Almanya'yı ithamlardan kurtaramayacağı söylenmekteydi.(29)
Soykırıma dair bilginin yaygınlaşması üzerine,tıpkı Enver ve Talat paşalar gibi bu arada savaş sonrası kurulan Türk hükümetinin bir savaş suçları mahkemesi kurması üzerine Almanya'ya kaçmış,bu nedenle gıyabında ölüme mahkûm edilmiş bulunan Cemal Paşa,Frankfurter Zeitung'ta bu iddialara karşı koymaya girişti.(30) 3 Eylül 1919'da,"Ermeni Kıyımı meselesinde" Talat ve Enver paşaların suçsuzluklarını kanıtlayabileceklerini ileri sürdü.Kendisi,"tehcir edilenlerin bahtsızlığını hafifletmek için" elinden geleni yapmıştı.(31) Aksi görüşlerin de yayımlanmasıyla,tartışma 1920'ye kadar sürdü.Örneğin Essener Volkszeitung okurları,Kemah Boğazı'nda sadece dört gün içinde çoğu kadın ve çocuk 20 bin ila 25 bin insanın katliama uğratıldığını öğrendiler.(32)
Bir yıl sonra bir siyasi cinayet,başkent Berlin'i sarstı:Soghomon Tehlirian (Soromon Teilirian) adlı Ermeni,Talat Paşa'yı öldürdü.Eski Türk içişleri bakanına yönelik bu suikast ve bunu izleyen dava süreci konuyu yeniden manşetlere taşıdı.1921 Haziran'ında kasıtlı cinayet suçlamasıyla açılan mahkemede avukatlar savunmalarını sanığın travmaya maruz kalmış olması nedeniyle beraati talebi üzerine kurdular.Mahkeme ve basın,özellikle sağ kalanlardan Christine Tersibaschian'ın kadınlarla çocukların ölüm yürüyüşünü anlatışından etkilenmiş görünüyorlardı.3 Haziran 1921'de yargıçların Tehlirian'ı yaşayarak tanık olduğu kitlesel kıyımdan ötürü travmaya maruz kaldığı gerekçesiyle beraat ettirmesi,medyada yine büyük bir yankı yarattı.(33) Sağcı gazeteler,sol basını alçakça cinayet işleyen birisini yüceltmekle eleştirdiler.Genel olarak,Alman-Türk savaş ittifakına duyulan sadakat ağır basıyordu.Talat Paşa'nın çok şey va'deden bir devlet adamı olduğu konusunda her eğilimden gazeteciler hemfikirdi.(34) Onun itibarını müdafaa eden kitaplar da yayımlandı.Berlin'de yaşayan Mısır milliyetçisi hekim Mansur Rifad (1883-1926) kısa süre içinde Berlin mahkemesinin kararına karşı çıkan iki kitap çıkarttı.(35) Buna mukabil Armin T. Wegner aynı yıl içinde mahkeme tutanaklarını kitaplaştırdı ve yazdığı duygusal girişte Türkiye'yi soykırımla itham etti.Bir yıl sonra "Der Schrei vom Ararat [Ağrı'nın Çığlığı]" kitabıyla yeniden Ermenilerin haklarını savunan bir çıkış yaptı.Ayrıca Ermenilerin yok edilişi üzerine fotoğraf gösterimlerinin de yer aldığı konuşmalar yapıyordu.(36)
1922 yılında Berlin'de Uhland Caddesi'nde Ermenilerin yok edilmesinde dahli olan iki Jön Türk daha,Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi Bey,öldürüldüler fakat katiller yakalanamadı.Alman basını bunun üzerine neredeyse histerik bir tepki gösterdi.(37) Dinmek bilmeyen tartışmalara,Cemal Paşa bir kitapla müdahale etti.600 bin Ermeni'nin öldürüldüğünü kabul etti fakat bunun emrini Talat ve Enver paşaların verdiğini söyleyerek,suçu o sırada ölmüş bulunan bu iki kişiye yükledi.(38)
İzleyen yıllarda Dünya Savaşı'yla ilgili yayımlanan çok sayıda hatıratta Ermeni Kıyımı'ndan söz ediliyordu,bunlar arasında Ludendorff ve Hindenburg'unkiler de vardı.(39) Lepsius bu sırada öncelikle hayatta kalanlara yardım misyonunun donatımı için para toplamakla meşguldü.Kamuoyuna dönük konuşmalar,ayrıca tüyler ürpertici balıklarla yayımlanarak Protestan papazlarına yollanan düzinelerce bildiri,bunun için uygun araçlardı.(40) Lepsius,"Die Christliche Welt [Hristiyan Dünyası]"in yayıncısı Martin Rade,ayrıca Ewald Stier ve Adolf Harnack gibi ilahiyatçı ve Şarkiyatçıların desteğini elde etti.(41)
Bu arada basında ve dergilerde "Ermeni meselesi" denen konu bir başka açıdan,takibata uğrayanların bağımsız devlet talebi açısından tartışılmaya başlamıştı.Mustafa Kemal Paşa 1920'de Sévres'de imzalanan,Ermenilere korunma ve milli yurt güvencesi sağlayan barış antlaşmasını reddetmişti.İkisi de sınırlarındaki bir bağımsız Ermenistan'ı tehdit olarak algılayan Türkiye ve Sovyetler Birliği,bunun için öngörülen bölgeyi aralarında paylaştılar;Alman okurları örneğin Weltbühne vasıtasıyla bundan haberdar oldular.(42) Bir makalede Ermenilere yönelik kitlesel kırıma dikkat çekerek 1920'de eski düşmanlarıyla gizlice temas kuran Enver Paşa'nın bir Bolşevike "Ne sandınız!(...) Bunları eğlence olsun diye mi kestik?" dediğini aktarıyordu.(43) Fiili durum karşısında teslimiyet gösteren Milletler Cemiyeti,1923'te Ermenilerin ve onların bir devlete olan haklarının sözünün bile edilmediği yeni Lausanne Antlaşması'nı akdetti.(44) Uluslararası diplomasinin fiyaskosu eleştiricileri susturmadı -tam tersi oldu.(45)
Sonu gelmeyen tartışmaların sonucu,Türklerin Ermenilere uyguladığı kitlesel kırımın herkesçe malum sayılan bir bilgi haline gelmesi oldu.Ansiklopedilere bir göz atmak,bunu görmek için yeterlidir.Bu tür almanaklar,kamuoyunun kamusal ve ulusal bilgi varlığına erişim için ihtiyaç duyduğu kaynaklardı.(46) El kitabı hüviyetindeki halk ansiklopedileri birçok hanede bulunuyordu.Kendini bilginin el kitabı olarak takdim eden dört ciltlik Kleine Brockhaus'un 1923'ten 1925'e kadar basılan nüshalarında,"Ermeni" başlığı altında,teferruata girmeden,"Ermeni Hristiyanların" son yüzyıllarda birçok kere" Osmanlıların "acımasız takibatına uğradığı" yazıyordu."Talat Paşa" dipnotunda,onun "Ermeni takibatının müellifi" sayıldığı belirtiliyordu.(47) Yayıncıların bunu daha ayrıntılı açıklama gereği duymamaları manidardı.Geniş okur kesiminin bu katliamlara ilişkin göndermeleri anlamaya yetecek kadar malumatının olduğunu varsayıyorlardı.Brockhaus'un rakibi olan Meyers Lexikon 1924'teki yeni basımında Ermeni meselesine ilişkin bir maddede cinayetleri teferruatıyla tasvir etmiş ve "Ermeni Kıyımı" tanımını kullanmıştı.(48)
Aslında "Türk kıyımı" dense daha isabetli olacak olan bu terim,II. Abdülhamid döneminde 1895-1896'da Ermenilere yönelik ilk büyük katliamlardan sonra Almanya'daki tartışmalarda genel kullanıma girmişti.(49) 1915'te Şansölye'ye gönderdiği yukarıda andığımız mektupta Büyükelçi Wolff-Metternich,(50) keza 1921'de Tehlirian davasında bir avukat,bu terimi kullanmışlardı.(51)
Yirmili yılların sonuna kadar Almanya'da "Ermeni Kıyımı" üzerine ard arda kitaplar yayımlandı,bunlar genellikle basında da yoğun tartışmalara yol açtı.(52) Milletler Cemiyeti'nin mülteciler siyasetiyle ilgili yüksek komiseri Fridtjof Nansen (1861-1930),1928'de "Aldatılan Halk" adlı eserinde Milletler Cemiyeti'nin Soykırım'dan sonra Ermenistan'ı korumadığı iddialarını geri çevirerek,Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti'ne dönük bir iskan planı hazırlanmasını savundu.(53) Lepsius'un "Şark Misyonu",velisinin ölümünden sonra da broşürler yayımlayarak sağ kalanlara destek vermeyi sürdürdü.(54) Magnus Hirschfeld'in 1930'da çıkan "Sittengeschichte des Weltkrieges [Dünya Savaşı'nın Ahlaki Tarihi]" kitabında Ermenilerin kökünün kurutulması,1,2 milyon kurban sayısıyla,bu savaştaki en büyük cinayet ve dünya tarihinde emsalsiz bir olay olarak anılıyordu.(55) Berlin'de bir yayınevi birçok tiyatroya bu katliam hakkında "Mezbaha" adlı bir oyunu sahneye koyma teklifi götürdüyse de oyun hiçbir zaman sahne ışıklarını göremedi.(56)
1930'da konunun kamuoyunda konuşulmaya devam etmesine tepki gösteren Hitler,çok uzun zamandır "Almanların sempatisinin veya daha doğrusu kurgulanan kamuoyunun sempatisinin Ermenilere" müteveccih olduğundan yakındı:"Durmadan her yerde 'Ermeni Kıyımı' aşağı,'Ermeni Kıyımı' yukarı."(57) Birkaç yıl önce parti için bir toplantıdaki konuşmasında Ermenileri Yahudilerle bir tutmuş olmasına rağmen,(58) başka bir yerde,onların yok edilmesini güya Alman halkının karşı karşıya bulunduğu tehdide benzeterek istismar etmekten geri kalmadı;Almanya da her sene,"sahip olabilecekken feda ettiği" 600 bin insan kaybediyordu.Bu böyle devam edecek olursa,"Alman milletinin istikbali,yavaş yavaş Ermeni halkına benzemek" olacaktı.(59)
1930'da birkaç eleştirel kitap birden yayımlandı,(60) bunların arasında Lepsius'un "Todesgang [Ölüme Yürüyüş]"ının bu arada 28 bin baskı sayısına ulaşan dördüncü baskısı(61) ve Türkiye'de General von Sanders'in çevirmenliğini yapmış olan sendikacı Heinrich Vierbücher'in (1893-1939) "medeni bir halkın Türkler tarafından katledilmesi" başlığını taşıyan metni de bulunuyordu.(62) Bu kitap dergi ve gazetelerde hemen değerlendirmelere konu oldu.(63) Nitekim Berlin'de yaşayan bir Ermeni olan Melkon Krischtschian 1930 Eylül'ünde "Deutschland und die Ausrottung der Armenier in der Türkei [Almanya ve Türkiye'deki Ermenilerin Kökünün Kurutuluşu]" adlı kitabının girişinde,rahatlıkla "bugün Alman halkının büyük bölümünün onların hatırasını duygudaş bir sadakatle kalbinde sakladığını" söyleyebiliyordu.(64)
1933'ten Sonra Alman Yahudilerine Bir Uyarı Olarak Ermenilerin Kaderi
Bu vakıalara bir resmigeçit yaptıracak olursak,başta aktardığımız,Klemperer'in Almanya'nın adını "Ermenya"ya çevirişini başka bir ışık altında görebiliriz.Bu Soykırıma ilişkin bilgi,kamusal bilinçte sağlam bir yer edinmişti.Başka türlüsü zaten şaşırtıcı olurdu,zira 1933'te o tüyler ürpertici hadiselerin üzerinden henüz 17 yıl geçmişti.Savaştaki yenilgi,devrim,hiper enflasyon,1920'li altın yıllar ve iktisadi kriz Almanları bir sürü başka şeye kafa yormak zorunda bırakmış olsa bile,nihayetinde ancak bizim için Ruanda jenosidinden bugüne akan kadar su akmıştı köprülerin altından.
Bu nedenle 1933'te Nasyonal Sosyalistlerin Yahudi karşıtı politikasından ötürü bu benzerliği kuranlar,Almanya dışında da çıkıyordu.New York Times 30 Mart 1933'te,insanlar yine öyle bir takibata uğradığında dünyanın bir defa daha seyirci kalamayacağı uyarısını yaptı.Ermenilere duyulan sempatinin onların itikadıyla ilgisi yoktu gazeteye göre,mesele onların dehşet verici şartlara tabi bırakılmış çaresiz insanlar olmalarıydı,bugün de karşı karşıya olunan durum aynısıydı.(65) O zamanlar Almanya'da hâlâ bayilerde ve kitapçılarda satılabilen İngiliz gazeteleri de belirgin benzerlikler görüyorlardı.(66)
Franz Werfel'in "Musa Dağ'da Kırk Gün" kitabının yayımlanması,hem ulusal hem uluslararası düzeyde iyice tozu dumana kattı.(67) Dünyaca ünlü yazar,romanında -dramatik akışın içine yedirerek- önce Türklerin takibata dönük düzenlemelerini,sonra Ermenilerin pasaportlarına el konuşunu,silahsızlandırılmalarını,işyerlerinin kapatılışını en sonunda da tehcirleri ve aleni infazları tasvir ediyordu.Bütün bunlar,kitabın Viyana,Frankfurt ve Paris'te yayımlandığı 1933 Ekim'inde,(68) her ne kadar Werfel Yahudi takibatına fazlaca açık göndermelerden kaçınsa da,Almanya'da olacak olanlara bir işaret gibi okunabilirdi.Lepsius'un Enver Paşa'yla görüşmesiyle ilgili,neredeyse kelimesi kelimesine onun 1919'daki "Ölüme Yürüyüş"ünün önsözüne dayanıyordu.(69) Özgün metinde bulunmayan sadece birkaç cümle vardı.Bunların bazıları kulağa Nazi propagandası gibi geliyordu -söz gelimi Enver,Werfel'deki anlatımında şöyle dediğinde:"İnsanla veba mikrobu arasında barış olmaz."(70) Herbert Friedenthal (1909-2003) Der Morgen dergisinde Alman Yahudisi okurlar için yaptığı değerlendirmede yazarı "tebessüm eden savaş tanrısı" ile görüşmesini tasvir edişindeki ustalıktan ötürü alkışladı.(71) Werfel romanının sonu için neredeyse kâhince bir öngörüyle,6 bin Ermeni'nin kırk günlük direnişin ardından mucizevi biçimde ama hakikaten kurtulmalarını seçmişti.(72) Nazi rejiminin takibatına uğrayan ve bu arada Batı'ya veya Filistin'e iltica etmiş olan birçok Yahudi,Werfel'in çizdiği Ermeni portreleriyle kendi durumları arasında koşutluk kuruyorlardı.(73)
Kitap Almanya'da 1934 Şubat'ından itibaren yasaklanmış olsa da yine (gizli) okurlarını buldu.(74) Breslau'dan lise öğretmeni tarihçi Willy Cohn 17 Ağustos 1934'te karanlık bir önseziyle şunları yazıyordu:
"Şu aralar Werfel'in bir kitabını okuyorum.'Musa Dağ'da Kırk Gün':Bu büyük roman Ermenilerin Dünya Savaşı'ndaki kaderini ele alıyor.Yahudilerin kaderiyle ne kadar ortaklığı var bunun?Fakat neticede dünyada hiç kimse Ermenilere yardım etmedi ve halk yok olup gitti."(75)
Almanca konuşan mültecilerin kurduğu "Pariser Tageblatt [Günlük Paris Gazetesi]","Ermeni Kıyımı üzerine yeni romanı" başlığıyla okurlarına Werfel'le yapılmış bir söyleşi sundu.(76) Gazete ne bir yılın rakamını ne bir yerin adını veriyor,herkesin ne kastedildiğini bildiğini varsayıyordu.
Aşağı-yukarı aynı sıralarda Paris'te Yiddiş dilinde "Algemeyne Entsiklopedye"nin ilk ciltleri yayımlandı,yayıncıları 1933'te Berlin'den kaçmışlardı.1937'de yayımlanan Ermeniler maddesi,Türklerin bütün Ermenileri Rusya'nın ajanı olarak gördüklerini,bu nedenle Ermeni halkını sistematik olarak yok etmiş veya savaş bölgelerinden tehcir etmiş olduklarını anlatıyordu;1915'te Rusların Yahudilerine yaptığı muameleye benzetiyorlardı,fakat onun çok daha gaddarıydı.Ansiklopedi,Mezopotamya'ya tahliye sırasında tahminen 300 bin insanın öldürüldüğü,bir 300 bin'inin de açlık ve hastalıktan öldüğünü,ayrıca 200 bin'inin Rusya'ya kaçtığını ve 400 bin'inin İslam'a ihtida ederek hayatta kalabildiğini aktarıyordu.Artık Türkiye'de hiç Ermeni bulunmuyordu.(77)
Bazı tarihçiler,Almanya'da 1933'ten itibaren Ermeni Soykırımı'nın gerçi kamuoyu önünde artık anılmadığını,fakat Ermenilerin "ırksal mensubiyeti" üzerine konuşulduğunu kabul ediyorlar.(78) Ancak küçük Brockhaus Ansiklopedisi'nin Nasyonal Sosyalizm dönemindeki ilk basımı,1938'de çıkan Neue Brockhaus,yine okurlarına bu insanların kökünün kurutuluşunun kanlı bir tasvirini sunar.Yayıncılar Ermenistan maddesinde güvenilir kaynaklar olarak başkalarının yanı sıra Lepsius'un "Ölüme Yürüyüş"üne ve Nansen'in "Aldatılan Halk"ına atıfta bulunurlar.(79) 1941'de tehcir edilirken bile ansiklopedisini yanına almak isteyen Yahudi gazeteci Hermann Samter'in bir mektubu,bu bilgi verici el kitaplarının okunmakla kalmayıp zorunlu ihtiyaç maddesi addedilerek değer verildiğini kanıtlar.(80)
Meyers Lexikon,ilk cildi 1936'da çıkan tamamen gözden geçirilerek genişletilmiş basımında,Brockhaus'tan biraz daha farklı bir üslup tutturmuştu.Burada da hep "Ermeni Kıyımı'ndan" bahsedilmekle beraber,yayıncılar Türklerin gaddarlıklarının sebebini,savaş sırasında isyana kalkışmakla devleti tahrik ettikleri söylenen Ermenilere yıkıyorlardı.(81) Daha sonra,İkinci Dünya Savaşı'nda Nasyonal Sosyalistler propaganda broşürlerinde askerleri ve memurları Sovyetler Birliği'nde planladıkları kolonizasyon misyonuna hazırlayacak tarihsel gerekçeler sunmak üzere benzer argümanlara başvurdular.Oluşumuna Türklerin baskısının yol açtığı milliyetçiliklerinden ötürü Ermenileri eleştirdiler."Völker des Ostraumes [Doğu Sahası Halkları]" broşürünü kaleme alan yazar,Türkiye'deki Ermenilerin "ağır bedel ödemek" zorunda kalmalarının sebebinin,"Büyük Ermenistan"la ilgili planlar olduğunu ileri sürer.Okurları hadiselerle ilgili aydınlatmak için burada da başka ayrıntı vermeye gerek görülmemiştir.(82)
1933'ten sonra Avrupa'daki Almanca konuşan kamuoyunda Ermenilere dönük Soykırım konusu,tırmanan Yahudi takibatından ötürü yeniden önem kazandı.1936 Şubat'ında David Frankfurter,NSDAP Dış Ülkeler Örgütlenmesi'nin İsviçre'deki şefi Wilhelm Gustloff'u vurarak öldürdü.1936 Aralık'ında,"tiranı öldürene" karşı açılan dava büyük ilgi uyandırdı,çünkü davanın görüldüğü Chur kenti mahkemesinde,Nazi devletinin Yahudilere dönük ayrımcılığı teferruatlı bir şekilde,belgelere dayanarak ve yeminli ifadelerle tasvir ediliyordu.(83) Almanca mülteci basını,avukat Eugen Curti'nin son duruşmadaki savunmasında başvurduğu argümantasyonun altını çizdi;avukat,müvekkilini bu eyleme sevkeden nedenin,Almanya'da uğradığı baskılar ve bunun yol açtığı travmatizasyon olduğunu ileri sürmüştü.Avukat emsal kararlara,bilhassa Talat Paşa cinayetine atıfta bulunmuş;o zaman bir Alman mahkemesinin,"Frankfurter'den farklı olarak cinayeti planlayarak haftalarca hazırlık yapan" Tehlirian'ı beraat ettirdiğini söylemişti."Rahip Lepsius ve General Liman von Sanders gibi bilirkişiler,onun,bugün Yahudi kıyımında bir benzeri yaşanan Ermeni Kıyımı nedeniyle intikam almak istemesini bir hak olarak tanırlardı."(84) İsviçreliler 1921'deki kararı emsal alarak tarihe not düşebilirlerdi fakat muhtemelen Almanya'nın politik ve diplomatik baskısı altında Frankfurter'i 18 yıl hapse mahkûm ettiler.(85)
O sırada hiç kimse Alman Yahudilerini daha beterinin beklediğini bilmiyordu:1938 Kasım pogromu,tehcirler ve kırım.O zamanın tanıkları için bütün bu cinayetlerin mukayese edileceği en açık örnek Ermeni vak'asıydı.Prag'da Almanca yayımlanan Jüdische Revue 1936'da Britanya parlamentosunda Yahudilerin Arap Filistin'ine göç etmesini savunan Komünist bir milletvekiline yazılan bir açık mektubu yayımladı.Yazar Türkler tarafından kırımdan geçirilen talihsiz Ermenilerle Nasyonal Sosyalistlerin takibatı altında sığınacak yer arayan Yahudiler arasındaki paralelliğe dikkat çekiyordu.(86) 1933'e dek Düsseldorfer Lokalzeitung'u çıkarmış olan Siegfried Thalheimer (1899-1981) tarafından Paris'te yayımlanan bir başka Alman-Yahudi dergisi,Almanya'nın 1938 Nisan'ında Yahudi mal varlıklarına el koymasını eleştiriyordu.Dergi,Yunanlar ve Ermeniler gibi baskı altındaki azınlıkları koruduğu propagandasını yapan uluslararası güçlere de bugünkü kayıtsızlıklarından ötürü çatıyordu.(87) Özellikle 1938 Kasım'ındaki pogrom,kıyaslamaları davet etti.Nitekim Berlin'deki Fransa Büyükelçiliği "Türklerin Ermenilere dönük kıyımı"nı hatırlatmaktaydı.(88) Sosyal demokrat mültecilerin çıkardığı haftalık Neue Vorwärts [Yeni İleri]","Zillet.Mücadele aracı olarak kitlesel cinnet" başlıklı bir baş makalesinde bu pogromla ilgili şunu yazdı:"Sistemin adamları hâlâ Almanya'da kalan Yahudileri yok etmeye karar verdiler." Yahudilere gerçekten neler yapıldığına dair "kesin bir tasavvurda bulunmaya Almanya dışında da henüz kimse cesaret edemez"di,"çünkü hakikate yakın bir tasavvuru kimsenin yüreği kaldırmaz"dı."Zamanında kelimenin tam anlamıyla kökleri kurutulan talihsiz Ermenilere de kimse yardım etmemiş" idi.Bugün de genel eğilim,"güncel kıyımları gelip geçecek bir infilak olarak görmek"ti,zira Alman Yahudilerinin çoğu bu hadiselerden sonra yine hayatta olacaktı.
"Evet,doğrudan öldürmeyeceklerdir onları.Onlar Ermeniler ve Habeşler gibi kırılıp geçirilmeyecekler,onları bıçaklar ve tüfekler ve bombalarla kitleler halinde kırmayacaklar,yalnızca orada burada bazılarını pek de tantana çıkarmadan öldürecekler.Hayatta kalmalarını sağlayan imkânları parça parça ellerinden alacak,boyunlarına dolanan ipi kendilerinin çekmelerini bekleyecek;böylece cesetlerini kaldırmakla ilgili tertibatın masrafından da kurtulacaklar."(89)
Alman sosyal demokrat mülteciler tarafından 1939 Şubat'ında Paris'te yayımlanan bir aylık raporda,Nazilerin Yahudilere dönük baskılarıyla ilgili bölüm,yine Almanya'da cinayet,soygun ve açlıkla bir azınlığın yok edilmek üzere olduğuna dair rahatsız edici bir yorumla başlar.Savaş sırasında Türkiye'deki Ermenilerin başına geleni şimdi III. Reich gerçekleştirmeye koyulmuştur,yalnız biraz daha yavaş ve planlı yürütüyordur bunu.(90)
Savaşın başlamasından itibaren Nazi devleti Yahudiler üzerindeki baskılarını artırdı.İltica örgütlenmesi,sınırların kapatılmış olmasından ötürü takibat altında olanların ancak pek azı için mümkün olabildiğinden,yüzbinlerce yoksullaşmış Yahudi'nin Almanya'da kalacağı öngörülebiliyordu.İlaveten işgal edilen Polonya topraklarındaki milyonlarca Yahudi de Almanya'nın eline geçti.Filistin Yahudi Ajansı'nın Berlin doğumlu temsilcisi Richard Lichtheim,1939 Ekim'inde İsviçre'den yazdığı bir mektupta,Polonya'daki Yahudilerin durumuna ilişkin şöyle uyarıda bulunuyordu:"Alman egemenliği altındaki iki milyon Yahudi'nin,tıpkı son savaşta bir milyon Ermeni'nin Türkler tarafından yok edildiği gibi gaddarca,belki daha da gaddarca yok edileceğini hesaba katmalıyız."(91) Lichtheim neden bahsettiğini iyi biliyordu,Birinci Dünya Savaşı'nda Konstantinopel'deki Yahudi Ajansı'nda çalışmıştı.
Hitler ve Himmler daha 1939 sonbaharında bütün Yahudileri işgal altındaki Polonya'ya tehcir etmeye karar verdiler.Himmler Avusturya,Bohemya ve Moravya'daki,keza Yukarı Silezya'daki ilk tehcirleri lojistik sorunlar nedeniyle önce durdurtmuştu fakat bunlar izleyen yıl başında tekrar başlatıldılar.(92) 1940 Şubat'ında Pomeranya'daki Alman Yahudilerinin tabi tutulduğu ve üçte birinin yolda öldüğü ilk tehcire tepki gösteren mülteci edebiyat profesörü Alfred Wiener,Amsterdam'da kurulmuş bulunan Jewish Central Information Office'e(93) bir uyarı mesajı gönderdi:
"Savaş meydanlarındaki hadiseler ve uluslararası politikanın ağır meseleleri,tüm medeni dünyanın azami dikkatini gerektiren bir olayın arka plana itilmesine yol açtılar.12 Şubat'ı 13'üne bağlayan gece Nazi makamları Stettin'deki bütün Yahudileri kaçırdılar.Yalnızca daha evvel Avusturya veya Moravya'nın Yahudi cemaatlerinin başına geldiği gibi olgun yaştaki erkekleri değil,kadınları,yaşlıları ve çocukları da kaçırdılar.Üzerlerinde taşıdıkları dahil her şeyleri gaspedilen bu insanların nereye götürüldüğünü şimdiye kadar kimse bilmiyor.Zamanında Ermenileri yurtlarından sürükleyip attıkları sırada,binlercesi,onbinlercesi bu korkunç yürüyüşte hayatını kaybederken,Alman konsoloslarından birisi,Johannes Lepsius'un 'Almanya ve Ermenistan 1914-1918' adlı diplomatik belgeler derlemesinde anlattığına göre,hiçliğe doğru bir yürüyüşten bahsetmişti.Yine Lepsius'ta tehcir üzerine şu satırları okuduğumuzda,kendimizi bugünde hissetmiyor muyuz:'Sınırdışı kararı genellikle birkaç gün hatta birkaç saat önce tebliğ ediliyordu.Sınırdışı edilenler tüm varlıklarını,evlerini,tarlalarını,hayvanlarını,ev eşyalarını,aletlerini bırakmak zorundaydılar.Tehcir aynı zamanda Ermeni milli servetinin toptan müsaderesi anlamına geliyordu.Araba veya yük hayvanlarını almaya izin verilen durumlarda,bunlara yolda mültecilere refakat eden jandarmalarca el konuyor,ellerindeki para,mücevher ve başka ne varsa onları da alıyorlardı.Erkekler kadınlarla çocuklardan ayrılıyor,bir kenara götürülüp öldürülüyor,genç kadınlar ve kızlar,çocuklar da,Türklerin haremlerine veya Kürt köylerine satılıyor veya zorla götürülüyordu.Aylar süren yürüyüşün sonunda belirlenen hedefe,yani Arap çölünün kıyılarına ulaşabilenler,paçavralara sarılı,aç-biilaç,yok-yoksul bir öbek insandan ibaretti,çoğu da ihtiyar adamlar,ihtiyar kadınlar ve çocuklardı bunların."(94)
Wiener,mektubunu suçlayıcı bir dille bitirirken,bugünün aksine,o zamanlar "Alman makamlarının tehcire ve toplama kamplarına" karşı bir mücadele verdiğini söylüyordu.
Potansiyel kitlesel kırımın artçı etkileri dahi,Ermeni örneğine bakarak kestirilebiliyordu savaş sırasında.Nitekim 1940'ta,Almanya'dan Shanghai'a kaçmayı başarmış Alman Yahudileri,onlara hitaben yayımlanan Die Tribuene dergisinde Alphons'un Romanya'daki Suczawa kasabasındaki Ermeni yetimlerden bahseden "Çocuk Trajedisi" anlatısını okuyorlardı."Zamanın Jön Türk İçişleri Bakanı Talat Paşa'nın emriyle Erzurum'da 10 bin Ermeni'nin katledildiği" ve binlerce çocuğun ebeveynini kaybettiği anlatılıyordu burada.Suczawa'daki küçük Ermeni cemaati Konstantinopel'deki Ermeni Patriği'nin aracılığıyla "korkunç bir tecrübenin" travmatize ettiği on oğlanı himayesine almıştı.Yedi yaşında bile olmamalarına rağmen,"vahşileşmiş Türklerin kılıçlar ve bıçaklarla annelerini,babalarını ve büyük kardeşlerini kestiğini" izlemek zorunda kalmışlardı.Sonraları,bu arada biraz büyümüş olan yetimlerden birisi "kılıçtan geçirilen ebeveyn ve kardeşlerinin hatırasıyla" baş edememiş ve kendi çocukları olmasına rağmen intihar etmişti.(95) Bu hikâye,bir jenositten hayatta kalanların,özellikle çocukların yaşadığı travmayı işleyen ilk edebi ürünlerden biridir.Ermenilerin kaderinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudiler için taşıdığı anlamı bir defa daha kanıtlayan bir örnektir bu.
Çin'de yayımlanmasına rağmen,bu anlatı da "Musa Dağ'da Kırk Gün"de anılıyordu.1933'ten beri,takibata uğrayan birçok Yahudi,Werfel'in baş kahramanı olan,Fransa'da Ermeni olarak yetişmiş ve romanda kimliğini arayan Bagradian gibi hissediyordu kendisini.(96) Ermeni direnişi,İkinci Dünya Savaşı sırasında bütün Avrupa'daki Yahudilere emsal teşkil etti.Roma kolonizasyonu sırasında Yahudilerin kolektif olarak intihar ettikleri Masada'dan çok daha etkili bir emsaldi bu,çünkü "Musa Dağ" ümit va'deden bir mücadeleyi,bir kurtuluşu simgeliyordu.İster Bialystok'ta olsun ister Sosnowitz'te ister Kowno'da,getto sakinleri Werfel'in romanını Yiddiş,Lehçe veya Almancasından okuyor,onu elden ele paylaşıyorlardı.(97) Bagradian'ın Ermenileri utanç verici bir yok oluştansa kendilerini savunmaya çağıran konuşması,kuşkusuz baskı ve takibat altındakileri motive ediyordu.(98)
Sonuç
Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesinden itibaren Almanya'da Osmanlı İmparatorluğu'ndaki sistematik kitlesel kırım hakkında yaygınlaşan malumat,"Ermeni Kıyımı" teriminin kullanımında yansımasını bulur.Bu kavram Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kaybolmuştur.Fakat akşamdan sabaha ve her yerde kullanımdan kalkmış da değildir.Her ne kadar 1953'te Batı Almanya'da basılan dört ciltlik Bertelsmann Lexikon Ermenilerden hiç bahsetmese de Talat Paşa'yla ilgili bir madde içeriyor,bu maddede "Ermeni Kıyımı" tanımı kullanılıyor,ancak olup bitenler Türklerin isyan eden Ermenilere tepkisi olarak yorumlanıyordu.(99) 1974'te yüzbinlerce kitap kulübü üyesine gönderilen Lexikon der Büchergilde'nin yirmi cildinde bu olay ufacık bir değinmeden ileri gitmiyordu.(100) Buna karşılık 1967'de Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde basılan üç ciltlik Meyers Lexikon açıkça 1895-1896 ve 1915-1916 "Ermeni kıyımları"ndaki Soykırım'dan söz eder.(101) Alman tarih bilimciliğinde seksenli yıllara dek ne Doğu'da(102) ne Batı'da bu konuya eğilen müstakil çalışmalar yapıldı.Nazilerin Yahudi takibatında olduğu gibi bu konunun da araştırılmasında önemli itkileri,kendilerini adayarak bireysel olarak mücadele edenlere borçluyuz.(103) İki Alman devletinin yeniden birleşmesinden birkaç yıl sonra Meyers Neues Lexikon,hem 1895 ve 1909 "Ermeni Kıyımı'na" hem de 1915-1916'da neredeyse tam bir tenkile varan cinayetlere dair tasvirler içeriyordu.(104)
Kavramın 1989'dan sonra,bugüne dek hâlâ eski konumunun değerini kazanamadan tekrar kullanılmaya başlaması,herhalde hafıza politikasının coğrafyasının değişmesiyle,Meyer'in Doğu'daki ve Batı'daki yazı işlerinin birleşmesiyle,bunların yanı sıra tarihsel hadiseleri yeniden kamusal bilince taşıyan jenosit araştırmalarının gelişmesiyle(105) yakından ilgilidir.Alman tarihine dair "usta anlatılarını" bu on yıl içinde yayımlayan tarihçiler Thomas Nipperdey,Heinrich August Winkler ve Hans-Ulrich Wehler ise bu konuyu tamamen görmezden geldiler.Oysa konu,Ermenilere dönük kitlesel cinayetlerin sorumluluğuna Alman Kaiser'inin hükümetinin de ortak olup olmadığı sorusuyla sıkı sıkıya bağlantılıydı ve keza Alman tarihinin temel bir sorunu olan ahlak-politika ilişkisi bu vesileyle de teşrih masasına yatırılabilirdi.(106)
Bugün konuyla ilgili araştırmalar etrafındaki tartışmalarda ortaya konan soru ve argümanların birçoğu,Birinci Dünya Savaşı sırasındaki ve sonrasındaki kamusal tartışmalarda bulunabilir.Kaiser İmparatorluğu'nun sona ermesiyle beraber medyada Türkiye'deki cinayetler ve bunların ahlaki,politik,dinsel ve etik veçheleri üzerine,çoğunlukla kutuplaşan ve duygusal bir tartışma başlamıştı.Özellikle Lepsius'un kitapları konunun hem Almanya'daki hem ülke dışındaki alımlanmasına damgasını vurmuştu.Başlarda esas mesele savaştaki müttefik Türkiye'nin suçu-suçsuzluğu ve Almanya'nın rolü iken,1921 Berlin davasından sonra Ermenilerin kaderi daha büyük rol oynamaya başladı -bu kendisini anılarda ve edebi eserlerde de gösterdi.Yazarlar,gazeteciler,politikacılar ve ilahiyatçılar,1933'e dek ayrıca hayatta kalanlara yardım,Milletler Cemiyeti'nin rolü ve bu takibata uğrayanların kendi devletlerinin bir geleceği olup olmayacağı üzerine de tartıştılar.
Yalnızca bir sahada,uluslararası politikada ise bu tartışma 1923'te ansızın bitivermişti.O sıra,tıpkı 1939 sonbaharında Hitler ve Stalin'in Polonya devletini aralarında bölüştükleri gibi,Türkiye ve Sovyetler Birliği bir Ermeni devleti için öngörülen toprakları işgal etmişlerdi.Lausanne Antlaşması'ndan sonra artık kimse Ermenilerin uğradığı takibattan ve Milletler Cemiyeti'nin onlara sözünü verdiği devletten bahsetmiyordu.
Hitler'in Polonya'ya saldırısından önce söylediği,yazının başında aktardığımız sözü,ancak diplomatik sahadaki bu suskunlukla alakalı olmuş olabilir.Çünkü Almanya'daki ve başka ülkelerdeki kamusal tartışmalar,Ermenilerin kaderinin kültürel hafızaya sıkıca demir atmasını sağlamıştı.Birçok Alman bu konuda bilgiye erişebilirdi,"Ermeni Kıyımı" basında da sözlüklerde de izahtan varesteydi.1933'ten beri boykota,pogroma ve tehcire maruz kalan Alman Yahudiler,Ermenilerin kaderiyle aralarında açık-seçik paralellikler kuruyorlardı.Günlüklerde,mektuplarda olsun,mültecilerin çıkardığı dergilerde olsun,parti raporlarında veya Yahudi örgütlerinin bültenlerinde olsun:"Ermeni Kıyımı" daima Nazilerin baskılarına dair ilk ikaz işlevini görüyordu.
Ne var ki İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra Avrupa Yahudilerine yönelik soykırım hakkında çoğalan bilgiler,giderek,Türkiye'deki Soykırım'la ilgili otuz yıllık bilgiyi gölgeledi.Heinrich Vierbücher 1930'da Ermenilere dönük cinayetlerin emsalsizliği hakkında şunları yazabilmişti:
"Bütün bir halkın kökünün kurutulması,kadınların ve çocukların bilinçli olarak katledilmesi -barbar geçmişimiz herhalde bu ilerlemeyi kaydedecek kadar 'olgun' değildi:1915'te Kemah'ta olanları biraz olsun sezebilmek için,Pizarro'nun Peru'daki cürümlerini,beyaz ırkın kırmızı ırkın kökünü kurutmaya dönük savaşını,'Hristiyan' İngilizlerin Tasmanya'daki,Yeni Zelanda'daki insan avlarını,onların Boer savaşlarındaki gayri-insaniliklerini,Almanların Hereroları susuzluktan ölmeye sürükleyişini hatırlamak gerekir.Öldürme hazzı,soygun hırsı,dinsel nefret,egemenlik iptilası ve aptallık gibi etkenleri devreye sokan bütün yorumlama çabalarına rağmen,kavranamaz olana ait daha çok şey kalıyor geriye,öyle ki 1915 trajedisi bize tarihin en kanlı ve en tekinsiz bulmacası olarak görünmelidir.Ebediyete kadar,alışıldık açıklama ve bilgeliklerin yetmediği ve tahammülü imkânsız bir bakiye kalacaktır geriye."(107)
İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra,böylesi bir değerlendirme,geniş kamuoyunda yalnızca milyonlarca Yahudi'nin öldürülmesine atıfla anlaşılır hale geldi."Ermeni Kıyımı" kavramı kamusal bilinçten kayboldu.1980'li yıllardan sonra "Holocaust" yavaş yavaş bugünkü konumunu edindi ve yirminci yüzyılda bir devletin bir halka dönük kitlesel kırımının sembolü olarak Auschwitz'teki "endüstriyel gazla ölüm" mefhumu,Kemah Boğazı'ndaki katliamın yerini aldı...
Not:Okuduğunuz makale,Holocaust und Völkermorde,Campus Verlag,Frankfurt a.m. 2012,içinde yer almıştır.Yazara Türkçe yayım izni için teşekkür ederiz -e.n.
***
1-Bu metin şu makalemin güncelleştirilip genişletilmiş biçimidir:"'Peregrinations into the Void?' German Jews and their Knowledge about the Armenian Genocide during the Third Reich",Central European History 45 (2012) içinde,s.1-26.Bu Hitler alıntısının akademik kullanımlarıyla ilgili bkz. Wolfgang Gust,"Die Verdrängung des Völkermords an den Armeniern-ein Signal fir die Shoah",Hans-Lukas Kieser,Dominik J. Schaller (ed.),Der Völkermord an den Armeniern und die Shoah içinde,Zürih 2003,s.463-480,hier s. 476 f.
2-Akten zur Deutschen Auswärtigen Politik 1918-1945.Alman Dışişleri Bakanlığı Arşivi,Serie D (1937-1945),Bd. VII,Baden-Baden 1956,s.171-172,Anm.1. Karş. Winfried Baumgart,"Zur Ansprache Hitlers vor den Führern der Wehrmacht am 22. August 1939.Eine quellenkritische Untersuchung",Vierteljahrshefte für Zeitgeschichte,Jg. 16 (1968),H. 2,s.120-149.
3-Alman kamuoyunda 1920'li yıllara kadar uzanan tartışmaya,ilkin şu kaynakta dikkat çekilmişti:Dominik J. Schaller,"Die Rezeption des Völkermordes an den Armeniern in Deutschland,1915-1945",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.517-555;son olarak Margaret Lavinia Anderson da bunu ele aldı:"Who Still Talked about the Extermination of the Armenians?Imperial Germany and the Armenian Genocide",German Historical Institute Bulletin 49 (Herbst 2011) içinde,s.9-29;karş. Aynı yazarın,"Who Still Talked about the Extermination of the Armenians?German Talk and German Silences",Norman Naimark v.d. (ed.),A Question of Genocide:Armenians and Turks at the End of the Ottoman Empire içinde,Oxford,New York 2011,s.199-220.
4-[Almancası:Arminien-Armenien -ç.n.] Victor Klemperer,Ich will Zeugnis ablegen bis zum letzten.Tagebücher 1933-1945,yayına hazırlayan Walter Nowojski (Hadwig Klemperer'in katkısıyla),Bd. 1933-1941,Berlin,1995,s.16 f.
5-Karş. Richard G. Hovannisian,The Armenian Genocide:Cultural and Ethical Legacies,Piscataway 2007,s.14-15;Yves Ternon,Der verbrecherische Staat.Völkermord im 20.Jahrhundert,Hamburg 1996,s.139.
6-Vahakn N. Dadrian,The History of the Armenian Genocide:Ethnic Conflict from the Balkans to Anatolia to the Caucasus,Oxford 1995;Richard G. Hovannisian (ed.),Remembrance and Denial:The Case of the Armenian Genocide,Detroit 1998.
7-Bkz. öncelikle Donald Bloxham,The Great Game of Genocide:Imperialism,Nationalism,and the Destruction of the Ottoman Armenians,Oxford 2005;Uğur Ümit Üngör,The Making of Modern Turkey:Nation and State in Eastern Anatolia,1913-1950,Oxford 2011.Tessa Hofmann v.d. (ed.),The Genocide of the Ottoman Greeks:Studies on the State-Sponsored Campaign of Extermination of the Christians of Asia Minor (1912-1922) and its Aftermath:History,Law,Memory,Atina 2012.
8-Karş. Donald Bloxham,Game;Üngör,Turkey;Uğur Ümit Üngör,Mehmet Polatel,Confiscation and Destruction:The Young Turk Seizure of Armenian Property,Londra v.d. 2011.
9-Karş. Richard G. Hovannisian,Remembrance,s.15;Bloxham,Game,s.1.Lepsius savaş sırasında ölü sayısını bir milyon olarak tahmin ediyordu,sonra bunu 1,1 diye tashih etti:Johannes Lepsius,Der Todesgang des Armenischen Volkes:Bericht über das Schicksal des Armenischen Volkes in der Türkei während des Weltkrieges,Potsdam 1930,s.313.Karş. Taner Akçam,"Another History on Sévres and Lausanne",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.281-299,burada s.293.
10-Wangenheim an Bethmann Hollweg,7 Temmuz 1915,www.armenocide.net,Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes (PA AA,R 14086)
11-Bethmann Hollweg'in muhtemelen 17 Aralık 1915 tarihinde,Büyükelçi Wolff-Metternich'in 7 Aralık 1915 tarihli mektubuna düşülmüş notu,www.armenocide.net (PA AA,R 14089)
12-Uwe Feigel,Das evangelische Deutschland und Armenien:Die Armenierhilfe deutscher evangelischer Christen seit dem Ende des 19. Jahrhunderts im Kontext der deutsch-türkischen Beziehungen,Göttingen 1989,s.230-237;Schaller,"Rezeption",s.526 v.d.
13-www.armenocide.net (PA AA,R 14089).Karş. Richard Albrecht,"Karl Liebknecht:Die Ausrottung der Armenier während des Ersten Weltkrieges und die deutsche politische Linke",Internationale wissenschaftliche Korrespondenz zur Geschichte der deutschen Arbeiterbewegung 41 (2005),içinde Nr. 3,s.310-328.
14-Karş. Schaller,"Rezeption",s.525.
15-Dr. Johannes Lepsius,Bericht über die Lage des Armenischen Volkes in der Türkei,Potsdam 1916.Karş. Feigel,Deutschland,s.219.Lepsius savaş sansürünü kaale almadan Reichstag [parlamento] üyelerine ve gazetelere de nüshalar gönderdi;karş. Lepsius,Todesgang,s.XXVI-XXVIII.
16-Lepsius,Todesgang,s.XXVII.
17-Berliner Tageblatt,4 Mayıs 1916;Schaller,"Rezeption",s.529.
18-8 Ocak 1918,Der Waffenstillstand 1918-1919.Das Dokumenten-Material der Waffenstillstands-Verhandlungen von Compiégne,Spa,Trier und Brüssel,3 cilt,Alman Ateşkes Komisyonu adına yayımlanmış,cilt 1 içinde,Berlin 1928,s.3-6.Wilson'un bilgi durumuyla ilgili karş. John Milton Cooper Jr.,"A Friend in Power:Woodrow Wilson and Armenia",Jay Winter (ed.),America and the Armenian Genocide of 1915,New York 2003 içinde,s.103-112.Diplomatik malumatın yanı sıra New York Times'da da 4 Ekim 1915 ve 15 Ekim 1916'da haberler çıktı.Muhtelif yazarlar kitaplarında erken bir tarihte bu cinayetle meşgul oldular:Arnold J. Toynbee,Armenian Atrocities:The Murder of a Nation,Londra,1915;James Bryce,Arnold Toynbee (ed.),The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire,1915-1916:Documents Presented to Viscount Grey of Fallodon,Londra 1916;Herbert Adams Gibbons,The Blackest Page of Modern History:The Events in Armenia in 1915,the Facts,and the Responsibilities,New York,Londra 1916;Faiz al-Ghossein,Martyred Armenia,New York 1918.
19-Karş. Martin Tamcke,Armin T. Wegner und die Armenier:Anspruch und Wirklichkeit eines Augenzeugen,Hamburg 1996.
20-Armin T. Wegner,"Armenien ... Offener Brief an den Präsidenten der Vereinigten Staaten von Amerika,Herrn Woodrow Wilson,über die Austreibung des armenischen Volkes in die Wüste",Berliner Tageblatt und Handels-Zeitung,Morgenausgabe,23 Şubat 1919 içinde,s.4.
21-Armin T. Wegner,Offener Brief an den Präsidenten der Vereinigten Staaten von Nord-Amerika Herrn Woodrow Wilson über die Austreibung des armenischen Volkes in die Wüste,Berlin 1919.
22-Armin T. Wegner,Der Weg ohne Heimkehr:Ein Martyrium in Briefen,Berlin 1919 ve 1920.Sibyllen Yayınevi bu kitapçığı tekrar yayımlamıştır:Der Weg ohne Heimkehr,Dresden 1920.
23-Avusturyalı Bruno Sander'in mahlası (1884-1979)
24-Anton Santer,"Stationen Türkei 1918:Gemlek",Der Brenner:Halbmonatsschrift für Kunst und Kultur içinde,yayına hazırlayan Ludwig von Ficker,Jg. 6 (1919),Nr. 1,s.24.Karş. onun "Kara Mursal" şiiri,ay.,Nr. 2,s.100.
25-Deutschland und Armnien 1914-1918:Sammlung diplomatischer Aktenstücke,hazırlayan ve sunuş yazan Dr. Johannes Lepsius,Potsdam 1919.Karş. Wolfgang Gust (ed.),"Revidierte Ausgabe der von Johannes Lepsius unter dem Titel Deutschland und Armenien 1914-1918 herausgegebenen Sammlung diplomatischer Aktenstücke",www.armenocide.de.
26-Bugün Almanya'yı suça ortak sayan yayınlar:Vahakn N. Dadrian,German Responsibility in the Armenian Genocide:A Review of the Historical Evidence of German Complicity,Watertown,Mass.,1996;Wolfgang Gust,"Einführung und Leitfaden",ay. (ed.),Der Völkermord an den Armeniern:Dokumente aus dem Politischen Archiv des Auswärtigen Amtes,Spring 2005 içinde,s.17-109.Donald Bloxham ve Hans-Lukas Kieser ise yazarların bu iddialarını temellendirmedikleri eleştirisini yöneltirler:Bloxham,Game,Kap. 2;ay.,"Power Politics,Prejudice,Protest,and Propaganda:A Reassessment of the German Role in the Armenian Genocide of WWI",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.213-244;Hans-Lukas Kieser,"Germany and the Armenian Genocide of 1915-1917",Jonathan Friedman (ed.),The Routledge History of the Holocaust içinde,Londra 2010,s.30-44.
27-Vorwärts,11 Haziran 1919,www.armenocide,net (PA AA,R 14106).O zamanlar Türkiye'de başkomutan konumunda olan Liman von Sanders,Das Zwanzigste Jahrhundert dergisinde bu ithamı geri çevirir.Berlin-Lokalanzeiger,24 Nisan 1919,www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
28-Berliner Tageblatt,28 Temmuz 1919.2 Ağustos 1919 tarihli Kölnische Volkszeitung bunu dünya tarihinin en büyük katliamı saymıştır;www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
29-"Germany and the Armenians",New York Tribune,14 Ağustos 1919.Times,Almanya'yı Türkiye üzerinde ciddi bir baskı uygulamamış olmakla eleştirdi;"Kultur in Armenia",The Times,27 Ağustos 1919,www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
30-Karş. Schaller,"Rezeption",s.531.Bu davalarla ilgili bkz. Taner Akçam,Armenien und der Völkermord:Die Istanbuler Prozesse und die türkische Nationalbewegung,Hamburg 1996.
31-www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
32-Essener Volkszeitung 2 Ocak 1920'de Lepsius'a atıfta bulunan bir yazı yayımladı:"Der Todesgang des armenischen Volkes-Deutschlands Schuld?",www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
33-Karş. Heinrich Vierbücher,Was die kaiserliche Regierung den deutschen Untertanen verschwiegen hat:Armenien 1915:Die Abschlachtung eines Kulturvolkes durch die Türken,Hamburg 1930,s.10,karş. kitabın Bremen'deki yeniden basımı,1985;Schaller,"Rezeption",s.532-536;Feigel,Deutschland,s.277.Solcu gazeteci Maximilian Harden bu konuya dergisinin iki sayısını ayırmıştır:Die Zukunft (4 ve 11 Haziran 1921)
34-Karş. Schaller,"Rezeption",s.532-536.Hürmete şayan politik hiciv dergisi Kladderadatsch keza suikast kurbanını övmüştür:Kladderadatsch,19 Haziran 1921,s.2.
35-Mansur Rifad,Das Geheimnis der Ermordung Talaat Paschas:Ein Schlüssel für das englische Propagandasystem,Berlin 1921;ay.,Talaat Paschas Prozeß,sein Verlauf und sein Ende:Ein letztes Wort zur armenischen Frage,Berlin 1921.Rifad'ın eleştirisi için,Schaller,"Rezeption",s.536-537.
36-Stenographischer Bericht des Prozesses Talaat Pascha,Armin T. Wegner'in önsözüyle,Berlin 1921,s.VII;yeniden basımı:Tessa Hofmann (ed.),Der Völkermord an den Armeniern vor Gericht:Der Prozeß Talaat Pascha,Göttingen 1980;Armin T. Wegner,Der Schrei vom Ararat:An die Regierungen der sieghaften Völker;Die neue Generation'dan ayrı basım,Leipzig 1922;ay.,Die Austreibung des armenischen Volkes in die Wüste:Ein Lichtbildvortrag,yayımlayan Andreas Meier,Göttingen 2010.
37-Karş. Schaller,"Rezeption",s.537.
38-Ahmed Djemal Pascha,Erinnerungen eines türkischen Staatsmannes,Münih 1922.Karş. Feigel,Deutschland,s.280;Schaller,"Rezeption",s.531.
39-Jakob Künzler,Im Lande des Blutes und der Tränen:Erlebnisse in Mesopotamien während des Weltkrieges (1914-1918),Zürih 1999 (orijinal basımı 1921);Rafael de Nogales Mendez,Vier Jahre unter dem Halbmond:Erinnerungen aus dem Welkriege,Berlin 1925;Joseph Pomiankowski,Der Zusammenbruch des Ottomanischen Reiches:Erinnerungen an die Türkei aus der Zeit des Weltkrieges,Graz 1969 (orijinal basım 1928).Karş.Feigel,Deutschland,s.280;Schaller,"Rezeption",s.530.
40-Deutsche Nationalbibliothek,Leipzig,SB 2726,1-14.Örneğin:2 numaralı bildiri:Johannes Lepsius,Durfte man dazu schweigen? (Aus den armenischen Hungerlagern) [Bunun karşısında suskun kalınabilir miydi? (Ermenilerin açlıktan öldüğü kamplardan)],Potsdam 1919;4 numaralı bildiri:ay.,Im Tal des Fluches Kemach-Boghasi [Kemah Boğazı'nın lanet vadisinde],Potsdam 1919;5 numaralı bildiri:ay.,Der Todesweg eines Christenvolkes [Bir Hristiyan halkının ölüm yolu],Potsdam 1919;6 numaralı bildiri:ay.,Wie es bei der Deportation der Armenier herging:Deutscher Konsularbericht [Ermenilerin tehciri nasıl gerçekleşti:Alman Konsolosluk raporu],Potsdam 1920;7 numaralı bildiri:ay.,Der Weg des Graunes [Dehşet yolu],Potsdam 1920;8 ve 9 numaralı bildiriler:Jakob Künzler,Im Lande des Blutes und der Tränen:Deportiertenschicksale [Kan ve gözyaşı ülkesinde:Tehcirin yazgıları],Potsdam 1922;11 numaralı bildiri:ay.,Rettungsarbeit in Armenien [Ermenistan'da kurtarma çalışmaları],Potsdam 1922;14 numaralı bildiri:Fa'iz al-Ghussein,Bilder aus der Deportation der Armenier [Ermenilerin tehcirinden resimler],Potsdam 1922.Karş. Feigel,Deutschland,s.296,yardım çalışmalarıyla ilgili a.g.e.,s.264-275.
41-Axel Meißner,Martin Rades,"Christliche Welt" und Armenien:Bausteine für eine internationale Ethik des Protestantismus,Berlin 2010,s.110,252,255.
42-Elias Hurwicz,"Die Orientpolitik der Dritten Internationale",Die Weltbühne 17 (1921),2.Halbjahr içinde,s.139-141,burada s. 140.
43-Die Weltbühne 17 (1921),2. Halbjahr,s.252.
44-Karş. Vierbücher,Regierung,s.72;Akçam,"Sévres and Lausanne",s.281-299.
45-Türkiye'de General von Sanders'in kurmay başkanı olan Franz Carl Endres,yıllar sonra Weltbühne'de Şark politikası üzerine yayımladığı sekiz makalenin birisinde,Türklerin Hristiyan Ermenilerin beşte dördünü ve yüzbinlerce Yunan'ı yok etmesine karşı Avrupalı güçlerin ortak bir cevap geliştirememelerini eleştirdi:Die Weltbühne 22 (1926),1. Halbjahr,s.698;ay.,s.319-321,448-450,493-495,653-656,697 f.,727-729,802-804,843-846.Karş. Helmut Donat,"Die Armeniermassaker im Spiegel der deutschen und internationalen Friedensbewegung (1895-1933)",Vierbücher,Regierung içinde,s.88.
46-Almanya'da ansiklopedilerin toplumsal-politik rülüne dair bir eleştiri için bkz. Ines Prodöhl,Die Politik des Wissens:Allgemeine Enzyklopädien zwischen 1928 und 1956,Berlin 2010.
47-Brockhaus:Handbuch des Wissens in vier Bänden,6.,Brockhaus'un Kleinem Konversationslexikon'unun tamamen elden geçirilmiş ve esaslı biçimde genişletilmiş basımı,Leipzig 1923-1925,Bd. 1,s.127,Bd. 4,s.328.
48-Meyers Lexikon,tamamen yeniden işlenmiş 7. basım,Bd. 1:A-Bechstein,Leipzig 1924,s.867.Die Encyclopedia Britannica 1922'de kıyımın daha ayrıntılı tasvirlerini sundu.Karş. Vartkes S. Dolabjian,"The Armenian Genocide as Portrayed in the Encyclopedia Britannica",Journal of Genocide Research 5 (2003) içinde,Nr. 1,s.103-115,burada s.104.
49-Bkz. örneğin "Armenische Greuel",Ethische Kultur:Wochenschrift zur Verbreitung ethischer Bestrebungen 4 (1896) içinde,H. 35,s.276-277.Karş. Vierbücher,Regierung,s.35,83;Hans-Walter Schmuhl,"Friedrich Naumann und die armenische Frage:Die deutsche Öffentlichkeit und die Armenier vor 1915",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.503-516;Margaret Lavinia Anderson,"Down in Turkey Far Away:Human Rights,the Armenian Massacres,and Orientalism in Wilhelmine Germany",Journal of Modern History 79 (2007) içinde,s.80-111.
50-Wolff-Metternich an Bethmann Hollweg,7 Aralık 1915,www.armenocide.net (PA AA,R 14089)
51-Stenographischer Bericht des Prozesses Talaat Pascha,s.125.
52-Ayrıntısı için:Schaller,"Rezeption",s.539-541.
53-Fridtjof Nansen,Betrogenes Volk:Eine Studienreise durch Georgien und Armenien als Oberkommissar des Völkerbundes,Leipzig 1928.Karş. Feigel,Deutschland,s.262-263.
54-Armenien:Ein Bericht der Deutsc-Armenischen Gesellschaft zur Tagung des Völkerbundes im September 1927,Potsdam 1927;Karen Jeppe,Neu-Armenien im Abrahamsland,Potsdam 1930;Johannes Lepsius,Wie lange noch?:Eine Frage an deutsche Leichtgläubigkeit,Potsdam 1932.
55-Karş. Magnus Hirschfeld (ed.),Sittengeschichte des Weltkrieges,Bd. 2,yayına hazırlayan Andreas Gaspar,Leipzig 1930,s.289 v.d.
56-Hakkında bir şey bilinmeyen yazar Peter Eberhard Mayer'in müsvetteleri bugüne dek bulunamamıştır.Metnin varlığını Darmstadt şehir arşivindeki bir belgeden öğreniyoruz.Bu bilgiyi Deborah Vietor-Engländer'a borçluyum.
57-Adolf Hitler,"Politik der Woche",Illustrierter Beobachter,24 Mayıs 1930,tıpkıbasımı:Bärbel Dusik,Klaus A. Lankheit v.d. (ed.),Hitler:Reden,Schriften,Anordnungen,Februar 1925 bis Januar 1933,Bd. III/3,Münih 1994,s.202-206.Dieter Pohl'a (Klagenfurt) bu ve izleyen üç belgeye dikkatimi çektiği için teşekkür ederim.
58-Münih'te bir NSDAP üye toplantısında konuşma,30 Temmuz 1927,ay.,Bd. II/1,Münih 1992 içinde,s.413-438,hier s.429.Karş. ayrıca "Young-Plan und Parlamentswirtschaft",5 Ekim 1929,agy,Bd. III/2,Münih 1994,s.395-399.
59-Nürnberg'de bir NSDAP toplantısında konuşma,3 Aralık 1928,age.,Bd. III/1,Münih 1994,s.297-316,burada s.310.
60-Aralarından biri,Antony Krafft-Bonnard,Für Armenien Gerechtigkeit und Genugtuung,Zürih,Berlin-Steglitz 1930.
61-1927'de 3. baskı yayımlanmıştı.4. baskıya önsözde belirtildiğine göre:Potsdam 1930,s.XXX.
62-Heinrich Vierbücher,Was die kaiserliche Regierung den deutschen Untertanen verschwiegen hat:Armenien 1915:Die Abschlachtung eines Kulturvolkes durch die Türken,Hamburg 1930.
63-Donat,"Armeniermassaker",s.77,90.
64-Melkon Krischtschian,Deutschland und die Ausrottung der Armenier in der Türkei:Ein Rückblick,Potsdam 1930,s.4.
65-New York Times,30 Mart 1933.
66-"Bu gece,Ermenilerin yaklaşık kırk yıl önce uğradıkları kıyımlardan sonra ilk kez,Britanya'daki tüm Hristiyan kiliselerinin liderleri aynı platformda buluşacak.Hitler rejiminde Yahudilere reva görülen muameleye yönelik olarak Queens Hall'da düzenlenen büyük bir protestoya katılacaklar",gazete kupürü:"Hitler and the Jews",27 Haziran 1933 (başlıksız),Berlin Yahudi Müzesi'nde Leo Baeck Institute arşivi,Mikrofilm 129.
67-Buradaki alıntının kaynağı:Franz Werfel,Die vierzig Tage des Musa Dagh,Roman,2 cilt,Berlin (Demokratik Alman Cumhuriyeti) 1987.Werfel romanı 1929'da Şam'da bulunurken tasarladı ve Temmuz 1932-Mart 1933 arasında kaleme aldı.Karş. Sonsöz,a.g.e.,Bd. 2,s.451.
68-Demek ki Mayıs 1933'teki kitap yakmalar sırasında Werfel'in başka kitaplarıyla birlikte ateşe atılmış olamazdı.Oysa bazı yerlerde böyle yazılır,örneğin Yair Auron,"Jüdische,zionistische und Israelische Reaktionen auf den Völkermord an den Armeniern",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.577-591.
69-Werfel,Musa Dagh,Bd. 1,s.133-149.
70-Ebd.,s.142."Veba" kelimesinin Yahudilerle bağlantılı kullanılmasının örnekleri,NSDAP valilerinden Jakob Sprenger'de bulunabilir.11 Mart 1933,Walter Roller,Susanne Höschel (ed.),Judenverfolgung und jüdisches Leben unter den Bedingungen der nationalsozialistischen Gewaltherrschaft içinde,Bd. 1,Tondokumente und Rundfunksendungen 1930-1946,Potsdam 1996,s.21;keza:Der Stürmer,Nr.27,Juli 1933,s.3.
71-Herbert Friedenthal,"Franz Werfels neuer Roman",Der Morgen,Februar 1934,s.479.
72-Karş. Werfel,Musa Dagh,Bd. 2,s.416.Ermenilerin İtilaf kuvvetlerine ait bir savaş gemisi tarafından kurtarıldıklarından konsolos Rößler bahsetmişti:Rößler'in Şansölyeye raporu,8 Kasım 1915,Deutschland und Armenien içinde,s.177,ayrıca Gust,Völkermord içinde,s.351.
73-Werfel'in Filistin'deki [alılmaması?] üzerine bkz. Joni Kreutner,"Deutsches Judentum und die Rezeption des Völkermordes an den Armeniern (1896-1939)",Vortrag 12-13 Kasım 2005,Basel (yayımlanmamış taslak);Auron,"Reaktionen",s,578,586;ay.,"The Forty Days of Musa Dagh:It's Impact on Jewish Youth in Palestine and Europe",Hovannisian (ed.),Remembrance içinde,s.147-167;ay.,Banality of Indifference:Zionism and the Armenian Genocide,New York 2000,s.293-301.
74-Karş. Saul Friedländer,Nazi Germany and the Jews,Vol. 1:The Years of Persecution,New York 1997,s.12.
75-Willy Cohn,Kein Recht,nirgends:Tagebuch vom Untergang des Breslauer Judentums 1933-1941,2 cilt,yay.haz. Norbert Conrads,Köln 2006,cilt 1,s.148.
76-Pariser Tageblatt,21 Ekim 1933,s.4.
77-Raphael Abramovitch v.d. (ed.),Algemeyne Entsiklopedye,Bd. 4,Paris 1937,Sp. 472.Barry Trachtenberg'e (Albany) bu konuda bilgilendirdiği ve Yiddişçeden çevirdiği için teşekkür ederim.Ayrıca bkz. Barry Trachtenberg,"From Edification to Commemoration:Di Algemeyne Entsiklopedye,the Holocaust,and the Collapse of Eastern European Jewish Life",Journal of Modern Jeiwsh Studies 5 (2006),Nr. 3,s.285-300.
78-Karş. Schaller,"Rezeption",s.543-544.
79-Der Neue Brockhaus:Allbuch in vier Bänden und einem Atlas,Bd. 1:A-E,Leipzig 1938,s.136.Nasyonal Sosyalizm'de ansiklopediler konusunda bkz. Thomas Keiderling,"Enzyklopädisten und Lexika im Dienst der Diktatur?:Die Verlage F.A. Brockhaus und Bibliographisches Institut (Meyer) in der NS-Zeit",Vierteljahrshefte für Zeitgeschichte 60 (2012),Nr. 1,s.69-92;ay.,"F.A Brockhaus im Dritten Reich",ay. (ed.),F.A. Brockhaus 1905-2005,Leipzig 2005,s.145-187.
80-30 Kasım 1941 tarihli mektup,Hermann Samter,"Worte können das ja kaum verständlich machen" Briefe 1939-1943 içinde,yay.haz. Yad Vashem Hafıza Merkezi adına Daniel Fraenkel,Göttingen 2009,s.71.
81-Meyers Lexikon,yeniden işlenmiş ve resimlenmiş 8. baskı,Bd. 1:A-Boll,Leipzig 1936,s.572 f.
82-Georg Leibbrandt (ed.),Die Völker des Ostraumes,Berlin 1942,s.63.Bir broşürde daha büyük bir Ermenistan planından bahsedilir ama kırıma değinilmez:"Die Sowjet-Union:Gegebenheiten und Möglichkeiten des Ostraumes",Tornisterschrift des Oberkommandos der Wehrmacht,PA AA,Abt.Inland,H. 72,Berlin 1943,s.25.
83-Karş. Armin Fuhrer,Tod in Davos:David Frankfurter und das Attentat auf Wilhelm Gustloff,Berlin 2012.
84-"Montag Urteil im Frankfurter-Prozeß",Pariser Tageszeitung içinde,13 Aralık 1936,s.1.
85-Karş. Helveticus,"Die Wahrheit über den Prozeß Frankfurter",Jüdische Revue içinde,Januar 1937,s.1-11.
86-Sch. Lewai,zikreden C.Z. Klötzel,"Englische oder arabische Lösung",Jüdische Revue içinde,September 1936,s.1-11,hier s.7-11.
87-"Die Bestandsaufnahme jüdischer Vermögen in Deutschland",Ordo:Organ des Comité Juif d'Études Politiques,Almanca baskı içinde,Paris 1938,Nr. 4,s.20.
88-Frank Bajohr,Christoph Strupp (ed.),Fremde Blicke auf das "Dritte Reich":Berichte ausländischer Diplomaten über Herrschaft und Gesellschaft in Deutschland 1933-1945,Göttingen 2011,s.160.
89-Neuer Vorwärts (Paris),20 Kasım 1938,s.1.
90-Karş. Deutschland-Berichte der Sozialdemokratischen Partei Deutschlands (Sopade) 1934-1940,yay.haz. Klaus Behnken,Bd. 6:1939,Salzhausen 1989,s.202.
91-Lichtheim'dan Londra'daki Dünya Siyonist Örgütü'nün mali ve idari sekreteri Joseph Lifton'a,12 Ekim 1939,zikreden Raul Hilberg,Täter,Opfer,Zuschauer:Die Vernichtung der Juden,Frankfurt am Main 1997,s.256.
92-Tehcir planları hakkında karş. Wolf Gruner,"Von der Kollektivaus weisung zur Deportation der Juden aus Deutschland:Neue Perspektiven und Dokumente (1938-1945)",Birthe Kundrus,Beate Meyer (ed.),Die Deportation der Juden aus Deutschland:Pläne,Praxis,Reaktionen 1938-1945 içinde,Göttingen 2004,s.21-62.
93-İltica eden Alfred Wiener (1885-1964) 1933 yazında Amsterdam'da yerli Yahudi cemaatinden David Cohen'le birlikte bir haber merkezi kurdu.Bu ikisi 1934'ten itibaren Nazilerin Yahudi takibatı üzerine haberler yayımladılar.Savaş başladıktan kısa bir süre sonra merkez Londra'ya taşındı ve daha sonra kurulacak olan Wiener Library'nin temel sütununu oluşturdu.
94-Amsterdam'daki Jewish Central Information Office'in raporu,22 Şubat 1940,Wiener Library,066-WL-1625,s.2.Lepsius alıntısının kaynağı Deutschland und Armenien'in girişindendir,s.XXV f.
95-Die Tribuene,1940,Nr.4,s.110-112.
96-Andrea Bartl (Bamberg),22 Ekim 2010 tarihinde University of California,Los Angeles'ta yapılan "Jews and Judaism in the Work and Biography of Franz Werfel" adlı uluslararası konferansa sunduğu "Der armenische Holocaust als Spiegelung jüdischen Schicksals:Die vierzig Tage des Musa Dagh" başlıklı tebliğinde bu paralelliğe dikkat çeker.
97-Karş. Auron,"Reaktionen",s.578-587;ay.,"Musa Dagh",s.147-167;ay.,"Indifference",s.301-308.
98-Karş. Werfel,Musa Dagh,Bd. 1,s.244 f.
99-Das Bertelsmann Lexikon in vier Bänden,Gütersloh 1953,Bd. 1,s.205-206,Bd. 4,s.333.
100-Lexikon der Büchergilde in 20 Bänden,Bd. 1,Frankfurt am Main v.d. 1974,s.316.
101-Meyers Kleines Lexikon in drei Bänden,Bd. A-Globus,10.,tamamen yeniden işlenmiş basım,Leipzig 1967,s.142.
102-Tek bir örnek verelim;Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde ders kitabı işlevi gören Minol dizisinde buna tek bir atfa bile rastlanmaz.Karş. Fritz Klein,Deutschland 1897/1898-1917,Berlin (Doğu) 1977,s.70,195.Burchard Brentjes'in Drei Jahrtausende Armenien kitabında Soykırım,Lepsius'un tasvirlerine dayanarak Ermeni tarihinin bir parçası olarak işlenir.Leipzig 1973.
103-Bremenli tarihçi Helmut Donat Donat&Temmen Yayınevi'nden,bu konuyla ilgili tıpkıbasımlar yayımladı,örneğin Lepsius,Deutschland und Armenien (1986),keza Vierbücher,Regierung (1985)
104-Meyers neues Lexikon,10 cilt,Bd. 1,Mannheim v.d. 1994,s.303.
105-1996'da Bochum'da 1878'den günümüze Ermenistan'ın tarihine ilişkin yapılan uluslararası bir toplantıda Soykırım da konu edildi.Bochum'daki üniversitede 1995'ten beri Diaspora ve Jenosid Araştırmaları Enstitüsü vardır.
106-Karş. Thomas Nipperdey,Deutsche Geschichte 1866-1918,Bd. 2:Machtstaat vor der Demokratie,München 1992;Heinrich August Winkler,Der lange Weg nach Westen,Bd. 1:Deutsche Geschichte vom Ende des Alten Reiches bis zum Untergang der Weimarer Republik,München 2000;Hans-Ulrich Wehler,Deutsche Gesellschaftsgeschichte,Bd. 4:Vom Beginn des Ersten Weltkrieges bis zur Gründung der beiden deutschen Staaten 1914-1949,Münih,2003.
107-Heinrich Vierbücher,Regierung,s.55.
*Wolf Gruner,Nasyonal Sosyalist Rejimde Yahudi Olan ve Yahudi Olmayan Almanlar 1915-1916 Soykırımı Hakkında Ne Biliyorlardı?:"Ermeni Kıyımı";(çev.) Tanıl Bora,Birikim,Sayı:299-300,Mart-Nisan 2014,s.23-38.
Bu nedenle,bu makalede bu yaygın kabulün aksini göstermekle kalmayacak,(3) Birinci Dünya Savaşı'ndaki Soykırımın,Nasyonal Sosyalist devletin takibatına uğrayan Alman Yahudileri için bir uyarı işlevi görmüş olmasını ve bu işlevi nasıl görmüş olduğunu tahlil edeceğim.Victor Klemperer'in bugün şöhret kazanmış olan günlüğüne bir göz attığınızda,buna işaret eden bir notu gündeme taşıyabilirsiniz.Latin dilleri profesörü,NSDAP'nin örgütlediği Yahudi karşıtı boykotun arifesi akşamı,şunu yazar:
"Her gün,biraz daha ümitsiz.Yarın boykot başlıyor.Sarı tabelalar,nöbet tutanlar,Hristiyan memurlara çift maaş ödeme,Yahudileri işten çıkarma dayatması.Yahudilerin Cumhurbaşkanına ve hükümete yolladıkları sarsıcı mektuba cevap yok.Soğukkanlılıkla veya 'sürüncemeye bırakarak' öldürüyorlar.'Saçının bir teline dokunmuyor',yalnızca açlığa terkediyorlar."
Bu bölüm şu şaşırtıcı cümleyle sona erer:"Almanya yerine gelecekte Ermenya denebilir.Sesli harfler fazla ve Ermenistan'ı çağrıştırıyor."(4)
Dresden'de bir Yahudi olarak "karışık evlilik" yapmış olan akademisyen Klemperer,anlaşılan 1933'te Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kaderi hakkında yeterince bilgi sahibi bulunuyordu ki,başlamakta olan Yahudi takibatına bu etkili mecazı yakıştırabiliyordu.Peki o bir istisna mıydı?Halkın çoğunluğu ne biliyordu?
1933 Öncesinde Ermeni Soykırımı ve Alman Kamuoyu
Ermeni Soykırımı,devlet eliyle kitlesel öldürmelerin tarihine ilişkin mukayeseli çalışmalar yapan birçok araştırmacı için,yirminci yüzyıl jenositlerinin prototipini oluşturur.(5) İlk kuş bakışı araştırmaların ardından,(6) yeni bir uluslararası tarihçi kuşağı,Genç Türkler denen Enver Paşa (1881-1922),Cemal Paşa (1872-1922) ve Talat Paşa (1874-1921) tarafından yönetilen 1915-1916 takibatının değişik veçhelerini araştırmıştır.Bu paşaların üyesi olduğu iktidar partisi İttihat ve Terakki Komitesi,etnik ve dinsel olarak homojen bir millet yaratma emelini güdüyordu.(7)
Türkiye 1914 sonlarından itibaren Almanların yanında İtilaf kuvvetlerine karşı savaşmaktaydı.Türkler isyan veya Rusya'yla işbirliği tehlikesinden söz ederek 1915 Nisan'ına kadar Ermenilerin çoğunu silahsızlandırmışlardı.24-25 Nisan'da hükümet Konstantinopel ve başka yerlerdeki yüzlerce tanınmış Ermeni'yi tutuklattı,Mayıs ile Temmuz arasında da Ermenileri ilkin kendi bölgelerinden ülkenin içlerine tehcir etti.1915 Ağustos'undan 1916 Temmuz'una kadar,bu yok etme siyaseti bütün diğer eyaletlere yayıldı.Erkeklerin tecridinden ve katledilmesinden sonra jandarmalar kadınları,çocukları ve yaşlıları,çoğunun açlık ve hastalıktan öleceği çöllere sürdüler.Sayısız kadın ve çocuk kaçırıldı,Müslüman olmaya zorlandı veya yurtlarda ya da aileler yanında Türkleştirildi.Mülklerine devlet el koydu ya da halk yağmaladı.(8) 1919'da Mustafa Kemal hükümeti 800 bin ölü sayısını resmen kabul etmişti.Bugün yapılan kestirimlere göre kurban sayısı bir buçuk milyona varmaktadır.(9)
Tutuklamalar,cinayetler ve tehcirle ilgili havadisler Türkiye'deki konsolosluklar üzerinden hızla Alman Büyükelçiliğine,oradan da Berlin'e ulaştı.Alman hükümeti,bu dramatik bilgileri önce yerel aşırılıklar veya isyanların gaddarca bastırılmasının sonucu olarak yorumladı.Yine de 7 Temmuz 1915'te Büyükelçi Hans von Wangenheim,Şansölye Theobald von Bethmann Hollweg'e,yanlış anlaşılmayacak bir açıklıkla,"tehcirin yürütülme tarzının","hükümetin sahiden Türk imparatorluğu içindeki Ermeni ırkını yok etme emelini güdüyor olduğunu" gösterdiğini yazmıştı.(10) Wangenheim'ın halefi Büyükelçi Wolff Metternich,Babıali'ye yararsız başvurulardan,Enver ve Cemal paşalarla görüşmelerden sonra en nihayet Bethmann Hollweg'e "Ermeni Kıyımının" Alman basınında kınanmasını teklif etti.Şansölye,çok eleştirilen cevabında,bunun "bir müttefiki sorgulamak" anlamına geleceğini söyleyerek bu teklifi reddetti.Türkiye'yi "savaşın sonuna dek yanımızda tutmak" gerekiyordu,"bu arada Ermeniler yerin dibine de batsa,bir ehemmiyeti yoktu."(11)
Savaş döneminin sıkı sansürüne rağmen Almanya'ya havadisler sızıyordu.Türkiye'den dönen askerler ve yabancı basın,caniyane olaylara dair haberler aktarıyor,politik eylemciler konuşmalar yapıyorlardı.(12) 11 Ocak 1916 tarihindeki meclis oturumunda sol sosyalist Karl Liebknecht,itham eder bir dille,Şansölye'nin yüzbinlerce Ermeni'nin yok edilmesinden haberdar olup olmadığını sordu.Lepsius'un "neredeyse köklerinin kurutulduğundan" söz ettiğine atıfta bulundu.(13) Protestan misyoneri ve ilahiyatçı Johannes Lepsius (1858-1926) 1915 Temmuz'unda Türkiye'ye gitmiş,Savaş Bakanı [Harbiye Nazırı] Enver Paşa'yla başlayan soykırım hakkında konuşmuş ancak ülkenin içlerine seyahat etmesine izin verilmemişti.Lepsius görgü tanıklarının anlatımlarını topladı,ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau'dan konsolosluk raporlarını aldı.(14) Bu belgelere dayanarak üçyüz sayfalık çarpıcı bir "Türkiye'deki Ermeni Halkının Durumuna Dair Rapor" hazırladı.Raporun 20 bin nüshasını misyonlara ve papazlık makamlarına,Berlin'deki politikacı ve gazetecilere yolladı;o zaman için şaşırtıcı derecede yüksek bir rakamdı bu.Böylece raporun Almanya'da birçok insan tarafından tartışılması mümkün oldu.(15) Türk büyükelçisi daha 9 Eylül 1916'da bu "rezilane" broşürü Alman Dışişleri nezdinde protesto etmişti.(16) Ermeni yanlısı haberlerin yasak olduğu savaş dönemi sırasında İçişleri Bakanı Talat Paşa,Mayıs'ta Berliner Tageblatt'ta "Ermenilerin [Türkiye'nin] doğu bölgelerinden uzaklaştırılmasının" sözde askeri nedenlere dayandığını kamuoyu önünde savunma imkânına sahip olmuştu.(17)
Daha savaş sırasında,İtilaf kuvvetlerinin zaferi halinde,Ermenilerin müzakerelerin bir konusunu oluşturacağı belli olmuştu,zira ABD Başkanı Wilson 1918 Ocak'ındaki barış programında "Türk egemenliği altındaki milliyetlerin özerk gelişimlerinin sağlanacağı" teminatını vermişti -bunu söylerken hadiselerin farkındaydı.(18) Bir yıl sonra,Paris müzakereleri arifesinde yazar Armin T. Wegner (1886-1978)(19) Wilson'a bir açık mektup yazdı.Askerliği sırasında bizzat görgü tanığı olduğundan,Başkanı Rus ve Türk toprakları üzerinde bir Ermeni devleti kurulmasının zorunluluğuna ikna etmek için çarpıcı sözlere başvurdu.Ermeniler "jandarmalar tarafından soyulmuş,vurulmuş,asılmış,zehirlenmiş,hançerlenmiş,boğazlanmış,salgınlara yakalanmaları sağlanmış,donmalarına,boğulmalarına sebebiyet verilmiş,susuzluk ve açlıktan ölmüş,cesetleri çürümüş,çakallar tarafından parçalanmıştı." Kimse Türkiye'nin,iki milyon Ermeni'yi bu dünyadan yok etmeye dönük emsali görülmemiş planını uygulamasını engellememişti.Mektubun 1919 Şubat'ında Berliner Tageblatt'ta yayımlanmasıyla okuyucular,sadece Kemah Boğazı'nda onbinlerce insanın hayatını kaybetmiş olduğunu öğrendiler.(20) Wegner bu metni aynı yıl broşür olarak da çıkardı,(21) ayrıca Türkiye'deki tecrübelerini ve Ermeni trajedisini tasvir eden mektupları içeren bir kitap yayımladı.(22)
Konu çağdaş sanatta da çabucak bir yer edindi.Der Brenner dergisi 1919'da Anton Santer'in(23) Türkiye üzerine bir dizi şiirini yayımladı.Bunlardan birisinde şöyle deniyordu:"Ağır bulutlar sıcacık,yumuşacık sarıyor,saklıyorlar boş dağları dünyanın gözlerinden.On çiftlik sayıyorum çevresinde,hepsi birbirine ve başka yerdekilere benziyor,kefensiz Ermenilere mezar hepsi,bu sessiz imparatorluğa uygun,yeterince sessiz şimdi."(24)
Savaş dönemine mahsus sansürün sona ermesinin ardından Lepsius raporunu ifade gücü daha yüksek bir başıkla,"Ermeni Halkının Ölüme Yürüyüşü" adıyla yeniden yayımladı.Misyoner,1919'da yazdığı önsözde,1915 yazında Enver Paşa'yla yaptığı hayal kırıklığına yol açan görüşmeyi artık açık açık anlatıyordu.Ayrıca Alman belgelerinden alıntılar yapıyordu.Zira Dışişleri Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle "Almanya ve Ermenistan"(25) üzerine bir resmi belge dökümü hazırlamıştı.(26) Almanya böylelikle Paris görüşmelerine giderken İtilaf devletlerinin suç ortaklığı ithamını çürütmeye çalışıyordu.Beşyüz sayfalık "Diplomatik Belgeler Dökümü" basında genellikle olumlu bir yankı buldu,çünkü,Türklerin gazetelerde kullanılan ifadeyle "rezilliklerini" tasvir ediyor ve Almanların Ermenileri korumaya dönük çabalarını ortaya koyuyordu.(27) Buna rağmen Berliner Tageblatt,Viyana ve Berlin'i,bir milyon Ermeni kelimelerin anlatmaya yetmeyeceği bir şekilde katledilirken müdahale etmemiş olmalarından ötürü suçladı.(28) New York ve Londra'da,Lepsius'un da Almanya'yı ithamlardan kurtaramayacağı söylenmekteydi.(29)
Soykırıma dair bilginin yaygınlaşması üzerine,tıpkı Enver ve Talat paşalar gibi bu arada savaş sonrası kurulan Türk hükümetinin bir savaş suçları mahkemesi kurması üzerine Almanya'ya kaçmış,bu nedenle gıyabında ölüme mahkûm edilmiş bulunan Cemal Paşa,Frankfurter Zeitung'ta bu iddialara karşı koymaya girişti.(30) 3 Eylül 1919'da,"Ermeni Kıyımı meselesinde" Talat ve Enver paşaların suçsuzluklarını kanıtlayabileceklerini ileri sürdü.Kendisi,"tehcir edilenlerin bahtsızlığını hafifletmek için" elinden geleni yapmıştı.(31) Aksi görüşlerin de yayımlanmasıyla,tartışma 1920'ye kadar sürdü.Örneğin Essener Volkszeitung okurları,Kemah Boğazı'nda sadece dört gün içinde çoğu kadın ve çocuk 20 bin ila 25 bin insanın katliama uğratıldığını öğrendiler.(32)
Bir yıl sonra bir siyasi cinayet,başkent Berlin'i sarstı:Soghomon Tehlirian (Soromon Teilirian) adlı Ermeni,Talat Paşa'yı öldürdü.Eski Türk içişleri bakanına yönelik bu suikast ve bunu izleyen dava süreci konuyu yeniden manşetlere taşıdı.1921 Haziran'ında kasıtlı cinayet suçlamasıyla açılan mahkemede avukatlar savunmalarını sanığın travmaya maruz kalmış olması nedeniyle beraati talebi üzerine kurdular.Mahkeme ve basın,özellikle sağ kalanlardan Christine Tersibaschian'ın kadınlarla çocukların ölüm yürüyüşünü anlatışından etkilenmiş görünüyorlardı.3 Haziran 1921'de yargıçların Tehlirian'ı yaşayarak tanık olduğu kitlesel kıyımdan ötürü travmaya maruz kaldığı gerekçesiyle beraat ettirmesi,medyada yine büyük bir yankı yarattı.(33) Sağcı gazeteler,sol basını alçakça cinayet işleyen birisini yüceltmekle eleştirdiler.Genel olarak,Alman-Türk savaş ittifakına duyulan sadakat ağır basıyordu.Talat Paşa'nın çok şey va'deden bir devlet adamı olduğu konusunda her eğilimden gazeteciler hemfikirdi.(34) Onun itibarını müdafaa eden kitaplar da yayımlandı.Berlin'de yaşayan Mısır milliyetçisi hekim Mansur Rifad (1883-1926) kısa süre içinde Berlin mahkemesinin kararına karşı çıkan iki kitap çıkarttı.(35) Buna mukabil Armin T. Wegner aynı yıl içinde mahkeme tutanaklarını kitaplaştırdı ve yazdığı duygusal girişte Türkiye'yi soykırımla itham etti.Bir yıl sonra "Der Schrei vom Ararat [Ağrı'nın Çığlığı]" kitabıyla yeniden Ermenilerin haklarını savunan bir çıkış yaptı.Ayrıca Ermenilerin yok edilişi üzerine fotoğraf gösterimlerinin de yer aldığı konuşmalar yapıyordu.(36)
1922 yılında Berlin'de Uhland Caddesi'nde Ermenilerin yok edilmesinde dahli olan iki Jön Türk daha,Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi Bey,öldürüldüler fakat katiller yakalanamadı.Alman basını bunun üzerine neredeyse histerik bir tepki gösterdi.(37) Dinmek bilmeyen tartışmalara,Cemal Paşa bir kitapla müdahale etti.600 bin Ermeni'nin öldürüldüğünü kabul etti fakat bunun emrini Talat ve Enver paşaların verdiğini söyleyerek,suçu o sırada ölmüş bulunan bu iki kişiye yükledi.(38)
İzleyen yıllarda Dünya Savaşı'yla ilgili yayımlanan çok sayıda hatıratta Ermeni Kıyımı'ndan söz ediliyordu,bunlar arasında Ludendorff ve Hindenburg'unkiler de vardı.(39) Lepsius bu sırada öncelikle hayatta kalanlara yardım misyonunun donatımı için para toplamakla meşguldü.Kamuoyuna dönük konuşmalar,ayrıca tüyler ürpertici balıklarla yayımlanarak Protestan papazlarına yollanan düzinelerce bildiri,bunun için uygun araçlardı.(40) Lepsius,"Die Christliche Welt [Hristiyan Dünyası]"in yayıncısı Martin Rade,ayrıca Ewald Stier ve Adolf Harnack gibi ilahiyatçı ve Şarkiyatçıların desteğini elde etti.(41)
Bu arada basında ve dergilerde "Ermeni meselesi" denen konu bir başka açıdan,takibata uğrayanların bağımsız devlet talebi açısından tartışılmaya başlamıştı.Mustafa Kemal Paşa 1920'de Sévres'de imzalanan,Ermenilere korunma ve milli yurt güvencesi sağlayan barış antlaşmasını reddetmişti.İkisi de sınırlarındaki bir bağımsız Ermenistan'ı tehdit olarak algılayan Türkiye ve Sovyetler Birliği,bunun için öngörülen bölgeyi aralarında paylaştılar;Alman okurları örneğin Weltbühne vasıtasıyla bundan haberdar oldular.(42) Bir makalede Ermenilere yönelik kitlesel kırıma dikkat çekerek 1920'de eski düşmanlarıyla gizlice temas kuran Enver Paşa'nın bir Bolşevike "Ne sandınız!(...) Bunları eğlence olsun diye mi kestik?" dediğini aktarıyordu.(43) Fiili durum karşısında teslimiyet gösteren Milletler Cemiyeti,1923'te Ermenilerin ve onların bir devlete olan haklarının sözünün bile edilmediği yeni Lausanne Antlaşması'nı akdetti.(44) Uluslararası diplomasinin fiyaskosu eleştiricileri susturmadı -tam tersi oldu.(45)
Sonu gelmeyen tartışmaların sonucu,Türklerin Ermenilere uyguladığı kitlesel kırımın herkesçe malum sayılan bir bilgi haline gelmesi oldu.Ansiklopedilere bir göz atmak,bunu görmek için yeterlidir.Bu tür almanaklar,kamuoyunun kamusal ve ulusal bilgi varlığına erişim için ihtiyaç duyduğu kaynaklardı.(46) El kitabı hüviyetindeki halk ansiklopedileri birçok hanede bulunuyordu.Kendini bilginin el kitabı olarak takdim eden dört ciltlik Kleine Brockhaus'un 1923'ten 1925'e kadar basılan nüshalarında,"Ermeni" başlığı altında,teferruata girmeden,"Ermeni Hristiyanların" son yüzyıllarda birçok kere" Osmanlıların "acımasız takibatına uğradığı" yazıyordu."Talat Paşa" dipnotunda,onun "Ermeni takibatının müellifi" sayıldığı belirtiliyordu.(47) Yayıncıların bunu daha ayrıntılı açıklama gereği duymamaları manidardı.Geniş okur kesiminin bu katliamlara ilişkin göndermeleri anlamaya yetecek kadar malumatının olduğunu varsayıyorlardı.Brockhaus'un rakibi olan Meyers Lexikon 1924'teki yeni basımında Ermeni meselesine ilişkin bir maddede cinayetleri teferruatıyla tasvir etmiş ve "Ermeni Kıyımı" tanımını kullanmıştı.(48)
Aslında "Türk kıyımı" dense daha isabetli olacak olan bu terim,II. Abdülhamid döneminde 1895-1896'da Ermenilere yönelik ilk büyük katliamlardan sonra Almanya'daki tartışmalarda genel kullanıma girmişti.(49) 1915'te Şansölye'ye gönderdiği yukarıda andığımız mektupta Büyükelçi Wolff-Metternich,(50) keza 1921'de Tehlirian davasında bir avukat,bu terimi kullanmışlardı.(51)
Yirmili yılların sonuna kadar Almanya'da "Ermeni Kıyımı" üzerine ard arda kitaplar yayımlandı,bunlar genellikle basında da yoğun tartışmalara yol açtı.(52) Milletler Cemiyeti'nin mülteciler siyasetiyle ilgili yüksek komiseri Fridtjof Nansen (1861-1930),1928'de "Aldatılan Halk" adlı eserinde Milletler Cemiyeti'nin Soykırım'dan sonra Ermenistan'ı korumadığı iddialarını geri çevirerek,Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti'ne dönük bir iskan planı hazırlanmasını savundu.(53) Lepsius'un "Şark Misyonu",velisinin ölümünden sonra da broşürler yayımlayarak sağ kalanlara destek vermeyi sürdürdü.(54) Magnus Hirschfeld'in 1930'da çıkan "Sittengeschichte des Weltkrieges [Dünya Savaşı'nın Ahlaki Tarihi]" kitabında Ermenilerin kökünün kurutulması,1,2 milyon kurban sayısıyla,bu savaştaki en büyük cinayet ve dünya tarihinde emsalsiz bir olay olarak anılıyordu.(55) Berlin'de bir yayınevi birçok tiyatroya bu katliam hakkında "Mezbaha" adlı bir oyunu sahneye koyma teklifi götürdüyse de oyun hiçbir zaman sahne ışıklarını göremedi.(56)
1930'da konunun kamuoyunda konuşulmaya devam etmesine tepki gösteren Hitler,çok uzun zamandır "Almanların sempatisinin veya daha doğrusu kurgulanan kamuoyunun sempatisinin Ermenilere" müteveccih olduğundan yakındı:"Durmadan her yerde 'Ermeni Kıyımı' aşağı,'Ermeni Kıyımı' yukarı."(57) Birkaç yıl önce parti için bir toplantıdaki konuşmasında Ermenileri Yahudilerle bir tutmuş olmasına rağmen,(58) başka bir yerde,onların yok edilmesini güya Alman halkının karşı karşıya bulunduğu tehdide benzeterek istismar etmekten geri kalmadı;Almanya da her sene,"sahip olabilecekken feda ettiği" 600 bin insan kaybediyordu.Bu böyle devam edecek olursa,"Alman milletinin istikbali,yavaş yavaş Ermeni halkına benzemek" olacaktı.(59)
1930'da birkaç eleştirel kitap birden yayımlandı,(60) bunların arasında Lepsius'un "Todesgang [Ölüme Yürüyüş]"ının bu arada 28 bin baskı sayısına ulaşan dördüncü baskısı(61) ve Türkiye'de General von Sanders'in çevirmenliğini yapmış olan sendikacı Heinrich Vierbücher'in (1893-1939) "medeni bir halkın Türkler tarafından katledilmesi" başlığını taşıyan metni de bulunuyordu.(62) Bu kitap dergi ve gazetelerde hemen değerlendirmelere konu oldu.(63) Nitekim Berlin'de yaşayan bir Ermeni olan Melkon Krischtschian 1930 Eylül'ünde "Deutschland und die Ausrottung der Armenier in der Türkei [Almanya ve Türkiye'deki Ermenilerin Kökünün Kurutuluşu]" adlı kitabının girişinde,rahatlıkla "bugün Alman halkının büyük bölümünün onların hatırasını duygudaş bir sadakatle kalbinde sakladığını" söyleyebiliyordu.(64)
1933'ten Sonra Alman Yahudilerine Bir Uyarı Olarak Ermenilerin Kaderi
Bu vakıalara bir resmigeçit yaptıracak olursak,başta aktardığımız,Klemperer'in Almanya'nın adını "Ermenya"ya çevirişini başka bir ışık altında görebiliriz.Bu Soykırıma ilişkin bilgi,kamusal bilinçte sağlam bir yer edinmişti.Başka türlüsü zaten şaşırtıcı olurdu,zira 1933'te o tüyler ürpertici hadiselerin üzerinden henüz 17 yıl geçmişti.Savaştaki yenilgi,devrim,hiper enflasyon,1920'li altın yıllar ve iktisadi kriz Almanları bir sürü başka şeye kafa yormak zorunda bırakmış olsa bile,nihayetinde ancak bizim için Ruanda jenosidinden bugüne akan kadar su akmıştı köprülerin altından.
Bu nedenle 1933'te Nasyonal Sosyalistlerin Yahudi karşıtı politikasından ötürü bu benzerliği kuranlar,Almanya dışında da çıkıyordu.New York Times 30 Mart 1933'te,insanlar yine öyle bir takibata uğradığında dünyanın bir defa daha seyirci kalamayacağı uyarısını yaptı.Ermenilere duyulan sempatinin onların itikadıyla ilgisi yoktu gazeteye göre,mesele onların dehşet verici şartlara tabi bırakılmış çaresiz insanlar olmalarıydı,bugün de karşı karşıya olunan durum aynısıydı.(65) O zamanlar Almanya'da hâlâ bayilerde ve kitapçılarda satılabilen İngiliz gazeteleri de belirgin benzerlikler görüyorlardı.(66)
Franz Werfel'in "Musa Dağ'da Kırk Gün" kitabının yayımlanması,hem ulusal hem uluslararası düzeyde iyice tozu dumana kattı.(67) Dünyaca ünlü yazar,romanında -dramatik akışın içine yedirerek- önce Türklerin takibata dönük düzenlemelerini,sonra Ermenilerin pasaportlarına el konuşunu,silahsızlandırılmalarını,işyerlerinin kapatılışını en sonunda da tehcirleri ve aleni infazları tasvir ediyordu.Bütün bunlar,kitabın Viyana,Frankfurt ve Paris'te yayımlandığı 1933 Ekim'inde,(68) her ne kadar Werfel Yahudi takibatına fazlaca açık göndermelerden kaçınsa da,Almanya'da olacak olanlara bir işaret gibi okunabilirdi.Lepsius'un Enver Paşa'yla görüşmesiyle ilgili,neredeyse kelimesi kelimesine onun 1919'daki "Ölüme Yürüyüş"ünün önsözüne dayanıyordu.(69) Özgün metinde bulunmayan sadece birkaç cümle vardı.Bunların bazıları kulağa Nazi propagandası gibi geliyordu -söz gelimi Enver,Werfel'deki anlatımında şöyle dediğinde:"İnsanla veba mikrobu arasında barış olmaz."(70) Herbert Friedenthal (1909-2003) Der Morgen dergisinde Alman Yahudisi okurlar için yaptığı değerlendirmede yazarı "tebessüm eden savaş tanrısı" ile görüşmesini tasvir edişindeki ustalıktan ötürü alkışladı.(71) Werfel romanının sonu için neredeyse kâhince bir öngörüyle,6 bin Ermeni'nin kırk günlük direnişin ardından mucizevi biçimde ama hakikaten kurtulmalarını seçmişti.(72) Nazi rejiminin takibatına uğrayan ve bu arada Batı'ya veya Filistin'e iltica etmiş olan birçok Yahudi,Werfel'in çizdiği Ermeni portreleriyle kendi durumları arasında koşutluk kuruyorlardı.(73)
Kitap Almanya'da 1934 Şubat'ından itibaren yasaklanmış olsa da yine (gizli) okurlarını buldu.(74) Breslau'dan lise öğretmeni tarihçi Willy Cohn 17 Ağustos 1934'te karanlık bir önseziyle şunları yazıyordu:
"Şu aralar Werfel'in bir kitabını okuyorum.'Musa Dağ'da Kırk Gün':Bu büyük roman Ermenilerin Dünya Savaşı'ndaki kaderini ele alıyor.Yahudilerin kaderiyle ne kadar ortaklığı var bunun?Fakat neticede dünyada hiç kimse Ermenilere yardım etmedi ve halk yok olup gitti."(75)
Almanca konuşan mültecilerin kurduğu "Pariser Tageblatt [Günlük Paris Gazetesi]","Ermeni Kıyımı üzerine yeni romanı" başlığıyla okurlarına Werfel'le yapılmış bir söyleşi sundu.(76) Gazete ne bir yılın rakamını ne bir yerin adını veriyor,herkesin ne kastedildiğini bildiğini varsayıyordu.
Aşağı-yukarı aynı sıralarda Paris'te Yiddiş dilinde "Algemeyne Entsiklopedye"nin ilk ciltleri yayımlandı,yayıncıları 1933'te Berlin'den kaçmışlardı.1937'de yayımlanan Ermeniler maddesi,Türklerin bütün Ermenileri Rusya'nın ajanı olarak gördüklerini,bu nedenle Ermeni halkını sistematik olarak yok etmiş veya savaş bölgelerinden tehcir etmiş olduklarını anlatıyordu;1915'te Rusların Yahudilerine yaptığı muameleye benzetiyorlardı,fakat onun çok daha gaddarıydı.Ansiklopedi,Mezopotamya'ya tahliye sırasında tahminen 300 bin insanın öldürüldüğü,bir 300 bin'inin de açlık ve hastalıktan öldüğünü,ayrıca 200 bin'inin Rusya'ya kaçtığını ve 400 bin'inin İslam'a ihtida ederek hayatta kalabildiğini aktarıyordu.Artık Türkiye'de hiç Ermeni bulunmuyordu.(77)
Bazı tarihçiler,Almanya'da 1933'ten itibaren Ermeni Soykırımı'nın gerçi kamuoyu önünde artık anılmadığını,fakat Ermenilerin "ırksal mensubiyeti" üzerine konuşulduğunu kabul ediyorlar.(78) Ancak küçük Brockhaus Ansiklopedisi'nin Nasyonal Sosyalizm dönemindeki ilk basımı,1938'de çıkan Neue Brockhaus,yine okurlarına bu insanların kökünün kurutuluşunun kanlı bir tasvirini sunar.Yayıncılar Ermenistan maddesinde güvenilir kaynaklar olarak başkalarının yanı sıra Lepsius'un "Ölüme Yürüyüş"üne ve Nansen'in "Aldatılan Halk"ına atıfta bulunurlar.(79) 1941'de tehcir edilirken bile ansiklopedisini yanına almak isteyen Yahudi gazeteci Hermann Samter'in bir mektubu,bu bilgi verici el kitaplarının okunmakla kalmayıp zorunlu ihtiyaç maddesi addedilerek değer verildiğini kanıtlar.(80)
Meyers Lexikon,ilk cildi 1936'da çıkan tamamen gözden geçirilerek genişletilmiş basımında,Brockhaus'tan biraz daha farklı bir üslup tutturmuştu.Burada da hep "Ermeni Kıyımı'ndan" bahsedilmekle beraber,yayıncılar Türklerin gaddarlıklarının sebebini,savaş sırasında isyana kalkışmakla devleti tahrik ettikleri söylenen Ermenilere yıkıyorlardı.(81) Daha sonra,İkinci Dünya Savaşı'nda Nasyonal Sosyalistler propaganda broşürlerinde askerleri ve memurları Sovyetler Birliği'nde planladıkları kolonizasyon misyonuna hazırlayacak tarihsel gerekçeler sunmak üzere benzer argümanlara başvurdular.Oluşumuna Türklerin baskısının yol açtığı milliyetçiliklerinden ötürü Ermenileri eleştirdiler."Völker des Ostraumes [Doğu Sahası Halkları]" broşürünü kaleme alan yazar,Türkiye'deki Ermenilerin "ağır bedel ödemek" zorunda kalmalarının sebebinin,"Büyük Ermenistan"la ilgili planlar olduğunu ileri sürer.Okurları hadiselerle ilgili aydınlatmak için burada da başka ayrıntı vermeye gerek görülmemiştir.(82)
1933'ten sonra Avrupa'daki Almanca konuşan kamuoyunda Ermenilere dönük Soykırım konusu,tırmanan Yahudi takibatından ötürü yeniden önem kazandı.1936 Şubat'ında David Frankfurter,NSDAP Dış Ülkeler Örgütlenmesi'nin İsviçre'deki şefi Wilhelm Gustloff'u vurarak öldürdü.1936 Aralık'ında,"tiranı öldürene" karşı açılan dava büyük ilgi uyandırdı,çünkü davanın görüldüğü Chur kenti mahkemesinde,Nazi devletinin Yahudilere dönük ayrımcılığı teferruatlı bir şekilde,belgelere dayanarak ve yeminli ifadelerle tasvir ediliyordu.(83) Almanca mülteci basını,avukat Eugen Curti'nin son duruşmadaki savunmasında başvurduğu argümantasyonun altını çizdi;avukat,müvekkilini bu eyleme sevkeden nedenin,Almanya'da uğradığı baskılar ve bunun yol açtığı travmatizasyon olduğunu ileri sürmüştü.Avukat emsal kararlara,bilhassa Talat Paşa cinayetine atıfta bulunmuş;o zaman bir Alman mahkemesinin,"Frankfurter'den farklı olarak cinayeti planlayarak haftalarca hazırlık yapan" Tehlirian'ı beraat ettirdiğini söylemişti."Rahip Lepsius ve General Liman von Sanders gibi bilirkişiler,onun,bugün Yahudi kıyımında bir benzeri yaşanan Ermeni Kıyımı nedeniyle intikam almak istemesini bir hak olarak tanırlardı."(84) İsviçreliler 1921'deki kararı emsal alarak tarihe not düşebilirlerdi fakat muhtemelen Almanya'nın politik ve diplomatik baskısı altında Frankfurter'i 18 yıl hapse mahkûm ettiler.(85)
O sırada hiç kimse Alman Yahudilerini daha beterinin beklediğini bilmiyordu:1938 Kasım pogromu,tehcirler ve kırım.O zamanın tanıkları için bütün bu cinayetlerin mukayese edileceği en açık örnek Ermeni vak'asıydı.Prag'da Almanca yayımlanan Jüdische Revue 1936'da Britanya parlamentosunda Yahudilerin Arap Filistin'ine göç etmesini savunan Komünist bir milletvekiline yazılan bir açık mektubu yayımladı.Yazar Türkler tarafından kırımdan geçirilen talihsiz Ermenilerle Nasyonal Sosyalistlerin takibatı altında sığınacak yer arayan Yahudiler arasındaki paralelliğe dikkat çekiyordu.(86) 1933'e dek Düsseldorfer Lokalzeitung'u çıkarmış olan Siegfried Thalheimer (1899-1981) tarafından Paris'te yayımlanan bir başka Alman-Yahudi dergisi,Almanya'nın 1938 Nisan'ında Yahudi mal varlıklarına el koymasını eleştiriyordu.Dergi,Yunanlar ve Ermeniler gibi baskı altındaki azınlıkları koruduğu propagandasını yapan uluslararası güçlere de bugünkü kayıtsızlıklarından ötürü çatıyordu.(87) Özellikle 1938 Kasım'ındaki pogrom,kıyaslamaları davet etti.Nitekim Berlin'deki Fransa Büyükelçiliği "Türklerin Ermenilere dönük kıyımı"nı hatırlatmaktaydı.(88) Sosyal demokrat mültecilerin çıkardığı haftalık Neue Vorwärts [Yeni İleri]","Zillet.Mücadele aracı olarak kitlesel cinnet" başlıklı bir baş makalesinde bu pogromla ilgili şunu yazdı:"Sistemin adamları hâlâ Almanya'da kalan Yahudileri yok etmeye karar verdiler." Yahudilere gerçekten neler yapıldığına dair "kesin bir tasavvurda bulunmaya Almanya dışında da henüz kimse cesaret edemez"di,"çünkü hakikate yakın bir tasavvuru kimsenin yüreği kaldırmaz"dı."Zamanında kelimenin tam anlamıyla kökleri kurutulan talihsiz Ermenilere de kimse yardım etmemiş" idi.Bugün de genel eğilim,"güncel kıyımları gelip geçecek bir infilak olarak görmek"ti,zira Alman Yahudilerinin çoğu bu hadiselerden sonra yine hayatta olacaktı.
"Evet,doğrudan öldürmeyeceklerdir onları.Onlar Ermeniler ve Habeşler gibi kırılıp geçirilmeyecekler,onları bıçaklar ve tüfekler ve bombalarla kitleler halinde kırmayacaklar,yalnızca orada burada bazılarını pek de tantana çıkarmadan öldürecekler.Hayatta kalmalarını sağlayan imkânları parça parça ellerinden alacak,boyunlarına dolanan ipi kendilerinin çekmelerini bekleyecek;böylece cesetlerini kaldırmakla ilgili tertibatın masrafından da kurtulacaklar."(89)
Alman sosyal demokrat mülteciler tarafından 1939 Şubat'ında Paris'te yayımlanan bir aylık raporda,Nazilerin Yahudilere dönük baskılarıyla ilgili bölüm,yine Almanya'da cinayet,soygun ve açlıkla bir azınlığın yok edilmek üzere olduğuna dair rahatsız edici bir yorumla başlar.Savaş sırasında Türkiye'deki Ermenilerin başına geleni şimdi III. Reich gerçekleştirmeye koyulmuştur,yalnız biraz daha yavaş ve planlı yürütüyordur bunu.(90)
Savaşın başlamasından itibaren Nazi devleti Yahudiler üzerindeki baskılarını artırdı.İltica örgütlenmesi,sınırların kapatılmış olmasından ötürü takibat altında olanların ancak pek azı için mümkün olabildiğinden,yüzbinlerce yoksullaşmış Yahudi'nin Almanya'da kalacağı öngörülebiliyordu.İlaveten işgal edilen Polonya topraklarındaki milyonlarca Yahudi de Almanya'nın eline geçti.Filistin Yahudi Ajansı'nın Berlin doğumlu temsilcisi Richard Lichtheim,1939 Ekim'inde İsviçre'den yazdığı bir mektupta,Polonya'daki Yahudilerin durumuna ilişkin şöyle uyarıda bulunuyordu:"Alman egemenliği altındaki iki milyon Yahudi'nin,tıpkı son savaşta bir milyon Ermeni'nin Türkler tarafından yok edildiği gibi gaddarca,belki daha da gaddarca yok edileceğini hesaba katmalıyız."(91) Lichtheim neden bahsettiğini iyi biliyordu,Birinci Dünya Savaşı'nda Konstantinopel'deki Yahudi Ajansı'nda çalışmıştı.
Hitler ve Himmler daha 1939 sonbaharında bütün Yahudileri işgal altındaki Polonya'ya tehcir etmeye karar verdiler.Himmler Avusturya,Bohemya ve Moravya'daki,keza Yukarı Silezya'daki ilk tehcirleri lojistik sorunlar nedeniyle önce durdurtmuştu fakat bunlar izleyen yıl başında tekrar başlatıldılar.(92) 1940 Şubat'ında Pomeranya'daki Alman Yahudilerinin tabi tutulduğu ve üçte birinin yolda öldüğü ilk tehcire tepki gösteren mülteci edebiyat profesörü Alfred Wiener,Amsterdam'da kurulmuş bulunan Jewish Central Information Office'e(93) bir uyarı mesajı gönderdi:
"Savaş meydanlarındaki hadiseler ve uluslararası politikanın ağır meseleleri,tüm medeni dünyanın azami dikkatini gerektiren bir olayın arka plana itilmesine yol açtılar.12 Şubat'ı 13'üne bağlayan gece Nazi makamları Stettin'deki bütün Yahudileri kaçırdılar.Yalnızca daha evvel Avusturya veya Moravya'nın Yahudi cemaatlerinin başına geldiği gibi olgun yaştaki erkekleri değil,kadınları,yaşlıları ve çocukları da kaçırdılar.Üzerlerinde taşıdıkları dahil her şeyleri gaspedilen bu insanların nereye götürüldüğünü şimdiye kadar kimse bilmiyor.Zamanında Ermenileri yurtlarından sürükleyip attıkları sırada,binlercesi,onbinlercesi bu korkunç yürüyüşte hayatını kaybederken,Alman konsoloslarından birisi,Johannes Lepsius'un 'Almanya ve Ermenistan 1914-1918' adlı diplomatik belgeler derlemesinde anlattığına göre,hiçliğe doğru bir yürüyüşten bahsetmişti.Yine Lepsius'ta tehcir üzerine şu satırları okuduğumuzda,kendimizi bugünde hissetmiyor muyuz:'Sınırdışı kararı genellikle birkaç gün hatta birkaç saat önce tebliğ ediliyordu.Sınırdışı edilenler tüm varlıklarını,evlerini,tarlalarını,hayvanlarını,ev eşyalarını,aletlerini bırakmak zorundaydılar.Tehcir aynı zamanda Ermeni milli servetinin toptan müsaderesi anlamına geliyordu.Araba veya yük hayvanlarını almaya izin verilen durumlarda,bunlara yolda mültecilere refakat eden jandarmalarca el konuyor,ellerindeki para,mücevher ve başka ne varsa onları da alıyorlardı.Erkekler kadınlarla çocuklardan ayrılıyor,bir kenara götürülüp öldürülüyor,genç kadınlar ve kızlar,çocuklar da,Türklerin haremlerine veya Kürt köylerine satılıyor veya zorla götürülüyordu.Aylar süren yürüyüşün sonunda belirlenen hedefe,yani Arap çölünün kıyılarına ulaşabilenler,paçavralara sarılı,aç-biilaç,yok-yoksul bir öbek insandan ibaretti,çoğu da ihtiyar adamlar,ihtiyar kadınlar ve çocuklardı bunların."(94)
Wiener,mektubunu suçlayıcı bir dille bitirirken,bugünün aksine,o zamanlar "Alman makamlarının tehcire ve toplama kamplarına" karşı bir mücadele verdiğini söylüyordu.
Potansiyel kitlesel kırımın artçı etkileri dahi,Ermeni örneğine bakarak kestirilebiliyordu savaş sırasında.Nitekim 1940'ta,Almanya'dan Shanghai'a kaçmayı başarmış Alman Yahudileri,onlara hitaben yayımlanan Die Tribuene dergisinde Alphons'un Romanya'daki Suczawa kasabasındaki Ermeni yetimlerden bahseden "Çocuk Trajedisi" anlatısını okuyorlardı."Zamanın Jön Türk İçişleri Bakanı Talat Paşa'nın emriyle Erzurum'da 10 bin Ermeni'nin katledildiği" ve binlerce çocuğun ebeveynini kaybettiği anlatılıyordu burada.Suczawa'daki küçük Ermeni cemaati Konstantinopel'deki Ermeni Patriği'nin aracılığıyla "korkunç bir tecrübenin" travmatize ettiği on oğlanı himayesine almıştı.Yedi yaşında bile olmamalarına rağmen,"vahşileşmiş Türklerin kılıçlar ve bıçaklarla annelerini,babalarını ve büyük kardeşlerini kestiğini" izlemek zorunda kalmışlardı.Sonraları,bu arada biraz büyümüş olan yetimlerden birisi "kılıçtan geçirilen ebeveyn ve kardeşlerinin hatırasıyla" baş edememiş ve kendi çocukları olmasına rağmen intihar etmişti.(95) Bu hikâye,bir jenositten hayatta kalanların,özellikle çocukların yaşadığı travmayı işleyen ilk edebi ürünlerden biridir.Ermenilerin kaderinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudiler için taşıdığı anlamı bir defa daha kanıtlayan bir örnektir bu.
Çin'de yayımlanmasına rağmen,bu anlatı da "Musa Dağ'da Kırk Gün"de anılıyordu.1933'ten beri,takibata uğrayan birçok Yahudi,Werfel'in baş kahramanı olan,Fransa'da Ermeni olarak yetişmiş ve romanda kimliğini arayan Bagradian gibi hissediyordu kendisini.(96) Ermeni direnişi,İkinci Dünya Savaşı sırasında bütün Avrupa'daki Yahudilere emsal teşkil etti.Roma kolonizasyonu sırasında Yahudilerin kolektif olarak intihar ettikleri Masada'dan çok daha etkili bir emsaldi bu,çünkü "Musa Dağ" ümit va'deden bir mücadeleyi,bir kurtuluşu simgeliyordu.İster Bialystok'ta olsun ister Sosnowitz'te ister Kowno'da,getto sakinleri Werfel'in romanını Yiddiş,Lehçe veya Almancasından okuyor,onu elden ele paylaşıyorlardı.(97) Bagradian'ın Ermenileri utanç verici bir yok oluştansa kendilerini savunmaya çağıran konuşması,kuşkusuz baskı ve takibat altındakileri motive ediyordu.(98)
Sonuç
Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesinden itibaren Almanya'da Osmanlı İmparatorluğu'ndaki sistematik kitlesel kırım hakkında yaygınlaşan malumat,"Ermeni Kıyımı" teriminin kullanımında yansımasını bulur.Bu kavram Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kaybolmuştur.Fakat akşamdan sabaha ve her yerde kullanımdan kalkmış da değildir.Her ne kadar 1953'te Batı Almanya'da basılan dört ciltlik Bertelsmann Lexikon Ermenilerden hiç bahsetmese de Talat Paşa'yla ilgili bir madde içeriyor,bu maddede "Ermeni Kıyımı" tanımı kullanılıyor,ancak olup bitenler Türklerin isyan eden Ermenilere tepkisi olarak yorumlanıyordu.(99) 1974'te yüzbinlerce kitap kulübü üyesine gönderilen Lexikon der Büchergilde'nin yirmi cildinde bu olay ufacık bir değinmeden ileri gitmiyordu.(100) Buna karşılık 1967'de Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde basılan üç ciltlik Meyers Lexikon açıkça 1895-1896 ve 1915-1916 "Ermeni kıyımları"ndaki Soykırım'dan söz eder.(101) Alman tarih bilimciliğinde seksenli yıllara dek ne Doğu'da(102) ne Batı'da bu konuya eğilen müstakil çalışmalar yapıldı.Nazilerin Yahudi takibatında olduğu gibi bu konunun da araştırılmasında önemli itkileri,kendilerini adayarak bireysel olarak mücadele edenlere borçluyuz.(103) İki Alman devletinin yeniden birleşmesinden birkaç yıl sonra Meyers Neues Lexikon,hem 1895 ve 1909 "Ermeni Kıyımı'na" hem de 1915-1916'da neredeyse tam bir tenkile varan cinayetlere dair tasvirler içeriyordu.(104)
Kavramın 1989'dan sonra,bugüne dek hâlâ eski konumunun değerini kazanamadan tekrar kullanılmaya başlaması,herhalde hafıza politikasının coğrafyasının değişmesiyle,Meyer'in Doğu'daki ve Batı'daki yazı işlerinin birleşmesiyle,bunların yanı sıra tarihsel hadiseleri yeniden kamusal bilince taşıyan jenosit araştırmalarının gelişmesiyle(105) yakından ilgilidir.Alman tarihine dair "usta anlatılarını" bu on yıl içinde yayımlayan tarihçiler Thomas Nipperdey,Heinrich August Winkler ve Hans-Ulrich Wehler ise bu konuyu tamamen görmezden geldiler.Oysa konu,Ermenilere dönük kitlesel cinayetlerin sorumluluğuna Alman Kaiser'inin hükümetinin de ortak olup olmadığı sorusuyla sıkı sıkıya bağlantılıydı ve keza Alman tarihinin temel bir sorunu olan ahlak-politika ilişkisi bu vesileyle de teşrih masasına yatırılabilirdi.(106)
Bugün konuyla ilgili araştırmalar etrafındaki tartışmalarda ortaya konan soru ve argümanların birçoğu,Birinci Dünya Savaşı sırasındaki ve sonrasındaki kamusal tartışmalarda bulunabilir.Kaiser İmparatorluğu'nun sona ermesiyle beraber medyada Türkiye'deki cinayetler ve bunların ahlaki,politik,dinsel ve etik veçheleri üzerine,çoğunlukla kutuplaşan ve duygusal bir tartışma başlamıştı.Özellikle Lepsius'un kitapları konunun hem Almanya'daki hem ülke dışındaki alımlanmasına damgasını vurmuştu.Başlarda esas mesele savaştaki müttefik Türkiye'nin suçu-suçsuzluğu ve Almanya'nın rolü iken,1921 Berlin davasından sonra Ermenilerin kaderi daha büyük rol oynamaya başladı -bu kendisini anılarda ve edebi eserlerde de gösterdi.Yazarlar,gazeteciler,politikacılar ve ilahiyatçılar,1933'e dek ayrıca hayatta kalanlara yardım,Milletler Cemiyeti'nin rolü ve bu takibata uğrayanların kendi devletlerinin bir geleceği olup olmayacağı üzerine de tartıştılar.
Yalnızca bir sahada,uluslararası politikada ise bu tartışma 1923'te ansızın bitivermişti.O sıra,tıpkı 1939 sonbaharında Hitler ve Stalin'in Polonya devletini aralarında bölüştükleri gibi,Türkiye ve Sovyetler Birliği bir Ermeni devleti için öngörülen toprakları işgal etmişlerdi.Lausanne Antlaşması'ndan sonra artık kimse Ermenilerin uğradığı takibattan ve Milletler Cemiyeti'nin onlara sözünü verdiği devletten bahsetmiyordu.
Hitler'in Polonya'ya saldırısından önce söylediği,yazının başında aktardığımız sözü,ancak diplomatik sahadaki bu suskunlukla alakalı olmuş olabilir.Çünkü Almanya'daki ve başka ülkelerdeki kamusal tartışmalar,Ermenilerin kaderinin kültürel hafızaya sıkıca demir atmasını sağlamıştı.Birçok Alman bu konuda bilgiye erişebilirdi,"Ermeni Kıyımı" basında da sözlüklerde de izahtan varesteydi.1933'ten beri boykota,pogroma ve tehcire maruz kalan Alman Yahudiler,Ermenilerin kaderiyle aralarında açık-seçik paralellikler kuruyorlardı.Günlüklerde,mektuplarda olsun,mültecilerin çıkardığı dergilerde olsun,parti raporlarında veya Yahudi örgütlerinin bültenlerinde olsun:"Ermeni Kıyımı" daima Nazilerin baskılarına dair ilk ikaz işlevini görüyordu.
Ne var ki İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra Avrupa Yahudilerine yönelik soykırım hakkında çoğalan bilgiler,giderek,Türkiye'deki Soykırım'la ilgili otuz yıllık bilgiyi gölgeledi.Heinrich Vierbücher 1930'da Ermenilere dönük cinayetlerin emsalsizliği hakkında şunları yazabilmişti:
"Bütün bir halkın kökünün kurutulması,kadınların ve çocukların bilinçli olarak katledilmesi -barbar geçmişimiz herhalde bu ilerlemeyi kaydedecek kadar 'olgun' değildi:1915'te Kemah'ta olanları biraz olsun sezebilmek için,Pizarro'nun Peru'daki cürümlerini,beyaz ırkın kırmızı ırkın kökünü kurutmaya dönük savaşını,'Hristiyan' İngilizlerin Tasmanya'daki,Yeni Zelanda'daki insan avlarını,onların Boer savaşlarındaki gayri-insaniliklerini,Almanların Hereroları susuzluktan ölmeye sürükleyişini hatırlamak gerekir.Öldürme hazzı,soygun hırsı,dinsel nefret,egemenlik iptilası ve aptallık gibi etkenleri devreye sokan bütün yorumlama çabalarına rağmen,kavranamaz olana ait daha çok şey kalıyor geriye,öyle ki 1915 trajedisi bize tarihin en kanlı ve en tekinsiz bulmacası olarak görünmelidir.Ebediyete kadar,alışıldık açıklama ve bilgeliklerin yetmediği ve tahammülü imkânsız bir bakiye kalacaktır geriye."(107)
İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra,böylesi bir değerlendirme,geniş kamuoyunda yalnızca milyonlarca Yahudi'nin öldürülmesine atıfla anlaşılır hale geldi."Ermeni Kıyımı" kavramı kamusal bilinçten kayboldu.1980'li yıllardan sonra "Holocaust" yavaş yavaş bugünkü konumunu edindi ve yirminci yüzyılda bir devletin bir halka dönük kitlesel kırımının sembolü olarak Auschwitz'teki "endüstriyel gazla ölüm" mefhumu,Kemah Boğazı'ndaki katliamın yerini aldı...
Not:Okuduğunuz makale,Holocaust und Völkermorde,Campus Verlag,Frankfurt a.m. 2012,içinde yer almıştır.Yazara Türkçe yayım izni için teşekkür ederiz -e.n.
***
1-Bu metin şu makalemin güncelleştirilip genişletilmiş biçimidir:"'Peregrinations into the Void?' German Jews and their Knowledge about the Armenian Genocide during the Third Reich",Central European History 45 (2012) içinde,s.1-26.Bu Hitler alıntısının akademik kullanımlarıyla ilgili bkz. Wolfgang Gust,"Die Verdrängung des Völkermords an den Armeniern-ein Signal fir die Shoah",Hans-Lukas Kieser,Dominik J. Schaller (ed.),Der Völkermord an den Armeniern und die Shoah içinde,Zürih 2003,s.463-480,hier s. 476 f.
2-Akten zur Deutschen Auswärtigen Politik 1918-1945.Alman Dışişleri Bakanlığı Arşivi,Serie D (1937-1945),Bd. VII,Baden-Baden 1956,s.171-172,Anm.1. Karş. Winfried Baumgart,"Zur Ansprache Hitlers vor den Führern der Wehrmacht am 22. August 1939.Eine quellenkritische Untersuchung",Vierteljahrshefte für Zeitgeschichte,Jg. 16 (1968),H. 2,s.120-149.
3-Alman kamuoyunda 1920'li yıllara kadar uzanan tartışmaya,ilkin şu kaynakta dikkat çekilmişti:Dominik J. Schaller,"Die Rezeption des Völkermordes an den Armeniern in Deutschland,1915-1945",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.517-555;son olarak Margaret Lavinia Anderson da bunu ele aldı:"Who Still Talked about the Extermination of the Armenians?Imperial Germany and the Armenian Genocide",German Historical Institute Bulletin 49 (Herbst 2011) içinde,s.9-29;karş. Aynı yazarın,"Who Still Talked about the Extermination of the Armenians?German Talk and German Silences",Norman Naimark v.d. (ed.),A Question of Genocide:Armenians and Turks at the End of the Ottoman Empire içinde,Oxford,New York 2011,s.199-220.
4-[Almancası:Arminien-Armenien -ç.n.] Victor Klemperer,Ich will Zeugnis ablegen bis zum letzten.Tagebücher 1933-1945,yayına hazırlayan Walter Nowojski (Hadwig Klemperer'in katkısıyla),Bd. 1933-1941,Berlin,1995,s.16 f.
5-Karş. Richard G. Hovannisian,The Armenian Genocide:Cultural and Ethical Legacies,Piscataway 2007,s.14-15;Yves Ternon,Der verbrecherische Staat.Völkermord im 20.Jahrhundert,Hamburg 1996,s.139.
6-Vahakn N. Dadrian,The History of the Armenian Genocide:Ethnic Conflict from the Balkans to Anatolia to the Caucasus,Oxford 1995;Richard G. Hovannisian (ed.),Remembrance and Denial:The Case of the Armenian Genocide,Detroit 1998.
7-Bkz. öncelikle Donald Bloxham,The Great Game of Genocide:Imperialism,Nationalism,and the Destruction of the Ottoman Armenians,Oxford 2005;Uğur Ümit Üngör,The Making of Modern Turkey:Nation and State in Eastern Anatolia,1913-1950,Oxford 2011.Tessa Hofmann v.d. (ed.),The Genocide of the Ottoman Greeks:Studies on the State-Sponsored Campaign of Extermination of the Christians of Asia Minor (1912-1922) and its Aftermath:History,Law,Memory,Atina 2012.
8-Karş. Donald Bloxham,Game;Üngör,Turkey;Uğur Ümit Üngör,Mehmet Polatel,Confiscation and Destruction:The Young Turk Seizure of Armenian Property,Londra v.d. 2011.
9-Karş. Richard G. Hovannisian,Remembrance,s.15;Bloxham,Game,s.1.Lepsius savaş sırasında ölü sayısını bir milyon olarak tahmin ediyordu,sonra bunu 1,1 diye tashih etti:Johannes Lepsius,Der Todesgang des Armenischen Volkes:Bericht über das Schicksal des Armenischen Volkes in der Türkei während des Weltkrieges,Potsdam 1930,s.313.Karş. Taner Akçam,"Another History on Sévres and Lausanne",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.281-299,burada s.293.
10-Wangenheim an Bethmann Hollweg,7 Temmuz 1915,www.armenocide.net,Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes (PA AA,R 14086)
11-Bethmann Hollweg'in muhtemelen 17 Aralık 1915 tarihinde,Büyükelçi Wolff-Metternich'in 7 Aralık 1915 tarihli mektubuna düşülmüş notu,www.armenocide.net (PA AA,R 14089)
12-Uwe Feigel,Das evangelische Deutschland und Armenien:Die Armenierhilfe deutscher evangelischer Christen seit dem Ende des 19. Jahrhunderts im Kontext der deutsch-türkischen Beziehungen,Göttingen 1989,s.230-237;Schaller,"Rezeption",s.526 v.d.
13-www.armenocide.net (PA AA,R 14089).Karş. Richard Albrecht,"Karl Liebknecht:Die Ausrottung der Armenier während des Ersten Weltkrieges und die deutsche politische Linke",Internationale wissenschaftliche Korrespondenz zur Geschichte der deutschen Arbeiterbewegung 41 (2005),içinde Nr. 3,s.310-328.
14-Karş. Schaller,"Rezeption",s.525.
15-Dr. Johannes Lepsius,Bericht über die Lage des Armenischen Volkes in der Türkei,Potsdam 1916.Karş. Feigel,Deutschland,s.219.Lepsius savaş sansürünü kaale almadan Reichstag [parlamento] üyelerine ve gazetelere de nüshalar gönderdi;karş. Lepsius,Todesgang,s.XXVI-XXVIII.
16-Lepsius,Todesgang,s.XXVII.
17-Berliner Tageblatt,4 Mayıs 1916;Schaller,"Rezeption",s.529.
18-8 Ocak 1918,Der Waffenstillstand 1918-1919.Das Dokumenten-Material der Waffenstillstands-Verhandlungen von Compiégne,Spa,Trier und Brüssel,3 cilt,Alman Ateşkes Komisyonu adına yayımlanmış,cilt 1 içinde,Berlin 1928,s.3-6.Wilson'un bilgi durumuyla ilgili karş. John Milton Cooper Jr.,"A Friend in Power:Woodrow Wilson and Armenia",Jay Winter (ed.),America and the Armenian Genocide of 1915,New York 2003 içinde,s.103-112.Diplomatik malumatın yanı sıra New York Times'da da 4 Ekim 1915 ve 15 Ekim 1916'da haberler çıktı.Muhtelif yazarlar kitaplarında erken bir tarihte bu cinayetle meşgul oldular:Arnold J. Toynbee,Armenian Atrocities:The Murder of a Nation,Londra,1915;James Bryce,Arnold Toynbee (ed.),The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire,1915-1916:Documents Presented to Viscount Grey of Fallodon,Londra 1916;Herbert Adams Gibbons,The Blackest Page of Modern History:The Events in Armenia in 1915,the Facts,and the Responsibilities,New York,Londra 1916;Faiz al-Ghossein,Martyred Armenia,New York 1918.
19-Karş. Martin Tamcke,Armin T. Wegner und die Armenier:Anspruch und Wirklichkeit eines Augenzeugen,Hamburg 1996.
20-Armin T. Wegner,"Armenien ... Offener Brief an den Präsidenten der Vereinigten Staaten von Amerika,Herrn Woodrow Wilson,über die Austreibung des armenischen Volkes in die Wüste",Berliner Tageblatt und Handels-Zeitung,Morgenausgabe,23 Şubat 1919 içinde,s.4.
21-Armin T. Wegner,Offener Brief an den Präsidenten der Vereinigten Staaten von Nord-Amerika Herrn Woodrow Wilson über die Austreibung des armenischen Volkes in die Wüste,Berlin 1919.
22-Armin T. Wegner,Der Weg ohne Heimkehr:Ein Martyrium in Briefen,Berlin 1919 ve 1920.Sibyllen Yayınevi bu kitapçığı tekrar yayımlamıştır:Der Weg ohne Heimkehr,Dresden 1920.
23-Avusturyalı Bruno Sander'in mahlası (1884-1979)
24-Anton Santer,"Stationen Türkei 1918:Gemlek",Der Brenner:Halbmonatsschrift für Kunst und Kultur içinde,yayına hazırlayan Ludwig von Ficker,Jg. 6 (1919),Nr. 1,s.24.Karş. onun "Kara Mursal" şiiri,ay.,Nr. 2,s.100.
25-Deutschland und Armnien 1914-1918:Sammlung diplomatischer Aktenstücke,hazırlayan ve sunuş yazan Dr. Johannes Lepsius,Potsdam 1919.Karş. Wolfgang Gust (ed.),"Revidierte Ausgabe der von Johannes Lepsius unter dem Titel Deutschland und Armenien 1914-1918 herausgegebenen Sammlung diplomatischer Aktenstücke",www.armenocide.de.
26-Bugün Almanya'yı suça ortak sayan yayınlar:Vahakn N. Dadrian,German Responsibility in the Armenian Genocide:A Review of the Historical Evidence of German Complicity,Watertown,Mass.,1996;Wolfgang Gust,"Einführung und Leitfaden",ay. (ed.),Der Völkermord an den Armeniern:Dokumente aus dem Politischen Archiv des Auswärtigen Amtes,Spring 2005 içinde,s.17-109.Donald Bloxham ve Hans-Lukas Kieser ise yazarların bu iddialarını temellendirmedikleri eleştirisini yöneltirler:Bloxham,Game,Kap. 2;ay.,"Power Politics,Prejudice,Protest,and Propaganda:A Reassessment of the German Role in the Armenian Genocide of WWI",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.213-244;Hans-Lukas Kieser,"Germany and the Armenian Genocide of 1915-1917",Jonathan Friedman (ed.),The Routledge History of the Holocaust içinde,Londra 2010,s.30-44.
27-Vorwärts,11 Haziran 1919,www.armenocide,net (PA AA,R 14106).O zamanlar Türkiye'de başkomutan konumunda olan Liman von Sanders,Das Zwanzigste Jahrhundert dergisinde bu ithamı geri çevirir.Berlin-Lokalanzeiger,24 Nisan 1919,www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
28-Berliner Tageblatt,28 Temmuz 1919.2 Ağustos 1919 tarihli Kölnische Volkszeitung bunu dünya tarihinin en büyük katliamı saymıştır;www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
29-"Germany and the Armenians",New York Tribune,14 Ağustos 1919.Times,Almanya'yı Türkiye üzerinde ciddi bir baskı uygulamamış olmakla eleştirdi;"Kultur in Armenia",The Times,27 Ağustos 1919,www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
30-Karş. Schaller,"Rezeption",s.531.Bu davalarla ilgili bkz. Taner Akçam,Armenien und der Völkermord:Die Istanbuler Prozesse und die türkische Nationalbewegung,Hamburg 1996.
31-www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
32-Essener Volkszeitung 2 Ocak 1920'de Lepsius'a atıfta bulunan bir yazı yayımladı:"Der Todesgang des armenischen Volkes-Deutschlands Schuld?",www.armenocide.de (PA AA,R 14106)
33-Karş. Heinrich Vierbücher,Was die kaiserliche Regierung den deutschen Untertanen verschwiegen hat:Armenien 1915:Die Abschlachtung eines Kulturvolkes durch die Türken,Hamburg 1930,s.10,karş. kitabın Bremen'deki yeniden basımı,1985;Schaller,"Rezeption",s.532-536;Feigel,Deutschland,s.277.Solcu gazeteci Maximilian Harden bu konuya dergisinin iki sayısını ayırmıştır:Die Zukunft (4 ve 11 Haziran 1921)
34-Karş. Schaller,"Rezeption",s.532-536.Hürmete şayan politik hiciv dergisi Kladderadatsch keza suikast kurbanını övmüştür:Kladderadatsch,19 Haziran 1921,s.2.
35-Mansur Rifad,Das Geheimnis der Ermordung Talaat Paschas:Ein Schlüssel für das englische Propagandasystem,Berlin 1921;ay.,Talaat Paschas Prozeß,sein Verlauf und sein Ende:Ein letztes Wort zur armenischen Frage,Berlin 1921.Rifad'ın eleştirisi için,Schaller,"Rezeption",s.536-537.
36-Stenographischer Bericht des Prozesses Talaat Pascha,Armin T. Wegner'in önsözüyle,Berlin 1921,s.VII;yeniden basımı:Tessa Hofmann (ed.),Der Völkermord an den Armeniern vor Gericht:Der Prozeß Talaat Pascha,Göttingen 1980;Armin T. Wegner,Der Schrei vom Ararat:An die Regierungen der sieghaften Völker;Die neue Generation'dan ayrı basım,Leipzig 1922;ay.,Die Austreibung des armenischen Volkes in die Wüste:Ein Lichtbildvortrag,yayımlayan Andreas Meier,Göttingen 2010.
37-Karş. Schaller,"Rezeption",s.537.
38-Ahmed Djemal Pascha,Erinnerungen eines türkischen Staatsmannes,Münih 1922.Karş. Feigel,Deutschland,s.280;Schaller,"Rezeption",s.531.
39-Jakob Künzler,Im Lande des Blutes und der Tränen:Erlebnisse in Mesopotamien während des Weltkrieges (1914-1918),Zürih 1999 (orijinal basımı 1921);Rafael de Nogales Mendez,Vier Jahre unter dem Halbmond:Erinnerungen aus dem Welkriege,Berlin 1925;Joseph Pomiankowski,Der Zusammenbruch des Ottomanischen Reiches:Erinnerungen an die Türkei aus der Zeit des Weltkrieges,Graz 1969 (orijinal basım 1928).Karş.Feigel,Deutschland,s.280;Schaller,"Rezeption",s.530.
40-Deutsche Nationalbibliothek,Leipzig,SB 2726,1-14.Örneğin:2 numaralı bildiri:Johannes Lepsius,Durfte man dazu schweigen? (Aus den armenischen Hungerlagern) [Bunun karşısında suskun kalınabilir miydi? (Ermenilerin açlıktan öldüğü kamplardan)],Potsdam 1919;4 numaralı bildiri:ay.,Im Tal des Fluches Kemach-Boghasi [Kemah Boğazı'nın lanet vadisinde],Potsdam 1919;5 numaralı bildiri:ay.,Der Todesweg eines Christenvolkes [Bir Hristiyan halkının ölüm yolu],Potsdam 1919;6 numaralı bildiri:ay.,Wie es bei der Deportation der Armenier herging:Deutscher Konsularbericht [Ermenilerin tehciri nasıl gerçekleşti:Alman Konsolosluk raporu],Potsdam 1920;7 numaralı bildiri:ay.,Der Weg des Graunes [Dehşet yolu],Potsdam 1920;8 ve 9 numaralı bildiriler:Jakob Künzler,Im Lande des Blutes und der Tränen:Deportiertenschicksale [Kan ve gözyaşı ülkesinde:Tehcirin yazgıları],Potsdam 1922;11 numaralı bildiri:ay.,Rettungsarbeit in Armenien [Ermenistan'da kurtarma çalışmaları],Potsdam 1922;14 numaralı bildiri:Fa'iz al-Ghussein,Bilder aus der Deportation der Armenier [Ermenilerin tehcirinden resimler],Potsdam 1922.Karş. Feigel,Deutschland,s.296,yardım çalışmalarıyla ilgili a.g.e.,s.264-275.
41-Axel Meißner,Martin Rades,"Christliche Welt" und Armenien:Bausteine für eine internationale Ethik des Protestantismus,Berlin 2010,s.110,252,255.
42-Elias Hurwicz,"Die Orientpolitik der Dritten Internationale",Die Weltbühne 17 (1921),2.Halbjahr içinde,s.139-141,burada s. 140.
43-Die Weltbühne 17 (1921),2. Halbjahr,s.252.
44-Karş. Vierbücher,Regierung,s.72;Akçam,"Sévres and Lausanne",s.281-299.
45-Türkiye'de General von Sanders'in kurmay başkanı olan Franz Carl Endres,yıllar sonra Weltbühne'de Şark politikası üzerine yayımladığı sekiz makalenin birisinde,Türklerin Hristiyan Ermenilerin beşte dördünü ve yüzbinlerce Yunan'ı yok etmesine karşı Avrupalı güçlerin ortak bir cevap geliştirememelerini eleştirdi:Die Weltbühne 22 (1926),1. Halbjahr,s.698;ay.,s.319-321,448-450,493-495,653-656,697 f.,727-729,802-804,843-846.Karş. Helmut Donat,"Die Armeniermassaker im Spiegel der deutschen und internationalen Friedensbewegung (1895-1933)",Vierbücher,Regierung içinde,s.88.
46-Almanya'da ansiklopedilerin toplumsal-politik rülüne dair bir eleştiri için bkz. Ines Prodöhl,Die Politik des Wissens:Allgemeine Enzyklopädien zwischen 1928 und 1956,Berlin 2010.
47-Brockhaus:Handbuch des Wissens in vier Bänden,6.,Brockhaus'un Kleinem Konversationslexikon'unun tamamen elden geçirilmiş ve esaslı biçimde genişletilmiş basımı,Leipzig 1923-1925,Bd. 1,s.127,Bd. 4,s.328.
48-Meyers Lexikon,tamamen yeniden işlenmiş 7. basım,Bd. 1:A-Bechstein,Leipzig 1924,s.867.Die Encyclopedia Britannica 1922'de kıyımın daha ayrıntılı tasvirlerini sundu.Karş. Vartkes S. Dolabjian,"The Armenian Genocide as Portrayed in the Encyclopedia Britannica",Journal of Genocide Research 5 (2003) içinde,Nr. 1,s.103-115,burada s.104.
49-Bkz. örneğin "Armenische Greuel",Ethische Kultur:Wochenschrift zur Verbreitung ethischer Bestrebungen 4 (1896) içinde,H. 35,s.276-277.Karş. Vierbücher,Regierung,s.35,83;Hans-Walter Schmuhl,"Friedrich Naumann und die armenische Frage:Die deutsche Öffentlichkeit und die Armenier vor 1915",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.503-516;Margaret Lavinia Anderson,"Down in Turkey Far Away:Human Rights,the Armenian Massacres,and Orientalism in Wilhelmine Germany",Journal of Modern History 79 (2007) içinde,s.80-111.
50-Wolff-Metternich an Bethmann Hollweg,7 Aralık 1915,www.armenocide.net (PA AA,R 14089)
51-Stenographischer Bericht des Prozesses Talaat Pascha,s.125.
52-Ayrıntısı için:Schaller,"Rezeption",s.539-541.
53-Fridtjof Nansen,Betrogenes Volk:Eine Studienreise durch Georgien und Armenien als Oberkommissar des Völkerbundes,Leipzig 1928.Karş. Feigel,Deutschland,s.262-263.
54-Armenien:Ein Bericht der Deutsc-Armenischen Gesellschaft zur Tagung des Völkerbundes im September 1927,Potsdam 1927;Karen Jeppe,Neu-Armenien im Abrahamsland,Potsdam 1930;Johannes Lepsius,Wie lange noch?:Eine Frage an deutsche Leichtgläubigkeit,Potsdam 1932.
55-Karş. Magnus Hirschfeld (ed.),Sittengeschichte des Weltkrieges,Bd. 2,yayına hazırlayan Andreas Gaspar,Leipzig 1930,s.289 v.d.
56-Hakkında bir şey bilinmeyen yazar Peter Eberhard Mayer'in müsvetteleri bugüne dek bulunamamıştır.Metnin varlığını Darmstadt şehir arşivindeki bir belgeden öğreniyoruz.Bu bilgiyi Deborah Vietor-Engländer'a borçluyum.
57-Adolf Hitler,"Politik der Woche",Illustrierter Beobachter,24 Mayıs 1930,tıpkıbasımı:Bärbel Dusik,Klaus A. Lankheit v.d. (ed.),Hitler:Reden,Schriften,Anordnungen,Februar 1925 bis Januar 1933,Bd. III/3,Münih 1994,s.202-206.Dieter Pohl'a (Klagenfurt) bu ve izleyen üç belgeye dikkatimi çektiği için teşekkür ederim.
58-Münih'te bir NSDAP üye toplantısında konuşma,30 Temmuz 1927,ay.,Bd. II/1,Münih 1992 içinde,s.413-438,hier s.429.Karş. ayrıca "Young-Plan und Parlamentswirtschaft",5 Ekim 1929,agy,Bd. III/2,Münih 1994,s.395-399.
59-Nürnberg'de bir NSDAP toplantısında konuşma,3 Aralık 1928,age.,Bd. III/1,Münih 1994,s.297-316,burada s.310.
60-Aralarından biri,Antony Krafft-Bonnard,Für Armenien Gerechtigkeit und Genugtuung,Zürih,Berlin-Steglitz 1930.
61-1927'de 3. baskı yayımlanmıştı.4. baskıya önsözde belirtildiğine göre:Potsdam 1930,s.XXX.
62-Heinrich Vierbücher,Was die kaiserliche Regierung den deutschen Untertanen verschwiegen hat:Armenien 1915:Die Abschlachtung eines Kulturvolkes durch die Türken,Hamburg 1930.
63-Donat,"Armeniermassaker",s.77,90.
64-Melkon Krischtschian,Deutschland und die Ausrottung der Armenier in der Türkei:Ein Rückblick,Potsdam 1930,s.4.
65-New York Times,30 Mart 1933.
66-"Bu gece,Ermenilerin yaklaşık kırk yıl önce uğradıkları kıyımlardan sonra ilk kez,Britanya'daki tüm Hristiyan kiliselerinin liderleri aynı platformda buluşacak.Hitler rejiminde Yahudilere reva görülen muameleye yönelik olarak Queens Hall'da düzenlenen büyük bir protestoya katılacaklar",gazete kupürü:"Hitler and the Jews",27 Haziran 1933 (başlıksız),Berlin Yahudi Müzesi'nde Leo Baeck Institute arşivi,Mikrofilm 129.
67-Buradaki alıntının kaynağı:Franz Werfel,Die vierzig Tage des Musa Dagh,Roman,2 cilt,Berlin (Demokratik Alman Cumhuriyeti) 1987.Werfel romanı 1929'da Şam'da bulunurken tasarladı ve Temmuz 1932-Mart 1933 arasında kaleme aldı.Karş. Sonsöz,a.g.e.,Bd. 2,s.451.
68-Demek ki Mayıs 1933'teki kitap yakmalar sırasında Werfel'in başka kitaplarıyla birlikte ateşe atılmış olamazdı.Oysa bazı yerlerde böyle yazılır,örneğin Yair Auron,"Jüdische,zionistische und Israelische Reaktionen auf den Völkermord an den Armeniern",Kieser,Schaller (ed.),Völkermord içinde,s.577-591.
69-Werfel,Musa Dagh,Bd. 1,s.133-149.
70-Ebd.,s.142."Veba" kelimesinin Yahudilerle bağlantılı kullanılmasının örnekleri,NSDAP valilerinden Jakob Sprenger'de bulunabilir.11 Mart 1933,Walter Roller,Susanne Höschel (ed.),Judenverfolgung und jüdisches Leben unter den Bedingungen der nationalsozialistischen Gewaltherrschaft içinde,Bd. 1,Tondokumente und Rundfunksendungen 1930-1946,Potsdam 1996,s.21;keza:Der Stürmer,Nr.27,Juli 1933,s.3.
71-Herbert Friedenthal,"Franz Werfels neuer Roman",Der Morgen,Februar 1934,s.479.
72-Karş. Werfel,Musa Dagh,Bd. 2,s.416.Ermenilerin İtilaf kuvvetlerine ait bir savaş gemisi tarafından kurtarıldıklarından konsolos Rößler bahsetmişti:Rößler'in Şansölyeye raporu,8 Kasım 1915,Deutschland und Armenien içinde,s.177,ayrıca Gust,Völkermord içinde,s.351.
73-Werfel'in Filistin'deki [alılmaması?] üzerine bkz. Joni Kreutner,"Deutsches Judentum und die Rezeption des Völkermordes an den Armeniern (1896-1939)",Vortrag 12-13 Kasım 2005,Basel (yayımlanmamış taslak);Auron,"Reaktionen",s,578,586;ay.,"The Forty Days of Musa Dagh:It's Impact on Jewish Youth in Palestine and Europe",Hovannisian (ed.),Remembrance içinde,s.147-167;ay.,Banality of Indifference:Zionism and the Armenian Genocide,New York 2000,s.293-301.
74-Karş. Saul Friedländer,Nazi Germany and the Jews,Vol. 1:The Years of Persecution,New York 1997,s.12.
75-Willy Cohn,Kein Recht,nirgends:Tagebuch vom Untergang des Breslauer Judentums 1933-1941,2 cilt,yay.haz. Norbert Conrads,Köln 2006,cilt 1,s.148.
76-Pariser Tageblatt,21 Ekim 1933,s.4.
77-Raphael Abramovitch v.d. (ed.),Algemeyne Entsiklopedye,Bd. 4,Paris 1937,Sp. 472.Barry Trachtenberg'e (Albany) bu konuda bilgilendirdiği ve Yiddişçeden çevirdiği için teşekkür ederim.Ayrıca bkz. Barry Trachtenberg,"From Edification to Commemoration:Di Algemeyne Entsiklopedye,the Holocaust,and the Collapse of Eastern European Jewish Life",Journal of Modern Jeiwsh Studies 5 (2006),Nr. 3,s.285-300.
78-Karş. Schaller,"Rezeption",s.543-544.
79-Der Neue Brockhaus:Allbuch in vier Bänden und einem Atlas,Bd. 1:A-E,Leipzig 1938,s.136.Nasyonal Sosyalizm'de ansiklopediler konusunda bkz. Thomas Keiderling,"Enzyklopädisten und Lexika im Dienst der Diktatur?:Die Verlage F.A. Brockhaus und Bibliographisches Institut (Meyer) in der NS-Zeit",Vierteljahrshefte für Zeitgeschichte 60 (2012),Nr. 1,s.69-92;ay.,"F.A Brockhaus im Dritten Reich",ay. (ed.),F.A. Brockhaus 1905-2005,Leipzig 2005,s.145-187.
80-30 Kasım 1941 tarihli mektup,Hermann Samter,"Worte können das ja kaum verständlich machen" Briefe 1939-1943 içinde,yay.haz. Yad Vashem Hafıza Merkezi adına Daniel Fraenkel,Göttingen 2009,s.71.
81-Meyers Lexikon,yeniden işlenmiş ve resimlenmiş 8. baskı,Bd. 1:A-Boll,Leipzig 1936,s.572 f.
82-Georg Leibbrandt (ed.),Die Völker des Ostraumes,Berlin 1942,s.63.Bir broşürde daha büyük bir Ermenistan planından bahsedilir ama kırıma değinilmez:"Die Sowjet-Union:Gegebenheiten und Möglichkeiten des Ostraumes",Tornisterschrift des Oberkommandos der Wehrmacht,PA AA,Abt.Inland,H. 72,Berlin 1943,s.25.
83-Karş. Armin Fuhrer,Tod in Davos:David Frankfurter und das Attentat auf Wilhelm Gustloff,Berlin 2012.
84-"Montag Urteil im Frankfurter-Prozeß",Pariser Tageszeitung içinde,13 Aralık 1936,s.1.
85-Karş. Helveticus,"Die Wahrheit über den Prozeß Frankfurter",Jüdische Revue içinde,Januar 1937,s.1-11.
86-Sch. Lewai,zikreden C.Z. Klötzel,"Englische oder arabische Lösung",Jüdische Revue içinde,September 1936,s.1-11,hier s.7-11.
87-"Die Bestandsaufnahme jüdischer Vermögen in Deutschland",Ordo:Organ des Comité Juif d'Études Politiques,Almanca baskı içinde,Paris 1938,Nr. 4,s.20.
88-Frank Bajohr,Christoph Strupp (ed.),Fremde Blicke auf das "Dritte Reich":Berichte ausländischer Diplomaten über Herrschaft und Gesellschaft in Deutschland 1933-1945,Göttingen 2011,s.160.
89-Neuer Vorwärts (Paris),20 Kasım 1938,s.1.
90-Karş. Deutschland-Berichte der Sozialdemokratischen Partei Deutschlands (Sopade) 1934-1940,yay.haz. Klaus Behnken,Bd. 6:1939,Salzhausen 1989,s.202.
91-Lichtheim'dan Londra'daki Dünya Siyonist Örgütü'nün mali ve idari sekreteri Joseph Lifton'a,12 Ekim 1939,zikreden Raul Hilberg,Täter,Opfer,Zuschauer:Die Vernichtung der Juden,Frankfurt am Main 1997,s.256.
92-Tehcir planları hakkında karş. Wolf Gruner,"Von der Kollektivaus weisung zur Deportation der Juden aus Deutschland:Neue Perspektiven und Dokumente (1938-1945)",Birthe Kundrus,Beate Meyer (ed.),Die Deportation der Juden aus Deutschland:Pläne,Praxis,Reaktionen 1938-1945 içinde,Göttingen 2004,s.21-62.
93-İltica eden Alfred Wiener (1885-1964) 1933 yazında Amsterdam'da yerli Yahudi cemaatinden David Cohen'le birlikte bir haber merkezi kurdu.Bu ikisi 1934'ten itibaren Nazilerin Yahudi takibatı üzerine haberler yayımladılar.Savaş başladıktan kısa bir süre sonra merkez Londra'ya taşındı ve daha sonra kurulacak olan Wiener Library'nin temel sütununu oluşturdu.
94-Amsterdam'daki Jewish Central Information Office'in raporu,22 Şubat 1940,Wiener Library,066-WL-1625,s.2.Lepsius alıntısının kaynağı Deutschland und Armenien'in girişindendir,s.XXV f.
95-Die Tribuene,1940,Nr.4,s.110-112.
96-Andrea Bartl (Bamberg),22 Ekim 2010 tarihinde University of California,Los Angeles'ta yapılan "Jews and Judaism in the Work and Biography of Franz Werfel" adlı uluslararası konferansa sunduğu "Der armenische Holocaust als Spiegelung jüdischen Schicksals:Die vierzig Tage des Musa Dagh" başlıklı tebliğinde bu paralelliğe dikkat çeker.
97-Karş. Auron,"Reaktionen",s.578-587;ay.,"Musa Dagh",s.147-167;ay.,"Indifference",s.301-308.
98-Karş. Werfel,Musa Dagh,Bd. 1,s.244 f.
99-Das Bertelsmann Lexikon in vier Bänden,Gütersloh 1953,Bd. 1,s.205-206,Bd. 4,s.333.
100-Lexikon der Büchergilde in 20 Bänden,Bd. 1,Frankfurt am Main v.d. 1974,s.316.
101-Meyers Kleines Lexikon in drei Bänden,Bd. A-Globus,10.,tamamen yeniden işlenmiş basım,Leipzig 1967,s.142.
102-Tek bir örnek verelim;Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde ders kitabı işlevi gören Minol dizisinde buna tek bir atfa bile rastlanmaz.Karş. Fritz Klein,Deutschland 1897/1898-1917,Berlin (Doğu) 1977,s.70,195.Burchard Brentjes'in Drei Jahrtausende Armenien kitabında Soykırım,Lepsius'un tasvirlerine dayanarak Ermeni tarihinin bir parçası olarak işlenir.Leipzig 1973.
103-Bremenli tarihçi Helmut Donat Donat&Temmen Yayınevi'nden,bu konuyla ilgili tıpkıbasımlar yayımladı,örneğin Lepsius,Deutschland und Armenien (1986),keza Vierbücher,Regierung (1985)
104-Meyers neues Lexikon,10 cilt,Bd. 1,Mannheim v.d. 1994,s.303.
105-1996'da Bochum'da 1878'den günümüze Ermenistan'ın tarihine ilişkin yapılan uluslararası bir toplantıda Soykırım da konu edildi.Bochum'daki üniversitede 1995'ten beri Diaspora ve Jenosid Araştırmaları Enstitüsü vardır.
106-Karş. Thomas Nipperdey,Deutsche Geschichte 1866-1918,Bd. 2:Machtstaat vor der Demokratie,München 1992;Heinrich August Winkler,Der lange Weg nach Westen,Bd. 1:Deutsche Geschichte vom Ende des Alten Reiches bis zum Untergang der Weimarer Republik,München 2000;Hans-Ulrich Wehler,Deutsche Gesellschaftsgeschichte,Bd. 4:Vom Beginn des Ersten Weltkrieges bis zur Gründung der beiden deutschen Staaten 1914-1949,Münih,2003.
107-Heinrich Vierbücher,Regierung,s.55.
*Wolf Gruner,Nasyonal Sosyalist Rejimde Yahudi Olan ve Yahudi Olmayan Almanlar 1915-1916 Soykırımı Hakkında Ne Biliyorlardı?:"Ermeni Kıyımı";(çev.) Tanıl Bora,Birikim,Sayı:299-300,Mart-Nisan 2014,s.23-38.
18 Nisan 2014 Cuma
Bizim Fidel/Gabriel Garcia Marquez*
Kelimelere düşkünlüğü...Baştan çıkarıcılığı...Nerede olursa olsun karşılaştığı her sorunun peşine düşer.İlham gücünün sürükleyiciliği tarzına yakışır.Beğenisinin vüsati,kitaplarına gayet iyi yansımıştır.Sigarayla savaşta moral üstünlük sağlayabilmek amacıyla puro içmeyi bırakmıştır.Bir tür bilimsel şevkle çözümler yaratmayı sever.Her gün birkaç saat egzersiz yapıp,sık sık yüzerek enfes formunu korur.Alt edilemeyecek denli sebatkârdır;katı disiplin sahibidir.Umulmayana,hayal gücü sayesinde ulaşmıştır.Çalışmayı öğrenmek,dinlenmeyi öğrenmek kadar önemlidir.
Helak olacak kadar konuşur;konuşarak dinlenir.İyi yazar ve yazmayı sever.Yaşamdaki en büyük motivasyon kaynağı,riskin yarattığı heyecandır.Ancak doğaçlama ustalarına özgü hitabet gücü,onun en kusursuz niteliklerindendir.
Konuşmaya başladığında önce,sesi alçak ve konuşmasının yönü belirsizdir.Kuvvetli bir vuruşla dinleyicilerini avucuna alana kadar,adım adım,kullanabileceği her şeyden yararlanır.İlham sahibidir;karşı konulamaz,göz alıcı zarafeti,ancak bunu hissetme onurundan mahrum olanlar tarafından inkâr edilebilir.Anti-dogmatizm abidesidir.
Başucu kitaplarının yazarı Jose Marti'nin düşüncelerini Marxist bir devrimin akışkanlığı ile bağdaştırabilecek kadar yeteneklidir.Belki de düşüncelerinin özü,kitlelerle uğraşmanın her şeyden önce bireylerle ilgilenmek anlamına geldiği konusundaki netliğinde yatmaktadır.
Bu,yüz yüze iletişimde sağladığı mutlak güveni açıklayabilir.
Her bir farklı durum için kullandığı ayrı bir dil ve dinleyicilerini ikna edebileceği farklı bir yaklaşımı vardır.Karşısındakilerle nasıl aynı düzeyde olabileceğini bilir.Engin,müteferrik bilgisi,her türlü ortamda rahat hissetmesini sağlar.Şu kesindir ki,nerede,nasıl ve kiminle olursa olsun Fidel Castro orada kazanmak için bulunur.En küçük gündelik faaliyetlerde bile sahip olduğu mağlup etmeye dönük eğiliminin,özel bir nedeni var gibidir.Hiçbir zaman teslim olmaz ve içinde bulunduğu durumu değiştirmeyi başarıp,zafer kazanana kadar durup dinlenmez.
Özellikle bir sorunun çözümüne yaklaşıldığında,hiç kimse ondan daha takıntılı olamaz.Büyük ya da küçük,herhangi bir meseleye kendisini aynı ihtiraslı tutku ile adayabilir.Hele bir de bu mesele güçlüklerle yüzleşmek anlamına geliyorsa...Hiçbir zaman böylesi anlarda olduğundan daha iyi hissedemez.
Onu yakından tanıyanların "Bir şeyler yanlış ki,sen yine mest olmuş gibisin" dedikleri vakidir.
Tekit (tekrarlamak),onun çalışma yöntemlerinden biridir.Söz gelimi,Latin Amerika'nın dış borçları,iki yıl kadar önce konuşma başlıklarından biri haline gelmişti.Bu tarihten itibarense,konuşmalar içerisinde genişletildi,yayıldı ve derinleştirildi.İlk söylediği şey,basit bir aritmetik çıkarım,yani bu borçların ödenemez olduğuydu.Ardından,sırf bu amaçla düzenlenen uluslararası bir toplantıda ortaya koyduğu sersemletici bulgular geldi:[Borçların] Ulusal ekonomiler üzerine etkileri,toplumsal ve siyasal yansımaları,uluslararası ilişkilerde yarattığı mutlak baskı,ortak Latin Amerika politikası için taşıdığı tartışılmaz öneme kadar varan bütünsel bir görünüm.
Onun,bir siyasetçi olarak ender rastlanan yeteneklerinden biri de,bir meselenin en uzak sonuçlarına bile nasıl evrilebileceğini sezebilmesidir.Ama bu yeteneğini,ilham patlamaları şeklinde değil,çetin ve direngen bir akıl yürütme süreci içerisinde kullanır.En büyük yardımcısı,bunaltıcı yargılar ve inanılmaz hızlı matematik hesaplamalarla dolu bir söylevi ya da özel bir konuşmayı yedeklemekte -zaman zaman da kötüye- kullandığı hafızasıdır.Ardı arkası kesilmeyen özet verilerle kaşık kaşık beslenebilmek için yardıma ihtiyaç duyar.Bilgi akışı sağlama işi,yatağından kalkmasıyla başlar.Her sabah kahvaltısına,en az ikiyüz sayfalık dünya haberleri eşlik eder.Nerede olursa olsun her sabah zorunlu raporlar önüne gelir.Kendi tahminine göre,resmi raporlar,ziyaretçilerin getirdikleri ve sınırsız merakını her an uyandırabilen yazılar dışında,her gün yaklaşık elli farklı belge okumaktadır.
Herhangi bir meselede,en küçük çelişkiyi bile yakalayabildiğinden,ona verilecek her yanıt kusursuz olmalıdır.İhtiyaç duyduğu bilginin bir başka kaynağı da kitaplardır.Haris bir okuyucudur.Özel bir yöntem kullanmadığı konusunda ısrar etse de,kimse nasıl ve ne zaman bu kadar çok ve hızlı okuduğunu anlayamaz.Sık sık,günün erken saatlerinde yanına aldığı bir kitap hakkında,ertesi sabah yorumlar yaptığı bilinir.İngilizce okuyabilir ama konuşmaz.Daha çok İspanyolca okur ve eline üzerinde harfler olan herhangi bir parça kâğıdın geçtiği her an okumaya isteklidir.Ekonomi ve tarih başlıklarını düzenli olarak izler.İyi edebiyatın değerini de bilir ve yakından izler.
Gerçek nedenlerin nedenlerinin nedenlerini bulana kadar bardaktan boşanırcasına sorduğu seri ve birbirini izleyen sorularla insanları bombardımana tutma huyu vardır.Latin Amerikalı bir konuğu ayaküstü ülkesindeki pirinç tüketimi oranlarından söz ettiğinde,o anda kafasından yaptığı hesapla "çok ilginç,öyleyse herkes günde dört poundluk [yaklaşık iki kilogram] pirinç yiyor" demiştir.En iyi taktiği,bilgilerini doğrulamak ve kimi durumlarda karşısındakini tartıp ona göre muamele etmek için,yanıtlarını zaten bildiği sorular sormaktır.
Bilgi edinebileceği hiçbir fırsatı kaçırmaz.Angola Savaşı sırasında katıldığı bir resmi kabulde,bir çatışmayı öylesine tarif etmişti ki,Avrupalı bir diplomatı Fidel Castro'nun o çatışmada bulunmadığına ikna etmek zor olmuştu.
Che Guevara'nın yakalanması ve öldürülmesi üzerine yaptığı açıklama,Palacio de la Moneda baskını ve Salvador Allende'nin ölümüne ya da Flora Kasırgası'nın yarattığı tahribata ilişkin beyanları,muazzam konuşma örnekleridir.
Latin Amerika'nın geleceğine ilişkin hayali Bolivar ve Marti'ninkiyle aynıdır:Dünyanın kaderini değiştirme kapasitesine sahip,uyumlu ve özerk bir toplum.ABD'ni,Küba dışında,herhangi bir ülkeden çok daha iyi tanımaktadır.İnsanlarının tabiatı,iktidar yapısı ve hükümetlerinin gizli niyetleri hakkında derin bilgisi vardır.Ambargonun yarattığı sürekli fırtınayı bunun sayesinde savuşturur.
Genellikle saatler süren görüşmelerinde,en beklenmedik kıvrımlara varana kadar titizlikten taviz vermeden her konunun üzerinde ayrıca durur.Yanlış kullanılacak tek bir sözcüğün tamiri imkânsız hasarlar yaratabileceğini bilir.Sorulara yanıt vermekten asla kaçınmaz ve asla sabrı taşmaz.Fazla kaygılanmaması için bazı gerçekleri duymasını engellemeye çalışanlar vardır.Yine de [duyar ve] bilir.Kendisinden bir şeyler saklamaya çalışan bir görevliye şöyle demiştir:"Müsterih olmam için gerçekleri benden saklıyorsun ama sonunda tüm bana hiçbir zaman anlatılmamış gerçeklerin hepsiyle birden karşı karşıya kaldığımda şoke olup öleceğim".Yine de en ciddisi,yetersizlikleri örtmek için ondan sakladıklarıdır.Çünkü -siyasi olsun,bilimsel,sportif ya da kültürel olsun- devrimi ayakta tutan başarılara paralel olarak,gündelik hayatı her düzeyde ama özellikle de yurttaşların mutluluğu düzeyinde etkileyen büyük bir bürokratik yetersizlik sözkonusudur.
Sokaklarda insanlarla konuştuğunda,bu sohbet,yepyeni anlamlar ve gerçek bir muhabbetin açıklığını taşır.Ona "Fidel" derler.Çevresini güvenle sararlar.Hakikatlerin konuşulduğu canlı bir radyo yayınında,ilk ismiyle hitap ederek,muhalif görüşlerini onunla tartışır ya da ona taleplerini iletirler.Bunlar,kendi parlaklığıyla örtülü sıradışı bir insanın görebildiğimiz yanlarıdır.Tanıdığıma inandığım Fidel Castro budur:Davranışları yalın ama hayalleri iflah olmayan,modası geçmiş sakalları olan,sözcük seçimlerinde tedbirli,görgülü,düşünceleri harikulade olmaktan daha hafif bir deyimle nitelendirilemeyecek bir adam.
Uzmanlarının er-geç,kansere çare bulacaklarının hayalini kurarken,en büyük düşmanından 84 kat daha küçük bir adada,dünyadaki güç dengelerine uygun bir dış politika geliştirmiştir.Bilincin doğru teşekkülünün,insanlığın en büyük başarısı olduğuna ve moral gücünün,dünyayı değiştirmek ve tarihi harekete geçirmekte maddi şeylere üstün geleceğine kanidir.
Daha uzun yaşamayı talep ettiği bazı anlarda,başka türlü yapabileceği bazı şeyler için hayattan biraz daha fazla süre istediğini gevelediğini duymuşluğum vardır.Bu kadar insanın kaderini taşımanın getirdiği yükle belinin büküldüğünü gördüğümde,en çok ne yapmak istediğini sordum.Bir kerede yanıtladı:"Bir sokağın köşesinde dikilmek..."
*Gabriel Garcia Marquez,Bizim Fidel;(çev.) Kasım Akbaş,11 Eylül 2006.
http://birgun.net/haber/marquezin-fidel-castro-icin-yazdigi-yazi-13125.html
Helak olacak kadar konuşur;konuşarak dinlenir.İyi yazar ve yazmayı sever.Yaşamdaki en büyük motivasyon kaynağı,riskin yarattığı heyecandır.Ancak doğaçlama ustalarına özgü hitabet gücü,onun en kusursuz niteliklerindendir.
Konuşmaya başladığında önce,sesi alçak ve konuşmasının yönü belirsizdir.Kuvvetli bir vuruşla dinleyicilerini avucuna alana kadar,adım adım,kullanabileceği her şeyden yararlanır.İlham sahibidir;karşı konulamaz,göz alıcı zarafeti,ancak bunu hissetme onurundan mahrum olanlar tarafından inkâr edilebilir.Anti-dogmatizm abidesidir.
Başucu kitaplarının yazarı Jose Marti'nin düşüncelerini Marxist bir devrimin akışkanlığı ile bağdaştırabilecek kadar yeteneklidir.Belki de düşüncelerinin özü,kitlelerle uğraşmanın her şeyden önce bireylerle ilgilenmek anlamına geldiği konusundaki netliğinde yatmaktadır.
Bu,yüz yüze iletişimde sağladığı mutlak güveni açıklayabilir.
Her bir farklı durum için kullandığı ayrı bir dil ve dinleyicilerini ikna edebileceği farklı bir yaklaşımı vardır.Karşısındakilerle nasıl aynı düzeyde olabileceğini bilir.Engin,müteferrik bilgisi,her türlü ortamda rahat hissetmesini sağlar.Şu kesindir ki,nerede,nasıl ve kiminle olursa olsun Fidel Castro orada kazanmak için bulunur.En küçük gündelik faaliyetlerde bile sahip olduğu mağlup etmeye dönük eğiliminin,özel bir nedeni var gibidir.Hiçbir zaman teslim olmaz ve içinde bulunduğu durumu değiştirmeyi başarıp,zafer kazanana kadar durup dinlenmez.
Özellikle bir sorunun çözümüne yaklaşıldığında,hiç kimse ondan daha takıntılı olamaz.Büyük ya da küçük,herhangi bir meseleye kendisini aynı ihtiraslı tutku ile adayabilir.Hele bir de bu mesele güçlüklerle yüzleşmek anlamına geliyorsa...Hiçbir zaman böylesi anlarda olduğundan daha iyi hissedemez.
Onu yakından tanıyanların "Bir şeyler yanlış ki,sen yine mest olmuş gibisin" dedikleri vakidir.
Tekit (tekrarlamak),onun çalışma yöntemlerinden biridir.Söz gelimi,Latin Amerika'nın dış borçları,iki yıl kadar önce konuşma başlıklarından biri haline gelmişti.Bu tarihten itibarense,konuşmalar içerisinde genişletildi,yayıldı ve derinleştirildi.İlk söylediği şey,basit bir aritmetik çıkarım,yani bu borçların ödenemez olduğuydu.Ardından,sırf bu amaçla düzenlenen uluslararası bir toplantıda ortaya koyduğu sersemletici bulgular geldi:[Borçların] Ulusal ekonomiler üzerine etkileri,toplumsal ve siyasal yansımaları,uluslararası ilişkilerde yarattığı mutlak baskı,ortak Latin Amerika politikası için taşıdığı tartışılmaz öneme kadar varan bütünsel bir görünüm.
Onun,bir siyasetçi olarak ender rastlanan yeteneklerinden biri de,bir meselenin en uzak sonuçlarına bile nasıl evrilebileceğini sezebilmesidir.Ama bu yeteneğini,ilham patlamaları şeklinde değil,çetin ve direngen bir akıl yürütme süreci içerisinde kullanır.En büyük yardımcısı,bunaltıcı yargılar ve inanılmaz hızlı matematik hesaplamalarla dolu bir söylevi ya da özel bir konuşmayı yedeklemekte -zaman zaman da kötüye- kullandığı hafızasıdır.Ardı arkası kesilmeyen özet verilerle kaşık kaşık beslenebilmek için yardıma ihtiyaç duyar.Bilgi akışı sağlama işi,yatağından kalkmasıyla başlar.Her sabah kahvaltısına,en az ikiyüz sayfalık dünya haberleri eşlik eder.Nerede olursa olsun her sabah zorunlu raporlar önüne gelir.Kendi tahminine göre,resmi raporlar,ziyaretçilerin getirdikleri ve sınırsız merakını her an uyandırabilen yazılar dışında,her gün yaklaşık elli farklı belge okumaktadır.
Herhangi bir meselede,en küçük çelişkiyi bile yakalayabildiğinden,ona verilecek her yanıt kusursuz olmalıdır.İhtiyaç duyduğu bilginin bir başka kaynağı da kitaplardır.Haris bir okuyucudur.Özel bir yöntem kullanmadığı konusunda ısrar etse de,kimse nasıl ve ne zaman bu kadar çok ve hızlı okuduğunu anlayamaz.Sık sık,günün erken saatlerinde yanına aldığı bir kitap hakkında,ertesi sabah yorumlar yaptığı bilinir.İngilizce okuyabilir ama konuşmaz.Daha çok İspanyolca okur ve eline üzerinde harfler olan herhangi bir parça kâğıdın geçtiği her an okumaya isteklidir.Ekonomi ve tarih başlıklarını düzenli olarak izler.İyi edebiyatın değerini de bilir ve yakından izler.
Gerçek nedenlerin nedenlerinin nedenlerini bulana kadar bardaktan boşanırcasına sorduğu seri ve birbirini izleyen sorularla insanları bombardımana tutma huyu vardır.Latin Amerikalı bir konuğu ayaküstü ülkesindeki pirinç tüketimi oranlarından söz ettiğinde,o anda kafasından yaptığı hesapla "çok ilginç,öyleyse herkes günde dört poundluk [yaklaşık iki kilogram] pirinç yiyor" demiştir.En iyi taktiği,bilgilerini doğrulamak ve kimi durumlarda karşısındakini tartıp ona göre muamele etmek için,yanıtlarını zaten bildiği sorular sormaktır.
Bilgi edinebileceği hiçbir fırsatı kaçırmaz.Angola Savaşı sırasında katıldığı bir resmi kabulde,bir çatışmayı öylesine tarif etmişti ki,Avrupalı bir diplomatı Fidel Castro'nun o çatışmada bulunmadığına ikna etmek zor olmuştu.
Che Guevara'nın yakalanması ve öldürülmesi üzerine yaptığı açıklama,Palacio de la Moneda baskını ve Salvador Allende'nin ölümüne ya da Flora Kasırgası'nın yarattığı tahribata ilişkin beyanları,muazzam konuşma örnekleridir.
Latin Amerika'nın geleceğine ilişkin hayali Bolivar ve Marti'ninkiyle aynıdır:Dünyanın kaderini değiştirme kapasitesine sahip,uyumlu ve özerk bir toplum.ABD'ni,Küba dışında,herhangi bir ülkeden çok daha iyi tanımaktadır.İnsanlarının tabiatı,iktidar yapısı ve hükümetlerinin gizli niyetleri hakkında derin bilgisi vardır.Ambargonun yarattığı sürekli fırtınayı bunun sayesinde savuşturur.
Genellikle saatler süren görüşmelerinde,en beklenmedik kıvrımlara varana kadar titizlikten taviz vermeden her konunun üzerinde ayrıca durur.Yanlış kullanılacak tek bir sözcüğün tamiri imkânsız hasarlar yaratabileceğini bilir.Sorulara yanıt vermekten asla kaçınmaz ve asla sabrı taşmaz.Fazla kaygılanmaması için bazı gerçekleri duymasını engellemeye çalışanlar vardır.Yine de [duyar ve] bilir.Kendisinden bir şeyler saklamaya çalışan bir görevliye şöyle demiştir:"Müsterih olmam için gerçekleri benden saklıyorsun ama sonunda tüm bana hiçbir zaman anlatılmamış gerçeklerin hepsiyle birden karşı karşıya kaldığımda şoke olup öleceğim".Yine de en ciddisi,yetersizlikleri örtmek için ondan sakladıklarıdır.Çünkü -siyasi olsun,bilimsel,sportif ya da kültürel olsun- devrimi ayakta tutan başarılara paralel olarak,gündelik hayatı her düzeyde ama özellikle de yurttaşların mutluluğu düzeyinde etkileyen büyük bir bürokratik yetersizlik sözkonusudur.
Sokaklarda insanlarla konuştuğunda,bu sohbet,yepyeni anlamlar ve gerçek bir muhabbetin açıklığını taşır.Ona "Fidel" derler.Çevresini güvenle sararlar.Hakikatlerin konuşulduğu canlı bir radyo yayınında,ilk ismiyle hitap ederek,muhalif görüşlerini onunla tartışır ya da ona taleplerini iletirler.Bunlar,kendi parlaklığıyla örtülü sıradışı bir insanın görebildiğimiz yanlarıdır.Tanıdığıma inandığım Fidel Castro budur:Davranışları yalın ama hayalleri iflah olmayan,modası geçmiş sakalları olan,sözcük seçimlerinde tedbirli,görgülü,düşünceleri harikulade olmaktan daha hafif bir deyimle nitelendirilemeyecek bir adam.
Uzmanlarının er-geç,kansere çare bulacaklarının hayalini kurarken,en büyük düşmanından 84 kat daha küçük bir adada,dünyadaki güç dengelerine uygun bir dış politika geliştirmiştir.Bilincin doğru teşekkülünün,insanlığın en büyük başarısı olduğuna ve moral gücünün,dünyayı değiştirmek ve tarihi harekete geçirmekte maddi şeylere üstün geleceğine kanidir.
Daha uzun yaşamayı talep ettiği bazı anlarda,başka türlü yapabileceği bazı şeyler için hayattan biraz daha fazla süre istediğini gevelediğini duymuşluğum vardır.Bu kadar insanın kaderini taşımanın getirdiği yükle belinin büküldüğünü gördüğümde,en çok ne yapmak istediğini sordum.Bir kerede yanıtladı:"Bir sokağın köşesinde dikilmek..."
*Gabriel Garcia Marquez,Bizim Fidel;(çev.) Kasım Akbaş,11 Eylül 2006.
http://birgun.net/haber/marquezin-fidel-castro-icin-yazdigi-yazi-13125.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

