
Siyasal silahların envanteri çıkarılırken,diasporayı,Ermeni tarafının sahip olduğu,Azerbaycan tarafının yoksun olduğu değerli bir güç saymak gerektiği konusunda dost düşman herkes birleşmektedir.Diaspora,birliğin yanı sıra,Karabağ ve Ermenistan'daki liderlerin düşünüşünde stratejik bir değer taşımaktadır.Bazı siyasi partilerin programlarında,diasporaya önemli bir rol biçilmektedir.
Diaspora partileri,Ermenistan ve Karabağ siyaset sahnesinde kendilerini yeniden göstrirken,doğru veya yersiz bir adım atarak,Ermenistan ve Karabağ'a diaspora desteğini güvence altına alacak güç olduklarını iddia ettiler.Bazı durumlarda,ekonomik ve siyasi destek için kendilerine güvenen Ermeni otoriteler karşısında siyasi sorumluluklar üstlendiler.
1988 Yılına Kadar Diaspora
Ermeni diasporası,dünyanın en dayanıklı ve bazı kişilere göre en iyi organize olmuş diasporalarından biridir.Farklı dönemlere,farklı siyasi ve kültürel mekanlara ayak uydurmasını bilmiş;çeşitli öngörülere rağmen dağılıp yok olmamış;ihtiyaçları için gereken kurum ve örgütleri oluşturmuştur.
Bu diasporanın kalıcı oluşunun açıklaması kısmen şu olguda bulunabilir:Ermeniler,yurtlarından ayrılmaya yüzyıllar önce başlamıştır ve bu göç,farklı tempolarla ve farklı nedenlerle,günümüze dek sürmüştür.Her şeyden önce,diaspora negatif bir tanımdır.Bu kelime,eski yerlerinde ve bir anlamda -en azından ulus-devlet yapısı norm olarak kabul edildiyse- olmaları gereken topraklarda bulunmayan bir gruba işaret etmektedir.
Ermeni diasporasının kalıcılığının bir başka nedeni de,soykırım karşısında,diasporanın canlılığının,Ermeniler'in 1915'teki ölüm fermanlarını kabul etmediklerini ortaya koymalarının bir aracı olmasıdır.Hafızalardan silinmeye,unutulmaya karşı bir direniş anlamına gelmektedir.
Ermeni diasporası,gerçi soykırımdan önce oluşmuştur ama,1915'ten sonra bir halkın hayatta kalan unsurlarına hakim olan tehcir acılarını silmeye yönelik çalışmalarıyla güçlenmiştir.Sığınmacılar,dillerini bilmedikleri,kültürlerine yabancı oldukları,yerli halkın -konuksever olsa da- yeni gelenlere karşı o çok bilinen önyargıları sergiledikleri ülkelere gitmiştir.Fransa'da "sal Arménien" (pis Ermeni),ABD'nde "starving Armenian" (aç Ermeni),Güney Amerika'da "Turko" (Türk) sözleriyle tanınıyorlardı.Yaşanan psikolojik tahribatın üstesinden gelmek için,üç kuşağın yoğun çalışması,binlerce bireyin gayreti,ekonomik entegrasyon,cemaatin yavaş yavaş yeniden inşası gerekiyordu.
Yabancılara tuhaf gelebilir,ama sığınmacılar için,cemaat örgütlerinin sonu gelmeyen toplantılarında oturmak,en sudan konular hakkında bitmek bilmeyen tartışmalara girişmek,bir kendini ifade yoluydu.Bu sığınmacılar,kendilerini derinden etkileyen büyük tarihsel olayları anlamakta güçlük çekseler bile,böylelikle,birlikte olup kendi grupları için kararlar alarak,bir cemaat olma duygusu üretiyorlardı.Pek anlamadıkları nutukları dinleyerek,artık kavrayamadıkları bir Hristiyanlığa dair vaazlar dinleyerek,soykırımdan sağ kalanlar,yavaş yavaş,teker teker hayata döndüler,yeni ortamlara uyum sağladılar ve sevgili ölülerine ilişkin korkunç hatıraları tazelediler.Çoğu Ermeni artık o acıların üstesinden gelmiştir ve bu uğurda gösterdikleri üstün gayretle haklı olarak gurur duyabilir.
Pekiyi,tek bir diaspora mı bulunmaktadır?Diaspora,bazılarının kendisine atfettiği,bazılarının da sahip çıktığı rolü oynayabilir mi?
Önemli Farklılıklar
Diasporadaki Ermenilerin sayısına ilişkin güvenilir veriler bulunmuyor.Diaspora nüfusunun 4-5 milyon civarında olduğu gerçekçi bir tahmindir,ama kimi yazarlar bu rakamın 6 milyon olduğunu ileri sürmektedir.
Diasporadaki cemaatler büyüklük bakımından çok fazla çeşitlilik göstermektedir ve beş kıtaya dağılmıştır.En büyük Ermeni cemaatleri şu bölgelerde bulunmaktadır:Rusya (yaklaşık 1 milyon),ABD (yaklaşık 1 milyon),Gürcistan (450.000 civarında),Fransa (350.000 civarında),Yakındoğu (yaklaşık 400.000),Güney Amerika (büyük bir bölümü Arjantin'de olmak üzere 100.000'den fazla).
Cemaatler kökenleri ve tarihleri bakımından da farklılıklar taşımaktadır.Kuzey Irak ve Anadolu'dakiler gibi bazı cemaatler,kökenlerini Ermeni ulusunun kuruluş dönemine dek götürmektedir.Çoğu cemaat soykırımdan önce oluşmuş,ama soykırım dönemiyle kalabalıklaşmıştır.Montreal,Sydney ve Melbourne'dakiler gibi bazı cemaatler ise,ancak 1950'lerde oluşmuştur.Bütün bu cemaatler asimilasyon ve kültürel entegrasyonun farklı aşamalarını temsil etmektedir.Bundan dolayı,cemaatler farklı derece ve türlerde bir organize yaşam sürmektedirler.
Cemaatler,bulundukları ülkelerdeki hukuki statüleri bakımından da çeşitlilik göstermektedir.Türkiye'de ve Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olan başka Yakındoğu ülkelerinde,devlet Ermenilere ilişkin bir yasal tanımlama getirmiştir;bu ülkelerin yasalarına göre,Ermeni cemaatleri belli bir hukuki çerçeveye ve bazı ayrıcalıklara sahiptir,ayrıca bazı kısıtlamalarla karşı karşıyadır.Batı toplumlarında,devletle ilişki,yurttaş birey kavramıyla tanımlanmaktadır.
Dahası,teknik olarak diasporadan sayılacak birçok Ermeni,kendisini bu şekilde tanımlamamaktadır.Özellikle Moskova'daki,ayrıca eski Sovyet topraklarının belirli bölümlerindeki Ermeniler,kendilerini diasporada yaşayanlar şeklinde tanımlamakta güçlük çekecektir.Eskiden tek bir vatan,SSCB vardı,onlar da bu ülkenin başkenti Moskova'da oturuyorlardı.Kendilerine nasıl diaspora mensupları denir?Tiflis ve İstanbul,modern Ermeni kültürünün ve bu kültürün kurumlarının birçoğunun doğduğu yerlerdir.Cavakhk'taki Ermeniler,kendilerini diaspora mensubu hissedemeyecek kadar Ermenistan'a yakın bir yerde yaşamaktadır.Ermenistan ve Azerbaycan'dan yeni göç edenlerin çoğu da,kendilerini diaspora mensubu saymakta güçlük çekecektir.Fiziksel olarak uzak olsalar da,gerçekte Ermenistan ve Azerbaycan'dan henüz kopmamışlardır.Etnik kökenlerine ilişkin belirsiz hatıraları bulunan veya bulunmayan kimseler için,diaspora mensubu olmak,çoktan anlamını kaybetmiştir.
Ermeni diasporası,kendi içinde sürekli değişen bir fenomen olmuştur.Soykırımdan sağ kurtulanlar veya onların çocukları,önce Yakındoğu ve Doğu Avrupa'ya yerleşmiş,sonra başka ülkelere,özellikle ABD'ye,Kanada'ya,Avustralya'ya ve Avrupa'ya göç etmiştir.Farklı göç dalgalarıyla gelenler arasındaki ilişkiler,bir birlik duygusu yansıtmamıştır.Altgrup ilişkilerine daha çok anlaşmazlıklar,karşılıklı güvensizlik,nefret ve önyargılar damgasını vurmuştur.Örgüt yapıları çoğunlukla bu bölünmeleri yansıtır.
Cemaatlerin kurumsal yapısı,zamana başarılı bir şekilde direnmiştir.Batı Ermenistan şehir ve köylerinin anısını koruyan dernekler gibi bazı örgütler göç sürecinde yok olmuştur.Çok az sayıda örgüt,kökleşmelerini sağlayacak kadar çok üye çekmeyi ve bu üyeleri korumayı başarmıştır.Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Gizli Ermeni Ordusu ASALA,siyasal bir gündemi olan az sayıdaki örgütten biriydi ve bir on yıl ayakta kalabilmişti.Bazı meslek örgütlerinin dışında,yalnızca Amerika Ermeni Asamblesi (AAA),diasporada yeni bir ulusal örgüt kurmanın önündeki engelleri aşabilmiştir.AAA bile,Kanada ve Avrupa'ya doğru genişlemeyi başaramamıştır.
Diaspora tarihinde bir dizi değişim yaşanmıştır.Birçok şehir,diaspora hayatının merkezi haline gelmiş,sonra bu özelliğini kaybetmiştir.Soykırımdan sonra İstanbul ve Tiflis'in yerini Paris ve Boston almış,1950'lerde ise Kahire,Halep ve ardından Beyrut öne çıkmıştır.Bazı yazarlara göre,1990'larda,Ermeni cemaatinin kalabalıklığı ve faaliyetlerinin yoğunluğu gözönüne alınarak,Los Angeles Ermeni diasporasının merkezi sayılmalıdır.
Bu değişim,Amerikalı Ermenilerin diasporada ağırlık taşıması anlamına gelmemektedir.Kuzey Amerika'da,hatta Avrupa'da çoğu kurumun liderleri,hala,Suriyeli ve Lübnanlı Ermenilerdir.Bu nokta,diasporanın siyasal ve kültürel programının içeriğini ve biçimini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır.Anavatan hafızalarda giderek silinirken,birbiri ardına gelen her kuşak geçmişten nelerin korunması gerektiğini araştırmıştır.İdeal veya katıksız Ermeni hiçbir zaman varolmamıştır,zaten olamaz,ama 1950'lerden beri,Yakındoğu,giderek Halep-Beyrut modeli ideal olarak sunulmuş,bu bölgeden Ermeniler,dünya çapındaki cemaatlerin liderliği için doğal bir elit haline gelmiştir.Sonuçta,cemaatlerarası bir hiyerarşi oluşmuştur.Eğer Suriye-Lübnan cemaatleri hiyerarşinin tepesinde bulunuyorsa,Türkiyeli ve Ermenistanlı Ermeniler de en altında yer almaktadır.
Genellikle Ermenice'nin kullanılmaz olması şeklinde tanımlanan asimilasyon tehdidine en çok maruz olunan ülkelerde,cemaatin korunması çoğu zaman muhafazakar toplumsal değerlerle özdeşleştirilmektedir.Bundan dolayı,liberal unsurlar genellikle cemaat kurumlarına mesafeli durmaktadır.
Sonuçta,yer yer hoşgörüsüz,çoğunlukla dışlayıcı bir tür ortodoksi ortaya çıkmaktadır.Bu ortodoksinin ilkeleri inancın temelleri olarak tanınmaktadır.Cemaatler merkezkaç bir nitelik taşımaktadır:Kurumsal siyasetlere ve toplumsal değerlere karşı çıkan cemaat mensupları,cemaatten ayrılmakta veya aktif katılımlarına son vermektedir.Bu durum bir Ermeni devletinde yaşanırsa,sözkonusu kişi,hem Ermeni hem ülkenin yurttaşı olarak kimliğini korumaktadır;ama çoğu diaspora cemaatinde,bu tür kişiler,çoğunluk yurttaşları içinde kaybolmakta,diaspora liderliği hiçbir meydan okumayla karşılaşmamaktadır.Bazı kişiler,mensuplarına karşı daha az talepkar olan cemaat örgütlerinde faaliyet göstermektedir.Çok az sayıda kişi alternatif örgütler kurmaya çalışmakta,bunların da pek azı başarılı olmaktadır.
Diasporanın gündemi de değişmiştir.Soykırım sonrasında ve Sovyetleştirme'nin ardından,diaspora yaralarını sarmaya çalışıyordu.Soykırımdan sağ kurtulanların çoğu yeni evler kurmuştu,bir geçim yolu bulmuştu,okulların,kiliselerin ve merkezlerin açılmasına yardımcı oluyor,ayrıca yeni sığınmacılara yardım elini uzatıyordu.Batı Ermenistan'ın ve bağımsızlığın nasıl kaybedildiği,bu kayıplardan kimlerin sorumlu olduğu ve Sovyet Ermenistanı hakkında ne düşünülmesi gerektiği gibi sorulara cevap bulmak zorundaydılar.Bütün bunlar,kafaları yeterince meşgul ediyordu,soykırım sonrası yirmi-otuz yıl boyunca siyasi gündemi bütünüyle belirlemiştir.1950'lerde siyasi tartışmalar soğuk savaş terminolojisine boğuldu.Ermeni siyasi partileri,kendi savaşları yeterli değilmiş gibi,başkalarının çatışmalarını da benimsediler.Lübnan'da 1958'de yaşanan kısa iç savaşta,Ermeni siyasi partileri farklı tarafları tuttular,soğuk savaş konumlarını yansıtan yerel çatışmayı içselleştirdiler ve birbirlerinin üyelerini öldürdüler.
Batı Ermenistan'ın da,bağımsızlığın da artık geri gelmeyeceği anlaşılınca,diaspora,"beyaz katliam" adı verilen tehlikeye odaklandı.Batı ülkelerindeki yeni kuşakların Ermenice'yi kullanma becerisinin sınırlılığının en çarpıcı kanıtını oluşturduğu asimilasyon üzerinde yoğunlaştı.Ermenice bilmek ve Ermeni tarihi hakkında bazı temel bilgilere sahip olmak,cemaat liderliğine ulaşmak için yeterli hale gelmişti.
Diaspora-Ermenistan ilişkilerini anlamak açısından aynı ölçüde önemli bir konu,anavatan kelimesinin anlamındaki değişimdir.Batı Ermenistan'daki katliamları ve soykırımı yaşamış birçok kişi ve onların çocukları için,anavatan Harput,Erzurum veya Van demekti.Yerevan,anavatan tanımına girmiyordu.Soykırımdan sağ kurtulan çoğu Kilikyalı Ermeni için,memleket,o bölgedeki şehirlerden -Adana,Maraş,vb.- ibaretti.Çok az kişi,ilk Ermenistan Cumhuriyeti'ni,ya da bugünkü Ermenistan'ı anavatanı olarak görüyordu -Ermenistan halkı farklı bir lehçe konuşuyor,farklı bir yazı kullanıyordu,ayrıca gelenek farkları vardı.
Bu durum,Amerikan Ermeni cemaati için özellikle geçerliydi.Bu cemaat,Batı Ermenistan'dan gelen ve bir gün memleketlerine dönmeyi uman binlerce işçi tarafından,soykırımdan çok önce oluşturulmuştu.Ermenistan'dan bir "vatan" olarak geriye ne kaldığını düşünmek zordu -hele insan,EDF'na sempatiyle bakıyorsa,üstelik Yerevan'ın,1920'de bağımsız Ermenistan'ın yerine kurulan bir Sovyet cumhuriyetinin başkenti olduğu düşünülürse.
Sovyet Ermenistanı'nın "anavatan" olarak kabulü,iki ara nosyonun yardımıyla gerçekleşti.İlk olarak,Ermenistan soyutlaştırılmış ve idealize edilmişti;bir fikir ve müze haline gelmişti.İkinci olarak,30000 kilometrekarelik toprak parçası,yalnızca geçici bir devletti:Bir gün,bir şekilde,öteki Ermenistan ortaya çıkacaktı.
Ayrıca,meselenin bir de ekonomik boyutu bulunmaktadır.Diaspora Ermenileri,zamanla ekonomik durumlarını da iyileştirmiştir,gerçi çeşitli ülkelerde hala yoksul Ermeni cemaatleri de vardır.Diaspora Ermenileri ekonomik açıdan büyük ölçüde başarılı olmuştur.Ayrıca,Ermeniler cemaat kurumlarına katkıda bulunmaktadır.Ermeni cemaatinde önemli bir zengin kesim vardır.Ama Ermeni cemaatinin zenginliği ile Ermeniler'in zenginliğini ayırdetmek önem taşımaktadır.Ermeniler refaha kavuşmuş olabilir,çok az sayıda Ermeni kurumu mali açıdan parlak bir durumdadır ve idamesini sağlayacak kendine ait gelir getirici kaynaklara sahiptir.
Bu,tarihte de böyle olmuştur.Zengin Ermeniler,genellikle,kurumlara varlıklarını sürdürecek ölçüde katkıda bulunur,ama pek azı bu kurumları bağımsız kılacak bağışlar yaparlar.Belki de olması gereken de budur.Ama bu farkı anlamayan kimseler,bir örgütün Ermenistan'a destek olarak sağlayacağını bildirdiği dolarların o örgüte ait olmadığını farkedemeyebilir.
Büyük diaspora örgütlerinin bütçeleri,binlerce dolardan milyonlarca dolara ulaşmıştır.Ne var ki,Ermeni Yardım Kuruluşu (Armenian Relief Society,ARS) ve AAA gibi birkaç milyon dolarlık ya da Ermeni Genel Hayır Birliği (Armenian General Benevolent Union,AGBU) gibi yüz milyon dolarlık vakıfları bulunan az sayıdaki örgüt dışında,çoğu kurum gelirlerini yıllık olarak toplamaktadır.Belirli projeler için,genellikle bina yapmak amacıyla yürütülen para toplama kampanyaları çoğunlukla başarılı olmaktadır.
Lizbon'da Calouste Gulbenkian,Detroit'te Alex Manougian ve California'da Kirk Kirkorian gibi hayırseverlerin kurdukları vakıflar,Ermenilerin hayatına büyük katkılarda bulunmaktadır,ama bunlar cemaat varlıkları değil,özel vakıflardır,ayrıca ilgili ülkelerde hayır işleri yapmakta ve kültüre katkı sağlamaktadırlar.
Genel ve Devletaşırı Kurumlar
Göçmenlerin yaşadıkları devletlerin,onların iş dünyasını ve dış çerçevesini gittikçe daha çok tanımlaması üzerine,bu devletlerin sınırlarını aşan bir dizi örgüt diasporanın giderek kökleşen parçalanmışlığına karşı durmaya çalışmıştır.
Bunlar içinde en yaygın olanı,Ermeni krallarının bulunduğu dönemlerde kurulmuş olan Apostolik Kilise'ydi.Kraliyet hanedanı ortadan kalkınca,Kilise kamu ve siyasetin kurumsal işlevlerini giderek daha fazla üstlenmiştir.Bunun nedeni,muhtemelen,işgalci güçlerin bu görevleri Kilise'ye yüklemesiydi.
Osmanlı İmparatorluğu'nda Gayrimüslimler "millet" sistemiyle devletin birer parçası haline getirildiler.Devletin getirdiği hukuki ve siyasi düzenlemelerle,Kilise,devletin Ermeni cemaatiyle ilişkilerini yürüten kurum oldu.Osmanlı hukuna göre tanınan "millet"ler,resmi koruma altına alınıyor ve belirli sınırlamalara tabi oluyordu.Kilise,devlet ile cemaat arasında,fatihler ile yerli ahali arasında aracıydı.Siyasi sorumlulukları ve son derece sınırlı siyasi hakları vardı.1860'larda Patrik Mıgırdıç Khrimyan'ın,bu hakları artırmaya ve İstanbul'daki Ermenileri temsil eden cemaat meclisini Osmanlı Ermenilerinin çoğunluğunun (payitahttaki nispeten rahat ve varlıklı kesimler yerine kır yoksullarının ve taşradaki ezilenlerin) çıkarlarını temsil eden bir organa dönüştürmeye yönelik ihtiyatlı girişimi,padişah ve İstanbul'daki imtiyazlı gruplar tarafından kolaylıkla engellenmişti.Siyasi,ihtilalci partilerin doğuşunun temel nedeni Kilise'nin başarısızlığıydı.
Doğu Ermenistan'da da,Ruslar,sonra Sovyetler,Kilise'yi daha dolaylı bir kontrol ve kısıtlama aracı olarak aynı ölçüde etkin bir şekilde kullanmıştır.Her iki örnekte de,Kilise -Ermenilerin yaşayan en eski kurumu- bir kimlik biçimine dönüştürülmüş kendisinin devlete karşı kullanılmasını engellemiştir.
Soykırımdan bu yana,Kilise hem -cemaat içi,ama devletlerüstü- bir örgüt türü hem de bir kimlik aracı olmaya devam etmiştir.Ayrıca,gelenek ve ulusal kimliğin koruyucusu rolünü üstlenmiş,manevi ve ahlaki rehberlik rolünü terketmeye yaklaşmıştır.Diasporada,Kilise,soğuk savaşta karşıt tarafları destekleyenler dahil,birbiriyle mücadele eden siyasi partiler tarafından manüple ve kontrol edilmiştir.
Tarih boyunca,Kilise "ulusal" bir nitelik kazandığı,manevi ve dini olmayan işlevleri yerine getirdiği ölçüde,gerek Ermeni,gerekse yabancı siyasi yapılara uyum sağlamak zorunda kalmıştır.
Ermeni Katolik ve Ermeni Prostestan kiliseleri,Osmanlı Devleti'nin onları ayrı milletler olarak tanımaya karar verdiği 19. yüzyıl ortalarındaki Osmanlı İmparatorluğu hariç,cemaat içi mücadelelerin büyük ölçüde dışında kalmıştır.Ama bu kurumsal mesafelilik,bu kiliselerin liderlerinin ve mensuplarının kendilerine göre sempati besledikleri taraflar olmadığı,ulusun öteki kesimlerinin kaderlerini paylaşmadıkları ya da kültür ve eğitim hayatına katkıda bulunmadıkları anlamına gelmemektedir.
AGBu ve ARS gibi örgütler,diasporada devletleraşırı ortak bağları bulunduğu duygusuna önemli boyutlar eklemişlerdir.Siyasi partilerle bağlantıları bulunan bu örgütler,Ermenilere biraraya gelmek ve aynı zamanda yoksullara yardım etmek için mükemmel fırsatlar sağlamışlardır.
Siyasi partilerin kültür kolları olarak Ortadoğu'da kurulan ve orada çok yararlı faaliyetler yapan,Tekeyan Kültür Derneği ve Hamazkaine Kültür Derneği gibi bazı örgütler,ABD,Fransa ve Kanada'da aynı ölçüde etkin olamamıştır.Bu örgütler,Ortadoğu'da Ermeni kültürünün aktarılmasının,sanat ve eğitimin teşvik edilmesinin araçlarıdır,ayrıca o ülkelerin kültürlerine ve dünyaya açılan birer pencere niteliği taşımaktadırlar.
Diaspora Ortamında Siyasi Partiler
Ermeni hareketlerinin tuhaf bir özelliği,kendilerini "siyasi parti" olarak adlandıran örgütlerin diasporada faaliyet göstermesidir.Bu,başka diasporalarda pek rastlanmayan bir durumdur.
Üç parti,Ermeni Devrimci Federasyonu (EDF),Ermeni Liberal Demokrat Partisi (ELDP) ve Sosyal Demokrat Hınçak Partisi (SDHP),Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeni davasını savunmak ve Ermenileri temsil etmek amacıyla kurulmuştu.Soykırım,bu partilerin Türkiye'deki faaliyetlerini sona erdirdi;ilk cumhuriyetin Sovyetler'e bağlanması Ermenistan'ı bu partilere kapattı.Sözkonusu partiler,1921'den sonra diaspora partileri haline geldiler.Bunlar,esas itibarıyla,cemaat kurumlarının kurulmasına yardımcı olan ve onları kontrol eden örgütlerdir.Ayrıca,Kilise'yle birlikte,göç edilen ülkelerde otoriteler düzeyinde Ermeni cemaatini temsil etme görevini üstlendiler.Bu görevi,bazı ülkelerde devletin yasal yapıları çerçevesinde,bazılarında da enformel olarak yerine getirdiler.Siyasi partilerin diasporalaşması,sözkonusu iki işlev örgüt mensuplarının zamanlarının çoğunu aldığı dönemde gerçekleşti.
Ayrıca,Hay Tad,Ermeni Davası diye genel bir isimle anılan bir üçüncü faaliyet düzeyi vardı.Ermeni Davası terimi,kimlik krizlerinden cemaat içi birliğe,farklı cemaatlerden kimselerle evlilikleri engelleyecek mekanizmalar bulunmamasından üniversitelerde Ermeni tarihinin meşrulaştırılmasına,kuşak çatışmalarından Türklerin soykırımın yapıldığını inkar etmesine ve soykırımın uluslararası düzeyde tanınmasına dek Ermenilerle ilgili her şeyi içeriyordu.
Ermeni Davası'nın değişen tanımı altında,dar anlamıyla siyasi bir hedef,ideal vatanı yaratmak yatıyordu.Tanımıyla neredeyse aşkın bir olguya işaret eden Ermeni Davası,tedrici olarak,uluslararası ilişkiler dünyasında mistik stratejilerle yürütülen efsanevi bir mücadeleye dönüştü.Uluslararası ilişkileri bilen çok az sayıda kişi vardı,bunların anlaması beklenen kişi sayısı daha da azdı.
1970'lere gelindiğinde,soykırımın tanınması Ermeni Davası'nı anlamak için kilit önem kazanmıştı.Siyasi partiler,soykırımın tanınması ile büyük bir Ermenistan hayalini birbirine bağladılar.Türkiye'nin soykırımı tanıması,doğu vilayetlerini oluşturan Batı Ermenistan üzerindeki Ermeni iddiaları için hukuki zemini oluşturacaktı.Siyasi destek,soykırımı tanıyan başka ülkelerden gelecekti,pratik destek ise Türkiye'nin geleneksel düşmanı Ruslardan ve SSCB'den sağlanacaktı.SSCB,bağımsız bir Ermenistan'a karşı çıksa da,birleşmiş bir Ermenistan'ı kabul edecekti.
EDF'nun her şeye ulaşmak istediği bir dönem vardı:Özgür,bağımsız ve birleşmiş bir Ermenistan istiyordu.1960'lara kadar özgürlük ve bağımsızlık talebi öncelik taşıyordu.Özgür ve bağımsız bir Ermenistan,EDF'na göre,bir fantezi değil,gerçekleştirilebilir bir seçenekti.Ne var ki,çok geçmeden SSCB kendi ağırlığı ve anomalileri altında çökecekti.EDF karşıtları,bu senaryoyu hiçbir şekilde istemiyor,Ermenistan'ın bağlı olduğu SSCB'ni ürkütmekten çekiniyorlardı.EDF stratejisini değiştirince (artık "birleşmiş" sıfatı öncelik taşıyordu),EDF karşıtı partiler,birleşmiş bir Ermenistan fikrini savunmanın mümkün olduğunu düşündüler,bir mutabakat oluştu,Ermeni Davası'nın yeni oluşan bu geçici tanımı üç geleneksel parti tarafından da desteklendi.EDF ile EDF karşıtı kamp (ELDP ve SDHP) arasındaki geleneksel rekabet sürse de,ideoloji ve program çatışması yavaş yavaş ortadan kalktı.Bu arada,artık yerleşmiş bir diaspora için çok uzak bir ideale yönelik görünen üçüncü faaliyet düzeyi,soykırımın tanınması sorununa indirgenmişti.Bu,öylesine kutsal sayılan bir konuydu ki,hiçbir Ermeni cehennemde kendine bir yer beğenmeden bu meseleyi sorgulayamazdı.
Ne var ki,bu tezin altında yatan varsayımların her biri çok kuşku götürür nitelikteydi.Türkiye,ardından toprak taleplerinin geleceğini bile bile soykırımı tanıyacaktı;Batı ülkeleri ve NATO,kendi üyeleri olan bir ülkenin NATO'nun temel rakibi yararına parçalanmasını kabul edecekti;SSCB,dünya güvenlik sistemindeki konumunu ve Batı'yla geliştirdiği çok boyutlu ilişkilerini Ermeniler için riske sokacaktı.
Ayrıca,SSCB'nin Türkiye'yle ilişkilerini tehlikeye atmak istediğini gösteren hiçbir kanıt da yoktu.Bolşevik ve Kemalist devrimlerden bu yana geçen onlarca yıl içinde,iki ülke birbiriyle savaş yapmamış,ne olursa olsun çatışmaya girmekten kaçınmıştı.Bazı kimselere bunun tersini düşündürebilecek tek olay,İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru SSCB'nin Kars ve Ardahan meselesini gündeme getirmesiydi.Kars ve Ardahan,tarihsel Ermenistan'ın bir parçasıydı,daha önemlisi 1918-1920 yıllarında ilk cumhuriyete aitti.Ama,SSCB'nin bu manevrasının amacı,Türkiye'yi ürkütmek,müttefikler yanında savaşa katılmaya zorlamaktı.Kaldı ki,Gürcüler bu meselenin kendileri için ortaya atıldığını düşünüyorlardı ve SSCB Türkiye Cumhuriyeti'nden hiçbir zaman resmi toprak talebinde bulunmadı.
Ne var ki,bu sorunlar olsa olsa tabloyu karıştıracak ve stratejik oyunu demistifiye edecekti.Aslında,en büyük ideal de diasporalaştırılmıştı;sorulara cevaplar istenmeyen bir tarzda anlaşılmış ve sonuç vermesi beklenmeyen bir süreçle beslenmişti.1987'de bir parti lideri,bağımsız Ermenistan sloganının değerini,gençliğe esin ve motivasyon kaynağı olmasında aramak gerektiğini öne sürmüştü.Bağımsız bir ülke idealine sarılmak,bir kişinin düşünce ve ruh soyluluğunu ortaya koyan bir tavırdı;inanılır bir strateji ve sonuçlar gerektiren bir program -yani eylemler,vaatler ve performans açısından sorumluluk taşınması- sözkonusu değildi.
Diasporanın siyasi söyleminin Kilise terminolojisini kullanması şaşırtıcı değildir:Umut,inanç,fedakarlık ve irade,nutuk ve yazılarda en sık rastlanan sözlerdi.Uluslararası topluluk "ahlaksız" ve hilekardı.Ermeni Davası,kendi günah ve ermişler hiyerarşisi bulunan bir tür din haline gelmişti,parti liderleri aracı ve müfessir rolünü üstlenmişti.
ELDP ve SDHP tarihe teslim olmuştu.İdeolojik yapılarının çok incelikli,teolojinin çok derinlikli olması gerekmiyordu.EDF ve en yüksek hedeflere sahipti ve kanıtlaması gereken şeyler çok daha fazlaydı.Bir hesap verme prosedürü olsaydı,EDF üçüncü düzeydeki başarısızlığına açıklama getirmek zorunda kalırdı;yetmiş yılın sonuna doğru,özgür ve bağımsız olmayan bir Sovyet Ermenistanı'nı kabul etmiş,anavatanın öteki parçalarını kurtarma stratejisini benimsemişti.Ama siyasi hayatın günlük değişimlerinden soyutlanmış olan EDF,eylemlerini ve politikalarını mistik sislere boğmuştu.Yalnızca partinin en üst kademesinde bulunanlar,inanç sisteminin inceliklerine vakıf olabiliyordu.
EDF'nun ürettiği ve üreteceği kahramanlar ve şehitler,bu yaklaşıma geçerlilik kazandırıyordu.Osmanlı askerleriyle çarpışırken ölen ilk fedailerden soykırımı tezgahlayanları öldüren Soghomon Tehlirian ve arkadaşlarına,1983'te Türkiye'nin Lizbon Büyükelçiliği'nde verilen son şehitlere kadar,EDF,bütün dinler gibi,kişisel kurtuluş modellerini yaratmıştı.
Mistisizm partinin bütün üyelerini sarmıştı.EDF üyeleri,daha sınırlı ölçüde öteki partilerin üyeleri,partiden olmayanların kavramakta güçlük çekecekleri bir tür bağla birbirine bağlanmıştı.Parti üyesi olanlar,kendilerini güçlenmiş hissediyordu;bir zamanlar Osmanlı ve Rus imparatorluklarına başkaldırmış,kahramanlar yaratmış,şehitler vermiş,bir cumhuriyet kurmuş,ulusun en büyük ideallerini formüle etmiş ve beş kıtada idare ettiği cemaatlerde bu idealleri korumuş,seçme üyelerden oluşan,sıkı örgütlenmiş bir tarikatın parçasıydılar.SSCB ve Türkiye gibi,partinin örgütlenemediği yerlerde yaşayan Ermeniler genel tablo içinde önemli sayılmıyor veya Ermeni Davası'nın stratejisi için büyük bir değer taşımıyordu.Gelgelelim,bir devlet olarak SSCB bu stratejide bir partner olarak yeniden icat edilmişti:Eşiti olarak görüşmeler yürütülen bir partnerdi.Türkiye'ye ise,"kötü kahraman" rolü biçilmişti.Üyeler,partilerinin birçok hükümetin hareket tarzını etkilediğine,en iyi Ermenistan'ı yaratmayı ve idare etmeyi hedeflediğine inanmak istiyorlardı.3000 yıllık tecrübenin en iyi unsurlarını bünyesinde biraraya getirecek bir Ermenistan'dı bu.Tarihe meydan okuyan,ölümlülerin yarattıkları sınırları aşan bir kardeşlik duygusu oluşturulmaktaydı.
Partiler,çocukların eğitiminden kültür,spor ve dine,göç edilen ülkelerle ilişkilerden uluslararası ilişkilere,hile ve aldatmanın tanımından şehit düşmeye ve ahirette vaat edilen yerlere dek her şeyi kapsayan bir dünya görüşü sunuyorlardı.Özellikle EDF üyeleri için,partileri,Ermenilerin tarihten gelen bütün dertlerinin çaresiydi,bugün -nerede olursa olsunlar,sorunları her ne ise- Ermenilerin karşılaştıkları bütün sorunlar için çözüm kaynağıydı.
Bir ideoloji,bir program,bir örgüt,bu kadar çok ülkede,bu kadar çok insan için,bunca uzun bir süre bu kadar çok şey olabilir ve yine de etkinliğini koruyabilir miydi?Sorunun cevabı kısmen kendi içinde bulunmaktadır.Biri bu kadar çok sorumluluk üstlenirse,herkesin anlayış göstermesini,destek vermesini,ama hiç eleştiride bulunmamasını ister.Bir başka deyişle,kimlik,umut ve inanç sözkonusu olunca,bu yanlış sorudur.
Sorunun cevabının öteki kısmı şudur:Parti psikolojisinin en derin katmanlarında önemli olan nokta,diaspora mensubunun örgütlenme ihtiyacıdır.Bu ihtiyaç,Osmanlı İmparatorluğu'nda Kilise'nin ulusun sorunlarını dile getirmekte başarısız olmasıyla başlamıştır.SDHP ve özellikle EDF,"dinsel azınlık" statüsünü reddetmiş,Ermeni psikolojisini değiştirmeyi başarmıştı:Ermeniler artık üçüncü sınıf vatandaş konumunu kabullenmiyor,hayatlarını,davalarını ve halklarını,uğrunda can verecek,fedai olacak,şehit düşecek kadar değerli sayıyordu.
Soykırımdan sağ kurtulan sığınmacı da,tarih kendisini yok etmeye ne denli yaklaşmış olsa da,hala hayatta olduğunu,Ermeni varlığını koruduğunu ve hala eylemde bulunabildiğini kanıtlama ihtiyacı hissediyordu.
Meselenin en derinine bakıldığında,EDF,bir ideolojiden,bir siyasi partiden,bir programdan veya bir stratejiden çok bir örgüttür.EDF için en yüce ilke,örgütlenme ilkesidir.Tarihte,birkaç olası ve ilginç istisna bir yana,örgütlenme kuralları üzerine bu kadar çok zaman ve enerji harcamış olan ve hala harcayan bir başka parti bulmak güçtür.Mücadeleye hazır,tam anlamıyla bilenmiş bir örgüt,her yerde,her düzeyde,her türlü ihtiyaca karşılık verebilir.Programlar değişebilir,ideolojiler doğar ve ölürler,olaylar gelip geçer,tarih çok ağır,hatta öldürücü bir darbe indirebilir,Ermeniler dünyayla ve büyük devletlerle karşı karşıya kalabilir.Ama örgüt yerli yerinde duruyorsa,mesele yok demektir.Örgüt varsa,birkaç kişi bir kilise yapabilir,bir okul açabilir,bir devrim planlayabilir,cemaati fiziksel saldırılara karşı koruyabilir,anlaşma ve uzlaşmalara varabilir,yine de ideal Ermenistan hayalini koruyabilir.Örgüt yoluyla bir kişi fark yaratır.Örgüt,ulusun gücünün deposudur,bir EDF tarihçisinin deyişiyle,ulusun erkekliğinin göstergesidir.
Bazen temel ilkelerde bile değişimler yapabilmek,yine de ayakta kalıp etkinliğini koruyabilmek için,örgüt disipline ihtiyaç duyar.Parti içi meselelerin veya üyelere ilişkin parti "soruşturmaları"nın çoğu,örgüt kurallarının çiğnenmesiyle ilgilidir.Düzenli bir şekilde alevlenen,ideoloji,program ve politika kavgaları bu kurallarla çözüme kavuşturulur.
EDF,örgüt kurallarına ve disiplinine uymaları karşılığında,üyelerine güç kazandırır.En alt kademedeki üyenin,yalnızca parti üyesi olması dolayısıyla,hem saf Ermeni'yi,hem de geçmişin bilgeliğini temsil ettiği varsayılıyordu.Yüz yıllık tecrübenin bütün üyelere aktarıldığına inanılıyordu.Parti üyesi,tanımı gereği,kolektif ve tarihsel bilgeliği ve iradeyi temsil ettiği için,bir okulu,bir kiliseyi,bir gazeteyi,bir ülkeyi idare etmek açısından başkalarına göre daha donanımlıydı.
EDF,sadık ve inançlı üyeleriyle,devletsiz bir halk olarak bölünmüş,dağılmış,tehdit altındaki bir ulusun en önemli varlıklarından biri olmuştur.Parti,başka ulusların yalnızca yanıltıcı sempatisini elde etmiş,ama daha fazlasını kazanamamış bir halkın öfkesine,düş kırıklığına ve hayallerine tercüman olmuştur.
EDF genellikle çok cesur eylemlerde bulunmuştur.Dünyanın soykırımı unutmak istediği bir dönemde,parti,ulusun,soykırımı örgütleyenlere karşı vurucu gücü olmuştur.Partiye göre,Talat Paşa'nın yaptıkları yanına kar kalmayacaktı.Soghomon Tehlirian Berlin'de Talat Paşa'yı öldürdüğü zaman,yalnızca hayatını kaybetmiş Ermenilerin değil,soykırımdan sağ kurtulanların ve onların çocuklarının adına da eylemini gerçekleştirmişti.Gerçi tarih,bütün insanlardan adalet uğruna böyle bir eylem istemez.Ama bazen tarihin yolu adaletinkiyle kesişir.Bazen tarih bireylerde somutlaşır.Böyle olduğunda,artık taşlar yerine oturmuştur,eylem gerçekleşir.
Ama süreç içinde,geçen yetmiş yılda,EDF de evrim geçirdi,ulus ve cemaat içinde bir devlet haline geldi,aynı zamanda devletleraşırı bir ulusal örgüt statüsü talep etti.Bu da,EDF'nun daha mütevazı,'normal' bir devleti,'normal' bir Ermenistan'ı veya o devletin bir parçası olmayı kabul etmesini çok zorlaştıracaktı.Tabii ki,sözkonusu devlet EDF'na ait olmadığı sürece.
Bu tür özellikleri ve iddiaları olan böyle büyük bir örgütün varlığı karşısında,ELDP ve SDHP meydan okuyan rolünü üstlendiler.Ne de olsa,onlar da Ermeni'ydi;büyük işler başarmışlardı;taraftarları vardı.Bu iki parti,EDF'nun hegemonya iddialarına karşı koymaya çalışıyordu.
1982 yılında Los Angeles'ta verdiğim bir konferansta,"Ermeni Davası"nın iki sorunu olduğunu ileri sürmüştüm.Birincisi,EDF mensubu olmanın Ermeni Davası'nı çözmek için yeterli ve gerekli koşul olduğuna inanan EDF üyeleriydi.İkincisi ise,EDF aleyhtarı olmanın aynı hedefe ulaşmak için yeterli ve gerekli koşul olduğuna inanan kişilerdi.
Bir anlamda,partiler arasındaki mücadele,cemaatinde kurum sayısını artırma,daha iyi kurumlar yaratma rekabeti doğurmuştur.Ancak,cemaatin aşırı siyasallaşması olumlu bir gelişme sayılamaz.Cemaat,bütün enerjisini küçük iktidar hesaplarına dayalı siyasete yoğunlaştırmıştı;giderek çirkinleşen bu ortam,yeni kuşakların önemli bir bölümünü siyasete yabancılaştırdı,siyasetin niteliğini düşürdü,hala belli bir etkisi bulunan tarafsız üyelerin çoğunluğunun gözünde cemaat liderlerinin inanılırlığını zayıflattı,böylelikle partiler göç edilen ülkelerin ve başka uluslararası güçlerin manüplasyonuna açık hale geldi.
Nihayet,bu üç örgüt,çok önemli kararlara imza atmış,kültürel,siyasi ve entelektüel örüntülerin gelişiminde büyük rol oynamıştır.Sözkonusu partilerin 1988'de bütün dünyadaki üye sayısı 12.000'di;bu sayının yaklaşık dörtte üçünü EDF üyeleri oluşturuyordu.
Bu partiler,yalnızca uzakta faaliyet gösteren destek mekanizmaları olarak kalmadılar,doğrudan Ermenistan ve Karabağ'ın siyaset arenasına girdiler.
Bir Modus Vivendi
Diaspora dünyasında karşılıklı suçlamalar ve sarsıntılar nihayet 1980'lerde duruldu.Partilerin taraf olduğu,cemaat ve Kilise işlerine karıştırdığı soğuk savaş sona ermişti.Daha önce büyük kavgalar yaşanmıştı;Ermeniler,uluslararası ilişkilere katılmanın nihai şekli olan soğuk savaşta birbirlerini öldürmüştü.
Son şiddetli çatışma,EDF ile ASALA arasında yaşanmıştı,ama çatışma,herkesin uzlaştığı bir konuyla,yani soykırımla ilgiliydi:Bu uğurda mücadele için kim daha donanımlıydı?Bir başka,şiddet içermeyen çatışma ise,siyasi partiler arasında,özellikle EDF ile AAA arasında yaşanmıştı.Bu çatışma da sona ermişti.
Diaspora kendi içinde barışa ulaşmıştı artık,hatta kendinden hoşnuttu.Bazı entelektüeller,diasporadan,anavatandan bağımsız başlı başına bir "değer" olarak bahsetmeye bile başlamışlardı.Onların gözünde,diaspora,yalnız bir analiz konusu değildi,"manevi" de olsa,bir tür kalıcı vatandı.Bu tutum,hem geri çekilme,hem de özgürleşme anlamına geliyordu.Bazı kişilere göre,artık,diasporayı,"anavatan" bağlantılarının getirdiği kısıtlamalardan kurtararak,onun varoluşsal anlamını keşfetmenin zamanı gelmişti.
Pekiyi bu modus vivendi (uzlaşma) ne pahasına sağlanmıştı?Barış içindeki bir diaspora,birçok örgütün,kurumlar oluşturma,cemaatlerin mümkün olan yerlerde hükümetleri etkileme gücünü artırma,kültür,sanat ve eğitime destek verme ve soykırımın tanınmasını sağlama üzerinde yoğunlaşmasına olanak vermişti.
Cemaat üzerinde kontrol sağlama mücadelesi iki yolla sona erdirilmişti:Ya bir parti ötekileri dışlayarak kontrol kurmuştu,ya da cemaat,partilerin kendilerine ait "nüfuz alanları"na bölünmüştü.Kilise birliği meselesi,tarafların kendi Kilise'leri üzerinde kontrol kurmasıyla çözülmüş,böylece bölünmüş bir Kilise yapısı ortaya çıkmıştı.Partiler,çok gerekli hallerde işbirliği yaptılar,ama başka durumlarda birbirleriyle ilişki kurmadılar.Parti organları başka partileri eleştirmeyi bıraktı;artık gerçek meseleler ve tartışmalar su yüzüne çıkmıyordu.Okulların niteliği,ders kitaplarının içerikleri,lider kadronun niteliği ve tarzı,cemaat içi gerilimler,soykırımın tanınması için izlenecek stratejiler,parti ve kurumlarda yetkililerin hesap vermesi vb.konularla ilgili hemen hemen hiçbir soru gündeme getirilmedi.Parti ve örgütler,kendi alanlarında kontolü ellerinde bulundurmayı,faaliyetleri için mali ve başka türden destek sağlayacak zemini korumayı yeterli görüyordu.Tarihçiler,soykırım yaşandığını sürekli kanıtlayıp duruyor,partiler soykırımın tanınması için çalışıyordu.Kafa yorulacak pek fazla bir şey yoktu.
Diaspora da bir atalet ve durgunluk içine girmişti.Kurumları bir denge noktası bulmuş,içinde çalışacakları dünyayı tanımlamıştı.Geçmişin savunması yapılmış,hesabı verilmişti,şimdiki zaman sorunsuz yaşanıyordu,gelecek de,sessiz sedasız,Ermenilerin yaşamakta olduğu ülkelerin geleceğiyle özdeşleştirilmişti.Ama Sovyet Ermenistanı ve Sovyet Ermenileri bu tabloya dahil değildi.
Bazı örgütlere göre Ermenistan mevcuttu -Sovyetler'e bağlı,kusurlu,ama sevilmeye layık,hatta uzaktan küçük ölçüde yardım edilmeye layık bir ülke.Bazı örgütlere göreyse "vatan",idealleştirilmiş bir Ermenistan'dı,hiçbir zaman mevcut olmamış ve muhtemelen hiçbir zaman mevcut olmayacak bir Ermenistan.Ama,zaten duygusal yatırım da,onu elde etmeye değil,onun özlemini duymaya yapılmıştı.Çoğu Ermeni için,Sovyet Ermenistanı,uzakta,Ortaçağ manastırlarının,Hellenistik bir tapınağın bulunduğu,bağ ve müze resimleriyle temsil edilen bir ülkeydi;Ermenistan bir müzeydi -bir açık hava müzesi,yine de müze.
Diaspora,1988'de başlayan kader dönemine barış içinde giriyordu,1975'te Lübnan'da başlayan iç savaş sırasında yaşanan kanlı iç çatışmaları geride bırakmıştı.Parçalanmış bir yapısı vardı,ama faaldi,özellikle cemaat politikasına ağırlık veriyordu,halinden hoşnuttu.
Diaspora "Anavatan" Cephesinde Değişikliklerle Karşılaşıyor
Şubat 1988'de Karabağ'ın Ermenistan'la birleşme talebine destek için Yerevan'da düzenlenen kitlesel gösteriler diasporayı sarstı.Stepanakert'te yapılan gösterilerin ardından,Azerbaycan'ın Sumgait şehrinde Ermenilere karşı pogromlar düzenlendi,Karabağ Komitesi kuruldu.Daha sonra,Aralık 1988 depremi,yalnızca bir yer sarsıntısı olmakla kalmadı,daha başka birçok şeyi de sarstı ve devirdi.
1990 yazında EUH seçim yoluyla iktidara geldi.1991'de Ermenistan bağımsızlığını ilan etti ve devlet başkanı yürütme yetkileriyle donatıldı.1991-1994 arasında Karabağ anlaşmazlığı Karabağ Savaşı haline geldi,bu savaşı Ermeni tarafı kazandı.Kısa bir süre içinde Ermenistan ve dünya değişmişti.Diaspora nasıl bir tepki verdi?Bu değişikliklere nasıl uyum sağladı,ya da uyum sağladı mı?
Kitle hareketi,diaspora için her şeyden önce bir sürprizdi.Sovyet sistemini beğenen çok az kişi vardı,ama yönetimin sokaklarda protesto edileceği tahayyül edilemezdi.Diaspora mensupları,hareketin kapsamını ve yönünü anlayamıyordu,'gerçek' bir açıklama arayışındaydı,sonuçları düşününce rahatsızlık duyuyorlardı.
Bazı kimseler,özellikle tarihçiler ve parti mensupları,Karabağ'ın nerede olduğunu ve Karabağ sorununun boyutlarını biliyordu.Ama çoğu kimse bilmiyordu.Ama,on yıllardan beri ilk kez,dünya medyası,neredeyse şaşkınlık içinde,ilk sayfalarında ilk haberlerinde bir Ermeni meselesini ele alıyordu.Ermenilerin haber olduğu son dönem 1973-1983 arasıydı,bu sırada Ermeni gruplar Türk diplomatlarını öldürüyordu ve çoğu Ermeni yansıtılan Ermeni imgesinden hoşnut olup olmadığını kestiremiyordu.Şimdiyse uluslararası basın,Ermenistan ve Karabağ'ın nerede olduklarını açıklıyordu.
Kimliklerinin kabulü için çalışan,"bir Ermeni'nin ne olduğu"nu komşularına,dostlarına ve çalışma arkadaşlarına anlatmaktan yorulmuş diaspora mensupları açısından,bu ilgi adeta bir mucizeydi.
Ne var ki,bu beklenmedik mucizeyi memnuniyetle karşılamaları gerekip gerekmediği konusunda emin değildiler.Tarihin dışında sayılan Ermeni halkı,bir hafta içinde,siyasi partilerin,lobilerin,kültürel ve akademik örgütlerin onlarca yıldır yapamadıklarını yapmıştı.
Halk kelimesi,birdenbire yeni,neredeyse rahatsız edici bir anlam kazanmıştı.
Buna karşılık,Sumgait'teki pogromlar daha alışıldık olaylardı.Nasıl tepki verilmesi gerektiği biliniyordu.Bu olaylar tarihi ve öfkeyi canlandırmıştı,bir kez daha bir mağdurlar ulusu olunduğu duygusu uyanmıştı.Pogromlar,Ermenilere Sovyet yönetiminin daha sevimsiz yönlerinden bazılarını hatırlatmış,ayrıca ebedi düşman,her zaman mevcut olan tehdit şeklindeki Türk imgesini güçlendirmişti.Ama kitle hareketi devam etti.Yerevan ve Karabağ Komitesi liderliği ele almıştı.
Diaspora siyasi partileri güç bir durumdaydı:Dünyanın ilgisini çeken,ama kendilerinin hiçbir rol oynamadığı,karşısında her şeyin önemini kaybettiği o tarihi olaylara ilişkin kamuoyuna sunulacak açıklamalar bulmaya çalışıyorlardı.Bu partiler,olayları,Moskova'nın ne düşüneceği ve yapacağı çerçevesinde değerlendiriyor,kendilerinin koruyucusu oldukları ulusal hedeflere yönelik kalıcı bir siyasi hareketin Ermenistan'dan çıkacağına inanmıyordu.Diaspora partileri için,modus vivendi,yalnızca diaspora içinde geçerli değildi,aynı zamanda diaspora ile Sovyetler Birliği,dolayısıyla Sovyet Ermeni otoriteleri arasında da geçerliydi:Sovyetler Birliği Komünist Partisi SSCB'ndeki Ermenileri yönetiyordu,diaspora partileri de diasporayı.
1 Ekim 1988'de,EDF,ELDP ve SDHP,bir konu üzerinde yazılı anlaşmaya varmaları gibi istisnai bir örnek sergileyerek bir "ortak açıklama" yayımladılar.Bu açıklama,1980'lerin en önemli dokümanlarından birini oluşturmaktadır.Açıklamanın son üç paragrafını buraya almak yerinde olacaktır:
"Sovyet Ermenistanı liderlerinin,Ermeni kitlelerinin haklı taleplerinin meşru yorumcusu haline gelme yolunda kararlı bir tutum sergileyerek,Karabağ meselesinin birinci gündem maddeleri olarak benimseyip adil ve kapsamlı bir çözüme kavuşturmalarını,ayrıca bu konuyla ilgili Ermenistan halkının taleplerine aykırı bütün girişimleri kabul edilemez ilan etmelerini istiyoruz.
Ayrıca,Ermenistan ve Karabağ'daki cesur kardeşlerimizi,anavatanımızda kamu hayatının düzenini bozacak,kanunları ihlal edecek,ekonomi,üretim,eğitim ve kültür hayatına ağır zarar verebilecek,ulusumuzun yüksek Sovyet organlarıyla ve diğer Sovyet cumhuriyetleriyle ilişkilerinin iyiy durumuna halel getirebilecek radikal tavır ve çağrılardan,iş durdurma,boykot gibi aşırı eylemlerden kaçınmaya davet ediyoruz.Böylesi aşırı tutumlar,halkımızın kötü niyetli düşmanlarının ekmeğine yağ sürecektir.
Hepsinden önemlisi,gücümüzün kaynağı olan halkımızın birliğini korumalı,nihai çıkarlarımızı uzakgörüşlülük ve kararlılıkla takip etmeliyiz."
Bu metne yorum getirmeye gerek yok,ama daha sonraki gelişmeleri ve üç partinin siyasetini gözönüne alarak metni daha yakından incelemek yerinde olacaktır.Ermenice metnin hemen kamuoyuna duyurulduğunu,Ermenistan'da,Karabağ'da ve bazı EDF üyeleri dahil diasporanın kimi kesimlerinde rahatsızlık yarattığını da belirtmek gerekir.EDF,Merkez Bürosu'nun resmi organının İngilizce nüshasında,metnin -yukarıda alıntı yapılan- İngilizce çevirisini Mayıs 1989'da,Karabağ Komitesi'nin tutuklanmış üyeleri Moskova'da yargılanmayı beklerken yayımladı.
Ardından Ermenistan'da deprem yaşandı.Dünya çapında ilgi uyandıran deprem üzerine,Mikhail Gorbachev ABD'ne gezisini yarıda keserek bölgeye gitti.Gorbachev'in Ermenistan ziyareti sembolik olmaktan öte bir anlam taşıyordu.
İlk olarak,Gorbachev,tahrip olan bölgenin iki yılda yeniden inşa edileceği vaadinde bulundu ve depremin maliyetinin 14 milyar dolardan fazla olduğunu bildirdi.Bu rakam,yardıma başlamış olan diaspora örgütlerinin gücünün çok ötesindeydi.Bu yardımlar ne kadar önemli ve iyi bir tanıtıma dayanıyor olsa da,yeniden inşa projesini finanse etmek için yetersizdi.Buna karşılık,felaketzedelere yardım konusunda hiç tecrübesi olmayan diaspora örgütleri,işbirliği yaparak,aksamaları ve tekrarları önlemiş,daha etkin çalışma yürütmüş olurdu.
Kaynakları birleştirmeye yönelik ciddi girişimler yapıldı.Fransa'daki SOS-Arménie ve Charles Aznavour çok değerli yardımlar getirdiler,ama sonuçta Fransa'da yardım faaliyetleri tam anlamıyla bütünleşmiş bir niteliğe bürünemedi.Birleşik Ermeni Fonu'nu kuran ve büyük örgütleri birlikte çalışmaya yöneltmek amacıyla cömert katkılarda bulunan Kirk Kirkorian'ın yoğun gayretleriyle ABD'nde de kaynaklar birleştirildi.Birleşik Ermeni Fonu iyi çalışmaya devam ediyor,bağışların bölgeye ulaştırılmasında büyük hizmetlerde bulunuyordu,gelgelelim birliğin kuruluş amacı gerçekleşmedi,katılımcı örgütler kendi başlarına projeler geliştirmeyi ve örgütlerinin çalışmalarla nüfuz ve itibar kazanmasını güvence altına almayı tercih ettiler.
İkinci olarak,Gorbachev Ermenilere siyaseti ve Karabağ'ı unutup yeniden inşayı düşünmelerini söyledi.Diaspora mensuplarının çoğu,bunun yerinde bir tavsiye olduğunu düşündü.Gümrü'de depremden sağ kurtulan bir kişi,Gorbachev'e niçin doğru adımı atıp Karabağ'ın Ermenistan'la birleşmesine izin vermediğini sorunca,şaşkınlığa uğramışlardı.
Üçüncü olarak,Gorbachev,Karabağ Komitesi üyelerini bir Moskova hapishanesine göndermek için depremi bir fırsat saydı.
Deprem,göze daha az çarpan sonuçlar da doğurdu.Depreme kadar,cemaate,dolayısıyla "ulus"a ve "Ermenistan"a yararlı olmak için,kişinin,editör,yazar,öğretmen,din görevlisi veya herhangi bir örgüt lideri olması gerekiyordu;-belki tarihçilik bir yana- mesleğinin ne olduğunun önemi yoktu.Bunun istisnaları,yalnızca,bağışta bulunanlar,ulusal önem taşıyan davalar üzerinde çalışan hukukçular ve soykırımın tarihsel gerçekliğini savunmak açısından önemli ve gerekli sayılan tarihçilerdi.
Ama depremzedelere yardım için doktorlara,eczacılara,diğer sağlık görevlilerine ve mühendislere ihtiyaç vardı.Bu mesleklere mensup,çoğu bireysel olarak ve küçük gruplar halinde çalışan,kısa ve uzun vadeli yardım işlerinde katkıda bulunan kişilerin sayısı hiç de az değildi.Fransa'da daha önce varolan bir Ermeni doktorlar örgütü önemli bir rol üstlendi.Kuzey Amerika'da ve dünyanın başka yerlerinde de benzer örgütler kuruldu.Yukarıda anılan kişilerin yanı sıra,bir grup seçkin kişi -ABD'nden Louise Simone Manougian ve Hrair Hovanian,İngiltere'den Vache Manougian vb.- gerek kişisel olarak,gerek örgütler aracılığıyla son derece önemli yardımlar sağladılar,yeni Ermenistan'ın inşasına çeşitli yönlerden katkıda bulundular.
Bağımsızlığın ilanından sonra,bu dönüşüm devam etti ve başka meslek dallarına da yayıldı.Sözkonusu etkin kişilerin çoğu ulusal örgütlere mensup değildi.Deprem,bu örgütler için,olağanüstü yardım yapabilecek,buna istekli,hatta çoğu deprem sırasında ve sonrasında bu yardımı sağlayan profesyonellerle işbirliğine girmek için bir fırsat yaratmıştı.Bu profesyonellerin çoğu,örgütlü cemaat içinde lider kadroyu arıyordu.Ama,genel olarak,çoğu örgüt,çalışmalarını bu koşullara uydurma konusunda isteksiz davrandı;çalışmaların,hatta örgütün kontrolünü yitirmekten çekiniyorlardı.Örgütlerin liderleri,felaketzedelere yardım kararlarını kendilerinin almasında ısrarlıydı.
Nihayet,diaspora Ermenilerinin mali katkılarını ve insan kaynaklarını yönlendirmekteki önceliklerinin de değiştiği açıktı.Artık birçoğu için Ermenistan öncelik taşıyordu.
Ardından bağımsızlık geldi.Diaspora mensuplarının ve örgütlerinin mutlak çoğunluğu gibi,ELDP ve SDHP de bağımsızlığı hemen kabul etti.
Karşı çıkan tek kesim EDF ve onun kampıydı.Bağımsız bir Ermenistan inancını uzun zaman korumuş olan parti,bağımsızlığı kabul edecek yürekliliği gösteremedi.EDF üyeleri,o hayale en ateşli şekilde,belki de fazla istekle inanan kişiler,partilerinden,bağımsız bir Ermenistan'ın doğuşuna sevinme izni alamadılar.Partiye göre,bağımsızlık,zamansız ilan edilmişti,tasarlanarak yapılmış sağgörülü bir hamle değildi,kazanılmamış,Ermenistan'ın üzerine "fırlatılmıştı".Bağımsız Ermenistan,"genç,tecrübesiz bir liderler grubu" tarafından idare ediliyordu.
EDF adayının 1991 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı başarısız sonuç,Ermenistan halkının ihtiyacı olan tek şeyin,partiyi ülkenin liderliğine taşıyacak bir EDF adayının seçimi olduğu yolundaki -parti üyeleri ve sempatizanları arasında yaygın- yanılsamayı yıktı.Partinin önde gelen üyelerinden bazıları,bu kadar erken bir tarihte aday çıkarmanın yerinde bir karar olmadığını düşünmüş,bazıları ise müstakbel EDF cumhurbaşkanının kendilerini belli makamlara getirmesi yolunda sözler almıştı.
1991'den sonra EDF,cemaat içinde ve Ermenilerin yaşadıkları ülkelerin hükümetleriyle çalışmaya yöneldi.Ter-Petrosyan aleyhtarı,EUH aleyhtarı,yönetim aleyhtarı kampanya,Ermenistan aleyhtarlığına yaklaşmıştı,Ermenistan'daki iktidarı devirmedi,ama daha sonra ülkede yürütülen illegal faaliyetlere zemin oluşturdu.Diasporadaki atmosferi zehirledi ve birçoklarının kafasını karıştırdı.
Böylece,ideoloji kör bir inanç haline geldi -varlığını korumak,olguların yaratabileceği kuşkuların üstesinden gelmek için nefrete ihtiyaç duyan bir inanç.Nefreti beslemenin en iyi yolu da onu kişiselleştirmektir.Ter-Petrosyan'ın yaptığı hiçbir şey,doğru olamaz,kesinlikle basiret örneği sayılamazdı;attığı her adım kötü bir hedefe hizmet ediyordu.Birçok parti organında yayımlanan bir makalede,bir EDF lideri,Ter-Petrosyan'ı,bayrağı ve ulusal marşı EDF'den "çalıp",onları yeni cumhuriyetin bayrağı ve marşı haline getirmekle suçluyordu;daha önce bağımsızlık ve vatan fikrini de çalmıştı.Kimbilir,engel olunmazsa,daha neler çalacaktı?
EDF propagandası,nefret siyasetinde yeni bir aşamayı temsil ediyordu.Bu siyaset,Ermenistan halkının yüzde 83'ünden fazlasının oyunu almış bir kişinin ısrarla,sistematik bir şekilde şeytanlaştırılmasına dayanıyordu.EDF gazetelerinde,bağımsızlığını yeni kazanmış ülkenin seçimle gelmiş ilk cumhurbaşkanı,Bolşeviklerden Jön Türklere dek kimse için kullanılmamış isimlerle anılıyordu.
Aslında şu iki tavırdan hangisinin daha kötü olduğunu kestirmek güçtür:EDF'nun bir cumhurbaşkanını karalamaya,neredeyse insanlık dışı bir varlık olarak göstermeye yönelik organize ve sürekli kampanyası mı,yoksa diaspora liderlerinden veya örgütlerinden hiçbirinin bu tavrı kamuoyu önünde açıkça kınamaması mı?Manevi otoriteler olan kilise liderleri de,ulusun tarihinin bekçileri olan akademisyenler ve entelektüel liderler de,diasporada siyasi söyleme katılan başka partiler de bu kampanyayı kınamadılar.Pek çok insan kampanya karşısında öfkeye kapılmıştı.Ama,pek tanınmamış,dürüst iki -ya da belki de üç- köşe yazarı dışında kimse EDF'nun tavrına tepki göstermedi.Nedenleri ne olursa olsun,sözkonusu tavır ve hiçbir tepki gösterilmemesi,diaspora siyaseti ve söylemi hakkında bir şeyler göstermektedir.Burada,diasporanın bazı mensuplarının Ermenistan halkına karşı duydukları küçümseme kendini göstermektedir.Herhangi bir kişinin -diyelim,herhangi bir gazetenin Ermeni olmayan bir köşe yazarının- ikinci kademe bir EDF lideri için bu tür sözleri kullandığını düşünelim bir an için.EDF'nun,bu partinin geleneksel muhalifleri dahil başka partilerin,cemaatin ve cemaat örgütlerinin tepkisi ne olurdu?
Bu nefret,kimi yönlerden,tarihin akışını kendi başlarına,diasporaya sormadan değiştirme cüretini gösteren bir Ermenistan'a ve bu ülkenin halkına yönelikti.Diasporanın birçok mensubunun,örgütlerin sadık üyelerinin,içlerindeki,anavatanı arayan,kendilerini ifade etmenin ve anavatana destek olmanın yollarını arayan sese rağmen,yaşadıkları ikilem buydu.
Bu ikilem karşısında gerçekliklerle baş etmek kolay değildir.Diasporadan sağlanan güvenlik,bir ideolojinin siyasi kesinliği,kör bir inancın yarattığı duygusal rahatlık ve idealleştirilmiş bir vatanın sorun yaratmayan basitliği bir yana bırakılıp,nasıl olur da gerçek bir ülkeyle karşı karşıya gelinir?Üstelik,o ülkenin halkı yoksul,kurumları hala oluşum halinde,kendi denetimindeki ve denetimi dışındaki güçler tarafından sınanmakta,ülkenin erkekleri çarpışmalarda ölmüş,aileleri tarafından gömülmüş,ülkenin kadınları savaşın,ekonominin ve erkek şovenizminin yükü altında eziliyor,o ülkede sanatçılar,yazarlar ve entelektüeller artık geçim derdiyle boğuşuyor.Hayal dünyası gerçeklerden bunca uzak ve güvenliyken,gerçeklik o hayal dünyasıyla nasıl çarpışabilir?
Muhayyel bir tarih hiçbir zaman böyle iç karartıcı ayrıntılar sunmamış,yoksul köylülerden,dilencilerden ve f.hişelerden,hem de yalnız yaşayan kişiler değil,anavatanın,o büyülü kelimenin,Ermenistan'ın bir parçası olan bu tür insanlardan hiç bahsetmemişken,güvenlik ve kesinlikten yoksun kalmak,bir hayat tarzı olarak benimsenemez.Dahası,mağdur psikolojisiyle beslenen bir "yüksek ahlak",o ahlakileştirme ve mağdurlaşmayı aşmaya dayalı bir stratejiyi kabul edemez.Körü körüne inanan ve dünyaya ısrarla gözünü kapayanların hoşgörüzüslüğü,katı gerçeklikle yüzleşemez.
Daha sonra savaş patlak verdi.Savaş,1991 yılında SSCB ve Azerbaycan birliklerinin bir kombinasyonu tarafından başlatılmış,hızla bir Azeri-Ermeni savaşına dönüşmüştü.1994'te en son ve kalıcı ateşkes yapıldığında,savaşı Ermeni tarafı kazanmıştı.Ermeni kuvvetleri,yalnız Yukarı Karabağ'ı değil,stratejik Laçin bölgesi dahil,Ermeni nüfusun yaşamadığı yedi Azeri bölgesini de ele geçirmişti.Her iki taraftan da sığınmacılar vardı,ama sığınmacıların büyük çoğunluğunu bu bölgeleri terkeden Azeriler oluşturuyordu.Zafer Karabağ ve Ermenistan halkı tarafından kazanılmıştı.Sözkonusu halk,kemer sıkmış,başka sıkıntıların yanı sıra süregelen ambargoların sonuçlarına katlanmış,oğullarını ve kocalarını kurban vermişti.Hayran olunacak ve gurur duyulacak bir şekilde,bir ülkeyi ayakta tutmuş,Karabağ'ın güvenliğini sağlamıştı.Bazı diaspora gazetelerinde,kerameti kendinden menkul vaizler tarafından ahlak,dürüstlük,fedakarlık açısından alenen ve utanmazca aşağılananlar,işte bu halk,bu anneler ve kızkardeşler,bu memurlar ve yetkililerdir.
Diaspora mali yardımda bulunabilecek konumdaydı,bulunmuştur da.Adını sanını duyurmayan pek çok kişi,çeşitli yollarla daha başka katkılarda da bulunmuştur.
Diaspora mensuplarının çok fazla bahsi geçen katılımına gelince,bu konuda,savaşa katılmak üzere diasporadan ayrılanların sayısının 14 olduğunu belirtmek yeterli olacaktır:Bunların 10 tanesi eski ASALA üyesi,2 tanesi EDF'li,2 tanesi de bağımsızdı.Çarpışanların geri kalanı,Karabağ ve Ermenistan Ermenilerinin oğulları ve kızlarıydı.Diaspora partileriyle bağlantısı olan az sayıdaki kişi için de,Karabağ uğruna çarpışmak,parti üyeliğinden önce geliyordu.Tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'na karşı mücadeleye katılan pek çok kişi için,fedai olmanın,örgütlü devrimci partilere üye olmaktan önce gelmesi ve onun yerini alması gibi.
Savaşın sonucu,diasporada gurur ve memnuniyet yarattı.Ermenilerin savaş meydanında bir zafer kazanığı günlerden bu yana çok uzun zaman geçmişti.Azerbaycan'ın Türkiye'yle yakınlığı,diaspora Ermenilerinin kafasında Azerbaycan'ı Türkiye'nin uzantısı haline getirmişti.Hatta bazıları,yabancıların gözünde mağdur eden taraf olmaktan memnuniyet duymuştu -bu duygu,kendini mağdur görme şeklindeki benlik imgesine bir an için rakip olmuştu,ama uzun vadede geri plana itilip kaybolacaktı.Pek çok diaspora mensubu,Azerbaycan topraklarının işgalini de,geçmişin haklı bir intikamı olarak görüyordu.Bu toprakların geri verilmesinin vatana ihanet anlamına geleceğine inananlar da vardı.
Ermenistan,Karabağ ve diaspora -veya diasporalar- gerek hükümet düzeyinde,gerekse kurumsal ve bireysel düzeyde birbiriyle ilişkiye girecek pek çok fırsata sahip oldu.On yıl boyunca yaşanan yoğun ilişkiler,herkese,ötekine ilişkin idealleştirilmiş imgelerden,gerçekçi olmayan beklentilerin çoğundan kurtulmak için zaman sağladı.
Ermenistan ekonomisine katkıda bulunacak pek çok şeyi olan işadamları,başarılı bir kapitalisti yaratan yargı gücünü ve ticaret becerilerini sınırda bırakıp,Ararat ve Karabağ için kadeh kaldırarak ortaklık ve yatırım kararları verilemeyeceğini öğrendiler.
Diaspora Ermenileri,Ermenistan'ın gerçek insanları,gerçek sorunları bulunan gerçek bir yer olduğunu öğrendiler.Ermenistan ne tarihtir,ne de müze.Romantik görüşlerin ve yanlış varsayımların korunacağı bir yer de değildir;hayalleri besleyecek bir kaynak da sayılamaz.Gerçeklik kadar acımasız bir olgudur bu.
Pek çok diaspora mensubu,gördüklerinden hoşlanmadı.Ermenistan'ın gerçekliklerine tam olarak uyum sağlayamadılar.Ermenistan'da arayıp bulamadıklarını,bugün Karabağ'da bulmaya çalışıyorlar:Katıksız,geleneksel,yiğit ve rahatlatıcı olanları.Ermenistan'a ve Ermenistan siyasetine ilişkin sorular Karabağ için pek sorulmuyor.Karabağ liderlerinin yurtseverliği asla sorgulanmıyor;Ermenistan'daki liderler ise,yalnızca zanlı oldukları kanıtlanana kadar suçlu sayılıyor.
İyi örgütlenmiş olsun ya da olmasın,potansiyelini tam olarak kullansın ya da kullanmasın,bir bütün olarak diaspora,örgütleri ve bireyleri aracılığıyla,Ermenistan'a ve Karabağ'a muazzam katkılarda bulunmuştur.AGBU ve AAA gibi bazı örgütler,Katolik ve Protestan kiliseleri dahil birçok Kilise teşkilatı,bir dizi profesyonel grup ve Ermenilere ait olmayan kurum ve örgütlerdeki konumlarını kullanan pek çok birey bu yardımı sağlamıştır.Bu insanların birçoğu için,bu yardım,daha önce katılmak için hiçbir motivasyonları veya forumları bulunmayan Ermeni dünyasına ilk gerçek katılımlarıydı.
Bazı örgütler,bütçe tahsisatlarını gözden geçirmiş,çalışmalarını yeniden düzenlemiş ve Ermenistan'daki organizayonları için gerçekçi bir rol tanımlamıştır.AGBU,AAA ve Katolik ve Protestan kiliseleri gibi,en başından itibaren bütün bunları gerçekleştirenler,rahatsız edici bölünmeleri ve iç mücadeleleri yaşamaktan kurtulmuştur.Bu kadar bilinçli ve gerçekçi bir şekilde hareket etmeyen siyasi partiler ve başka örgütler ise,ayrılmalar,bölünmeler yaşamış,bitip tükenmek bilmeyen iç mücadeleler içine düşmüş,bu yüzden sorunları daha da ağırlaşmış,Ermenistan ve Karabağ'la ilişkileri yara almıştır.Üç siyasi parti de,bu akıbetten kurtulamamıştır.
Örgütlerin formel politikası ve tutumları ne olursa olsun,diaspora Ermenilerinin çoğunun gözünde,diaspora partileri arasındaki farklılıklar ve aralarındaki -meşru ya da temelsiz- çatışmalar saçma ve anlamsız hale gelmiştir.Kilisede birlik olmaması sözkonusu olduğunda,bu yaklaşım daha belirgindir.
Siyasi partiler,ilgili ülkelerdeki cemaati temsil iddiaları ve lobi faaliyetleri çerçevesinde bağımsız bir Ermenistan'ın rolünü araştırırken,diaspora Ermenilerinin çoğunun içgüdüsel olarak hissettiği şey,"bayrağı BM'de dalgalanan" Ermenistan dedikleri bir ülkeye sahip olmanın sevinciydi."Ermenistan Cumhurbaşkanı","Ermenistan Büyükelçisi" veya "Ermeni Ordusunun Komutanı" gibi sözleri söyleyebilmek ve Ermenilere ait olmayan kaynaklardam duymak,derin bir gurur ve gerçek bir tatmin kaynağıydı,ruhsal açıdan canlanma ve yenilenme sağlamıştı.
Ermeniler,kitle hareketinin başlamasından ve bağımsızlıktan bu yana,çocuklarının artık "Ermenistan neresi?" veya "Kimler Ermeni?" diye sormadıklarını görmüşlerdi.Kimlik savaşı,hiç değilse kısmen kazanılmıştı:Kitle hareketi,bağımsızlık ve savaş,diaspora çocuklarına,parayla elde edilemeyecek,gerçekten de onlarca yıldır elde edilememiş bir şey vermişti.
Ciddi akademisyenler,entelektüeller ve cemaat liderleri şu noktayı kavramışlardı:Ermenistan ve Karabağ,diaspora için bir övünç veya utanç kaynağı olsun diye var değildi,diaspora kendi gündemini oralara taşımamalıydı,yaşananlar birer oyun gibi görülemezdi.Eğer bir oyun varsa,bu,ulusal çıkar ile ideoloji,strateji ile propaganda,iyi olan iyi hissettiren arasındaki farkı bilen güçlü devletler tarafından oynanıyordu.Diaspora partilerinin,olsa olsa bir-iki ülkeyi rahatsız edecek veya başka devletler tarafından manüple edilecek sözlerinin aksine,Ermenistan hükümetinin bir yetkilisinin ağzından çıkan sözler,o ülkenin başka ülkelerle ilişkilerini değiştirebiliyor,önemli sonuçlar doğurabiliyordu.
Diaspora Ermenilerinin birçoğu,Ermenistan'ın kendi kaderine karar verme süreçlerine müdahale etmemenin daha isabetli bir tavır olduğunu kavradı:Diaspora için geçmişte de bugün de önem taşıyan,ama diaspora Ermenilerinin hayatları üzerinde hiçbir gerçek etki yaratmamış olan bir tavır,Ermenistan ve Karabağ halkı üzerinde farklı bir etki yaratabilir.Bu tercihi,dolaysız olarak etkilenen insanlar yapmalıdır.Diaspora,Ermenistan ve Karabağ'ın bütün ihtiyaçlarını karşılayamadığı sürece,diaspora gündemini Ermenistan'a dayatmak bir hatadır.Diasporanın gücünün sınırlı olduğunu görmek için de,bir doktora tezi yazmaya gerek yoktur.Ermenistan veya Karabağ'da herhangi bir iktidarın gündemi -bu iktidar ne renk taşırsa taşısın- Ermenistan ve Karabağ halkı tarafından belirlenecektir.İyi niyetli ve duygusal nutuklarda ne söylenirse söylensin,bu böyledir.Olması gereken de budur.
Diaspora partileri 1990-1991'de Ermenistan'a döndükleri zaman,artık diasporalaşmanın etkisiyle çoktan dönüşüm geçirmişti,ayrıca bu partiler,diasporayı şekillendiren süreçlerin bazılarını belirlemişti.Bu yetmiş yıl içinde,partiler,çevrelerine cemaatler kadar uyum sağlamış,bunun için büyük değişimlere uğramıştı.Üyelerinin,bazı değer ve hedeflere daha "bağlı" kişiler olduğu doğruydu.Bu partiler,Ermenistan'da ve Karabağ'da bir yerleri olduğuna,ideolojilerinin ve programlarının yetmiş yıldır pek ilgilenmedikleri bir halk için anlamlı ve geçerli olduğuna karar verdiler.
Diaspora partilerinin,faaliyet alanlarını Ermenistan'a dek genişletmeleri ve kararları,doğal ya da kaçınılmaz değildi.Diaspora partileri,tarihi misyonlarını tamamladıklarına karar verebilirlerdi.Kendilerinin,diasporanın ulusal ve siyasi özelliklerini kaybetmemesini sağladıklarını;Ermenistan ve Karabağ halkının,gündemlerini belirlemek ve izlemek,liderlerini seçmek için kendi mekanizmalarını oluşturduklarını;kendi partilerini kurduklarını;bağımsız bir Ermenistan yarattıklarını belirtebilirlerdi.Egemen devletin yeniden doğuşu,bu partiler açısından misyonlarını yeniden değerlendirmek için mükemmel bir fırsattı.Ne var ki,diaspora partileri,Ermenistan'da şubeler açmaya karar verdiler.Bu kararları nasıl aldıkları da,kararlarının altındaki neden veya nedenler de aydınlığa kavuşmamıştır.
Biri,karar alma sürecinin bu şekilde karanlıkta kalmasıyla doğrudan ilintili iki konu üzerinde durmaya değer.Diasporadaki Ermeniler siyasi partilerin içindeki müzakerelerin gizli yürütülmesine alışkındı.Osmanlı döneminden kalan bu alışkanlık,Yakındoğu'daki ilk faaliyet merkezlerinde de korunmuştu.Gündemlerin,müzakerelerin,parti içi seçimlerin ve karar alma süreçlerinin gizliliği,bu partiler için Batı ülkelerinde bile norm olarak korunmuştu.1990'dan bu yana,Ermenistan'daki siyasi partiler kongrelerini kamuya açık olarak yapmakta,politika tartışmaları ve parti liderlerinin seçimi halkın gözü önünde gerçekleşmektedir.Yetmiş yıl süren komünist parti yönetiminden sonra,bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşan Ermenistan halkı için,gizlilik,şüphe uyandırıcı ve güven vermeyen bir durumdu,hala da öyledir.
Daha temel bir mesele -hem Ermenistan'ın güvenliği,hayati çıkarları ve bağımsızlığı,hem de diaspora cemaatlerinin durumu açısından temel nitelikte bir mesele- üzerine,yalnızca hipotetik bir şekilde de olsa,değerlendirme yapmak da yerinde olacaktır:Bir diaspora cemaatinin sözcüsü olan bir diaspora partisi Ermenistan'da iktidara gelirse ve o cemaatin yaşadığı ülkenin hayati çıkarları ile Ermenistan'ın hayati çıkarları arasında bir çatışma yaşanırsa,durum ne olacaktır?Bu parti,kendisi ve ulusun farklı kesimleri için ciddi problemler yaratmadan,Ermenistan'ın ve/veya Karabağ'ın hayati çıkarlarını savunma sorumluluğunu nasıl üstlenecektir?
"Birlik ve beraberliğin zorunluluğu"na dayalı basmakalıp cevaplar ciddiye alınamaz.Bu tür cevaplar ancak ideolojik kurgular içinde doyurucu olabilir.İdeolojiler,kolaylık yaratmak,yararsız,hatta zararlı bir uyum sağlamak uğruna gerçeklikleri çarpıtırlar.Ancak Ermenistan'ın ve Karabağ'ın koşullarını anlamayan,cahil olan ve cehaletlerinden gurur duyan kimseler,bu tür cevaplar sunup,bunların ilgili bütün taraflar açısından tatmin edici olduğuna inanabilir.Ayrıca,bu soru hipotetik de değildir.Sözkonusu ikilem 1914'te yaşanmıştı.EDF,Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ve Rusya'daki,birbiriyle savaşa girecek iki ülkedeki Ermeni cemaatlerinin sözcülüğünü yapmış ve onlar adına müzakrelerde bulunmuştu.EDF'nun (veya aynı koşullardaki bir başka partinin) bu işlevi çok iyi yerine getirip getirmediği (veya yerine getirmesinin mümkün olup olmadığı) meşru ve anlamlı sorulardır.
Ermenistan devletinin kurulması,Ermeni diasporası için hem zorlu,hem de coşku verici bir sınav anlamı taşımıştır.Yapısal düzeyde uyum sağlama çabaları asgari ölçülerde kalmıştır.Ayrıca,değerlerin,beklentilerin ve çalışmaların ne ölçüde başarılı olduğunun bir analizi de yapılmamıştır.Diasporanın,geçmişte Ermenistan'ı idealize ettiği gibi,analizden uzak durması da gerekli sayılabilir.Böyle bir tutum,diasporanın işine yarayabilir,ama Ermenistan ve Karabağ için geçerli olamaz,özellikle, -nasıl tanımlanırsa tanımlansın- diaspora,stratejik hesaplarda,dış politika,ekonomik kalkınma ve çatışmalara çözüm arayışları açısından kilit bir unsur sayılıyorsa.
Diasporanın "varlıklı" ve "sekiz milyon kişi" diye tanımlanması,Ermenistan ve Karabağ'da gerçekliklere tekabül etmeyen ve temelsiz bir emniyet hissi uyandıran imgeler yaratmıştır.Yapabileceğinden fazlasını vaat etmek ve vaat ettiklerini yerine getirmemek,tarihin karşısında suçlu düşmek anlamına gelir.Ermenistan ve Karabağ liderlerinin bu canlı,ümitli,ama aynı ölçüde sorunlu diasporadan beklentilerinin dayanaksız olup olmadığını,sonunda zaman gösterecektir.
-------------------------------------------------------------------------------------
*Gerard J. Libaridian:Tarihçi ve uluslararası ilişkiler uzmanı.Ermenistan,Yakındoğu ve Kafkasya üzerine birçok eser kaleme almış,çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir.Şu anda "Bir Çatışmanın Anatomisi:Yukarı Karabağ ve Yeni Dünya Düzeni" adlı bir kitap hazırlamaktadır.Cambridge Üniversitesi Zoryan Enstitüsü'nün kurucularından biridir ve bu kurumda yöneticilik görevinde bulunmuştur (1982-1990)."Armenian Review of Boston (1983-1988) adlı derginin editörlüğünü yapmıştır.1991-1997 arasında Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan'a dış politika ve güvenlik konularında danışmanlık yapmıştır.Yukarı Karabağ görüşmelerinde Ermenistan'ın müzakere heyetinde yer almış,bu konuda devlet politikasının oluşmasında koordinatör olarak hizmet vermiştir.Hazar ve Kafkasya projelerinde East-West Institute'ta (NYC) araştırmacı ve Washington D.C.'de IREX danışmanı olarak görev yapmaktadır.Halen Michigan Üniversitesi (Ann Arbor) Tarih Bölümü'nde konuk profesör olarak bulunmaktadır.(2001)
**Gerard J. Libaridian,Ermenilerin Devletleşme Sınavı:Bağımsızlıktan Bugüne Ermeni Siyasi Düşünüşü,İletişim Yayınları,İstanbul,2001,s.165-201.