Clark bir ABD'li olarak Saddam'ı savunan avukatlardan biri oldu.Saddam'ın idam edilmesinin ikinci yılında konuşan savunma avukatlarından ABD'li William Ramsey Clark,yargılama sürecinin adil olmadığını ve sert geçtiğini açıkladı.Clark,Bush'un Saddam ile ilgili iddialarını dürüst bulmadığını da ifade etti.
Saddam Hussein'in idam edilmesinin ikinci yılında savunma avukatlarından ABD'nin eski Adalet Bakanı,Gandi Barış Ödülü sahibi William Ramsey Clark duruşma ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Clark,Rus Televizyonu'nda (RT) katıldığı bir programda Saddam Hussein'in yargılama sürecinin adil olmadığını belirtti.
Saddam Hussein'in yargılama sürecine dair bazı hatırlatmalarda bulunan Clark,savunma ekibinden üç kişinin öldürüldüğünü,üç kez de farklı gerekçelerle yargıçların değiştirildiğinin altını çizdi.
Yargılama sürecinin sert geçtiğini ve ABD'nin ipleri kopardığını savunan Clark,Saddam ile ilgili iddianamenin de adil olmadığını belirtti.Clark aynı zamanda Bush'un Saddam Hussein'le ilgili değerlendirmelere katılmadığını söyledi.Saddam'ın ABD için bir tehdit olduğu görüşüne katılmadığını belirten Clark,aynı zamanda baba Bush döneminde gerçekleşen Körfez Savaşı'nın Irak'a binlerce asker ve silah ile saldırı anlamına geldiğini vurguladı.
Clark,Bush'un "İslam'a karşı savaş" yerine "teröre karşı savaş" ifadelerini kullanmasını doğru bulmadığını ve bunu eleştirdiğini de ifade etti.Bununla birlikte Clark,İslam'ın saygı duyulması gereken bir din olduğunu da vurguladı.
Clark,Saddam Hussein'in ezici bir güç kullanmaktan korkmayan bir lider olarak tanımlarken,Saddam'ın partisinin kendi oyununu oynadığını ancak Kürtlerin öldürülmesinin esas sorunu oluşturduğunun altını çizdi.
Clark bir ABD'linin Saddam'ı savunmasının iyi bir mesaj verebileceğini ve daha gerçekçi olabileceğini düşündüğü için bu görevi üstlendiğini söyledi ve son olarak ABD'nin savaş politikasının ekonomik kriz gündemi nedeni ile geri planda kalabileceğine işaret etti.
İlk Kez İddia Edilmiyor
Clark,Saddam Hussein'in yargılama sürecinin adil olmadığı şeklindeki değerlendirmeleri ilk kez bu kadar açık bir şekilde dillendirirken,geçtiğimiz Eylül ayında Saddam Hussein davasını ve Irak Yüksek Mahkemesi duruşmalarını inceleyen ABD'li bir grup avukatın ortaya çıkardığı yeni bilgiler,dava sürecinin tam bir hukuksuzlukla yürütüldüğü iddialarını bir kez daha doğrulamıştı.New York Times'ın haberine göre,mahkemeden Saddam için idam kararı çıkmadan birkaç gün önce,Nuri al-Maliki hükümeti,davanın beş yargıcından birini istifaya zorlamıştı.
Hatırlanacağı üzere,Saddam Hussein'in yargılanması süreci iki yıl sürmüş,26 Aralık 2006'da Irak Temyiz Mahkemesi'nin idam kararına yönelik onaması gerçekleşmiş,bir ay içerisinde cezanın infaz edileceği açıklanmıştı.Saddam Hussein,ABD tarafından kurulan işgal yönetiminin oluşturduğu bir mahkemede geçmişteki suçlarından ötürü yargılanmıştı.
Çok sayıda davadan yargılanan Saddam Hussein,5 Kasım tarihinde,Duceyl'de 148 Şii'nin öldürülmesiyle ilgili davada idama mahkum edildi.Karara yönelik itirazı 26 Aralık'ta görüşen mahkeme,26 Aralık tarihinde itirazı reddetti ve idam cezasını onadı.Saddam Hussein 30 Aralık tarihinde idam edildi.
Ancak mahkeme süresi boyunca ve idamın gerçekleşmesinin ardından yargılama sürecine dair birçok iddia öne çıktı.Yargıçların davadan çekilmeye teşvik edilmesi ya da zorlanması,tanıkların ve savunma avukatları için yeterli güvenliğin alınmaması savunma avukatlarını usule ilişkin itirazlarına yanıt verilmemesi,Saddam Hussein'in dava başladıktan sonraki bir yıl boyunca yasal bir temsilciye erişimine izin verilmemesi gibi başlıklar sürecin adil olmadığının somut örnekleri olarak ortaya atıldı.
*http://haber.sol.org.tr/mansetler/mansetsag/8144.html
***
"Saddam,kendisinin yargılanması ve ölüm cezasına çarptırılması esnasında,bizim yaklaşık bir yıl boyunca sürdürdüğümüz şiddet karşıtı politikaya rağmen idam edildi.O vahşi idam,tüm dünyaya seyrettirilerek gerçekleştirildi.Saddam'ın kafasını ve dilini kestiler.Bu sayede 2003'ün şubat ve mart aylarında neler yaşandığına ilişkin gerçeğin ortaya çıkmasını da engellemiş oldular.Saddam'ın sürgüne gönderilmesiyle barışçıl bir çözüm pekala mümkündü.Ancak ABD yönetimi bunu engelledi..."*İtalyan Radikal Partisi Onursal Başkanı Marco Pannella,3 Ocak 2010
29 Aralık 2011 Perşembe
Neden Saddam?..
"Hindistan'da 15 yaşındaki bir kız Saddam Hussein'in idamına tepki olarak kendini astı.Kızın babası Manmohan Karmakar,telefonla AFP'ye yaptığı açıklamada,Moon Moon adındaki kızının Saddam'ın idam görüntülerini izlerken derinden etkilendiğini söyledi.
Babası,'Bir vatanseveri astıklarını söyleyip duruyordu.Saddam'ın infaz sırasında duyduğu acıyı hissetmek istediğini söylediğinde kendisini pek ciddiye almamıştık.İnfaz görüntülerini tekrar tekrar izledi ve idamı protesto için cumartesi ve pazar günü hiçbir şey yemedi' diye anlattı.
Polis,genç kızın kendini tavandaki vantilatöre astığını ve cesedinin çarşamba sabahı bulunduğunu bildirdi."
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5725219&tarih=2007-01-05
***
Saddam Hussein,emperyalizm tarafından hiç durmadan karalandı.Bugüne kadar hakkında her ne öğrendiysek hepsi emperyalistlerin masalları ve kara propagandalarıydı...
Yakalanışı dahi uydurmaydı!..
Amerikalıların getirdiği iddiaların tersine Saddam sözümona bir "çukur"da teslim olmamış "çatışma" sonucu ve "kayıp verilerek" ele geçirilmiştir...
"Irak'ın eski lideri Saddam Hussein'in yakalanması için düzenlenen operasyona katılan eski bir Amerikan deniz piyadesi,'devrik devlet başkanının yakalanmasıyla ilgili kamuoyuna açıklanan hikayenin 'uydurma' olduğunu' söyledi.
Lübnan kökenli eski Deniz Piyade Çavuşu Nedim Abu Rabeh,Suudi Arabistan'ın al-Medine gazetesine yaptığı açıklamada,Saddam Hussein'in aslında Amerikan Kara Kuvvetleri'nin açıkladığı gibi bir gün sonra değil,12 Aralık 2003 Cuma günü yakalandığını belirtti.
'Saddam'ı üç gündür Tikrit yakınlarındaki Dur bölgesinde arayan sekizi Arap kökenli yirmi kişilik bir birlikte görev yapıyordum.Onu,anlatıldığı gibi bir delikte değil,küçük bir köyde mazbut bir evde bulduk' diyen Abu Rabeh,'Saddam Hussein'i sert bir direnişin ardından ele geçirdiklerini,hatta Sudan kökenli bir deniz piyadesinin çatışmada hayatını kaybettiğini' anlattı.
Eski Amerikan askeri,çatışma sırasında Saddam'ın ikinci katta bir pencereden ateş ettiğini,sonra ona Arapça 'Teslim ol...Direnmen yersiz' diye bağırdıklarını kaydetti.
Lübnan'da röportajı veren Abu Rabeh,'daha sonra bir askeri ekibin Saddam'ın bir delikte yakalandığı hikayesini uydurduğunu' söyledi."
*http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=166041
Saddam'ın önceki ve tutsak alındıktan sonraki bütün davranışları da bu "çukur" hikayesinin bir Amerikan palavrası olduğunu ispatlamaktadır.
Saddam'ı katleden Amerikan iradesi sabahın soğuk havasını pekiştiren bir binada kameraların ve nefret dolu bir seyirci kitlesinin önünde hiç abartısız gemi halatı gibi bir iple Saddam'ı idam ederken de bir oyun oynamış bütün bunlar merhum Saddam'ın kendisini kaybedip küçük düşmesi için tezgahlanmıştı!
Ancak Sayın Saddam insanüstü bir iradeyle hepsinin üstesinden gelmiş yüzünün örtülmesine dahi karşı çıkmış ayakları bile titrememiştir...
Ayrıca ABD'nin o dönemki "Savunma" Bakanı Rumsfeld karardan önce Saddam'ı hapishanede ziyaret etmiş ve direniş aleyhine konuşması karşılığında öldürülmeyeceğini beyan etmişse de Saddam gene reddetmiştir!..
Merhum Saddam daima mücadeleyi düşünmüş en olumsuz şartlar altında bile hep buna kafa yormuştur...
"Irak'ta idam edilen eski Devlet Başkanı Saddam Hussein'in 2006'da tutulduğu cezaevinden kaçış için plan tasarladığı bildirildi.
Saddam Hussein'in avukatlarından Halil Duleymi,yayımlanan kitabında,'Saddam Hussein'in kaçış planının,Iraklı direnişçilerin ve korumalardan oluşan özel bir gücün yardımıyla 2006 yazında uygulanmasının planlandığını' yazdı.
Kitapta,bu planın,Saddam Hussein'in tutulduğu Bağdat Havaalanı yakınlarındaki Cropper kampı cezaevi yakınında meydana gelen silahlı bir olay nedeniyle gerçekleşmediği,bu olayın ardından güvenlik önlemlerinin artırıldığı belirtildi.
Kitapta,'kaçış planına göre,Iraklı direnişçilerin,cezaevine saldırı düzenlemeden önce,'yeşil bölge'ye ve havaalanındaki Amerikan askerlerinin karargahına saldırı talimatı alacakları' ifade edildi.
Her şeyi yazarak not ettiğini söyleyen Duleymi,Saddam Hussein'in,'al-Anbar bölgesine gidip en kısa sürede Irak’taki direniş gruplarını biraraya getirerek Bağdat'a saldırı başlatmayı öngördüğünü' belirtti.
*http://www.haberx.com/saddam_cezaevinden_kacma_plani_yapmis(17,n,10278645,593).aspx
Bir husus daha var ki o da enteresan ilk Körfez Savaşı'nda Batı medyası Saddam'ın son teknoloji ürünü sığınaklarda saklandığını iddia ediyordu öyle değil mi?..
"Bir zamanlar Rusya'da üst düzey siyasetin koridorlarında geçen bir yaşamın aktörlerinden ve eski başbakanlarından Yevgeny Primakov'un 'Kapalı Kutu Rusya' adlı hatıralarını okuyunca,Irak konusunda bazı şeyler daha öğrenmiş oluyoruz.
Irak'ın Kuveyt'i işgal ettiği,yakıp yıktığı günlerde Başkanlık Konsey Üyesi sıfatıyla Bağdat'a giden Primakov,dönemin Dışişleri Bakanı Tarık Aziz ile biraraya gelir.
O gece Irak,ABD tarafından bombalanmaya başlanır.Saddam Hussein ile görüşmek için al-Rashid Oteli'nde bekleyen Primakov daha sonra şehir merkezinde bir konağa götürülür.
O gece Saddam'la buluşmasını Primakov şöyle anlatır;'Başlangıçta buranın 'geçit noktası' olacağını,buradan yerin altında bir yere götürüleceğimizi düşündük.Irak yönetimi refakatinde Saddam Hussein'in geldiğini görünce,hayretten dona kaldık...'
Rusya'nın İstihbarat Direktörlüğü'nü yapan Primakov bile Saddam'ı yerin altında ararken Bağdat'ta bir konakta buluyor.Saddam'ın gizli tünellerde saklandığı haberini dünyaya geçen ajanslar ve fısıltı gazetelerinin de kime hizmet ettiği ortaya çıkıyor!"
*Mehmet Soysal
**http://www.tgrthaber.com.tr/section_view.aspx?guid=574f66fc-4cba-49dc-93aa-fa659e591761
Bu açıklamalardan sonra Sayın Saddam'a İran'ın mollalarına karşı vermiş olduğu sekiz yıllık savaştan Anglo-Sakson emperyalizminin çizdiği sınırları ezilen halklar yararına değiştirme yolunda verdiği mücadeleden sosyalizmin Irak ve Ortadoğu gerçeğine olan bağlılığından laik ve modernist dünya görüşünden ve ölüme karşı o cesur tutumundan ötürü sempati duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Saddam Sosyalist Arap Baas Partisi'nin Arap dünyasındaki Michel Aflaq ilericiliğinin Irak'taki temsilcisi olarak İran'da da Kuveyt konusunda da haklıydılar...
İran,Şah döneminde 1975'de Irak'ın o günkü kötü durumundan da istifade ederek Basra Körfezi'nde bulunan Şat'ül Arab'ta büyük ödünler elde etmişti.
İran'ın Kuzistan bölgesi ise Arap çoğunlukludur ve Araplara göre Arap toprağıdır.
Hadi bunları da geçelim İran'lı mollalar ABD'nin Sovyetlere karşı yeşil kuşak projesinin ayağı olarak iktidara gelmişlerdi.
O arada yaşanan elçilik krizi diplomatların rehin alınmaları falansa Carter'ı gönderip Reagan'ı işbaşına getirmek için tezgahlanmış bir oyundan ibaretti ki daha sonra aynı Reagan'ın mollalara silah tedarik ettiğinin anlaşıldığı "Irangate" skandalı da zaten ortaya çıkacaktı.
İran'ın bugünkü duruşu elbette saygıdeğerdir ama geçmişte bunlar yaşanmıştı...
Bunun dışında esasında Kuveyt diye BAE diye Katar diye Bahreyn diye Ürdün diye bir şey yok!Bütün bunlar Anglo-Sakson emperyalizminin bölgeye hediyesidir...
Irak halkı da sözümona "Kuveyt" halkı da aynı ailenin parçasıdırlar.
Merhum Saddam da emperyalistlerin çizdiği haritayı değiştirmek istemiş fakat erken hareket ettikleri içindir ki sonuç alamamışlardır ama bu demek değildir ki verdikleri mücadele haksız hukuksuzdur!..
Arap Birliği uğruna Naser'ın çizdiği yolda ilerleyen Saddam'ın istikbalde de takipçileri olacaktır kuşkusuz...
Yine merhum Saddam ve merhum Gaddafi'nin her ikisi de Doğu Bloğu'nun çöküşünün ardından Balkanlar'da görülen neo-Osmanlıcı emperyalizm ve yayılmacılığa karşı Sırpların yanında yer almışlardır...
Tam bu konuda Sayın Hüsnü Mahalli'nin Yeni Şafak'ta 21 Temmuz 2003 tarihinde yayınlanan ve kendilerini haksız yere kınamış oldukları bir yazısını da dikkatlerinize sunarım...
*http://yenisafak.com.tr/arsiv/2003/temmuz/21/hmahalli.html
"İdeolojim için kendimi feda etmeme olanak tanıyan savcılığa ve mahkemeye şükranlarımı bildiriyor bununla birlikte idam cezasının olmamasına hayıflanıyorum aksi takdirde gururla ve vakarla dostum Saddam Hussein gibi başımı dik tutarak ölebilecektim..."*Vojislav Seselj
Merhum Saddam'ın avukatlarından Giovanni di Stefano da Milosevic'in danışmanıydı...
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=333598
Hususen belirtmek gerekir ki Hagop Hagopian 28 Nisan 1988'de Atina'da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmiş saldırıdan onbir gün sonra 9 Mayıs 1988 Pazartesi günü Hagopian'ın naaşı Sayın Saddam'ın devreye girmesiyle doğum yeri olan Musul'daki Ermeni Kabristanlığı'na defnedilmiştir!..
Bunların yanı sıra laik ve modernist Saddam'ın ilerici rejimine son verip feodaliteye arka çıkan dinci yapıları uykusundan uyandıran Irak'ın geri kanallarını palazlandıran Amerikan işgali olmuş ve bu durum Irak Hristiyanları'nın da huzurunu kaçırmış ve kaçırmaktadır...
Saddam döneminde Irak yönetimine Tariq Aziz gibi önemli bir isim vermiş olan Irak Hristiyanları bugün her türlü gerici saldırının tehdidi altındadırlar!..
Irak'ta bugün Saddam'ın bıraktığı boşluğu Mukteda es-Sadr ile Sistani gibi her biri işbirlikçi ve en vahşi gericiliğin temsilcileri olan dinadamları "dolduruyor"...
Saddam'a duyduğum yakınlığın sebeplerini izah ederken Halepçe'ye de değinmek istiyorum!Halepçe'de kimyasal gaz kullandıkları için kendilerini kınıyorum!..
Fakat nasıl ki birileri ABD'ni veya diğer Batılı unsurları Saddam'a bu kimyasal silahları yapmasına ve kullanmasına olanak verdikleri için mahkum etmiyorlarsa -ki etmiyorlar- ben de merhum Saddam'ı Halepçe'de işledikleri cürümden ötürü kınamakla beraber "mahkum" etmiyorum...
Halepçe'de yaşamını yitiren kadın ve çocuklar için daima duymakta olduğum teessürü de gene bu vesileyle bir kere daha belirtmek istiyorum!..
Yüksek şehadetlerinin beşinci yıldönümünde Saddam Hussein'in aziz hatırasına saygılarımla
***
Salıverin
Salıverin ruhunuzu
Ruh eşim ve ruhumun sevdiği
Sizin gönlünüz ki bana yuva oldu
Sakinleştirici bir meltem gibi
Ruhumu yıkıyorsunuz
Baas partimiz ise çiçeğe durmuş dal
Merhemin yapamadığını yapıyor beyaz gül
Tezgahlıyor planını örüyor ağını
Hatalı olduğu halde düşman
O plan ki küstah ve kof
Sonunda anlaşılacaktır
Hiçbir şeyin yenilemeyeceği
Pasın çeliği kemirdiği
Günahların günahkarı bitirdiği gibi
Zayıf düşmedik asla
Dik durduk güzel ahlakımızla
Mağrur duruşumuz yoldaşıdır ruhumuzun
Yabancıları denizimize yığdı düşman
Onlara hizmet edenin de olacak sonu hüsran
İşte göğsümüzü kurtlara açıyoruz
Ve canavarın önünde titremeden
Başettik en zor meydan okumalara
İnşallah bunların da üstesinden geliriz
Nasıl dayanırlar böyle bir gerginliğe
Halkım sizi yüz üstü bırakmadık
Tüm felaketlerde lider yine partimdir
Ruhumu sizin ve ulusum için feda ediyorum
Zor günlerde kan ucuzdur
Saldırırken ne diz çöker ne de baş eğeriz
Yine de onurlu davranırız düşmanımıza
*Saddam Hussein
"Hindistan'da 15 yaşındaki bir kız Saddam Hussein'in idamına tepki olarak kendini astı.Kızın babası Manmohan Karmakar,telefonla AFP'ye yaptığı açıklamada,Moon Moon adındaki kızının Saddam'ın idam görüntülerini izlerken derinden etkilendiğini söyledi.
Babası,'Bir vatanseveri astıklarını söyleyip duruyordu.Saddam'ın infaz sırasında duyduğu acıyı hissetmek istediğini söylediğinde kendisini pek ciddiye almamıştık.İnfaz görüntülerini tekrar tekrar izledi ve idamı protesto için cumartesi ve pazar günü hiçbir şey yemedi' diye anlattı.
Polis,genç kızın kendini tavandaki vantilatöre astığını ve cesedinin çarşamba sabahı bulunduğunu bildirdi."
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5725219&tarih=2007-01-05
***
Saddam Hussein,emperyalizm tarafından hiç durmadan karalandı.Bugüne kadar hakkında her ne öğrendiysek hepsi emperyalistlerin masalları ve kara propagandalarıydı...
Yakalanışı dahi uydurmaydı!..
Amerikalıların getirdiği iddiaların tersine Saddam sözümona bir "çukur"da teslim olmamış "çatışma" sonucu ve "kayıp verilerek" ele geçirilmiştir...
"Irak'ın eski lideri Saddam Hussein'in yakalanması için düzenlenen operasyona katılan eski bir Amerikan deniz piyadesi,'devrik devlet başkanının yakalanmasıyla ilgili kamuoyuna açıklanan hikayenin 'uydurma' olduğunu' söyledi.
Lübnan kökenli eski Deniz Piyade Çavuşu Nedim Abu Rabeh,Suudi Arabistan'ın al-Medine gazetesine yaptığı açıklamada,Saddam Hussein'in aslında Amerikan Kara Kuvvetleri'nin açıkladığı gibi bir gün sonra değil,12 Aralık 2003 Cuma günü yakalandığını belirtti.
'Saddam'ı üç gündür Tikrit yakınlarındaki Dur bölgesinde arayan sekizi Arap kökenli yirmi kişilik bir birlikte görev yapıyordum.Onu,anlatıldığı gibi bir delikte değil,küçük bir köyde mazbut bir evde bulduk' diyen Abu Rabeh,'Saddam Hussein'i sert bir direnişin ardından ele geçirdiklerini,hatta Sudan kökenli bir deniz piyadesinin çatışmada hayatını kaybettiğini' anlattı.
Eski Amerikan askeri,çatışma sırasında Saddam'ın ikinci katta bir pencereden ateş ettiğini,sonra ona Arapça 'Teslim ol...Direnmen yersiz' diye bağırdıklarını kaydetti.
Lübnan'da röportajı veren Abu Rabeh,'daha sonra bir askeri ekibin Saddam'ın bir delikte yakalandığı hikayesini uydurduğunu' söyledi."
*http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=166041
Saddam'ın önceki ve tutsak alındıktan sonraki bütün davranışları da bu "çukur" hikayesinin bir Amerikan palavrası olduğunu ispatlamaktadır.
Saddam'ı katleden Amerikan iradesi sabahın soğuk havasını pekiştiren bir binada kameraların ve nefret dolu bir seyirci kitlesinin önünde hiç abartısız gemi halatı gibi bir iple Saddam'ı idam ederken de bir oyun oynamış bütün bunlar merhum Saddam'ın kendisini kaybedip küçük düşmesi için tezgahlanmıştı!
Ancak Sayın Saddam insanüstü bir iradeyle hepsinin üstesinden gelmiş yüzünün örtülmesine dahi karşı çıkmış ayakları bile titrememiştir...
Ayrıca ABD'nin o dönemki "Savunma" Bakanı Rumsfeld karardan önce Saddam'ı hapishanede ziyaret etmiş ve direniş aleyhine konuşması karşılığında öldürülmeyeceğini beyan etmişse de Saddam gene reddetmiştir!..
Merhum Saddam daima mücadeleyi düşünmüş en olumsuz şartlar altında bile hep buna kafa yormuştur...
"Irak'ta idam edilen eski Devlet Başkanı Saddam Hussein'in 2006'da tutulduğu cezaevinden kaçış için plan tasarladığı bildirildi.
Saddam Hussein'in avukatlarından Halil Duleymi,yayımlanan kitabında,'Saddam Hussein'in kaçış planının,Iraklı direnişçilerin ve korumalardan oluşan özel bir gücün yardımıyla 2006 yazında uygulanmasının planlandığını' yazdı.
Kitapta,bu planın,Saddam Hussein'in tutulduğu Bağdat Havaalanı yakınlarındaki Cropper kampı cezaevi yakınında meydana gelen silahlı bir olay nedeniyle gerçekleşmediği,bu olayın ardından güvenlik önlemlerinin artırıldığı belirtildi.
Kitapta,'kaçış planına göre,Iraklı direnişçilerin,cezaevine saldırı düzenlemeden önce,'yeşil bölge'ye ve havaalanındaki Amerikan askerlerinin karargahına saldırı talimatı alacakları' ifade edildi.
Her şeyi yazarak not ettiğini söyleyen Duleymi,Saddam Hussein'in,'al-Anbar bölgesine gidip en kısa sürede Irak’taki direniş gruplarını biraraya getirerek Bağdat'a saldırı başlatmayı öngördüğünü' belirtti.
*http://www.haberx.com/saddam_cezaevinden_kacma_plani_yapmis(17,n,10278645,593).aspx
Bir husus daha var ki o da enteresan ilk Körfez Savaşı'nda Batı medyası Saddam'ın son teknoloji ürünü sığınaklarda saklandığını iddia ediyordu öyle değil mi?..
"Bir zamanlar Rusya'da üst düzey siyasetin koridorlarında geçen bir yaşamın aktörlerinden ve eski başbakanlarından Yevgeny Primakov'un 'Kapalı Kutu Rusya' adlı hatıralarını okuyunca,Irak konusunda bazı şeyler daha öğrenmiş oluyoruz.
Irak'ın Kuveyt'i işgal ettiği,yakıp yıktığı günlerde Başkanlık Konsey Üyesi sıfatıyla Bağdat'a giden Primakov,dönemin Dışişleri Bakanı Tarık Aziz ile biraraya gelir.
O gece Irak,ABD tarafından bombalanmaya başlanır.Saddam Hussein ile görüşmek için al-Rashid Oteli'nde bekleyen Primakov daha sonra şehir merkezinde bir konağa götürülür.
O gece Saddam'la buluşmasını Primakov şöyle anlatır;'Başlangıçta buranın 'geçit noktası' olacağını,buradan yerin altında bir yere götürüleceğimizi düşündük.Irak yönetimi refakatinde Saddam Hussein'in geldiğini görünce,hayretten dona kaldık...'
Rusya'nın İstihbarat Direktörlüğü'nü yapan Primakov bile Saddam'ı yerin altında ararken Bağdat'ta bir konakta buluyor.Saddam'ın gizli tünellerde saklandığı haberini dünyaya geçen ajanslar ve fısıltı gazetelerinin de kime hizmet ettiği ortaya çıkıyor!"
*Mehmet Soysal
**http://www.tgrthaber.com.tr/section_view.aspx?guid=574f66fc-4cba-49dc-93aa-fa659e591761
Bu açıklamalardan sonra Sayın Saddam'a İran'ın mollalarına karşı vermiş olduğu sekiz yıllık savaştan Anglo-Sakson emperyalizminin çizdiği sınırları ezilen halklar yararına değiştirme yolunda verdiği mücadeleden sosyalizmin Irak ve Ortadoğu gerçeğine olan bağlılığından laik ve modernist dünya görüşünden ve ölüme karşı o cesur tutumundan ötürü sempati duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Saddam Sosyalist Arap Baas Partisi'nin Arap dünyasındaki Michel Aflaq ilericiliğinin Irak'taki temsilcisi olarak İran'da da Kuveyt konusunda da haklıydılar...
İran,Şah döneminde 1975'de Irak'ın o günkü kötü durumundan da istifade ederek Basra Körfezi'nde bulunan Şat'ül Arab'ta büyük ödünler elde etmişti.
İran'ın Kuzistan bölgesi ise Arap çoğunlukludur ve Araplara göre Arap toprağıdır.
Hadi bunları da geçelim İran'lı mollalar ABD'nin Sovyetlere karşı yeşil kuşak projesinin ayağı olarak iktidara gelmişlerdi.
O arada yaşanan elçilik krizi diplomatların rehin alınmaları falansa Carter'ı gönderip Reagan'ı işbaşına getirmek için tezgahlanmış bir oyundan ibaretti ki daha sonra aynı Reagan'ın mollalara silah tedarik ettiğinin anlaşıldığı "Irangate" skandalı da zaten ortaya çıkacaktı.
İran'ın bugünkü duruşu elbette saygıdeğerdir ama geçmişte bunlar yaşanmıştı...
Bunun dışında esasında Kuveyt diye BAE diye Katar diye Bahreyn diye Ürdün diye bir şey yok!Bütün bunlar Anglo-Sakson emperyalizminin bölgeye hediyesidir...
Irak halkı da sözümona "Kuveyt" halkı da aynı ailenin parçasıdırlar.
Merhum Saddam da emperyalistlerin çizdiği haritayı değiştirmek istemiş fakat erken hareket ettikleri içindir ki sonuç alamamışlardır ama bu demek değildir ki verdikleri mücadele haksız hukuksuzdur!..
Arap Birliği uğruna Naser'ın çizdiği yolda ilerleyen Saddam'ın istikbalde de takipçileri olacaktır kuşkusuz...
Yine merhum Saddam ve merhum Gaddafi'nin her ikisi de Doğu Bloğu'nun çöküşünün ardından Balkanlar'da görülen neo-Osmanlıcı emperyalizm ve yayılmacılığa karşı Sırpların yanında yer almışlardır...
Tam bu konuda Sayın Hüsnü Mahalli'nin Yeni Şafak'ta 21 Temmuz 2003 tarihinde yayınlanan ve kendilerini haksız yere kınamış oldukları bir yazısını da dikkatlerinize sunarım...
*http://yenisafak.com.tr/arsiv/2003/temmuz/21/hmahalli.html
"İdeolojim için kendimi feda etmeme olanak tanıyan savcılığa ve mahkemeye şükranlarımı bildiriyor bununla birlikte idam cezasının olmamasına hayıflanıyorum aksi takdirde gururla ve vakarla dostum Saddam Hussein gibi başımı dik tutarak ölebilecektim..."*Vojislav Seselj
Merhum Saddam'ın avukatlarından Giovanni di Stefano da Milosevic'in danışmanıydı...
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=333598
Hususen belirtmek gerekir ki Hagop Hagopian 28 Nisan 1988'de Atina'da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmiş saldırıdan onbir gün sonra 9 Mayıs 1988 Pazartesi günü Hagopian'ın naaşı Sayın Saddam'ın devreye girmesiyle doğum yeri olan Musul'daki Ermeni Kabristanlığı'na defnedilmiştir!..
Bunların yanı sıra laik ve modernist Saddam'ın ilerici rejimine son verip feodaliteye arka çıkan dinci yapıları uykusundan uyandıran Irak'ın geri kanallarını palazlandıran Amerikan işgali olmuş ve bu durum Irak Hristiyanları'nın da huzurunu kaçırmış ve kaçırmaktadır...
Saddam döneminde Irak yönetimine Tariq Aziz gibi önemli bir isim vermiş olan Irak Hristiyanları bugün her türlü gerici saldırının tehdidi altındadırlar!..
Irak'ta bugün Saddam'ın bıraktığı boşluğu Mukteda es-Sadr ile Sistani gibi her biri işbirlikçi ve en vahşi gericiliğin temsilcileri olan dinadamları "dolduruyor"...
Saddam'a duyduğum yakınlığın sebeplerini izah ederken Halepçe'ye de değinmek istiyorum!Halepçe'de kimyasal gaz kullandıkları için kendilerini kınıyorum!..
Fakat nasıl ki birileri ABD'ni veya diğer Batılı unsurları Saddam'a bu kimyasal silahları yapmasına ve kullanmasına olanak verdikleri için mahkum etmiyorlarsa -ki etmiyorlar- ben de merhum Saddam'ı Halepçe'de işledikleri cürümden ötürü kınamakla beraber "mahkum" etmiyorum...
Halepçe'de yaşamını yitiren kadın ve çocuklar için daima duymakta olduğum teessürü de gene bu vesileyle bir kere daha belirtmek istiyorum!..
Yüksek şehadetlerinin beşinci yıldönümünde Saddam Hussein'in aziz hatırasına saygılarımla
***
Salıverin
Salıverin ruhunuzu
Ruh eşim ve ruhumun sevdiği
Sizin gönlünüz ki bana yuva oldu
Sakinleştirici bir meltem gibi
Ruhumu yıkıyorsunuz
Baas partimiz ise çiçeğe durmuş dal
Merhemin yapamadığını yapıyor beyaz gül
Tezgahlıyor planını örüyor ağını
Hatalı olduğu halde düşman
O plan ki küstah ve kof
Sonunda anlaşılacaktır
Hiçbir şeyin yenilemeyeceği
Pasın çeliği kemirdiği
Günahların günahkarı bitirdiği gibi
Zayıf düşmedik asla
Dik durduk güzel ahlakımızla
Mağrur duruşumuz yoldaşıdır ruhumuzun
Yabancıları denizimize yığdı düşman
Onlara hizmet edenin de olacak sonu hüsran
İşte göğsümüzü kurtlara açıyoruz
Ve canavarın önünde titremeden
Başettik en zor meydan okumalara
İnşallah bunların da üstesinden geliriz
Nasıl dayanırlar böyle bir gerginliğe
Halkım sizi yüz üstü bırakmadık
Tüm felaketlerde lider yine partimdir
Ruhumu sizin ve ulusum için feda ediyorum
Zor günlerde kan ucuzdur
Saldırırken ne diz çöker ne de baş eğeriz
Yine de onurlu davranırız düşmanımıza
*Saddam Hussein
27 Aralık 2011 Salı
Nisan 1915’te Van’da Neler Oldu?/Ayşe Hür*
Neredeyse herkes,Fransa Parlamentosu'nun aldığı 'soykırım' kararının,1915-1917'de neler olduğunu konuşmayı engellediğini düşünüyor.Sanki 95 yıldır bu konuda konuşmuşuz gibi.Hadi o kadar uzağa gitmeyeyim,sanki 24 Nisan 2011'den beri bu konuda konuşmuşuz gibi.Sanki ifade özgürlüğü konusunda Fransızlara ders vermeye yüzümüz varmış gibi.Karardan sonra neredeyse herkes "bu tür konuların parlamentoların değil tarihçilerin alanına girdiğini" söyledi.Ama sonunda neredeyse herkes "1915-1917'de yaşananların soykırım olmadığında,asıl Fransa'nın Cezayir'de yaptıklarının soykırım olduğunda" birleşti."Bu telaşın nedeni ne?" demeyeceğim."Nereden biliyorsunuz,tarihçi misiniz?" demeyeceğim."Hani bu konuları tarihçilere bırakacaktık?" demeyeceğim,"Fransa'nın Cezayir'de soykırım yapması,Ermenilere yapılanların soykırım olmadığını göstermez" demeyeceğim.Sadece bir tarihçi olarak bildiklerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Resmi tarihe göre,Ermenileri tehcir kararı,1915 yılının mart ayında Zeytun'da (bugün Maraş'a bağlı Zeytun'da) ve nisan ayında Van'da Ermenilerin isyan ettiği haberlerinin İstanbul'a ulaşması üzerine alınmış ve 23/24 Nisan 1915 gecesi İstanbul'da son derece geniş tutuklamalar yapılmış ve ilk sürgün kafileleri Ayaş ve Çankırı'ya doğru yola çıkmıştı.Zeytun konusunu 11 Nisan 2011 tarihli "Zeytun neden isyankardı?" yazımda;İstanbul sürgünlerini,23 Nisan 2011 tarihli "24 Nisan 1915'te aslında ne oldu?" başlıklı yazımda anlatmıştım.Bu hafta "Van İsyanı" konusuna açıklık getirmeye çalışacağım.
Yakın tarihte art ardına gelen üç depremle adeta yok olmanın eşiğine gelen Van,kadim bir Ermeni yerleşimiydi.Ermenilerin Urartu Krallığı'na bağlı Van'a M.Ö. 612-585 yılları arasında geldiği sanılıyor.M.Ö. 401 yılında Van civarından geçen Yunan yazarı Ksenophon,Anabasis (On Binlerin Dönüşü) adlı eserinde o yıllarda Pers egemenliğindeki Ermenileri,tarım ve hayvancılıkla uğraşan,müreffeh ve barışçı bir toplum olarak tanımlamıştı.M.Ö. 331'de Van civarını kontrolü altına alan Makedonya Kralı Büyük İskender,Ermenileri bir satraplık altında topladı.Ardından şehir Sasaniler,Romalılar,Bizanslılar,Selçuklular ve Osmanlıların egemenliğine girdi ama her zaman önemli bir Ermeni yerleşimi oldu.
Milliyetçilik İdeolojisi
1871 Erzurum Salnamesi'ne göre,Van ve civarındaki 156 kazanın erkek nüfusu (o yıllarda sadece hane reisleri sayılırdı) 25.725 kişi idi.Bunun sadece 6.863'ü (yüzde 27) Müslüman'dı,gerisi (yüzde 73) ağırlıklı olarak Gregoryan Ermeni'ydi.O yıllarda da şehrin ekonomik hayatını Ermeniler kontrol ediyorlardı ama idari açıdan Türkler ve Kürtler daha öndeydi.Ermeni toplumunun durumu görece iyiydi ama imparatorluğun genel durumu iyi değildi.Ağır ve adaletsiz vergiler,hantal ve zorba devlet,başta gayrımüslimler olmak üzere çeşitli kesimlerin siyasal temsil sorunları,tebaadan vatandaşa geçemeyen bir hukuk sistemi,her yerde olduğu gibi Van'da da hoşnutsuzluğu arttırmıştı.Yani 1789 Fransız İhtilali'nden beri dalga dalga dünyanın her yanına yayılan milliyetçilik ideolojisi için uygun bir ortam vardı.İleride İstanbul'da Ermeni Patriği olacak Mıgırdıç Hırimyan'ın 1858 yılında,Van'daki Varak Manastırı'nda görevli iken çıkardığı Van Kartalı ile 1863 yılında da Surp Garabed Manastırı'nda görevli iken çıkardığı Muş Kartalı adlı gazeteler Ermeni uyanışını hızlandırdı.Ardından Van'da 1872'de Miutyun i Pırgutyun (Kurtuluş Birliği),1878'de Sev KhaçGazmagerbutyun (Kara Haç Teşkilatı) kuruldu.1880'de açılan Yeremyan Okulu milliyetçi fikirleri daha da kökleştirdi.
Armenakan'ın Kuruluşu
1885'te ilk Ermeni partisi diye bilinen Armenakan,Van'da kuruldu.Armenakan örneğini izleyerek 1887'de Cenevre'de kurulan Devrimci Hınçak (Çan) Partisi ile 1890'da Tiflis'te kurulan Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) da Van civarında güçlü örgütlere sahip oldular.Ermeni milliyetçi örgütleri,II. Abdülhamid'in kurduğu Hamidiye Alayları'nda örgütlenen Kürtler ve Türklerin egemen olduğu merkezî güçlerin değişik oranlarda katkısıyla 1896'da Van kana bulandı.Yabancı misyon şeflerinin raporlarına göre şehir merkezinde 500 kadar Ermeni ile 250 kadar Müslüman ölürken,kırsal alanlarda Ermeni ölümleri 10 bine ulaşmıştı.Aynı yıl Hınçak komitacıları Van'daki katliamlardan sorumlu tuttukları Kürt lideri Şakir'e başarısız bir suikast girişiminde bulundular.Kürtlerin buna tepkisi sert oldu.18-21 Haziran 1896 günlerinde şehrin Ermeni erkekleri üç bölüğe ayrıldılar ve sınıra doğru yürüyüşe geçirildiler.Yürüyüş kolları Hamidiye Alayları tarafından katledildi.
Bütün bu olayların sonucu Ermeni-Türk,Ermeni-Kürt ilişkileri onulmaz şekilde zedelenirken,bölgedeki Ermeni toplumu yıkıma uğradı.Örneğin Van merkezi itibariyle,1871'de 25.725 olan erkek nüfus,1900'de 35.131'e çıktığı halde,1871'de yüzde 27'ye tekabül eden Müslüman nüfus,yüzde 42'ye çıkmış,yüzde 73 olan gayrımüslim nüfus yüzde 58'e düşmüştü.
1908'de İttihatçı-Taşnak ittifakı II. Abdülhamid'e Meşrutiyet'i ikinci kez ilan ettirdiğinde,Van'da da büyük sevinç yaşanmıştı.Otuz yıl aradan sonra açılan Meclis-i Mebusan'a,Taşnaksütyun'un Van şubesinden Onnik Dersakian Vramian da gitmişti.Bu yıllarda Van'ın enerjik ve liberal valisi Tahsin Bey,hem Hristiyanlar,hem de Müslümanlar tarafından kabul görüyordu.Şehrin belediye başkanlığına ise manifaturacı Bedros Kapamacıyan seçilmişti.Kapamacıyan 1912'de iki Taşnak militanı tarafından öldürülecekti.Çünkü o yıllarda Ermeni örgütlerinin arası hiç de iyi değildi.
Cevdet Bey'in Valiliği
Birinci Dünya Savaşı'nın patlak verdiği 1914 yılı yazında durum radikal biçimde değişti.1878 Berlin Antlaşması'nın 61. maddesinde tanımlanan Ermeni Islahatı kapsamında,bölgeye gönderilen Norveçli Binbaşı Hoff ağustos ayında Van'a geldiğinde Ermeni ahali tarafından "Mesih gibi" karşılanırken,Tahsin Bey çok soğuk davranmıştı.Çünkü İttihatçı paşalar o günlerde Rusya-Britanya bloğuna karşı Almanlarla ittifak halinde savaşa girmeye karar vermişlerdi.Hal böyle iken,Ermenilere verdikleri sözleri tutmaya hiç gerek yoktu.Bu sertleşmenin bir sonucu olarak,1914 yılının ekim ayında uzlaşmacı Tahsin Bey'in yerine Enver Paşa'nın bacanağı tecrübesiz ve gaddar Cevdet Bey vali olarak atandı.
Ardından Sarıkamış faciası geldi.Bilindiği gibi Enver Paşa yenilginin faturasını,cephe gerisinde sabotajlar yapan Ermeni komitacılarına kesmişti.Van civarındaki yerleşimlerde birbiri ardına asayiş sorunları patlak verdi.Kürt çetelerden kaçan Ermeni köylüleri Van'ı doldurdu.Cevdet Bey'in uzlaşma bahanesiyle çağırdığı Taşnak lideri İşkhan Bey'i 16/17 Nisan 1915 gecesi,Hirç Köyü civarında tuzağa düşürerek öldürtmesi,bununla da yetinmeyerek iki çocuğunu da diri diri kuyuya attırması gerginliği daha da arttırdı.Cevdet Bey bununla da yetinmedi,emrindeki Kasap Taburu'na isyancı köyleri yerle bir etme talimatı verdi.Bütün bunlar Van'ı patlamaya hazır bir barut fıçısına döndürmüştü.20 Nisan 1915 günü bir Osmanlı askerinin bir Ermeni kadınına şiddet göstermesi,buna şahit olan Ermeni gençlerinin de askerlere ateş açmasıyla barut fıçısı alev aldı.Şehirde çatışmalar yaşanırken,24 Nisan'da İstanbul'daki Ermeni toplumunun önde gelenlerinin Ayaş ve Çankırı'ya doğru sürülmesine başlandı.Van ve civar illerdeki Ermenilerin sürülmesine ilişkin eldeki ilk telgraf 9 Mayıs 1915 tarihinde "bizzat hallolunacaktır" notuyla,Van ve Bitlis valilerine çekildi.
Rusların Van'ı İşgali
Rus birlikleri Ermenilerin kontrolündeki Van'a 18 Mayıs 1915 günü girdiler.Ruslar Aram Manukyan'ı Van Valisi olarak atadılar.(Manukyan 1918'de kısa ömürlü Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti'nin ilk İçişleri Bakanı olacaktı.)Ardından katledilme sırası Müslüman ahaliye geldi.Frieda Spörri adlı bir misyoner şöyle anlatıyordu durumu:"Şehirde Türk evlerinin yağmalanmasına başlanmıştı ve bu biz misyonerlere acı veriyordu.Babamız,istasyonumuzdaki insanları bu haksızlıktan uzak tutmak için elinden geleni yapıyordu."Spörri'ye göre,Ermeniler Türklere "ne Cenevre Konvansiyonu'na,ne de İsa'nın öğretisine göre" davranıyorlardı.Rusların kurduğu,Antranik'in komutasındaki Ermeni gönüllü birliği ile Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda Erzurum temsilcisi olan Armen Garo namlı Karekin Pastırmacıyan'ın örgütlediği bir diğer Ermeni gönüllü birliği ise bölgedeki Müslüman köylerini ve kendilerini desteklemeyen Ermeni köylerini yağmalıyor,katliamlar yapıyorlardı.Bu arada not edelim:Karekin Pastırmacıyan'ın kardeşi Vahan Pastırmacıyan,Aralık 1914'te Sarıkamış'taki Osmanlı ordusunda Binbaşı Ziya (Yergök) Bey'in komutasında Ruslara karşı savaşmıştı.
Karar Daha Önce Alınmıştı
Resmi tarihin tehcir kararını haklı çıkarmak için ileri sürdüğü "Van İsyanı" işte böyle bir arka plana sahipti.Ancak bugün biliyoruz ki,"Van İsyanı"ndan çok önce Ermenileri sürme kararı alınmıştı.Örneğin İsviçreli hastabakıcı Alma Johansson Muş'ta Kasım 1914'te bile bu tür söylentilerin dolaştığını aktarmıştı.Bir başka hastabakıcı Danimarkalı Marcher,Harput Valisi Erzincanlı Sabit Bey'in Erzurum'daki Alman Konsolosu Scheubner-Richter'e "Türkiye'deki Ermeni milletinin yok edilmesi gerektiğini ve edileceğini söylediğini" ileri sürmüştü.Urfa'daki İsviçre hastanesinin müdürü Jakop Künzler,1915 yılının ocak ayında İran'a yaptığı yolculuk sırasında tanıştığı Nafiz Bey adlı bir subayın kendisine "Ermenilerle birlikte hareket etmek imkansızdır.Savaş Türkiye'ye bunları,ya imha ederek ya da kovarak defetme imkanı verecektir" dediğini aktarmıştı.Başkatipzade Ragıp Bey,anılarında,14 Nisan 1915'te Erzurum'a geldiğini ve 26 Nisan'da Erzurum'dan ayrıldığını belirttikten sonra,"Ermenilerin tehciri münasebetiyle,civarda bulunan biçare Ermeni kız ve kadınların perişan,sefil,rezil,hali perişanları kalplerimizi dağdar etmişti" diye yazmıştı.Alman Konsolosluk raporlarında,Erzurum'un civar köylerinin boşaltılmaları işlemine mayıs başı başlandığı ve 15 Mayıs'a kadar tüm köylerin boşaltıldığı bildiriliyordu.
Kati Suretle Halledilsin!
Sürgünlerin katliama dönüşmesi üzerine,Rusya,Fransa ve İngiltere hükümetleri,24 Mayıs 1915'te ortak bir bildiri yayımlayarak katliamlardan Osmanlı hükümetini sorumlu tutacaklarını açıkladılar.Bunun üzerine Enver Paşa,sürgünlere meşruiyet kazandırmak için bir formül buldu.Dahiliye Nezareti'nin 26 Mayıs 1915 tarihinde Sadrazamlık makamına gönderdiği resmi yazıda Ermenilere yönelik sürgün eyleminin,Ermeni meselesinin "esaslı bir suretde hal ve faslı ile külliyen izalesi" (esaslı bir şekilde sona erdirilmesi ve tamamen yok edilmesi) için gündeme getirildiği açıkça yazılıydı.
Tezkere günümüz Türkçesiyle şöyle devam ediyordu:"Savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan Ermenilerin bir kısmı ordunun harekatını zorlaştırır davranışlarda bulunmakta,halka saldırmakta ve isyancılara yataklık etmektedirler.Bu yüzden,Van,Bitlis,Erzurum vilayetleriyle,Adana,Mersin,Osmaniye ve Kozan kazaları,Maraş'ın merkezi dışında Maraş mutasarrıflığında,Halep vilayetinde,İskenderun,Antakya kazalarında oturan Ermenilerin yerleri değiştirilecektir.Bunlar,Musul ve Zor mutasarrıflıklarının Van vilayetiyle bitişik kuzey kısımlarına,Halep vilayetinin doğu ve güneydoğusuna ve Suriye vilayetinin doğusuna nakledileceklerdir."
Geçici Tehcir Kanunu
Yaygın olarak "Tehcir Kanunu" olarak bilinen;resmi adıyla "Savaş Zamanında Hükümet Uygulamalarına Karşı Gelenler İçin Asker Tarafından Uygulanacak Önlemler Hakkında Geçici Kanun" bu tezkereden bir gün sonra 27 Mayıs 1915'te Meclis-i Vükela'da (Bakanlar Kurulu) kabul edildi.Altında Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Sadrazam Said Halim Paşa'nın imzaları olan ve Sultan V. Mehmed Reşad tarafından tasdik edilen dört maddelik geçici kanunun içeriği şöyleydi:
"1-Savaş sırasında ordu,kolordu ve tümen komutanları ve bunların müstakil mevki kumandanları,ahali tarafından herhangi bir suretle hükümetin emirlerine,yurt savunmasına,asayişin korunmasına ilişkin işlere ve düzenlemelere muhalefet,silahla saldırı ve direnme görürlerse bunu önlemeye mezun ve mecburdurlar.
2-Ordu,müstakil kolordu ve tümen kumandanları askerlik icaplarından dolayı veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köyler ve kasabalar halkını tek tek veya toplu olarak diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.
3-İşbu kanun yayınlandığı tarihten itibaren geçerlidir.
4-İşbu kanun hükümleri yürürlüğe Başkumandanlık Vekili ve Harbiye Nazırı memurdur."
Dikkat edileceği gibi tezkirede "savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan bir kısım Ermeni"den şikayet ediliyordu.Kanunda ise herhangi bir etnik kimlik (Ermeni,Rum,vb.) zikredilmiyordu.Ermeni adı kanunla birlikte çıkarılan talimatnamelerde,şifreli telgraflarda geçiyordu.Mütareke döneminin ilk hükümeti olarak kurulan Ahmet İzzet Paşa kabinesinde Şuray-ı Devlet Başkanı olarak görev yapan Reşit Akif Paşa ve Üçüncü Ordu Kumandanı Vehip Paşa,1918 yılında İTC Merkez Komitesi'nin bu karara paralel olarak bir de "kırım kararı" aldığını,bu iş için de Teşkilat-ı Mahsusa lideri Dr. Bahaeddin Şakir'i görevlendirdiğini söyleyeceklerdir.)
Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze gönderdiği 17 Haziran 1915 tarihli rapora "Ermeni tehcirinin sadece askeri nedenlerle yapılmadığı çok açık" diye yazmıştı.Talat Paşa Wangenheim'a "Dünya Savaşı'nı bahane ederek,dış ülkelerin diplomatik müdahalelerine aldırmaksızın,ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek" istediğini ve bunun "Türkiye'nin müttefiki Almanya'nın da çıkarlarına" olduğunu söylemişti.Talat'a göre "devlet böylece güçlenecekti."
"Ermeni Meselesi Hallolunmuştur!"
Almanya'nın İstanbul Başkonsolosu Mordtmann,30 Haziran 1915 tarihli raporunda,İttihatçı liderlerden İsmail Canpolat'ın kendisine bir Anadolu haritası üzerinde Ermenilerin sürülmesi işinin Anadolu'ya yayılacağını söylediği yazdıktan sonra,Talat'ın kendisine "sözkonusu olan (...) Ermenilerin imha edilmesidir" dediğini aktarmıştı.Amerikan Büyükelçisi Morgenthau,9 Temmuz 1915 günü hatıratına şu notu düştü:"Talat bana,meseleyi [tehciri] son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi.Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde,kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi.Başka bir deyişle umurunda bile değildi."
Ülkenin dört bir yanından gelen ölüm haberleri üzerine Almanlar kendisine baskı yapınca,Talat Paşa 31 Ağustos 1915 tarihinde elinde bölgelere yolladığı bazı telgrafların çevirileri olduğu halde doğrudan Alman Büyükelçiliği'ne gitmişti.Burada Ermenilere karşı alınan önlemlerin durdurulduğunu tekrar açıklayan Talat Paşa çok bilinen sözünü söyledi:"La question arménienne n’existe plus!" (Ermeni meselesi artık mevcut değildir.)
Sessizce Boyun Eğdiler
Bu söze rağmen tehcir ancak Kasım 1917'de sona erdi.Resmi tarihin "isyancı","çeteci","asi" diye tarif ettiği Ermeniler nedense 17 ay süren tehcir boyunca Muş,Urfa'daki toplama merkezlerinde yaşanan olayın dışında,hiç direnmediler.Ezici çoğunluk korkunç kaderlerine sessizce boyun eğdi.
Yakın tarihe kadar kaç Ermeni'nin tehcir edildiğini de bilmiyorduk.Sayılar 2,5 milyon (Ermeni Patrikhanesi'ne göre) ile 413.067 (ATASE'ye göre) arasında değişiyordu.Murat Bardakçı'nın 2008 yılında yayımladığı Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrukesi adlı kitapta 924.158 Ermeni'nin tehcir edildiği yazılıydı.
Taner Akçam,Talat Paşa'nın defterinde 18 vilayet ve kasabanın adının olduğunu,buna karşılık Ermenilerinin sürgün edildiğini başka kaynaklardan bildiğimiz İstanbul,Edirne,Aydın,Kastamonu,Suriye,Antalya,Biga,Eskişehir,İçel,Kütahya,Menteşe,Çatalca ve Urfa gibi merkezlerin adının olmadığını söylüyor.Bu merkezlerden sürülenleri de ekleyince bir milyondan fazla kişinin tehcir edildiği anlaşılıyor.Nitekim Talat Paşa'nın defterindeki listenin altındaki notta,sayıların yüzde 30 artırılması gerektiği yazılı.Böylece en az 1,2 milyon Ermeni'nin tehcir edildiği ortaya çıkıyor.
Sayı Pazarlığı
Tehcirde ölen ya da öldürülen Ermenilerin sayısıyla ilgili resmi ve yarı-resmi rakamlar da çok farklı.Örneğin Ermeni kaynakları 1,5 ila 2,5 milyon Ermeni'nin öldüğünü iddia ederken,1918'de savaş suçlarını soruşturmak üzere kurulan Mustafa Arif (Deymer) başkanlığında kurulan Osmanlı Dahiliye Nezareti Komisyonu'nun raporuna göre Birinci Cihan Harbi'nde ölen Ermeni sayısı 800.000'di.1928'de Genelkurmay Başkanlığı'nın bir belgesinde "Anadolu,bu maada,Vilayat-ı Şarkiye Müslümanlarından savaş işlemleri yüzünden veya mülteci olarak 500.000'ini kaybetmiştir.800.000 Ermeni ve 200.000 Rum da katl ve tehcir yüzünden veya amele taburlarında ölmüştür" deniyordu.1983 yılında 'Resmi tarihçi' Kamuran Gürün "Binaenaleyh hangi hesabı yaparsak yapalım Türkiye Ermenilerinin Birinci Cihan Harbi içinde her türlü sebepten zayiat (harp halinde bir toplum olduğu için bu tabiri kullanıyoruz) miktarı 300 bini geçmez," diyerek ciddi bir iskonto yapmış ama ortada büyük bir katliam olduğunu inkar edememişti.
Artık Gürün'ü bile mumla arıyoruz.Çünkü sabık TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu önce "Ancak bu kayıp,hiçbir zaman 1,5 milyon Ermeni'nin ölümüyle neticelenmediği gibi yüz binlere de varmamıştır" demiş,bir süre sonra "Tabii ki yukarıda belirttiğimiz gibi,nakil sırasında,Ermeni çetelerinin katliamına uğrayan halktan bazı grupların kafilelere bir tepki olmak üzere saldırıları vukubulmuş ve yaklaşık dokuz on bin kişi katledilmiştir" demiş,sonra bunu da fazla bularak "Soykırımı Ermeniler yaptı.6.500 ve 8.500 kişi bu şekilde katledilmiş bir rakam var.Ermeniler 519 bin Türk'ü öldürdü" diyerek hikayeyi tersyüz etmişti.
Fransa Parlamentosu'nun almasa çok daha iyi olacağı kesin olan 'soykırım' kararıyla yeni bir "tersyüz etme" dalgasına girdik.Demek ki biz gayrıresmi tarihçilerin daha çok konuşması lazım.
Özet Kaynakça:Hans-Lukas Kieser,Iskalanmış Barış,İletişim Yayınları,2010;Türkiye'de Ermeniler:Cemaat-Birey-Yurttaş,Editörler:Günay Göksu Özdoğan,Füsun Üstel,Karin Karakaşlı,Ferhat Kentel,TESEV Yayınları,2009;Taner Akçam,İnsan Hakları ve Ermeni Meseli,İmge Kitabevi Yayınları,2002;a.g.y.,Ermeni Meselesi Hallolunmuştur,İletişim Yayınları,2009.
*Ayşe Hür,Taraf,25 Aralık 2011
http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/makale-nisan-1915-te-van-da-neler-oldu.htm
Resmi tarihe göre,Ermenileri tehcir kararı,1915 yılının mart ayında Zeytun'da (bugün Maraş'a bağlı Zeytun'da) ve nisan ayında Van'da Ermenilerin isyan ettiği haberlerinin İstanbul'a ulaşması üzerine alınmış ve 23/24 Nisan 1915 gecesi İstanbul'da son derece geniş tutuklamalar yapılmış ve ilk sürgün kafileleri Ayaş ve Çankırı'ya doğru yola çıkmıştı.Zeytun konusunu 11 Nisan 2011 tarihli "Zeytun neden isyankardı?" yazımda;İstanbul sürgünlerini,23 Nisan 2011 tarihli "24 Nisan 1915'te aslında ne oldu?" başlıklı yazımda anlatmıştım.Bu hafta "Van İsyanı" konusuna açıklık getirmeye çalışacağım.
Yakın tarihte art ardına gelen üç depremle adeta yok olmanın eşiğine gelen Van,kadim bir Ermeni yerleşimiydi.Ermenilerin Urartu Krallığı'na bağlı Van'a M.Ö. 612-585 yılları arasında geldiği sanılıyor.M.Ö. 401 yılında Van civarından geçen Yunan yazarı Ksenophon,Anabasis (On Binlerin Dönüşü) adlı eserinde o yıllarda Pers egemenliğindeki Ermenileri,tarım ve hayvancılıkla uğraşan,müreffeh ve barışçı bir toplum olarak tanımlamıştı.M.Ö. 331'de Van civarını kontrolü altına alan Makedonya Kralı Büyük İskender,Ermenileri bir satraplık altında topladı.Ardından şehir Sasaniler,Romalılar,Bizanslılar,Selçuklular ve Osmanlıların egemenliğine girdi ama her zaman önemli bir Ermeni yerleşimi oldu.
Milliyetçilik İdeolojisi
1871 Erzurum Salnamesi'ne göre,Van ve civarındaki 156 kazanın erkek nüfusu (o yıllarda sadece hane reisleri sayılırdı) 25.725 kişi idi.Bunun sadece 6.863'ü (yüzde 27) Müslüman'dı,gerisi (yüzde 73) ağırlıklı olarak Gregoryan Ermeni'ydi.O yıllarda da şehrin ekonomik hayatını Ermeniler kontrol ediyorlardı ama idari açıdan Türkler ve Kürtler daha öndeydi.Ermeni toplumunun durumu görece iyiydi ama imparatorluğun genel durumu iyi değildi.Ağır ve adaletsiz vergiler,hantal ve zorba devlet,başta gayrımüslimler olmak üzere çeşitli kesimlerin siyasal temsil sorunları,tebaadan vatandaşa geçemeyen bir hukuk sistemi,her yerde olduğu gibi Van'da da hoşnutsuzluğu arttırmıştı.Yani 1789 Fransız İhtilali'nden beri dalga dalga dünyanın her yanına yayılan milliyetçilik ideolojisi için uygun bir ortam vardı.İleride İstanbul'da Ermeni Patriği olacak Mıgırdıç Hırimyan'ın 1858 yılında,Van'daki Varak Manastırı'nda görevli iken çıkardığı Van Kartalı ile 1863 yılında da Surp Garabed Manastırı'nda görevli iken çıkardığı Muş Kartalı adlı gazeteler Ermeni uyanışını hızlandırdı.Ardından Van'da 1872'de Miutyun i Pırgutyun (Kurtuluş Birliği),1878'de Sev KhaçGazmagerbutyun (Kara Haç Teşkilatı) kuruldu.1880'de açılan Yeremyan Okulu milliyetçi fikirleri daha da kökleştirdi.
Armenakan'ın Kuruluşu
1885'te ilk Ermeni partisi diye bilinen Armenakan,Van'da kuruldu.Armenakan örneğini izleyerek 1887'de Cenevre'de kurulan Devrimci Hınçak (Çan) Partisi ile 1890'da Tiflis'te kurulan Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) da Van civarında güçlü örgütlere sahip oldular.Ermeni milliyetçi örgütleri,II. Abdülhamid'in kurduğu Hamidiye Alayları'nda örgütlenen Kürtler ve Türklerin egemen olduğu merkezî güçlerin değişik oranlarda katkısıyla 1896'da Van kana bulandı.Yabancı misyon şeflerinin raporlarına göre şehir merkezinde 500 kadar Ermeni ile 250 kadar Müslüman ölürken,kırsal alanlarda Ermeni ölümleri 10 bine ulaşmıştı.Aynı yıl Hınçak komitacıları Van'daki katliamlardan sorumlu tuttukları Kürt lideri Şakir'e başarısız bir suikast girişiminde bulundular.Kürtlerin buna tepkisi sert oldu.18-21 Haziran 1896 günlerinde şehrin Ermeni erkekleri üç bölüğe ayrıldılar ve sınıra doğru yürüyüşe geçirildiler.Yürüyüş kolları Hamidiye Alayları tarafından katledildi.
Bütün bu olayların sonucu Ermeni-Türk,Ermeni-Kürt ilişkileri onulmaz şekilde zedelenirken,bölgedeki Ermeni toplumu yıkıma uğradı.Örneğin Van merkezi itibariyle,1871'de 25.725 olan erkek nüfus,1900'de 35.131'e çıktığı halde,1871'de yüzde 27'ye tekabül eden Müslüman nüfus,yüzde 42'ye çıkmış,yüzde 73 olan gayrımüslim nüfus yüzde 58'e düşmüştü.
1908'de İttihatçı-Taşnak ittifakı II. Abdülhamid'e Meşrutiyet'i ikinci kez ilan ettirdiğinde,Van'da da büyük sevinç yaşanmıştı.Otuz yıl aradan sonra açılan Meclis-i Mebusan'a,Taşnaksütyun'un Van şubesinden Onnik Dersakian Vramian da gitmişti.Bu yıllarda Van'ın enerjik ve liberal valisi Tahsin Bey,hem Hristiyanlar,hem de Müslümanlar tarafından kabul görüyordu.Şehrin belediye başkanlığına ise manifaturacı Bedros Kapamacıyan seçilmişti.Kapamacıyan 1912'de iki Taşnak militanı tarafından öldürülecekti.Çünkü o yıllarda Ermeni örgütlerinin arası hiç de iyi değildi.
Cevdet Bey'in Valiliği
Birinci Dünya Savaşı'nın patlak verdiği 1914 yılı yazında durum radikal biçimde değişti.1878 Berlin Antlaşması'nın 61. maddesinde tanımlanan Ermeni Islahatı kapsamında,bölgeye gönderilen Norveçli Binbaşı Hoff ağustos ayında Van'a geldiğinde Ermeni ahali tarafından "Mesih gibi" karşılanırken,Tahsin Bey çok soğuk davranmıştı.Çünkü İttihatçı paşalar o günlerde Rusya-Britanya bloğuna karşı Almanlarla ittifak halinde savaşa girmeye karar vermişlerdi.Hal böyle iken,Ermenilere verdikleri sözleri tutmaya hiç gerek yoktu.Bu sertleşmenin bir sonucu olarak,1914 yılının ekim ayında uzlaşmacı Tahsin Bey'in yerine Enver Paşa'nın bacanağı tecrübesiz ve gaddar Cevdet Bey vali olarak atandı.
Ardından Sarıkamış faciası geldi.Bilindiği gibi Enver Paşa yenilginin faturasını,cephe gerisinde sabotajlar yapan Ermeni komitacılarına kesmişti.Van civarındaki yerleşimlerde birbiri ardına asayiş sorunları patlak verdi.Kürt çetelerden kaçan Ermeni köylüleri Van'ı doldurdu.Cevdet Bey'in uzlaşma bahanesiyle çağırdığı Taşnak lideri İşkhan Bey'i 16/17 Nisan 1915 gecesi,Hirç Köyü civarında tuzağa düşürerek öldürtmesi,bununla da yetinmeyerek iki çocuğunu da diri diri kuyuya attırması gerginliği daha da arttırdı.Cevdet Bey bununla da yetinmedi,emrindeki Kasap Taburu'na isyancı köyleri yerle bir etme talimatı verdi.Bütün bunlar Van'ı patlamaya hazır bir barut fıçısına döndürmüştü.20 Nisan 1915 günü bir Osmanlı askerinin bir Ermeni kadınına şiddet göstermesi,buna şahit olan Ermeni gençlerinin de askerlere ateş açmasıyla barut fıçısı alev aldı.Şehirde çatışmalar yaşanırken,24 Nisan'da İstanbul'daki Ermeni toplumunun önde gelenlerinin Ayaş ve Çankırı'ya doğru sürülmesine başlandı.Van ve civar illerdeki Ermenilerin sürülmesine ilişkin eldeki ilk telgraf 9 Mayıs 1915 tarihinde "bizzat hallolunacaktır" notuyla,Van ve Bitlis valilerine çekildi.
Rusların Van'ı İşgali
Rus birlikleri Ermenilerin kontrolündeki Van'a 18 Mayıs 1915 günü girdiler.Ruslar Aram Manukyan'ı Van Valisi olarak atadılar.(Manukyan 1918'de kısa ömürlü Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti'nin ilk İçişleri Bakanı olacaktı.)Ardından katledilme sırası Müslüman ahaliye geldi.Frieda Spörri adlı bir misyoner şöyle anlatıyordu durumu:"Şehirde Türk evlerinin yağmalanmasına başlanmıştı ve bu biz misyonerlere acı veriyordu.Babamız,istasyonumuzdaki insanları bu haksızlıktan uzak tutmak için elinden geleni yapıyordu."Spörri'ye göre,Ermeniler Türklere "ne Cenevre Konvansiyonu'na,ne de İsa'nın öğretisine göre" davranıyorlardı.Rusların kurduğu,Antranik'in komutasındaki Ermeni gönüllü birliği ile Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda Erzurum temsilcisi olan Armen Garo namlı Karekin Pastırmacıyan'ın örgütlediği bir diğer Ermeni gönüllü birliği ise bölgedeki Müslüman köylerini ve kendilerini desteklemeyen Ermeni köylerini yağmalıyor,katliamlar yapıyorlardı.Bu arada not edelim:Karekin Pastırmacıyan'ın kardeşi Vahan Pastırmacıyan,Aralık 1914'te Sarıkamış'taki Osmanlı ordusunda Binbaşı Ziya (Yergök) Bey'in komutasında Ruslara karşı savaşmıştı.
Karar Daha Önce Alınmıştı
Resmi tarihin tehcir kararını haklı çıkarmak için ileri sürdüğü "Van İsyanı" işte böyle bir arka plana sahipti.Ancak bugün biliyoruz ki,"Van İsyanı"ndan çok önce Ermenileri sürme kararı alınmıştı.Örneğin İsviçreli hastabakıcı Alma Johansson Muş'ta Kasım 1914'te bile bu tür söylentilerin dolaştığını aktarmıştı.Bir başka hastabakıcı Danimarkalı Marcher,Harput Valisi Erzincanlı Sabit Bey'in Erzurum'daki Alman Konsolosu Scheubner-Richter'e "Türkiye'deki Ermeni milletinin yok edilmesi gerektiğini ve edileceğini söylediğini" ileri sürmüştü.Urfa'daki İsviçre hastanesinin müdürü Jakop Künzler,1915 yılının ocak ayında İran'a yaptığı yolculuk sırasında tanıştığı Nafiz Bey adlı bir subayın kendisine "Ermenilerle birlikte hareket etmek imkansızdır.Savaş Türkiye'ye bunları,ya imha ederek ya da kovarak defetme imkanı verecektir" dediğini aktarmıştı.Başkatipzade Ragıp Bey,anılarında,14 Nisan 1915'te Erzurum'a geldiğini ve 26 Nisan'da Erzurum'dan ayrıldığını belirttikten sonra,"Ermenilerin tehciri münasebetiyle,civarda bulunan biçare Ermeni kız ve kadınların perişan,sefil,rezil,hali perişanları kalplerimizi dağdar etmişti" diye yazmıştı.Alman Konsolosluk raporlarında,Erzurum'un civar köylerinin boşaltılmaları işlemine mayıs başı başlandığı ve 15 Mayıs'a kadar tüm köylerin boşaltıldığı bildiriliyordu.
Kati Suretle Halledilsin!
Sürgünlerin katliama dönüşmesi üzerine,Rusya,Fransa ve İngiltere hükümetleri,24 Mayıs 1915'te ortak bir bildiri yayımlayarak katliamlardan Osmanlı hükümetini sorumlu tutacaklarını açıkladılar.Bunun üzerine Enver Paşa,sürgünlere meşruiyet kazandırmak için bir formül buldu.Dahiliye Nezareti'nin 26 Mayıs 1915 tarihinde Sadrazamlık makamına gönderdiği resmi yazıda Ermenilere yönelik sürgün eyleminin,Ermeni meselesinin "esaslı bir suretde hal ve faslı ile külliyen izalesi" (esaslı bir şekilde sona erdirilmesi ve tamamen yok edilmesi) için gündeme getirildiği açıkça yazılıydı.
Tezkere günümüz Türkçesiyle şöyle devam ediyordu:"Savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan Ermenilerin bir kısmı ordunun harekatını zorlaştırır davranışlarda bulunmakta,halka saldırmakta ve isyancılara yataklık etmektedirler.Bu yüzden,Van,Bitlis,Erzurum vilayetleriyle,Adana,Mersin,Osmaniye ve Kozan kazaları,Maraş'ın merkezi dışında Maraş mutasarrıflığında,Halep vilayetinde,İskenderun,Antakya kazalarında oturan Ermenilerin yerleri değiştirilecektir.Bunlar,Musul ve Zor mutasarrıflıklarının Van vilayetiyle bitişik kuzey kısımlarına,Halep vilayetinin doğu ve güneydoğusuna ve Suriye vilayetinin doğusuna nakledileceklerdir."
Geçici Tehcir Kanunu
Yaygın olarak "Tehcir Kanunu" olarak bilinen;resmi adıyla "Savaş Zamanında Hükümet Uygulamalarına Karşı Gelenler İçin Asker Tarafından Uygulanacak Önlemler Hakkında Geçici Kanun" bu tezkereden bir gün sonra 27 Mayıs 1915'te Meclis-i Vükela'da (Bakanlar Kurulu) kabul edildi.Altında Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Sadrazam Said Halim Paşa'nın imzaları olan ve Sultan V. Mehmed Reşad tarafından tasdik edilen dört maddelik geçici kanunun içeriği şöyleydi:
"1-Savaş sırasında ordu,kolordu ve tümen komutanları ve bunların müstakil mevki kumandanları,ahali tarafından herhangi bir suretle hükümetin emirlerine,yurt savunmasına,asayişin korunmasına ilişkin işlere ve düzenlemelere muhalefet,silahla saldırı ve direnme görürlerse bunu önlemeye mezun ve mecburdurlar.
2-Ordu,müstakil kolordu ve tümen kumandanları askerlik icaplarından dolayı veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köyler ve kasabalar halkını tek tek veya toplu olarak diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.
3-İşbu kanun yayınlandığı tarihten itibaren geçerlidir.
4-İşbu kanun hükümleri yürürlüğe Başkumandanlık Vekili ve Harbiye Nazırı memurdur."
Dikkat edileceği gibi tezkirede "savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan bir kısım Ermeni"den şikayet ediliyordu.Kanunda ise herhangi bir etnik kimlik (Ermeni,Rum,vb.) zikredilmiyordu.Ermeni adı kanunla birlikte çıkarılan talimatnamelerde,şifreli telgraflarda geçiyordu.Mütareke döneminin ilk hükümeti olarak kurulan Ahmet İzzet Paşa kabinesinde Şuray-ı Devlet Başkanı olarak görev yapan Reşit Akif Paşa ve Üçüncü Ordu Kumandanı Vehip Paşa,1918 yılında İTC Merkez Komitesi'nin bu karara paralel olarak bir de "kırım kararı" aldığını,bu iş için de Teşkilat-ı Mahsusa lideri Dr. Bahaeddin Şakir'i görevlendirdiğini söyleyeceklerdir.)
Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze gönderdiği 17 Haziran 1915 tarihli rapora "Ermeni tehcirinin sadece askeri nedenlerle yapılmadığı çok açık" diye yazmıştı.Talat Paşa Wangenheim'a "Dünya Savaşı'nı bahane ederek,dış ülkelerin diplomatik müdahalelerine aldırmaksızın,ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek" istediğini ve bunun "Türkiye'nin müttefiki Almanya'nın da çıkarlarına" olduğunu söylemişti.Talat'a göre "devlet böylece güçlenecekti."
"Ermeni Meselesi Hallolunmuştur!"
Almanya'nın İstanbul Başkonsolosu Mordtmann,30 Haziran 1915 tarihli raporunda,İttihatçı liderlerden İsmail Canpolat'ın kendisine bir Anadolu haritası üzerinde Ermenilerin sürülmesi işinin Anadolu'ya yayılacağını söylediği yazdıktan sonra,Talat'ın kendisine "sözkonusu olan (...) Ermenilerin imha edilmesidir" dediğini aktarmıştı.Amerikan Büyükelçisi Morgenthau,9 Temmuz 1915 günü hatıratına şu notu düştü:"Talat bana,meseleyi [tehciri] son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi.Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde,kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi.Başka bir deyişle umurunda bile değildi."
Ülkenin dört bir yanından gelen ölüm haberleri üzerine Almanlar kendisine baskı yapınca,Talat Paşa 31 Ağustos 1915 tarihinde elinde bölgelere yolladığı bazı telgrafların çevirileri olduğu halde doğrudan Alman Büyükelçiliği'ne gitmişti.Burada Ermenilere karşı alınan önlemlerin durdurulduğunu tekrar açıklayan Talat Paşa çok bilinen sözünü söyledi:"La question arménienne n’existe plus!" (Ermeni meselesi artık mevcut değildir.)
Sessizce Boyun Eğdiler
Bu söze rağmen tehcir ancak Kasım 1917'de sona erdi.Resmi tarihin "isyancı","çeteci","asi" diye tarif ettiği Ermeniler nedense 17 ay süren tehcir boyunca Muş,Urfa'daki toplama merkezlerinde yaşanan olayın dışında,hiç direnmediler.Ezici çoğunluk korkunç kaderlerine sessizce boyun eğdi.
Yakın tarihe kadar kaç Ermeni'nin tehcir edildiğini de bilmiyorduk.Sayılar 2,5 milyon (Ermeni Patrikhanesi'ne göre) ile 413.067 (ATASE'ye göre) arasında değişiyordu.Murat Bardakçı'nın 2008 yılında yayımladığı Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrukesi adlı kitapta 924.158 Ermeni'nin tehcir edildiği yazılıydı.
Taner Akçam,Talat Paşa'nın defterinde 18 vilayet ve kasabanın adının olduğunu,buna karşılık Ermenilerinin sürgün edildiğini başka kaynaklardan bildiğimiz İstanbul,Edirne,Aydın,Kastamonu,Suriye,Antalya,Biga,Eskişehir,İçel,Kütahya,Menteşe,Çatalca ve Urfa gibi merkezlerin adının olmadığını söylüyor.Bu merkezlerden sürülenleri de ekleyince bir milyondan fazla kişinin tehcir edildiği anlaşılıyor.Nitekim Talat Paşa'nın defterindeki listenin altındaki notta,sayıların yüzde 30 artırılması gerektiği yazılı.Böylece en az 1,2 milyon Ermeni'nin tehcir edildiği ortaya çıkıyor.
Sayı Pazarlığı
Tehcirde ölen ya da öldürülen Ermenilerin sayısıyla ilgili resmi ve yarı-resmi rakamlar da çok farklı.Örneğin Ermeni kaynakları 1,5 ila 2,5 milyon Ermeni'nin öldüğünü iddia ederken,1918'de savaş suçlarını soruşturmak üzere kurulan Mustafa Arif (Deymer) başkanlığında kurulan Osmanlı Dahiliye Nezareti Komisyonu'nun raporuna göre Birinci Cihan Harbi'nde ölen Ermeni sayısı 800.000'di.1928'de Genelkurmay Başkanlığı'nın bir belgesinde "Anadolu,bu maada,Vilayat-ı Şarkiye Müslümanlarından savaş işlemleri yüzünden veya mülteci olarak 500.000'ini kaybetmiştir.800.000 Ermeni ve 200.000 Rum da katl ve tehcir yüzünden veya amele taburlarında ölmüştür" deniyordu.1983 yılında 'Resmi tarihçi' Kamuran Gürün "Binaenaleyh hangi hesabı yaparsak yapalım Türkiye Ermenilerinin Birinci Cihan Harbi içinde her türlü sebepten zayiat (harp halinde bir toplum olduğu için bu tabiri kullanıyoruz) miktarı 300 bini geçmez," diyerek ciddi bir iskonto yapmış ama ortada büyük bir katliam olduğunu inkar edememişti.
Artık Gürün'ü bile mumla arıyoruz.Çünkü sabık TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu önce "Ancak bu kayıp,hiçbir zaman 1,5 milyon Ermeni'nin ölümüyle neticelenmediği gibi yüz binlere de varmamıştır" demiş,bir süre sonra "Tabii ki yukarıda belirttiğimiz gibi,nakil sırasında,Ermeni çetelerinin katliamına uğrayan halktan bazı grupların kafilelere bir tepki olmak üzere saldırıları vukubulmuş ve yaklaşık dokuz on bin kişi katledilmiştir" demiş,sonra bunu da fazla bularak "Soykırımı Ermeniler yaptı.6.500 ve 8.500 kişi bu şekilde katledilmiş bir rakam var.Ermeniler 519 bin Türk'ü öldürdü" diyerek hikayeyi tersyüz etmişti.
Fransa Parlamentosu'nun almasa çok daha iyi olacağı kesin olan 'soykırım' kararıyla yeni bir "tersyüz etme" dalgasına girdik.Demek ki biz gayrıresmi tarihçilerin daha çok konuşması lazım.
Özet Kaynakça:Hans-Lukas Kieser,Iskalanmış Barış,İletişim Yayınları,2010;Türkiye'de Ermeniler:Cemaat-Birey-Yurttaş,Editörler:Günay Göksu Özdoğan,Füsun Üstel,Karin Karakaşlı,Ferhat Kentel,TESEV Yayınları,2009;Taner Akçam,İnsan Hakları ve Ermeni Meseli,İmge Kitabevi Yayınları,2002;a.g.y.,Ermeni Meselesi Hallolunmuştur,İletişim Yayınları,2009.
*Ayşe Hür,Taraf,25 Aralık 2011
http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/makale-nisan-1915-te-van-da-neler-oldu.htm
Üçüncü Dönem (21 Haziran 1915):"İstisnasız Tüm Ermeniler"in Hedeflenmesi/Fuat Dündar
Ancak 23 Mayıs'taki emir tamamen hayata geçirilememiş ve Van,Bitlis,Erzurum'un doğu bölgesindeki Ermenilerin çoğu Rusya tarafına kaçmışlardır.(1)
21 Haziran 1915,tarihi bir diğer dönemeçtir."İstisnasız bütün Ermeniler" ibaresi ile Trabzon,Diyarbekir,Canik,Sivas ve Ma'muretü'l-aziz gibi o güne dek boşaltılmamış bölgeler Ermenisizleştirilecek bölgelere dahil edilir.(2)
Bu emir ile Ermenilerin Türkçe öğrenmelerini temel kaygı yapan yeni iskan prensipleri de belirlenir.Buna göre,Ermenilerin iskan edildikleri sahalarda kendi cemaat okullarını açmaları yasaklanırken çocukların da devlet okullarına gitmeleri zorunlu kılınır.Ermeniler ya İslam köylerine dağıtılır ya da hükümet tarafından belirlenen mıntıkalarda 50 haneyi aşmayacak biçimde ve birbirine en az beş saat uzaklıkta bulunması şartıyla kendilerine köy kurabilme hakkı tanınır.Aslında hükümet,bir toplama kampından da öte,yer değiştirmenin mümkün olmadığı ikametin zorunlu kılındığı,"Ermeni mıntıkaları" yaratmış oluyordu.(3)
Emir,"istisnasız tüm Ermeniler" dese de,İttihatçı iktidar,tek zenginlik kaynağı olan nüfustan son raddesine kadar yararlanma prensibinden vazgeçmez.Bazı "ayrıcalıklı" aileler ve ayrıcalıklı bölgelerde yaşayan Ermeniler sürgünden muaf tutulurlar.İktidarın işine yaramayanların yer alamayacağı bu kategorideki Ermeniler,periyodik olarak ve çok titiz yinelenen soruşturmalara tabi tutulacaklardır.
Haziran ayından itibaren,Ermenilerin yaşadığı bölgelerde önemli altüst oluşların yaşandığı şifreli telgraflarda görülmektedir.En önemlisi Ermenilerin kitlesel ihtida talepleridir.Aylar öncesinden sürgünlere başlanılmış olsa bile,böyle bir -ciddi ve kitlesel- ihtida talebi olmamış,ancak Haziran ayı ile birlikte çok ciddi bir kitlesel talep ortaya çıkmıştır.(4) Diğer yandan,"Ermenilerin kadınları"(5) ve "Ermenilerin 10 yaşından küçük çocukları"(6) için politikalar üretilmeye çalışılırken büyük bir nüfus problemi de yaşanmaktadır.Tüm doğu illerinde Kürtler arasında Ermenilerden sonra sıranın Kürtlere geleceği söylentisi yayılır.(7) Diğer yandan,aralarında Kirkor Zohrab ve Vartkes Efendi gibi Ermeni milletvekillerinin bulunduğu bir grup insan Haziran başında tutuklanır ve Temmuz'un son haftası Teşkilat-ı Mahsusa çeteleri tarafından öldürülür.
Anadolu'da Bırakılan Ermeni Nüfusu
Asker ve Zanaatkar Aileleri,Protestanlar ve Katolikler;Kimsesiz Kadınlar ve Çocuklar
"İstisnasız" emrine rağmen,üç grup ailenin Anadolu'da kalmasına izin verilir;zanaatkar aileleri,asker aileleri ile Protestan ve Katolik aileler.(8)
Ancak "aile efradı" olma tanımı da değişikliğe uğrar.İstanbul tarafından belirlenen bir talimatnameye göre 15 yaşından büyük erkek çocuklar ve evlenmiş kız çocuklar,bu ailelerden sayılmayacaklar ve sürüleceklerdir.Ayrıca,Anadolu'da bırakılan bu "ayrıcalıklı" ailelerin,birarada bulunmalarına müsaade edilmemeli ve İslam köylerine -esas ahalinin yüzde 10'unu geçmemek şartıyla- dağıtılmalıdırlar.(9) Bu aileler dışında,kimsesiz kadınlar ve çocukların da Anadolu'da bırakıldıklarına rastlanır.
5 Temmuz 1915'te tüccar Ermeni aileleri de bu kapsama alınır.Ancak bunların mutlak bir şekilde kendi memleketlerinde tutulmamaları,başka Anadolu vilayet/kasabalarına sevkedilmeleri emredilir.(10) Kısa bir süre sonra,yeni bir emirle tüm Ermeni zanaatkarların değil,ancak devletin ihtiyaç duyduğu,işe yarar zanaatkarların sürgünden muaf tutulacağı kararlaştırılır.(11) Ayrıca,demiryollarında çalışan -özellikle inşaat- tüm zanaatkarların,işçiler,memurlar ve bunların aileleri ile diğer kategorideki "ayrıcalıklı" kişi ve aileler gibi tek tek defterlere kaydedilmeleri emredilir.(12)
Sürgünden muaf tutulan ikinci grup aile,asker aileleridir.Ağustos 1914'ten beri silahsızlandırılan ve "amele taburları" gibi cephe gerisinde,teknik ve beceri gerektiren işleri yapan Ermeni askerler mevcuttur.(13) Enver Paşa,16 Ağustos 1915'te Birinci,Üçüncü ve Beşinci Ordu komutanlarına gönderdiği bir emirde,sürgünden muaf tutulacak asker aileleri için belirlenen şartları detaylandırır.Sürgünden muaf tutulacak asker ailelerinin,asli yerleşim yerleri dışında ve maksimum beş aile kalmalarına müsaade edilecektir.Fazla olanlar ise bulundukları kaza ve sancak sınırları dahilinde istedikleri yerde beş aileyi geçmemek şartıyla yerleşebileceklerdir.Bu beş ailenin,yüzde 5 oranına göre belirlendiği belirtilerek,eğer ki bir köyde yirmi aile varsa,kalmasına/iskanına izin verilecek aile sadece tek bir aile olmalıdır.Yüz haneyi aşkın yerlerde ise yine,beş aileden fazlası yasaktır.Ayrıca tüm bu asker ailelerinin listeleri hazırlanarak bölgenin mülki memurlarına teslim edilmelidir.(14)
Asker ailelerinin yanı sıra,zanaatkar aileleri için de aynı yüzde 5 prensibi geçerlidir.Örneğin,İzmit çuha fabrikasında çalışan Ermeni usta ve işçilerinin ailelerinin civar İslam köylerinde yüzde 5 oranında dağıtılmaları emredilir.(15)
Diğer ayrıcalıklı aile grubu,Protestan ve Katolik aileleridir.Ankara'daki Katolik Ermenilerin sürülme kararından sonra,(16) Almanya ve Avusturya Osmanlı üzerinde ciddi baskı kurarlar.Bunun üzerine Talat Paşa,sevkiyatın durdurulması ve sürülenlerin de geri getirilmesini emreder.(17) 19 Ağustos 1915 tarihli genel ve gizli bir talimatname ile Katolik ve Protestanların tehcir kararından muaf tutuldukları bildirilir.Bununla birlikte,yoğun oldukları bölgelerde ve şüpheli tavırlarına rastlanıldığı durumlarda,tehcire tabi tutulacaklardır.(18) Yukarıda da belirtildiği gibi,tehcir edilen Katolik ve Protestan ailelerin mal ve mülkeri de,Gregoryenlerinki gibi emval-i metruke'ye tabi olacaktır.(19)
Aslında Protestan ve Katoliklerin tehcirden muaf tutulmaları,İttihatçıların tüm Ermenileri imha etme siyasetinin sözkonusu olmadığını ispat içindir.27 Mayıs 1916'da,İçişleri Bakanlığı adına İsmail Bey tarafından gönderilen şifreli telgrafta,bu grupları tehcir etmemesi için Ankara valisini ikna için en önemli argüman,"devletin bekası"dır.Telgrafta İsmail Bey,"Ermeni unsuruna karşı hükümetin imhakar bir siyaset takip" etmediğinin "alel umuma" ispatı için,hükümetin "Katolik ve Protestanlara ilişmediği"ni itiraf eder.(20)
İhtidalar
Ermenilerin tümünün ihracı yönündeki karardan sonra ve özellikle kitlesel katliamların başlaması ile birlikte,yeni sorunlar ortaya çıkar.Bunlar,kitlesel boyutlara varan yetim çocuklar,dul kadınlar ve kitlesel ihtida talepleridir.Başlıbaşına ayrı bir inceleme konusu olacak Müslüman halkın tutumuna burada yer vermeyeceğim.Ancak iyi ya da kötü niyetli olsa da (onları korumak veya durumdan faydalanmak için) büyük miktarda yetim çocuk ve evlenecek çağdaki kadınların,Müslüman ailelerine katıldıklarını belirtmek gerekir.Miktarı ve oranı hakkında hiçbir öngörüde bulunamayacağımız bu çeşit nüfus için,İttihatçı politika zaman içinde netleşir.
Yukarıda sayılan ayrıcalıklı gruplar dışında sürgünden tek kurtuluş,İslamiyeti kabul etmekti.Tehcirin ölüm olduğunu gören Ermenilerin ihtida talepleri Haziran ayında ortaya çıkar.Bu nedenle Talat Paşa 22 Haziran 1915 tarihli telgraf ile,bireysel ya da toplu tüm ihtidaların kabul edilmesini ve bunların tehcirden muaf tutulmasını,ancak yoğunluk oluşturmalarını engellemek için kendi bulundukları vilayet veya sancak sınırları içinde dağıtılmaları emrini verir.Yani bu karara göre,Müslümanlaşan Ermeniler,Anadolu içinde yer değiştirmek şartıyla tehcirden muaf tutulurlar.(21) Sadece üç hafta sonra,bu politika yüzseksen derecelik bir değişikliğe uğrar.Valilere,mutasarrıflara sahte ihtida başvurularına karşı uyanık olmaları çağrısında bulunan Talat Paşa,bunların sırf tehcirden sıyırmak için bu çareye başvurduklarının "ve hiçbir zaman bu şekilde vuku' bulacak ihtidalara i'timad olunmaması"nı emreder.Çünkü "öteden beri kendilerini menfa'atlerini tehlikede gördükleri zaman bir vasıta-i iğfal olarak ihtida etdiklerini" ve bunların "İslam namı altında da neşr-i mefsedetden geri kalmayacakları"nı belirten Talat Paşa;çözüm olarak,"ihtida etseler bile" tehcirden muaf tutulmamaları gerektiğini belirtir.(22)
İttihatçılar için asıl porblem bu ihtida talebinde bulunanların samimiyetini anlamaktı.Sadece yedi gün sonra,Talat Paşa bunu anlamak için başka bir çare önerir;tehcir edilmesi gereken kişilerin ihtida taleplerinin "aldatıcı ve geçici" olduğunu ve sadece Anadolu'da kalmasına müsaade edilen grupların ihtida taleplerinin kabul edilmesi ile bu problemin üstesinden gelinebileceğini düşünür.(23) Ağustos 1915'ten itibaren Kastamonu,(24)Konya,(25),Karesi(26),Urfa,(27),Eskişehir(28) ve Edirne'den(29) gelen tüm ihtida talepleri reddedilir.5 Kasım 1915'te de ihtida kurallarının belirlendiği bir talimatname hazırlanır.Buna göre,merkezin tek tek güvenlik soruşturmasından geçirerek kalmasına izin verdiği Ermenilerden gelecek ihtida talepleri kabul edilecektir.(30) Bir süre sonra,bunun altı net biçimde tekrar çizilir;İstanbul'un onaylamadığı hiçbir ihtida kabul olunmayacaktır.(31) Bu durum,merkezin önceki emrine rağmen,vali ve mutasarrıfların ihtidalara izin verdiğini göstermektedir.Aslında merkez ile taşra arasında bu konuda bir sorun yaşanmaktadır.Ama merkez kararlıdır;tüm taleplere rağmen,çok titiz bir biçimde,güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra ve ancak sadakatinden kuşku duyulmayanların ihtidası kabul olunacaktır.Yani bir şekilde,bu tarihten sonraki ihtidalar,"devletin mühtedileri" olacaklardır.(32)
Edirne vilayetinden gelen ihtida taleplerine karşı Talat Paşa'nın öne sürdüğü nedenler,İttihatçıların siyaset yapma tarzı hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır.Bu şehirden toplu sevkiyatı yasaklayan Talat Paşa,toplu ihtidaları da yasaklar,çünkü bu "halihazırdaki devlet siyaseti"ne uygun değildir.Bu devlet siyasetini öğrenmek için de bir sonraki telgrafı beklemek gerekecektir.Edirne valisinin Ermenilerin ihtida taleplerinin reddinin yöre ahalisini müteessir edeceği yönündeki uyarısına katılmadığını belirttikten sonra Talat Paşa,"Bu şekilde ve müctemi" ihtidanın Edirne gibi Avrupa'nın kapısı demek olan bir mevki'de cereyanı siyaset-i Devlet'e münafidir" der.Bu yüzden kendisi,Adalet Bakanı'ndan Edirne'den gelecek ihtida başvurularının toplu reddini rica ettiğini vurgular.(33) Ayrıca,Edirne gibi savaş meydanlarından kilometrelerce uzakta -Çanakkale Savaşı da bitmiş olduğu için- bir kentte böylesi tehcir ve ihtida olaylarını,Almanya ve Avusturya'nın kabul etmesi mümkün değildir.Nitekim Talat Paşa,"Edirne Ermenilerinin müctemi'an kabul-i ihtidaları müttefiklerimizce su'-i te'siri [yanlış tesir]" yaratmış olduğunu belirtir ve sürülen Ermenilerin,Kocaeli'den geri çevrilmelerini ve şehre tekrar iskan edilmelerini emreder.(34)
İttihatçı politikanın bir diğer ince ayarı,Anadolu'da kalmış Ermenilerin tümünün ihtida etmelerinin engellenmesidir.Gerçek politikayı gizlemek için,mutlaka bir miktar Ermeni'nin Hristiyan olarak kalması gerekmektedir.Örneğin Sivas'taki 156 Protestan Ermeni'nin ihtida talebi reddedilir,çünkü böyle bir ihtida "devlete yarar" getirmez ve bu yüzden "Protestan olarak kalabilirler" denir.(35)
8 Mart 1916'dan itibaren ihtida hakkı sadece Müslümanlarla evlenen,evlenecek Ermeni kadınlarla sınırlandırılır.EUM [Emniyyet-i Umumiyye Müdiriyyeti]'den Kale-i Sultaniye valisine gönderilen şifrede ihtida şartları şöyle belirtilir:"Adı geçen gayrimüslimlerin böyle,başka mahallere sevkleri sırasında topluca ihtidalarının kabul edilemeyeceği bunlardan izdivaç suretiyle ihtida edenler olursa münferiden birkaçının ihtidası kabul olunabilir."(36)
İskan mıntıkalarında ise,ihtida başvurularında herhangi bir sınırlama getirilmemiş,tüm ihtida talepleri kabul edilmiştir.(37) Kevorkian'ın da belirttiği gibi,Zor'a varan Ermenilerin ciddi bir miktarı ihtida edecektir.(38)
Tüm bu gizli telgraflardan çıkardığımız sonuç,İttihatçı hükümetin,işine gelmesine rağmen ihtidaya karşı çıktığıdır.Oysa,Lepsius anılarında,tüm vilayetlerden gelen bilgilere göre Türk yetkililerin,tehcirden kurtulmanın tek yolunun ihtida olduğunu Ermenilere söylediklerini iddia eder.Ve genel olarak,"İslamı kabul eden tüm Hristiyanların sürgün ve katliamdan kurtuldukları"nı aktarır.Şifreli telgraflar ile Lepsius'un gözlemleri,aktardıkları arasındaki bu çelişkiyi nasıl açıklayabiliriz?Tabii ki Lepsius'un,bir misyoner olarak İslama karşı mesafeli durduğu hesaba katılmalıdır.Ancak bana göre,her ikisinin de haklı olmasını sağlayan başka bir üst doğru var;bu da,merkezi hükümet ihtidayı yasaklamasına rağmen,yerel yetkililerin,Ermenileri felaketten kurtarmak ya da asimile etmek için onlara ihtida yolunu açtıklarıdır.Zaten Talat Paşa,genel talimatname yayımlamasına rağmen taşradan ihtida talepleri gelmeye devam etmişti.Bu durumu,merkezi politikalara karşı taşranın karşı çıkışı olarak değerlendirmek gerekir.(39)
Bir Devlet Politikası Olarak Ermeni Kadınların Zorunlu Evlendirilmeleri:Tezvic
"Te'bid [sürgün] olunan Ermenilerin kadınları ne olmuştur?" Talat Paşa'nın Ma'muretü'l-aziz valisine sorduğu bu soru,Ermeni nüfus meselesinin yeni bir görünümü olarak sonraki günlerde çözmeye çalışacağı önemli sorunlardan biri olacaktır.(40) Başından beri hele özellikle 21 Haziran'daki "istisnasız tüm Ermeniler" emrinin ardından,sürgün kararının sürgün edilecek tüm ailelere uygulandığı gözönüne alındığında,aslında buradaki te'bid'den teb'id'in (ebedileştirme,sonsuzlaştırma) kastedildiği ortadadır.Yani erkeklerin elenmesinden geriye,bir miktar kadın,çocuk,dul ve yetim kalmıştır.İAMM [İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti]'nin çözümü bunları Müslüman köylerde dağıtmaktır.İAMM,"genç kız ve dul kadınların Müslüman erkeklerle evlendirilmeleri"ni "uygun" bulduğunu beyan eder.(41) Ancak,bu nüfusun dağıtılacağı köylerde,Ermeni ya da yabancı olmamasına dikkat edilmelidir.(42) Niğde'ye gönderilen bir emirde,"uygun" sözcüğünün yeri "gerekli" ile değiştirilmiş,emir şu hale gelmiştir:"Genç kızların Müslümanlarla evlendirilmelerinin gerektiği."(43)
30 Nisan 1916'da,tüm Anadolu vilayetlerine "kimsesiz ve velisiz" kalan Ermeniler hakkında talimatname gönderilir.Buna göre,aile reisinden mahrum aileler -asker aileleri dahil-,genç kızlar,kadınlar ve çocuklar;Ermeni ya da yabancının olmadığı köy ve kasabalarda "adat-i mahalliyye ile istinasları" için dağıtılmalıdırlar.Talimatnamenin ikinci maddesinde "Genç ve dul kadınların tezvicleri" emredilir.(44) Ancak,bir Müslüman ile evlenme dahi,bu Ermeni kadınların iktidarın gözünde şüpheli durumdan kurtulmalarına son vermeyecektir.Böyle evlilik yapan devlet memuru erkeklerin,serbestçe seyahat etmeleri için merkezden izin almaları gerekiyordu.Daha sonra bu yasak,İstanbul ile sınırlandırıldı.(45)
Ermenilerin sevkedildikleri güney bölgelerinde ise,kadın ve genç kızlar Müslüman -çoğunlukla Arap- köylerine dağıtıldılar.Ancak burada da bir sınırlama koyuluyor,EUM dağıtım yapılan köylerin Halep(46) ve Zor(47) merkezine bağlı köyler olmamaları şartını getiriyordu.
Ermeni Çocukların "Terbiye" Meselesi
Kırımın bir diğer sonucu da,dul kadınlarla beraber,büyük miktarda çocuğu yetim bırakmasıydı.Bu nedenle,26 Haziran'da yetimler ile ilgili politika Ma'arif Nazırı tarafından açıklanır:"Mevki'leri tebdil veya birer suretle teb'id edilen" Ermenilerden kalan ve 10 yaşının(48) altındaki çocuklar "ta'lim ve terbiye"leri için devlet yetimhanelerine yerleştirilecektir.Bu amaçla bakanlık taşradan,yörelerinde ne kadar yetim Ermeni çocuk olduğuna ve bunların yerleştirilmesi için ihtiyaç duyulan yetimhaneler için uygun bina olup olmadığına dair bilgi talep eder.(49) Yetkililerin yetimhanelerde yer kalmadığı durumda,Ermeni yetimleri hiçbir şekilde diğer devlet kurumlarında barındırmamaları bunun yerine civardaki İslam köylerine dağıtmaları emredilir.(50)
27 Aralık 1915'te,İAMM çeşitli vilayetlere,İslam köylerine "tevzi olunan" ve "nüfuzlu kimseler"e teslim edilen Ermeni yetimlerinin miktarını sorar.(51) 29 Nisan 1916 talimatnamesiyle,Ermeni yetimler ile ilgili politika son şeklini alır.Bu talimatnamenin üçüncü maddesine göre,12 yaş ve altındaki Ermeni yetimler taşrada bulunan yetimhanelere gönderilmelidirler.Geri kalan çocuklar,nüfuzlu ailelere;"terbiye ve temsillerine (asimilasyonları)" ve "adabi mahalliye"yi öğrenmeleri için dağıtılmalıdırlar.Geri kalanlar da,Müslüman köylerine,fakir ailelere otuz kuruş aylık bağlanarak dağıtılmalıdır.(52)
İstanbul yetimlerin dağıtılması uygulamasının dışında tutulur,yasaklanır;yetimler kesinlikle taşradaki yetimhanelerde barındırılmalıdır.(53) Zira bunların rahat ve süratli bir şekilde asimilasyonları için,Anadolu içleri daha uygundur.İstanbul'daki Ermeni cemaati ve yabancıların bu işe müdahalesi hesaba katılmıştır.Güneye sürülen Ermeni yetimlerse,-Cemal Paşa'nın kurduğu yetimhaneler dışında- kuzeye,yani Anadolu'da bulunan yetimhanelere nakledilmiştir.Hatta Cemal Paşa'nın yetimhanelerinde bulunan çocukların da Anadolu'daki yetimhanelere nakledildikleri olur.Örneğin,Haziran 1916'da Halep'te birikmiş Ermeni yetimler,Sivas'ta bulunan yetimhanelere nakledilmişlerdi.(54) 1916 senesi Ermeni yetimlerinin İslam köylerine dağıtılması ve yeni yetimhanelerin inşası ile geçer.(55) Talat Paşa'nın kara kaplı defterinde "Ermeni Yetimleri"ne ayrıca yer verilmiştir.Yetimlerin devlet tarafından nasıl titizlikle sayıldığının,hesaplandığının ispatı olan bu deftere göre 10.314 Ermeni yetim çocuk devlet kayıtlarına geçmiştir.Bunların da bir kısmı,6.858 Ermeni yetim,Müslüman ailelere ve geri kalan 3.456 yetim ise devlet yetimhanelerine dağıtılmıştır.(56)
Ayrıcalıklı Bölgeler Edirne,İstanbul ve İzmir
"İstisnasız tüm Ermeniler" emrine rağmen,yukarıda saydığımız çeşitli aile gruplarının yanı sıra,bazı bölgeler de istisna tutulmuştur.Sebepleri farklı olsa da Edirne,İstanbul ve İzmir tehcir kapsamına alınmamıştır.Komitacıları hedefleyen sürgünler olmasına rağmen,nüfusun büyük bir kesimi tehcir kapsamına alınmazlar.
"Avrupa'nın kapısı" Edirne'de tehcir ve ihtidaya,İttihatçıların "devlet siyaseti"ne uygun görülmediği için izin verilmez.Ancak yine de Ekim 1915 ve Haziran 1917'de komitacı oldukları gerekçesiyle bir grup Ermeni sürülecektir.İlk sürgünler,Rumlarla karışık olarak Anadolu'ya sevkedilenlerdir.(57) İkinci sürgünler ise Talat'ın girişimi ile engellenir ve vilayet içinde dağıtılırlar.(58)
Diğer istisna,başkent İstanbul'dur,24 ve 26 Nisan'da yapılan büyük operasyonlar dışında,birkaç polisiye operasyona daha tanık olur.(59) Ama hedefte bekar ve İstanbullu olmayan Ermeniler vardır ve bunlar şehirden çıkarılmışlardır.(60) İstanbul'dan sürülmüş ve Anadolu'da iskanlarına izin verilmiş olan Ermeni ileri gelenleri,1916 başlarında Zor'a sevkedilirler.(61)
Diğer istisna İzmir'in denklemi farklı,başat problemi ayrı idi.Bu da nüfus ve ekonomi bakımından ciddi güç oluşturan Rumların "esas" sorun olmasıydı.Vali Rahmi Bey,Ermenilerin sürgünüyle vilayetin neredeyse tamamen Rumlara mahkum olacağı kaygısıyla olacak,vilayetinden Ermeni sürgünlerini engellemiştir.Bir diğer gözlemci,İzmir Fransız konsolosuna göre,Ermeniler "bu barışı/ayrıcalığı" çok pahalıya satın almışlardı.(62) Tabii yine de komitacı olduklarından şüphe edilen İzmir Ermenileri Aralık 1915'te Konya'ya sürülürler.(63)
Şimdi tekrar Ermeni tehcirinin organizasyonuna bıraktığımız yerden,kronolojik sırasından devam edelim.
Ermeni Sorununun "Çözümlenmesi" ve İstatistiğin Kullanılması
12 Temmuz 1915'te Ali Münif Bey,İçişleri Bakanı adına,İzmir ve Edirne dışındaki tüm vilayetlere,"siyaset-i iskaniyenin tayini" için kendilerinden daha önce istenen bilgilerin bir an önce gönderilmesini hatırlatan bir şifre çeker.Önemle istenen bilgiler,Ermenilerin sevk tarihleri ve sevkedildikleri yerler,çıkarılan Ermenilerin miktarıyla kısmen veya tamamen Ermenilerden arındırılan köy ve kasabaların mevki ve isimleri,buralara muhacir göndermek icap edip etmediği,icap ettiği durumda gereken muhacir miktarı ve civarda "temdin ve iskana" müsait aşiret olup olmadığıdır.(64)
Bu emrin ertesi günü,13 Temmuz 1915,Talat Paşa Halep ve Maraş emval-i metruke komisyonu başkanına şu haberi vererek,"Ermeni meselesinin suret-i katiyede hall"edildiğini ve bunun da,"Ermenilerin nakil ve sevki" ve "yerlerine muhacir ve aşiretlerin yerleştirilerek İslam nüfusunun artırılması" ile elde edildiğini belirtir.Üstelik,diye devam eder,bu devletin en "nazik ve buhranlı bir zamanında" yapılmıştır.(65)
Bundan tam bir hafta sonra (20 Temmuz 1915),bir başka önemli şifreli emir tüm vilayetlere gönderilir.Emir,tüm vali ve mutasarrıflardan,vilayet ve sancakları dahilinde bulunan,köylerine kadar tüm yerleşim yerlerinin "milliyet esasına göre" ve evvel ve mevcut nüfusunu gösterecek nüfus cetverllerinin tanzim edilmesini ve en kısa sürede gönderilmesini istemektedir.Ayrıca köylerine kadar "mülki teşkilatını gösterir mükemmel" haritaların hazırlanması istenir.Bu etno-istatistik ve haritalar,İttihatçıların İslamlaştırma ve Türkleştirme politikalarını daha titiz hayata geçirmelerinde esaslı araçlar olacaktır.(66)
Bu genel talimattan başka Talat Paşa,sevkedilen Ermenilerle ilgili çok sık aralıklarla sayısal bilgiler ister;yerleşim yerinden çıkarılanların,kalanların,yola çıkarılanların,hastaların sayısını sorar.Ve hatta Talat Paşa sevkedilen Ermeniler arasındaki ölümlerin miktarını da sık sık öğrenmek ister.(67) Açıktır ki,Ermeniler arasındaki kayıplar İttihatçı hükümet tarafından takip ediliyor ve hesaplanıyordu.Bu yüzden ciddi kayıplardan ve tabii ki bunun sebeplerinden,iktidarın bihaber olduğunu söylemek,iddia etmek hiçbir şekilde mümkün değildir.
Kısa bir süre,sevkiyat hakkında nicelik ve niteliğe ilişkin bilgilerin elde edilmesinden ve bu arada bir miktar Müslümanın boşaltılan yerlere iskanlarından sonra,yeniden Ermeni sevkiyatına başlanır.4 Ağustos 1915 tarihli emirle,Maraş,Adana,Sis ve diğer illerin hiçbir Ermeni barındırmayacak biçimde boşaltılmaları emredilir.(68)
21 Ağustos 1915'te en önemli talimatnamelerden biri yayımlanır.Talat Paşa'nın 21 Haziran'daki emrinden sonraki en önemli emirdir bu.Tüm vilayetlere çekilen şifreli telgrafta,Talat Paşa tüm vali ve mutasarrıflara Türkleştirme çağrısı yapar.Açıkça Türk adı vererek,yetkililere bir an önce:"Vilayet dahilinde mevcud,göçebe ve yarı-göçebe tüm Türk aşiretlerinin tahliye edilen karyelere,mevki ve durumun icabına göre toplu veya dağınık bir suretde iskanlarının mutlaka temin ve icrası"nı emreder.Bu sayede aşiret hayatının katı biçimde ortadan kaldırılması da sağlanmış olacaktır.Talat Paşa iki noktada yöneticilerin dikkatlerini çeker;ilki,zamanın çok müsait olduğu ve diğeri de bu fırsatın kaçırılmaması için Türk aşiretlerinin bir an önce iskan edilmesi gerektiğidir.Tüm bu uygulamalardan,merkez peyderpey bilgilendirilmelidir.(69)
Ağustos ayının sonunda,Türk göçebelerin Ermeni köylerinde iskanı emrinden sonra,Talat Paşa tüm valilerin (Edirne,Kastamonu ve Aydın dışındaki) uygulamaya konulan politikanın sayısal verilerini iletmesini emreder;bu veriler üç gün içinde iletilmelidir.İstenen verilerin ilk ikisi Ermeni Gregoryenler için sonuncusu da Ermeni Katolik ve Protestanlarına yöneliktir.Ermeni Gregoryenlerden,sevkedilmeyi bekleyenlerin miktarı,başka vilayetlerden sürülmüş olup o an vilayet dahilinde bulunanların miktarı ve bunların nerelerde bulunduğu (yollarda,istasyon ve kasabalarda) sorulur.Son soru,vilayet/liva dahilinde bulunan Katolik ve Protestan Ermenilerle ilgilidir.Miktarları,ne kadarının sevkolunduğu,kalan nüfus ve bu nüfusun tek tek Protestan ve Katolik olarak "nüfusu asliyeye nazaran yüz kaç nisbetinde" oldukları sorulur.(70)
Bu yüzdendir ki sadece dört gün (29 Ağustos) ve çok büyük bir ihtimalle taşradan nüfus istatistikleri geldikten ve değerlendirildikten sonra Talat Paşa,Ankara valisine,"doğu vilayetlerinde Ermeni sorunu[nun] çözüldü"ğünü haber verir.(71)
Tehcirin Sona Erdirilmesi
Sevkiyatın durdurulduğu ilk tarih 29 Ağustos 1915 olup,durdurma kararı ABD'nin protestosunun ardından alınmıştır.Gerçekten de birkaç gün evvel Amerika,Osmanlı hükümetinden bir an önce "kitle halinde yer değiştirmenin önlenmesi"ni istemiştir.Bir yandan 29 Ağustos şifresiyle sevkiyat durdurulurken,Talat Paşa Amerika'ya cevap vermekten geri kalmaz.Ancak bu cevap,şaşırtıcı olduğu kadar Talat Paşa'nın resmi ve şifreli telgraflardaki diskuru arasındaki uçurumu da göstermesi açısından ilginçtir de.Diplomatik üslupla mümkün mertebe olayı saklamaktadır.Zira Amerika'ya verdiği cevapta "Ermenilerin merkezi hükümet tarafından uzaklaştırılmaları sözkonusu değildir"(72) der.
Bir yandan Amerika'ya gayriciddi cevaplar verilirken,diğer yandan da Talat Paşa bazı girişimlerde bulunmaktan da geri kalmaz.Çünkü sevkiyatın durdurulmasının ertesi günü bir başka önemli şifreli telgraf tüm vilayetlere gönderilir.Telgrafta Ermenilerin tehcirindeki gayenin Ermenilerin "imhası olmadığı",aksine "bu unsurun hükümet aleyhine teşebbüsat ve fa'aliyette bulunamamalarına ve bir Ermenistan hükümeti teşviki hakkındaki amal-i milliyyelerini ta'kib edemeyecek bir hale getirilmeleri" için yapıldığı belirtilerek,sevkiyat sırasında Ermenilere yönelik saldırıları gerçekleştirenler ve "bunlara önayak olan me'murin ve jandarma"lar hakkında kanuni takibat yapılması emredilir.(73)
Ancak çok geçmeden,Ermenilerin sevklerine kalındığı yerden devam edilir.Eylül ayının ortalarında,yerlerinden çıkarılan ama henüz Zor bölgesine varmamış,yollarda "yığınak merkezleri"ndeki Ermenilerin miktarı öğrenilmek istenir.(74) 27 Ekim 1915'te havanın soğukluğunu hissettirdiği günlerde Ermeni sevkiyatına ara verilmesi emredilir.Talat Paşa kafilelerin -yollarda bulunanlar dışında- yeniden yola çıkarılmasını yasaklar.(75) Hemen ertesi gün bu defa yollarda olan Müslüman muhacirlerin bulundukları yerde hiç vakit geçirmeden iskan edilmelerini emreder.(76)
Daha Eylül'de,tehcirin ağır sonuçları doğu bölgelerinde kendini hissettirmeye başlamış,zirai üretimdeki düşüş,ticari aktivitelerdeki tıkanma çıplak gözle görülür hale gelmişti.Her ne kadar,ordu ve devlet için yararlı olan Ermeniler -ki periyodik güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra seçilmişlerdi- tehcirden muaf tutulsalar da,ortaya çıkan toplumsal boşluk çok büyüktü.İttihatçı hükümet zirai,sanayi ve ticari alandaki bu boşluğu bir an önce doldurmalıydı.Bu amaçla,1 Kasım 1915'te Talat Paşa taşraya gönderdiği genel talimatnamede,Ermenilerden geriye kalan sermayenin envanterinin yapılmasını emreder.Bu envanter,Ermenilerden geriye kalan sabit sermaye (şirketler,fabrikalar,atölyeler,dükkanlar,vs.) ve bunların maddi değerlerini ihtiva edecek şekilde hazırlanmalıdır.(77) İki ay sonra,Talat Paşa Ermeni mallarının devlet eliyle ve hatta neredeyse sadece İttihatçı çevrenin tekelinde dağıtımı için girişimde bulunur.Zaten bir şekilde halk Ermenilerden kalan malları,devletin de bir derece yardımıyla sahipleniyordu.Ancak,bunun bir an önce devletin tekeline tam olarak alınması zaruriydi ve malların yağmalanması değil,bir sermaye olarak gereken değerin verilmesi gerekiyordu.Vali ve mutasarrıflara verilen emir,Ermeni mallarının Müslümanlara dağıtımının ekonominin İslamlaştırılması hedefiyle olması gerektiğini belirtir.Emir,"Memleketimizde İslam müesseselerinin artırılması" için,Ermenilerden kalan "emval-i metruke"ler sayesinde Müslümanlardan mürekkeb şirketlerin teşkilinin ve biçiminin nasıl olacağı konusunda bilgiler içerir.Şirketlerin idare heyetlerinin "erbabı namus" kişilerden meydana getirilmesi ve bunlara esnaf ve çiftçilerin iştirak ettirilmesi için de yarım veya bir liralık olarak hisse senetlerinin düzenlenmesini önerir.Özellikle bu "sermayenin ecnebi ellere düşmemesi" uyarısını yaptıktan sonra,asıl amacın "İslam ahali içinde ticari hayatın" geliştirilmesi olduğunu önemle vurgular.(78)
Ancak üretim araçlarını ele geçirmek,ele geçirenlere üretici vasfı vermediğinden ve bu meziyet de ele geçirilecek bir ganimet değil çalışarak elde edilecek bir beceri olduğundan bunun bugünden yarına yeri doldurulacak bir eksiklik olmadığı görülür.Üstelik savaştan dolayı,bu kaliteli emek gücü boşluğu kendini daha şiddetli hissettiriyordu.Üç çözüm düşünülebiliyordu:Ermeni zanaatkarları mümkün mertebe sürgünden muaf tutmak;Balkan muhacirleri arasındaki zanaatkarları tek tek tespit etmek veya savaş esiri olarak ele geçen Müslüman asıllı yabancı ülke vatandaşlarından istifade etmeye çalışmak.Daha önce de belirttiğimiz gibi,bir kısım Ermeni zanaatkar sürgünden muaf tutulmuş,ancak yine de çok yakından takip edilmişler ve periyodik soruşturmalara uğramışlardır.Ve hatta İstanbul,sıklıkla vilayetlerde mevcut Ermeni zanaatkarların sayımlarını yapmıştır.(79) Düşünülen ikinci çözüm yolu,Balkanlar'dan gelmiş ve Batı Anadolu'da iskan edilmiş zanaatkar muhacirlere müracaat etmekti.Bu amaçla Kasım 1915'te EUM,Karesi valiliğinden bölgede bulunan zanaatkar muhacirlerin miktarı ve yerleştirildikleri yerler ile ilgili bilgi ister.(80) Ertesi günü bu kez İAMM,Ermenilerden arındırılmış bölgelerden ihtiyaç duydukları zanaatkarları,tür ve miktarlarını iletmelerini ister.İhtiyaca göre Müslüman esirler arasından bu vasfa sahip kişiler seçilip gönderilecektir.(81)
Daha önce belirttiğimiz gibi,Anadolu'da devletin ihtiyaç duyduğu kadarıyla,güvenlik soruşturmasından geçmiş ve Müslüman köylerinde yüzde 5 oranında iskanları koşuluyla Ermenilerin kalmasına izin verilmişti.Ancak yine de,periyodik,merkezi soruşturmalar eksik olmadı.Mesela 21 Şubat 1916'da EUM,Anadolu'da bırakılmış Ermenilerin tekrar bir güvenlik kovuşturmasından geçmesi ve şüpheli görülenlerin tespit edilmesini emrediyordu.(82) İki hafta sonra yine benzer bir merkezi emir taşraya iletiliyordu.(83) Tüm bu şüphelilerin gönderileceği yer tabii ki Zor bölgesi idi.Demografik bir tehdit olmaktan çıkarılmış,bu çok az sayıdaki Ermeni nüfusa yönelik operasyonların bir başka mantığı vardı.Ermeniler iktidar için hep şüpheli idiler,sanki ebedi bir "şüpheli" olma hali Ermeniliği tarif eden tek kıstastı.Sadakat ve daha fazla sadakat talebini,iktidarın her şeyi şüpheli görme sendromuna yormak gereklidir.
15 Mart 1916'da Talat Paşa şu emri verir:
"Görülen lüzum ve icab-ı idari ve askeriye bina'en ba'de-ma Ermeni sevkiyatının ta'tili takarrur etdiğinden şimdiye kadar çıkarılanlardan başka artık hiçbir sebeb ve vesile ile Ermeni ihrac olunmaması ta'mimen tebliğ olunur."(84)
Ancak aşağıda görüleceği gibi Temmuz 1916'da Konya Ermenilerinin bir kısmının sürgün emri merkezden verilecektir.Zaten,ileri tarihli bir başka telgrafta,aslında sürgüne kesin bir son verilmediği sadece bir "te'hir"e gidildiği vurgulanacaktır.Bu şifrede,Ermenilerin "kafile halinde ihraç ve sevkleri"nin uygun olmadığı ve "ihraç edilmeleri" gerekenlerin isimleri ve sayılarının önceden İstanbul'a iletilerek danışılması istenir.(85)
11 Ağustos 1916'da ise 1863'ten beri yürürlükte olan Ermeni Milleti Nizamnamesi ile İstanbul'daki Ermeni Patrikliği Nizamnamesi iptal edilerek yerine Ermeni Katogikosluk ve Patrikliği Nizamnamesi yürürlüğe konuldu.İstanbul Patrikliği,Sis ve Akhtamar Katogikosluğu Kudüs'e taşındı(86) ve Sahak Efendi yeni Ermeni Patriği olarak Kudüs'e gönderildi.(87)
İlginç olan,ihtida etmiş olanların da dönem dönem,ihtidalarından kuşku duyularak sürgüne gönderilmek istenmesidir.Örneğin,1917 Haziran ortalarında Edirne ve Ankara illerinde yeni sürgünler gündeme geldi.Ankara'daki sürgünlerin sebebi ise,Müslümanlaşan Ermenilerin tekrar eski Katolik ayinlerini yapmaları şüphesidir.Yani Müslümanlıklarından şüphe duymak bile yerel otoriteler için sürgün sebebi oluyordu.Ancak Talat Paşa bunların sürgünlerinden vazgeçilmesini emreder.(88) Bu ve benzeri lokal girişimler üzerine İstanbul 20 Haziran 1917'de tehcirin durdurulmuş olduğunu tekrarlar.(89)
Tehcir öncesi ve sırasında başvurulan istatistik,kitlesel ve ardından da her nevi tehcirin yasaklandığı süreçte vazgeçilmez bir araç olacaktır.Talat Paşa bir yandan Anadolu'da kalmış olan Ermenileri "tek tek" belirleyecek kadar hassas,polisiye bir sayıma başvururken,iskan bölgelerinde de nüfus sayımları yaptıracaktır.Şimdi bu iki farklı bölge için başvurulan iki farklı sayım mantığına bir göz atalım.
İki Bölgede İki Farklı İstatistiki Kaygı:İskan Bölgesinde Yüzde 10'u Tutturmak ve Anadolu'da Sayısal "Takibat"
Talat Paşa'nın iki ayrı bölge için iki ayrı politikası mevcuttur ve bu doğal olarak,sayım tarzlarını da değiştirir.İskan bölgelerinde,Ermenilerin yüzde 10'u aşmamaları için sıklıkla yapılan sayımların yerini Anadolu'da polisiye diyebileceğimiz daha titiz sayımlar alır ve hatta ihtida edenler de sayısal takibe uğrar.
Sürgün Bölgesindeki Sayımlar:Yüzde 10'u Tutturmak
Tehcir kapsamına alınan Ermeni nüfusu arttıkça,Ermenilere ayrılan "mıntıka"ların genişletilmesi de farz olur.5 Temmuz 1915'te Aydın dışında tüm Anadolu valileri ve mutasarrıfları yeni belirlenen bölgenin bilgisini alırlar:
1-Kerkük sancağınınİran hududuna 80 kilometre içeride olması şartıyla Musul vilayetinin güney ve batı bölgesi.
2-Diyarbekir hududuna 25 kilometre uzakta,Habur ve Fırat nehirleri vadisindeki yerleşim yerlerini içine alacak şekilde Zor sancağının güney ve batı tarafı.
3-Halep vilayetinin kuzeyi istisna olmak üzere Suriye vilayetinin Havran ve Kerek sancakları dahil ve demiryolların güzergahlarından 25 kilometre uzağındaki bölge.
Gelecek Ermeniler,bu bölgelerde bulunan köy ve kasabalarda,Müslüman "nüfusun yüzde 10'u nisbetinde" iskan edileceklerdir.(90)
Sadece bir hafta sonra tüm Anadolu vilayetleri,nüfus yüzde 10 sınırını aştığı ve yüzde 15 seviyesine ulaştığı için Zor'a bir daha Ermeni kafilesi göndermemeleri için uyarılır.(91) Bu arada Halep vilayeti,Ermeniler önceden belirlenen yüzde 2 nisbetini aşacak şekilde iskan edildikleri için uyarılıyordu.8 Eylül 1915 tarihli şifrede valiliğin "daima nazarı dikkatde bulundurması" gereken şeyin,Ermenilerin "o muhitde nisbi bir ekseriyet teşkil etmelerini" engellemek olduğu ve belirlenen oranlardan "fazla olanların vilayet dahilinde dağıtılmayarak Urfa cihetlerine" sevkedilmeleri olduğu hatırlatılıyordu.(92) Ancak,ilginç bir şekilde,Halep valisine Ermenilerin Urfa'ya gönderilmesi emredilirken,aynı gün Urfa'daki yüzde 10'u aşmış olan Ermenilerin de Zor ve Musul taraflarına gönderilmeleri emrediliyordu.(93)
Birbiriyle çelişkili bu son iki emirden anlaşıldığı gibi,Ermeni kafilelerinin büyük bir kısmı birden fazla sevke tabi tutuldular.İktidarın yüzdelik oranı tutturmak pahasına aç sefil haldeki Ermeni kafilelerini zor iklim şartlarında yeniden sevke tabi tutması,kitlesel kayıplara sebebiyet vermekle eşanlamlıdır.Halep bölgesinden Ermenilerin iskanı ile görevli Kafkas kökenli Hasan Amca,Ermenilerin birden fazla sevklerine tanık olduğuna ve birden fazla sevkin ölümlere sebep teşkil ettiğine hatıralarında değinir.(94) Hem zaten Osmanlı yetkililerinin,kafilelerin sevkleri sırasında ve iskanlarından sonra dahi,kitlesel ölümlere yol açan,açlık,sefalet ve bulaşıcı hastalıklardan haberleri vardı.(95)
Devletin bekası için Anadolu'dan çöl ikliminin ve "anarşi"nin hüküm sürdüğü bölgelere sürülmüş,aç ve hasta Ermenileri yeniden bir başka çöllük bölgeye sürmenin,nüfus üzerindeki kitlesel yıkıcı etkisini tam olarak ölçmek zordur.(96) Üstelik bu sevkler sırasında asker veya sivil Müslüman halktan kaynaklanan saldırıların da kayıpların boyutunu artırdığı,çeşitli gözlemciler tarafından günümüze kadar aktarılmıştır.(97)
Gerçekten de,genişletilmesine rağmen,iskan için ayrılan bölgelerin,böylesi bir nüfus için yetersiz kalacağı çok geçmeden anlaşıldı.Yüzde 10 sınırı çok geçmeden tüm bölgelerde aşıldı.Bu durumda,merkezden bu yönde kesin talimat almış olan valiler,mutasarrıflar,yetki bölgelerindeki fazla Ermenilerden kurtulma telaşına girerler.1916 Baharı'nda,Halep valisi bölgesindeki "fazla" Ermenileri Zor'a sevkederek kurtulmaya çalışırken;aynı günlerde Zor mutasarrıfı da kendi bölgesindeki "fazla" Ermenileri bir başka bölgeye sürerek kurtulmaya çalışıyordu.İstanbul,Zor mutasarrıfına "Ermeniler[in] orada bir kat daha yoğunlaşmış bir halde" olmalarının önüne geçmek için Zor ve Resulayn'daki Ermenilerin Musul'a gönderilmesini emrediyordu.(98) Ancak yaz mevsiminin başında,çelişkili ve ilginç bir emir gönderilerek,Halep'teki Ermenilerin Zor'a sevkedilmesi emredilir.(99)
Tüm bu yeniden sürgünler de,lokal sayımlar sonrası yapılıyordu.Örneğin,8 Aralık 1915'te,Ermenilerin gönderildiği Halep'in doğu bölgelerinde sayım yapılması emredilir.(100) 1916 Haziran ayında bir sayım yapılması için örtülü ödenekten bölgeye para gönderildikten sonra,Kasım 1916'da iskan bölgesinde bir sayım yapılması emredilir.(101) İstanbul bu sayım sonuçlarını almakta sabırsızdır,detaylı bilgiler posta ile gönderilirken,özetlerin bir an önce telgrafla iletilmesi istenir.(102)
Burada bir parantez açıp henüz cevabını net olarak bulamadığım bir dizi soruyu paylaşmak ve bazı hipotezler öne sürmek gerekir.Şifreli telgraflardan takip edildiği kadarıyla,güney bölgelerinde,Ermenilerin İslam karye ve kasabalarına yüzde 10 oranında dağıtılması emrediliyordu.Tüm bu bölgenin (Musul,Suriye,Der-Zor ve Halep) toplam İslam nüfusu 1.700.000 civarındadır.Ancak buradan yola çıkarak Müslümanlar arasına dağıtılan nüfus 170.000'dir diyemeyiz.Çünkü sözkonusu vilayetlerin çölümsü bölgelerindeki köy ve kasabaları sözkonusu olduğundan Ermenilerin yüzde 10 oranından dağıtıldığı bölgenin Müslüman nüfusu 1.000.000'dan çok çok azdır.Biraz daha açarsak,iskana ayrılan Halep'in doğusu (ki o da yüzde 2 iskana izin verilmiştir);Musul'un batı ve Suriye'nin doğu kesimleri,yani daha çölümsü ve daha az nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerinde dağıtılan Ermeni nüfus 100 binden çok daha azdır.Demek İttihatçı verilere göre bu bölgeye varan 486 bin Ermeni'den geri kalan nüfusun,çoğunluğu çadırlardan oluşan mıntıkada,iskan edildiğini biliyoruz.Ama en önemli sorun şudur:Madem ayrı bir "iskan mıntıkası" belirlendi ise,neden bir kısmı yüzde 10 oranında Müslümanlar arasına dağıtıldı?Asimilasyonları için mi?Ama zaten yukarıda gördüğümüz gibi ordu komutanlığı kararıyla,Ermenilere ayrılan mıntıkalarda eğitim zorunlu Türkçe olacaktı.Peki o zaman neden bir kısmı Müslümanlar arasına dağıtıldı?Çadırlardan mürekkep toplama kamplarında,çölümsü iklimin etkisiyle ölümlerin olağanlaşacağını bildiklerinden ve bu yüzden İslam hanelerine dağıtarak en azından bir miktarını bu sondan korumaya mı çalıştılar?
Musul'un Ermenisizleştirilmesi
1916 Haziran ayında,iki nedenden dolayı Musul iskan bölgesi olmaktan çıkarılır:Şark mültecilerinin yarattığı demografi ve askeri nedenler.Şark mültecileri daha güneydeki çöllük bölgelere gönderilmektense,-daha yoğun olarak 1917 Yazı'nda- bu bölgede iskan edileceklerdir.(103)
Askeri nedeni yaratan ise Britanya ordusunun Bağdat'a doğru ilerleyişidir.Osmanlı ordusu,Musul bölgesini savaşa hazırlamak gayesindedir;1 Haziran 1916'da Zor ve Halep'ten Musul'a gönderilmek üzere yola çıkarılmış "fazla" Ermenilerin gerisin geri gönderilmeleri emredilir.(104) Ancak,Halep valisi,kendi bölgesindeki Ermeni "fazlalıklarından" kurtulmak gayesiyle kafileleri,Musul'a değil de Zor'a doğru sevketmeye devam eder.Talat Paşa dört gün sonra bu sevkleri durdurur ve Halep valisine,daha güneye ve iç taraflara göndermesini emreder.(105) Diğer yandan,Zor mutasarrıfının bölgesindeki "fazla" Ermenilerden kurtulmak için Musul'a doğru kafileler yola çıkardığını haber alan İstanbul,mutasarrıfı uyarır.Ermenilerin Musul'a artık gönderilmemesi,sancak içinde "münasip mahallerde iskanlarına" çalışılması emredilir.(106)
Bölgeye aktarılan Osmanlı asker sayısı arttıkça,Zor sancağına yakın kısımlar da,bu yeniden sürme operasyonuna dahil edilir.EUM,Fırat havzasında ve askeri güzergahta bulunan Ermenilerin "münasip mahallere" iskan edilmelerini emreder.(107)
Bu arada,bölgeye sürülmüş Ermeniler arasında,askerlik çağına gelmiş olanlar için celp kararı çıkarılır.Osmanlı Altıncı Ordusu'nda yer almaları için Eylül 1916'da sürgün Ermenilere bu yönde çağrı yapılır.Askere alınan sürgün Ermeniler amele taburlarında çalıştırılacaklardır.(108) 1917 Ekim ayında "mühtedi veya olmasın" tüm Ermenileri kapsayan yeni bir celp çağrısı yapılır.(109) Yani,devlete olan borç,askerlik görevi,sürülmüş ve sefil halde bulunan Ermenilerin de yakasını bırakmayacak kadar önemli ve önceliklidir.
Anadolu'dan Ermenilerin sürülmesinde olduğu gibi,kendilerine tahsis edilen mıntıkalara vardıklarında da,sayımlar vazgeçilmez araç olmuştur.Şimdi,Anadolu'da bırakılan Ermenilerin sayısal "takibatı"na bakalım.
Anadolu'da Bırakılan Ermenilerin Sayısal "Takibatı"
Anadolu'da müstesna bölgeler dışında kalmasına izin verilen Ermeniler,zanaatkar,asker,Katolik ve Protestan aileleri;tek tek güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra yüzde 5'i aşmayacak biçimde dağıtılmışlardı.Buna rağmen bu Ermeniler sık sık yinelenen sayısal ve güvenlik soruşturmalarına tabi tutulurlar.Yeni sürgünler de,bu takibatlar sonrası yapılır.
Ermenilerin sürüldüğü tek Anadolu ili olan Konya,sıklıkla sayı ve güvenlik soruşturmalarına tabi tutulur.Bunlardan birinde,mevcut Ermenilerin sayısı (Konya yerlisi veya hariçten gelenler tek tek belirtilecek);yerleştirildikleri mahallerin isimleri ve "nüfus-i İslamiyyeye nazaran kaç nisbetinde" oldukları sorulur.Ayrıca bunlardan "şimendüfer,reji,düyun-i umumiyye,inşa'at hizmetlerine girmiş" olanların belirtilmesi istenir.Sözkonusu olan,polisiye takibattır.Konya'da bulunan Ermeniler içinde komitacılardan kimsenin olup olmadığı,bunların isimleri,geldikleri şehirler ve bugüne kadar orada "bırakılmalarının" sebebinin belirtilmesi istenir.Ayrıca,vilayetteki Ermenilerin "İstanbul ve sa'ir mahallerle muntazaman muhabere etdikleri" ve bunu yapanların tesbiti istenir.(110) İki ay geçmeden,yeni sürgünler emredilir.İki ayrı grup için iki ayrı politika sözkonusudur.Konyalı Ermenilerin "komitelerle alaka ve münasebetleri ma'lum olanların" aileleriyle birlikte "münasib fasılalar ile ve pek kalabalık olmayarak",diğer Ermenilerin ise -şüpheli olsun ya da olmasın- tüm erkeklerinin "münferiden" Zor'a sürülmeleri emredilir.Bu sürgünler "Ermeni teb'idine [sürgün] yeniden başlandığı" hissi yaratmaması için mümkün mertebe küçük gruplar ve aralıklarla ve daha önceden belirlenmiş güzergahlardan gönderilmelidir.(111)
25 Eylül 1916 tarihinde acil koduyla gönderilen şifreli telgrafta,tüm Ermenilerin sayım emri verilir.Bu gizli sayımda istisnasız tüm -mühtediler dahil- Ermenilerin miktarının hesaplanması istenir:
"Tüm liva ve vilayetlere şifre
Liva/Vilayet dahilindeki:
1-Yerli Ermenilerin
2-Yabancı Ermenilerin
3-Katolik ve Protestan olarak bırakılanların
4-Asker ailesi olarak ibka edilenlerin
5-İhtida ederek kalmış olanların
6-Emr-i mahsusi üzerine bırakılmış olan Ermenilerin kaza üzerine mikdarlarını havi bir cedvelin seri bir şekilde tanzim ve irsali lüzumu tamimen tebliğ olunur."(112)
Özellikle sınıra yakın bölgelerdeki mühtedi Ermeniler Rus ordusuna ajanlık yaparlar korkusuyla çok yakın takibe alınırlar.Bölgeden istenen bilgiler sonrası,bu bölgelerdeki mühtedilerin daha batıda bulunan,Kemah,Kuruçay,Zara,Refahiye,Suşehri,Karahisar,Alucra,Giresun ve Tirebolu gibi bölgelere sevkedilmeleri emredilir.(113)
Yukarıda da belirtildiği gibi,tehcir sonlandırılana kadar,Anadolu'da bırakılan Ermeniler birçok defa devlete sadakat testinden (nüfus sayımlarının eşliği ile) geçmişlerdi.Kitlesel sürgünlerin bitmesinden sonra,1916 Baharı boyunca EUM ve Talat Paşa,Anadolu'da bırakılan Ermenileri çok yakın takibe alırlar.Taşraya gönderilen onlarca telgrafta,Ermenilerin tehcirden muaf tutulmasının sebeplerinin iletilmesi istenir;zanaatkar,mühtedi,Katolik,Protestan,vs.(114) Burada,devletin ihtiyaçlarına göre yeni sayım gerekçeleri ve yeni kategoriler üretildiğini görmekteyiz.Eskiden Ermeniler sadece mezheplerine göre sınıflandırılırken şimdi,tehcirden muaf tutulma nedenlerine göre sayılıp kategorilendirilmektedirler.
11 Şubat 1917 tarihli bir başka emirde,daha seri ve daha titiz bir sayım talep edilir.Tüm vilayetlerden,mevcut Ermenilerin yerli ve yabancı olarak "yegan yegan tahkiki" istenir.Aslında bu sayısal "takip"ten başka bir şey değildir.(115)
1918 Baharı'nda ise,bu defa sadece mühtedilerin sayımını emreden bir şifre çekilir.Buna göre,tüm mühtedi Ermenilerin isimleri,ihtida biçimleri-nedenleri ile ihtida sonrası davranışları kayda geçirilip merkeze iletilmelidir.(116) Tabii bu son bilgi,mühtedilerin İslamı ne şekilde yerine getirdiklerini değil,devlete karşı olan tavırlarını belirlemek içindir.Talat Paşa için,İslama bağlılık değil devlete bağlılık önemlidir.
Diğer yandan,iktidardan çekilmeden iki ay önce İttihatçı hükümet,Ruslardan geri alınan bölgelerde etnik ve dinsel grupların miktarını belirleyecek şekilde genel bir nüfus sayımı yaptırır.(117)
***
1-Genel değerlendirme için bu bölümün sonuç kısmına bakınız.Bu arada Rusya'ya kaçan Ermeniler arasında Ermeni etnografya dergisi Azgagrakan handes,Eylül 1915'ten itibaren bir anket çalışması yapmıştır.İlginç olan henüz bu anket sırasında toplanan verileri içeren bir akademik çalışmanın yapılmamış olmasıdır.Böylesi,bir çalışma,kaçış sebepleri konusunda,olayların gelişimi konusunda ve en önemlisi de miktarları konusunda değerli bilgileri bize taşıyacaktır.Claire Mouradian,"La revue ethnographieque arménienne Azgagrakan handes,Chouchi-Tiflis,1895-1916",Cahiers du monde russe,31/2-3-Regards sur l'anthropologie soviétique,1990.
2-DH.ŞFR (Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi) 54.87 (21 Haziran 1915).EUM (Emniyyet-i Umumiyye Müdiriyyeti)'den Trabzon,Ma'muretü'l-aziz,Sivas,Diyarbekir ve Canik'e çekilen şifre.
3-DH.ŞFR 54.122 (23 Haziran 1915).İAMM (İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti)'den Musul ve Zor'a çekilen şifre.
4-DH.ŞFR 54.100 (22 Haziran 1915).
5-DH.ŞFR 54.432 (14 Temmuz 1915).EUM'den Ma'muretü'l-aziz'e çekilen şifre.
6-DH.ŞFR 54.150 (26 Haziran 1915).
7-DH.ŞFR 54A.128 (25 Temmuz 1915).Kalem-i Mahsusa'dan Ma'muretü'l-aziz,Erzurum,Diyarbekir ve Bitlis'e.
8-Aslında devlete ajanlık yapan Ermenilerin de muaf tutulduğu oluyordu.Bkz. EUM 2.Şb. (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti 2. Şube) 29.35.
9-189 no'lu doküman için bkz. Selahi R. Sonyel;Displacement of the Armenians:Documents/Le Deplacement des populations Armeniennes:Documents/Ermeni Tehciri ve Belgeler,Ankara,Baylan Matbaası,1978.
10-DH.ŞFR 54.287 (5 Temmuz 1915).Ayrıca bkz. DH.ŞFR 60.274 (8 Şubat 1916).EUM'den Adana ve Halep'e çekilen şifre.
11-DH.ŞFR 55.292 (29 Ağustos 1915).
12-Bu konuda birçok telgraf vardır.Örneğin DH.ŞFR 60.45 kayıtlı şifrede,demiryolları inşasında çalışan tüm Ermenilerin isimlerinin bildirilmesi istenir.Ayrıca bkz. 170 no'lu doküman Sonyel,a.g.e.,1978.
13-DH.ŞFR 43.214 (11 Ağustos 1914).
14-"Bu halde yirmi haneli bir İslam köyünde ancak bir hane Ermeni bulunabilir ve yüzden fazla haneli köy ve kasabalarda beş haneden fazla bulunamaz."Bkz. DH.EUM.VRK (Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Evrak Odası) 15/49.
15-DH.ŞFR 54A.294.
16-DH.ŞFR 54A.373 (11 Ağustos 1915).İAMM'den Ankara'ya çekilen şifre.
17-Ermeni bir gözlemciye göre,bkz. Arthur Beylerian,Les Grandes puissances,l'Empire ottoman et les Arméniens dans les archives françaises (1914-1918),Paris:Publications de la Sorbonne,1983,s.506-509.
18-DH.ŞFR 55A.23 (2 Eylül 1915).EUM'den Adana'ya çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.EUM.5.Şb. (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti 5. Şube) 15.19 (14 Temmuz 1915).
19-DH.ŞFR 54A.384 Adana ve Haleb vilayetleri ile Adana,Haleb ve Maraş EMK (Emval-i Metruke Komisyonları) Komisyon başkanlarına çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 57.37 (16 Eylül 1915).
20-DH.ŞFR 64.136 (27 Mayıs 1916).
21-DH.ŞFR 54.100 (22 Haziran 1915).
22-DH.ŞFR 54.254.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 54.427 (14 Temmuz 1915).EUM'den Kayseri'ye.
23-DH.ŞFR 54A.49 (21 Temmuz 1915).EUM'den Erzurum,Adana,Bitlis,Urfa,Canik,Niğde vs. ve DH.ŞFR 54A.232 (3 Ağustos 1915).EUM'den Ankara'ya çekilen şifre.
24-DH.ŞFR 54A.277.33N24 (5 Ağustos 1915).EUM'den Kastamonu'ya çekilen şifre.
25-DH.ŞFR 55.93.33L7 (18 Ağustos 1915).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
26-DH.ŞFR 55.94 (18 Ağustos 1915).EUM'den Karesi'ye çekilen şifre.
27-DH.ŞFR 55.100 (18 Ağustos 1915).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
28-DH.ŞFR 56.88 (20 Eylül 1915).EUM'den Eskişehir'e çekilen şifre.
29-DH.ŞFR 61.211 (7 Mart 1916) ve DH.ŞFR 61.257 (2 Eylül 1916).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
30-DH.ŞFR 57.281 (5 Kasım 1915).
31-DH.ŞFR 61.252.
32-Hukuki işlemlerle ilgili bkz. DH.HMŞ (Dahiliye Nezareti Hukuk Müşavirliği Kalemi) 13/46 ve 13/54 dosyaları.
33-DH.ŞFR 61.257.
34-DH.ŞFR 61.272.
35-DH.ŞFR 55.336 (31 Ağustos 1915).EUM'den Sivas'a çekilen şifre.
36-DH.ŞFR 61.221 (8 Mart 1916).EUM'den Kale-i Sultaniye'ye çekilen şifre.
37-DH.ŞFR 59.83.
38-Raymond H. Kevorkian,Ahmed Djémal Paşa et le sort des déportés arméniens de Syrie-Palestine,http://www.hist.net/kieser/aghet/Essays/EssayKevorkian.html.
39-Johannes Lepsius,Rapport sur la situation du peuple Arménien en Turquie,http://www.imprescriptible.fr/documents/lepsius/p3c2.htm. Mart 2006.
40-DH.ŞFR 54.432 (14 Temmuz 1915).EUM'den Ma'muretü'l-aziz'e çekilen şifre.
41-DH.ŞFR 54A.238 (3 Ağustos 1915).İAMM'den Sivas'a çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 55.92 (18 Ağustos 1915).
42-DH.ŞFR 63.60.İAMM'den Kastamonu'ya çekilen şifre.
43-DH.ŞFR 59.150 (29 Aralık 1915).İAMM'den Niğde'ye çekilen şifre.
44-DH.ŞFR 63.142 (30 Nisan 1916).
45-DH.ŞFR 61.23 (16 Şubat 1916).EUM'den Zor ve DH.ŞFR 82.87.EUM'den Ma'muretü'l-aziz ve DH.ŞFR 88.49 (4 Haziran 1918).EUM'den Musul'a çekilen şifre.
46-DH.ŞFR 54A.325 (9 Ağustos 1915).EUM'den Bekir Sami Bey'e çekilen şifre.
47-DH.ŞFR 58.164 (24 Kasım 1915).EUM'den Zor Mutasarrıfı M. Said Bey'e çekilen şifre.
48-İleri tarihli bir şifrede,yaş sınırı 12 olarak belirlenir,bkz. DH.ŞFR 64.162 (30 Mayıs 1916).
49-DH.ŞFR 54.150.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 54.411 (12 Temmuz 1915).İAMM'den Adana,Erzurum,Van,Trabzon,Sivas,Edirne,Canik,İzmit,Kayseri,Zor ve sair vilayetlere çekilen şifre.
50-DH.ŞFR 55.323 (30 Ağustos 1915).EUM'den Ankara'ya çekilen şifre.
51-DH.ŞFR 59.11 (27 Aralık 1915).İAMM'den Adana,Halep,İzmit,Urfa vs. DH.ŞFR 79.4 (1 Ağustos 1917).AMMU (Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi)'dan Bitlis'e çekilen şifre.
52-DH.ŞFR 63.142 (30 Nisan 1916).Ankara'ya gönderilen benzeri bir şifre için bkz. DH.ŞFR 64.162 (30 Mayıs 1916).
53-DH.ŞFR 64.82 (19 Haziran 1916).AMMU'dan Kayseri'ye çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 64.91.AMMU'dan Edirne'ye çekilen şifre.
54-DH.ŞFR 60.230 (3 Şubat 1916).İAMM'den Zor'a çekilen şifre.DH.ŞFR 61.18.
55-DH.ŞFR 64.184 (1 Haziran 1916).Maarif-i Umumiye Nezareti Tedrisatı İbtidaiye Dairesi Müdüriyeti'nden Mardin'e çekilen şifre.DH.ŞFR 88.88 (9 Haziran 1918).
56-Murat Bardakçı,"Talat Paşa'ya göre 1914 yılındaki Ermeni nüfus 1 milyon 256 bin 403",Hürriyet,26 Nisan 2005.
57-DH.ŞFR 56.337 (10 Ekim 1915).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
58-DH.ŞFR 77.107 (14 Haziran 1917).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
59-DH.ŞFR 57.65 (17 Ekim 1915).EUM'den Eskişehir,Karahisar-ı Sahip ve Kütahya'ya çekilen şifre.
60-DH.EUM 2.Şb. 16.9.
61-DH.ŞFR 65.95 (1 Ocak 1916).EUM'den Edirne,Adana,Aydın,Ankara,Konya,Bolu,Karesi,Kayseri sair yerlere çekilen şifre.
62-Fransa'nın İzmir konsolosunun 11 Ekim 1920 tarihli raporuna göre;bölgeye bir miktar İstanbul Ermenisi sığınır.Ancak bu "ayrıcalık" için Ermeniler yüklü ödemelerde bulunurlar.C.P.C. [La Correspondance Politique des Consuls (Quai d'Orsay Archives du Ministére des affaires étrangéres,AMAE](1918-1940),Levant (1918-1929),cilt 22.Consul de Smyrne 1918-1929.
63-DH.ŞFR 58.247 (8 Aralık 1915).EUM'den Karahisar-ı Sahib'e çekilen şifre.DH.ŞFR 69.58 (1 Kasım 1915).EUM'den Konya ve DH.ŞFR 69.250 (12 Kasım 1916) Aydın'a çekilen şifre.
64-DH.ŞFR 54.412 (12 Temmuz 1915).
65-DH.ŞFR 54.426 (13 Temmuz 1915).
66-DH.ŞFR 54A.51 (20 Temmuz 1915).Bolu'ya çekilen aynı içerikteki telgraf için bkz. Dh.ŞFR 54A.151 (28 Temmuz 1915).
67-20 Temmuz 1915 tarihli şifreler,Konya (DH.ŞFR 54A.56),Musul ve Zor (DH.ŞFR 54A.58);24 Temmuz tarihliler Trabzon (DH.ŞFR 54A.97),Halep,Suriye ve Zor (DH.ŞFR 54A.106);26 Temmuz tarihliler Trabzon,Erzurum,Sivas,Ma'muretü'l-aziz,Adana,Bitlis,Maraş ve Canik (DH.ŞFR 54A.112) ve tüm vilayetlere (DH.ŞFR 54A.112).
68-DH.ŞFR 54A.272.EUM'den Maraş;DH.ŞFR 54A.271,Adana;DH.ŞFR 54A.274.Sis ve DH.ŞFR 54A.276 sair vilayetler için.
69-DH.ŞFR 55.125 (21 Ağustos 1915).
70-DH.ŞFR 55.208 (25 Ağustos 1915).
71-DH.ŞFR 55.290 (29 Ağustos 1915).EUM'den Ankara'ya çekilen şifre.
72-HEM [Hariciye Evrak Müdürlüğü],cilt 109,dosya 3,no. 70147/316.Ergünöz Akçora,Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896-1916),İstanbul:Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı,1994,s.141.
73-DH.ŞFR 55.292 (29 Ağustos 1915).
74-DH.ŞFR 56.4 (14 Eylül 1915).EUM'den Halep ve DH.ŞFR 56.44 (16 Eylül 1915).EUM'den Hüdavendigar,Sivas,Ma'muretü'l-aziz,Diyarbekir,Kayseri,Niğde ve Urfa'ya çekilen şifre.
75-DH.ŞFR 57.135 (27 Ekim 1915).
76-DH.ŞFR 57.179 (28 Ekim 1915).
77-DH.ŞFR 57.241 (1 Kasım 1915).
78-DH.ŞFR 59.239 (6 Ocak 1916).
79-DH.ŞFR 63.119 (26 Nisan 1916).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
80-DH.ŞFR 57.218 (1 Kasım 1915).EUM'den Karesi'ye çekilen şifre.
81-DH.ŞFR 57.261 (2 Kasım 1915).
82-DH.ŞFR 61.72 (22 Şubat 1916).
83-DH.ŞFR 61.192 (6 Mart 1916).
84-DH.ŞFR 62.21 (15 Mart 1916).EUM'den Edirne,Adana,Aydın,Kütahya,Eskişehir,Niğde,Maraş sair illere çekilen şifre.
85-DH.ŞFR 69.86 (24 Ekim 1916).
86-11 Ağustos 1916 tarihli Takvim-i Vekayi ve Tanin.Yeni Ermeni Patrikliği Nizamnamesi için bkz. Yusuf Hikmet Bayur,Türk İnkılap Tarihi,cilt 3,no. 3,Ankara,1957,s.57-59.
87-DH.ŞFR 66.202,DH.ŞFR 66.220 ve DH.ŞFR 63.136.
88-DH.ŞFR 77.96 (13 Haziran 1917).Şifre Kalemi'nden Ankara'ya çekilen şifre.Ayrıca DH.ŞFR 77.107 (14 Haziran 1917).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
89-DH.ŞFR 77.170 (20 Haziran 1917).
90-DH.ŞFR 54.315 (5 Temmuz 1915).Ayrıca DH.UMVM 131.87 (5 Temmuz 1915).
91-DH.ŞFR 54.308 ve DH.ŞFR 54.413 (12 Temmuz 1915).
92-DH.ŞFR 55A.145 (8 Eylül 1915).
93-DH.ŞFR 55A.146 (8 Eylül 1915).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
94-Hasan Amca,Alemdar gazetesinde anılarını yayımlar.Dördüncü gün kamuoyunun tepkisi üzerine bu yayın durdurulur.Ancak İstanbul'da Fransızca yayın yapan La Renaissance gazetesi anılarının tümünü Gerçekler ve Belgeler (Faits et documents) başlığıyla yayımlar,186(8 Temmuz 1919),189(11 Temmuz 1919),192(15 Temmuz 1919) ve 198(22 Temmuz 1919).
95-İttihatçıların Goltz Paşası da anılarında bu çıplak gerçeği şöyle aktarmaktadır:"Suriye ovasına doğru inilmeye başlandı.İşte burada Ermeni firarilerinin insana teessür veren manzarası göze çarpıyor.Bunlar Toros'un cenup eteklerinde iskan edilecek fakat bu kadar insan kütlesine karşı gösterilecek insani dikkat ve ihtimam ne kadar olsa kafi gelemeyeceğinden tabiatıyla aralarında bitmez tükenmez bir sefalet hüküm sürüyor.Müthiş bir kavimler faciası.Binlerce insan aç,bakımsız,himayesiz bir halde karanlık bir hedefe doğru akıp gidiyor",bkz. Golç Paşanın Hatıratı,çev. E. Kay ve S. Mayakuşu,Askeri Matbaa,İstanbul,s.55.
96-Sürgün edilenlerin gözlemleri için bkz. Revue d'histoire arménienne contemporaine dergisi I. ve II. ciltler."L'extermination des déportés arméniens ottomans dans les camps de concentration de Syrie-Mésopotamie (1915-1916)" adlı özel sayısı (1998).
97-"Sırf Resulayn'da 1916'nın ortalarında,-katliamı yapan bir kişinin aktardığına göre- Kafkasyalılar tarafından 35.000 Ermeni katledilir...Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre,Zor bölgesinde 1916 Temmuzu'nda 120.000 Ermeni katledildi",bkz. Beylerian,a.g.e.,s.506-509.
98-DH.ŞFR 62.273 (9 Nisan 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
99-DH.ŞFR 65.32-1.
100-Şinasi Orel,Süreyya Yuca,Les "télégrammes" de Talat Paşa:Fait historique ou fiction?,Société Turque d'Histoire [TTK],1983,s.73.
101-24 Kasım 1916 tarihli şifreler:Urfa (DH.ŞFR 69.237),Halep (DH.ŞFR 69.239) ve Suriye (DH.ŞFR 69.241).
102-DH.ŞFR 69.120 (30 Ekim 1916),DH.ŞFR 69.183 (5 Aralık 1916),DH.ŞFR 69.185,DH.ŞFR 69.186 ve DH.ŞFR 69.190.
103-TİGMA (Toprak İskan Genel Müdürlüğü Arşivi) 272.11.11.29.14 (26 Ağustos 1917);TİGMA 272.11.11.34.2 (1 Aralık 1917);TİGMA 272.11.11.34.3 (2 Aralık 1917).
104-DH.ŞFR 64.175 (1 Haziran 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
105-DH.ŞFR 64.239 (5 Haziran 1916).EUM'den Halep'e çekilen şifre.
106-DH.ŞFR 64.248 (5 Haziran 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
107-DH.ŞFR 66.94 (28 Temmuz 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
108-DH.ŞFR 67.220 (10 Eylül 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
109-DH.ŞFR 80.174 (17 Ekim 1917).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
110-DH.ŞFR 63.119 (26 Nisan 1916).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
111-DH.ŞFR 65.176 (10 Temmuz 1916).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
112-DH.ŞFR 68.112 (24 Eylül 1916).
113-DH.ŞFR 71.12 (17 Aralık 1916).EUM'den Sivas'a çekilen şifre.
114-DH.ŞFR 63.22 (17 Nisan 1916) ve DH.ŞFR 63.40 (18 Nisan 1916)EUM'den Maraş.DH.ŞFR 63.253 (9 Mayıs 1916) ve DH.ŞFR 63.289 (11 Mayıs 1916)İAMM'den Konya,Adana,Halep,Suriye,Zor,Musul.DH.ŞFR 64.49 (17 Mayıs 1916).EUM'den Karahisar-ı Sahib.DH.ŞFR 64.51,Hüdavendigar;DH.ŞFR 64.52,Ankara;DH.ŞFR 64.105 Halep;DH.ŞFR 64.165 (31 Mayıs 1916) ve DH.ŞFR 64.167 (31 Mayıs 1916) Maraş'a çekilen şifre.
115-DH.ŞFR 72.210 (11 Şubat 1917).
116-DH.ŞFR 86.45 (3 Nisan 1918).
117-DH.ŞFR 90.25 (4 Ağustos 1918).EUM'den Ma'muretü'l-aziz ve DH.ŞFR 90.45 (5 Ağustos 1918) Van'a çekilen şifre.
---------------------------------------------------------------------------
*Fuat Dündar,"Modern Türkiye'nin Şifresi:İttihat ve Terakki'nin Etnisite Mühendisliği,1913-1918",3. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2008,s.296-324.
21 Haziran 1915,tarihi bir diğer dönemeçtir."İstisnasız bütün Ermeniler" ibaresi ile Trabzon,Diyarbekir,Canik,Sivas ve Ma'muretü'l-aziz gibi o güne dek boşaltılmamış bölgeler Ermenisizleştirilecek bölgelere dahil edilir.(2)
Bu emir ile Ermenilerin Türkçe öğrenmelerini temel kaygı yapan yeni iskan prensipleri de belirlenir.Buna göre,Ermenilerin iskan edildikleri sahalarda kendi cemaat okullarını açmaları yasaklanırken çocukların da devlet okullarına gitmeleri zorunlu kılınır.Ermeniler ya İslam köylerine dağıtılır ya da hükümet tarafından belirlenen mıntıkalarda 50 haneyi aşmayacak biçimde ve birbirine en az beş saat uzaklıkta bulunması şartıyla kendilerine köy kurabilme hakkı tanınır.Aslında hükümet,bir toplama kampından da öte,yer değiştirmenin mümkün olmadığı ikametin zorunlu kılındığı,"Ermeni mıntıkaları" yaratmış oluyordu.(3)
Emir,"istisnasız tüm Ermeniler" dese de,İttihatçı iktidar,tek zenginlik kaynağı olan nüfustan son raddesine kadar yararlanma prensibinden vazgeçmez.Bazı "ayrıcalıklı" aileler ve ayrıcalıklı bölgelerde yaşayan Ermeniler sürgünden muaf tutulurlar.İktidarın işine yaramayanların yer alamayacağı bu kategorideki Ermeniler,periyodik olarak ve çok titiz yinelenen soruşturmalara tabi tutulacaklardır.
Haziran ayından itibaren,Ermenilerin yaşadığı bölgelerde önemli altüst oluşların yaşandığı şifreli telgraflarda görülmektedir.En önemlisi Ermenilerin kitlesel ihtida talepleridir.Aylar öncesinden sürgünlere başlanılmış olsa bile,böyle bir -ciddi ve kitlesel- ihtida talebi olmamış,ancak Haziran ayı ile birlikte çok ciddi bir kitlesel talep ortaya çıkmıştır.(4) Diğer yandan,"Ermenilerin kadınları"(5) ve "Ermenilerin 10 yaşından küçük çocukları"(6) için politikalar üretilmeye çalışılırken büyük bir nüfus problemi de yaşanmaktadır.Tüm doğu illerinde Kürtler arasında Ermenilerden sonra sıranın Kürtlere geleceği söylentisi yayılır.(7) Diğer yandan,aralarında Kirkor Zohrab ve Vartkes Efendi gibi Ermeni milletvekillerinin bulunduğu bir grup insan Haziran başında tutuklanır ve Temmuz'un son haftası Teşkilat-ı Mahsusa çeteleri tarafından öldürülür.
Anadolu'da Bırakılan Ermeni Nüfusu
Asker ve Zanaatkar Aileleri,Protestanlar ve Katolikler;Kimsesiz Kadınlar ve Çocuklar
"İstisnasız" emrine rağmen,üç grup ailenin Anadolu'da kalmasına izin verilir;zanaatkar aileleri,asker aileleri ile Protestan ve Katolik aileler.(8)
Ancak "aile efradı" olma tanımı da değişikliğe uğrar.İstanbul tarafından belirlenen bir talimatnameye göre 15 yaşından büyük erkek çocuklar ve evlenmiş kız çocuklar,bu ailelerden sayılmayacaklar ve sürüleceklerdir.Ayrıca,Anadolu'da bırakılan bu "ayrıcalıklı" ailelerin,birarada bulunmalarına müsaade edilmemeli ve İslam köylerine -esas ahalinin yüzde 10'unu geçmemek şartıyla- dağıtılmalıdırlar.(9) Bu aileler dışında,kimsesiz kadınlar ve çocukların da Anadolu'da bırakıldıklarına rastlanır.
5 Temmuz 1915'te tüccar Ermeni aileleri de bu kapsama alınır.Ancak bunların mutlak bir şekilde kendi memleketlerinde tutulmamaları,başka Anadolu vilayet/kasabalarına sevkedilmeleri emredilir.(10) Kısa bir süre sonra,yeni bir emirle tüm Ermeni zanaatkarların değil,ancak devletin ihtiyaç duyduğu,işe yarar zanaatkarların sürgünden muaf tutulacağı kararlaştırılır.(11) Ayrıca,demiryollarında çalışan -özellikle inşaat- tüm zanaatkarların,işçiler,memurlar ve bunların aileleri ile diğer kategorideki "ayrıcalıklı" kişi ve aileler gibi tek tek defterlere kaydedilmeleri emredilir.(12)
Sürgünden muaf tutulan ikinci grup aile,asker aileleridir.Ağustos 1914'ten beri silahsızlandırılan ve "amele taburları" gibi cephe gerisinde,teknik ve beceri gerektiren işleri yapan Ermeni askerler mevcuttur.(13) Enver Paşa,16 Ağustos 1915'te Birinci,Üçüncü ve Beşinci Ordu komutanlarına gönderdiği bir emirde,sürgünden muaf tutulacak asker aileleri için belirlenen şartları detaylandırır.Sürgünden muaf tutulacak asker ailelerinin,asli yerleşim yerleri dışında ve maksimum beş aile kalmalarına müsaade edilecektir.Fazla olanlar ise bulundukları kaza ve sancak sınırları dahilinde istedikleri yerde beş aileyi geçmemek şartıyla yerleşebileceklerdir.Bu beş ailenin,yüzde 5 oranına göre belirlendiği belirtilerek,eğer ki bir köyde yirmi aile varsa,kalmasına/iskanına izin verilecek aile sadece tek bir aile olmalıdır.Yüz haneyi aşkın yerlerde ise yine,beş aileden fazlası yasaktır.Ayrıca tüm bu asker ailelerinin listeleri hazırlanarak bölgenin mülki memurlarına teslim edilmelidir.(14)
Asker ailelerinin yanı sıra,zanaatkar aileleri için de aynı yüzde 5 prensibi geçerlidir.Örneğin,İzmit çuha fabrikasında çalışan Ermeni usta ve işçilerinin ailelerinin civar İslam köylerinde yüzde 5 oranında dağıtılmaları emredilir.(15)
Diğer ayrıcalıklı aile grubu,Protestan ve Katolik aileleridir.Ankara'daki Katolik Ermenilerin sürülme kararından sonra,(16) Almanya ve Avusturya Osmanlı üzerinde ciddi baskı kurarlar.Bunun üzerine Talat Paşa,sevkiyatın durdurulması ve sürülenlerin de geri getirilmesini emreder.(17) 19 Ağustos 1915 tarihli genel ve gizli bir talimatname ile Katolik ve Protestanların tehcir kararından muaf tutuldukları bildirilir.Bununla birlikte,yoğun oldukları bölgelerde ve şüpheli tavırlarına rastlanıldığı durumlarda,tehcire tabi tutulacaklardır.(18) Yukarıda da belirtildiği gibi,tehcir edilen Katolik ve Protestan ailelerin mal ve mülkeri de,Gregoryenlerinki gibi emval-i metruke'ye tabi olacaktır.(19)
Aslında Protestan ve Katoliklerin tehcirden muaf tutulmaları,İttihatçıların tüm Ermenileri imha etme siyasetinin sözkonusu olmadığını ispat içindir.27 Mayıs 1916'da,İçişleri Bakanlığı adına İsmail Bey tarafından gönderilen şifreli telgrafta,bu grupları tehcir etmemesi için Ankara valisini ikna için en önemli argüman,"devletin bekası"dır.Telgrafta İsmail Bey,"Ermeni unsuruna karşı hükümetin imhakar bir siyaset takip" etmediğinin "alel umuma" ispatı için,hükümetin "Katolik ve Protestanlara ilişmediği"ni itiraf eder.(20)
İhtidalar
Ermenilerin tümünün ihracı yönündeki karardan sonra ve özellikle kitlesel katliamların başlaması ile birlikte,yeni sorunlar ortaya çıkar.Bunlar,kitlesel boyutlara varan yetim çocuklar,dul kadınlar ve kitlesel ihtida talepleridir.Başlıbaşına ayrı bir inceleme konusu olacak Müslüman halkın tutumuna burada yer vermeyeceğim.Ancak iyi ya da kötü niyetli olsa da (onları korumak veya durumdan faydalanmak için) büyük miktarda yetim çocuk ve evlenecek çağdaki kadınların,Müslüman ailelerine katıldıklarını belirtmek gerekir.Miktarı ve oranı hakkında hiçbir öngörüde bulunamayacağımız bu çeşit nüfus için,İttihatçı politika zaman içinde netleşir.
Yukarıda sayılan ayrıcalıklı gruplar dışında sürgünden tek kurtuluş,İslamiyeti kabul etmekti.Tehcirin ölüm olduğunu gören Ermenilerin ihtida talepleri Haziran ayında ortaya çıkar.Bu nedenle Talat Paşa 22 Haziran 1915 tarihli telgraf ile,bireysel ya da toplu tüm ihtidaların kabul edilmesini ve bunların tehcirden muaf tutulmasını,ancak yoğunluk oluşturmalarını engellemek için kendi bulundukları vilayet veya sancak sınırları içinde dağıtılmaları emrini verir.Yani bu karara göre,Müslümanlaşan Ermeniler,Anadolu içinde yer değiştirmek şartıyla tehcirden muaf tutulurlar.(21) Sadece üç hafta sonra,bu politika yüzseksen derecelik bir değişikliğe uğrar.Valilere,mutasarrıflara sahte ihtida başvurularına karşı uyanık olmaları çağrısında bulunan Talat Paşa,bunların sırf tehcirden sıyırmak için bu çareye başvurduklarının "ve hiçbir zaman bu şekilde vuku' bulacak ihtidalara i'timad olunmaması"nı emreder.Çünkü "öteden beri kendilerini menfa'atlerini tehlikede gördükleri zaman bir vasıta-i iğfal olarak ihtida etdiklerini" ve bunların "İslam namı altında da neşr-i mefsedetden geri kalmayacakları"nı belirten Talat Paşa;çözüm olarak,"ihtida etseler bile" tehcirden muaf tutulmamaları gerektiğini belirtir.(22)
İttihatçılar için asıl porblem bu ihtida talebinde bulunanların samimiyetini anlamaktı.Sadece yedi gün sonra,Talat Paşa bunu anlamak için başka bir çare önerir;tehcir edilmesi gereken kişilerin ihtida taleplerinin "aldatıcı ve geçici" olduğunu ve sadece Anadolu'da kalmasına müsaade edilen grupların ihtida taleplerinin kabul edilmesi ile bu problemin üstesinden gelinebileceğini düşünür.(23) Ağustos 1915'ten itibaren Kastamonu,(24)Konya,(25),Karesi(26),Urfa,(27),Eskişehir(28) ve Edirne'den(29) gelen tüm ihtida talepleri reddedilir.5 Kasım 1915'te de ihtida kurallarının belirlendiği bir talimatname hazırlanır.Buna göre,merkezin tek tek güvenlik soruşturmasından geçirerek kalmasına izin verdiği Ermenilerden gelecek ihtida talepleri kabul edilecektir.(30) Bir süre sonra,bunun altı net biçimde tekrar çizilir;İstanbul'un onaylamadığı hiçbir ihtida kabul olunmayacaktır.(31) Bu durum,merkezin önceki emrine rağmen,vali ve mutasarrıfların ihtidalara izin verdiğini göstermektedir.Aslında merkez ile taşra arasında bu konuda bir sorun yaşanmaktadır.Ama merkez kararlıdır;tüm taleplere rağmen,çok titiz bir biçimde,güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra ve ancak sadakatinden kuşku duyulmayanların ihtidası kabul olunacaktır.Yani bir şekilde,bu tarihten sonraki ihtidalar,"devletin mühtedileri" olacaklardır.(32)
Edirne vilayetinden gelen ihtida taleplerine karşı Talat Paşa'nın öne sürdüğü nedenler,İttihatçıların siyaset yapma tarzı hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır.Bu şehirden toplu sevkiyatı yasaklayan Talat Paşa,toplu ihtidaları da yasaklar,çünkü bu "halihazırdaki devlet siyaseti"ne uygun değildir.Bu devlet siyasetini öğrenmek için de bir sonraki telgrafı beklemek gerekecektir.Edirne valisinin Ermenilerin ihtida taleplerinin reddinin yöre ahalisini müteessir edeceği yönündeki uyarısına katılmadığını belirttikten sonra Talat Paşa,"Bu şekilde ve müctemi" ihtidanın Edirne gibi Avrupa'nın kapısı demek olan bir mevki'de cereyanı siyaset-i Devlet'e münafidir" der.Bu yüzden kendisi,Adalet Bakanı'ndan Edirne'den gelecek ihtida başvurularının toplu reddini rica ettiğini vurgular.(33) Ayrıca,Edirne gibi savaş meydanlarından kilometrelerce uzakta -Çanakkale Savaşı da bitmiş olduğu için- bir kentte böylesi tehcir ve ihtida olaylarını,Almanya ve Avusturya'nın kabul etmesi mümkün değildir.Nitekim Talat Paşa,"Edirne Ermenilerinin müctemi'an kabul-i ihtidaları müttefiklerimizce su'-i te'siri [yanlış tesir]" yaratmış olduğunu belirtir ve sürülen Ermenilerin,Kocaeli'den geri çevrilmelerini ve şehre tekrar iskan edilmelerini emreder.(34)
İttihatçı politikanın bir diğer ince ayarı,Anadolu'da kalmış Ermenilerin tümünün ihtida etmelerinin engellenmesidir.Gerçek politikayı gizlemek için,mutlaka bir miktar Ermeni'nin Hristiyan olarak kalması gerekmektedir.Örneğin Sivas'taki 156 Protestan Ermeni'nin ihtida talebi reddedilir,çünkü böyle bir ihtida "devlete yarar" getirmez ve bu yüzden "Protestan olarak kalabilirler" denir.(35)
8 Mart 1916'dan itibaren ihtida hakkı sadece Müslümanlarla evlenen,evlenecek Ermeni kadınlarla sınırlandırılır.EUM [Emniyyet-i Umumiyye Müdiriyyeti]'den Kale-i Sultaniye valisine gönderilen şifrede ihtida şartları şöyle belirtilir:"Adı geçen gayrimüslimlerin böyle,başka mahallere sevkleri sırasında topluca ihtidalarının kabul edilemeyeceği bunlardan izdivaç suretiyle ihtida edenler olursa münferiden birkaçının ihtidası kabul olunabilir."(36)
İskan mıntıkalarında ise,ihtida başvurularında herhangi bir sınırlama getirilmemiş,tüm ihtida talepleri kabul edilmiştir.(37) Kevorkian'ın da belirttiği gibi,Zor'a varan Ermenilerin ciddi bir miktarı ihtida edecektir.(38)
Tüm bu gizli telgraflardan çıkardığımız sonuç,İttihatçı hükümetin,işine gelmesine rağmen ihtidaya karşı çıktığıdır.Oysa,Lepsius anılarında,tüm vilayetlerden gelen bilgilere göre Türk yetkililerin,tehcirden kurtulmanın tek yolunun ihtida olduğunu Ermenilere söylediklerini iddia eder.Ve genel olarak,"İslamı kabul eden tüm Hristiyanların sürgün ve katliamdan kurtuldukları"nı aktarır.Şifreli telgraflar ile Lepsius'un gözlemleri,aktardıkları arasındaki bu çelişkiyi nasıl açıklayabiliriz?Tabii ki Lepsius'un,bir misyoner olarak İslama karşı mesafeli durduğu hesaba katılmalıdır.Ancak bana göre,her ikisinin de haklı olmasını sağlayan başka bir üst doğru var;bu da,merkezi hükümet ihtidayı yasaklamasına rağmen,yerel yetkililerin,Ermenileri felaketten kurtarmak ya da asimile etmek için onlara ihtida yolunu açtıklarıdır.Zaten Talat Paşa,genel talimatname yayımlamasına rağmen taşradan ihtida talepleri gelmeye devam etmişti.Bu durumu,merkezi politikalara karşı taşranın karşı çıkışı olarak değerlendirmek gerekir.(39)
Bir Devlet Politikası Olarak Ermeni Kadınların Zorunlu Evlendirilmeleri:Tezvic
"Te'bid [sürgün] olunan Ermenilerin kadınları ne olmuştur?" Talat Paşa'nın Ma'muretü'l-aziz valisine sorduğu bu soru,Ermeni nüfus meselesinin yeni bir görünümü olarak sonraki günlerde çözmeye çalışacağı önemli sorunlardan biri olacaktır.(40) Başından beri hele özellikle 21 Haziran'daki "istisnasız tüm Ermeniler" emrinin ardından,sürgün kararının sürgün edilecek tüm ailelere uygulandığı gözönüne alındığında,aslında buradaki te'bid'den teb'id'in (ebedileştirme,sonsuzlaştırma) kastedildiği ortadadır.Yani erkeklerin elenmesinden geriye,bir miktar kadın,çocuk,dul ve yetim kalmıştır.İAMM [İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti]'nin çözümü bunları Müslüman köylerde dağıtmaktır.İAMM,"genç kız ve dul kadınların Müslüman erkeklerle evlendirilmeleri"ni "uygun" bulduğunu beyan eder.(41) Ancak,bu nüfusun dağıtılacağı köylerde,Ermeni ya da yabancı olmamasına dikkat edilmelidir.(42) Niğde'ye gönderilen bir emirde,"uygun" sözcüğünün yeri "gerekli" ile değiştirilmiş,emir şu hale gelmiştir:"Genç kızların Müslümanlarla evlendirilmelerinin gerektiği."(43)
30 Nisan 1916'da,tüm Anadolu vilayetlerine "kimsesiz ve velisiz" kalan Ermeniler hakkında talimatname gönderilir.Buna göre,aile reisinden mahrum aileler -asker aileleri dahil-,genç kızlar,kadınlar ve çocuklar;Ermeni ya da yabancının olmadığı köy ve kasabalarda "adat-i mahalliyye ile istinasları" için dağıtılmalıdırlar.Talimatnamenin ikinci maddesinde "Genç ve dul kadınların tezvicleri" emredilir.(44) Ancak,bir Müslüman ile evlenme dahi,bu Ermeni kadınların iktidarın gözünde şüpheli durumdan kurtulmalarına son vermeyecektir.Böyle evlilik yapan devlet memuru erkeklerin,serbestçe seyahat etmeleri için merkezden izin almaları gerekiyordu.Daha sonra bu yasak,İstanbul ile sınırlandırıldı.(45)
Ermenilerin sevkedildikleri güney bölgelerinde ise,kadın ve genç kızlar Müslüman -çoğunlukla Arap- köylerine dağıtıldılar.Ancak burada da bir sınırlama koyuluyor,EUM dağıtım yapılan köylerin Halep(46) ve Zor(47) merkezine bağlı köyler olmamaları şartını getiriyordu.
Ermeni Çocukların "Terbiye" Meselesi
Kırımın bir diğer sonucu da,dul kadınlarla beraber,büyük miktarda çocuğu yetim bırakmasıydı.Bu nedenle,26 Haziran'da yetimler ile ilgili politika Ma'arif Nazırı tarafından açıklanır:"Mevki'leri tebdil veya birer suretle teb'id edilen" Ermenilerden kalan ve 10 yaşının(48) altındaki çocuklar "ta'lim ve terbiye"leri için devlet yetimhanelerine yerleştirilecektir.Bu amaçla bakanlık taşradan,yörelerinde ne kadar yetim Ermeni çocuk olduğuna ve bunların yerleştirilmesi için ihtiyaç duyulan yetimhaneler için uygun bina olup olmadığına dair bilgi talep eder.(49) Yetkililerin yetimhanelerde yer kalmadığı durumda,Ermeni yetimleri hiçbir şekilde diğer devlet kurumlarında barındırmamaları bunun yerine civardaki İslam köylerine dağıtmaları emredilir.(50)
27 Aralık 1915'te,İAMM çeşitli vilayetlere,İslam köylerine "tevzi olunan" ve "nüfuzlu kimseler"e teslim edilen Ermeni yetimlerinin miktarını sorar.(51) 29 Nisan 1916 talimatnamesiyle,Ermeni yetimler ile ilgili politika son şeklini alır.Bu talimatnamenin üçüncü maddesine göre,12 yaş ve altındaki Ermeni yetimler taşrada bulunan yetimhanelere gönderilmelidirler.Geri kalan çocuklar,nüfuzlu ailelere;"terbiye ve temsillerine (asimilasyonları)" ve "adabi mahalliye"yi öğrenmeleri için dağıtılmalıdırlar.Geri kalanlar da,Müslüman köylerine,fakir ailelere otuz kuruş aylık bağlanarak dağıtılmalıdır.(52)
İstanbul yetimlerin dağıtılması uygulamasının dışında tutulur,yasaklanır;yetimler kesinlikle taşradaki yetimhanelerde barındırılmalıdır.(53) Zira bunların rahat ve süratli bir şekilde asimilasyonları için,Anadolu içleri daha uygundur.İstanbul'daki Ermeni cemaati ve yabancıların bu işe müdahalesi hesaba katılmıştır.Güneye sürülen Ermeni yetimlerse,-Cemal Paşa'nın kurduğu yetimhaneler dışında- kuzeye,yani Anadolu'da bulunan yetimhanelere nakledilmiştir.Hatta Cemal Paşa'nın yetimhanelerinde bulunan çocukların da Anadolu'daki yetimhanelere nakledildikleri olur.Örneğin,Haziran 1916'da Halep'te birikmiş Ermeni yetimler,Sivas'ta bulunan yetimhanelere nakledilmişlerdi.(54) 1916 senesi Ermeni yetimlerinin İslam köylerine dağıtılması ve yeni yetimhanelerin inşası ile geçer.(55) Talat Paşa'nın kara kaplı defterinde "Ermeni Yetimleri"ne ayrıca yer verilmiştir.Yetimlerin devlet tarafından nasıl titizlikle sayıldığının,hesaplandığının ispatı olan bu deftere göre 10.314 Ermeni yetim çocuk devlet kayıtlarına geçmiştir.Bunların da bir kısmı,6.858 Ermeni yetim,Müslüman ailelere ve geri kalan 3.456 yetim ise devlet yetimhanelerine dağıtılmıştır.(56)
Ayrıcalıklı Bölgeler Edirne,İstanbul ve İzmir
"İstisnasız tüm Ermeniler" emrine rağmen,yukarıda saydığımız çeşitli aile gruplarının yanı sıra,bazı bölgeler de istisna tutulmuştur.Sebepleri farklı olsa da Edirne,İstanbul ve İzmir tehcir kapsamına alınmamıştır.Komitacıları hedefleyen sürgünler olmasına rağmen,nüfusun büyük bir kesimi tehcir kapsamına alınmazlar.
"Avrupa'nın kapısı" Edirne'de tehcir ve ihtidaya,İttihatçıların "devlet siyaseti"ne uygun görülmediği için izin verilmez.Ancak yine de Ekim 1915 ve Haziran 1917'de komitacı oldukları gerekçesiyle bir grup Ermeni sürülecektir.İlk sürgünler,Rumlarla karışık olarak Anadolu'ya sevkedilenlerdir.(57) İkinci sürgünler ise Talat'ın girişimi ile engellenir ve vilayet içinde dağıtılırlar.(58)
Diğer istisna,başkent İstanbul'dur,24 ve 26 Nisan'da yapılan büyük operasyonlar dışında,birkaç polisiye operasyona daha tanık olur.(59) Ama hedefte bekar ve İstanbullu olmayan Ermeniler vardır ve bunlar şehirden çıkarılmışlardır.(60) İstanbul'dan sürülmüş ve Anadolu'da iskanlarına izin verilmiş olan Ermeni ileri gelenleri,1916 başlarında Zor'a sevkedilirler.(61)
Diğer istisna İzmir'in denklemi farklı,başat problemi ayrı idi.Bu da nüfus ve ekonomi bakımından ciddi güç oluşturan Rumların "esas" sorun olmasıydı.Vali Rahmi Bey,Ermenilerin sürgünüyle vilayetin neredeyse tamamen Rumlara mahkum olacağı kaygısıyla olacak,vilayetinden Ermeni sürgünlerini engellemiştir.Bir diğer gözlemci,İzmir Fransız konsolosuna göre,Ermeniler "bu barışı/ayrıcalığı" çok pahalıya satın almışlardı.(62) Tabii yine de komitacı olduklarından şüphe edilen İzmir Ermenileri Aralık 1915'te Konya'ya sürülürler.(63)
Şimdi tekrar Ermeni tehcirinin organizasyonuna bıraktığımız yerden,kronolojik sırasından devam edelim.
Ermeni Sorununun "Çözümlenmesi" ve İstatistiğin Kullanılması
12 Temmuz 1915'te Ali Münif Bey,İçişleri Bakanı adına,İzmir ve Edirne dışındaki tüm vilayetlere,"siyaset-i iskaniyenin tayini" için kendilerinden daha önce istenen bilgilerin bir an önce gönderilmesini hatırlatan bir şifre çeker.Önemle istenen bilgiler,Ermenilerin sevk tarihleri ve sevkedildikleri yerler,çıkarılan Ermenilerin miktarıyla kısmen veya tamamen Ermenilerden arındırılan köy ve kasabaların mevki ve isimleri,buralara muhacir göndermek icap edip etmediği,icap ettiği durumda gereken muhacir miktarı ve civarda "temdin ve iskana" müsait aşiret olup olmadığıdır.(64)
Bu emrin ertesi günü,13 Temmuz 1915,Talat Paşa Halep ve Maraş emval-i metruke komisyonu başkanına şu haberi vererek,"Ermeni meselesinin suret-i katiyede hall"edildiğini ve bunun da,"Ermenilerin nakil ve sevki" ve "yerlerine muhacir ve aşiretlerin yerleştirilerek İslam nüfusunun artırılması" ile elde edildiğini belirtir.Üstelik,diye devam eder,bu devletin en "nazik ve buhranlı bir zamanında" yapılmıştır.(65)
Bundan tam bir hafta sonra (20 Temmuz 1915),bir başka önemli şifreli emir tüm vilayetlere gönderilir.Emir,tüm vali ve mutasarrıflardan,vilayet ve sancakları dahilinde bulunan,köylerine kadar tüm yerleşim yerlerinin "milliyet esasına göre" ve evvel ve mevcut nüfusunu gösterecek nüfus cetverllerinin tanzim edilmesini ve en kısa sürede gönderilmesini istemektedir.Ayrıca köylerine kadar "mülki teşkilatını gösterir mükemmel" haritaların hazırlanması istenir.Bu etno-istatistik ve haritalar,İttihatçıların İslamlaştırma ve Türkleştirme politikalarını daha titiz hayata geçirmelerinde esaslı araçlar olacaktır.(66)
Bu genel talimattan başka Talat Paşa,sevkedilen Ermenilerle ilgili çok sık aralıklarla sayısal bilgiler ister;yerleşim yerinden çıkarılanların,kalanların,yola çıkarılanların,hastaların sayısını sorar.Ve hatta Talat Paşa sevkedilen Ermeniler arasındaki ölümlerin miktarını da sık sık öğrenmek ister.(67) Açıktır ki,Ermeniler arasındaki kayıplar İttihatçı hükümet tarafından takip ediliyor ve hesaplanıyordu.Bu yüzden ciddi kayıplardan ve tabii ki bunun sebeplerinden,iktidarın bihaber olduğunu söylemek,iddia etmek hiçbir şekilde mümkün değildir.
Kısa bir süre,sevkiyat hakkında nicelik ve niteliğe ilişkin bilgilerin elde edilmesinden ve bu arada bir miktar Müslümanın boşaltılan yerlere iskanlarından sonra,yeniden Ermeni sevkiyatına başlanır.4 Ağustos 1915 tarihli emirle,Maraş,Adana,Sis ve diğer illerin hiçbir Ermeni barındırmayacak biçimde boşaltılmaları emredilir.(68)
21 Ağustos 1915'te en önemli talimatnamelerden biri yayımlanır.Talat Paşa'nın 21 Haziran'daki emrinden sonraki en önemli emirdir bu.Tüm vilayetlere çekilen şifreli telgrafta,Talat Paşa tüm vali ve mutasarrıflara Türkleştirme çağrısı yapar.Açıkça Türk adı vererek,yetkililere bir an önce:"Vilayet dahilinde mevcud,göçebe ve yarı-göçebe tüm Türk aşiretlerinin tahliye edilen karyelere,mevki ve durumun icabına göre toplu veya dağınık bir suretde iskanlarının mutlaka temin ve icrası"nı emreder.Bu sayede aşiret hayatının katı biçimde ortadan kaldırılması da sağlanmış olacaktır.Talat Paşa iki noktada yöneticilerin dikkatlerini çeker;ilki,zamanın çok müsait olduğu ve diğeri de bu fırsatın kaçırılmaması için Türk aşiretlerinin bir an önce iskan edilmesi gerektiğidir.Tüm bu uygulamalardan,merkez peyderpey bilgilendirilmelidir.(69)
Ağustos ayının sonunda,Türk göçebelerin Ermeni köylerinde iskanı emrinden sonra,Talat Paşa tüm valilerin (Edirne,Kastamonu ve Aydın dışındaki) uygulamaya konulan politikanın sayısal verilerini iletmesini emreder;bu veriler üç gün içinde iletilmelidir.İstenen verilerin ilk ikisi Ermeni Gregoryenler için sonuncusu da Ermeni Katolik ve Protestanlarına yöneliktir.Ermeni Gregoryenlerden,sevkedilmeyi bekleyenlerin miktarı,başka vilayetlerden sürülmüş olup o an vilayet dahilinde bulunanların miktarı ve bunların nerelerde bulunduğu (yollarda,istasyon ve kasabalarda) sorulur.Son soru,vilayet/liva dahilinde bulunan Katolik ve Protestan Ermenilerle ilgilidir.Miktarları,ne kadarının sevkolunduğu,kalan nüfus ve bu nüfusun tek tek Protestan ve Katolik olarak "nüfusu asliyeye nazaran yüz kaç nisbetinde" oldukları sorulur.(70)
Bu yüzdendir ki sadece dört gün (29 Ağustos) ve çok büyük bir ihtimalle taşradan nüfus istatistikleri geldikten ve değerlendirildikten sonra Talat Paşa,Ankara valisine,"doğu vilayetlerinde Ermeni sorunu[nun] çözüldü"ğünü haber verir.(71)
Tehcirin Sona Erdirilmesi
Sevkiyatın durdurulduğu ilk tarih 29 Ağustos 1915 olup,durdurma kararı ABD'nin protestosunun ardından alınmıştır.Gerçekten de birkaç gün evvel Amerika,Osmanlı hükümetinden bir an önce "kitle halinde yer değiştirmenin önlenmesi"ni istemiştir.Bir yandan 29 Ağustos şifresiyle sevkiyat durdurulurken,Talat Paşa Amerika'ya cevap vermekten geri kalmaz.Ancak bu cevap,şaşırtıcı olduğu kadar Talat Paşa'nın resmi ve şifreli telgraflardaki diskuru arasındaki uçurumu da göstermesi açısından ilginçtir de.Diplomatik üslupla mümkün mertebe olayı saklamaktadır.Zira Amerika'ya verdiği cevapta "Ermenilerin merkezi hükümet tarafından uzaklaştırılmaları sözkonusu değildir"(72) der.
Bir yandan Amerika'ya gayriciddi cevaplar verilirken,diğer yandan da Talat Paşa bazı girişimlerde bulunmaktan da geri kalmaz.Çünkü sevkiyatın durdurulmasının ertesi günü bir başka önemli şifreli telgraf tüm vilayetlere gönderilir.Telgrafta Ermenilerin tehcirindeki gayenin Ermenilerin "imhası olmadığı",aksine "bu unsurun hükümet aleyhine teşebbüsat ve fa'aliyette bulunamamalarına ve bir Ermenistan hükümeti teşviki hakkındaki amal-i milliyyelerini ta'kib edemeyecek bir hale getirilmeleri" için yapıldığı belirtilerek,sevkiyat sırasında Ermenilere yönelik saldırıları gerçekleştirenler ve "bunlara önayak olan me'murin ve jandarma"lar hakkında kanuni takibat yapılması emredilir.(73)
Ancak çok geçmeden,Ermenilerin sevklerine kalındığı yerden devam edilir.Eylül ayının ortalarında,yerlerinden çıkarılan ama henüz Zor bölgesine varmamış,yollarda "yığınak merkezleri"ndeki Ermenilerin miktarı öğrenilmek istenir.(74) 27 Ekim 1915'te havanın soğukluğunu hissettirdiği günlerde Ermeni sevkiyatına ara verilmesi emredilir.Talat Paşa kafilelerin -yollarda bulunanlar dışında- yeniden yola çıkarılmasını yasaklar.(75) Hemen ertesi gün bu defa yollarda olan Müslüman muhacirlerin bulundukları yerde hiç vakit geçirmeden iskan edilmelerini emreder.(76)
Daha Eylül'de,tehcirin ağır sonuçları doğu bölgelerinde kendini hissettirmeye başlamış,zirai üretimdeki düşüş,ticari aktivitelerdeki tıkanma çıplak gözle görülür hale gelmişti.Her ne kadar,ordu ve devlet için yararlı olan Ermeniler -ki periyodik güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra seçilmişlerdi- tehcirden muaf tutulsalar da,ortaya çıkan toplumsal boşluk çok büyüktü.İttihatçı hükümet zirai,sanayi ve ticari alandaki bu boşluğu bir an önce doldurmalıydı.Bu amaçla,1 Kasım 1915'te Talat Paşa taşraya gönderdiği genel talimatnamede,Ermenilerden geriye kalan sermayenin envanterinin yapılmasını emreder.Bu envanter,Ermenilerden geriye kalan sabit sermaye (şirketler,fabrikalar,atölyeler,dükkanlar,vs.) ve bunların maddi değerlerini ihtiva edecek şekilde hazırlanmalıdır.(77) İki ay sonra,Talat Paşa Ermeni mallarının devlet eliyle ve hatta neredeyse sadece İttihatçı çevrenin tekelinde dağıtımı için girişimde bulunur.Zaten bir şekilde halk Ermenilerden kalan malları,devletin de bir derece yardımıyla sahipleniyordu.Ancak,bunun bir an önce devletin tekeline tam olarak alınması zaruriydi ve malların yağmalanması değil,bir sermaye olarak gereken değerin verilmesi gerekiyordu.Vali ve mutasarrıflara verilen emir,Ermeni mallarının Müslümanlara dağıtımının ekonominin İslamlaştırılması hedefiyle olması gerektiğini belirtir.Emir,"Memleketimizde İslam müesseselerinin artırılması" için,Ermenilerden kalan "emval-i metruke"ler sayesinde Müslümanlardan mürekkeb şirketlerin teşkilinin ve biçiminin nasıl olacağı konusunda bilgiler içerir.Şirketlerin idare heyetlerinin "erbabı namus" kişilerden meydana getirilmesi ve bunlara esnaf ve çiftçilerin iştirak ettirilmesi için de yarım veya bir liralık olarak hisse senetlerinin düzenlenmesini önerir.Özellikle bu "sermayenin ecnebi ellere düşmemesi" uyarısını yaptıktan sonra,asıl amacın "İslam ahali içinde ticari hayatın" geliştirilmesi olduğunu önemle vurgular.(78)
Ancak üretim araçlarını ele geçirmek,ele geçirenlere üretici vasfı vermediğinden ve bu meziyet de ele geçirilecek bir ganimet değil çalışarak elde edilecek bir beceri olduğundan bunun bugünden yarına yeri doldurulacak bir eksiklik olmadığı görülür.Üstelik savaştan dolayı,bu kaliteli emek gücü boşluğu kendini daha şiddetli hissettiriyordu.Üç çözüm düşünülebiliyordu:Ermeni zanaatkarları mümkün mertebe sürgünden muaf tutmak;Balkan muhacirleri arasındaki zanaatkarları tek tek tespit etmek veya savaş esiri olarak ele geçen Müslüman asıllı yabancı ülke vatandaşlarından istifade etmeye çalışmak.Daha önce de belirttiğimiz gibi,bir kısım Ermeni zanaatkar sürgünden muaf tutulmuş,ancak yine de çok yakından takip edilmişler ve periyodik soruşturmalara uğramışlardır.Ve hatta İstanbul,sıklıkla vilayetlerde mevcut Ermeni zanaatkarların sayımlarını yapmıştır.(79) Düşünülen ikinci çözüm yolu,Balkanlar'dan gelmiş ve Batı Anadolu'da iskan edilmiş zanaatkar muhacirlere müracaat etmekti.Bu amaçla Kasım 1915'te EUM,Karesi valiliğinden bölgede bulunan zanaatkar muhacirlerin miktarı ve yerleştirildikleri yerler ile ilgili bilgi ister.(80) Ertesi günü bu kez İAMM,Ermenilerden arındırılmış bölgelerden ihtiyaç duydukları zanaatkarları,tür ve miktarlarını iletmelerini ister.İhtiyaca göre Müslüman esirler arasından bu vasfa sahip kişiler seçilip gönderilecektir.(81)
Daha önce belirttiğimiz gibi,Anadolu'da devletin ihtiyaç duyduğu kadarıyla,güvenlik soruşturmasından geçmiş ve Müslüman köylerinde yüzde 5 oranında iskanları koşuluyla Ermenilerin kalmasına izin verilmişti.Ancak yine de,periyodik,merkezi soruşturmalar eksik olmadı.Mesela 21 Şubat 1916'da EUM,Anadolu'da bırakılmış Ermenilerin tekrar bir güvenlik kovuşturmasından geçmesi ve şüpheli görülenlerin tespit edilmesini emrediyordu.(82) İki hafta sonra yine benzer bir merkezi emir taşraya iletiliyordu.(83) Tüm bu şüphelilerin gönderileceği yer tabii ki Zor bölgesi idi.Demografik bir tehdit olmaktan çıkarılmış,bu çok az sayıdaki Ermeni nüfusa yönelik operasyonların bir başka mantığı vardı.Ermeniler iktidar için hep şüpheli idiler,sanki ebedi bir "şüpheli" olma hali Ermeniliği tarif eden tek kıstastı.Sadakat ve daha fazla sadakat talebini,iktidarın her şeyi şüpheli görme sendromuna yormak gereklidir.
15 Mart 1916'da Talat Paşa şu emri verir:
"Görülen lüzum ve icab-ı idari ve askeriye bina'en ba'de-ma Ermeni sevkiyatının ta'tili takarrur etdiğinden şimdiye kadar çıkarılanlardan başka artık hiçbir sebeb ve vesile ile Ermeni ihrac olunmaması ta'mimen tebliğ olunur."(84)
Ancak aşağıda görüleceği gibi Temmuz 1916'da Konya Ermenilerinin bir kısmının sürgün emri merkezden verilecektir.Zaten,ileri tarihli bir başka telgrafta,aslında sürgüne kesin bir son verilmediği sadece bir "te'hir"e gidildiği vurgulanacaktır.Bu şifrede,Ermenilerin "kafile halinde ihraç ve sevkleri"nin uygun olmadığı ve "ihraç edilmeleri" gerekenlerin isimleri ve sayılarının önceden İstanbul'a iletilerek danışılması istenir.(85)
11 Ağustos 1916'da ise 1863'ten beri yürürlükte olan Ermeni Milleti Nizamnamesi ile İstanbul'daki Ermeni Patrikliği Nizamnamesi iptal edilerek yerine Ermeni Katogikosluk ve Patrikliği Nizamnamesi yürürlüğe konuldu.İstanbul Patrikliği,Sis ve Akhtamar Katogikosluğu Kudüs'e taşındı(86) ve Sahak Efendi yeni Ermeni Patriği olarak Kudüs'e gönderildi.(87)
İlginç olan,ihtida etmiş olanların da dönem dönem,ihtidalarından kuşku duyularak sürgüne gönderilmek istenmesidir.Örneğin,1917 Haziran ortalarında Edirne ve Ankara illerinde yeni sürgünler gündeme geldi.Ankara'daki sürgünlerin sebebi ise,Müslümanlaşan Ermenilerin tekrar eski Katolik ayinlerini yapmaları şüphesidir.Yani Müslümanlıklarından şüphe duymak bile yerel otoriteler için sürgün sebebi oluyordu.Ancak Talat Paşa bunların sürgünlerinden vazgeçilmesini emreder.(88) Bu ve benzeri lokal girişimler üzerine İstanbul 20 Haziran 1917'de tehcirin durdurulmuş olduğunu tekrarlar.(89)
Tehcir öncesi ve sırasında başvurulan istatistik,kitlesel ve ardından da her nevi tehcirin yasaklandığı süreçte vazgeçilmez bir araç olacaktır.Talat Paşa bir yandan Anadolu'da kalmış olan Ermenileri "tek tek" belirleyecek kadar hassas,polisiye bir sayıma başvururken,iskan bölgelerinde de nüfus sayımları yaptıracaktır.Şimdi bu iki farklı bölge için başvurulan iki farklı sayım mantığına bir göz atalım.
İki Bölgede İki Farklı İstatistiki Kaygı:İskan Bölgesinde Yüzde 10'u Tutturmak ve Anadolu'da Sayısal "Takibat"
Talat Paşa'nın iki ayrı bölge için iki ayrı politikası mevcuttur ve bu doğal olarak,sayım tarzlarını da değiştirir.İskan bölgelerinde,Ermenilerin yüzde 10'u aşmamaları için sıklıkla yapılan sayımların yerini Anadolu'da polisiye diyebileceğimiz daha titiz sayımlar alır ve hatta ihtida edenler de sayısal takibe uğrar.
Sürgün Bölgesindeki Sayımlar:Yüzde 10'u Tutturmak
Tehcir kapsamına alınan Ermeni nüfusu arttıkça,Ermenilere ayrılan "mıntıka"ların genişletilmesi de farz olur.5 Temmuz 1915'te Aydın dışında tüm Anadolu valileri ve mutasarrıfları yeni belirlenen bölgenin bilgisini alırlar:
1-Kerkük sancağınınİran hududuna 80 kilometre içeride olması şartıyla Musul vilayetinin güney ve batı bölgesi.
2-Diyarbekir hududuna 25 kilometre uzakta,Habur ve Fırat nehirleri vadisindeki yerleşim yerlerini içine alacak şekilde Zor sancağının güney ve batı tarafı.
3-Halep vilayetinin kuzeyi istisna olmak üzere Suriye vilayetinin Havran ve Kerek sancakları dahil ve demiryolların güzergahlarından 25 kilometre uzağındaki bölge.
Gelecek Ermeniler,bu bölgelerde bulunan köy ve kasabalarda,Müslüman "nüfusun yüzde 10'u nisbetinde" iskan edileceklerdir.(90)
Sadece bir hafta sonra tüm Anadolu vilayetleri,nüfus yüzde 10 sınırını aştığı ve yüzde 15 seviyesine ulaştığı için Zor'a bir daha Ermeni kafilesi göndermemeleri için uyarılır.(91) Bu arada Halep vilayeti,Ermeniler önceden belirlenen yüzde 2 nisbetini aşacak şekilde iskan edildikleri için uyarılıyordu.8 Eylül 1915 tarihli şifrede valiliğin "daima nazarı dikkatde bulundurması" gereken şeyin,Ermenilerin "o muhitde nisbi bir ekseriyet teşkil etmelerini" engellemek olduğu ve belirlenen oranlardan "fazla olanların vilayet dahilinde dağıtılmayarak Urfa cihetlerine" sevkedilmeleri olduğu hatırlatılıyordu.(92) Ancak,ilginç bir şekilde,Halep valisine Ermenilerin Urfa'ya gönderilmesi emredilirken,aynı gün Urfa'daki yüzde 10'u aşmış olan Ermenilerin de Zor ve Musul taraflarına gönderilmeleri emrediliyordu.(93)
Birbiriyle çelişkili bu son iki emirden anlaşıldığı gibi,Ermeni kafilelerinin büyük bir kısmı birden fazla sevke tabi tutuldular.İktidarın yüzdelik oranı tutturmak pahasına aç sefil haldeki Ermeni kafilelerini zor iklim şartlarında yeniden sevke tabi tutması,kitlesel kayıplara sebebiyet vermekle eşanlamlıdır.Halep bölgesinden Ermenilerin iskanı ile görevli Kafkas kökenli Hasan Amca,Ermenilerin birden fazla sevklerine tanık olduğuna ve birden fazla sevkin ölümlere sebep teşkil ettiğine hatıralarında değinir.(94) Hem zaten Osmanlı yetkililerinin,kafilelerin sevkleri sırasında ve iskanlarından sonra dahi,kitlesel ölümlere yol açan,açlık,sefalet ve bulaşıcı hastalıklardan haberleri vardı.(95)
Devletin bekası için Anadolu'dan çöl ikliminin ve "anarşi"nin hüküm sürdüğü bölgelere sürülmüş,aç ve hasta Ermenileri yeniden bir başka çöllük bölgeye sürmenin,nüfus üzerindeki kitlesel yıkıcı etkisini tam olarak ölçmek zordur.(96) Üstelik bu sevkler sırasında asker veya sivil Müslüman halktan kaynaklanan saldırıların da kayıpların boyutunu artırdığı,çeşitli gözlemciler tarafından günümüze kadar aktarılmıştır.(97)
Gerçekten de,genişletilmesine rağmen,iskan için ayrılan bölgelerin,böylesi bir nüfus için yetersiz kalacağı çok geçmeden anlaşıldı.Yüzde 10 sınırı çok geçmeden tüm bölgelerde aşıldı.Bu durumda,merkezden bu yönde kesin talimat almış olan valiler,mutasarrıflar,yetki bölgelerindeki fazla Ermenilerden kurtulma telaşına girerler.1916 Baharı'nda,Halep valisi bölgesindeki "fazla" Ermenileri Zor'a sevkederek kurtulmaya çalışırken;aynı günlerde Zor mutasarrıfı da kendi bölgesindeki "fazla" Ermenileri bir başka bölgeye sürerek kurtulmaya çalışıyordu.İstanbul,Zor mutasarrıfına "Ermeniler[in] orada bir kat daha yoğunlaşmış bir halde" olmalarının önüne geçmek için Zor ve Resulayn'daki Ermenilerin Musul'a gönderilmesini emrediyordu.(98) Ancak yaz mevsiminin başında,çelişkili ve ilginç bir emir gönderilerek,Halep'teki Ermenilerin Zor'a sevkedilmesi emredilir.(99)
Tüm bu yeniden sürgünler de,lokal sayımlar sonrası yapılıyordu.Örneğin,8 Aralık 1915'te,Ermenilerin gönderildiği Halep'in doğu bölgelerinde sayım yapılması emredilir.(100) 1916 Haziran ayında bir sayım yapılması için örtülü ödenekten bölgeye para gönderildikten sonra,Kasım 1916'da iskan bölgesinde bir sayım yapılması emredilir.(101) İstanbul bu sayım sonuçlarını almakta sabırsızdır,detaylı bilgiler posta ile gönderilirken,özetlerin bir an önce telgrafla iletilmesi istenir.(102)
Burada bir parantez açıp henüz cevabını net olarak bulamadığım bir dizi soruyu paylaşmak ve bazı hipotezler öne sürmek gerekir.Şifreli telgraflardan takip edildiği kadarıyla,güney bölgelerinde,Ermenilerin İslam karye ve kasabalarına yüzde 10 oranında dağıtılması emrediliyordu.Tüm bu bölgenin (Musul,Suriye,Der-Zor ve Halep) toplam İslam nüfusu 1.700.000 civarındadır.Ancak buradan yola çıkarak Müslümanlar arasına dağıtılan nüfus 170.000'dir diyemeyiz.Çünkü sözkonusu vilayetlerin çölümsü bölgelerindeki köy ve kasabaları sözkonusu olduğundan Ermenilerin yüzde 10 oranından dağıtıldığı bölgenin Müslüman nüfusu 1.000.000'dan çok çok azdır.Biraz daha açarsak,iskana ayrılan Halep'in doğusu (ki o da yüzde 2 iskana izin verilmiştir);Musul'un batı ve Suriye'nin doğu kesimleri,yani daha çölümsü ve daha az nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerinde dağıtılan Ermeni nüfus 100 binden çok daha azdır.Demek İttihatçı verilere göre bu bölgeye varan 486 bin Ermeni'den geri kalan nüfusun,çoğunluğu çadırlardan oluşan mıntıkada,iskan edildiğini biliyoruz.Ama en önemli sorun şudur:Madem ayrı bir "iskan mıntıkası" belirlendi ise,neden bir kısmı yüzde 10 oranında Müslümanlar arasına dağıtıldı?Asimilasyonları için mi?Ama zaten yukarıda gördüğümüz gibi ordu komutanlığı kararıyla,Ermenilere ayrılan mıntıkalarda eğitim zorunlu Türkçe olacaktı.Peki o zaman neden bir kısmı Müslümanlar arasına dağıtıldı?Çadırlardan mürekkep toplama kamplarında,çölümsü iklimin etkisiyle ölümlerin olağanlaşacağını bildiklerinden ve bu yüzden İslam hanelerine dağıtarak en azından bir miktarını bu sondan korumaya mı çalıştılar?
Musul'un Ermenisizleştirilmesi
1916 Haziran ayında,iki nedenden dolayı Musul iskan bölgesi olmaktan çıkarılır:Şark mültecilerinin yarattığı demografi ve askeri nedenler.Şark mültecileri daha güneydeki çöllük bölgelere gönderilmektense,-daha yoğun olarak 1917 Yazı'nda- bu bölgede iskan edileceklerdir.(103)
Askeri nedeni yaratan ise Britanya ordusunun Bağdat'a doğru ilerleyişidir.Osmanlı ordusu,Musul bölgesini savaşa hazırlamak gayesindedir;1 Haziran 1916'da Zor ve Halep'ten Musul'a gönderilmek üzere yola çıkarılmış "fazla" Ermenilerin gerisin geri gönderilmeleri emredilir.(104) Ancak,Halep valisi,kendi bölgesindeki Ermeni "fazlalıklarından" kurtulmak gayesiyle kafileleri,Musul'a değil de Zor'a doğru sevketmeye devam eder.Talat Paşa dört gün sonra bu sevkleri durdurur ve Halep valisine,daha güneye ve iç taraflara göndermesini emreder.(105) Diğer yandan,Zor mutasarrıfının bölgesindeki "fazla" Ermenilerden kurtulmak için Musul'a doğru kafileler yola çıkardığını haber alan İstanbul,mutasarrıfı uyarır.Ermenilerin Musul'a artık gönderilmemesi,sancak içinde "münasip mahallerde iskanlarına" çalışılması emredilir.(106)
Bölgeye aktarılan Osmanlı asker sayısı arttıkça,Zor sancağına yakın kısımlar da,bu yeniden sürme operasyonuna dahil edilir.EUM,Fırat havzasında ve askeri güzergahta bulunan Ermenilerin "münasip mahallere" iskan edilmelerini emreder.(107)
Bu arada,bölgeye sürülmüş Ermeniler arasında,askerlik çağına gelmiş olanlar için celp kararı çıkarılır.Osmanlı Altıncı Ordusu'nda yer almaları için Eylül 1916'da sürgün Ermenilere bu yönde çağrı yapılır.Askere alınan sürgün Ermeniler amele taburlarında çalıştırılacaklardır.(108) 1917 Ekim ayında "mühtedi veya olmasın" tüm Ermenileri kapsayan yeni bir celp çağrısı yapılır.(109) Yani,devlete olan borç,askerlik görevi,sürülmüş ve sefil halde bulunan Ermenilerin de yakasını bırakmayacak kadar önemli ve önceliklidir.
Anadolu'dan Ermenilerin sürülmesinde olduğu gibi,kendilerine tahsis edilen mıntıkalara vardıklarında da,sayımlar vazgeçilmez araç olmuştur.Şimdi,Anadolu'da bırakılan Ermenilerin sayısal "takibatı"na bakalım.
Anadolu'da Bırakılan Ermenilerin Sayısal "Takibatı"
Anadolu'da müstesna bölgeler dışında kalmasına izin verilen Ermeniler,zanaatkar,asker,Katolik ve Protestan aileleri;tek tek güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra yüzde 5'i aşmayacak biçimde dağıtılmışlardı.Buna rağmen bu Ermeniler sık sık yinelenen sayısal ve güvenlik soruşturmalarına tabi tutulurlar.Yeni sürgünler de,bu takibatlar sonrası yapılır.
Ermenilerin sürüldüğü tek Anadolu ili olan Konya,sıklıkla sayı ve güvenlik soruşturmalarına tabi tutulur.Bunlardan birinde,mevcut Ermenilerin sayısı (Konya yerlisi veya hariçten gelenler tek tek belirtilecek);yerleştirildikleri mahallerin isimleri ve "nüfus-i İslamiyyeye nazaran kaç nisbetinde" oldukları sorulur.Ayrıca bunlardan "şimendüfer,reji,düyun-i umumiyye,inşa'at hizmetlerine girmiş" olanların belirtilmesi istenir.Sözkonusu olan,polisiye takibattır.Konya'da bulunan Ermeniler içinde komitacılardan kimsenin olup olmadığı,bunların isimleri,geldikleri şehirler ve bugüne kadar orada "bırakılmalarının" sebebinin belirtilmesi istenir.Ayrıca,vilayetteki Ermenilerin "İstanbul ve sa'ir mahallerle muntazaman muhabere etdikleri" ve bunu yapanların tesbiti istenir.(110) İki ay geçmeden,yeni sürgünler emredilir.İki ayrı grup için iki ayrı politika sözkonusudur.Konyalı Ermenilerin "komitelerle alaka ve münasebetleri ma'lum olanların" aileleriyle birlikte "münasib fasılalar ile ve pek kalabalık olmayarak",diğer Ermenilerin ise -şüpheli olsun ya da olmasın- tüm erkeklerinin "münferiden" Zor'a sürülmeleri emredilir.Bu sürgünler "Ermeni teb'idine [sürgün] yeniden başlandığı" hissi yaratmaması için mümkün mertebe küçük gruplar ve aralıklarla ve daha önceden belirlenmiş güzergahlardan gönderilmelidir.(111)
25 Eylül 1916 tarihinde acil koduyla gönderilen şifreli telgrafta,tüm Ermenilerin sayım emri verilir.Bu gizli sayımda istisnasız tüm -mühtediler dahil- Ermenilerin miktarının hesaplanması istenir:
"Tüm liva ve vilayetlere şifre
Liva/Vilayet dahilindeki:
1-Yerli Ermenilerin
2-Yabancı Ermenilerin
3-Katolik ve Protestan olarak bırakılanların
4-Asker ailesi olarak ibka edilenlerin
5-İhtida ederek kalmış olanların
6-Emr-i mahsusi üzerine bırakılmış olan Ermenilerin kaza üzerine mikdarlarını havi bir cedvelin seri bir şekilde tanzim ve irsali lüzumu tamimen tebliğ olunur."(112)
Özellikle sınıra yakın bölgelerdeki mühtedi Ermeniler Rus ordusuna ajanlık yaparlar korkusuyla çok yakın takibe alınırlar.Bölgeden istenen bilgiler sonrası,bu bölgelerdeki mühtedilerin daha batıda bulunan,Kemah,Kuruçay,Zara,Refahiye,Suşehri,Karahisar,Alucra,Giresun ve Tirebolu gibi bölgelere sevkedilmeleri emredilir.(113)
Yukarıda da belirtildiği gibi,tehcir sonlandırılana kadar,Anadolu'da bırakılan Ermeniler birçok defa devlete sadakat testinden (nüfus sayımlarının eşliği ile) geçmişlerdi.Kitlesel sürgünlerin bitmesinden sonra,1916 Baharı boyunca EUM ve Talat Paşa,Anadolu'da bırakılan Ermenileri çok yakın takibe alırlar.Taşraya gönderilen onlarca telgrafta,Ermenilerin tehcirden muaf tutulmasının sebeplerinin iletilmesi istenir;zanaatkar,mühtedi,Katolik,Protestan,vs.(114) Burada,devletin ihtiyaçlarına göre yeni sayım gerekçeleri ve yeni kategoriler üretildiğini görmekteyiz.Eskiden Ermeniler sadece mezheplerine göre sınıflandırılırken şimdi,tehcirden muaf tutulma nedenlerine göre sayılıp kategorilendirilmektedirler.
11 Şubat 1917 tarihli bir başka emirde,daha seri ve daha titiz bir sayım talep edilir.Tüm vilayetlerden,mevcut Ermenilerin yerli ve yabancı olarak "yegan yegan tahkiki" istenir.Aslında bu sayısal "takip"ten başka bir şey değildir.(115)
1918 Baharı'nda ise,bu defa sadece mühtedilerin sayımını emreden bir şifre çekilir.Buna göre,tüm mühtedi Ermenilerin isimleri,ihtida biçimleri-nedenleri ile ihtida sonrası davranışları kayda geçirilip merkeze iletilmelidir.(116) Tabii bu son bilgi,mühtedilerin İslamı ne şekilde yerine getirdiklerini değil,devlete karşı olan tavırlarını belirlemek içindir.Talat Paşa için,İslama bağlılık değil devlete bağlılık önemlidir.
Diğer yandan,iktidardan çekilmeden iki ay önce İttihatçı hükümet,Ruslardan geri alınan bölgelerde etnik ve dinsel grupların miktarını belirleyecek şekilde genel bir nüfus sayımı yaptırır.(117)
***
1-Genel değerlendirme için bu bölümün sonuç kısmına bakınız.Bu arada Rusya'ya kaçan Ermeniler arasında Ermeni etnografya dergisi Azgagrakan handes,Eylül 1915'ten itibaren bir anket çalışması yapmıştır.İlginç olan henüz bu anket sırasında toplanan verileri içeren bir akademik çalışmanın yapılmamış olmasıdır.Böylesi,bir çalışma,kaçış sebepleri konusunda,olayların gelişimi konusunda ve en önemlisi de miktarları konusunda değerli bilgileri bize taşıyacaktır.Claire Mouradian,"La revue ethnographieque arménienne Azgagrakan handes,Chouchi-Tiflis,1895-1916",Cahiers du monde russe,31/2-3-Regards sur l'anthropologie soviétique,1990.
2-DH.ŞFR (Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi) 54.87 (21 Haziran 1915).EUM (Emniyyet-i Umumiyye Müdiriyyeti)'den Trabzon,Ma'muretü'l-aziz,Sivas,Diyarbekir ve Canik'e çekilen şifre.
3-DH.ŞFR 54.122 (23 Haziran 1915).İAMM (İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti)'den Musul ve Zor'a çekilen şifre.
4-DH.ŞFR 54.100 (22 Haziran 1915).
5-DH.ŞFR 54.432 (14 Temmuz 1915).EUM'den Ma'muretü'l-aziz'e çekilen şifre.
6-DH.ŞFR 54.150 (26 Haziran 1915).
7-DH.ŞFR 54A.128 (25 Temmuz 1915).Kalem-i Mahsusa'dan Ma'muretü'l-aziz,Erzurum,Diyarbekir ve Bitlis'e.
8-Aslında devlete ajanlık yapan Ermenilerin de muaf tutulduğu oluyordu.Bkz. EUM 2.Şb. (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti 2. Şube) 29.35.
9-189 no'lu doküman için bkz. Selahi R. Sonyel;Displacement of the Armenians:Documents/Le Deplacement des populations Armeniennes:Documents/Ermeni Tehciri ve Belgeler,Ankara,Baylan Matbaası,1978.
10-DH.ŞFR 54.287 (5 Temmuz 1915).Ayrıca bkz. DH.ŞFR 60.274 (8 Şubat 1916).EUM'den Adana ve Halep'e çekilen şifre.
11-DH.ŞFR 55.292 (29 Ağustos 1915).
12-Bu konuda birçok telgraf vardır.Örneğin DH.ŞFR 60.45 kayıtlı şifrede,demiryolları inşasında çalışan tüm Ermenilerin isimlerinin bildirilmesi istenir.Ayrıca bkz. 170 no'lu doküman Sonyel,a.g.e.,1978.
13-DH.ŞFR 43.214 (11 Ağustos 1914).
14-"Bu halde yirmi haneli bir İslam köyünde ancak bir hane Ermeni bulunabilir ve yüzden fazla haneli köy ve kasabalarda beş haneden fazla bulunamaz."Bkz. DH.EUM.VRK (Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Evrak Odası) 15/49.
15-DH.ŞFR 54A.294.
16-DH.ŞFR 54A.373 (11 Ağustos 1915).İAMM'den Ankara'ya çekilen şifre.
17-Ermeni bir gözlemciye göre,bkz. Arthur Beylerian,Les Grandes puissances,l'Empire ottoman et les Arméniens dans les archives françaises (1914-1918),Paris:Publications de la Sorbonne,1983,s.506-509.
18-DH.ŞFR 55A.23 (2 Eylül 1915).EUM'den Adana'ya çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.EUM.5.Şb. (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti 5. Şube) 15.19 (14 Temmuz 1915).
19-DH.ŞFR 54A.384 Adana ve Haleb vilayetleri ile Adana,Haleb ve Maraş EMK (Emval-i Metruke Komisyonları) Komisyon başkanlarına çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 57.37 (16 Eylül 1915).
20-DH.ŞFR 64.136 (27 Mayıs 1916).
21-DH.ŞFR 54.100 (22 Haziran 1915).
22-DH.ŞFR 54.254.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 54.427 (14 Temmuz 1915).EUM'den Kayseri'ye.
23-DH.ŞFR 54A.49 (21 Temmuz 1915).EUM'den Erzurum,Adana,Bitlis,Urfa,Canik,Niğde vs. ve DH.ŞFR 54A.232 (3 Ağustos 1915).EUM'den Ankara'ya çekilen şifre.
24-DH.ŞFR 54A.277.33N24 (5 Ağustos 1915).EUM'den Kastamonu'ya çekilen şifre.
25-DH.ŞFR 55.93.33L7 (18 Ağustos 1915).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
26-DH.ŞFR 55.94 (18 Ağustos 1915).EUM'den Karesi'ye çekilen şifre.
27-DH.ŞFR 55.100 (18 Ağustos 1915).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
28-DH.ŞFR 56.88 (20 Eylül 1915).EUM'den Eskişehir'e çekilen şifre.
29-DH.ŞFR 61.211 (7 Mart 1916) ve DH.ŞFR 61.257 (2 Eylül 1916).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
30-DH.ŞFR 57.281 (5 Kasım 1915).
31-DH.ŞFR 61.252.
32-Hukuki işlemlerle ilgili bkz. DH.HMŞ (Dahiliye Nezareti Hukuk Müşavirliği Kalemi) 13/46 ve 13/54 dosyaları.
33-DH.ŞFR 61.257.
34-DH.ŞFR 61.272.
35-DH.ŞFR 55.336 (31 Ağustos 1915).EUM'den Sivas'a çekilen şifre.
36-DH.ŞFR 61.221 (8 Mart 1916).EUM'den Kale-i Sultaniye'ye çekilen şifre.
37-DH.ŞFR 59.83.
38-Raymond H. Kevorkian,Ahmed Djémal Paşa et le sort des déportés arméniens de Syrie-Palestine,http://www.hist.net/kieser/aghet/Essays/EssayKevorkian.html.
39-Johannes Lepsius,Rapport sur la situation du peuple Arménien en Turquie,http://www.imprescriptible.fr/documents/lepsius/p3c2.htm. Mart 2006.
40-DH.ŞFR 54.432 (14 Temmuz 1915).EUM'den Ma'muretü'l-aziz'e çekilen şifre.
41-DH.ŞFR 54A.238 (3 Ağustos 1915).İAMM'den Sivas'a çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 55.92 (18 Ağustos 1915).
42-DH.ŞFR 63.60.İAMM'den Kastamonu'ya çekilen şifre.
43-DH.ŞFR 59.150 (29 Aralık 1915).İAMM'den Niğde'ye çekilen şifre.
44-DH.ŞFR 63.142 (30 Nisan 1916).
45-DH.ŞFR 61.23 (16 Şubat 1916).EUM'den Zor ve DH.ŞFR 82.87.EUM'den Ma'muretü'l-aziz ve DH.ŞFR 88.49 (4 Haziran 1918).EUM'den Musul'a çekilen şifre.
46-DH.ŞFR 54A.325 (9 Ağustos 1915).EUM'den Bekir Sami Bey'e çekilen şifre.
47-DH.ŞFR 58.164 (24 Kasım 1915).EUM'den Zor Mutasarrıfı M. Said Bey'e çekilen şifre.
48-İleri tarihli bir şifrede,yaş sınırı 12 olarak belirlenir,bkz. DH.ŞFR 64.162 (30 Mayıs 1916).
49-DH.ŞFR 54.150.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 54.411 (12 Temmuz 1915).İAMM'den Adana,Erzurum,Van,Trabzon,Sivas,Edirne,Canik,İzmit,Kayseri,Zor ve sair vilayetlere çekilen şifre.
50-DH.ŞFR 55.323 (30 Ağustos 1915).EUM'den Ankara'ya çekilen şifre.
51-DH.ŞFR 59.11 (27 Aralık 1915).İAMM'den Adana,Halep,İzmit,Urfa vs. DH.ŞFR 79.4 (1 Ağustos 1917).AMMU (Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi)'dan Bitlis'e çekilen şifre.
52-DH.ŞFR 63.142 (30 Nisan 1916).Ankara'ya gönderilen benzeri bir şifre için bkz. DH.ŞFR 64.162 (30 Mayıs 1916).
53-DH.ŞFR 64.82 (19 Haziran 1916).AMMU'dan Kayseri'ye çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 64.91.AMMU'dan Edirne'ye çekilen şifre.
54-DH.ŞFR 60.230 (3 Şubat 1916).İAMM'den Zor'a çekilen şifre.DH.ŞFR 61.18.
55-DH.ŞFR 64.184 (1 Haziran 1916).Maarif-i Umumiye Nezareti Tedrisatı İbtidaiye Dairesi Müdüriyeti'nden Mardin'e çekilen şifre.DH.ŞFR 88.88 (9 Haziran 1918).
56-Murat Bardakçı,"Talat Paşa'ya göre 1914 yılındaki Ermeni nüfus 1 milyon 256 bin 403",Hürriyet,26 Nisan 2005.
57-DH.ŞFR 56.337 (10 Ekim 1915).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
58-DH.ŞFR 77.107 (14 Haziran 1917).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
59-DH.ŞFR 57.65 (17 Ekim 1915).EUM'den Eskişehir,Karahisar-ı Sahip ve Kütahya'ya çekilen şifre.
60-DH.EUM 2.Şb. 16.9.
61-DH.ŞFR 65.95 (1 Ocak 1916).EUM'den Edirne,Adana,Aydın,Ankara,Konya,Bolu,Karesi,Kayseri sair yerlere çekilen şifre.
62-Fransa'nın İzmir konsolosunun 11 Ekim 1920 tarihli raporuna göre;bölgeye bir miktar İstanbul Ermenisi sığınır.Ancak bu "ayrıcalık" için Ermeniler yüklü ödemelerde bulunurlar.C.P.C. [La Correspondance Politique des Consuls (Quai d'Orsay Archives du Ministére des affaires étrangéres,AMAE](1918-1940),Levant (1918-1929),cilt 22.Consul de Smyrne 1918-1929.
63-DH.ŞFR 58.247 (8 Aralık 1915).EUM'den Karahisar-ı Sahib'e çekilen şifre.DH.ŞFR 69.58 (1 Kasım 1915).EUM'den Konya ve DH.ŞFR 69.250 (12 Kasım 1916) Aydın'a çekilen şifre.
64-DH.ŞFR 54.412 (12 Temmuz 1915).
65-DH.ŞFR 54.426 (13 Temmuz 1915).
66-DH.ŞFR 54A.51 (20 Temmuz 1915).Bolu'ya çekilen aynı içerikteki telgraf için bkz. Dh.ŞFR 54A.151 (28 Temmuz 1915).
67-20 Temmuz 1915 tarihli şifreler,Konya (DH.ŞFR 54A.56),Musul ve Zor (DH.ŞFR 54A.58);24 Temmuz tarihliler Trabzon (DH.ŞFR 54A.97),Halep,Suriye ve Zor (DH.ŞFR 54A.106);26 Temmuz tarihliler Trabzon,Erzurum,Sivas,Ma'muretü'l-aziz,Adana,Bitlis,Maraş ve Canik (DH.ŞFR 54A.112) ve tüm vilayetlere (DH.ŞFR 54A.112).
68-DH.ŞFR 54A.272.EUM'den Maraş;DH.ŞFR 54A.271,Adana;DH.ŞFR 54A.274.Sis ve DH.ŞFR 54A.276 sair vilayetler için.
69-DH.ŞFR 55.125 (21 Ağustos 1915).
70-DH.ŞFR 55.208 (25 Ağustos 1915).
71-DH.ŞFR 55.290 (29 Ağustos 1915).EUM'den Ankara'ya çekilen şifre.
72-HEM [Hariciye Evrak Müdürlüğü],cilt 109,dosya 3,no. 70147/316.Ergünöz Akçora,Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896-1916),İstanbul:Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı,1994,s.141.
73-DH.ŞFR 55.292 (29 Ağustos 1915).
74-DH.ŞFR 56.4 (14 Eylül 1915).EUM'den Halep ve DH.ŞFR 56.44 (16 Eylül 1915).EUM'den Hüdavendigar,Sivas,Ma'muretü'l-aziz,Diyarbekir,Kayseri,Niğde ve Urfa'ya çekilen şifre.
75-DH.ŞFR 57.135 (27 Ekim 1915).
76-DH.ŞFR 57.179 (28 Ekim 1915).
77-DH.ŞFR 57.241 (1 Kasım 1915).
78-DH.ŞFR 59.239 (6 Ocak 1916).
79-DH.ŞFR 63.119 (26 Nisan 1916).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
80-DH.ŞFR 57.218 (1 Kasım 1915).EUM'den Karesi'ye çekilen şifre.
81-DH.ŞFR 57.261 (2 Kasım 1915).
82-DH.ŞFR 61.72 (22 Şubat 1916).
83-DH.ŞFR 61.192 (6 Mart 1916).
84-DH.ŞFR 62.21 (15 Mart 1916).EUM'den Edirne,Adana,Aydın,Kütahya,Eskişehir,Niğde,Maraş sair illere çekilen şifre.
85-DH.ŞFR 69.86 (24 Ekim 1916).
86-11 Ağustos 1916 tarihli Takvim-i Vekayi ve Tanin.Yeni Ermeni Patrikliği Nizamnamesi için bkz. Yusuf Hikmet Bayur,Türk İnkılap Tarihi,cilt 3,no. 3,Ankara,1957,s.57-59.
87-DH.ŞFR 66.202,DH.ŞFR 66.220 ve DH.ŞFR 63.136.
88-DH.ŞFR 77.96 (13 Haziran 1917).Şifre Kalemi'nden Ankara'ya çekilen şifre.Ayrıca DH.ŞFR 77.107 (14 Haziran 1917).EUM'den Edirne'ye çekilen şifre.
89-DH.ŞFR 77.170 (20 Haziran 1917).
90-DH.ŞFR 54.315 (5 Temmuz 1915).Ayrıca DH.UMVM 131.87 (5 Temmuz 1915).
91-DH.ŞFR 54.308 ve DH.ŞFR 54.413 (12 Temmuz 1915).
92-DH.ŞFR 55A.145 (8 Eylül 1915).
93-DH.ŞFR 55A.146 (8 Eylül 1915).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
94-Hasan Amca,Alemdar gazetesinde anılarını yayımlar.Dördüncü gün kamuoyunun tepkisi üzerine bu yayın durdurulur.Ancak İstanbul'da Fransızca yayın yapan La Renaissance gazetesi anılarının tümünü Gerçekler ve Belgeler (Faits et documents) başlığıyla yayımlar,186(8 Temmuz 1919),189(11 Temmuz 1919),192(15 Temmuz 1919) ve 198(22 Temmuz 1919).
95-İttihatçıların Goltz Paşası da anılarında bu çıplak gerçeği şöyle aktarmaktadır:"Suriye ovasına doğru inilmeye başlandı.İşte burada Ermeni firarilerinin insana teessür veren manzarası göze çarpıyor.Bunlar Toros'un cenup eteklerinde iskan edilecek fakat bu kadar insan kütlesine karşı gösterilecek insani dikkat ve ihtimam ne kadar olsa kafi gelemeyeceğinden tabiatıyla aralarında bitmez tükenmez bir sefalet hüküm sürüyor.Müthiş bir kavimler faciası.Binlerce insan aç,bakımsız,himayesiz bir halde karanlık bir hedefe doğru akıp gidiyor",bkz. Golç Paşanın Hatıratı,çev. E. Kay ve S. Mayakuşu,Askeri Matbaa,İstanbul,s.55.
96-Sürgün edilenlerin gözlemleri için bkz. Revue d'histoire arménienne contemporaine dergisi I. ve II. ciltler."L'extermination des déportés arméniens ottomans dans les camps de concentration de Syrie-Mésopotamie (1915-1916)" adlı özel sayısı (1998).
97-"Sırf Resulayn'da 1916'nın ortalarında,-katliamı yapan bir kişinin aktardığına göre- Kafkasyalılar tarafından 35.000 Ermeni katledilir...Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre,Zor bölgesinde 1916 Temmuzu'nda 120.000 Ermeni katledildi",bkz. Beylerian,a.g.e.,s.506-509.
98-DH.ŞFR 62.273 (9 Nisan 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
99-DH.ŞFR 65.32-1.
100-Şinasi Orel,Süreyya Yuca,Les "télégrammes" de Talat Paşa:Fait historique ou fiction?,Société Turque d'Histoire [TTK],1983,s.73.
101-24 Kasım 1916 tarihli şifreler:Urfa (DH.ŞFR 69.237),Halep (DH.ŞFR 69.239) ve Suriye (DH.ŞFR 69.241).
102-DH.ŞFR 69.120 (30 Ekim 1916),DH.ŞFR 69.183 (5 Aralık 1916),DH.ŞFR 69.185,DH.ŞFR 69.186 ve DH.ŞFR 69.190.
103-TİGMA (Toprak İskan Genel Müdürlüğü Arşivi) 272.11.11.29.14 (26 Ağustos 1917);TİGMA 272.11.11.34.2 (1 Aralık 1917);TİGMA 272.11.11.34.3 (2 Aralık 1917).
104-DH.ŞFR 64.175 (1 Haziran 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
105-DH.ŞFR 64.239 (5 Haziran 1916).EUM'den Halep'e çekilen şifre.
106-DH.ŞFR 64.248 (5 Haziran 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
107-DH.ŞFR 66.94 (28 Temmuz 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
108-DH.ŞFR 67.220 (10 Eylül 1916).EUM'den Zor'a çekilen şifre.
109-DH.ŞFR 80.174 (17 Ekim 1917).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
110-DH.ŞFR 63.119 (26 Nisan 1916).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
111-DH.ŞFR 65.176 (10 Temmuz 1916).EUM'den Konya'ya çekilen şifre.
112-DH.ŞFR 68.112 (24 Eylül 1916).
113-DH.ŞFR 71.12 (17 Aralık 1916).EUM'den Sivas'a çekilen şifre.
114-DH.ŞFR 63.22 (17 Nisan 1916) ve DH.ŞFR 63.40 (18 Nisan 1916)EUM'den Maraş.DH.ŞFR 63.253 (9 Mayıs 1916) ve DH.ŞFR 63.289 (11 Mayıs 1916)İAMM'den Konya,Adana,Halep,Suriye,Zor,Musul.DH.ŞFR 64.49 (17 Mayıs 1916).EUM'den Karahisar-ı Sahib.DH.ŞFR 64.51,Hüdavendigar;DH.ŞFR 64.52,Ankara;DH.ŞFR 64.105 Halep;DH.ŞFR 64.165 (31 Mayıs 1916) ve DH.ŞFR 64.167 (31 Mayıs 1916) Maraş'a çekilen şifre.
115-DH.ŞFR 72.210 (11 Şubat 1917).
116-DH.ŞFR 86.45 (3 Nisan 1918).
117-DH.ŞFR 90.25 (4 Ağustos 1918).EUM'den Ma'muretü'l-aziz ve DH.ŞFR 90.45 (5 Ağustos 1918) Van'a çekilen şifre.
---------------------------------------------------------------------------
*Fuat Dündar,"Modern Türkiye'nin Şifresi:İttihat ve Terakki'nin Etnisite Mühendisliği,1913-1918",3. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2008,s.296-324.
25 Aralık 2011 Pazar
Neden Bu Kadar İrkiliyoruz?../Mustafa Selçuk**
Fransa parlamentosunun aldığı kararı siyasi,ahlaki,demokratik açıdan eleştirelim.
Fransa tarihinin en sığ ve kompleksli cumhurbaşkanı olan Sarkozy'nin önayak olduğu,kendi parlamenterlerinin bile fazla iplemediği bu yasayı AB'ndeki düşünce özgürlüğü kriterleri açısından lanetleyelim.
Lakin...
1915'te yaşanan bu facia her gündeme geldiğinde neden bu kadar ulusalcı,bu kadar öfkeli hale geldiğimizi de bir düşünelim.
Kendimi bildim bileli her 24 Nisan'da gerim gerim geriliriz;ABD'nde soykırım yasası kabul edilecek diye...
Her yıl o yasa kapıya kadar gelir,Türkiye'den siyasetçiler,işadamları filan Washington'a yığılırlar;
Siz ister lobi,ister kulis,ister yalvar yakar olmak deyin,senatörlerle filan görüşürler,Yahudi lobisine ricacı olurlar.
Sonra?
Soykırım yasası -bir sonraki 24 Nisan'a kadar- rafa kalkar,biz rahatlarız,muzaffer edalara bürünürüz.
Tabii bu arada,1915'te yaşananların 'aslında katliam,zulüm filan olmadığına,tehcir esnasındaki yolculuk zayiatı olduğuna dair' devlet tarihçilerimizin kurguladığı gerçekleri ve 'Ermeni komitacılarının cinayetlerini' okuyup yüreklerimizi soğuturuz.
Fransa parlamentosu 2001'de kabul etti Ermeni soykırımının varlığını...
Başka birçok ülke gibi...
ABD de her sene 'kabul ediyormuş gibi yapıp' Türkiye'yi zıplatıyor.
Peki bu döngüyü niye kıramıyoruz biz?
Neden elli yıllık 'soykırım yoktur' retoriğinin ötesine geçip '1915'te ne oldu,tehcirde neler yaşandı' konusunu 'kurgulanmış tarihin dışında' konuşamıyoruz?
Koca bir İmparatorluğu on yılda savaştan savaşa sürükleyip batıran,o İmparatorluğu 33 yıl maharetle yöneten Sultan Abdülhamid'i utanmazca hal edip Selanik'e süren,Osmanlı'yı Almanya'nın yedeğine koyan İttihat ve Terakki'yi,onun komitacı zihniyetini,zulümlerini savunmaktan kurtulamıyoruz?
Talat-Cemal-Enver üçlüsünün tehcir sırasındaki zalimliklerini savunacağız derken gösterdiğimiz cehdin yarısını bu saçma retoriği değiştirmek için harcasak keşke...
'Zulüm payidar olmaz' sözünü şiar edinmiş bir ruh ikliminde yaşıyorsak eğer,o zulmü savunmanın travmasından da kurtulmalıyız.
***
Boykot
Sarkozy'nin,bütün müptezelliğiyle 'acıları dibine kadar sömürmek için' yol açtığı bu berbat duruma tepki göstermek doğal...
Hükümet'in açıkladığı sekiz maddelik yaptırım kararının siyasi bir rasyonalitesi var.
Türkiye soykırım kanunu vesilesiyle Fransa'ya -bir süredir biriktirdiği-tepkisini ortaya koyuyor.
Sarkozy'nin liderliğindeki Fransa,AB'nden Kuzey Afrika'ya her durum ve süreçte Türkiye aleyhine tavır alıyor,konuşuyor,engel oluyor.
Cumhurbaşkanı Gül'ün dediği gibi 'Sarkozy'nin Türkiye ile problemi var'.
Problemden de öte,nezaket sınırlarını da ihlal eden bir takıntı bu...
Türkiye'nin devlet olarak gösterdiği sert reaksiyon -görünürde sadece soykırım yasasına yönelik olsa da- aslında Sarkozy'nin yıllardır ısrar ettiği,son bir yılda iyice ayyuka çıkan düşmanca ve kaba tavrına yönelik...
Dileyelim ki Sarkozy Nisan'da yeniden seçilmesin.
***
Kelam-ı Kibar
"Zulüm yapmaktan sakının.Çünkü zulüm kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır..."*Hadis-i Şerif
**Mustafa Selçuk,Türkiye,24 Aralık 2011
http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=518471
Fransa tarihinin en sığ ve kompleksli cumhurbaşkanı olan Sarkozy'nin önayak olduğu,kendi parlamenterlerinin bile fazla iplemediği bu yasayı AB'ndeki düşünce özgürlüğü kriterleri açısından lanetleyelim.
Lakin...
1915'te yaşanan bu facia her gündeme geldiğinde neden bu kadar ulusalcı,bu kadar öfkeli hale geldiğimizi de bir düşünelim.
Kendimi bildim bileli her 24 Nisan'da gerim gerim geriliriz;ABD'nde soykırım yasası kabul edilecek diye...
Her yıl o yasa kapıya kadar gelir,Türkiye'den siyasetçiler,işadamları filan Washington'a yığılırlar;
Siz ister lobi,ister kulis,ister yalvar yakar olmak deyin,senatörlerle filan görüşürler,Yahudi lobisine ricacı olurlar.
Sonra?
Soykırım yasası -bir sonraki 24 Nisan'a kadar- rafa kalkar,biz rahatlarız,muzaffer edalara bürünürüz.
Tabii bu arada,1915'te yaşananların 'aslında katliam,zulüm filan olmadığına,tehcir esnasındaki yolculuk zayiatı olduğuna dair' devlet tarihçilerimizin kurguladığı gerçekleri ve 'Ermeni komitacılarının cinayetlerini' okuyup yüreklerimizi soğuturuz.
Fransa parlamentosu 2001'de kabul etti Ermeni soykırımının varlığını...
Başka birçok ülke gibi...
ABD de her sene 'kabul ediyormuş gibi yapıp' Türkiye'yi zıplatıyor.
Peki bu döngüyü niye kıramıyoruz biz?
Neden elli yıllık 'soykırım yoktur' retoriğinin ötesine geçip '1915'te ne oldu,tehcirde neler yaşandı' konusunu 'kurgulanmış tarihin dışında' konuşamıyoruz?
Koca bir İmparatorluğu on yılda savaştan savaşa sürükleyip batıran,o İmparatorluğu 33 yıl maharetle yöneten Sultan Abdülhamid'i utanmazca hal edip Selanik'e süren,Osmanlı'yı Almanya'nın yedeğine koyan İttihat ve Terakki'yi,onun komitacı zihniyetini,zulümlerini savunmaktan kurtulamıyoruz?
Talat-Cemal-Enver üçlüsünün tehcir sırasındaki zalimliklerini savunacağız derken gösterdiğimiz cehdin yarısını bu saçma retoriği değiştirmek için harcasak keşke...
'Zulüm payidar olmaz' sözünü şiar edinmiş bir ruh ikliminde yaşıyorsak eğer,o zulmü savunmanın travmasından da kurtulmalıyız.
***
Boykot
Sarkozy'nin,bütün müptezelliğiyle 'acıları dibine kadar sömürmek için' yol açtığı bu berbat duruma tepki göstermek doğal...
Hükümet'in açıkladığı sekiz maddelik yaptırım kararının siyasi bir rasyonalitesi var.
Türkiye soykırım kanunu vesilesiyle Fransa'ya -bir süredir biriktirdiği-tepkisini ortaya koyuyor.
Sarkozy'nin liderliğindeki Fransa,AB'nden Kuzey Afrika'ya her durum ve süreçte Türkiye aleyhine tavır alıyor,konuşuyor,engel oluyor.
Cumhurbaşkanı Gül'ün dediği gibi 'Sarkozy'nin Türkiye ile problemi var'.
Problemden de öte,nezaket sınırlarını da ihlal eden bir takıntı bu...
Türkiye'nin devlet olarak gösterdiği sert reaksiyon -görünürde sadece soykırım yasasına yönelik olsa da- aslında Sarkozy'nin yıllardır ısrar ettiği,son bir yılda iyice ayyuka çıkan düşmanca ve kaba tavrına yönelik...
Dileyelim ki Sarkozy Nisan'da yeniden seçilmesin.
***
Kelam-ı Kibar
"Zulüm yapmaktan sakının.Çünkü zulüm kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır..."*Hadis-i Şerif
**Mustafa Selçuk,Türkiye,24 Aralık 2011
http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=518471
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




