
Din adamı,müzikolog,derlemeci,bestekar ve eğitimci Gomidas Vartabed,26 Eylül 1869'da Kütahya'da doğmuştur.(1) Asıl adı Soğomon Soğomonyan'dır.Bir yaşında iken annesini,on bir yaşında iken babasını kaybeder.Babasının ölümünün ardından,dini eğitim alması için,1882'de Eçmiadzin'e gönderilir.Burada devam ettiği ruhban okulunda Ermenice öğrenir,1890 yılında başdiyakoz rütbesini alır.1893'te 'Gomidas' adı ile rahip olarak atanır ve aynı yıl Eçmiadzin'deki ruhban okulunda müzik öğretmeni olarak görev yapmaya başlar.Bu dönemde halk müziği ile de ilgilenir,derleyip Hampartzum Notası ile yazıya döktüğü halk şarkıları için çoksesli düzenlemeler yapar ve bunları korolara okutur.İlk koro düzenlemesi 1891'de,Krikor Mehteryan'la birlikte yaptığı Agın (Eğin) ezgileri derlemeleri ise 1895'te yayımlanır.1896 yılında,müzik eğitimi için Berlin'e gönderilir.Oradaki konservatuarda kompozisyon,orkestra şefliği,şan ve müzikoloji eğitimi alırken,bir yandan da konferanslar verir ve makaleler yazar.1899'da Eçmiadzin'e dönerek müzik öğretmenliği ve koro şefliği görevlerini yeniden üstlenir.Bu dönemde çalışmalarını Ermeni Halk Müziği üzerinde yoğunlaştırarak birçok makale yayımlar;Tiflis,Berlin,Paris,Cenevre,Venedik,Iğdır,Bakü ve Batum'da konferanslar ve konserler verir.Aralık 1903'te,on üç Kürt halk şarkısının yer aldığı 'Kürt Ezgileri' adlı çalışması yayımlanır.Bu arada,Ermeni Kilise Müziği'nde kullanılan khaz notası üzerine de çalışmalar yapar.Müzikoloji çalışmalarını sürdürmek amacıyla,Sevan Manastırı'na çekilmek için Başpatriklik'ten izin ister.İsteğinin reddedilmesi üzerine,1910'da İstanbul'a gelir.Doğduğu şehir olan Kütahya'yı,Afyon'u,Eskişehir'i ve Bursa'yı ziyaret eder.İstanbul'da,üç yüzden fazla üyesi olan 'Kusan Korosu'nu kurar;bu şehirde kaldığı 1910-1915 yılları arasında koro çalışmalarını ve konferanslarını sürdürür.Bu çalışmalarını çeşitli Avrupa şehirleri,Mısır,Adapazarı,İzmir,Eçmiadzin ve çevresindeki şehirlere de taşır.
24 Nisan 1915'te,İstanbul'daki birçok diğer Ermeni aydınla birlikte sürgüne gönderilir.Birkaç ay sonra,ABD Büyükelçisi Morgenthau'nun arabuluculuğu sayesinde İstanbul'a dönebilir,fakat bir süre sonra akli dengesinin ciddi şekilde bozulmuş olduğu görülür.Ekim 1916'dan Nisan 1919'a kadar İstanbul Şişli'deki Lape Hastanesi'nde kalır,ardından Paris yakınlarındaki bir hastaneye nakledilir.Burada gitgide içine kapanıp etrafıyla ilişkisini kesen Rahip Gomidas,1935'te vefat eder.
Gomidas'ın müzisyen ve müzikolog olarak sürdürdüğü çok yönlü çalışmaların,Ermeniler arasında 19. yüzyılın son çeyreğinde hızlanmış olan ve genel olarak Osmanlı dünyasında da yoğun bir şekilde süren Batılılaşma hareketi içinde oldukça önemli bir yeri vardır.Gomidas,Ermeniler arasında 19. yüzyılın ortalarında başlamış olan folklor hareketini halk ezgileri derleyerek ilerletmiş,tatil için memleketlerine giden öğrencilerini derlemeler yapmaya teşvik etmiştir.Bir kısmı henüz ortaya çıkmamış olan bu koleksiyonun yaklaşık üç bin ezgiden oluştuğu tahmin edilmektedir.Derlediği ezgiler için çoksesli düzenlemeler yapmış;aynı ezgilerden yararlanarak,bilimsel yöntemlerle etno-müzikolojik makaleler de yazmıştır.
1912 yılında,Trablusgarp Savaşı'nda yaralanan askerler yararına para toplamak için Harp Okulu'nun salonunda düzenlenen bir konsere küçük bir koro ile katılmış ve Türkçe eserler okutmuştur.Mart 1915'te,yeni kurulan Türk Ocağı'nda dinletili bir konferans vermiştir.Konuşması sırasında,dernek başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey'in gözyaşlarını tutamadığı söylenir.Türk Ocağı üyelerinden Halide Edip Hanım (Adıvar)ve şair Mehmet Emin Bey'in (Yurdakul) Gomidas'la yakın ilişkileri olduğu,Gomidas'ın,Mehmet Emin Bey'in birkaç şiirini bestelediği bilinmektedir.Halide Edip Hanım da,hatıralarında,Rahip Gomidas'ın birçok kere evine gelip piyano çalmış olduğunu yazar.
Gomidas'ın,özellikle Ermeni Halk Müziği alanındaki çalışmalarında 'milli müzik' anlayışının ön planda olması ile,Türk Ocağı üyeleriyle kişisel ilişkiler kurmuş olması,ilk bakışta çelişkili bir durum olarak görülebilir.Ancak,20. yüzyıl başlarında,Ermeniler arasındaki kültürel milliyetçilik hareketinin halen 'Osmanlılık' kimliği çerçevesinde yürütüldüğü gözönünde bulundurulursa,bunun bir çelişkiden ziyade,'zamanın ruhu'na uyan bir durum olduğu söylenebilir.Aradan birkaç yıl geçtikten sonra,1915'te tutuklanan Gomidas'ın ve 'Osmanlı' kimliği taşıyan tüm Ermenilerin yaşadıkları ise,bize 'zamanın ruhu'nun belki de Gomidas'ın algıladığından farklı olduğunu düşündürüyor.
Edebiyat tarihçisi Marc Nichanian,20. yüzyıl Ermeni edebiyatını konu alan Le Deuil de la philologie [Filolojinin Yası] başlıklı çalışmasında,Gomidas'ın çalışmalarını,Batı'daki filoloji hareketinin bir yansıması olarak değerlendirir.Nichanian'ın filolojik anlayış ve Ermeni kültür hayatı üzerindeki etkilerine dair tespitleri,Gomidas'ın müzik alanındaki çalışmalarının soğukkanlı bir zeminde tarihselleştirilebilmesi için yeni bir çerçeve sunuyor.(2)
Filoloji,klasik ve en geniş anlamıyla,eski metinleri ve kökenlerini,dilbilimsel,tarihsel,edebi ve felsefi bir çerçevede,eleştirel yöntemlerle inceleyen disiplindir.Avrupa'da,18. yüzyılın sonlarında yapılan,Doğu dilleri,özellikle de Sanskritçeye ilişkin çalışmalarla başlayan modern filoloji,19. yüzyılın başlarında büyük bir hızla yayılmıştır.Filolojik hareket,Avrupa'da Eski Yunan kültürünün keşfedilmesi,taklit edilmesi ve benimsenmesi yoluyla bir Avrupalı kimliğinin keşfedilmesini sağlamış,19. yüzyıl boyunca Avrupa uygarlığının 'kimlik' tartışmalarının ve bu konuda geliştirilen düşüncelerin altyapısını oluşturmuştur.Modern 'ulus' kavramı da,filolojinin yayılmasıyla eşzamanlı olarak ortaya çıkmıştır.
Filolojik hareketin başlangıç noktasında,'yerli'nin ve onun 'kayıp' mitolojisinin keşfi yer alır.Filoloji,'yerli'nin kendi geçmişine dair bir bilinç ve hafızadan,dolayısıyla kendini tasvir etme kapasitesinden yoksun olduğu varsayımına dayanan bu anlayış doğrultusunda,'yerli'ye bir 'özkimlik' söylemi sunmayı amaçlamıştır.Filoloji için,yerel gelenekler ve sözlü kültür öğeleri,'yerli'nin bilincinde olmadığı,görünmeyen kimliğinin ve tarihinin tanıkları ve kalıntılarıdır.Sözkonusu 'keşif',arkeolojik ve etnografik incelemelerle yapılır;ulaşılan kültürel veriler sistematize edilerek bir 'etnografik ulus' icat edilir ve 'yerli'ye sunulur.Filoloji,böylelikle,'yerli'ye kim olduğunu gösterirken,'ulus' bilincini yaratması için kullanacağı çerçeveyi de verir.
Batı'nın,filolojik yöntemi 'Doğu' halklarına uygulamaya başlamasıyla ortaya çıkan Şarkiyatçılık,Doğu'yu araştırma nesnesi haline getirirken,bir 'Doğu' kurgusu da yaratmıştır.Bir sonraki aşamada,mercek altına alınan halklar arasındaki -Batı'yla temas halinde olan- bazı entelektüellerin bu kurguyu benimsemesiyle,filolojik yöntem,'yerli' tarafından,kendisi için kullanılmaya başlar.Şarkiyatçılık ve filolojik yöntemin yayılması,kolonyalizmin düşünsel temelleriyle de örtüşür;filoloji,Batı'nın 'Doğu' halklarına kendilerini tanımlamaları için sunduğu bir araç olarak,bir tabiyet ilişkisi yaratır.'Yerli'nin,kendine ait olan fakat göremediği kültür formlarının görünür hale getirilmesinin,hatta var olmasının yolu,bunların sanat aracılığıyla estetikleştirilmesinden geçer.Bu aşamada,sözkonusu kültür,'öteki' yani Batılılar tarafından da anlaşılır hale gelir.Sanat,kültürel öğeleri birleştirirken,sözkonusu halk da bu 'ortak' öğeler etrafında birleşerek bir 'ulus'a dönüşür.'Ulus' olduklarının bilincine,Şarkiyatçılığı kendilerine uygulayarak,yani Batı'nın gösterdiği aynaya bakarak varan halklar arasındaki Batılılaşma hareketi bu çerçevede anlam kazanır;Şarkiyatçılığın tanımı da,Batılı bakışın 'Doğulular' tarafından özümsenmesi ile tamamlanır.
Batı düşüncesinin bir ürünü olan filoloji hareketi 'dışarıya' yayılırken,ilk olarak Yunanistan'da (Mora Yarımadası'nda) ve Sırplar arasında etkili olur.Ermeniler arasında da,hemen hemen eşzamanlı olarak Mıkhitaryanlar aracılığı ile yaygınlaşan bu hareket,yüz yılı aşkın bir süre boyunca düşünsel hayata damga vurmuştur.18. yüzyılda Venedik'e yerleşmiş olan ve dönemin Ermeni entelektüel dünyası içinde çok önemli bir yere sahip olan Mıkhitaryanların,özellikle,kaybolmuş olan ve sadece Klasik Ermenice tercümeleri ile bilinen,Hristiyanlık öncesi ve hemen sonrasına ait bazı Eski Yunanca metinler üzerine -filoloji hareketinden bağımsız olarak,önceden beri- yaptıkları çalışmalar,Avrupa filolojisinin dikkatini çeker.Ermeni filoloji hareketi 1810'larda başlar ve Gugas İnciciyan,Minas Pıjışkyan,Karekin Sırvantzyants,Yervant Lalayan,Manuk Apeğyan,Mıgırdiç Emin gibi aydınların dil,tarih,arkeoloji,folklor ve coğrafya alanlarındaki çalışmalarıyla hız kazanır.19. yüzyıl boyunca,birçok kuramsal kitabın yanı sıra Ermeni folkloru derlemeleri de yayımlanır;bu derlemeler,20. yüzyılın başlarında gelişen,yerel gelenekleri estetikleştirerek Batılı anlamda bir 'milli kültür' yaratma projesinin ana malzemesi olur.Bu yöndeki ilk adımlardan biri,müzik alanında,Gomidas tarafından atılmıştır.Gomidas'ın,Ermeni halk ezgilerini 'yabancı etkilerden arındırıp' Batı armonisi çerçevesinde düzenleyerek bir 'milli müzik' yaratmak amacıyla yürüttüğü sistematik çalışmalar,dönemin Ermeni edebiyatçıları için de bir model oluşturmuştur.Çağdaşı olan ünlü yazar Hagop Oşagan (1883-1948),Gomidas hakkında şu ifadeleri kullanır:"Emektar bir rahip,bize artık yabancı olan şarkılarımızı alıp tecelli kadar mucizevi bir müziğe dönüştürdü."(3)
"Ermeni müziği Gomidas'la başlar" gibi bir önermenin bugün Ermeniler arasında sıklıkla tekrarlanıyor ve genel kabul görüyor olması,Batılılaşmanın ve Şarkiyatçılık ürünü bir 'ulusal kültür' anlayışının ne denli içselleştirilmiş olduğunu gösterir.
1-Bu bölümde yer alan,Gomidas'ın hayatına dair biyografik bilgiler,Toros Azadyan'ın 'Gomidas Vartabed' adlı kitabı (1931) ve Hagop Cololyan Siruni'nin 'Gomidasin Hed' ('Gomidas ile',1968) başlıklı makalesinden derlenmiştir.
2-Marc Nichanian,Le Deuil de la philologie (Entre l'Art et le Témoignage-Littératures Arméniennes au xxe siécle-2),Cenevre 2007.
3-Hagop Oşagan,Mehyan 3,İstanbul 1914,s.40.
-------------------------------------------------------------------------------------
*Aram K'erovbean&Altuğ Yılmaz,"Klasik Osmanlı Müziği ve Ermeniler",Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Kültür Yayınları,İstanbul,2010,EK 1,s.139-143.


