
Ertesi gün şafak vakti Türklerin bulundukları villayı daha yakından tetkik etmek üzere yeniden Albano'daydım.Birkaç İtalyan işçisiyle konuştuktan sonra bu villanın İsmail Hakkı Paşa'nın ikametgahı olduğunu öğrenmiştim.Birkaç gün içerisinde burada bir toplantının yapılacağını bildiğimizden,kesin darbeyi indirmek için el elverişli anı tesbit etmek amacıyla,bu evle beraber Said Halim'in Roma'daki malikhanesini de yakınen kontrol altında tutmak gerekiyordu.
Roma'ya varışımda,kaldığı otele giderek çay saatinde yoldaş Varantian'ı gördüm.Mutadı veçhile M yine ortalıklarda yoktu.İstanbul'a mektup yazarak ilave iki adam talebinde bulunmuştuk.İdarecilerimizin verdiği cevabı öğrenmek için sabırsızlanıyordum.Caféleri dolaşarak onu aradım ama kendisini bulmak mümkün değildi.
Maria o akşam için operaya iki bilet almıştı.Faust'u oynuyorlardı.Rahat bir akşam için kendimi hazırlamıştım ama beklenmedik bir hadise bütün bunları bozmaya yetti.Tam karşımızdaki locada Said Halim Paşa'yı gördüm,korumalarının arasında haşmetle oturmaktaydı.Faust'un dramı Maria ile diğer seyircileri etkilese de ben,kendi hesabıma halkımın maruz kaldığı trajediyle uğraşıyordum.İşte,intikam alma fırsatı ayağıma kadar gelmişti.Kendimi locanın kapısını açtıktan sonra revolverimdeki bütün kurşunları Said Halim'in kafasına boşaltırken hayal ettim.Etrafıma baktıktan sonra kaçışın ancak masum insanların hayatları pahasına mümkün olacağı kanaatine vararak bu fikirden vazgeçtim.
Ertesi gün Palace Oteli'nin önündeki mutad gözetleme yerindeydim.İki Türkün telaşla otelden ayrılarak gara doğru yöneldiklerini gördüm.Yeni gelenleri karşılamaya gittiklerinden emin bir vaziyette peşlerine takıldım.Gara vardığımızda ne kadar üzüldüğümü bir ben bilirim.Gerçekten de aralarında Said Halim'in de bulunduğu bir grup Türk,yeni gelenleri karşılamak için değil,Cenova'ya gidecek tren için beklemekteydiler.Harekete sadece on dakika kalmıştı.Koşarak M'yi aramaya gittim.Dönüşümüzde tren çoktan gitmişti.Peronda bekleyen birkaç Türk kalmış olsa bile,Paşa ortadan kaybolmuştu.
Çaresizlik bütün benliğimi sarmıştı.M de,başı öne eğik vaziyette çekip gitti.Ansızın üstlenmiş olduğum görevin hiçbir manası kalmadığı hissine kapıldım.Niçin Said Halim Cenova'ya gitmekteydi?Yoksa bir daha Roma'ya dönmeyecek miydi?Aynı gün İstanbul'a dönmek için ben de hareket edecek olsam,arkadaşlarımla teşkilatımızın liderleri bu durumu nasıl karşılarlardı?Avımızın elimizden kaçıp gitmesine göz yummuştum.
Öğleden sonra üzgün üzgün şehirde dolaşırken aralarında Bekir Sami Bey'in de bulunduğu bir grup Türkü hararetli bir şekilde tartışırlarken gördüm.Onları gittikleri caféye dek takip ettikten sonra kendimi bir İtalyan gazetesinin ardına gizleyerek konuşmalarına kulak misafiri oldum.Konuşma,Said Halim'in Kemalistler için elde etmeye çalıştığı iki milyon sterlinlik borç etrafında geçiyordu.Daha önceleri Jöntürk hükümetinde mühim mevkilerde bulunmuş olan muhataplarıysa bütün ümitlerini Mustafa Kemal'in yeni Türkiye'sine bağlamışlardı.Anadolu'ya mümkün olduğu kadar çabuk silah gönderilmesi hususunda fikir birliği içindeydiler.Akabinde konuşma konusu şahsi problemlerine geldi.Said Halim bir kez daha rüya ve tasarılarının bekçisiymiş gibi görünmekteydi.Kendileri için Mustafa Kemal'den Anadolu'ya dönüş müsaadesi koparabileceğini ümit etmekteydiler.
"Bizim Paşa,paşalığına rağmen hala Doktor Nazım'ın meselesini halledemedi." diye konuşuyordu aralarından biri."Zavallı adam Cenova'ya kalbi kırık döndü."
"Biraz sabır." diye cevap verdi bir diğeri."Birkaç ay zarfında hepsi halledilmiş olacak.Temkinli olmak lazım."
Bir müddet sonra iki Türk daha gelerek onlara iştirak etti.Yeni gelenlerden,daha önce garda da görmüş olduğum bu şahıs,alaycı bir ses tonuyla:
"Paşa olmasına rağmen,heyet mensuplarına veda etmek için bile beklemedi." dedi.
Tam o esnada,Paşa'nın tarafını tutanlardan biri ağzını açmaya yelteniyordu ki,bezgin bir tonda konuşmasına devam etti:
"Böyle bir adamın nesini savunabilirsiniz?Nezaket icabı 'Paşam,üşüdünüz.Dinlenseniz iyi olur.' demeye kalktık,oturup dinleneceğimiz yerde egoist bir şekilde 'Üşüdüm mü?Evet mümkündür.Gidip arabayı getirin,beraberce geri dönelim.' diye cevap verdi."
Neşelendiğimi belli etmemeye çalıştım.Gerçekten de bu Türk hadiseyi eğlenceli bir şekilde taklit etmekteydi.Ama sadece 'dönelim' kelimesi özellikle dikkatimi çekti.Gidip M'yi buldum ve heyecanla Paşa'nın Roma'yı terketmemiş olduğunu öğrendiğimi anlattım.Fakat M'nin iyice cesareti kırılmıştı.İki arkadaşımızın hala gelmediğinden şikayet eden bir mektubu İstanbul'a göndermek üzere kaleme almaktaydı.İçimden ona acımak geldi.Zavallı adam vazifemizin hiçbir ilerleme kaydetmeyişinden ötürü kendi kendini yiyip bitiriyordu.Bu işin günahını üzerine yıkacaklarını düşünerek ödü kopuyordu.Tedirginlik onu felç etmiş gibiydi.Bütün bunları görerek bir karar verdim.
"Şu andan itibaren," dedim."Bu vazifeyle tek başıma ilgileniyorum ve seni temin ederim ki başarılı olacağım."
M,sessiz kalmaya devam etti.Kendisini içinde bulunduğu ümitsizlik haliyle başbaşa bırakarak evime geri döndüm.Odamda bulunan,İstanbul'dan bana gönderilmiş olan bütün mektuplarla belgeleri yırtarak bin parça haline getirdim.Ardından dışarı çıkarak hepsini Tiber Nehri'ne attım.Ele geçirilir ya da öldürülecek olursam hüviyetimin anlaşılmasına sebep olabilecek bütün izleri ortadan kaldırmak niyetindeydim.Bundan böyle elimde kalan sadece iki bin İtalyan lireti değerindeki iki yüz Türk lirası,bir silah ve kurşunlardı.
Aynı gün,gözetleme niyetiyle altıncı defa Paşa'nın malikhanesine gittim.Roma'nın en güzel mahallesinde bulunan bu bina bir şatoyu andırmaktaydı.Öylesine huzur dolu bir görüntüsü vardı ki,sıkça buraya gelip aylak aylak etrafında dolaşmakla şüpheleri üzerime çekeceğimden korkuyordum.Neyse ki tam karşısındaki binanın zemin katında yaşayan bir kızla aramızda yakın bir ilişki gelişmişti.Kızın adı Helena'ydı.Anne ve babası Rum asıllı olduğu için bu dili biraz bildiğinden birbirimizle anlaşabiliyorduk.
Onu çok garip rastlantılar neticesinde tanımıştım.Paşa'nın ikametgahını izleyebilmek için sıklıkla komşu binaların yakınlarında beklerdim.Korumalarından birinin gelip de pencereden bakması halinde görülmemek için duvarların arkasına gizlenmekteydim.Bir gün,gözetleme esnasında genç bir kızın pencere gerisinden beni izlemekte olduğunu farkettim.Bana bakarak gülümsedi.Muhtemelen kendisi için orada bulunduğumu düşünmüş olacağı fikri aklımdan geçti.Böylesi tam aradığım fırsattı.Cevaben ben de gülümsedim ve bir çırpıda arkadaş olduk.Bundan böyle korkmadan,rahat bir şekilde penceresinin altında bekleyebilirdim.Sevgilisini görmeye gelen bir gençten kim şüphe edebilirdi?Paşa dahi beni farkettiği zaman hiç önemsememekteydi.
Yavaş yavaş Helena ile olan münasebetim daha samimi bir hale geldi.Evinin etrafından pek fazla uzaklaşmadan beraberce gezintiye çıkıyorduk.Şüphesiz beni oldukça ürkek buluyor ve ihtiyatımı kendi adını kötüye çıkarmak istemeyişime yoruyordu.Zavallı kız penceresinin altına güzel gözleri için değil,karşı evde oturan canavar için geldiğimi bilemezdi ki.
Bu yolla Said Halim'in alışkanlıklarını ayrıntılarıyla inceleme imkanı buldum.Havalar iyi gittiği zaman,öğleden sonraları saat ikiye doğru arabayla ya da yürüyerek Villa Borghese'ye gitmekteydi.Daha sonra yarım saatlik bir yürüyüşün ardından eve geri dönüyordu.Bir gün bahçede oturmuş beklemekteyken,öğlen saat bire doğru korumasıyla beraber dışarı çıktığını gördüm.Her zamanki küstah ve içine kapanık tavırları yine üzerindeydi.Elimi tabancama atarak ayağa kalktım.Tam silahımı cebimden çıkartacağım anda nereden çıktıklarını anlayamadığım iki polis memuru beliriverdi.Devriye gezmek için o anı seçtikleri için İtalyan polisine lanet okuyarak mümkün olduğunca çabuk oradan uzaklaştım.Bir dakika daha geç gelselerdi harekete geçmiş olacaktım.Büyük bir felaketten kıl payıyla kurtulmuştum.Gerçekten de Paşa'nın üzerine atladığım esnada polis ortaya çıkarak beni şaşırtacak ve uzun zamandır takip etmekte olduğum bu adamın üzerine bir el ateş etme fırsatını bile bulamadan beni olay yerinde tevkif edecek belki de öldürecekti.Başka şekillerde bin kere can vermeyi bu duruma tercih ederdim.
Bunu izleyen günleri akıl durgunluğu ve iç sıkıntısıyla geçirdim.Duyduğum korku uyumama engel oluyordu.Buna rağmen felaketin eşiğinden dönmüştüm ya.Bu çektiklerimin bir dereceye kadar olumlu yönü de olmuştu.Her ne pahasına olursa olsun içgüdülerimi dizginlemem gerekiyordu.Telaş ve sabırsızlık tamiri mümkün olmayan bir hataya yol açabilirdi.
5 Aralık 1921 sabahı banyo yaptıktan sonra traş oldum ve bütün vücudumu kolonyayla ovdum.İç çamaşırlarımdan kafamdaki geniş kenarlı,siyah renkli artist şapkasına varıncaya dek tüm giysilerim yep yeniydi.Boynuma,o devir talebelerinin giydikleri türden,siyah renkli 'lavallière' tarzında bir boyun bağı bağladım.Elbiselerime balayına çıkmaya hazırlanan bir damadın gösterdiği itinayı gösteriyordum.Bir gece öncesinden silahımı temizleyip kurşunlarımı saymıştım.
M'yi arama zahmetine katlanmaksızın,paltomu omuzlarıma atmış vaziyette yürüyerek Paşa'nın ikametgahına ulaştım.Helena'yı aramaya gerek yoktu.İnfaz planımı bugün uygulamaya kararlıydım.Öğle vakti saat tam birde,bir araba gelerek Said Halim'in kapısı önünde durdu.Koltuk altında büyük bir torbayla Tevfik Azmi çevik adımlarla evden içeri girdi.Az bir süre geçtikten sonra önde Paşa arkada Tevfik Azmi olmak üzere beraberce dışarı çıktılar.Önemli bir randevuya gider gibi bir halleri vardı.Said Halim Paşa'nın alışkanlıklarını en ince ayrıntısına dek bildiğim için,günlük gezintisi için geri döneceğini adım gibi biliyor ve bu yüzden pek endişelenmiyordum.
Villa Borghese'ye gitmek üzere harekete geçtim.Saat ikiye doğru M de teşrif etti.Her zamanki buluşma yerimiz olan yakınlardaki lokantaya gelmeme nedenini merak ediyordu.
"Zira bugün bu işi bitireceğim." diye kendisine cevap verdim.
Giderek üzerime bir sinirlilik hali geliyordu.Ortalıkta Paşa'ya dair hiçbir iz görülmüyordu.Biraz daha bekledikten sonra ikametgahına geri dönmeye karar verdim.M ile birlikte parktan çıktım.Sokağın köşesini döndüğümüzde geçen tramvayı farkederek yakalamak için beraberce koşmaya başladık.Tramvaya atlamayı başardım ama benden biraz daha kilolu olan M yetişemeyerek bir sonrakini beklemek üzere durakta kaldı.Nefes nefese kalmış bir halde,bindiğim tramvayın uzaklaşmasını seyrediyordu.Görünüşü o denli komikti ki,sinirlerime hakim olamayarak gülmeye başladım.Uzun zamandır böylesine güldüğüm olmamıştı.
Via Nomentana'da inerek Estaki Sokağı'na saptım.Birdenbire Helena'yla burun buruna geldim.Ansızın bir polisle karşılaşmış olsaydım canım bu kadar sıkılmazdı.Kayıtsız bir havaya bürünüp tedirginliğimi gizlemeye çalıştım.Zavallı kız bu soğuk davranışıma bir mana veremiyordu.Sanki beni ilk kez görüyormuşçasına gözlerini açarak bana bakmaktaydı.
"Ne oluyor?" diye Rumca sordu."Hasta mısın?"
"Birazdan babam gelecek,bizi beraber görsün istemiyorum."
"Fakat bana babanın ölmüş olduğunu söylememiş miydin?"
"Evet doğru,söylemiştim.Fakat şimdi buraya geldi.Derslerim pek iyi gitmediği için bana çok kızgın.İşte bu sebeple bizi birlikte görmemesi lazım."
"Sokağın ortasında demek.Buluşmak için çok garip bir yer seçmişsiniz!"
Helena beni sıkı bir sorguya tabi tuttu.Bu flört hadisesi şu ana kadar çok işime yaramıştı ama şimdi gerçekten bu kadar eziyete deyip değmeyeceğini merak ediyordum.Neredeyse saat dört olmuştu.Sokağın öbür ucunda bulunan inşa halindeki binada çalışan işçilerin mesaisi bitmek üzereydi.Sokak yavaş yavaş insanlarla dolmaya başlamıştı.Paşa'nın arabası her an için ortaya çıkabilirdi.İşte tam böyle bir anda bu kız benimle çene çalmakta inat ediyor ve dikkatimi dağıtıyordu.
Önce,gelen kupa arabasının sesini duydum,hemen akabindeyse yeleleri rüzgarda dalgalanarak üzerime doğru gelen atları gördüm.Heyecandan titremeye başlamıştım.Said Halim ile korumasını arabanın içinde görebiliyordum.Sokağın öbür ucuna doğru bir göz attım:Ortalıkta M'den iz bile yoktu.Karalı bir ses tonuyla Helena'ya babamın buraya doğru yaklaşmakta olduğunu gördüğüm için hemen ayrılmam gerektiğini söyleyerek,kendisine de bir an önce evine geri dönmesini tavsiye ettim ve aceleyle yanından uzaklaştım.
Karşı kaldırıma geçerek orada beklemeye karar vermiştim.Bana kalırsa burası harekete geçmek açısından ideal yerdi.Kararsız adımlarla,atların ayakları altında ezilmeme ramak kala,karşıdan karşıya geçmeye muvaffak oldum ve araba tam önüme geldiği anda ani bir hareketle kollarımı kaldırdım.Atlar bir anda şaha kalktılar.Bu anlık duraksamadan yararlanarak basamağına atlamak üzere arabaya doğru koştum.Kaymama rağmen bir elimle arka dayanağı yakalamayı başardım.Varlığımdan hala habersiz olan Paşa'nın koruması,arabacıya atların neden şaha kalktığını soruyordu.Aynı anda Said Halim bana doğru döndü ve göz göze geldik.
Yalvaran bir sesle korumasına "yaren" diye seslendi.
Bu,Osmanlı İmparatorluğu'nun eski büyük vezirinin son sözü oldu.Tabancamın namlusunu sağ şakağına doğrulttuğumda,duyduğu dehşet gözlerinden okunmaktaydı.Tetiği çektim.Bu kez tek bir kurşun kafi geldi.Boğuk bir sesle arabanın döşemesine yığıldı.Başı neredeyse ayaklarıma değiyordu.
Atlar dört nala koşmaya başlamışlardı.Bu esnada kendine gelen Tevfik Azmi tabancasına sarıldı ama silahımı alnına çevirerek Türkçe:
"Silahını at yoksa vururum!" diye haykırdım.
Tereddüt etmeden tabancasını sokağa fırlattı.Korku içindeydi.Artık yapmam gereken salimen arabadan indikten sonra bir an önce bu mahalleden uzaklaşmaktı ama hep beraber baş döndürücü bir hızla gidiyorduk.Arabacıya tabancamın kabzasıyla vurarak İtalyanca "Aspetta,aspetta!" diye bağırdım.Korkudan titremekte olan zavallı adam bayılacakmışçasına bana baktıktan sonra çılgınca koşmakta olan atları işaret etti.Onlara hakim olamadığını göstermek için,çaresiz bir şekilde var gücüyle dizginlere asılmaktaydı.
Bu sahneler bir daha gözlerimin önünden hiç silinmedi:Atlar gemi azıya almış gidiyorlardı,Said Halim'in başı arabadan dışarı sarkmış sallanmaktaydı,koruma'nın korkudan ödü kopmuştu,kollarını kaldırmış iki yana sallıyordu,bu esnada arabacı can kaygısıyla kendini yere atmış,bense elde tabanca kendimi dengeleyerek basamağa yapışmıştım.Rüzgar,omuzlarıma atmış olduğum paltoyu alttan üfleyerek dalgalandırmaktaydı.Bu halimle hiç kuşkusuz büyük bir siyah kuşa benziyordum.Rüzgara kapılmış paltomla şapkam,yoldan geçmekte olan bazılarının hayal gücünü harekete geçirmiş olmalı ki,İtalyan gazeteleri,daha ileri tarihlerde düzenlenen soruşturma esnasında Said Halim'in katilini 'Hayalet' olarak adlandıracaktı.
Atlar,Paşa'nın malikhanesine varıncaya dek durmak bilmediler.Kapının eşiğinde beklemekte olan hizmetkar temenna ederek,gelen arabaya selam durdu.Fakat efendisinin arabadan dışarıya sarkmış sallanmakta olan cansız başını gördüğünde olduğu yerde donup kaldı.Arabadan atladıktan sonra tabancamı doğrultup,hayretler içinde olup bitenleri seyretmekte olan etraftaki insanları uzakta tutmaya çalıştım.
Ortalık yavaş yavaş kalabalıklaşmaktaydı.Günlük mesaileri biten işçiler,etrafımda toplanarak bütün kaçış yollarını kapatmışlardı.Bir saniye müddetle kararsız kaldım.Bu masum İtalyanların üzerime saldırmaları halinde ne yapacaktım?Bizim inatçı Helena'yı da bir grup işçinin yanı başında şaşkın bakışlarla beni süzerken gördüm.Buna mukabil dava ve çalışma arkadaşım M'nin -inadına- izi bile seçilmiyordu.
Kendime bir yol açabilmek için silahımı işçilerin üzerine doğrulttum ama onlar kımıldamadılar bile.Bunun üzerine İtalyanca:
"Bu bir siyasi suikast.Size ne bundan.Bırakın geçeyim!" diye bağırdım.
Hala kimsenin bulunduğu yerden oynamadığını görünce;
"Bırakın geçeyim" dedim.Yoksa hepinizi öldürürüm!" diye haykırdım ve korkutmak amacıyla kaldırıma doğru iki el ateş ettim.
Kopan kaldırım parçaları etrafa sıçradı.İnsanlar gerilemeye başlamışlardı.Tam koşmaya koyulmuştum ki ardımdan bağıran Tevfik Azmi'nin sesini işittim:
"Tutun,yakalayın onu!"
Çığlıkları,kalabalıktakileri cesaretlendirerek peşime düşmelerine sebep olmuştu.Sokağın öbür ucuna geldiğimde dönerek tabancamla arkamdan gelenleri tehdit ettim.Bu hengamede yere düşürmüş olduğum şapkamı da kaybettim.Kalabalıkta bir dalgalanma oldu ve ben fırsattan istifade,başından beri hareketlerimi engelleyen paltomdan kurtulma imkanını buldum.Yeniden koşmaya başladığımda,uzun boylu bir işçinin düşürmüş olduğum şapkayı yerden aldığını gördüm.Elindeki şapkayı sanki bir bayrakmışçasına yüksekte taşıyarak takipçilere karıştı.
Bir anda kendimi Spallanzani Bulvarı üzerinde buldum.Alnımdan akan terler gözlerimi yakmaya başlamıştı;ciğerlerim artık boşalmış gibiydi.Bulvarın diğer tarafında M'yi kalabalıkla birlikte hareket ederken farkettim.Canımı,her ne pahasına olursa olsun kurtarmam lazımdı.Nomentana Bulvarı'na doğru yöneldim.Otomobilin biri ansızın önümde durdu.Dört bir yandan yükselen 'yakalayın!' çığlıklarını duyan şoför,bu cüretkar manevrayla beni yere yıkmayı,en azından yolumu kesmeyi denemişti.Çaresiz bir şekilde olduğum yerde kalakaldım.Teslim olacağımı düşünen şoför aracı durdurmuştu.Dışarıya çıkmak için harekete geçtiği anda bir elimle otomobilin kapısını üzerine kapatırken diğeriyle silahımı üzerine çevirdim.
"Kımıldama!" dedim İtalyanca."Aksi halde kendini ölmüş bil."
Koltuğuna çakılı kaldı.
İki vagonlu bir tramvay bulvara girmişti.Kalabalığın çığlıklarını kulağımın dibinde hissediyordum.Panik içinde kendimi yola atarak kıl payı farkla tramvay bana çarpmadan karşıya geçmeyi başardım.Tramvay yolu kapattığı için peşimden gelenler o an için hareketsiz kalmışlardı.Yeniden ümitlenerek etrafıma bakındım.Şapkamı yerden almış olan işçi tramvayın etrafından dolanmayı başarmıştı.Hala peşimde olduğu aşikardı.Elinden kurtulmam gerekiyordu.Yan sokaklardan birine saparak kendisini bekledim.Peşimden gelerek birkaç metre ötemde durdu.Silahımı karnına doğrultarak derhal geri dönmediği takdirde ateş edeceğim tehdidinde bulundum.Cesur ve temkinli bir adam olduğu belli oluyordu;ne ilerledi ne de bir adım geri çekildi.
"Gözlerime iyi bak." dedim."Ne hırsız ne de katilim.Öldürdüğüm adam canavarın biriydi.Yazık değil mi?Sen bir hiç uğruna can vereceksin,beni de tevkif edecekler.Bu bir siyasi suikast.Siyasi suikast bu!"
Kötü bir İtalyancayla ve nefes nefese söylenmiş bu sözlerin mi yoksa karnına çevrilen otomatiğin mi daha ikna edici olduğunu bilmiyorum ama neticede geri dönerek uzaklaştı.
Peşimden gelenler yüzünden daha önceden hazırlamış olduğum kaçış yolunu maalesef değiştirmek zorunda kalmıştım.Kendimi ansızın bir çıkmaz sokakta buluverdim.Bir başka çıkış yolu bulurum ümidiyle geriye döndüm.Polis memurları bütün kavşak noktalarını tutmuşlardı.Şans eseri bu polisler,o gün için başka bir sebeple orada bulundukları için,üstlerinin vereceği bir emir olmadan görev yerlerini terkedememekteydiler.Takipçilerimden hiçbiri ortaya çıkmamış olsa da haykırışları komşu sokaklardan kulağıma kadar gelmekteydi.Birisi:
"Hırsıza dikkat edin!Çok tehlikeli." diye bağırdı.
Hala tehlikede olduğumu anladım.Tam önümde yer alan bahçenin duvarı boyumun iki misli daha yüksekliğindeydi.Duvarın üzerinde tutup da tırmanabileceğim bir şey de göremiyordum.Birkaç başarısız teşebbüsten sonra,yakınlardaki bir telefon direğine tırmanarak bahçeye atlamaya muvaffak oldum.Bir bekçi köpeği öfkeyle havlamaya başladı;bereket versin ki bağlı durumdaydı.Şişmanca bir kadın evinden çıkarak bahçesinde ne aradığımı sordu.Kendisini tehlikesiz biri olarak kabul ettiğim için önemsemeyerek çıkışı aramaya koyuldum.Ardından kocası göründü.
"Biraz önce birini öldürdüğümü duymadınız mı?" diye bağırarak silahımı gösterince karşımda suspus oldular."Köpeğinize sahip olun,dikkat edin de tasmasından kurtulmasın."
Diğer taraftaki küçük kapıdan geçerek bahçeyi terkettim.Daha kapıyı açar açmaz küçük bir dereyle karşılaştım,o noktada üzerinden geçmek amacıyla bir tahta parçası uzatılmıştı.Karşıya geçtikten sonra tahtayı kaldırıp ikiye ayırdıktan sonra parçalarını dereye attım.Kenar sokaklardan birinden tekrar Nomentana Bulvarı'na çıktım.Bina inşaatlarında kullanılan büyük makineler biraz uzağımda duruyordu.Hemen yanındaysa bir yığın moloz gözüme ilişti.Etrafıma bakıp kimseyi görmeyince elimdeki tabancayı moloz yığınının altına sakladım.Kurtulmuştum.
Şehir merkezine geri dönerek,akşam yemeği saatine doğru,her zaman yemek yediğim lokantadan içeri girdim.Arkadaşlarım,bugün ikindi üzeri ne yaptığımı sorduklarında onlara Frascati'ye geri döndüğümü söyledim.Haber henüz onlara ulaşmamıştı.Açlıktan karnım zil çalıyordu.Tam makarnamı yerken M içeri girdi.Paltosunu astıktan sonra yerine dönerken bana bakarak göz kırptı.Kalkıp yanına gittim.
"Paltonla şapkanı olay mahallinde bıraktın." diye mırıldandı."Özenli bir çalışma değil.Adam ölmemiş bile.Arabanın içinde hala inliyordu."
Kıpkırmızı kesilmiş ve kan beynime sıçramıştı.Ancak yarısını yiyebildiğim makarnamı bırakarak dışarı çıktım.Bir saat boyunca büyük bir gerginlik içinde sokak sokak dolaştım.M gerçeği mi söylemişti?
Geride bıraktığımız iki ay boyunca cesaret ve soğukkanlılığımı korumak için insanüstü bir gayret göstermiş,bunalıma düşmemek için mücadele vermiştim.Dünya kadar insan sokaklarda beni takip ederken,hatta tuzağa düştüğümü hissettiğim anlarda bile,bu işten kurtulacağıma olan inancımı hiç kaybetmemiştim.İşte,bütün bu çektiklerim belki de hiçbir işe yaramamıştı.Hırsımdan ağlamak üzereydim.Eğer Paşa hala hayattaysa iyi bir cezayı hakettiğim tartışılmazdı.Milletim ve teşkilat nasıl da küçük düşmüş olacaklardı!Türklerin bizlerle etmedik alay bırakmayacaklarından şüphe yoktu;katillerinin,kurbanının burnunun dibine kadar sokulsa ve tetiği çekmek için dünya kadar zamanı bulunsa bile,bütün bu intikam laflarının ardından,Ermenilerin bir tek Türk liderini dahi öldürmeyi beceremediklerini söyleyeceklerdi.Soghomon Tehlirian,kısa bir zaman önce Almanya'da Talat'ı öldürmeyi başardığı için bu alaylar daha bir acı olacaktı.
Tir tir titremekte ve giderek delirdiğime inanmaktaydım.Eve geri döndüm.Bir müddet sonra Maria odama geldi.
"Ne oldu size?" diye sordu."Bugün erkencisiniz.Yolunda gitmeyen bir şeyler mi var?"
Bir kadeh konyak getirdikten sonra beni yalnız bıraktı.Uzanarak bir şeyler okumayı denedim ama aklıma çok çeşitli fikirler geliyordu.Hastaneye gidip,kendimi Paşa'nın yakınıymış gibi tanıttıktan sonra onu yatağında öldürmek istedim.Şahsi hürriyetimin benim için artık bir manası kalmamıştı.Bir türlü gözüme uyku girmiyordu.
Geceyarısı Maria odama geldi.Beni düşünmüş ve bir kadeh konyak daha getirmişti.Yalnız kalmak istediğimi kendisine de söyledim.Asabım oldukça bozuk olduğu için sert bir ses tonuyla konuşmuştum.Kırılmış bir vaziyette odamı terketti.Bütün gece bir türlü uyku tutmadığı için şafak sökmeden az önce Varantian'ın evine gitmek üzere dışarı çıktım.Vardığımda pencerelerinin kapalı olduğunu gördüm ama yine de kapısını çaldım.Anında kapıyı açtı ve beni görür görmez ilerleyerek kucakladı.Ağlamaya başlamıştı.
"Bin yaşayasın!Bin yaşayasın!" deyip duruyordu.
Beni içeriye buyur etti.Her yerde gazeteler göze çarpıyordu.
"Haydi neler olduğunu anlat." dedi."Hay,bin yaşayasın!"
Kendisine M'nin bana söylediklerini ve geçirdiğim kasvetli geceyi anlattım.Bana şaşkınlıkla bakarak:
"Nasıl olur?" dedi."Gazetelere baksana."
Bir tomar gazete getirerek elime tutuşturdu.Oturup manşetlerden itibaren okumaya başladım.Yazılanlara bakılırsa Said Halim olay mahallinde can vermişti.
Gazetelerden biri:"Bu canavar,sarayında lüks içinde yaşıyordu;Osmanlı İmparatorluğu'nun Sadrazamı sıfatıyla,savaş sırasında,asil bir milletin katliamını hazırlayarak uygulamaya koymuştu.Ama mazlum Ermeni milletinin intikam elinin,tıpkı bu muazzam cürmün bütün suçlularını ortadan kaldıracağı gibi,eninde sonunda başta gelen mesullerine dek uzanacağından kimse şüphe etmiyordu." demekteydi.
Korku içindeki görgü şahitlerinin reaksiyonlarından açıkça etkilendiği belli olan bir başka gazeteciyse teröristin,arabanın üzerine sanki 'gökten düşen bir hayalet' gibi atladığını ilan ediyordu.
Basın,ana hatlarıyla kendini hiç de Said Halim'den yanaymış gibi göstermiyordu.Çoklukla suikastçiyi haklı çıkarır tarzda bir eğilimleri vardı.Birkaç gün sonra,zengin paşanın ölümünün bazı İtalyan bankalarının mali çıkarlarına sekte vurduğu ve muhtelif ticari anlaşmaları muallakta bıraktığı açıklık kazanınca,basın da tavır değiştirmek zorunda kalacaktı.Ermenilere haklarını teslim etmek soylu bir davranıştı,yine de İtalyanların kaybetmiş oldukları büyük miktardaki mablağı da düşünmek gerekiyordu.
Ben gazeteleri okurken Doktor Varantian da konyağını yudumlayarak beni izlemekteydi.İltifatları bitmek tükenmek bilmiyordu.Kendimi sarhoş gibi hissetmekteydim.Saat sekize doğru evden ayrıldım.Bir kahve içtikten sonra gidip kendime yeni bir paltoyla şapka satın aldım.
Öğlene doğru evime geri dönerken kaldığım binanın tam karşısındaki duvara yapıştırılmış bir afişin önüne birikmiş bir yığın insan gözüme çarptı.Baktıkları,Said Halim Paşa'nın katilinin kimliğini ortaya çıkartacak şekilde bilgi veren herkese otuz bin liret verileceğini bildiren bir polis ilanıydı.İlan,odamın penceresinden okunamasa da,görülebilecek kadar büyüktü.
Polisin henüz benim izimi bulamadığını adım gibi biliyordum ama Maria'nın dairesine geldikleri takdirde bir fare gibi kapana kısılacaktım.Dostum Varantian yahut M de dahil olmak üzere bu adresten kimsenin haberi yoktu.Bilen tek kişi ev sahibem Maria'ydı.
İçeri girdiğimde şapkamla paltomu her zamanki yerlerine astım.Yemek saati gelmişti.Neşe içinde verdiğim selama Maria'dan donuk bir karşılık aldım.Önceki günkü davranışım için özür diledikten sonra şakacı bir ses tonuyla doktora gittiğimi ve şu an için kendimi çok iyi hissettiğimi söyledim.Dikkatli bir şekilde beni süzmekteydi.Corriere della Sera adlı günlük gazete önündeki masanın üzerinde durmaktaydı.Birinci sayfanın yarısı,bol miktarda fotoğrafla beraber,Said Halim Paşa'nın suikastına ayrılmıştı.
Gözlerimi Maria'nın üzerinden ayırarak neşeli bir şekilde odanın içerisinde dolaşmaya başladım.Maria,barışma teşebbüslerim karşısında kayıtsız bir hava içerisindeydi.Gözlerini şapka ve paltomdan ayırmaksızın akşam yemeğini beraberce yemek isteyip istemediğimi sordu.Bunun sebebini anlamıyor değildim.Gazete,olay mahallinde bırakmak zorunda kaldığım paltoyla şapkamın iki ayrı fotoğrafını da basmıştı.Resimlerin altındaki yazıysa "Bu şapkayla paltonun sahibini bulduğunuzda Said Halim Paşa'nın katilini de bulmuş olacaksınız" demekteydi.
Maria yeni şapkamı eline aldı.Aramızdaki ilişki ev sahibesiyle kiracısı arasındaki resmiyeti çoktan geride bırakmıştı.Her gün şapkamla paltomu fırçalamayı alışkanlık haline getirmişti.Elindekinin yeni alınmış olduğunu farkettiğini hissedince ansızın yemeği şehirde yemek isteyip istemediğini sordum.
Kendisinden hiç beklemediğim bir katılıkla "Hayır,olmaz!" diye cevap verdi."Hizmetkar kadın bu akşam için nefis bir yemek hazırladı.Dışarı çıkmamıza gerek yok.Yemeği evde yiyelim."
Bu konudaki ısrarı pek de alışılmış türden değildi.
Onu sakinleştirmek için "Çok güzel" diye cevap verdim."Yemeği burada yeriz.Ama bir şartla.Yarın,benim davetlim olmayı kabul edeceksiniz."
Anında "Kabul ediyorum" diye cevap verdi.
Hizmetkardan masayı hazırlamasını rica ettikten sonra mutfağa geçti.Gazeteyi okumaya daldığım için döndüğünü farketmedim.
"Okumayı bitirdiniz mi?" diye sordu.
"Okumuyordum ki.Sadece fotoğraflara bir göz atayım demiştim."
"Gördünüz mü?Bir paltoyla şapkanın da resimleri var."
Artık Maria'nın her şeyi bildiğinden şüphem kalmamıştı.Konuyu değiştirdim.
"Haydi yemek yiyelim.Bakalım hangi leziz yemekleri hazırladınız."
Her zamanki gibi işveyle gülümseyerek cevap verdi:
"Yaramaz çocuklar için yemek yok."
Sonunda masaya oturduk.Kendimi mutlu ve huzur dolu hissediyordum.Roma'da artık yapacağım bir iş kalmamıştı ve kısa bir zaman zarfında şehri terkedebilirdim.Başka vazifeler beni beklemekteydi.Gelecek için planlar yapmaya başlamıştım.
"Gazeteleri okudunuz mu?"
Maria bana hitap ediyordu.Bu arada onu tamamıyla unutmuştum.
"Ha!Evet okudum.Anladığım kadarıyla dün eli kanlı bir Türk paşasını katletmişler."
"Evet,gazete de aynen böyle bahsediyor."
Tam masadan kalkarken yeniden konuşmaya başladı:
"Dinlenmek için birkaç günlüğüne villama gitmeyi düşünüyordum.Fakat yalnız başıma gitmek beni tedirgin ediyor.Benimle gelmek ister miydiniz?"
Kıra gitmek için pek de uygun bir zaman olmadığını biliyordum.Daha iki gün önce Maria,Roma'da Aralık ayının ideal tiyatro sezonu olduğunu söylüyordu.Yarı yalvaran yarı zorlayan bir tonda sorusunu tekrarladı.Bu harika kadın kendisinden çok beni düşünmekteydi.Teklifi bana uygun geldiği için kabul ettim.Tatmin olmuş bir şekilde yolculuk hazırlıklarına başladı.Biraz sonra içeriden sesi geldi.Alışveriş için dışarıya çıkacağını söylüyordu.
"Beni burada bekleyiniz." diye ilave etti.
İşte bu biraz garipti.Normal şartlarda alışverişe beraber çıkardık.Dışarıya çıktığında peşi sıra pencereden bakmak için kendi odama geçtim.Polisin astığı ilanın önünde hala insanlar duruyorlardı.Maria'nın yaklaşarak ilanı okuduğunu gördüm.Okuduktan sonra yoluna devam etti ama sanki aklına bir şey gelmişçesine yarı yoldan geriye dönerek bir kez daha okudu.Bu arada gözlerimi bir an için bile üzerinden ayırmıyordum.Tıpkı yorgun bir insan gibi yavaş yavaş sokağın köşesine doğru yaklaşarak gözden kayboldu.
Telaşlanmaya başlamıştım.Aklıma bin türlü kötü düşünce gelmekteydi.Acaba mükafatın ne kadar olduğuna bir kez daha bakmak için mi geri dönmüştü?Gerçekten de hayli yüklü bir paraydı.Böylesi bir miktarda paranın Maria'nın aklını çelmesi mümkün müydü?Her şeyin ötesinde onun için ne ifade ediyordum ki?Sadece bir yabancı değil miydim?Beni polise teslim etmemekle kendisi de yataklık suçu işlemiyor muydu?Kanunlara itaat eden bir vatandaş olarak bir katili adalete teslim etmek onun için daha doğru olmaz mıydı?
Ansızın aklıma daireyi terketmemin daha doğru olacağı düşüncesi geldi.Maria'yı,ihtiyaten sokağın köşesinde bekleyecektim.Fakat bir türlü harekete geçemiyordum.Böylesine nazik ve iyi yürekli bir kadından nasıl şüphe edebilirdim?Hali vaktinin yerinde olduğu ve vaadedilen mükafatın onu baştan çıkartamayacağını bütünüyle unutmuştum.Tam ikna olduğum esnada kuşkular yeniden içimi kemirmeye başladı ve kendimi yeniden sıkıntıya garkolmuş bir halde buldum.Gelip gelmediğini anlamak için arada bir pencereden bakarak,odamda dört dönmekteydim.Gideli sadece yirmi dakika olmuştu ve dakikalar bana saatlermiş gibi gelmekteydi.
Sonunda eli kolu kesekağıtlarıyla dolu bir vaziyette gelmekte olduğunu farkettim.Yardım etmek için aşağıya koştum.Merdivenden çıkarken güzel hatlı soylu yüzünü inceliyordum.Bu melek kadar iyi yaratık böylesine kötü bir harekette bulunamazdı.Saf ve temiz bir kalp taşıdığından öylesine emindim ki.
Maria'nın hayali,Roma'daki bu kanlı dönemle beraber olsa da,üzerinde bir gölge bile olmaksızın hafızamda bugün dahi tazeliğini muhafaza ediyor.
İki saat sonra,villasının terasında,şehrin telaş ve gürültüsünden uzak bir şekilde dinlenmekteydik.Önümüzde büyük mavi bir göl uzanmaktaydı.Hafifçe esen meltemin gölün üzerinde oluşturduğu dalgalanmaları seçebiliyorduk.Asabi halim tümüyle ortadan kalkmıştı.Maria'yla birlikte olmam ne büyük bir şanstı!İstediğim takdirde hayatımın geri kalan kısmını,insanlardan uzak ve hiçbir sıkıntı olmaksızın onunla beraber geçirebileceğimi biliyordum.
Kendisi de sıklıkla hayatta başkaca bir bağlantısı olmadığını belirterek sürekli bir şekilde gelirlerinden ve sahip olduklarından bahsediyordu.Ona kulak versem bile aklım başka yerlerdeydi.Başka vazifeler beni bekliyordu.İdarecilerimizin öğrendiklerine göre Jöntürk hükümetinin eski Harbiye Nazırı Enver ile Doktor Nazım Bakü'ye geçmişti.Her ikisinin de hayatta olduğunu bilmek bize hakaret manasına geliyordu.Bunlara ilaveten başkaları da vardı:Doğu Anadolu'daki Ermenilerin kitle halinde katledilmelerinden sorumlu özel teşkilatın kilit adamı ve İttihat ve Terakki Partisi'nin en kudretli yöneticilerinden biri olan Doktor Bahaeddin Şakir;Trabzon canavarı adıyla da tanınan Cemal Azmi ve diğerleri.Bunların hepsini de ölüme mahkum etmiştik.Bu şahısların hepsi birden serbestçe dolaşırlarken nasıl olur da sakin bir hayat sürdürmeyi düşünebilirdim?
Maria yarın yapmayı düşündüklerimizden bahsetti.Şişe geçirilmiş etleri beraberce hazırlamış ve yemeği terasta yemiştik.O günleri asla unutmayacağım.Ertesi gün kayıkla balık avına çıktık.Akşam üzeri yemekte içeceğimiz şarabı seçmek için mahzene inmiştim.Mahzende neredeyse bir şarap tüccarının sahip olmakla iftihar edeceği miktarda şişe ve fıçıyla karşılaşınca adam akıllı aptallaştım.Aralarında bir tanesini bile tanımadığım farklı rekoltelerden yüzlerce şişe bulunmaktaydı.İki şişe kırmızı şarap alarak yukarı çıktım.Birkaç bardak içtikten sonra daha da neşelenen Maria gevezelik etmeye koyuldu.Bir defa daha malından mülkünden bahsetmeye başlamıştı.Nezaketen kendisini dinledim.Şarap,muhayyilemi harekete geçirmiş olsa bile düşüncelerim başka yerlerdeydi.Birkaç gün sonra Roma'ya geri döneceğimi söylemek için sözünü kestiğimde şaşkına döndü.
"Roma'ya geri mi dönüyorsunuz!Ama neden?"
"Mühim bir iş beni bekliyor."
"Ne işi?"
Yüksek ve telaşlı bir sesle konuşmuştu.Ardından,itidalini kaybetmiş olduğundan pişmanlık duyarcasına susuverdi.Kırılmıştı.Rahat bir hayat temin etse bile güzel bir hanıma bağlanamayacağını söylemek genç bir erkek için yersizlik olacaktı.Maria,asil ve içine kapanık bir hanım olmasına rağmen o akşam içinde bulunduğu hayal kırıklığını gizleyemiyordu.Daha fazla konuşmadım ve akşam yemeğimiz buz gibi bir ortam içinde sona erdi.
-------------------------------------------------------------------------------------
*Arshavir Shiragian'ın "The Legacy" adlı eserinden.





