1 Temmuz 2025 Salı

Yüzyıllık yalanlar,karartılmış târih ve Şeyh Saîd/Nâmık Kemâl Dinç*

Cibrânlı Hâlid Bey de Şeyh Saîd Efendi de Türkiye muhâlefetiyle birlikte hareket etmek için girişimde bulunmuştur...Dersimlilerin harekete katılmadığı iddiâsı ise tamamen efsânedir. Gerçi enzar-ı ehibbadan dahi dûr olmuşuz,
Rahmeti mevlâya yaklaşmakla mesrûr olmuşuz.
Hak yolunda müflis u hâne-harâb olduksa da,
Bu harâbiyetle biz manâda ma`mûr olmuşuz.(1)

Şeyh Saîd Efendi ve arkadaşlarının 29 Haziran 1925'te Diyarbekir'de idâm edilmesinin üzerinden yüzyıl geçti.Bir târihî vak'anın çarpıtılması,karartılması ve siyâseti dizayn için kullanılması anlamında,benzerine az rastlanan bir örnektir 1925 Hâdisesi.

Türk eğitim sistemine marûz kalmış her kişi,târihten malûldür.Yâni târihen sakat,hasta ve kusurludur.Bunu kimseyi suçlamak için değil,resmî târihin bitmez tükenmez ezberlerinin insânların dimâğlarında yarattığı tahribâtı ve tahrifâtı ifâde edebilmek için belirtiyorum.

Resmî târih kendini tahkim için sayısız araca sahiptir.Bilgi ve belge tekeli elindedir ve sadece onların gösterdiği kadarını bilir ve görürüz.Ola ki görülmesi istenmeyen bir belgeyi gördünüz veyâ elde ettiniz hemen onu tasnif-dışı tutar,araştırmacının da bir daha yakınına yaklaşmasına müsâade etmez.Bazen bir belgenin yirmi yıl peşine düşmeniz gerekir,bazen sanki suç işlemişsiniz gibi aldığınız bir evrâk nedeniyle mahreminize kadar girilip suçlu ilân edilirsiniz.

Mevzûya has diyecek olursam,üzerinden yüzyıl geçmiş olmasına rağmen (ki devletlerin gizlilik kuralına göre üzerinden elli yıl geçen evrâklar kamuoyuna açıklanır) Şeyh Saîd Hâdisesi'ne dâir evrâkın gün yüzü görmüş olanları yüzde beşi bile bulmaz.Cibrânlı Hâlid Bey ve arkadaşlarının yargılandıkları Bitlis Divân-ı Harp yargılamaları ve karârlarına dâir bugüne dek bir tek evrâk ortaya çıkmış değil.Şark İstiklâl Mahkemesine dâir kısmen bazı evrâklar yayınlanmışsa da çok yetersiz.Dönemin yazışmaları,devlet kurumlarının raporları,özellikle Cumhurbaşkanlığı Arşivi ve Askerî Târih Arşivi hâlâ kapalı.Kapalı derken,sadece makbûl kabul edilen kişilere (çoğunlukla resmî târihçilere) açık. Târihi karartmak

Türkiye'de resmî târih,gerçekleri çarpıtmak,ters-yüz etmek ve karartmakla görevli kılınmıştır.Böyle olduğu için onyıllarca "Kürt diye bir halk,ulus yoktur,Kürtler aslında Türk'tür" diyebildi.Ya da Cumhuriyet'in kurucu aktörü Mustafa Kemâl'in konuşmalarına sansür getirdi,yıllarca gizledi.Siyâsetin emir kulu gibi onun çıkarları doğrultusunda,olmayan şeyleri var gibi gösterebildi.Bu çarpıtma ve karartma üzerinden muktedirlerin muhâliflerini tasfiye ederek,rejimin kendisini tahkim etmesine hizmet etti.

Bu anlamda Şeyh Saîd Hâdisesi,erken Cumhuriyet döneminde sistemin kendi iktidârını kurumsallaştırması ve tekçi bir ulus-devlet inşâsında çok amaçlı ve işlevsel bir şekilde kullanılmıştır.İsyân gerekçesiyle çıkarılan Takrîr-i Sükûn Kânûnu,Kânûn'a istinâden kurulan İstiklâl Mahkemeleri ve Hıyânet-i Vataniye Kânûnu'na eklenen "irticâ" maddesiyle başta Kürtler olmak üzere bütün muhâlefeti,farklılıkları yok etmeyi hedefleyen bir siyâset izlenmiştir.İsyân bahânesiyle elde ettiği bu yetkilerle bütün ülke "mezâr sessizliğine" bürünürken adım adım "Tek Parti Diktatörlüğü" inşâ edilmiştir.

Resmî târih elbette,1925'te bu yaşananlarla birlikte Kürtlerin inkâr edilerek,Türkiye'de muhâlefetin nefes almasına imkân tanımayan,ırkçı,tekçi bir diktatörlüğün inşâ edildiğini yazmadı.Genç Cumhuriyet'i devirmek isteyen mürtecilerin,yabancı devletlerle işbirliği içerisinde,onların amaçlarına hizmet ederek rejimi devirmeye çalıştıklarını buyurdu.Şeriatı geri getirmek isteyen,küçük saltanatlarını,feodal çıkarlarını korumak için halkı iğfâl eden,gerici unsurlar diye damgaladı.Rejimi de bu gericiliğe karşı medeniyetin timsâli gibi sundu.Medeniyet söylemiyle görülmemiş bir inkârcılığı,baskıyı,şiddeti,kıyımı,zorbalığı meşrûlaştırdı.

Sözü uzatmadan resmî târihin Şeyh Saîd Hâdisesi'yle ilgili yalanlarına birkaç başlıkta değinelim: Gerçek neden:İnkâra tepki

Resmî târih,Hâdise'nin ortaya çıkışının gerçek sebeplerini hep gizlemek istemiştir.Gerçek sebeplerin görünmez kılınmasının en kolay yolu da sıkça başvurulduğu gibi suçu "dış mihrâklara" havâle etmektir.Yüzyıldır Hâdise'nin faturasını İngilizlere kesmelerine rağmen bir tane belge ortaya koyabilmiş değil "târihçiler ordusu".Bu arada vak'anın doğrudan içinde olan ve operasyonu bizzât yöneten dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün itirâflarına rağmen yazmaktan,söylemekten vazgeçmediklerini de ifâde etmek gerekir.İnönü,"Hâtıralar"ında aynen şöyle söyler:"Şeyh Saîd İsyânı'nı doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veyâ meydâna çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır."(2)

Şeyh Saîd Hareketi,Kürtlerin halk olarak inkâr edilmesine karşı oluşan tepkinin sonucunda ortaya çıkmıştır.1920 yılında Misâk-ı Millî ile varılan mutâbakatla Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklarda birlikte,ortak devlet kurmaya söz verenlerin;İttihâtçı,tekçi ulus-devlet projesine yönelmelerine duyulan tepkidir.Lozan'da tescillenen bu proje 1924'te kabul edilen yeni Anayasa ile kânûnî zemine kavuşmuş ve yürürlüğe konulmuştur.Bu projeyle Kürtlere revâ görülenler;ileri gelen kişilerin ve ailelerin batıya iskân edilmesi,"Türk kültürlü" göçmenlerin Kürt illerine yerleştirilmesi,Kürdistan isminin ve Kürtçe'nin yasaklanması,Kürtçe yerleşim isimlerinin değiştirilmesi,vb.'dir.Yâni asimilasyon ve eliminasyona dayalı katı bir inkâr ve imhâ uygulamasıdır.

Bu uygulamalar ve daha fazlası 1924 yılı itibâriyle başlamıştır.Yâni Cumhuriyet'in siyâsal elitleri,fikrî ve pratik temelleri Cihân Harbi'nde İttihâtçılar tarafından atılan Kürtlerin asimilasyonu politikasına yönelmiştir.Cumhuriyet'in Kürtleri kendi kimlikleriyle tanıyan,kültürlerine,târihine hürmet gösteren bir yaklaşımı olmamıştır.Tersinden Kürtleri küçük gören,aşağılayan,kültür ve târihten yoksun,asimile edilip medeniyete kazandırılacak bir topluluk gibi kodlamıştır.Bu ırkçı fikirlerin hâlâ pek çok alıcısı olduğu düşünülecek olursa rejimin propaganda araçlarının nasıl çalıştığı anlaşılabilir.Yüzyıllık târihte birçok kez tekrar eden irili ufaklı kıyımın kitle nezdinde meşrûîyeti bu zemin üzerinde yükselmiştir. Millî karakterini görünmez kılmak

İsmet İnönü yine "Hâtıralar"ında aynı bölümde "Herhâlde bunu bir millî hareket olarak kabul etmemek lâzımdır" diyor.Bunun bir Kürtlük davâsı olarak görülmemesinin özellikle altını çiziyor ve irticâ hareketi,şeyhlerin kendi sultasını,eski ayrıcalıklarını devâm ettirme gayretleri gibi yansıtıyor.Nitekim bu yaklaşımının daha isyân günlerinde karârlaştırıldığını belgelerden biliyoruz.Direnişin sürdüğü ama Şeyh Saîd ve arkadaşlarının yakalanıp yargılamanın devâm ettiği 3 Mayıs 1925 târihinde Bakanlar Kurulu basında hareketin Kürdistan davâsı olarak yansıtılmasını yasaklayan ve bir irticâ hareketi olarak yayınlanması talimâtını içeren bir karârnâme yayınlar:

"Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1925 târih ve 1835/2270 numaralı tezkirede son isyân ve irticâîye hâdisesinin basında ve özellikle İstanbul basınının büyük kısmında genel bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi dâhilî ve hâricî düşmânlarca propaganda zemini olarak kullanılabileceğinden ... ayrılıktan ziyâde irticâî ve cehâlet ve iğfâl (aldatma) eseri olduğu zemininde yayında bulunulması için gereğinin yapılması teklif edilmiştir.Durum Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1925 târihli toplantısında ele alınmış olup... hâdisenin basında Kürt meselesi şeklinde yansıtılması hakikate aykırı olduğu kadar siyâseten da mahzûrlu olduğundan durumun bu bakış açısından yansıtılması için Dışişleri Bakanlığı'na bildirilmesi..."(3)

Bu karârnâmenin yüzyıldır cari olduğunu ve irticâ yaftasının çok amaçlı olarak kullanıldığını söyleyebiliriz.İrticâ iddiâsında bulunanların,Hareket'in 1922-1923'ler uzanan bir evveliyâtı olduğunu,Âzâdî Örgütü'nün yıllara yayılan faâliyetleri bulunduğunu ve buna istinâden önce eski Bitlis Mebûsu Yûsuf Ziyâ Bey sonrada Miralay Cibrânlı Hâlid Bey'in 1924 yılının kışında tutuklandıklarını ve Şeyh Saîd Efendi'nin de bu davâda yargılandığını bilmediklerini söyleyebilir miyiz?Bunları gâyet iyi bildiklerini mahkemede verilen idâm karârlarından anlıyoruz.Karârların tamamında ayaklanmacıların Kürtlük davâsı temelinde Türkiye'nin bir kısmını ayırmak istedikleri söylenmektedir.Şeyh Saîd Efendi ve arkadaşlarının idâm ilâmında aynen şu ifâdelere yer verilmiştir:"Güyâ dinî ve şer’î ve fakat herhâlde müstakil bir Kürdistan hükûmeti teşkil ve tesis eylemek emel ve maksadıyla Cumhuriyet hükûmeti aleyhinde fiilen ve silâhlı olarak ayaklandıkları".(4) Âzâdî Cemiyeti ve Şeyh Said Efendi

Âzâdî Cemiyeti'nin kuruluşunu 1921 yılına kadar götürenler bulunmaktadır.1922 yılına âit bazı Rus belgeleri örgütten Erzurum Komitesi olarak bahsetmektedir.Ancak Komite'nin Âzâdî'ye dönüşümü,yâni Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Cemiyeti'nin kuruluşu 1923 yılının ortalarında (tahminen Mayıs ayında) olmalıdır.Husûsîyetle,I. TBMM'nin kapatılması ve seçim sürecinde artan baskıların Kürtlerde yarattığı rahatsızlığın örgütlenmesi neticesindedir.Örgütlenmenin başında Miralay Cibrânlı Hâlid Bey bulunmaktadır.Cemiyet'in asıl kadrosu asker ve subaylardan oluşmaktadır.4 Eylül 1924 târihinde gerçekleşen Beytüşşebap İsyânı'nın başarısızlıkla sonuçlanması Cemiyet'in deşifre olmasına ve lider kadronun yakalanmasına neden olur.

Ekim 1924'te eski Bitlis Mebûsu Yûsuf Ziyâ Bey tutuklanır.Aralık ayında ise Cibrânlı Hâlid Bey tutuklanır.Miralay Hasenanlı Hâlid Bey ve Kolağası Kerem Bey askerler tarafından yakalanır ama firâr ederler.Beytüşşebap İsyânı'nda birçok genç subayla birlikte yaklaşık 500 askerin iştirâk ettiği bilinmektedir.Şeyh Saîd Efendi hem çevresinde saygın,sözü dinlenen,zengin bir din adamıdır hem de Cibrânlı Hâlid'in kız kardeşi ile evliliği sebebiyle akrabadır.Hâlid beylerin tutuklanıp Bitlis'te hapsedildikleri davâda onun da ifâdesine başvurulmuştur.Önce Bitlis'e götürülmek istenmiş ardından yaşlılık,vb gerekçelerle istinâbe yoluyla yâni bulunduğu Hınıs'ta ifâdesini vermiştir.Şeyh Saîd Efendi'nin harekete öncülük etmesi lider kadronun yakalanması ya da kaçak duruma düşmesinden sonra olmuştur.Şeyh Saîd'le birlikte birçok din adamının davâya katılması harekete dinî bir mâhiyet katsa da bunu bir irticâ kalkışması olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Hâdise'ye öncülük edenlerin dinî kimlikleri ve hilâfetin ilgâsı,medreselerin kapatılması gibi karârlara tepkileri elbette vardı.Ancak duyulan bu tepki ve itirâzları şeriat isteniyor şeklinde yorumlamak gerçekçi değildir.Hilâfet makâmı aynı zamanda Türk ve Kürtlerin ortaklığını temsil eden önemli bir semboldü.Halifeliğin devâm ettiği bir Türkiye'de hem Kürt inkârının hem de ırkçı bir Türkçülüğün bu derece hayât bulması belki de mümkün olamayacaktı.Medreseler bahsinde ise unutulmasın ki,buralar sadece dinî eğitim veren kurumlar değildir.Aynı zamanda eğitim dili Kürtçe'dir.Medreselerin kapatılması Kürtçe eğitimin son bulmasıdır.Bu,adım adım Kürtçe konuşmanın yasaklanmasına giden sürecin yollarını döşemek anlamına gelmektedir. Ayrılıkçı olan Kürtler değil

Cumhuriyet rejimi bugüne kadar hak talebinde bulunan bütün Kürt hareketlerini ayrılıkçılık ve bölücülükle suçlamıştır.Herhangi bir kimlik talebinde bulunsa veyâ Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde Kürtler için muhtâriyet talep etse de aynı ithâmlara marûz kalmıştır.Bu âdetâ Cumhuriyet rejiminin otomatik refleksine dönüşmüştür.Şeyh Saîd Hareketi de kendisinden önceki ve sonraki birçok hareket gibi ayrılığı değil Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde muhtâr bir yönetimi savunmuştur ama bu âkıbetten kurtulamamıştır.Hareketi örgütleyen Kürt İstiklâl ve İstihlâs Cemiyeti yâni Âzâdî Örgütü,idâmlardan sonra yayınladığı bildiride bile Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde bir çözüm istediğini beyân eder.(5)

Bunun bir diğer göstergesi de Türkiye'de rejimin gadrine uğramış kesimlerle birlikte hareket etme çabasıdır.Cibrânlı Hâlid Bey de Şeyh Saîd Efendi de Türkiye muhâlefetiyle birlikte hareket etmek için girişimde bulunmuştur.Bu sadece Türkiye muhâlefetiyle sınırlı kalmamış,Kürdistan'daki bütün farklı grupların harekete katılımı için yoğun çaba sarfedilmiştir.Nitekim idâm karârlarına bakılacak olursa cezâ verilenler arasında Ermenî ve Süryânîlerin yanı sıra Diyarbakır'ın Türkmen ileri gelenleri de vardır.Aynı şekilde Alevîler de harekete aktif olarak katılmıştır.Dersimlilerin harekete katılmadığı iddiâsı ise tamamen efsânedir.Kürdistan'ın diğer kısımlarında olduğu gibi Dersim'de de bazı aşiretler devlet safında yer alsa da harekete destek veren birçok aşiret vardır.(6)

Bitirirken belirtmek isterim ki,"târihin" yalanlarına karşı "hâfıza" hep bir direniş içerisinde olmuştur.Kürtlerin kolektif hâfızasının resmî târihin yalanlarına karşı direnişi,hakikatin direnişinin bir başka biçimidir.Yüzyıldır karalanan,karartılan bir târihin kolektif hâfızada cânlılığını,diriliğini koruması başka nasıl açıklanabilir.O kolektif hâfıza yüzyıllık baskıya karşı direnişi beslemektedir ki,bugüne kadar kesintisiz gelmiştir.Ancak resmî târihin yalanlarına,karatmalarına karşı sadece hâfızayla direnerek değil,kapsayıcı yeni bir târih anlayışıyla cevâp vermek gerekir.Ulus-devletlerin bütün geçmişi,birikimi kendisine,tek bir ulusa mâl eden târih anlayışından uzak durarak,halkların ortak târihini yazmanın nasıl olacağını konuşmak gerekir.Zirâ,ortak bir gelecek ancak ortak bir târih yazmakla mümkün kılınır...
***

1-Şeyh Saîd davâsında yargılanan Hanili Sâlih Bey'in idâma giderken okuduğu belirtilen şiirden bir dörtlük.Tamamı şurada:Mahmut Akyürekli,Şark İstiklâl Mahkemesi 1925-1927,İstanbul:Kitâp Yayınevi,2013,s. 57.
2-İsmet İnönü,Hâtıralar,Ankara:Bilgi Yayınları,1985,c. 2,s. 202.
3-Mahmut Akyürekli,Şark İstiklâl Mahkemesi 1925-1927,a.g.e.,s. 142-143.
4-Şark İstiklâl Mahkemesi'nin karârlarının bir kısmına TBMM Kütüphânesi'nin açık erişim bölümünden ulaşmak mümkün.ŞİMK-CİLT-1.pdf
5-M. Malmîsanij,1925'ten Önce Ayrılma Taraftarı Kürt Örgütleri,İstanbul:Vate Yayınları,2020,s. 167-168.
6-Bakınız:Taner Akçam,Yüzyıllık Apartheid,İstanbul:Aras Yayıncılık,2024. *Nâmık Kemâl Dinç,Yüzyıllık yalanlar,karartılmış târih ve Şeyh Said,Artıgerçek,30 Haziran 2025. https://artigercek.com/yazarlar/namik-kemal-dinc/yuzyillik-yalanlar-karartilmis-tarih-ve-seyh-said-337141

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder