Nüfusu ayırmak ve sınıflandırmak için kullanılan "ırk","ulus","etnik köken" kavramları,insân gruplarını icât etmek için siyâsî iktidar ve güdümündeki bilimin nasıl birlikte çalıştığını gözler önüne serer.Erken Cumhuriyet dönemi "antropoloji" çalışmaları üzerine yaptığım araştırmada,Türk milliyetçiliğinin vatandaşlık temelli ve ırkçı "çehreleri" arasındaki gerilimlere değinmiş ve bu bağlamda Türkleri bir ırk olarak tanımlamak için yürütülen eşzamanlı "bilimsel" projeleri incelemiştim.(1) Sadece bir dergi çevresine odaklanan mikro çalışmam,"Türk Antropoloji Mecmuası"nın ondört yıllık yayın hayatını (1925-1939),editör kadrosu,devlet desteği,yazarları ve yayımladığı makâleler bağlamında değerlendiriyordu.
İlk baskısı 2005 yılında yapılan kitabım büyük bir karalama kampanyasına rağmen çok da takdir gördü."Türklüğü Ölçmek Türkiye"de ırkçılık ve bilim ilişkisine odaklanan çok sayıda yeni araştırmaya ilhâm verdi.Aradan geçen zaman zarfında literatüre katkı sağlayan birçok yeni eser yayımlandı.Kitâbımın kısa bir özeti sayılabilecek İngilizce makâlem,Türkiye,ABD,Almanya,Fransa'da en iyi üniversitelerde derslerin okuma listelerinde yer aldı.Ayrıca geçen onaltı yıl boyunca yüzlerce yayın kitâbıma atıfta bulundu.Bu yazıda 2005 yılında yayımlanan kitâbım "Türklüğü Ölçmek"in temel argümanlarını kısaca özetlemeyi,kitâbıma ve şahsıma yapılan saldırıları ve Türkiye'nin ırkçılık tabusunu analiz etmeyi amaçlıyorum.
Irk ve bilimkurgu
Onsekizinci yüzyıla uzanan başlangıcından bu yana,"ırksal" sınıflandırma ve etnik köken üzerine araştırmalar,yani "ırk bilimleri" hiçbir zaman net bir çerçeveye sahip tek bir akademik disiplinin tekeli altında değildi.İnsân çeşitliliğinin sınıflandırılması ve evrimi ile ilgili kavramlar,teoriler ve metodolojilerin bir potpurisi gibiydi.Benzer şekilde,kitâbımın ana odak noktası olan sefalometri,antropometri ve kraniyometri birer disiplin değil,insân vücudunun çeşitli fiziksel ölçümlerinin kaydedilmesini ve karşılaştırılmasını içeren metodolojilerdi.(2) Bugünkü yaygın tabirle disiplinler arası bir çalışma yürütülüyordu.Irk araştırmaları tıp ve antropoloji başta olmak üzere,arkeoloji,târih (Türkiye örneğinde özellikle Hititoloji,Sümeroloji,İndoloji,vs.),ve dilbilim alanlarındaki çalışmalarla da iç içe geçiyordu.Cumhuriyet elitleri ve bilim insânları,târihten biyolojiye,dilbilimden vatandaşlığa tüm alanlarda ırk kategorisini merkeze oturtan bir söylem geliştirmişlerdi.
Antropometri temelli ırksal taksonomilerin altın çağında (kabaca 1860'lardan 1940'lara kadar olan dönemde),bu metodolojiler sadece tıp veya antropoloji uzmanlarınca değil,târih ve sosyoloji gibi farklı akademik disiplinlerden araştırmacıların da ilgi alanına giriyordu.İşin ilginç tarafı,ırkçı bilimsel yaklaşımlar farklı disiplinlere muhtaçtı,zirâ ırk araştırmaları çok temel bir kısır döngüye dayanıyordu.Irk araştırması yapabilmek için bir "ırk" varsaymak,yani sınırları belli,endogam,dolayısıyla "izole" ve "evrimsel olarak tutarlı" bir insân grubu gerekiyordu.Fakat üzerinde araştırma yapılacak ideal "homojen" toplulukları belirlemek için gerekli "kanıtları" sağlayanlar genellikle dilbilimciler,etnograflar,târihçiler,sosyologlar,vs. olmak durumundaydı.Dolayısıyla,"ırk araştırmalarının" ilk adımı milliyetçilik gibi kolektif kimlik mitlerine ve iddialara bel bağlıyordu.
Irkçı bilimselliğin bu bağlamda döngüsel argümanlara dayandığı söylenebilir.Ölçüm sonuçları aslında önceden belliydi.Örneğin,"beyaz ırkın" üstünlüğü tartışılmaz kabul edilmiş,sadece beyazların açık arayla en üst sıraya oturtulduğu veriler anlamlı bulunmuştur.Şevket Aziz (Kansu),"Türk Antropoloji Mecmuası'ndaki bir makâlesinden "yüz zaviyesinin ırklardaki kıymetini gösteren rakamlar tetkik edilirse," Avrupalılarla Yeni Kaledonyalılar gibi iki farklı topluluk arasında çok az bir fark bulunduğunu,dolayısıyla ölçüm metodunun "işe yaramaz" olduğunu yazıyordu.(3) Böylelikle,sadece ırkçı hiyerarşiye mutabık kalan ölçüm yöntemleri araştırma metotları arasında yer alabiliyordu.
Türk Antropoloji Mecmuası çevresi "Türk ırkının" zâten bir ön kabul olarak ele alınan üstünlüğünü,ırksal kimliğin metodolojik belirleyicisi varsayılan antropometri metotlarına dayanarak kanıtlamayı hedefliyordu.Hem bir ulusa aidiyeti tanımlaması hem de ulusun târihsel ve coğrafî kökenlerini belirlemesi beklenen antropolojik araştırmalar,yeni ulus-devlet için muazzam önemi haiz milliyetçi siyâsî projenin parçasıydı.Bilimsel çıktının siyâsî hedefe uygun olması için,"münasip değerler" verecek yöntemlerin seçilmesi ya da sonuçların "düzenlenmesi" yaygındı.(4) Bu nedenle,devlet hizmetindeki ırkçı antropoloji,frenoloji ve antropometri araştırmaları "Türk ırkı"na dair ideolojik mitleri,bilimsel bir jargona tercüme ediyordu.Dolayısıyla devlet tekelinde yürütülen bilimsel araştırma,taraflı ve milliyetçi bir kurguyu,objektif ve evrensel gerçekmiş gibi paketliyordu.Bu yüzden kitâbımda devlet hizmetindeki antropolojiyi "bilimkurgu yazarlığı" olarak yorumlamıştım.
Fakat sözkonusu kurgu,okunup kenara kaldırılmak için yaratılmıyordu.Türkiye'de arkeolojik keşif gezileri,halk sağlığı araştırmaları,mezârlıklarda yapılan kafatası incelemeleri neticesinde toplanan "bilimsel veriler" Türk milliyetçiliğini besleyen ırkçı kurmacaların omurgasının sağlamlaştırılmasında önemli rol oynuyordu.Binlerce okul çocuğu,asker,arkeolojik kalıntı,heykel,vb. üzerinde yapılan ölçümler neticesinde "Türk" olmayan (sayılmayan) etnik ve dinî toplulukların târihsel anlatılarını inkâr etmek ve gayri-meşrû hâle getirmek için cephâne yaratılıyordu.
Irk araştırmaları,iç sömürgecilik,devlet şiddeti
Irkçı bilim-kurgular,milliyetçi ideolojinin içine zerk edilen "ırk" ve "etnisite" kavramlarını önemli ölçüde etkilerken,bu ideolojinin de bilim adamlarının araştırmalarına şekil verdiğini teslim etmek gerekir.Bilim ve siyâset arasındaki bu iki şeritli "bilgi alışverişinin" her iki taraf için de kârlı olduğu ve birbirini beslediği aşikârdır.Türkiye'deki sistematik ırkçı bilimsel çalışmaların yeni ulus-devletin kurulmasından hemen sonraya denk gelmesi tesâdüf değildir.Sözkonusu dönemde siyâsî aktörler,siyâsî yönetim biçimi ve devlet sınırlarındaki âni değişiklikleri meşrûlaştırmak için ırk mitinden fazlasıyla faydalanmıştır.İktidar kadroları,Ermeni Soykırımı,Birinci Dünyâ Savaşı,Türk-Yunan Harbi ve neticesinde imzalanan uluslararası antlaşmalarla belirlenen keyfi sınırlar içindeki çoğunluğun "Türk milleti" olduğunu savunmuştur.Kitâbımda da incelediğim gibi Türklerin "Anadolu'nun otokton ahâlîsi" olduğunu kanıtlamak "ırk bilimlerinin" birincil görevlerindendir.(5)
Yukarıda altını çizdiğim cephâne konusuna geri dönersek,antropometri,ulusal nüfus içindeki sözde ırksal farklılıkları ölçmek ve teşhir için başvurulan önemli bir yöntemdi.Soykırım,katliâm ve zorunlu göçlere rağmen hâlâ türdeş olmayan bir nüfus içerisinde "farklı ırkların" en üstününün "Türk ırkı" olduğunu ileri sürmek,Lozan'da azınlık statüsü verilen gayrimüslimler ve adı hiç zikredilmemiş Kürtler,Alevîler,Çerkesler gibi dinî ve etnik gruplar üzerinde "Türklerin" hâkimiyetini meşrûlaştırmaya ve bu grupların herhangi bir özerklik talebini haklı gösterecek dayanağın bulunmadığını ispata yarıyordu.Tıbbî ve antropolojik ırk bilgisini üretenler,sadece milliyetçiliğin ırkçı çehresine entelektüel destek sağlamıyordu,aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla "ulus-devlet bilimi" yapıyordu."Türkiye Türklerindir" hayalinin bilimsel olarak meşrûlaştırılmasıyla iştigâl ediyorlardı.Aşağıda daha ayrıntılı tartıştığım gibi nüfusun fiziksel,dilsel ve kültürel çeşitliliği ya yok edilmeli ya da yok sayılmalı ve devletin iddia ettiği "millî birlik",ırkçı bilim sayesinde de desteklenmeliydi.
Türk Antropoloji Mecmuası'na odaklanan araştırmam,Türkiye Cumhuriyeti târihinin her döneminde rastlanan çeşitli ayrımcı pratiklerin ve etnik şiddetin normatif bir temeli olup olmadığını sorguluyordu.Sorduğum soru şuydu:Eğer ırkçılık,ayrımcılık ve şiddet,Türk milliyetçiliği üzerine çalışanların çoklukla iddia ettiği gibi münferit,tesâdüfî,istisnâî (normdan sapma) değilse,sistematik ve normatif bir boyutu var mıdır?Türkiye'de ırkçılığın "bilimsel" temellerini atmaya gayret eden bir dergi çevresini mikro perspektiften inceliyor ve normatif denilebilecek "ırk bilimleri" yaratma faaliyetlerini inceliyordum.
Kitâbımın kapsamının dışında kalsa da ırk araştırmaları ve devlet şiddeti arasındaki son derece güçlü ilişkiyi inceleyen yeni araştırmaların önemini belirtmek isterim,özellikle de yerli halklara uygulanan sömürgeci şiddet sözkonusu olduğunda.(6) Elise K. Burton'ın bu yılın başında yayımlanan kitâbı,"Genetic Crossroads:The Middle East and the Science of Human Heredity",Ortadoğu coğrafyası özelinde,"ırksal ve etnik farklılıkları" incelemek için geliştirilen yeni ölçüm teknolojilerinin,Milletler Cemiyeti'nin dayattığı homojen nüfus rejimiyle ve onunla kol kola giden soykırım,"etnik temizlik","nüfus transferi" gibi çeşitli nüfus mühendislikleriyle paralel gelişmesinin rastlantı olmadığını vurguluyor.Türkiye'deki ırk araştırmalarını Mısır,İran,İsrail,Yemen gibi diğer ulus-devlet örnekleriyle birarada,dolayısıyla hem bölgesel hem de küresel târihin bir parçası olarak değerlendiren Burton,özellikle şiddet ve "iç sömürgecilik" bağlamlarına yoğunlaşıyor.(7)
Omnia al-Shakry'nin yirminci yüzyılda Mısır'da sosyal bilimlerin şekillenmesini inceleyen çalışmasına göre,antropoloji araştırmaları Sudan'a yönelik sömürgeci talepler bağlamında,ülkenin aynı ânda hem "sömürge" hem de "sömürgeci" pozisyonlarını gözler önüne serer.(8) Benzer şekilde Türkiye'de antropometri,Türk ırkının "beynelmilel mevkiini" tesis etmek ve târihsel üstünlüğünü kanıtlamakla yükümlüydü.Türklerin Avrupalılarla akraba (yani onlar kadar mütekâmil bir ırktan) hattâ bazen Avrupalıların atası olduğunu iddia edebilmenin,"muasır medeniyet" seviyesini hedefleyen yeni Cumhuriyet için önemi büyüktü.(9) Ancak "Türk ırkıyla iftihâr" etmeyi sağlayan antropometrik devlet projesi sadece anti-emperyalizm eleştirisi ve tam bağımsızlık bağlamında kullanışlı değildi,aynı zamanda hegemonik bir millî kimliğin kurulmasının iç sömürgeci ayağını da destekliyor ve meşrûlaştırıyordu.Irk,evrim,hıfz-ı sıhha (öjenik) terminolojisine dayanan "bilimsel söylemler",milliyetçi düşüncenin şekillenmesinde,toplumsal ayrışmaların keskinleşmesinde,hukûk ve sağlık politikalarında açıkça bu iç sömürgeci projeye hizmet ediyordu.(10) Tüm siyâsî,askerî ve ekonomik kurumlar aracılığıyla yürütülen tahakküm siyâseti,Türklüğe dâhil edilmeyen grupların sindirilmesi,yani sosyal görünürlüğünün ve kültürel dışavurum imkânlarının baltalanmasından öte,özünde devlet şiddetine dayanıyordu.Kürdistan'ın iç sömürgecilik târihi bu konuda kapsamlı bir manzara sunuyor.(11)
Irkçılık,yüksek eğitim kurumlarında kendine yer bulan ırk bilimleri;siyâsî söylemleri ve politikaları belirleyen etnik milliyetçilik ve Türk olmayanları hedefleyen ırkçı politikalar şeklinde tezâhür ediyordu.Antropolojik ve tıbbî ırk bilimleri,Türklerin egemen özne konumunu tescilleyen bilgiyi üreterek,ulus-devlet sınırları içinde olmalarından rahatsızlık duyulan,dolayısıyla her dâim aşağılanan,ayrımcılığa uğrayan,üç buçuk yıl zorunlu askerlik yaptırılan,(12) mâllarına el konulan,(13) dükkânları yağmalanan,(14) ülkeyi terketmekten başka yol bulamayan,(15) köyleri bombalanan,(16) anadilleri yasaklanan etnik,dilsel ve dinî cemaatler üzerinde de tahakküm kurulmasını meşrû kılıyordu.
Bahâneler cumhuriyeti
Bu bölümde kitâbımın basılmasının ardından başlayan tartışmaları özetlemeye çalışacağım.2000'lerin başında Türk milliyetçiliğinin etnik kimlik ve ırkçı kavramlarla raksı,Cumhuriyet dönemi târihyazımının ilgi alanına yavaş yavaş girmeye başlamıştı.Kitâpta atıfta bulunduğum,Taha Parla ve Ahmet Yıldız'ın çalışmaları bu ilişkinin altını çizen önemli örneklerdi.(17) Öte yandan,kitâbımın yayımlanmasının ardından farkettim ki Cumhuriyet târihçiliğini,Türkiye târihindeki ırkçılığı inkâra dayanan çok güçlü bir bahâne bulma refleksi özetliyordu.Aşağıda tartışacağım gibi erken Cumhuriyet'in ırkçı ve ayrımcı siyâsetlerine ve söylemlerine kılıf bulmak ve rejimin ırkçılığını ortaya koyan bir argümanı derhâl sindirmek için ciddi bir repertuar vardı.Barış Ünlü'nün Charles W. Mills'in ayrıcalıklı bir ırk kategorisi olarak beyazlık teorisine atıfla altını çizdiği gibi,ırksal olarak yapılandırılmış bir toplumda,ırksal olarak ayrıcalıklı olanların,ayrıcalıklı olduklarını ve ırkın merkeziyetini inkâr etmeleri yaygındı.(18)
Irkçılık ve antropolojik gelenek
Kitâbımın yayınlandığı 2005 senesi itibâriyle en yaygın ırkçılığı inkâr tezi Tek parti döneminde ırkçılığın bir devlet politikası olabilmesi için "gerekli ve yeterli" şartlar oluşmadığıydı.Osmanlı düşünce birikiminde ırkçı bilimsel gelenek olmadığı,dolayısıyla Cumhuriyet kadrolarına aktarılan ırkçılığın olsa olsa güdük kaldığı,tek parti dönemini gururla savunmak için bir hava yastığı görevi görüyordu.Bu söylemde ırkçılık,çok büyük bir teorik birikim veya metodolojik altyapıya ihtiyâç duyan,gelişmesi "zor" bir düşünce biçimi yahut derli toplu bir ideolojiymiş gibi bir hava yaratılıyordu.Ayhan Aktar'a göre:
"Tek parti döneminde ırkçılığın ortaya çıkabilmesi için sosyolojik açıdan gerekli ve yeterli şartlar Türkiye'de yoktu.Irkçılığın devlet politikası hâline gelebilmesi için gerekli şart,önce ırkçılığın antropolojik ve felsefî geleneğinin oluşması sonucunda ortaya çıkar.Bu da bir tek ırkçı düşünürün ömrüne sığacak şey değildir.Yani,önce dünyâdaki ve ülkemizdeki ırkları sözde 'bilimsel' bir biçimde ölçüp biçerek tasnif edeceksiniz;ondan sonra da kendi ırkınızın üstün meziyetlerini bu işin felsefesini de yaparak ispat edeceksiniz."(19)
"Türklüğü Ölçmek" bizâtihi bu antropolojik ve felsefî geleneğin olduğunu iddia eden ilk çalışmaydı.Dergi çevresi ırkları ölçmüş biçmiş,tasnif etmiş,Türk ırkının üstünlüklerini de sarih biçimde ortaya koymuştu.Aktar'ın Radikal Kitap'ta başlattığı ve başka mecralarda,"aziz dostları" üzerinden de sürdürdüğü şahsımı ve kitâbımı hedef alan linç harekâtı,"Kemalistlerin ırkçılığı"nı ve tek parti dönemini haiz korkunç ırkçı şiddet ve ayrımcılık vak'alarını göğsünü gere gere inkâr ediyordu.Öte yandan son derece önemli bir târihsel-kültürel soruna karşı mağdûrları rencide eder şekilde duyarsızlık ve saygısızlık göstererek,ayrımcılığa uğramışlarla âdetâ dalga geçiyordu.
Murat Ergin'in 2008'de yayımlanan,tek parti dönemi bilimsel ırk ideolojisinin çeşitli kaynaklarını ve ırkçı bilimlerin farklı alanlarını inceleyen iki makâlesi ilk karşıma çıktığında,Türkiye'de ırkçılığın antropolojik,ideolojik,tıbbî,felsefî açıdan "gerekli ve yeterli şartlarının" oluştuğunu ortaya koyan yeni çalışmalar yapıldığı için sevinmiştim.(20) Öte yandan,dönemin siyâsî ve bilimsel kadrolarının ırk saplantısını ve "Türklük" kurgulanırken ırk kavramının ne kadar önemli olduğunu kullandığı malzemeyle alenen ortaya koyan Ergin,bir ânda şerit değiştirip Türkiye'de ırkçı bir devletleşmeden söz edilemeyeceğini savunuyordu.(21) "Türk deneyiminin farkını" vurgulayan Ergin,Aktar'a atıfla aynı entelektüel eksikliğe işaret ediyor,ırkçılığı inkâr ediyordu.
“...Türkiye Cumhuriyeti devletinin herhangi bir dönemde ırkçı bir rejim olarak sınıflandırmak hayal gücünü zorlamak olur.Türk devleti,çeşitli ırkçı fikirlerin uygulanmasıyla flört etse de,ne sofistike bir ırkçı teori geliştirecek entelektüel geleneğe sahipti,ne de ırkçı bir dışlama ve eşitsizlik sistemi kurmak için örgütsel gücü temin edebilirdi."(22)
Her şeye rağmen,teorik birikim eksikliği tezinin "Türklüğü Ölçmek"i izleyen yeni araştırmalar ışığında çok da anlamlı olmadığı ortaya çıkmıştı."Modernite","sekülerleşme","kültür devrimi" gibi kavramlarla karşımıza çıkan başka bir inkâr modeli yardıma koşmalıydı.
Irk ve modernite...
Zafer Toprak'ın 2012'de yayımlanan kitâbı "Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji",erken Cumhuriyet'in bilimsel yatırımları (üniversite,fakülte,tetkik cemiyeti,antropometrik anket,arkeolojik kazı,vb.),belli başlı bilim şahsiyetleri (Afet İnan,Şevket Aziz Kansu,Eugène Pittard,Sadri Maksudi,Şemsettin Günaltay,vd.) ve neticede ortaya çıkan bilimsel üretim (Türk Târih Tezi,Güneş Dil Teorisi,brakisefal Türk ırkı,vb.) üzerine yoğunlaşıyordu.Toprak,"Türklüğü Ölçmek"in temel iddiası olan ırkçılığın bilimsel temellerinin oldukça sağlam olduğu tezini doğruluyordu.(23) Öte yandan,Ergin gibi Toprak da,kullandığı malzemenin işaret ettiği istikamete tezatla 1930'lar Türkiye'sinde ayrımcı bir ideoloji olarak ırkçılıktan söz edilemeyeceğini belirtiyordu.Toprak'a göre fizik antropolojiyi merkeze alan ırkçı bilimler,Toprak'ın "kültür devrimi" dediği modernleşme çerçevesinde işlev görüyordu.Cumhuriyet ve antropoloji sözcüklerini birbirine kenetleyen ve antropolojiyi Türkiye'de millî bilim hâline getiren,Türk kimliğini Osmanlı geçmişinden ve İslâmî referanslardan koparmak ve fakat Türk ırkının yine de büyük bir târihî mirâsın sahibi olduğunu iddia etmek içindi.
Asım Karaömerlioğlu ve Murat Yolun'un 2020'de yayımlanan ve evrim teorisinin târih,dil,coğrafya,antropoloji gibi disiplinlerdeki yansımasına yoğunlaşan makâlesi,Türkiye'de ırkçı bilimlerin teorik altyapısı hakkındaki literatürü genişletirken,ırkçılığı ısrarla yadsıyordu.(24) İnceledikleri külliyâtın,özünde bir genetik grubun diğerlerine karşı "doğal" üstünlüğünü meşrûlaştırmak için kullanıldığını reddeden yazarlar,Ergin gibi Türkiye'nin deneyiminin özgünlüğünü(!) vurguluyor,ırkçılığı dar bir materyalizm ve sekülerleşme eksenine,ulus-devletin modernleşme gündemi çerçevesine sıkıştırıyordu.Milliyetçi kadroların ırkçı bilimlere iltifât ettiği artık inkâr edilmiyor,fakat bu sefer de "savunmacı","dışa dönük" ya da "dış politika olarak" ırkçılık bahânesi,modernleşme/uluslaşma denklemi içine dâhil oluyordu (iç düşmân tezini bilâhare tartışacağım.)
Türkiye'deki ırkçılığın yüzeysel,geçici ve fevri olduğunu vurgulayan bu yoruma göre antropoloji çevrelerinin Türk ırkına yaptığı vurgu salt Avrupa'yı hedef alan "defansif" bir üstünlük ifadesidir.(25) Murat Ergin'in çalışmaları Avrupa'ya yetişme/yanaşma/geçme kaygısını ve modernleşmeyi öne çıkarıyordu.Ergin'e göre Türkiye'de tek parti kadrolarının ırk bilimiyle iştigâlinin temel sebebi,Türkler için "modern ve beyaz bir kimlik" oluşturmaktı.(26) Zafer Toprak da ırkçı tezlerin Batı dünyâsındaki yanlış ve aşağılayıcı Türk algısının düzeltilmesi için kurgulandığını belirtiyordu.Çeşitli bilim insanlarını ırk araştırmalarına teşvik eden büyük "haksızlık",Türklerin sarı ırktan ya da Mongol ırkından gelmiş oldukları iddiasıydı."Türk ırkının anayurdunda" yüksek kültür mertebesine ulaştığı sırada Avrupa halkının "vahşi ve tamamen câhil bir hayat" yaşadığını ileri süren "romantik" Türk Târih Tezi,yazara göre Avrupa'ya Türklerin sarı değil beyaz,Mongoloid değil Alpin olduğunu kanıtlamak içindi.
Türk Antropoloji Mecmuası özelinde altını çizdiğim gibi,ırkçı bilim ve devlet kadroları için Avrupalı,beyaz ırkla özdeşleşmek,ulusal nüfusun genetik özellikleri tanımlanırken şüphesiz bir ön koşul olarak kabul edilmiştir.Fakat yeni Cumhuriyet'in "Batı emperyalizmi" ve Avrupalıların Türklere dair önyargılar karşısındaki "onurlu mücâdelesi"ni öne çıkaranların göz ardı etmeyi tercih ettiği bir boyutu daha vardır Türkiye'de ırkçılığın.Milliyetçi seçkinler sadece Türk'ü Avrupa'ya kanıtlamak için değil,aynı zamanda kendi ceberrut iç sömürgeci projelerini hayata geçirirken de aynı ırkçı temelleri esas almıştır.
Ehlileştiremediklerimizden misiniz?
Türk milliyetçiliği çalışmalarının asimilasyon ve entegrasyon vurgusu (bkz. "Türkleştirme" politikaları) ırkçılığı inkâr için sıkça kullanılır.Fiziksel,dilsel ve kültürel çeşitliliğin,inkâr,yerinden etme,dinî/kültürel ihtidâ gibi yöntemlerle yok edilmesi,milliyetçilik literatüründe "asimilasyon" kavramıyla hüsn-ü tabir edilir ve millete entegrasyon imkânı sunan ulus-devletlerin ırkçı olmadığı iddia edilir."Etnik milliyetçilik" kavramını kullanmakta beis görmeyen çok sayıda araştırmacı,asimilasyon ya da "Türkleştirme" örneklerinin arkasına sığınarak Türk milliyetçiliğini de "ırkçı" olmadığı varsayımıyla taçlandırır.
Toprak'a göre Cumhuriyet seçkinlerinin Türk ırkına yaptığı vurgu,Türk,Kürt,Rum,Ermeni ayrımı yapılmadan Anadolu'nun brakisefal halkını bir bütün olarak "Turanî ırk" çatısı altında birleştiren "kapsayıcı" bir ırkçılıktır.(27) Gayrimüslimler sözkonusu olduğunda,Türk Antropoloji Mecmuası yazarlarının cemaat,unsur/anasır,millet/milel,ekalliyet,vs. gibi el altında ve yaygın kullanımda olan kavramlar dururken "Türk ırkı ve İstanbul'da yaşayan diğer ırkların mukayesevî tetkiki" diye başlık atması,ırk kavramını ne bağlamda kullandıklarını ve ırkçı "kapsayıcılığın" neresinde durduklarını ortaya koyuyor.(28) Aşağıdaki alıntıdan daha net biçimde anlaşılacağı gibi Mecmua için Türk ırkının "otokton" pozisyonu ve diğer ırkların katiyen "Turanî ırk" çatısı altında olmadığı aşikârdır.
"...Rumlar,Yahudiler ve Ermeniler burada Türk ırkının seciyelerini almaksızın uzun zamandan beri yaşıyorlar.Vapurda,bir tramvayda bulunanları köprü üzerinden gelip geçenleri nazar-ı müşâhededen geçiriniz;bunda kimse yanılmaz;tanınmak için bir fese ihtiyâç yoktur;gerçi şimdi herkes şapka giyiyor,maa-haza memleketden herhangi bir ferd,geçen şahsın ırkını tayinde yanılmaksızın işte size bir Yahudi,bir Rum,bir Ermeni! diyebilir.Binaenaleyh bir ırkın seciyelerinin derhâl teşhise müsait olabilecek bir şahsiyetle mahfuz kaldığını kabul etmek lâzım gelir."(29)
Kürtlerin Türkleştirilmesine dönersek,asimilasyon politikasının ırkçı ve sömürgeci tonunu bütünüyle reddeden Toprak'a göre,Cumhuriyet'in Kürtleri hedef alan toplumsal mühendislik projesinin parçası olan "uygarlaştırma görevi" sömürgeci anlayıştan farklıydı.Zirâ "kapitalizmin yeni filizlendiği bir ülkede sömürgeci bir anlayışın yerleşmesi olanaksızdı."(30) Burada araştırmanın ana teması olmayan bir kavramdan faydalanarak konunun hızla örtbas edildiğine şahit oluyoruz.
Karaömerlioğlu ve Yolun,farklı etnik-dinî kimliklerin hiçbirinin adını anma gereği duymadıkları makâlelerinde Toprak'ın iddialarını tekrarlıyorlar.(31) Yazarlara göre,asimilasyonu hedefleyen "toplumsal mühendislik" uygulamaları tek parti rejiminin ırkçı olmadığının kanıtıdır,"Kemalistler,Türklere içkin bir ırksal üstünlük söylemi kullanmamıştır."(32) Dahası,etnisite üzerinden tanımlansa da Türklük o kadar gevşek ve kapsayıcı bir şekilde tanımlanmıştır ki,kendilerini Türk olarak algılayanlar (ne mutlu...) Türk kabul edilebilmiştir.(33) Bu varsayımda,nedense kitlelerin dillerini,dinlerini,târihlerini inkâr edip hiç şüphesiz Türk olmak isteyeceği iyimserliği var.Peki ya Türk olmayı lütuf görmeyenler ve onların marûz kaldıkları şiddet?
Olağan şüpheliler
Kitâbım çıkmadan hemen önce kısa bir makâle yazıp Türkiye'nin en iyi bilinen sosyal bilimler dergilerinden birine yollamıştım.Akademik kalitesine inandığım dergiden,akıllara zarar iki hakem raporu gelmişti.Raporlardan biri özellikle Rumlar ve Ermenileri hedef alan ırkçılığın aslında gayrimüslimlerin önceki on yıldaki "ihâneti" ve "beşinci kol" faaliyetleri yüzünden kendilerinin sebep olduğu bir doğal netice olduğunu iddia ediyordu.Yani Cumhuriyet rejiminin ırkçı bilimler bağlamında gayrimüslimlere karşı aldığı "önlemlerin" tamamen savunmacı reflekslere dayandığını,dolayısıyla aslında ırkçılık olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürüyordu.Devletin resmî ideolojisinin bir yansımasından başka bir şey olmayan bu son derece taraflı iddianın,Kemalist Cumhuriyet târihçiliğine içkin olduğu söylenebilir.Karaömerlioğlu ve Yolun'un makâlesi aynı milliyetçi bahânelerin hâlâ "akademik iddia" şeklinde formüle edilebildiğini gösteriyor.Yazarlara göre "1911-1922 arası dönemde yükselen milliyetçi siyâset ve sürekli savaş" göz önünde bulundurulduğunda,"hayatta kalma içgüdüsü ve yaşam mücâdelesi,sosyal Darwinist bir 'günâh' olarak görülmemeliydi."(34)
"Kemalist milliyetçilik ilk bakışta sözde sosyal Darwinizm'e atfedilebilecek uygulama ve söylemlere sahipti,ancak bu tür uygulama ve söylemler özünde o dönemin Batı yarımküresine hâkim olanlardan oldukça farklıydı.Hayatta kalma korkusu ve kuşatma durumu atmosferinin zihniyeti,yüzeysel bahâneler değil,üstesinden gelinmesi gereken acı gerçeklerdi."(35)
Ermenilerin,Rumların,Süryanilerin,Yahudilerin yakın geçmişteki (ve süregiden) hayatta kalma mücâdelesine dair,1925'ten itibâren Kürtlerin sistematik olarak kuşatılmışlığına ve sömürgeleştirilmesine dair tek bir kelime yok bu târih kurgusunda -varsa yoksa zavallı,"hayatta kalma korkusu" içinde,"kuşatma" altındaki Türk milliyetçisi kadrolar.Onbeş yıl önce reddedilen makâlemin hakemine yazdığım cevapta,ırkçılığın şüphesiz bazı sebepleri (hınç,intikam,aşağılık kompleksi,vs.) ya da faydacı beklentileri (haksız kazanç,mâla çökme,sindirme,yerinden etme) olabileceğini fakat rasyonel sebep/çıkar bulmanın ırkçılığı ortadan kaldırmayacağını belirtmiştim.Bir örnek vermek gerekirse,ırkçılık yerine "millî burjuvazi yaratma" kisvesini tercih eden Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül analizlerini düşünebiliriz.Şüphesiz,gayrimüslimlerin mâllarını yağmalamanın,"millî burjuvazi yaratmak" gibi bir neticesi olmuştur,öte yandan böyle bir faydacı çıkar,ırkçılığı ortadan kaldırır mı?Öldürdüğünüz birinin cüzdânındaki parayı çalınca kâtil hükmünüz düşüyor,sadece hırsız mı oluyorsunuz?
Dönemin koşulları ve Almanya
Tipik "dönemin koşulları" bahânesi evrim,hıfz-ı sıhha,sosyal Darwinizm ve benzeri ırkçı çerçevelerin sözkonusu dönemde Avrupa'da da popüler olduğunun ve bilimsel bulunduğunun altını çizer.Fakat Türkiye'deki ırkçılığı matah kılmak için kullanılan esas büyük zırh aşılmaz bir Almanya şâhikasıdır.Bir konferansım sırasında itiraz eden bir erken Cumhuriyet târihçisi,"Türkiye'de ırkçılıktan bahsedebilmek için Mein Kampf gibi bir kitâp yazılmış,'temerküz' kamplarında milyonlar katledilmiş,ırkı yüceltmek için yürütülen Lebensborn gibi programların hayata geçirilmiş olması icâp ederdi," demişti."Türkiye'nin ırkçılık çıtasını aştığını iddia edersek kavramı haddinden geniş kullanırız,o zaman o dönem koşullarında Fransa'ya,İngiltere'ye,ABD'ne de ırkçı dememiz gerekir," diye eklemişti.Bir ân dilimi gerçekten yutuyorum sanıp yutkunmuştum.Kendimi toparlayıp,"Elbette dememiz gerekir,siz 'ABD ırkçı değildi' mi demek istiyorsunuz?" diye sormuştum.Muhtemelen bambaşka bir târih,ahlâk ve gerçeklik yanılsaması içinde yaşayan,kendinden ziyâdesiyle memnun,erkek meslektaşım ağzını yanlara gere gere gülmüş,"Olur mu cânım,Amerika'da,Fransa'da olanla Holokost kıyas kabul eder mi?" demişti.Tabiî ki etmez.Öte yandan,sû-i misâl de emsâl teşkil etmez,Nazi Almanya'sı,Türkiye târihini ırkçılıktan sıyırmanın kanıtı olarak sunulamaz.
Zafer Toprak,kitâbında târihçiliğin dünün koşullarına odaklanması,yani güncel norm ve beklentilere göre yargılama yapmaması,işlevsel (fonksiyonalist) ve yapısalcı yaklaşımla geçmişe bakması gerektiğini salık veriyordu.(36) Peki kendi dönemlerinin "gerçeği" olmalarına karşın kölelik ve sömürgecilik târihini bugünün moral değerleriyle eleştirdiğimiz gibi ulus-devletin ırkçılığını neden eleştirmeyelim?Dönemin konjonktürüne ve yapılarına odaklanmak,geçmişin hatalarını dokunulmaz kılmak,hattâ mazûr görmek anlamına mı gelmelidir?Yahut Cumhuriyet dönemi târihyazımının önündeki esas engel geçmişin aslında geçmemiş olması mıdır?
Sonuç
Hem kitâbıma hem şahsıma yöneltilen sayısız saldırı neticesinde resmî târihin ve Kemalist ideolojinin çağdaş târihyazımı üzerinde büyük ölçüde belirleyici olduğunu anlamış oldum.Türkiye'de ırkçılık hakkında konuşmak kurucu şiddetle iç içe geçmiş bir tabuydu.Kitâbımın yayımlanmasının ardından davet edildiğim toplantılarda huzursuz olan zevâtın yükselttiği ilk serzeniş hep bu bağlantıya işaret ediyordu."Ne demek istediğinizi biliyoruz Nazan Hanım.'İlk ırkçılar Türklerdi' demek istiyorsunuz,neticede İlk Soykırımı da Türkler yaptı,' diyebilmek için." Aslında kitâbımda ne "ilk ırkçılar" iddiası,ne Almanya karşılaştırması,ne de etnik şiddet ve Soykırım tartışması vardı.Sonraki yıllarda,özellikle Ermeni Soykırımı'nın yüzüncü yılı dolayısıyla artan yayınlar ve yapılan tartışmalar neticesinde,Soykırım ve ırkçılık arasındaki aynı kurgunun bu sefer tersinden yapıldığına şahit oldum.Ermenilerin sistematik ve plânlı bir devlet irâdesiyle öldürüldüğünü kabul eden,devlet ezberlerinin ilerisindeymiş gibi yapan târihçiler Ermeni Soykırımı'nı ırkçılıktan soyutlamak için çaba harcıyordu.
Irkçılık tabusunu anlamak için Türkiye târihinde ırkçı ideolojiyi en gönülden benimseyenlerin dahi kendilerine Türkçü,Turancı,Atsızcı demeyi tercih ettiğini ve ırkçı sıfatından kaçındığını hâtırlamak gerekir.Benimse başım belâdaydı,zirâ "tek parti dönemini ırkçılıkla ithâm etmiş,Kemalistlere iftirâ atmıştım." Boyumun ölçüsünü almak isteyenler sıradaydı.(37) Kitâbım hakkında Ayhan Aktar,Umut Özkırımlı,Bülent Somay ve Suavi Aydın eleştirmekten çok saldıran,araştırmacıyı uyaran değil bir kalemde akademik camiadan silmeyi amaçlayan,çok üst perdeden,çok erkek,çok otoriter yazılar yazdılar.İçerdikleri cinsiyetçilik,ayrımcılık,statükoculuk,otoriterlik açısından Türkiye'deki akademik camianın hâli pür melâlini gösteren yüz kızartıcı bir seçkiydi.
Önce 2008'de ve ardından 2011'de iki ayrı yayınevi bana ulaşıp kitâbımla ilgili çıkan bu "eleştiri" yazılarını,Murat Ergin'in editörü olduğu bir kitâpta derlemek ve benim "cevap" verdiğim kısacık yazımı da yayımlamak için iznimi almak istediler.Aradan onca zaman geçmesine rağmen,zâten yayımlanmış yazıları,bir kez daha bir kitâpta derleme girişimi,pervâsız saldırının,linç ve sindirme harekâtının bitmediği,hattâ belki de saplantıya dönüştüğü anlamına geliyordu.Türk milliyetçiliği çalışmalarının duayenleri "Nazan Maksudyan'ın kitâbını aslında piyasadan toplattırmak isterdik,yine de mücâdelemiz sürüyor" diyor,üstelik bu nasıl bir cüretse beni kendi linç girişimime ortak olmaya davet ediyorlardı."İsterseniz son bir yazı daha yazabilirsiniz" derken herhâlde el etek öpmemi,günâh çıkarmamı,biat etmemi,neticede "bu ırkçı ülkenin târihinde çok örneği olan 'bir Ermeni'yi daha dize getirmeyi' hedefliyorlardı."(38)
En trajik olansa 19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından bir ânda Türk milliyetçiliğinin "kafatasçı" olduğunu herkesin bir çırpıda telâffuz etmeye başlamasıydı.Lâkin,ülkenin en sarsılmaz temelleri olan "kurucu şiddet ve ırkçılık,kendilerini eleştirel zanneden aydınlar tarafından dahi inkâr edildiği" müddetçe Türk milliyetçiliğinin daha çok kafatası ölçeceği ortadaydı...
***
1-Nazan Maksudyan,Türklüğü Ölçmek:Bilimkurgusal Antropoloji ve Türk Milliyetçiliğinin Irkçı Çehresi,1925-1939 (İstanbul:Metis,2005).Aynı konudaki İngilizce makalem için,bkz. Nazan Maksudyan,"The Turkish Review of Anthropology and the Racist Face of Turkish Nationalism,”Cultural Dynamics 17,S.3 (2005),s.291-322.
2-Sefalometri,yaşayan insânın başının ölçümü;antropometri,insânın bedensel özelliklerinin ölçülmesi;kraniyometri de kurukafanın ölçümüdür.
3-Şevket Aziz,"Umûmî Prognatisma ve Türk Kafalarının Prognatisması",Türk Antropoloji Mecmuası,S. 9,Mart 1930,s.7.
4-Bu bağlamda,örneğin sefalik endeks ulaşılmak istenilen sonuca göre kolaylıkla manipüle edilebilen bir yöntemdir.Her antropoloğun kendi ölçüm aletiyle,kafatasının farklı noktalarından başlayarak farklı sonuçlar elde edebilmesi mümkündür.
5-Afet İnan'ın 1939'da Eugène Pittard'ın danışmanlığında Cenevre Üniversitesi'nde tamamladığı doktora tezinin alt başlığının "Türk ırkının vatanı Anadolu" olması,yapılan araştırmanın esas amaç ve mahiyetini ortaya koymaktadır.Türkiye Halkının Antropolojik Karakterleri ve Türkiye Târihi:Türk Irkının Vatanı Anadolu (64.000 kişi üzerinde anket),Ankara:Türk Târih Kurumu Basımevi,1947.
6-1960'ların ortalarında ortaya çıkan özeleştirel antropoloji literatürü sayesinde,bir disiplin olarak fiziksel antropoloji târihinin,Avrupa imparatorluklarının Asya,Amerika ve Afrika’daki sömürgecilik târihleriyle birebir ilişkili olduğu artık yaygın olarak kabul edilmektedir."Colonial Situations:Essays on the Contextualization of Ethnographic Knowledge";ed. George Stocking,(Madison,WI:University of Wisconsin Press,1991),s.3-8.
7-Elise K. Burton,Genetic Crossroads:The Middle East and the Science of Human Heredity,Stanford University Press,2021.
8-Omnia S. al Shakry,The Great Social Laboratory:Subjects of Knowledge in Colonial and Post-colonial Egypt (Stanford,CA:Stanford University Press,2007),s.3.
9-Nazan Maksudyan,Türklüğü Ölçmek,a.g.e.,s.99-101,164-169.
10-Hıfz-ı sıhha şeklinde Türkçeye çevrilen öjenik (eugenics),Türkiye'de oldukça ilgi görmüştü.Bkz. Ayça Alemdaroğlu,"Politics of the body and eugenic discourse in early republican Turkey",Body & Society 11.3 (2005):61-76;Murat Ergin,"Biometrics and anthropometrics:The twins of Turkish modernity”,Patterns of Prejudice 42.3 (2008):281-304;Sanem Güvenç Salgırlı,"Eugenics for the Doctors:Medicine and Social Control in 1930s Turkey”,Journal of the History of Medicine and Allied Sciences 66,S.3 (2010),281-312.
11-Bkz.İsmail Beşikci,Devletler Arası Sömürge Kürdistan,İstanbul:Alan Yayıncılık,1990;Barış Ünlü,"İsmail Beşikci as a Discomforting Intellectual",Borderlands 11,S.2 (2012);Christopher Houston,"An Anti-History of a Non-People:Kurds,Colonialism,and Nationalism in the History of Anthropology”,Journal of the Royal Anthropological Institute 15 (2009):19-35;Mehmet Kurt,"'My Muslim Kurdish Brother':Colonial Rule and Islamist Governmentality in the Kurdish Region of Turkey",Journal of Balkan and Near Eastern Studies 21,S. 3 (2019):350-365;Gülistan Yarkın,"İnkâr Edilen Hakikat:Sömürge Kuzey Kürdistan",Kürd Araştırmaları 2019,http://www.kurdarastirmalari.com/yazi- detay-nk-r-edilen-hakikat-s-m-rge-kuzey-k-rdistan-26;Zeynep Türkyılmaz,"Maternal Colonialism and Turkish Woman's Burden in Dersim:Educating the 'Mountain Flowers' of Dersim",Journal of Women’s History 28.3 (2016):162-186.
12-Burada kastedilen 36 aylık zorunlu "yirmi kur'a nafıa askerliği" (1941) için,bkz. Rıfat N. Bali,Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri:İkinci Dünya Savaşı'nda Gayrimüslimlerin Askerlik Serüveni (İstanbul:Kitabevi,2008).
13-Gayrimüslimleri hedef alan Varlık Vergisi (1942) için bkz. Rıdvan Akar,Varlık Vergisi (İstanbul:Belge Yayınları,1992);Rıfat N. Bali,Varlık Vergisi:Hâtıralar,Tanıklıklar,Libra Yayıncılık,2012.
14-Yahudileri,Ermenileri ve Rumları hedef alan,devlet kadrolarının bizzat plânladığı 6-7 Eylül 1955 saldırıları için,bkz. Dilek Güven,"Riots against the Non-Muslims of Turkey:6/7 September 1955 in the context of demographic engineering",European Journal of Turkish Studies, 12 (2011):http://journals.openedition.org/ejts/4538 (Erişim târihi:1 Şubat 2019.)
15-Sözü geçen ırkçı ve ayrımcı şiddet ve siyâsetin birincil sonucu gayrimüslimlerin cânlarını kurtarmak için İstanbul'dan kaçması olmuştur.Ahmet İçduygu,Şule Toktas & B. Ali Soner,"The Politics of Population in a Nation-building Process:Emigration of Non-Muslims from Turkey,”Ethnic and Racial Studies 31 (2008):358-389.
16-Martin van Bruinessen,"Genocide of the Kurds",Genocide:A Critical Bibliographical Review,vol. 3,The Widening Circle of Genocide,der. Israel W. Charny,(New Brunswick:Transaction Publishers,1994):165-192.
17-Taha Parla,Andrew Davison,Corporatist Ideology in Kemalist Turkey:Progress or Order? (Syracuse,NY:Syracuse University Press,2004);Ahmet Yıldız,Ne Mutlu Türküm Diyebilene:Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919–1938),(İstanbul:İletişim,2001).
18-Barış Ünlü,"The Kurdish struggle and the crisis of the Turkishness contract",Philosophy & Social Criticism 42.4-5 (2016):397-405;Charles W. Mills,The Racial Contact,Ithaca,NY:Cornell University Press,1997.
19-Ayhan Aktar,Varlık Vergisi ve "Türkleştirme" Politikaları (İstanbul:İletişim,2000),s.89-90.
20-Murat Ergin,"Biometrics and anthropometrics:The twins of Turkish modernity",Patterns of Prejudice 42.3 (2008):281-304;Murat Ergin,"'Is the Turk a White Man?' Towards a Theoretical Framework for Race in the Making of Turkishness,"Middle Eastern Studies 44:6 (2008):827-850.
21-"... drawing attention to the difference of the Turkish experience, which never led to the institution of a racist state formation,while at the same time acknowledging the fascination with race in the republican era and its legacy in the formation and maintenance of Turkishness." Murat Ergin,"'Is the Turk a White Man?'",s.845.
22-"... it would be a stretch of the imagination to classify the Turkish republican state in any period as a racist regime.Although the Turkish state flirted with the implementation of various racial ideas,it neither had the intellectual tradition to develop a sophisticated racist theory,nor could it foster the organizational power to institute a racist system of exclusion and inequality." Murat Ergin,"'Is the Turk a White Man?'",s.829.
23-Zafer Toprak çalışmama verdiği nâzik dipnotta,kitâbıma iltifât etmiş ve Ayhan Aktar ve çevresinin yönelttiği eleştirilere katılmadığını belirtmişti."Kimi çevrelerden haksız eleştiriler almışsa da bu eser Cumhuriyet târihine önemli bir katkıdır." Zafer Toprak,Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji,(Doğan Kitap,2012),s.84.
24-M. Asım Karaömerlioğlu and Murat Yolun,"Turkish nationalism and the evolutionary idea (1923-1938)",Nations and Nationalism 26.3 (2020):743-758.
25-Zafer Toprak,Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji,a.g.e.,s.341.
26-Murat Ergin,"'Is the Turk a White Man?' Towards a Theoretical Framework for Race in the Making of Turkishness", Middle Eastern Studies 44:6 (2008):827-850;Murat Ergin,"'Is the Turk a White Man?':Race and Modernity in the Making of Turkish Identity (Leiden:Brill,2017.)
27-Zafer Toprak,Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji,a.g.e.,s.15, 341,579.
28-Nazan Maksudyan,"The Turkish Review of Anthropology and the Racist Face of Turkish Nationalism",Cultural Dynamics 17,S.3 (2005):291-322.
29-Nureddin Ali Berkol ve diğerleri,"Türk Irkı ile İstanbul'da Yaşayan Diğer Irkların Mukayesevî Tetkiki",Türk Antropoloji Mecmuası,no. 2,Mart 1926,s.8.
30-Zafer Toprak,Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji,a.g.e.,s.578.
31-Sadece şu çok tarihi büsbütün çarpıtan cümlede gayrimüslimlerin adı geçiyor."Because the non-Muslim population had all but almost disappeared by the end of 1922,the remnants of the millet system were de facto in tatters." M. Asım Karaömerlioğlu and Murat Yolun,s.745.
32-"The Kemalists usually resorted to a defensive discourse with respect to Turkeys right to exist in international politics rather than an aggressive discourse of inherent racial superiority." M. Asım Karaömerlioğlu and Murat Yolun,s.752.
33-"...the Turkish nation-were to be formed on the basis of ethnicity (Özkırımlı,2008,p.41),which was defined in a rather loose and inclusive way in the sense that those who perceived themselves as belonging to the Turkish stock could be accepted as such." M. Asım Karaömerlioğlu and Murat Yolun,s.745.
34-M. Asım Karaömerlioğlu and Murat Yolun,s.752.
35-"Kemalist nationalism,as discussed above,had practices and discourses that could at first be attributed to the so-called social Darwinism,yet such practices and discourses were in essence quite different from the ones dominating the Western hemisphere of the time.The fear of survival and the mentality of the state-of-the-siege atmosphere were not superficial excuses but painful realities to tackle with." M. Asım Karaömerlioğlu and Murat Yolun,"Turkish nationalism and the evolutionary idea (1923-1938)",Nations and Nationalism 26.3 (2020),s.743-758,754-755.
36-Zafer Toprak'ın 2012'de yayımlanan kitâbı Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji de bunu savunuyordu,a.g.e.,s.12.
37-Ayhan Aktar son derece cinsiyetçi,kişisel saldırıya ve aşağılamaya varan bir üslûp kullanan yazısında çirkin şakalar yapıyordu.Yazı bir dörtlükle başlıyor,şahsımı "nâz sarhoşu" olmak ve "selviden de uzun" yetiştirilmekle suçluyordu.
38-Soykırımsonrasında/sayesinde kurulan yeni devletin başarısı sadece suçlunun suçunu inkâr ederek cezâdan kurtulmuş olması değildir.Kâtil maktûlü de inkârın parçası yapmayı başarmıştır.Talin Suciyan & Ayda Erbal,"One Hundred Years of Abandonment",The Armenian Weekly,29 Nisan 2011,https://armenianweekly.com/2011/04/29/erbal-and-suciyan-one-hundred-
years-of-abandonment/
*Nazan Maksudyan,Türkiye'de ırkçılığın "bilimsel" temelleri,Türklüğü Ölçmek ve Cumhuriyet târihçiliğinin Türkiye târihindeki ırkçılığı inkâr saplantısı,Cogito,Sayı:101,Bahar 2021,s.[195]-209.
7 Nisan 2022 Perşembe
Türkiye'de ırkçılığın "bilimsel" temelleri,Türklüğü Ölçmek ve Cumhuriyet târihçiliğinin Türkiye târihindeki ırkçılığı inkâr saplantısı/Nazan Maksudyan*
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder