5 Nisan 2022 Salı

Ermeni Soykırımı'na yeni bir bakış açısı/Dilek Işık*

"Arapların 1915'i",Ermeni Soykırımı'nı alışılagelmiş Türk ve Ermeni perspektiflerini bir kenara koyarak,Arapların gözünden inceliyor ve analiz edilecek yeni bir alternatif saha yaratıyor.

Ermeni Soykırımı'nın,bir akademik çalışma sahası olarak izdüşümü,soykırım terimini irdeleme boyutunu çoktan aştı ve Soykırım'ın iç ve dış kaynaklarını temellendirme noktasına geldi.Yaşanan felâketin fâilleri,kurbânları,süresi,işleyişi,sebep ve sonuçları üzerine yapılan araştırmalar;günbegün irdeleme alanlarını genişleterek farklı odak noktaları belirlemeye olanak sağladı.İletişim Yayınları'ndan çıkan,Emre Can Dağlıoğlu'nun derlediği "Arapların 1915'i" ise bu meseleyi coğrafya unsurunu merkeze alarak inceleyen faal bir çalışma.

"Arapların 1915'i",Soykırım'ın aktif mecrâsı olarak görülen İstanbul ve Anadolu'nun dışına çıkarak Arap coğrafyasında olup biteni,coğrafyanın ev sahiplerinin bakış açısına dayanarak analiz ediyor.Dört bölüme ayrılan ve on makâleden oluşan kitâpta,Ermeni Soykırımı'nın Arap dünyâsındaki yankıları sosyo-kültürel,politik,cinsiyet çalışmaları gibi belirli yönlerden sunulurken gazete ve hâtırâtlar aracılığıyla da elde edilen çıkarımlar somutlaştırılıyor.Yiğit Akın da kitâba yazdığı önsözde,çalışmanın özgünlüğünü,çeşitliliğini,coğrafîk ve zamansal çerçevede düşünmeye davetini ve de sonraki araştırmalara bir çağrı olma niteliklerini vurguluyor.

Birinci bölüm,Hamit Bozarslan'ın "İttihatçılık,Arap vilâyetlerini ve Kürdistan'ı seviyor muydu?" ana başlıklı makâlesinden ibâret.Bozarslan,Osmanlı ve Arap ilişkisinin târihçesini inceliyor ve bu ilişkinin bilinmedik boyutunu gün yüzüne çıkararak,arada yüzyıllardır süregelen sıkı bir dostluğun bulunduğu tahayyülünü yok ediyor.Makâlenin dayanağını oluşturan "İttihatçıların 'vatan' tasavvurunda Arap âleminin,hattâ Kürdistan'ın önemli bir yer tutmadığı" hipotezi İttihatçıların vazgeçmediği Turan projesi bağlamında ele alınıyor.İttihatçılara göre,özünde Osmanlı'nın bir imparatorluk mertebesine erişmesinde etkili olan Arap ve Kürt vilâyetleri,çoktan ele geçirilmiş "boş arazi" konumundaydılar ve Orta Asya ve Kafkasya bölgesi kadar önem arz etmiyorlardı.Bozarslan "İttihatçılık neden güneye yönelmedi?" sorusunu da bu bağlamda inceliyor ve onların asıl odak noktasını oluşturan bölgenin Turan projesi kapsamına giren coğrafya olduğunu yineliyor.Bu çıkarım,Ermenilerin,Arapların,hattâ Kürtlerin gözden çıkarıldığını;Türklük kimliği altında diğer etnik topluluklara uygulandığı verilerle sunulan sistematik şiddetin varlığını kanıtlıyor.Öte yandan,bu zihniyetin vatan ve Türklük algılarının beraberinde Ermenilere karşın oluşan bir "aşağılık kompleksi" olgusu Soykırım temasının ana unsuru olarak hesaba katılıyor.Konuya bu açıdan bakmak,küçümsenmeyecek bir polemik değeri taşıyor kuşkusuz.Ermeni Soykırımı yörüngesine yeni bir soluk getiren bu çalışmaya iddialı bir başlangıç.

Kitâbın ikinci bölümü Nora Arissian'ın "Arapça gazetelerde Ermeni Soykırımı",Emre Can Dağlıoğlu'nun "Korku propagandası:Ermeni Soykırımı'nı bir Bedevî asilzâdesinin kaleminden okumak" ve Samuel Dolbee'nin "İmparatorluğun sonundaki çöl:Ermeni Soykırımı'nın çevre târihi" başlıklı makâlelerinden meydana geliyor.Arissian,Soykırım'ın Araplar ve Arap coğrafyası üzerindeki etkilerini gazete haberleri aracılığıyla somutlaştırırken,yaşanan felâketin trajik ama bir o kadar da gerçekçi boyutlarını algılayabilme olanağı sağlıyor.Arapça gazetelerde soykırım kelimesine eşdeğer güçlü sıfatların kullanımına değinerek,Soykırım'ın Arap camiasının tansiyonunu yükselten,toplumda korku uyandıran bir trajedi olduğunu vurguluyor.Dağlıoğlu ise Bedevî asilzâdesi Fāʼiz al-Ghuṣayn'in "Madhābiḥ fī Armīniyā [Ermenistan'daki Katliâmlar]" eseri aracılığıyla Soykırım'a tanıklıkların oluşturduğu dinamizmi açığa çıkarıyor.Ghuṣayn'in yazdığı metin,1915-1916'da özellikle Diyarbakır'da şâhit olduğu Ermeni katliâmlarını ihtivâ ediyor.Ghuṣayn,temelde metnini "Ermenilerin mutlak kurbân,Türklerinse barbar kâtil olduğu" ana fikrine dayandırıyor.Dağlıoğlu ise bu fikri besleyen etkenin geçmişten gelen Osmanlı-Arap ilişkileri doğrultusunda cânlandığı kanısıyla,metni daha açık ve anlaşılır bir hâle getirebilmek amacıyla Sharifî propagandayı inceliyor.Aradaki İslâmî birliğin de onarmaya yetmediği incinmiş bu bağ,Bozarslan'ın da değindiği Turancılık çabasının etkileri kapsamında inceleniyor:Ghuṣayn'in İttihatçıların beslendiği aşırı milliyetçiliği Soykırım'ın gerekçesi olarak ele almasının Sharifî propaganda analitiğiyle de uyuştuğu görülüyor.Buna bağlı olarak,iki makâlenin de değindiği noktalarda oluşan bu çok yönlü paralellik,vardıkları kanıları pekiştiriyor.Bölümün son makâlesinde Dolbee,odağı tekrar coğrafî konuma getirerek "çöl" kavramını Ermenilerin Tehcir sonrası ölüm kalım savaşı verdiği simgesel bir inceleme noktası olarak irdeliyor.Dolbee,Ermenilerin gönderildiği Cezire'nin coğrafî tahlilini sunarken,onlar için zor da olsa bir yaşam alanı hâline gelen çöllerle arasında sembolik bir bağ kuruyor.Ulus-coğrafya arasındaki bu bağla,ıssız ve boş çöllerin keyfiyeti Ermenilere verilen değerden âzâde görülmüyor.Böylece Ermenilerin çöl şartlarında hayatta kalsa bile asimilasyon ve köleleştirme politikalarıyla baş başa kalışı temellendiriliyor.

Üçüncü bölümde yer alan Anna Aleksanyan'ın "Soykırım süresince Araplarla zorla evlendirilen Ermeni kadınların özgürleştirilmesi meselesi" adlı makâlesi,Soykırım özelinde kadın çalışmaları ve cinsiyet araştırmalarına yeni bir soluk kazandırırken,kadınların marûz kaldığı asimilasyon ve köleleştirilme meselesine değiniyor.Araplaştırılan Ermeni kadınların birçoğunun Soykırımsonrası yaşamını köklerinden ve evinden uzakta geçirmesi,bunun sonucunda dönme cesâreti gösteremeyecek ölçüde asimile oluşları inceleniyor.Hâlbuki soykırıma marûz kalmış bir milletin yeniden doğuşunun mucizesi kadınlar ve çocuklarında saklı.Kitâpta,Ermeniliğe karşın yürütülen bu olumsuz çabaların ardından,elde kalan derme çatma yuvaya dönme cesâretine sahip olan kadınların motivasyonunun değerlendirilmemesi,bir eksiklik olarak göze çarpıyor.Fakat bu durum,kadın çalışmalarına,farklı bir perspektiften bu konuya yönelme konusunda esin kaynağı oluşturuyor.Narine Margaryan'ın "Emir Faisal bin Hussein'in 1918-1928'de Ermeni mültecilere dair siyâseti",Keith David Watenpaugh'un "Cihân Harbi'ni hâtırlamak:Alegori,yurttaşlık erdemi ve muhafazakâr tepki" ve Victoria Abrahamyan'ın "Hâricî vatandaşlar:Fransız mandası Suriyesi'nde kimlik etiketleme ve kimlik söylemi (1920-1932)" adlı makâleleri bölümün devamında yer alıyor.Margaryan,Suriye'de Emir Faisal yönetimi sırasında yürütülen Arap-Ermeni ilişkilerini inceliyor.Watenpaugh yine Faisal dönemi Suriye'si yörüngesinde Tabbakh ve Ġazzī'nin târihsel çalışmaları üzerinden târihyazımına katkıda bulunuyor.Buraya kadar yapılan çıkarımlar ışığında,Arap-Ermeni ilişkilerinin dâimâ müspet ve yapıcı bir seviyede ilerlediği varsayımı yapılabilir.Ancak Abrahamyan ise konuya tamamen farklı bir perspektiften yaklaşıyor ve bu ilişkiyi Fransız mandası altındaki Suriye'de zuhur eden milliyetçilik akımı üzerinden değerlendiriyor.Böylece farklı dinamikler odağında gelişen ilişkinin ters ve olumsuz bir yüzü de okura nakledilmiş oluyor.Çoğunlukla yapıcı bir irtibâtın yansıtıldığı makâlelerden müstakil bir biçimde,ilişkinin kopma noktasına geldiği belirli olayların aktarımına dair noksanlık bir nevi giderilmiş oluyor.

Kitâbın son ve dördüncü bölümünde Şule Can'ın "Musa Dağı Ermeni Direnişi,1939 Göçü ve Araplar" makâlesi ve Rashid Khalidi'nin "Birinci Dünyâ Savaşı'nın iyileşmeyen yaraları:Ermenistan,Kürdistan ve Filistin" adlı makâlesi yer alıyor.Can,Musa Dağı Direnişi'nden 1939'a değin uzanan süreçte Ermenilerin yaşadığı umarsızlık ânları ve geliştirilmeye çalışılan savunma stratejilerini,Arap Alevîlerin ettiği tanıklıklar aracılığıyla kayda geçiriyor ve Soykırım literatürüne çarpıcı bir katkıda bulunuyor.Son olarak Khalidi,Birinci Dünyâ Savaşı sonrası Ortadoğu'da güdülen siyâsal politikaların Filistin,Kürt ve Ermeni halklarına yaşattığı ulusal travmalar üzerinde duruyor ve bu halklar arasında millî bağımsızlık trajedisi bağlamı üzerinden bir okuma yöntemi sunuyor.

"Arapların 1915'i",Ermeni Soykırımı'nı alışılagelmiş Türk ve Ermeni perspektiflerini bir kenara koyarak,Arapların gözünden inceliyor ve analiz edilecek yeni bir alternatif saha yaratıyor.Bu yeni bakış açısı,Soykırımı belirli bir zaman dilimi ve coğrafya içinde meydana gelmiş olaylar sürüsü olarak ele almak yerine,başta politik ve coğrafîk olmak üzere diğer unsurlar üzerinden irdeleyerek,soykırım kavramını yeniden üretiyor ve biçimlendiriyor.Bunu yaparken Arapları olumlu ya da olumsuz yönde bir niteleme veya etiketleme amacı gütmüyor,yalnızca mesele çeşitli açılardan okura sunuluyor ve okurun kendine has bir değerlendirme yapması arzu ediliyor.Bu alanda bir ilk olma mertebesi kitâbı belirli unsurları incelemede kimi açıdan toy bırakabilir,ancak bu sahayı ve de keşfedilmemiş diğer alanları araştırmada esin kaynağı olması açısından bu kitâp bir meydan okuma...

*Dilek Işık,Ermeni Soykırımı'na yeni bir bakış açısı,Toplumsal Târih,Sayı:339,Mart 2022,s.76-77.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder