Türkiye'de
kısa bir geçmişi olmasına rağmen,Ermeni Soykırımı üzerine yapılan
çalışmaların kabuk değiştirdiği gözleniyor.Ermenice bilen,Soykırımı
yerel düzlemde ele alan ve farklı bir tarih okuması yapan bir sosyal
bilimci kuşağı yetişiyor.Hâlihazırda Berlin'de Zentrum Moderner
Orient'te (Modern Doğu Merkezi) doktora sonrası çalışmalarını sürdüren
antropolog Yektan Türkyılmaz,bu kuşağın önemli bir ismi.Doktora tezini
Van'daki Soykırım süreci üzerine yazan Türkyılmaz'la,Tarih Vakfı'nda
yaptığı "Ermeni Soykırımı'na 'Giden Yolu' Yeniden Düşünmek:Temmuz
1913-Ağustos 1914" başlıklı sunumu üzerine konuştuk.
-Soykırım'a giden yolun belirleyici etmenlerinin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Öncelikle
şunu söyleyeyim,soykırımlar çok karmaşık olaylardır.Tek bir nedene
bağlanamaz.İşte,şu nedenle oldu demek,çok zordur.Mesela,ABD'nde Clinton
yönetimi döneminde,muhtemel bir soykırımın yaşanıp yaşanmayacağını
öngörmek için milyonlarca dolar harcanan bir proje yapıldı.Önde gelen
siyaset bilimciler ve sosyologlar da bu işin içindeydi ve bu projenin
esas sorusu şuydu:"Olması muhtemel soykırımlar için erken uyarı sistemi
kurulabilir mi?" En sonunda geliştirilen modelin,daha önce olmuş olan
soykırımların yüzde 74'ünü açıklayabildiği görüldü.Yine de,bu modeli
geliştirenlere göre bile,daha önce yaşanmış olan bir soykırımla her
şeyin aynı şekilde geliştiği başka bir vakada soykırım
yaşanmayabiliyor.Elbette ki,Ermeni Soykırımı'nın da arka plan koşulları
vardır ve bunun içine,insanların dinler üzerinden tanımlandığı millet
sistemi bile girebilir.Dolayısıyla,bence Ermeni Soykırımı’nı oluşturan
etmenlere zemin sağlayan Birinci Dünya Savaşı da bu arka plana
girer.Fakat ben bu konuda en çok "kolektif siyasi aktörler"in altının
çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.Çünkü soykırım,soykırım yapanların
isteğiyle olur.Bu kadar basittir aslında.Canları öyle istedi demek
istemiyorum.Elbette ki,birçok etmenin biraraya gelmesi gerekiyordu ve
birçok şey biraraya gelmişti.Ancak bu tür etmenlerin biraraya geldiği
başka bir vak'ada soykırım olmayabilir.Ermeni meselesinin de bir
ansiklopedide iki sayfa olarak yer almasıyla sayfalarca yer alması
arasındaki farkı sağlayan da,kolektif siyasi iradenin varlığıdır.
-Bu iradeyi mümkün kılan nedir?
Bu
iradenin varlığını mümkün kılan şey,Birinci Dünya
Savaşı'dır.Savaş,siyasi iradeyi ortaya koyan aktörlerin savaştan önceki
pozisyonlarını devam ettirmeyip yeni pozisyonlar geliştirmelerine neden
oldu.Zaten Ermeni Soykırımı,bu yüzden öngörülemez ve önceden tahmin
edilemez bir şeydir.
-İttihat
ve Terakki ile Taşnaklar arasında süren reform tartışmaları veya Balkan
Savaşları'ndan sonra yükseldiği söylenen Türk milliyetçiliğinin etkisi
nedir?
Reform
tartışmaları,elbette ki çok çok etkili.Milliyetçiliğin etkisini de
tartışmıyorum.Ancak benim söylediğim şey,bunların etkisiyle çizgisel
anlamda yükselen bir gerilimin soykırıma yol açmadığı.Belirli bir
kırılma anından sonra,bu gelişmeler geriye doğru okunarak bu patlamanın
kaynağı olarak belirlendi.Siyasi aktörlerin 1913 Aralık'ında veya 1914
Mart'ında reformla ilgili neler düşündükleri değildi esas mesele.Çünkü
reform müzakerelerinin yapıldığı masadan tüm kesimler,bir şeyler
bırakarak ama bir şeyler de alarak kalktılar.Osmanlı'nın savaşa girdiği
Kasım 1914 ile Ocak 1915 arasındaki dönemde,siyasi aktörler tarafından
tüm bu geçmiş yeniden değerlendirildi.Biz,tarih yazarken,bunlar olduğu
için bu aktör bunları yaptı şeklinde okuyoruz.İşte orada bir sıkıntı
var.
-Tüm bu etmenlere bugünden bakıp mı değer atfediyoruz,yoksa dönemin aktörleri de bu etmenlere değer atfediyorlar mı?
Onlar
da atfediyorlar tabii ki.Ancak tek değer atfetmiyorlar.Fakat o dönemde
tüm bu etmenler tartışmanın parçasıyken de,başka senaryo olasılıkları
vardı.Başından "Ermeniler başka bir oyun oynuyorlar" diye düşünenler de
var,ancak mesela Nisan 1914'te Bitlis'teki Kürt isyanından
sonra,Ermeniler için reform şart diyen İttihatçılar da var.Tabii bu
noktada söylemsel bir mücadele de var.Reform,o dönemde herkesin istediği
ve dillendirdiği bir anahtar kelime.Mesele,bunun altının nasıl
doldurulacağı.Bir Osmanlı reformu mu olacak,Ermenistan reformu mu,yoksa
Doğu reformu mu?Bunun üzerinden bir rekabet de var.Demek istediğim
şey,bir kırılma noktasından sonra,katlanılabilir gördükleri bir
şeyi,yaşamsal sorun olarak görmeye başladıkları.
-Kasım
1914'e kadar gelen sürece baktığımızda,Ermeniler ile Türkler arasındaki
ilişkide ne görüyoruz?II. Abdülhamid döneminde başlayan şiddet
dalgasının 1915'te nihai çözümle son bulması olarak mı okumamız
gerekiyor?
En
olmayan şey bu aslında.Soykırımı böyle yorumlamak,tam da nedensellik
arayışı içinde olmak demek.Yani bir soykırım tarihçisi olarak,yaşanan
süreci bilerek,bu gerilimin nasıl olduğuna baktığınızda,"Gerilimi
düşürme şansı olan şeyler neydi?" diye bakmanız gerekir.Çünkü
soykırımlar kaçınılmaz olaylar değildir.Milliyetçilikler veya
ideolojiler soykırım yapmaz,soykırımı insanlar yapar.Bunu yapan insanlar
da kanlı canlı,gerçek insanlardır.Bu yüzden,tüm soykırımlar gibi Ermeni
Soykırımı da öngörülemezdi.Ermeni Soykırımı'nı nevi şahsına münhasır
yapan özellik de tam da bu noktadır.Çünkü Ermeni Soykırımı,en
beklenmedik anın arkasından geldi.Yani buradaki soykırıma giden gerilim
aşamalı olmadı,aksine bir anda patladı.Bu demek değil ki,bu patlamanın
öncesi bir kenara bırakılmalıdır,aksine,çok daha detaylı olarak
çalışılmalı.Örneğin,1894-1896 Katliamları,hiçbir şeyi
göstermese,Ermenilerin "kırılabildiğini" gösterdi veya milliyetçi
söylem,Ermeni'nin kim olduğunu tanımladı en azından.Aynı şekilde,reform
tartışmaları,Ermenilerin beşinci kol olarak nitelenebileceğini
gösterdi.Ama bu soykırımın sebebi milliyetçilik değil,hatta bu
soykırımın Türk milliyetçiliğini kurduğu veya temelini attığı bile
söylenebilir.Bu yüzden,Ermeni Soykırımı'nı anlamak için,tüm bu süreci
mikroskop altına almamız gerekiyor.
-Ermeni Soykırımı,neden hiç beklenmedik bir andan sonra gerçekleşti?
Bunu
ben söylemiyorum sadece,dönemin ileri gelen Ermenilerinin hepsi
söylüyor.Dönemin Ermenilerinin iyimserliğini de ben icat etmedim,bunu
söyleyen birçok Ermeni tarihçi var zaten.Bu iyimserliği şimdiye kadar
sorunsallaştırmamak ayrı bir mesele.Bunu sorunsallaştırmayınca,geriye
kalan tek şey,böyle bir felaketin gelişini beklemeyen insanlara naif
demek oluyor.Hâlbuki Taşnakların önde gelen liderlerinden ve tarihçisi
Simon Vratsian,savaş patlak verdikten sonra bile "Ermeniler için
muhteşem bir ufuk yükseliyor diye düşünüyorduk" diye yazıyor.Bunu
yazdıktan hemen sonra,başka tarihçiler "Osmanlı Ermenileri uçurumun
kenarındaydı" diyorsa,yani meselenin aktörü bunu öyle
görmüyorken,tarihçi öyle görüyorsa,bunun iki sebebi olabilir.Bir,olayın
aktörleri gerçekten naiftiler.İki,Ermeniler çok büyük bir komployla
karşı karşıyaydılar.Çok büyük bir komployla karşı karşıya olmadıklarını
artık biliyoruz.Yani Ermeni Soykırımı,bazılarının sandığı gibi uzun
süredir planlanan bir proje değil.Naif demek de açıkçası haksızlık
olur.O zaman,bize tek bir ihtimal kalıyor;bu durumu açıklamak.
-Bu durum,tüm Ermeniler için mi beklenmedik?
Patrikhane
için beklenmedik değil.Patrikhane,zaten 1909 Adana Katliamı'nın
ardından "İttihatçılar bize bir oyun oynayacaklar" diye düşünüyor.Fakat
tarihin Patrikhane'yi haklı çıkarması,onların süreci doğru okuduğu
anlamına gelmiyor.Sosyalist Hınçaklar,neredeyse 1908'den
beri,"Tamam,Meşrutiyet iyidir ama İttihatçılardan müttefik olmaz" diye
bakıyorlar.Liberal Ramgavar Partisi,"Ben kendi devrimcimden bile
hoşlanmıyorum,Osmanlı devrimcisine hiç bulaşmam" diyor.Geriye tek bir
aktör kalıyor:Taşnaktsutyun.Taşnakların çoğunluğu açısından ise soykırım
beklenmedik bir şey.Bu ileri gelenlerin yazdıklarına
baktığınızda,özellikle Eylül 1914'te böyle bir şey olacağı akıllarına
bile gelmiyor.Bunu gösteren bir ipucu da,aynı zamanda Ermeni
Soykırımı'na karşı örgütlü Ermeniler arasında çok az direniş olması.Bu
kadar az direniş olması,gerçekten çok ilginç.Soykırıma karşı fiziki
direnişin olduğu yerlere baktığımızda da Taşnaklar dışındaki aktörleri
görüyoruz.Mesela Şebinkarahisar'da direnişi örgütleyen
Hınçaklardır.Taşnakların en ağırlıklı olduğu yer olan Van'daki direnişte
de en önde Ramgavarlar vardı.Taşnaklar daha örgütlü ve hazırlıklı bir
biçimde direnmiş olsalardı bile bunun sonucu etkileyip etkilemeyeceğini
bilmiyoruz ama Taşnaklar arasında yine de böyle bir çaba olmadığı
anlaşılıyor.Çünkü hiç beklemiyorlar ve âdeta paralize oluyorlar.
-Neden Taşnakların iyimserliği,diğer kesimlerin kötümserliğinden daha önemli?
1908-1914
arasındaki dönem,Taşnaktsutyun'un Osmanlı Ermenilerinin temsiliyet
yetkisini kazandığı bir zaman dilimi.Bu dönemi,Krikor
Zohrab,"Patrikhane'nin koridorları boş kaldı" diye anlatıyor.Bir
bakıma,1908'de Ermeniler için iki devrim oldu
diyebiliriz.Birincisi,bildiğimiz II. Meşrutiyet Devrimi.İkincisi ise
Ermeni toplumu içinde yaşanan devrim.Bu devrimle,Ermeni toplumunun
karar merkezi,hızlı bir şekilde Patrikhane'nin bulunduğu Kumkapı'dan
seküler Ermenilerin yoğunlaştığı Pera'ya taşındı.Yine Pera'nın altını
çizmek istiyorum,çünkü devrimci örgütlerin gazete binaları
Beyoğlu'ndaydı.Bu devrimle,Osmanlı Ermenilerinin temsiliyet ve muhatap
alınma yetisi Taşnakların eline geçti.Taşnaklar,Ermeni toplumunun tüm
kurumlarına sirayet etti ve İttihatçılar,bunu özellikle
desteklediler.Van gibi yerlerde Taşnakların silahlanması destekleniyor
ve bu dönemde,Taşnakların Taşnak olmayan Ermenileri öldürmeleri bile
neredeyse serbest. -Bahsettiğiniz kırılma noktasının yaşanmasına savaş mı sebep oluyor,yoksa savaş buna zemin mi sağlıyor? Savaşın
kendisi soykırımcı değildir elbette.Savaş,soykırıma zemin
hazırlıyor.Savaş,dönemin siyasi aktörlerine yepyeni pozisyonlar sağlama
kabiliyeti veriyor.Savaş,aktörlerin,yani İttihatçılar ile Taşnakların
gözündeki muhtemel senaryoları çoğaltıyor.Burada aktörlerin sorumluluğu
devreye giriyor.İttihatçılar,bu sorumluluğu alarak,yani panikle ve
korkuyla değil;başka şeyler yapabilecekken,Ermenilere soykırım
uyguladılar.
-Yeni pozisyonlar derken neyi kastediyorsunuz?
Savaş
öncesi duruma bakınca,günü bir şekilde kurtarmayı hedefleyen bir
politika görüyoruz.Savaşla beraber ise,İttihatçılar,her şeyi yeniden
gözden geçirme imkânı buldular.Taşnaklar içinse öncelikle şunu
söyleyeyim:Taşnakların siyaset yaparken her zaman önce Ermeni toplumunun
esenliğini düşündükleri zannından vazgeçmeliyiz.Onların da kendi
örgütsel çıkarları çok önemliydi.Meseleyi,ideolojiler üzerinden
okuduğumuzda zaten şöyle bir sorun oluyor,Taşnaklar ile Hınçaklar
arasında ideolojik olarak da pek bir fark yok.Fark ve dolayısıyla
rekabet,sadece örgütsel çıkar üzerinden yürüyor.Ayrıca tek bir
Taşnaktsutyun'dan da bahsedemiyoruz.İçlerinde,rolleri çalınan bir grup
da var.Erzurum'a baktığınızda,savaş çıktığında,"Biz bu durumu hasarsız
biçimde atlatalım" diye bakanlar da var ve onlar çoğunlukta.Tarihte,bir
Osmanlı-Rus savaşı olduğunda,her zaman faturanın Ermenilere çıktığını
biliyorlar.Bu anlamda,Osmanlı'daki Taşnakların ağırlıklı bir kısmı,zaten
Osmanlı savaşa bulaşmasın istiyor.Ancak bir de "iyimserler" var.Balkan
Savaşları'nı zar zor atlatmış bir yönetimin gidici olduğunu
düşünüyorlar.Olaya "iyimser" bakanların başında da Armen Garo
geliyor.Zaten felakete giden yolun taşlarını döşeyenler de her gruptan "iyimserler".Özellikle felakete yol açan ise iyimserlikle fırsatçılığın
biraraya gelmesi.Taşnakların bu yönde politika belirleme
sürecinde,Fransa,Cenevre ve Tiflis'teki grupları da hesaba katmak
gerekir.Sonunda,eğer Rusların savaş planının bir parçası olunursa,her
şeyin çok güzel olacağı kararı çıkıyor.Buna rağmen,her yerdeki
gruplardan bu karara çok ciddi itirazlar geliyor.Zaten Haziran 1914'te
Taşnakların dergisindeki başyazı,"Siz halen Ruslardan bir şey mi
bekliyorsunuz?" minvalinde.Savaş,işte böyle bir pozisyon değişikliğine
zemin sağlıyor.
-Bu,Soykırım'ın neden yapıldığını açıklar mı?
Hayır,açıklamaz.Bu,iki
örgüt arasındaki işbirliğinin nasıl bir felakete sebep olarak çöktüğünü
açıklar yalnızca.İttihat ve Terakki ile Taşnaklar arasındaki işbirliği
öyle ki,İttihat ve Terakki'yi Taşnaktsutyun olmadan düşünemezsiniz,tersi
de doğru.Bu ittifak,1909 Adana Katliamı'ndan sonra bile,bırakın
zayıflamayı,daha da güçlendi.Taşnaklar,İttihatçılara karşı olan diğer
Ermeni gruplarını,açıkça Adana Katliamı öncesinde provokasyon yapmakla
bile suçladı.Taşnaklar,her zaman 1908 Devrimi için "Bu devrimi biz
yaptık" diyorlar.1912 seçimlerinde bu işbirliği,İttihatçıların
zayıflamasıyla zarar görüyor,fakat yine de taşradaki işbirliği,bu büyük
siyasetten pek etkilenmiyor.Van'ı 1914'ün yazına kadar birlikte
yönetiyorlar diyebilirim.Bu işbirliği süreci,Ağustos 1914'te bile
geçerli.O tarihte,Erzurum'da yapılan Taşnak Kongresi'nde,İttihatçıların
da halen Taşnaklar üzerinden Ermenilerle işbirliğinin mümkün olduğunu
varsaydıklarını ve bunu istediklerini düşünüyorum.En azından ellerinde
bir haritayla geliyorlar o Kongre'ye.Ayrıca,Ağustos 1914'le ilgili kısa
bir spekülasyon yapacak olursam,o tarihte,"Şu gruplardan
hangisi,önümüzdeki bir yıl içerisinde topluca öldürülecek?" diye sorulsa
ve Rumlar,Kürtler ve Ermeniler sıralansaydı,ezici çoğunluk,Rumlar
şıkkını seçerdi.İkinci sırada da büyük ihtimalle Ermeniler değil,Kürtler
gelirdi.O tarihte,Doğu Anadolu'daki soruna dair İttihatçıların kafasını
daha fazla karıştıran Kürtler aslında.Bu yüzden,kurumlar arasındaki
ilişkiye bakmamız gerekiyor.Zaten soykırımın neden yapıldığını,ancak
soykırımcıların kendisi açıklar.
-Neden böyle bir karar veriyorlar?
Ekim-Kasım
1914'te artık böyle bir karar,İttihatçıların kafasında şekillenmeye
başlıyor.Örneğin,seferberliğin ilan edildiği 3 Ağustos'tan sonra
Van'daki Taşnak ileri gelenleri,davul-zurna eşliğinde Osmanlı Ordusu'na
asker toplamaya çalışıyor ama Ekim'de İttihatçı Ömer Naci,bir Taşnak'ın
evinde aynı kişilere parmak sallamaya başlıyor ve aynen şunları
söylüyor:"İtilaf devletlerine karşı savaşa gireceğiz.Ermeniler Rusları
desteklerse onları acımasızca,pişmanlık duymadan,sonuçlarını düşünmeden
katledeceğiz.Hatta şu an şampanyasını içtiğimiz ev sahibimizi bile
öldüreceğiz." Yani,Ekim-Kasım 1914'ten sonra,artık Balkan
Savaşları,reform görüşmeleri ve 1908'de özenilen Ermeni devrimciliği
geriye dönük olarak bambaşka bir şekilde okunmaya başlıyor.Bu kırılma
noktasından sonra,tarihsel süreç büyük önem kazanıyor.Bu
noktada,örgütsel kopuşun yanı sıra psikolojik faktörlere de bakmamız
gerekiyor.Çünkü İttihatçılar,basit bir şekilde Ermenileri ölüme
yollamıyor;daha düne kadar birlikte rakı içtikleri,tavla
oynadıkları,hayatlarını kurtaran ve yakın arkadaş oldukları insanları
öldürme kararı alıyorlar.Tüm soykırımcılar gibi gerçeklikle bağlarının
koptuğu bir nokta var ki,işte o noktayı bulmamız gerekiyor.Ermenilerin
nasıl iç düşmana dönüştürüldüğüne bakmamız gerekiyor.
-İttihatçıların bu derece ittifak yaptığı bir kurumun yok edilmesinden ne gibi çıkarı var?
İhanete
uğradıklarını düşünüyorlar.İttihatçılar,Taşnaklar içinde de çok çeşitli
olan,Ermeniler genelinde ise yüzlerce olan siyasi pozisyonlar arasından
bir tanesini seçiyor ve olup biteni "arkadan hançerleme" olarak
tanımlıyorlar.Neden bir tek tavra odaklandıklarını bilmek için,onların
kafasının içine girmemiz gerekir.Soykırımcıdan son derece rasyonel bir
mantık silsilesi beklememek gerekir zaten."Bizi arkadan hançerlediler"
gerekçesinden yola çıkarak,faturayı da süreçle ilgisi olmayan Ermeni
ahalinin tümüne çıkarıyorlar.
-Taşnakları bastırmak yerine kitlesel imha fikri neden ortaya çıkıyor?
Özellikle
katletmek gibi bir dertleri yok bence.Esas amaç,faturası ne olursa
olsun Ermenilerden kurtulmak.Buradan kasıt veya ölüm emri yok gibi bir
şey anlaşılmasın.Zaten dünyada Afrika'daki Herero Soykırımı dışında
hiçbir soykırımda,önceden net ifade edilen bir imha kastı veya emri
yok.Bu anlamda,Ermeni Soykırımı'nda olan şudur:Ermenileri bir yerden bir
yere gönderirken,kayıpları görüyorsunuz.Kafilelere
saldırılıyor,insanlar öldürülüyor,kadınlar kaçırılıyor.Bunları
görmelerine rağmen,tehcire devam ediyorlar.İşte kasıt budur.1894-1896
olaylarında,katliamların mümkün olabildiğini zaten görmüşlerdi.Ayrıca
savaşın getirdiği nihai çözüme gitme isteği de var,"Biz bu işi burada
bitirelim" isteği.Ermeni Soykırımı bu anlamda,çok organize olmayan bir
soykırımdır,ancak yüzbinlerce insanın katledilebilmesini sağlamak
bakımından da maalesef çok etkilidir.Bir diğer önemli etmen de sivil
katılımın yüksekliği.Milliyetçilik ise bunun önemli bir etmeni
değil.Soykırım yapmak isteyen,her şeyi kendisine sebep olarak kabul edip
soykırım yapar.Bu anlamda,Türk milliyetçiliği diye bir şey olmasa
bile,rahatlıkla Ermeni Soykırımı yaşanabilirdi.
-Sivil katılımdan kastınız nedir?
Son
zamanlarda tartışılan bir konu bu.Kürtlerin Soykırım sürecine aktif
katılımı üzerinde duruluyor.Anadolu'da yaşayan her grubun büyük
mesuliyeti var elbette ki,ancak "Kürtlerin mesuliyeti" demek bana biraz
garip geliyor.Kürtlerin çoğu,oraya Kürtlük davasıyla
gitmediler.Soykırım'a aktif katılanların büyük kısmı,orada "Allah için"
savaştılar.Kürt meselesinin ortaya tam olarak çıkışına kadar gruplar
arasındaki kitlesel çatışmalardaki kelime dağarcığımız din üzerine
kurulu.Bana öyle geliyor ki,bugün "Müslümanlar kimlikleriyle yüzleşsin" diyemeyenler,"Kürtler kimlikleriyle yüzleşsin" diyorlar.Fakat bu
Soykırım'a katılım süreci de,Kürt kimliğini kuran şeylerden biridir ve
önemli kurulma noktalarından birisidir.Bugün Kürdistan denilen
coğrafyanın Kürdistan olarak tahayyül edilebilmesine yol açan
şeydir,Ermeni Soykırımı.
-Bu konuda hep Ermeniler ile Kürtler arasından önemli bir gerginliğe işaret edilir.Bu,ne kadar önemli?
Bu
gerginliğin varlığına hem evet,hem hayır diyebilirim.Aralarında önemli
bir çatlak var.Ama bu çatlak,kendiliğinden katliama dönüşebilecek bir
çatlak değil.O yöne mobilize edildiklerinden bu anlamda işlevsel hale
gelen bir yarılma.Van'da çok net görüyoruz bunu.Siyasi otorite "dur"
dediğinde,insanlar duruyorlar.Katliamlara katılım,imkân verildiğinde
sağlanıyor ve katılanların motivasyonları birbirinden çok farklı.Yine de
sivil katılımın mesuliyetinin çok büyük olduğunu inkâr etmiyorum.
"'Van İsyanı',Vali Cevdet Bey'in eseridir"
-Sizce "Van İsyanı"nın,Ermeni Soykırımı sürecinde önemli bir yeri var mı?
Kesinlikle
çok önemli bir yeri var.Fakat "Van İsyanı"nı oradaki Ermeniler
çıkarmamıştır.Tamamıyla Van Valisi Cevdet Bey'in eseridir.Van'dakilerin
isyan etmek gibi bir derdi olsa,bunu Kasım 1914'te,Van,askeri açıdan
boşaltıldığında yaparlardı.Fakat akıllarından bile geçmiyor.Ne zaman
ki.Cevdet Bey,Mart 1915'te İran'dan dönüyor,o zaman işler
değişiyor.Zaten İttihatçılar arasında soykırımcı niyeti,Cevdet Bey kadar
belli eden başka bir bürokrat yoktur.Direkt Ermenilere karşı "Biz
bugüne kadar iki tane dığanın (çocuk) elinde maskara olmuştuk,artık
yeter.Bundan sonra pazarlık yok.İstediklerimiz olmazsa,sonuçlarına
katlanırsınız" diyor.Kasım 1914'te,kafasında "Van isyan edecek" diye
kuran bir adamdan söz ediyoruz.Dolayısıyla kendini korumaya çalışan bir
halkın yaptıklarının dışında,"Van İsyanı" denilen şeyin mimarı kesinlikle
Vali Cevdet Bey'dir.
"Ermeni Soykırımı çalışmaları inkârcılığı muhatap almaktan kurtulmalı"
-Ermeni Soykırımı yazımına ilişkin ciddi eleştirileriniz var.Hangi noktalar sorunlu sizce?
Soykırımı
çalışmakla soykırımı doğuran sorunu çalışmak arasında fark vardır.Yani
Ermeni Soykırımı çalışmak,Ermeni sorunu çalışmak değildir.Çünkü
soykırım,bir kırılma ânıdır.Mutlaka o ânı doğuran tarihe bağlıdır,ancak
aynı zamanda,o tarihi değiştiren bir ândır.Holokost'u Yahudi
pogromlarıyla açıklayabilir misiniz veya pogromlardan Holokost'a
doğrudan bir yol çizebilir misiniz?Çizemezsiniz.Bu anlamda,Ermeni
Soykırımı çalışmaları,bu yönde bir okumanın en kötü örneklerinden
birisi.Ayrıca Ermeni Soykırımı,soykırımlar arasında en zayıf çalışılmış
olan soykırımdır.Bunun ilk sebebi,inkârı muhatap kabul etmek,ikinci
nedeni ise Holokost gölgesi.İnkâra karşı bir şey ispat etme çabasından
kurtulmalıyız...
*Dr.Yektan Türkyılmaz,"Türk milliyetçiliği olmasaydı da Ermeni Soykırımı yapılabilirdi",Röportaj:Emre Can Dağlıoğlu,Agos,23 Ocak 2015.
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/10348/turk-milliyetciligi-olmasaydi-da-ermeni-soykirimi-yapilabilirdi
26 Ocak 2015 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)