7 Ağustos 2011 Pazar

Papa,II. Abdülhamid’e Merhamet Çağrısı Yapmış!..*


Vatikan gizli arşivlerindeki'Ermeni Soykırımı'na ilişkin belge ve vesikaların tek cilt halinde yayınlanacağını duyurdu.Vatikan Gizli Arşivleri Müdürü Pagano ise kitaptan örnekleri verirken Papa XIII. Leo'nun 1896'da II. Abdülhamid'e merhamet çağrısında bulunduğunu söyledi

Vatikan Gizli Arşivleri Müdürü Sergio Pagano önceki gün ellerindeki 'Ermeni Soykırımı'na ilişkin belgeleri tek cilt halinde yayınlayacaklarını ifade etti.Önümüzdeki yıl Şubat ayında gerçekleştirilecek olan "Lux in Arcane" adlı serginin tanıtımı sırasında konuşan Piskopoz Pagano kitabın yayınlanmasından önce Vatan’a konuştu.Pagano belgelerin 1894-1897 yılları arasında yaşanan trajik olaylara ilişkin olduğunu ifade edip "Papa XIII. Leo o dönemde 1896 yılında Sultan'la bağlantıya geçerek o dönemde işletilen soykırımın durdurulması ve merhamet gösterilmesi için Sultan'a çağrıda bulundu" şeklinde konuştu.İşte dünyanın en gizli ve en büyük arşivi olarak bilinen Vatikan Gizli Arşivleri'nin Müdürü'nden Ermeni belgeleri:

'Başrahibi Oynattılar'

"(Erzurum'dan bir şahidin gönderdiği belge) Birçok bebeğin katledildiğini gördüm.Kuzenim Dono iki yaşındaki çocuğu omzunda evinden kaçarken gördüm.Bir top atışıyla yere devrildi.İki asker geldi ve küçük çocuğun gözü önünde Dono'yu öldürdüler!..Şehirdeki başrahibimizin şehit olduğunu gördüm.Gözleri oyulmuş,sakalları koparılmıştı.Bunlar olmadan öncede askerler onu tutmuş ve öldürmeden önce dans etmeye zorlamışlardı."

'Çocuklar Parçalanmıştı'

"(Mustafa Süleyman isimli bir Türk askerinden öğrenilen bilgi) Ermeni köylerine girdik ve ulaşabildiğimiz herkesi yaşına ve cinsiyetine bakmaksızın öldürdük.Bizimle birlikte olan Kürtler özellikle Ermeni evlerini yağmaladılar.Birçok yaşlı ve engelli insan şehir merkezindeki büyük okula saklanmışlardı ancak emirler gereği onları da öldürdük.Kilisede bulduklarımızı da esir ederek benzer bir şekilde öldürdük.Ghelieguzan köyünde 800 Ermeni öldürüldü ya da yakıldı.Peder Ohannes'in gözleri oyulmuş,sakalı,burnu ve kulakları koparılmış ve boğazlandıktan sonra süngülerin üzerinde havaya kaldırılmıştı.Ben hiçbir çocuk öldürmedim.Hatta iki çocuğu kurtarmıştım.Çocukları çadırımda üç gün boyunca sakladım.Ancak bir gün çadırıma geri döndüğümde onları vücutları parçalanmış olarak buldum."

-------------------------------------------------------------------------------------

*Vatan,Emre Öztürk'ün haberi,9 Temmuz 2011

http://haber.gazetevatan.com/Haber/387710/1/Gundem

Sovyet Vatandaşlığı/Sarkis Çerkezyan


1970'li yılların başı...

Kumbaracı Yokuşu'nda çalışıyordum.Mahsus orada çalışıyorum,Sovyetler Birliği Konsolosluğu yakın diye.1973'te Ermenistan'a gitmek için konsolosluğa başvurmuştum.Sık sık gider gelirdim oraya.Bir Azeri sekreter vardı,her gidişimde "Ne işin var,niye gitmek istiyorsun?" diyerek,beni oyalıyor,işimi uzatıp duruyordu.Beni Ermenistan'a birlikte götürmeye söz veren Murat da kaybolmuştu.Bir süre sonra konsolosluktaki Azeri sekreter gitti,yerine,Nikolay Ivanovich Belov isminde genç bir Rus geldi.

Başvuruma cevap verilip verilmediğini öğrenmek için yine bir gün konsolosluğa gittim.Belov sevinçle karşıladı beni,"Sarkis Efendi,gözünaydın.Emir geldi,artık bizim vatandaşımızsın" diyerek sarıldı,öptü."Hiçbir yerden,hiçbir şeyden korkma,vilayet emniyet nereye istersen ben seninle beraber geleceğim" dedi.

Böylelikle Sovyet vatandaşlığına kabul edildim 1973'te,ama gidemedim Ermenistan'a.Rahmetli eşim karşı çıktı,sanıyorum akrabalarından çok etkilendi,"Çok istiyorsan,ayrıl git,ben çocuklarla burada kalacağım" diye tutturdu.Halbuki ben çocukların geleceği için gitmeyi istiyordum.Olacak iş değildi ayrılıp gitmek,çocuklar da henüz ufaktı.Dolayısıyla gidemedik,kaldık.

Biraz da bizim partili arkadaşların serzenişleri oldu."Bizi bırakıp gidiyorsun" diye sitem ettiler.Kaldık.

Sovyetler Birliği konusunda yanılmışız.Böyle olacağını hiç düşünemedik.Orası bizim için kıbleydi.Herhalde onlar bizden daha iyi biliyorlar diye düşünüyorduk.Ama ihanetin batağına girmişler,satın alınmışlar,haberimiz yok.

Reel sosyalizm çözüldükten sonra arkadaşım Emekli Albay Osman Efendi,"Sarkis" dedi,"bir gün gazetede okudum,Sibirya'daki maden işçileri sabun bulamadıkları için grev yapmışlar".O zaman,dedim ki,bu işin b..unu çıkarmışlar.Koca devlet,süper devlet en modern silahları yapacak,aya gidecek ama maden işçisine sabun vermeyecek...Bunlar anlaşılacak şey değil!..

Halkı en ufak şeyler için Batı'ya,kapitalizme imrenir hale getirdiler.Halk başka haklara sahip,onların farkında değil;eğitimde,sağlık sisteminde şunda bunda geniş imkanlara sahip,ama onların farkında değil."Naylon gömlek yok" diyor,"çiklet yok" diyor.Yönetimdeki belli bir kadro,halkı zaten fazla işin içine sokmadı galiba.İnsanlar küçücük şeyler için Batı'ya özendiler,ellerinin altındaki kazanımların değerini bilmediler.

Bizim arkadaşlar Doğu Avrupa memleketlerine gitmişlerdi.Döndüklerinde moralleri bozuktu,"Bulgaristan'da oranın Çingeneleri geldiler bizden dolar istediler.İleride polis var,bu manzarayı görüyor ama müdahale etmiyor.Biz de kovaladık" diye örnek veriyorlardı gördükleri manzaradan.O zaman başlamış aslında çözülme,ama galiba biz,pek de görmek istemedik.

Ermenistan 21 milyar kilovat enerji üretiyordu o yıllarda,şimdi enerji kıtlığı çekiyor.Enerji de dahil ne bulurlarsa onu satıyorlar.

*************************************************************************************

*Sarkis Çerkezyan;"Dünya Hepimize Yeter",Belge Yayınları,İstanbul,2003,s. 212-213.

29 Temmuz 2011 Cuma

Yılmaz Özdil'e Cevap...

Yılmaz Özdil'in 29 Temmuz 2011 tarihli yazısı için

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18364622.asp

***

Sayın Özdil'in yazısını tek taraflı buldum müsaadenizle cevap vereceğim

"Hepimiz Ermeniyiz" diye sokaklara dökülenler bunu çok afedersiniz bir sabah yataklarından kalkarken düşünüp de yapmadılar öncesinde bir linç kampanyasına maruz bırakıla...n bir gazeteci-aydın'ın uğradığı suikasti protesto ettiler

vaktiyle diplomatlara yapılan saldırılar karşısında "Hepimiz Türküz" diyen olmadıysa da Artin Penik kendisini yakarak ve sonrasında da can vererek protestoda bulunmuştu

Türkiye,Ermenistan'la dostluk maçı yapmış değildir ayrıca FIFA'nın düzenlediği kura neticesinde Türkiye ve Ermenistan aynı grupta yer aldılar

maçı kabul etmemek de hükmen üç puan kaybetmekle birlikte FIFA'nın yaptırımlarına da razı olmak anlamına geliyordu

Ermenistan da 2009 Eurovision'unda Türkiye'ye dört puan vermiştir

dahası aralarında kanlı savaşların cereyan ettiği eski Yugoslavya cumhuriyetleri de aynı yarışmada birbirlerini sürekli 12'şer puanlarla destekliyorken Türkiye'nin Ermenistan'a üstelik halkın oylarından çıkan neticeye göre puan vermesinin mesele edilmesi de enteresan

Çankaya'da ağırlanan o yazarın Nobel ödülüyle mükafatlandırıldığını da unutmamalıyız Nobel'le onurlandırılan başka bir yazara ya da herhangi bir branşta bu ödüle kavuşan ikinci bir isme sahip mi bu memleket

demagojinin sınırı olmadığından lehte kullanılacak bazı argümanlar da dezavantajmış gibi sunulmuş sanki

bakınız "özür kampanyası" bütün dünyaya Türkiye için bir "demokrasi propagandası" olmuş bu kampanyaya katılan isimler küfür ve tehditle karşı karşıya kaldıkları halde Türkiye bir anda "dileyenin Ermeni Soykırımı için Ermenilerden özür beyan edebildiği" yüksek standartlarda bir demokrasi görüntüsü elde etmiştir

dolayısıyla kampanyaya katılanlara teşekkür etmeli sayın yazarımız

aynı TTK eski Başkanı'nın birtakım etnik unsurlar için fişleme yaptığını sanki marifetmiş gibi gizli Rumları Ermenileri deşifre etmeye çalıştığını da neden eklemiyoruz pekiyi

diplomatları hedef alan örgütün genel merkezinin Lübnan olduğu doğrudur

ancak içlerinde Lübnanlı da vardı Iraklı da İranlı da Amerikalı da Fransalı da şimdi bu ülkelerden kopup gelen militanlardan dolayı adı geçen ülkelerle kendi ülkesinin ilişkilerini dondurmasını mı talep ediyor sayın yazarımız

bu ne kadar mantıklı acaba

bu o militanlar üzerinden Lübnan'a ve Lübnan halkına düşmanlık anlamına gelmiyor mu

kaldı ki adı geçen dönemde Lübnan'da bir iç savaşın yaşandığını ve dolayısıyla otorite boşluğunun meydana geldiğini hemen sonrasındaysa İsrail işgalinin başladığını bilmiyor muyuz gerçekten

24 Eylül 1981'de Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu'nu basıp Başkonsolos Kaya İnal'ı yaralayan koruma görevlisi Cemal Özen'i katleden militanlar Lübnanlıydılar da gene aynı eylemde çatışma esnasında yaralanan dört yaşındaki kız çocuğunu derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakanlar kimlerdi acaba

sayın yazarımızın dert yandığı Kenyalı atlete gelince sadece o değil bütün Amerika başkanları seçim döneminde çok afedersiniz Ermenilere bol keseden vaatlerde bulunurlarken seçim bitip 24 Nisan günü gelip çattığı zaman sanki o sözleri kendileri vermemişler gibi aniden çarkedip "Soykırım" dememek için bin dereden su getirir bunun yerine o trajediyi ifade etmekten uzak alt seviyeden tanımlamalara başvururlar

Kenyalı atlet de böyle yapmadı mı "Soykırım'ı tanıyacağım" demişken "Medz-Yeghern" kurnazlığına başvurmadı mı

ve Amerika'nın bu konuda Ermenilere sürekli bol keseden vaatlerde bulunup her defasında tam kıyıya gelinmişken gerisin geriye dönmesi Türkiye' nin işine geliyorken Ermeni gerçeklerine zarar vermiyor mu

neden hep mağdur başkaları oluyor neden asıl kurbanlar ve mağdurlar daima görmezden geliniyor...

vaktiyle Esenyurt Belediye Başkanlığı'nda bulunan sayın Gürbüz Çapan'ın soldan gelen bir isim olarak Yerevan'a gittiğini Soykırım anıtına da çelenk bıraktığını Ermenistan'ın o zamanki lideri Ter-Petrosyan'la biraraya geldiğini bir yere not edelim lütfen

ama ben sayın yazarımızdan bu kadarını bekliyor değilim elbette

fakat hiç olmazsa gene barış ve uzlaşma için üstelik birkaç sefer Ter-Petrosyan'la biraraya gelen merhum Türkeş kadar geniş olabilsinler

çok mu şey istiyorum yoksa!..

saygılarımla

Sargsyan Ne Dedi...

Sargsyan ne dedi

"Ermenistan’da dün düzenlenen Ermeni dili ve edebiyatı yarışmasında öğrencilerden birinin,'Batı topraklarımızı Ağrı Dağı'yla birlikte geri alabilecek miyiz?' sorusuna yanıt veren Sargsyan,'Bu sizin neslinize bağlı.Mesela bizim nesil üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi.90’lı yıllarda vatanımızın parçası Artsah’ı (Karabağ bölgesini) düşmanın elinden kurtardık.Her neslin bir görevi vardır.Sizin de ileride bizim gibi görevinizi yerine getirip getirmeyeceğiniz birlik ve beraberliğinize bağlıdır.Biz Ermeni ulusu her zaman Anka kuşu gibi küllerimizden dirilmeyi başarmışızdır.Ama şunu da söylemem gerek.Günümüz dünyasında ülkelerin itibarı yüzölçümüyle ölçülmüyor.Ermenistan modern,güvenli ve ekonomide başarılı bir ülke olursa itibarı da o denli yüksek olacaktır' şeklinde konuştu..."

http://hurarsiv.hurriyet.c​om.tr/goster/ShowNew.aspx?​id=18338718

***

evvela Ermenistan Cumhurbaşkanı Sargsyan'ın 6 Eylül 2008'de Yerevan'da oynanan Ermenistan-Türkiye milli maçı münasebetiyle orada bulunan Cumhurbaşkanı Gül ve eşi hanımefendi ile gelen heyeti nezaketle ağırladığını unutmamalıyız

hatta Ramazan ayına denk gelen bu ziyaret esnasında Sargsyan heyet için iftar yemeği hazırlatacak kadar da hassaslık göstermişlerdir*

*http://www.zaman.com.tr/ha​ber.do?haberno=734433

Türkiye'yle yakınlaşma çabalarında kilometre taşı olarak niteleyebileceğimiz protokollerin de Ermenistan'da Sargsyan yönetiminin iradesi altında gerçekleştiğini de biliyor olmalıyız

dahası Dağlık-Karabağ meselesinin Rusya'nın arabuluculuğunda ilgili taraflarca halen ele alınmakta olduğunu görüşmelerin sürdüğünü de görmekteyiz

ayrıca Dağlık-Karabağ'da tek taraflı ilan edilen cumhuriyetin de Kıbrıs'ın kuzeyindeki yapının aksine anavatan yani Ermenistan tarafından bile tanınmamış olduğunu da hatırlatmak uygun olacaktır

bu girişten sonra soruya ve verilen cevaba dönersek şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz

soru şu

"Batı topraklarımızı Ağrı Dağı'yla birlikte geri alabilecek miyiz?"

şimdi soruya baktığımızda sual sahibinin heyecanlı genç bir öğrenci gerçeklerden kopuk reel politiğin dışında ve hatta çılgın bir radikal olduğunu rahatlıkla görebiliriz

Sargsyan'ın böyle bir soru karşısında sadece iki seçeneği bulunmaktadır

ya "elinin körü bu da soru mu şimdi..." diyecek veya soru sahibinin de yukarıda sıraladığım özelliklerini durumunu yapısını zihin dünyasını da hesaba katarak onun anlayabileceği şekilde cevap verecek fakat bunu yaparken de onu hamasi söylemlerden uzaklaştırıp gerçekliğin dünyasına taşımaya gayret edecektir

Sargsyan zor ama daha şık olanını tercih etmiş söylemini bir radikale tesir edebilecek seviyeye indirdikten sonra son tahlilde "...Ama şunu da söylemem gerek.Günümüz dünyasında ülkelerin itibarı yüzölçümüyle ölçülmüyor.Ermenistan modern,güvenli ve ekonomide başarılı bir ülke olursa itibarı da o denli yüksek olacaktır" diyerek onu kazanmaya ve reel politiğin içine çekmeye de çalışmıştır

özetle Sargsyan "kazanılmak istenen" genç heyecanlı bir öğrenci bir radikalle ve onun şahsında bu tipolojiye dahil olan diğer radikallerle nasıl konuşulması gerekiyorsa öyle konuşmuş onlara mesaj vermiş ve sözleriyle tamamen iç politikaya hitap etmişlerdir

ayrıca Kıbrıs'ın kuzeyindeki varlığı üstelik soydaşlarınca artık çok afedersiniz sinkaflı pankartlarla protesto ediliyorken bunu görmezden gelerek "Orada bir tek Kıbrıslı Türk kalmasa da bizim stratejik çıkarlarımız var"** diyenlerin de halen görüşme masasında bulunan Dağlık-Karabağ meselesini veya başka konuları bahane ederek Yerevan yönetimini kınamaya haklarının olmadığını düşünüyorum

**http://www.haberkibris.com​/n.php?n=606d6fba-2011_02_​05

saygılarımla

14 Temmuz 2011 Perşembe

Fatma Nene'nin Tehcir Hikayesi*


Yola çıkalı hemen hemen bir gün olmak üzere zannımca,sabah şafak söktü sökecek artık.Bir gün önce şafak vaktiyle birlikte yola çıktığımız kafile ile dağ taş demeden,hiç durmadan yol alıyoruz.Hava nasıl soğuk,dişlerimiz birbirine vuruyor.Zaten tüm gece yarı yağışlı,yarı ayaz geçti diyebilirim.

Daha sonraları düşününce hesapladıklarıma göre kafilemizin ilk çıkışta tahminen seksek kişi olması lazım diyorum.(Sonunda bir ben kaldım sanıyorum ya,neyse.Belki de benim gibi kurtulan birkaç kız çocuğu daha vardır.)Zenginlerimiz katırlarda,hali daha ehven olanlar eşeklerde seyahat ediyor.Yanımızda azımsanmayacak miktarda kıymetli saydığımız eşyalarımızla birlikte o zamana kadar hiç mola vermeden yol alıyoruz.Gene nereden gelip nereye gidiyoruz ve daha önemlisi niye gelip niye gidiyoruz diye sormayın;çünkü bilmiyorum,çok küçüktüm,unuttum.Sanıyorum ben eşeğin üzerinde uyuklamaktaydım ki o sırada,bir anda ne olduğunu bilemediğim birtakım koşturan at seslerine benzer gürültüler geldi kulağıma.Sadece ben değil hiç kimsenin ne olduğunu bilemediğini anlıyorum sonraları.Çünkü kafiledeki herkesin şaşkınlığını çok iyi hatırlıyorum,herkes gafil yani.Bir anda kafilemizin etrafının,kiminin yüzleri örtülü insanlar,atlılar tarafından çevrildiğini gördüm.Bizi zorla durdurdular.Kalabalıktılar.Kimlikleri ayırt edilemeyen bu insanların elleri silahlı.Atlılar da var aralarında,yaya olanları da var.

Bana göre çok kalabalık görünüyorlar.Ancak bunlar zabit değiller.Belki de bana öyle gelmiş olabilir.Geçmiş gün,belki elli,belki altmış,belki yüz kişi varlardı diye düşünüyorum.Bir anda bizi durdurdukları meydanlık alan mahşer yerine döndü dersem abartmış olmam.O korkunç soğuğa rağmen,sanki bulunduğumuz meydan alev aldı da,bütün alan bir anda ısındı.'Hayvanlarınızdan inin!' diye bağırıyorlar ki herhalde,ben duymadım,baktım herkes telaşla hayvanlardan inmeye başladı.Ben,önce en önde kafile başı olarak giden,ismini bilmediğim,köyümüzdeki yakın komşumuz amcanın atından indiğini gördüm.Etrafımızdaki insanlar bağırıp çağırıyorlar ancak konuşmalarını anlamıyorum.Benim bilmediğim bir dille mi konuşuyorlar onu da hatırlamıyorum.

Dün sabah yola çıkarken hafif,belli belirsiz serpiştiren kar şiddetini artırmış olacak ki,durdurulduğumuz meydancığı çevreleyen ağaçların yaprakları kar tutmaya başlamış görünüyor,iyice anımsıyorum.Birkaç dakika sürmedi tüm bizim kafileyi atlarından,eşeklerinden indirdiler.

Bağırış,çağırış,korku,telaş birbirine karışmış,sanki mahşer günü.Benden önce eşeğinden inen annem korku ile yanıma geldi,beni eşeğe bağlayan kendirleri çözdü.Annem benim bağlarımı çözerken,babam ve diğer erkekleri bizden daha uzakta ağaçların arasında bir yere götürmek isteyen birilerine,kafile reisi olduğunu sandığım birisinin seslenerek onları durdurduğunu gördüm.

Bizim bulunduğumuz yere göre tahminen yirmi,yirmibeş adım ötemizde durdular.Ben şaşkınlıkla olanları izliyorum.Herkes dikkat kesilmiş.Kimileri,büyükler,akibeti hissediyorlar ki için için sessizce ağlıyorlar.Yalvaranlar da var adamlara,inatla sessizce ayakta hiçbir şey söylemeden dinelen de var.

Aniden,o eşkiya reisi kılıklı herif elinde kalın bir pala ile kafile reisimizin yanına yaklaştı,ona bir şeyler söyledi,adamın başını omuzuna doğru zorla eğdirdi,adamı iki kişi tutmakta ve elindeki pala ile kellesini uçurdu.Adamın gövdesinden akan,fışkıran kanlar bir anda yerdeki karları kırmızı beyaz flamalar gibi yaptı.Ben korkudan nefes alamadığımı hissediyordum.Benden üç dört adım ötede duran anneme bile koşamadığımı hatırlıyorum.Donup kalmışım herhalde.Hem o an,hem daha sonraları yaşadıklarım bana bir masal yaşanıyormuş da bu olayların benimle hiç ilgisi yokmuş,sanki babaannem,biz çocuklara dev masalı anlatıyormuş gibi gelmiştir.

Daha sonra sıra ile tüm erkekleri öldürdüler.Adamlardan iki kişi tutuyor üçüncü biri öldürüyor.Ölenler kaç kişiydi bilmiyorum ama,erkeklerin hepsini hançerleyerek öldürdüklerini biliyorum.En son babamı öldürdüler.Sonradan düşününce,anlıyorum ki insanları öldürürken hançer kullanmalarının nedeni silah sesi duyulmasın diye.Çünkü ellerinde mavzerleri de var diye hatırlıyorum.Annem gibi on onbeş kadını da alarak,onbeş kadın olduklarını daha sonra annem söylemişti,yine ağaçların arasına götürüp muhtemelen tecavüz ettikten sonra öldürmek istediler.Annem o tarafa doğru gitmeden önce bana doğru geldi ve bana bir şeyler söyledi,ya da fısıldadı,ama ne dedi hatırlamıyorum şimdi.Sadece beni öptüğünü hatırlıyorum.Zaten daha sonra annemle de bir daha hiç sarılıp öpüşemedik.Yanıma geldi beni öptü,bir onu biliyorum.Bu son öpüşü imiş meğer.Çünkü ertesi gün de annem soğuktan donarak öldü.

İşte tam bu sırada yani kadınlar ormanın içlerine doğru giderken,tam o anda başka bir gürültü koptu ve bu sefer silah sesleri duyuldu.Yalnız bu sefer mavzer sesleri.Bu gürültüler duyulunca bize saldıran adamlar panik içinde dağıldılar.Ormana doğru kaçmaya başladılar.Sadece ayağı aksayan birini hatırlıyorum,o kaçamadı.Karşısından gelen dört zabit,at üstünde,bu kaçmaya çalışan topal adamı yakaladı.Ortada,atın üstünde bile dimdik duran,genç olan,yanında duran atlılara bir şeyler sordu ve dönmesi ile birlikte kaşla göz arasında adamı,o topal adamı tabancası ile alnından vurdu.İşte o zaman nasıl yaptım,nasıl düşündüm bilmiyorum,ben de koşarak babamın üstüne kapandım,babam cansız yatıyordu.Her tarafım kan olmuştu.Bak bu hatırladığım çok doğru,bu sıralarda ağladığımı hiç hatırlamıyorum...

-------------------------------------------------------------------------------------

*İrfan Palalı,'Tehcir Çocukları:Nenem Bir Ermeniymiş',İstanbul,Su Yayınevi,2005,s.14-17.

**İrfan Palalı'nın anneannesi Fatma Nene'nin Tehcir sırasında yaşadıklarını ve onun Ermeni olduğunu öğrendiğinde tepkisini anlattığı "Tehcir Çocukları" anı-roman tarzında güzel bir yapıt.

"Anneannemin Ermeni olduğunu kırk yaşlarında öğrendiğim için özel bir duygu hissedeceğim yaşı geçmiştim ve korkularımı aşmıştım.Gençken öğrenseydim,herhalde 'Ermeni dölü' olmaktan hicap duyardım.Ama ailemden çok korktum,nitekim korktuğum kadarını yaptılar.Mesela babamın mezartaşını parçaladılar.Beni Urfa'ya sokmak istemediler.Amca,teyze,dayı çocuklarım...Mesela iki amcamın anneannemle birlikte gelen Ermeni hanımları vardı.Onların çocukları beni ölümle tehdit etti.İki defa telefon numaramı değiştirmek zorunda kaldım."***İrfan Palalı

Zepür Ananın Tehcir Hikayesi:Tokat'tan Malatya'ya/Agop Arslanyan


Havada bulut yok,bu ne dumandır
Mahlede ölen yok,bu ne figandır.

Havada ne bulut,ne duman vardı ama Ermeniler için bir karar verilmişti ve ondan sonrası hep karanlık olacaktı.Devlet-i Ali Osman'a onca sadık Ermeniler,devletlerine onca nazır,paşa,bürokrat vermiş Ermeniler,günü gelince vatan için can veren Ermeniler.

Anamın çok sevip öz anası yerine koyduğu yaşlı Zepür ana anlatırdı:

"Dellallar sokak sokak,avazları çıktığı kadar bağırıyordu:

'Yarın,ola ki hiçbir kefere-yi adem hanesinden ayrılmaya,sayıma girilecektir!'

Gerçekten de memurlar geldi,evimizin tapusunu teslim ettik.Bütün mal mülk yazıldı.Sürgün,Malatya'ya.

'Bu evrakı orada defterdarlığa götüreceksiniz.Onlar da size Malatya'da mal mülk verecekler.'

Neden devlet baba bu göç?Bunun cevabı yok,gideceksin.Hem de üç gün içinde,artık nasıl gidebilirsen.İster at arabanla,ister eşekle,ister trenle,ister yürüyerek.Üç gün içinde Tokat'ta hiç Ermeni kalmayacak.Buna seferberlik dediler,üstümüze şarkılar dizdiler,ismi batasıca seferberlik.

Oduna gide gide,dağda odun kalmadı,
Seferberlik çıkalı,doğru kadın kalmadı.

Altmış bin Kürt mahkum affedilip Hamidiye Alayları adı altında elbise giymiş,kafilelerin yanı başında,sözde seni bekliyor.Malın,mülkün,namusun onun elindeki süngüde...Can hesabı sorulmuyor,Tehcir başladı.

Dedemin,hükümet konağında çok itibarı vardı.

'Gidem Kerim Ağa'yı görem,belki de bir faidesi olur,' dedi.

Gözyaşlarıyla,dualarla dönüşünü bekledik,bekledik,acaba bir müjde...

'Yok' dedi 'içeri bile giremedim,çünkü konağın kapusuna koca bir yazı konmuştu bez üzerinde,uçarı kaçarı yokmuş,bütün Ermeniler gidecek.'

Hükümetin önü serili halı,
Şu giden Ermeniler sevkiyat malı.

Yola çıktık.Bazı Müslüman komşularımız bizden fazla ağlıyorlardı.Kimileri ta şehrin çıkışına kadar bizimle geldiler.Ya Rab,şu iyi insanlara bak!Peki kudurmuş da bizi ısıran it hangisi?Yola çıkanların hepsi insandı.Para döke döke,yolda ölenleri,yeni doğan bebeleri bir kenara bırakarak,azala azala Malatya'ya vasıl olduk.

Malatya da aynı Tokat gibi,yemyeşil bağlar bahçeler.Yalnız,elimizdeki mal beyannamesini gösterecek bir merci yok.Sonunda bulduk,bulduk da bu işle ilgili efendi memur:

'Siz neden bahsediyorsunuz?Kimin malını kime veriyoruz!'

Malatya'dan kimbilir hangi Arabistan çölüne sürülmüş Ermenilerin evleri vardı,ama hepsine muhacir Müslümanlar yerleştirilmişti bile.Biz ise bezden,çuvallardan yaptığımız kulübeler içinde,saklamaya muvaffak olduğumuz birkaç kuruşla karın doyurmaya bakıyorduk.Hastalık,sıtma,ishal...Kazdığımız bir çukura gideni gömüyorduk.En büyük yemeğimiz on paraya aldığımız lahanaydı.Kürtler kızımı kaçırdılar,bir daha ne izini gördüm,ne yüzünü.

Artık tükenmekte olduğumuz bir anda yeni bir emir geldi:

'Hepiniz geldiğiniz yere dönebilirsiniz.'

Daha zor şartlar altında,tüterek,biterek,dökülerek Tokat'a döndük.Bir yarım nüfus daha kayıplara karıştı.Evler...

Kim evinin kapısını çalsa aynı cevabı alıyordu:

'Abe c.....t bir daha ki vurmayasın hanemin kapısını!'

Yine de Müslüman komşularımızın bazıları bize yer verdiler,ekmek verdiler,aş verdiler;yaramızı sardılar...

-------------------------------------------------------------------------------------

*Agop Arslanyan,'Adım Agop Memleketim Tokat',İstanbul,Aras Yayıncılık,2005,s. 102-104.

8 Temmuz 2011 Cuma

Haçetor Ağa

Hamid Bey'in,Ali Mirza Bey'in,Ahmed Haso ve Yusuf Bey'in Huzuru Alilerine"

Zatı devletleri ile hüsnü münasebet meydana getirmek ve bilumum Kürtlerle hali sükunette ve uhuvvetde yaşamak bizlerin en büyük emel ve maksadımızdır.Zatı devletlerinizle biz er geç nihayet dost ve muhibb olacağız.Tarafı alinizce aynı gaye ve fikrin takip edilmekte bulunduğuna kavien ümitvarız.

Hangi esbab ve hangi avamil bizi ve sizleri yekdiğerimizden uzak bırakıyor?Bugün olmazsa yarın,yarın olmazsa öbür gün muhakkak dost ve kardeş olacağız.Bu uhuvveti ve ahengi bizzat kendi reyimizle husule getirirsek tarafeyn her suretle müstefid ve memnun kalacağını tasavvur buyurabilirsiniz.

Bizim gayet alicenap ve asil bildiğimiz Kürt milleti neden dolayı bizimle uzlaşma tarikini tercih edememiştir?Şu uhuvveti ve biraderliği temin ve takviye etmek üzere bendeleri senelerden beri kesbetmiş olduğum müşahedat ve tecrübeye müsteniden zatı devletlerine işbu tezkereyi yazmaya lüzum gördüm.Kürt Beyleri,Kürt aşairi ve Kürt milleti ile götürülecek bu uhuvvete cephemizde müstahdem umum Ermeni zabitanı ve ümerası arzukeş ve amadedir.

Bu satırları onlarla kılınan meşveret ve mülahazat neticesi olarak zatıalilelerine hitap ediyorum.Fikir ve noktayı nazarlarınızı hemen işar buyurunuz,şeraitinizi bildiriniz.Bendeniz,alicenap beyler,sizlerin ve aşairinizin kaffeten metalibatını Ermeni Hükümeti namına temin edebileceğimi arz ediyorum.Sizlerin arzu buyurduğunuz meratib ve mahallerde yaşamanızı ve sizlerce icap edecek her türlü suhuletin icrasını keza temin ve taahhüt eylerim.Kürtlerle Ermeniler hiçbir zaman birbirlerinden uzak kalmayacaklardır.İşte bu maruzatı nazarı itibare alıp bir an evvel görüşme ve mübadeleyi efkarda bulunmak üzere münasip bir vaktin ve münasip bir mevkiin zatı devletlerince tayin ve bize tebliğini istirham eder kemali samimiyetle ellerinizden sıkarım.Devletli Hamid Bey,Ali Mirza Bey,Ahmed Haso Bey ve Yusuf Bey Hazretleri.30 Ağustos Sene 1919

Dost ve muhibbiniz
Haçetor Ağa"

*İradeyi Milliye,27 Ekim 1919

Mektup 30 Ağustos 1919'da kaleme alınmış 27 Ekim 1919'da ise "İradeyi Milliye" gazetesinde Erzurum'da münteşir "Albayrak" imzasıyla yayınlanmıştır.

***

Baron Haçetor Ağaya

Mektubunuzu aldım.Ermenilerin aguş-u islamiyetde (İslamiyetçin kucağında) pek mesudane idame-i hayat ettikleri (mutlu bir yaşam sürdükleri) sırada bile yine makasıd-ı asliyeleri (esas gayeleri) uğrunda hafi ve celi (gizli ve açık) her türlü fenalığı ika'dan (yapmaktan) geri durmamışlar ve ezcümle (sonuç olarak) bu harpde cepheden müslihan firarla (silahlarıyla birlikte kaçarak) Rus ordularına iltihak etmişlerdir (katılmışlardır).Bunu inkâr edemezsiniz.

Binaenaleyh,ihanetleri tamamen ve gaye-i maksatları zahiren anlaşılan Ermenilerle İslam Kürt milleti muvacehesinde (karşılıklı olarak/yüz yüze) uzlaşmak imkânı kalmamıştır.Ve beş seneden beri İslamiyeti mahv etmeğe,fırsat buldukça nüfus-u islamiyeyi şiar-ı insaniyete mugayir (insanlığa yakışmayan) bir tarzda balta ve süngülerle katl ve nüfus-u islamiyeye tecavüz etmeği mübah gören Ermenilerle Kürt milleti bir araya gelemez,Ermenilerin on misline faik (on katından daha fazla) olan Kürt milleti Ermeni himayesine giremez.Ve girmesi imkânsızdır.Evet;biz de kan dökülmesine taraftar değiliz. Fakat cümle-i âmalimiz olan nüfus-u islamiyenin tenkisi (eksiltilmesi) yolundaki azim ve harekâtınızı var kuvvetimizle men edeceğiz

Siz Ermeniler böyle vahşiyane İslam nüfusunu katl etmekle ihraz-ı ekseriyet edemezsiniz (çoğunluğu ele geçiremezsiniz).Böylelikle icra-yı hükûmet de hiç edemezsiniz.Bizim sizinle hal-i suhûnetde (rahatlık içinde) yaşamamız şerait-i atiyeye (aşağıdaki şartlara) bağlıdır.

1-Sulhun takarruruna (kararlaştırılmasına) değin Ermeniler Aras Nehri'nin arkasına yani öbür tarafına geçmelidir.

2-Iğdır havalisini tahliye ve Kürt milletine terk eylemelidir.

3-Netice-i sulha (sulhun sonucuna kadar) kadar hiç bir Ermeni sudan geçemeyecektir.Arzularıyla bu havalide kalacak yerli Ermeniler bizim teşkilât ve emrimize itaat edecektir.

4-Ermeniler içinde hiç kimsenin katiyen silah taşımaya selahiyeti olmayacaktır.Ve Ermeni askeri sulhun neticesine kadar bu havaliye gönderilmeyecektir.

5-Aras Nehri'nin arka cephesinde yani Ermeniler içinde kalan İslam kardeşlerimizin hukuku,canı,malı mahfuz kalacaktır (korunacaktır/saklı kalacaktır).

6-Bu şerait kabul ve icra kılındığı takdirde tarafeyn taarruz ve tecavüz etmeyecektir ve sulha intizar eyleyecektir (bekleyecektir).

İşte Haçator Ağa nokta-i nazarımız ve şeraitimiz altı maddeden ibarettir.Kabul olunduğu takdirde harp itfa olunacak (söndürülecek-sona erdirilecek),aksi halde tevessü ederek (genişleyerek) İslam milleti esaretinizden kurtulmak çarelerine tevessül ve Cenab-ı Hak'tan nusret tazarrru eyleyecektir (yardım dileyecektir).

Bu vesile ile bilmukabele ellerinizi sıkarım.Haçetor Ağa Hazretleri.4 Eylül 1335 (1919)

Aşiret Rüesasından:Hamid Bey

Dahi:Ali Mirza Bey

Dahi:Ahmed Haso Ağa

Dahi:Yusuf Ağa

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

mektubun "İradeyi Milliye"de ifşa edilmesi Haçetor Ağa'nın muhataplarının muhaberatın mahremiyetini çiğnediklerine işaret etmektedir kanımca

zaten 4 Eylül 1335 hicri tarihli cevabi mektupta Haçetor Ağa'nın ve özünde Ermenilerin eli havada bırakılmıştır ki bununla birlikte ele alınınca yukarıda adı geçen ilgililerin mektubu üçüncü kişilerle paylaşmaları pek tabii olmaktadır

bu en hafif tabirle onca vukuatlarına rağmen hala dostluk arayan Ermenilerin bu beklentilerinin üzerinde tepinmek değilse nedir söyler misiniz lütfen

muhatapların cevabına baktığımızda da görmekteyiz ki Haçetor Ağa'nın nazikane yaklaşımına tezat ve ümmetçi bir bakış açısıyla Türk egemenlerinin tezlerini seslendirmiş olmadık taleplerde bulunmuşlardır

bu durum Kürtlerin o yıllarda uluslaşmanın çok uzağında olduklarını da göstermektedir

yani hazretler öyle bir mektup kaleme almışlar ki sanki Birinci Dünya Savaşı Ermeniler ile Kürtler arasında geçmiş Ermeniler mağlup olmuş ağalar da mütareke şartlarını bildiriyorlar

"Ermeniler içinde kimse silah taşımasınmış" olur canım kadınlarımın çocuklarımın canlarını namuslarını birilerinin zaten olmayan insafına terkederim ne olacak ki!!!

mektup resmi tezlerin tam aksine Ermenilerin her şeye rağmen barış aradıklarını ve kardeşlikten yana olduklarını da açık bir biçimde kanıtlamaktadır

üstelik 1915'e ve Hamidiye Alaylarına rağmen!

daha da mühimi Haçetor Ağa bu kısa mektubunda o kadar basiretli ve ileri görüşlü saptamalarda bulunmuştur ki ne kadar haklı olduğunu ve Kürt beylerinin nasıl bir yanılgıya düştüklerini daha mektubun kaleme alındığı seneyi takip eden yıllarda ve günümüzde ibretle görmekteyiz

Haçetor Ağa mektupta feryat ediyor neden dersiniz

olacakları yani Ermenilere de Kürtlere de ne olacağını gördüğü görebildiği için yapıyor bunu

orada Kürtlerin bu sese yani kendilerinden her daim daha ileri olan ve onlara karşı gene daima anlayışlı olgun bir abi gibi davranan Ermenilere kulak vermeleri gerekmez miydi

ama olmadı onlar Hamidiye Alaylarıyla başladıkları işbirlikçiliklerini katlayarak devam ettirdiler

pekiyi ne oldu sonunda

daha cumhuriyetin ilk yıllarında iki halkın da ortak yapısı olan "Hoybun" örgütlenmesine gidildi ama hangi şartlarla dış dinamiğin etkisi sona erip Ermeniler ağırlıklarını kaybettikten ve tüm bunlara karşın Türk egemenlerinin iktidarı pekiştikten sonra

bu örgütlenmeye katılan Ermenilerin Kürt ortaklarına "biz dememiş miydik" gibisinden şöyle bir baktıklarını söylememe gerek yok sanırım

fakat tıpkı Haçetor Ağa'nın dediği gibi "biz er ya da geç nihayet dost ve muhibb olacağız..."

olacağız hatta olduk belki olmasına ama keşke daha önce olsaydık değil mi ama