Bir
demokrasi şehidi daha ölümsüzlüğe kavuştu.Ara sıra karşılaşırdık onunla
"Bizim yokuş"ta veya Cumhuriyet'te.Onu öpmeden yapamazdım.Kimi zaman
fikir alışverişinde bulunurduk.Yürekten bağlanmıştım ona.Çünkü o,her
şeyden önce insandı,hümanistti.Kendi halkını sevdiği gibi bütün halkları
severdi.Yurtseverdi.İnsanlık için kendi halkı ve yurdu için zararlı
gördüğü her şeye karşı bir tavır almıştı.Toplumda süreduran
haksızlıklar,onu tedirgin ediyordu.İnsanın insanı ezmesini,dünya
yöneticilerinin yıkıcı,zedeleyici tutum ve icraatını bir türlü
hazmedemiyordu.Sonunda,eşine ender rastlanan bir cesareti medeniye ile
insanlık ve yurdu uğruna mücadeleye ant içmiş,bu yolda doğru bildiği
düşüncelerini,yazılarında ve konuşmalarında açıkça dile getirmeye
koyulmuştu.Ne var ki,bunun acı sonuçlarını da hesaplamıyor
değildi.Nitekim,eceli yaklaştığında,gayet uyanık ve dikkatli
davranmasını ve "tek başına" sevdiklerine veda etmesini bildi.Uzak ve
yakın tarihimizi inceleyecek olursak,onun benzerlerinin geçmişte de aynı
akıbete uğradıklarını görürüz.Gerçekten o,insanlık ve adalet uğruna
hayatını yitirenlerin başında olmadığı gibi,sonuncusu da
olmayacaktır.Onun ve ailesinin başına gelenlerden sonra Zohrab Efendi'yi
anımsamak geldi içimden.
Osmanlı Türkiyesi'nde yaşanmış İkinci Meşrutiyet döneminin en sivrilmiş aydınlarından biriydi Zohrab.Gerçek bir hümanist olduğu kadar,eşine ender rastlanan bir vatanperverdi.Son derece yetenekli bir hukukçu sıfatıyla Meclis-i Mebusan (Parlamento) üyeliğine seçilmişti.Ülkenin siyasi,ekonomik,sosyal,bilimsel ve kültürel yaşamının ıslahı ve gelişmesi için çalışmıştı.Osmanlı Parlamentosu'nda kadın haklarını cesaretle savunan ilk o olmuştu.Hiçbir engele aldırmaksızın değişik hitabet kürsülerinde insan haklarının,demokrasinin ateşli savunuculuğunu yapmıştı.Hatalı yönetimden kaynaklanan toplumsal çalkantıları,bozuk düzeni,hükümetçe alınan sağlıksız kararları,velhasıl ülkesi ve insanları için zararlı gördüğü her şeyi şiddetle eleştirmiş ve bir kesimin hayranlığını,diğer bir kesimin ise nefretini kazanmıştı.Ve tabii o da hissetmiş olacaktı bir gün başına geleceğini.Nitekim talihsiz gün gelip çatmış,başı ezilerek parçalanmıştı.Mezarı olmamıştı Zohrab'ın.Ölümünden az önce sevgili eşine şunları yazıp bırakmıştı:
"Sevgilim,bir taneciğim,hayatım;
Şimdi,sevgili karıcığım,benim için artık son perde başlıyor.Daha fazla yazmaya takatim yok.Eğer hayatımı yitirirsem,çocuklarıma son dileğim ve vasiyetim;onların birbirlerini hep sevmeleri,sana tapmaları ve gönlünü incitmemeleri ve... beni de anımsamalarıdır!.."
Ama ne acıdır ki,talihsiz Uğur'un sevgili eşi ve çocukları onun gönlünde yatan son vasiyetinden yoksun kaldılar.Bu akıl almaz cinayetin kimler tarafından işlendiğini henüz bilmiyoruz.Faillerinin "İslam" kisvesi altında veya "Türk" adını taşıyan kimseler olabileceği ihtimali üzerinde duranlar vardır.Eğer böyle ise,bu feci olaydan en fazla acı ve mutsuzluk duymuş olanların gerçek Müslümanlar ve Türk halkı olduğuna hiç şüphe yoktur.
İstemeyerek ve ani olarak aramızdan ayrılan arkadaşımızın sevgili ailesine ve Cumhuriyet camiasına ecr-i sabır ve başsağlığı dilerim.Ne mutlu Uğur Mumcu'lar,Zohrab'lar gibi kişilikler yetiştirmiş olan milletlere...
*Prof.Dr.Pars Tuğlacı,Uğur Mumcu ve Zohrab Efendi,Cumhuriyet,7 Şubat 1993.
Osmanlı Türkiyesi'nde yaşanmış İkinci Meşrutiyet döneminin en sivrilmiş aydınlarından biriydi Zohrab.Gerçek bir hümanist olduğu kadar,eşine ender rastlanan bir vatanperverdi.Son derece yetenekli bir hukukçu sıfatıyla Meclis-i Mebusan (Parlamento) üyeliğine seçilmişti.Ülkenin siyasi,ekonomik,sosyal,bilimsel ve kültürel yaşamının ıslahı ve gelişmesi için çalışmıştı.Osmanlı Parlamentosu'nda kadın haklarını cesaretle savunan ilk o olmuştu.Hiçbir engele aldırmaksızın değişik hitabet kürsülerinde insan haklarının,demokrasinin ateşli savunuculuğunu yapmıştı.Hatalı yönetimden kaynaklanan toplumsal çalkantıları,bozuk düzeni,hükümetçe alınan sağlıksız kararları,velhasıl ülkesi ve insanları için zararlı gördüğü her şeyi şiddetle eleştirmiş ve bir kesimin hayranlığını,diğer bir kesimin ise nefretini kazanmıştı.Ve tabii o da hissetmiş olacaktı bir gün başına geleceğini.Nitekim talihsiz gün gelip çatmış,başı ezilerek parçalanmıştı.Mezarı olmamıştı Zohrab'ın.Ölümünden az önce sevgili eşine şunları yazıp bırakmıştı:
"Sevgilim,bir taneciğim,hayatım;
Şimdi,sevgili karıcığım,benim için artık son perde başlıyor.Daha fazla yazmaya takatim yok.Eğer hayatımı yitirirsem,çocuklarıma son dileğim ve vasiyetim;onların birbirlerini hep sevmeleri,sana tapmaları ve gönlünü incitmemeleri ve... beni de anımsamalarıdır!.."
Ama ne acıdır ki,talihsiz Uğur'un sevgili eşi ve çocukları onun gönlünde yatan son vasiyetinden yoksun kaldılar.Bu akıl almaz cinayetin kimler tarafından işlendiğini henüz bilmiyoruz.Faillerinin "İslam" kisvesi altında veya "Türk" adını taşıyan kimseler olabileceği ihtimali üzerinde duranlar vardır.Eğer böyle ise,bu feci olaydan en fazla acı ve mutsuzluk duymuş olanların gerçek Müslümanlar ve Türk halkı olduğuna hiç şüphe yoktur.
İstemeyerek ve ani olarak aramızdan ayrılan arkadaşımızın sevgili ailesine ve Cumhuriyet camiasına ecr-i sabır ve başsağlığı dilerim.Ne mutlu Uğur Mumcu'lar,Zohrab'lar gibi kişilikler yetiştirmiş olan milletlere...
*Prof.Dr.Pars Tuğlacı,Uğur Mumcu ve Zohrab Efendi,Cumhuriyet,7 Şubat 1993.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder