Bundan yedi-sekiz ay önce Azeri basınından birine aşağıdaki röportajı vermişim.Aklımdan çıkmıştı.Eski mailleri ayıklarken karşıma çıktı.Azerice imlâ izlerini düzeltmedim,hoşluk katıyor.
-Azerbaycan okurları için kendinizi nasıl tanıtabilirsiniz?
Çeşitli konularda kitâplar yazan bir Türkiye vatandaşıyım.Modern Türkçe'nin ilk sistematik etimoloji sözlüğü olan "Sözlerin Soyağacı"nı yazdım.Ayrıca Atatürk ve Kemalizm hakkında sistemli bir eleştiri olan "Yanlış Cumhuriyet" kitâbıyla tanındım.Türkiye'de insânî boyutlu alternatif turizmin gelişmesi için de çok emek harcadım.
-"Adını unutan ülke" adlı eserinizde Türkiye'de zaman-zaman değiştirilen yer adlarından bahsediyorsunuz.Oysa Ermenistan'da Türk adları da değiştirilmiş.Nasıl yorumlarsınız?
Aptallık tek millete mahsûs bir problem değil.
-Ermeni halkının Azerbaycan vatandaşlarına yaptığı mezâlimi,Karabağ'ın işgâlini doğru buluyor musunuz?
Savaşın ve zulmün her çeşidine karşı çıkmalıyız.Ancak Karabağ probleminden Ermenistan Cumhuriyeti tek başına sorumlu tutulamaz sanırım.Karabağ Stalin zamanında konulmuş,Andropov ve Gorbachev zamanında pimi çekilmiş bir bombadır.
-Khachatur Abovyan ve diger Ermeni düşünürleri Türkçe'nin Ermeni kültürüne karıştığını yazmışlar.Khachatur Abovyan'ın "Ermenistan'ın Dertleri" romanında yüzden fazla Türkçe sözcük var.Sizce Türk dilinin Ermeni kültürüne tesiri var mı?
Tabiî var.Ermenilerin büyük çoğunluğu bin yıldan beri Türk hâkimiyeti altında yaşamıştır.Pek çoğu Türkçe konuşmuş veya Türkçe-Ermenice iki dilli yaşamış.Türkçe sözlü fakat Ermeni harfleriyle yazılmış zengin bir Ermeni edebiyâtı vardır.İlk Türkçe romanı 1850'li yıllarda bir Ermeni olan Vartanyan Paşa yazmıştır.
-Türkiye'de Star gazetesinde yazdığınız bir yazıda kökten bir değişim olmadıkça Kürt açılımı falân olmaz demiştiniz.Türkiye hükûmetinin açılımlara yanaşmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?
İyi yönde fakat çok çekingen buluyorum.Kürt meselesi hakkında acilen çok radikal adımlar atılması gereklidir.Fakat korkarım ki hükûmet bu konuda çok geç kalmaktadır.Aynı şekilde,Ermenistan'la ilişkiler konusunda da hükûmetimizin daha cesur adımlar atması gerektiğini düşünüyorum.
-Türkiye'de "Ermeni Katliâmı" oldu mu?Yıllardır bu iddiayı ileri süren Ermenilerin Khodjali'de 1993 yıllarında yaptıklarını nasıl eleştirebilirsiniz?
Türkiye'de 1915'i izleyen yıllarda gerçekleşen Ermeni Soykırımı'nı bugün ancak çok câhil veya çok fanatik insânlar inkâr etmektedir.Sonuç olarak Osmanlı toplumunun temel unsurlarından biri olan ve genel nüfusun yüzde 15'ini oluşturan bir toplum 1915 ilâ 1923 yılları arasında insânlık-dışı bir politika sonucunda yok edilmiştir.Ancak temel insânî değerlerden mahrûm olan insânlar bu trajediyi yok sayabilir veya küçümseyebilir.
Khodjali'de Karabağlı Ermeni milislerin yaptığı katliâm şüphesiz trajik ve insânlık adına utanç verici bir olaydır.Fakat 1915-1923 döneminde iki milyon nüfuslu târihî bir ulusun yok edilmesi hâdisesiyle herhangi bir mantıklı düzlemde kıyaslanabileceğini sanmıyorum.Başıbozuk bir milis grubu,aylar süren kanlı bir çatışmanın sonunda,eline düşen birkaç yüz sivil insânı katletmiş.Cinâyet tabiî ve ayıp,ama bunu terazinin sanki öteki kefesine koyacak bir şey gibi tanıtmak ancak ciddi algı sorunları olan bazı insânları tatmin edebilir.
-Azerbaycan-Ermenistan "Dağlık Karabağ" sorununun çözümünü nasıl görüyorsunuz?
Rusya isterse çözülür,yoksa çözülmez.
-Hocam,sizin sevdiğiniz bir Azerbaycanlı olabilir mi?Düşünür,şair,yazar,qazeteci...
Sevdiğim insânları ırklarına ve milliyetlerine göre ayırmayı bugüne kadar hiç düşünmedim.Yazar olarak,dost ve arkadaş olarak,sevgili ve eş olarak her milletten insânı sevdim;Azerbaycanlı ile Türk veya Ermeni veya Japon veya Alman arasında da ciddi bir fark göremiyorum.
-Azerbaycan'a gelmek ister misiniz?Yıllarca iç-içe yaşayan Ermeni-Azeri toplumunun bu sorununu nasıl çözmek mümkün?Yıllarca komşu olduk,akraba olduk.Sizin gibi düşünürler bir yol bulabilir mi?
Azerbaycan'a Kasım 1990'da gelmiş ve iki hafta kalmıştım.Çok iyi dostluk gördüm,insânların evlerinde misâfir edildim,güzel sohbetler ettim.Tekrar gelmeyi çok isterim.Yirmi yılda nelerin değiştiğini merak ediyorum.
-Bildiğim kadar hapiste yatmışsınız ve hapishânede size "Gâvur Hoca" lâkabı vermişler.Bunu anlatabilir misiniz?
Koğuşumuzda psikolojik çöküntü içinde olan bir arkadaşımız vardı.Ona kızdım ve vaktini faydalı bir işe ayırırsa hapishânenin zorluk değil nimet olduğunu göreceğini söyledim.O zaman bana Arapça öğret dedi.Ben de ona yaklaşık bir ay boyunca Arapça okuma ve yazmayı öğrettim.Daha sonra camiden gelen bir hocayla Kur'ân tilâvetini de öğrendi.Bana hâlâ çok büyük saygı duyar ve bazen ziyâretime gelir.
Hapisteyken etimoloji sözlüğüm üzerinde çalışıyordum.Koca koca Arapça,Farsça,Osmanlıca,Latince sözlüklerle çalıştığımı görünce "Gâvur Hoca" diye lâkap taktılar.Sakalım da göbeğime kadar uzamıştı o zaman,hakikaten eski devir hocalarına benzemiştim.
-Hangi dili çok seviyorsunuz?Bildiğim kadarıyla dört dilde rahat konuşuyorsunuz...
Tüm diller güzeldir,ama iyi bildiğin diller -edebiyâtını,târihini,lehçelerini,nüanslarını bildiğin diller- insâna daha güzel gelir.En iyi bildiğim diller tabiî Türkçe ve İngilizce;en sevdiğim diller de bunlar.Klâsik ve modern Ermenice,Fransızca,Almanca iyi bilir ve konuşurum.Arapça,Farsça,Latince,Eski ve Yeni Yunanca,İtalyanca ve İspanyolcaya da okuduğumu anlayacak kadar vakıfım.
-Yazar olarak,hoca olarak Türkiye'de yaşamak kolay mı?Geçiminiz nasıl?
Yazar olarak yaşamak kolay değil.Yaşarsınız gerçi,ama özgürlüğünüzü ve cesâretinizi koruyamazsınız.Ben aynı zamanda Ege Bölgesi'nde bir köyde eski taş evleri onararak oluşturduğum bir otelin kurucusu ve yöneticisiyim.Asıl gelir kaynağım odur.
-Sizden rica etsek bize sevdiğiniz bir şiiri yazılı olarak paylaşır mısınız?
Cahit Koytak'ın Hrant Dink hakkında yazdığı müthiş bir şiir var,sanırım son yıllarda yazılmış en güzel Türkçe şiirlerden biridir.Cahit Koytak,belki biliyorsunuz,son derece dindar bir Müslümandır;bu da şiirin değerini daha artıran bir unsur.
[Cahit Ağabey'in "Hepimiz Hrant'ız Bence Ne Demektir?" şiirini aktarmışım.]
*Sevan Nişanyan
https://www.facebook.com/groups/176608069085518/#!/notes/sevan-ni%C5%9Fanyan/azerbaycan-bas%C4%B1n%C4%B1yla-m%C3%BClakat/10150571897218859
***
Hepimiz Hrant'ız Bence Ne Demektir?**
Sevgili eşine yazdığı o,yürekleri dağlayan mektûbuyla bu şiire esin veren Rakel Dink Hanımefendi'ye...
Seni tanımıyordum,Hrant,
yeterince tanımıyordum,evet,
fakat gördükten sonra o gün
küskün bir çocuk gibi orada,
kaldırımda,
yüzükoyun uzanmış,öyle büyük,
destansı,
öylesine tıpatıp kendine,özgürlüğe,
hak edilmiş onura benzeyen bir
erinçle
uyurkenki resmini,
hani,yalnız kendine değil,hayır,
ölecekse,ölümü,iyi,güzel ve doğru
bir şeyler uğruna olsun isteyecek
herkese,
yâni her ölümlüye benzeyen
güzellikte...
ve kuşkusuz, en çok da,mahallenin
bıçkınlarıyla,efeleriyle
baş edemediği için
hırsından gizli gizli ağlayan,
kendi yüreğini kemiren,
gün günden budandığını,
yontulduğunu
ve lokma lokma yutulduğunu
hisseden
mahallenin sessiz çocuklarına
güç veren dirilikte uyurkenki resmini
gördükten sonra o gün,
artık diyorum ki,kendime:
vursalardı beni de,Hrant gibi,
ben şahsen,zaptiyenin
örtbas muşambasıyla değil,hayır,
Agos gazetesiyle
örtsünler isterdim cesedimi;
Agos gazetesiyle örtsünler,ne fark
eder,
yalnızca,senin gibi,perçemim,
potinlerim,
bir de -biraz iş çıksın diye
yoksul şairciklere,
çömez muhabirlere-
benim de potinlerimdeki
iki romanesk delik
görünecek biçimde...
ki,böylece,resmin geri kalan kısmını
güvercinler doldursun!
senin o,İsa Peygamber'inkini andıran
yakışıklı alnını
kanatıncaya kadar duvara vura vura
sonunda kalbimizde açmayı
başardığın
mucizevî gedikten
gökyüzüne saçılan güvercinler...
hani şu,sen susunca,senin o
koskocaman,
o,Tanrı'nın eliyle okşanmışçasına
sıcak
olduğu anlaşılan yüreğinin sesini,
'sessizliğin sesi'ni,sonsuzluğun sesini
açıkça işitilir kılan,
daha gür,daha beyaz,
daha cesûr kanat vuruşlarıyla
gökleri çatırdatan
'tedirgin güvercinler'...
seni tanımıyordum,fazlaca
tanımıyordum,fakat
vursalardı beni de,Hrant Dink,
senin gibi,
her şeyi göze alıp,cenâze namazımı
Tanrı'nın 'Meryem Ana' evinde
o evin avlusunda
kılsınlar isterdim,'bizimkiler'!
kılsınlar,ne fark eder?
kılsınlar ki,böylece,Tanrı'yı
bir mülk gibi
çitlerle çevirmeye kalkışan ferisiler
bütün mülklerin,mabetlerin
O'na ait olduğunu bilsinler!
seni tanımıyordum evet,
tanımıyordum,fakat
seni,öyle haksız,öyle mızıkçılıkla
oyundan çıkarılmış bir çocuk
gibi gördükten sonra,dostum,
büyük kalkış gününde
aynı oyuna çağırılan iki kafadar gibi
kalkıp da koşabilmek için
sana komşu mezârdan,
belki daha cesûr,daha kanatlı şeyler,
delice mizansenler hayal etmeli
ve diyebilmeliyim ki,
vursalardı beni de,senin gibi,
bu yaşlı şakağımdan,
benim de,o güvey uykusunun
tadından,
o gençlik,güzellik uykusunun
tadından
adını,kimliğini unutan cesedimi
bir 'karambol' eseri
Balıklı Mezârlığı'na defnetsinler
isterdim;
üstümü de, meselâ,Lavtacı
Nazaret'in,
Hamparsum'un,Nikolaki Ağa'nın
iyi cins bir vatan toprağı gibi demli
ve bir rast semai gibi ağır,kederli
'Ermeni' toprağıyla örtsünler!
evet,evet örtsünler,ne fark eder?
örtsünler ki,böylece,efeliğin şanını,
kanın ve kanla karılmış gücün
verdiği sarhoşluğu burada
kurtlara,çakallara,şahinlere bırakıp
büyük göç katarına katılmasını bilen,
yâni senin gibi,Hrant Dink,
şakaklarında ve potinlerinde delik,
ama boyunlarında
ne haç,ne ay yıldız,
ne Süleyman'ın mührü,
simurgunu arayan bütün kanatlıların,
bütün 'tedirgin' sakaların,
bülbüllerin,çayırkuşlarının
ve güvercinlerin
orada,'eskilerin' sözüyle,
'sınıfsız ve devletsiz',
çitsiz ve çepersiz çayırlarında,
ebediyetin,
kendi soylarına soplarına boş verip,
sabah akşam yalnızca
Tanrı'nın adını yücelttiklerini
öğrensin zeolotlar!
ve simurgun gökçe diriliğini,
gökçe doğurganlığını,
ölülere yaşama,taşlara kanatlanma
tadını veren bir neşide olarak
eklediklerini
sabah akşam ötüşlerine...
**Cahit Koytak,"Hepimiz Hrant'ız Bence Ne Demektir?,26 Ocak 2007;"Yoksulların ve Şairlerin Kitâbı"
27 Şubat 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder