10 Nisan 2017 Pazartesi

Rachel Corrie:"Cesaret de büyür mü anne?"/İlyas Tunç*

"Çocuklar için buradayım.Buradayım;çünkü umursuyorum.Buradayım;çünkü dünyanın dört bir yanında çocuklar acı çekiyor ve her gün 40000 kişi açlık nedeniyle hayatını kaybediyor.Buradayım;çünkü ölenlerin çoğu çocuk."

Henüz 10 yaşında ilkokul beşinci sınıf öğrencisiydi.Dünya Çocuklarının Durumu Basın Konferansı'nda bunları söylüyordu.İç dünyası zengin,meraklı,araştırıcı,yaratıcı,kolay iletişim kurabilen bir kişiliği vardı.Kıvrak,alaycı bir zekâya sahipti;ama duygudaşlık yetisi oldukça gelişmişti.Resimler çiziyor,şiirler yazıyordu.Salvador Dali ve Pat Benatar hayranıydı.En büyük hayali 2000 yılında açlığı yeryüzünden kaldırmaktı.Değişim Programı çerçevesinde evlerine yabancı öğrencileri davet etti.Rusya'ya gitti,ufku daha da genişledi.Barış,sosyal adâlet,eşitlik gibi kavramları zaten özümsemişti.Evergreen Koleji'ndeki öğrencilik yıllarında politik görüşleri iyice belirginleşecek,Uluslararası Dayanışma Hareketi kapsamında barış yürüyüşleri,sivil itaatsizlik eylemleri,pasif direnişler organize edecekti."Vergisiyle beslenen Birleşik Devletler ordusunun girdiği yerlere gidip oradaki insanlarla tanışma ihtiyacı hissetmesi" yolunu Filistin'e düşürmüştü.Gelişinden iki ay sonra;16 Mart 2003'te konuk olduğu evi yıkmaya çalışan buldozer sürücüsü tarafından ezildi:

Rachel Corrie!

Turuncu renkli,fosforlu bir yelek giymiş,sarışın,yeşil gözlü kız iki saattir ölüme ve yıkıma programlanmış bir makineye karşı mücadele ediyor.Pardon!Makineye karşı değil,insansızlığa karşı...Buldozerin yığdığı moloz yığını üzerinde elindeki megafondan haykırıyor:

"-Durun!Durun!Ben insan hakları savunucusuyum!"

Corrie,İsrail buldozerinin altında acımasızca ezildiğinde 23 yaşındaydı.Görgü tanıklarına göre her şey 15 saniye içinde olmuştu:Buldozer kendisine doğru geliyordu,sürücüye baktı,sürücü devam etti,moloz yığınını kepçeyle kaldırdı,ayağı kayan Corrie çoktan buldozerin altında kalmıştı...Arkadaşları koşup moloz yığınına gömülmüş Corrie'yi çıkardılar."Sırtım kırıldı",dedi.Başka bir şey diyemedi!

Diyeceklerini demişti Corrie!Yalnızca sözle değil eylemleriyle de...Olympia'da bir kafede sıcak çikolatasını yudumlayabilir,Watershed parkında yürüyüş yapabilir,bir partide eğlenebilir ya da Capitol gölünde kayık turu atabilirdi...Tuttu,buraya geldi!Filistin'e;katliama,yangına,yıkıma,ölüme...Annesine gönderdiği elektronik mektupta yazmıştı:

"Böyle bir zulmün kıyamet kopmadan gerçekleşebileceğine inanamıyorum.Dünyanın bu kadar korkunç bir duruma gelmesine seyirci kaldığımıza tanıklık etmek canımı yakıyor."

Canı yanıyordu;çünkü kendini sorumlu hissediyordu.Çağının tanığı ve vicdanı olmanın dayanılmaz ağırlığını taşıyordu.Ufacık çocukların küresel oyunlar hakkında kendi ülkesindeki yetişkinlerden daha çok şey bildikleri bu topraklara bu yüzden gelmişti.Evler bombalanıyor,su kuyuları kapatılıyor,bağlar,bahçeler dümdüz ediliyor,insanlar diğer Arap ülkelerine göçe zorlanıyordu...İkinci İntifada'dan beri Refah'ta 1700 ev yıkılmış,17000 kişi evsiz bırakılmış,2500'e yakın Filistinli öldürülmüş,yaralı sayısı ise 25000'i bulmuştu...Ölümünden bir ay önce ülkesi ABD'nin bayrağını yakmıştı Rachel Corrie.Nedeni,Irak işgaliydi.Haklıydı;demokrasi ve özgürlük adına nerede bir müdahale olmuşsa geriye yalnızca kan ve gözyaşları kalıyordu.

Hayfa Bölge Mahkemesi,Corrie'nin "kaza sonucu öldüğü"ne üstelik devletin "savaş zamanındaki eylemlerinden ötürü oluşan hiçbir zarardan sorumlu tutulamayacağı"na karar verdi.Gerçeklerin üstü örtülmeye çalışıldı.Hattâ,kendini buldozerin önüne attığını iddia edecek kadar ileri gittiler.İsrail askerleri ona "pancake" adını verdi;yani "tavada kek","yassılaştırılmış kek"...İslâmî terör örgütleriyle işbirliği yaptığını söyleyenler de oldu.Ancak,Corrie "Filistinlilerin büyük çoğunluğunun Gandhi'nin şiddet-dışı direnişini uyguladıkları"nı görmüştü.Ailesine sivil itaatsizliğin,pasif direnişin büyük duyarlığını içeren mektuplar yazıyordu.Yılmaz,yorulmaz bir barışseverdi;Olympia ve Refah'ın kardeş şehirler olmasını istiyordu.İki kentin çocuklarını mektup arkadaşlığı yapmaları için destekliyordu.Adâlet duygusu gelişmiş bir insandı."İşgalci bir ordunun gözetleme kuleleri altında yaşayan" bir halkın acılarını,sorunlarını paylaşmak istemişti.Tel Aviv Havaalanı'nda eline tutuşturulan broşürdeki "trafik kazalarında ölenlerin sayısı savaşta ölenlerin sayısından daha fazladır" ifadesinin savaşı kanıksatmanın bir diğer yolu olduğunu biliyordu.Cesaretliydi;cesaretini vicdanının sesinden alıyordu.Henüz 2,5 yaşındayken annesine sormuştu:

"-Cesaret de büyür mü anne?"

Evet,cesaret de büyürdü! "Geri dönerse rahat edemeyeceğini,burada tüm bu yaşananları gördükten sonra bir şeyler yapması gerektiği"ni söylüyordu.Corrie'nin büyüyen cesareti bizi kendi vicdanımızla yüzleştirdi.Ölümü,dünyada geniş yankı uyandırdı."Amerika rüyası" dışındaki gerçekleri görmemizi,duvarlarında bomba delikleri açılmış evlerdeki insanların kaygılarını,korkularını hissetmemizi sağladı.Nitekim Ulusal Demokrasi Meclisi üyesi 21 yaşındaki eylemci öğrenci Rabeea Eid,Barack Obama'nın Kudüs'te yaptığı konuşmayı keserek ona şöyle seslenecekti:

"-Buraya barış için mi geldiniz yoksa Filistinlileri öldürsün diye İsrail'e daha fazla silâh vermek için mi?..Rachel Corrie'yi kim öldürdü?Corrie,sizin paranızla,sizin silâhlarınızla öldürüldü."

İktidar,klasik anlamda,gücünü şiddetten alır.Adil olmayan amaçlara hizmet etmek için onu yasallaştırır.Yasallaşan şiddete karşı koymak suçtur.Yasalara boyun eğmek gerekir;bu aynı zamanda sömürüye,baskıya,tutsaklığa boyun eğmek anlamına gelir.Kendilerine kutsallık ve dokunulmazlık payeleri veren iktidar sahipleri ile Rachel Corrie'yi ezen buldozer sürücüsü arasında fark yoktur."Canavarlarına karşı bizzat kendisi savaşmak isteyen" Corrie,aslında bir buldozerin değil acımasız,vahşi,sömürüye ve savaş ekonomisine dayalı küresel kapitalist sistemin altında ezilmişti.Erdemli bir insandı;çünkü ezen bir ülkenin yurttaşı olmasına rağmen din,dil,ırk ayrımı gözetmeksizin ezilen bir halkın yanında yer almayı tercih etti.Ölmeden 15 gün önce annesine şunları yazacaktı:

"Ben,çaba göstermeden rahat bir hayat sürüp bir soykırımın parçası olduğumun farkına bile varmadan çıkıp gideceğim bir dünyaya gelmedim."

Corrie'nin mektupları,ölümünden sonra Guardian gazetesinde yayımlanınca büyük yankı buldu.Bu mektuplar,ayrıca günlükleriyle birlikte "Benim Adım Rachel Corrie" adlı bir oyuna uyarlandı.Aktör Alan Rickman ile Guardian gazetesi editörü Katherine Viner'in uyarladığı oyun yaklaşık 15 ülkede sahnelendi.Alaskalı besteci Philip Munger,Corrie ile ilgili bir oratoryo besteledi:"Gökler Ağlıyor!" Gazeteci Sandra Jordon ve yapımcı Rodrigo Vasquez de "Ölüm Bölgesi" adlı belgeselle Corrie'nin onurlu hayatını gelecek kuşaklara aktardılar.Belgesel,BBC-4 kanalında gösterime sunuldu.Al-Quds Üniversitesi'nde sinematografi,televizyon ve film yapımcılığı dersleri veren Yahya Barakat İngilizce alt başlıklı Arapça "Rachel Corrie:An American Conscience" adlı bir belgesel daha çekti.Onu anlatan başka belgeseller,şarkılar,şiirler de var.Ülkemizde ise Setenay Yener,"Benim Adım Rachel Corrie"de Corrie'yi çok başarılı bir şekilde canlandırdı.

Corrie,10 Nisan 1979'da doğdu;erken öldü.Öldürüldüğü yerde ertesi gün bir anma gösterisi düzenlendi.Üzerinden iki kez geçen "949623" seri numaralı İsrail buldozeri hâlâ oradaydı.Toz bulutları henüz kalkmamıştı;kalkacak gibi de görünmüyordu...

*İlyas Tunç,Rachel Corrie:"Cesaret de büyür mü anne?";İlyas Tunç,İtaatsiz Portreler:Deneme,(ed.) Gülcan Yıldız,1. bs.,Ankara:Dafne Kitap,2016,s.277-282.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder