24 Nisan 2017 Pazartesi

"Ermeni Soykırımı sistemik imha operasyonu"/Dr.Uğur Ümit Üngör*

Yeni Hayat,The "Nor Serount" Cultural Association of Toronto,The Armenian General Benevolent Union of Toronto,The Bolsahay Cultural Association of Toronto ve The Armenian Association of Toronto adlı Ermeni kuruluşlarının davetlisi olarak Kanada'ya gelen Hollanda'nın Amsterdam şehrindeki Utrecht Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Uğur Ümit Üngör 7 Eylül 2014'te 930 Progress Caddesi üzerindeki AGBU's Alex Manoogian Kültür Merkezi'nde "Ermeni Soykırımı,Modern Türkiye,Problemler ve Olası Çözümler" başlığı altında kilisenin toplantı salonunu dolduran dinleyicilere hitap etti.Dr. Üngör'ün konuşmasından önce kısa bir açıklama yapan Ermenistan'ın Kanada Büyükelçisi Armen Yeganian diyalog ve birarada yaşamanın önemini vurguladığı konuşmasında şunları söyledi:

Büyükelçi Yeganian:"Diyalog ve birarada yaşamı savunuyoruz"


"Türk meslektaşlarıma Türkiye Ermeni Soykırımı'nı tanımadığından uluslararası alanda kampanyanın yürütüldüğünü söylüyorum.ABD,Kanada ve Fransa gibi ülkelerin Ermeni Soykırımı'nı tanımaları elbette çok önemlidir ancak Türk hükümeti,halkı ve kuruluşlarının bunu tanıması önemlidir.Ermeni Soykırımı çok karışık bir konudur.Ermeni ve Türk bilimadamları konuyu araştırıyorlar.Soykırımı önleyemediğinden uluslararası toplum açısından bu konu önemlidir.Ama Türkiye'deki gelişmeler çok cesaret vericidir.Öbür tarafın bizi anlaması çok önemlidir.Bugünkü misafirimiz bir başka köprüdür.Çatışma değil barış ve birarada olmayı savunuyoruz.Elbette birarada yaşamak için tarih,gerçekler ve insan haklarına saygı göstermek zorundayız.Yakın zamanda cumhurbaşkanımız Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı en azından kurbanlara saygısını sunmak üzere Ermenistan'a davet etti.Dışişleri bakanımız resmî olarak cumhurbaşkanımızın davetini iletti.Yakın zamanda Türkiye'nin Ermeni Soykırımı ile ilgili açıklamasına birçok açıdan karşı çıktık.Bazı ortak noktalardan bu işe başlayabiliriz."

Zoryan Enstitüsü İcra Müdürü George Shirinian,Dr. Uğur Ümit Üngör'ü davet etmeden önce kısa bir açıklama yaptı:"Dr. Üngör'ü yıllardan beri tanıyorum.Kendisi enstitümüzün düzenlediği soykırım kursuna 2003 yılında katıldı.Çok alçak gönüllü ve kendini adamış bir insandır.Toronto'yu terkettikten sonra kendisiyle e-mail yoluyla haberleştim.Ermeni Soykırımı üzerine yoğun çalışma yaptığı hâlde daha fazlasını istiyor." Daha sonra Dr. Üngör'ün 2005 yılında Ermeni Soykırımı üzerine sunduğu tezinden bir pasaj okudu.Dr. Uğur Ümit Üngör,"Ermeni Soykırımı ve Modern Türkiye,Problemler ve Muhemel Çözümler" başlığı altında sunduğu konuşmasını üç ana bölüme ayırdı:

Konuşmam üç ana kitap ve yüzlerce röportaja dayalı olacak.Zoryan Enstitüsü'nün düzenlediği soykırım kursuna katılmak için 2003 yılının yazında Toronto'ya geldim.Kendi yaşıtım birçok Ermeni öğrenciyle tanıştım ve onlarla Ermeni Soykırımı'nı tartıştım.Bir Türk nasıl oluyor da soykırım konusuyla ilgileniyor ve aktif olarak bu konu üzerinde çalışma yapıyor?

Konuşmamın birinci bölümünde Ermeni Soykırımı'nın geniş bir tanımını yapacağım.İkinci bölüm Türk devletinin rolü ve neden bu soykırımda yer aldığı.Üçüncü olarak toplumda yarattığı etkiler üzerine konuşacağım.

"Ermeni Soykırımı bütün faktörlerle birlikte sistemik yok etme işlemidir"

Birinci Dünya Savaşı öncesinde 2500 kilise,400 manastır,2000 okula sahip çok canlı bir Ermeni toplumu vardı.1915 yılının ilkbaharında Osmanlı'nın Jön Türk hükümeti birçok karar aldı.3000 Ermeni yerleşim yeri tümüyle boşaltıldı.Bugün Ermenilerin tarihsel anavatanı olan Anadolu'da hiçbir Ermeni yaşamıyor.İstanbul dışında Ermenilerin yalnızca 7 kilisesi var,okul ve manastırların yerinde yeller esiyor.Benzer soykırımlarla kıyasladığında Ermeni Soykırımı çok karışık bir işlem olarak görülüyor.Bütün faktörlerle birlikte sistemik imha operasyonudur.Bir öğrenci "Doktor ben Ermenilerin göç ettirilme ya da katliamı üzerine çalışma yapmak istiyorum" dediğinde kendisinin yanlış olduğunu söylüyorum.Bütün faktörlerle birlikte Ermeni Soykırımı "tasarlanmış sistemik bir imhadır."

"Soykırımın mentalitesinde bütün Ermeni toplumu hedef alındı"

Ermeni Soykırımı,24 Nisan 1915 tarihinde Ermenilerin önde gelen ekonomik,politik ve dinî şahsiyetlerinin tutuklanıp infaz edilmesiyle başladı.İstanbul'da başlayan infazlar diğer illerde de uygulandı.Sistemik katliamlara örnek olarak Bitlis ve Harput'ta bütün Ermeni erkekleri neredeyse bir gün içinde tutuklandı,şehir dışına çıkarılıp infaz edildiler.İkinci olarak toplu suikastlara değinmek istiyorum.Bütün Ermeni aydınları bir hafta gibi kısa bir zaman içerisinde ortadan kaldırıldılar.Örnek olarak liberal,demokrat ve ateist olduğu söylenen bir avukatla muhafazakâr Malatya Başpiskoposu aynı anda infaz edildiler.Bu adamlar hiçbir siyasî partiye üye değillerdi.Neden liberal,lâik ve aydın bir kişiyle muhafazakâr bir rahip birlikte hedef alındılar?Soykırımın mentalitesine göre bunlar Ermeniydiler.

"Ermeni mallarına el konulması modern tarihteki en büyük yağma olayıdır"

Üç-dört senelik araştırmam sonucunda Osmanlı'daki Ermeni malları ve mülklerine el konulmanın modern tarihteki en büyük yağma olayı olduğu sonucuna vardım.Hükümet zorla göç ettirmeyle ilgili üç yasa çıkardı.Ermenilerin taşınır,taşınmaz mal ve mülklerinin bölüşülmesi için komite oluşturuldu.Adâlet,içişleri ve maliye bakanları Ermenilerin mal ve mülklerinin bölüşülmesinde görev aldılar.Ermeni toplumunun ekonomisi hedef alınmıştı.Nakit paraları,altınlar,evler,işyerleri,fabrikalar ve her şeylerine el konuldu.Örnek olarak Ermenilerin sahibi olduğu Osmanlı'daki en modern tekstil fabrikasına Türkler tarafından el konulduktan sonra işçileri göç ettirildi,öldürüldü.41 bin civarındaki Ermeni binasına el konuldu.Nereden biliyoruz?Talat Paşa bütün el konulan mallar ve binalarla ilgili not defteri tuttu.Suikastla öldürüldükten sonra hanımı Hayriye Hanım bu not defterini sakladı.Daha sonra gazeteci Murat Bardakçı bunları kitap hâline getirdi.Bu malların değerinin ne kadar olduğunu tahmin etmek bile çok zordur.Soykırım sırasında görevliler Ermenilerin işyerlerine gitti,onlara el koyup çok ucuza yeni Türk sahiplerine sattılar.

"Toplu infazlar soykırımın karakteristik özelliğidir"

Zorla göç ettirme işlemi:24 Nisan'ın Soykırım'da önemli bir gün olduğunu biliyoruz ancak 23 Mayıs diğer önemli bir gündür çünkü Ermeni toplumunu Suriye'nin Der Zor eyaletine toplu olarak göç ettirme kararının alındığı gündür.İçişleri Bakanı olan Talat Paşa bu işlemi baştan sona koordine etti.Türk hükümetinin Der Zor'a gönderdiği Ermenilerin hayatta kalması çok zordu.Der Zor'u Çerkesler ve Çeçenlere satmaya çalıştılar.Bu insanlar hastalık ve açlıktan öldüler.Soykırım işlemi momentum kazanıyordu.Toplu infazlar şüphesiz bütün soykırımların karakteristik özelliğidir.1915 yılının yazında Ermeni sivilerinin kitleler hâlinde toplu infazları yaşandı.Bazı illerde bu toplu katliamlar Teşkilât-ı Mahsusa tarafından gerçekleştirildi.Türk arşivlerinde bulduğum resim Savunma Bakanlığı önünde çekilmiş.Hepsi toplu infazda yer almışlar.

Hükümet bu infaz olaylarını reddediyordu ve güya bazı grupların oluşturdukları çetelerle bunları yaptığını iddia ediyordu.İçişleri Bakanlığı tarafından İmparatorluğun değişik yerlerinde eğitilen bu özel giyimli askerler hükümetin toplu infazlardaki rolünü göz önüne seriyor.

"Ermenilerin asimilasyonu soykırımın bir başka uygulaması"

Soykırımın diğer bir uygulaması Ermenilerin asimilasyonudur.Alıkonulan kadınlar ve çocuklar zorla Müslüman yapıldılar.Araştırmalar bunun hükümet politikası olduğunu gösteriyor.Bu noktada Türk hükümetinin bütün Ermenileri öldürmediğini söyleyebilirsiniz.Ancak Türkiye ve Ortadoğu'da erkekler toplumun efendileridir.Ortadoğu'da kadının politik kimliği yoktur.

Soykırım döneminde başlık miktarları yüksek olduğu için hükümet gençlere "Ermeni kızlarına istediğinizi yapabilirsiniz" dedi.Hükümet onayı olmadan böyle bir şeyin olması mümkün değildi.Savaş döneminde babaları savaş cephesinde ölen çocuklar için yetimhaneler açıldı.Ancak Ermeni çocuklarında tersi bir işlem yürütüldü.Alıkonulan çocuklara Türk isimleri verildi ve zorla dinleri değiştirildi.Bu asimilasyon politikası Amerika ve Kanada'da Aborjin çocuklarına karşı yapılan uygulamaları hatırlatıyor.Kimliğe bir saldırıdır.Kurbanı fiziksel olarak öldürmek gerekmiyor ama yapılanlar hâlâ soykırımdır.

Türk hükümeti Suriye'deki Der Zor çölüne gönderdiği Ermeni toplumunun aç kalması için her türlü tedbiri aldı.Hükümet açlıkla terbiye edilen Ermenilerin durumunu daha da kötüleştirmiştir.

"Soykırımda Ermeni mimarî eserleri tahrip edildi"

Soykırımın en son konusu mimarî sanatların ve materyallerin tahribatıdır.Kiliseler,manastırlar bilinçli olarak tahrip edildi ve yıkıldı.Ermeniler gittikten sonra bazı kiliseler bakımsız kaldığından çöktü.Çok sayıda delil geniş çaplı bir tahribat olduğunu gösteriyor.Bu ihmâlkârlık olmayıp plânlanmış bir suçtur.

Burada anlattığım tahribatlar şeklen değişik olabilir ama hepsi soykırımı tamamlayan öğelerdir.Bana soykırımı nasıl tanımlıyorsun diye sorduğunuzda bu kategorilerin hepsi kimliği hedef alan gaddar tedbirlerdir.Bütün Ermeniler tahrip edilmek amacıyla hedef alındılar.

"Soykırımı diğer toplumlara yaydılar"

Soykırım bütün topluma yayıldı.Önce elit kesimlerden başlayarak toplu infazları bütün Ermeni toplumuna yaydılar.Onunla kalmayarak daha sonra İslâm'a dönenlere ve Ermeni olmayan Hristiyanlara kadar uzandılar.Burada Süryanilerden bahsetmek istiyorum.Diyarbakır,Mardin ve Hakkâri'de yaşayan Süryani ve diğer Hristiyan toplumları saldırıya uğradı ve ortadan kaldırıldı.

İkinci bölüm Türk hükümeti bu soykırımla nasıl başa çıkmaya çalıştı.Soykırıma bulaşanlar bu işleri sessizlik içinde yaptılar ve fazla dikkat çekmemeye çalıştılar.Fiziksel ve psikolojik olarak travma yaşayan kurbanlar konuşacak ve tartışmalar başlayacaktır.Türk hükümeti soykırım konusuna nasıl eğildi?Birinci olarak anıların tahribatı ikinci olarak tarihin yeniden yazılması.

"Kemalist hükümet soykırımla ilgili her şeyi yasakladı"

1923 yılında kurulan Kemalist hükümet soykırımın konuşulmasını,gazete ya da kitaplarda soykırımdan bahsedilmesini kısacası soykırımla ilgili her şeyi yasakladı.Kitap yazdığınızda yasaklanıyor,toplatılıyor ve imha ediliyor.Arşivde hükümetin kitapları toplayıp yakmasıyla ilgili kalın bir dosya gördüm.Halep'ten İstanbul'a mektupla gönderilen bir kitap istihbarata gönderildikten sonra imha edildi.Ermenilerin soykırımla ilgili Kahire,Beyrut ve Halep'te bastırdıkları kitaplar Türk hükümetinin umrunda değildi.Kitaplar ülke içine sokulmadıkları sürece önemli değildi çünkü girerse insanlar okuyup bilgi sahibi olacaklardı.

"Kitaplarla birlikte fiziksel kanıtlar yok edildi"

Kitaplara ek olarak Türk hükümeti soykırımla ilgili fiziksel delilleri ortadan kaldırdı.Örneğin 2006 yılında Mardin'in bir köyünde köylüler bir mağarada toplu bir mezar bulduktan sonra durumu yetkililere haber verdiler.Mağara çembere alındı.Olay basına yansıyınca hükümet bir heyet gönderdi.Heyetin içinde İsveçli bir kişi yer alıyordu.Heyet "toplu mezarın Roma İmparatorluğu'na ait olduğu kararına vardık" dediler.Ancak köylüler basınla konuştuklarında toplu mezarın Temmuz 1915'te öldürülen Ermenilere ait olduğunu ve bu bilginin dedeleri tarafından kendilerine söylendiğini aktardılar.

Muş'un Varto ilçesinden bir köylüyle konuştum.1966'da deprem olduğunda toprak kayması sonucu bir tepenin altından toplu kemiklerin ortaya çıktığını söyledi.Muhtar yetkililere haber veriyor.Jandarmalar gelip binlerce kemiğin olduğu yeri mühürlüyorlar.Kemikleri bir daha gören olmuyor.Yetkililer köylüleri Ermeni meselesinden bahsetmemeleri için uyarıyorlar.Ancak köylüler bu toplu mezarın kime ait olduğunu çok iyi biliyorlar.

Kitapların yasaklanması,fiziksel delillerin imha edilmesine ek olarak resmî tarih yeniden yazılıyor.Birçok tarih kitaplarını okudum.1920 ile 1930 yılları arasında okutulan tarih kitaplarında Türklerin Mezopotomya ve Anadolu'ya medeniyet getirdiği,Anadolu'da binlerce yıldan beri yaşadıkları ve Anadolu'nun her zaman Türk olarak kaldığı yazılıdır.Kitaplarda "Birinci Dünya Savaşı sırasında bu bölgenin Rus işgali ve Ermeni katliamlarından kurtarıldığı" yazıyor.Bir tarafta Türklerin her zaman Anadolu'da yaşadığı diğer taraftan Türklerin medeniyet getirdikleri yazıyor.Hangisi doğrudur?İkinci nokta ise çok açık bir inkârcılık sözkonusudur.

1945 yılından sonra Nazilerin propagandasının yer aldığı ırkçı kitaplar değiştirilip tarihin doğru versiyonu çocuklara öğretildi.Türk toplumu ise karanlıkta bırakılmış ve aptal yerine konulmuştur.

"Türk hükümetinin inkârcılık endüstrisi devam ediyor"

İnkârcılık endüstrisiyle paralel olarak küresel çabalar devam etmektedir.Ulusa yönelik inkârcılık politikası uluslararası inkârcılık politikasından farklıdır.Ermeni Soykırımı konusunda çok etkili manüple etme ve yanlış yönlendirme sözkonusudur.Türk Ceza Kanunu Türklüğe hakareti cezalandırıyor.2003 yılında bütün öğretmenlere Türk tarihi hususunda pozitif düşünceleri aktarması için talimat verildi.Dünyada her ülkenin karanlık bir tarihi vardır.Hrant Dink ulusal televizyonda Ermeni olduğunu ve Ermeni Soykırımı'nın olduğuna inandığını söylediğinde bütün ulus düşünme fonksiyonunu yitirdi.Türk hükümeti dünya çapında inkârcılık politikasını yürütmektedir.Nereye gidersem gideyim takım elbiseli,elinde çantası olan kişiler soykırım tezine karşı kesinlikle aynı şeyleri söyledi."Ermeniler bilinçli olarak öldürülmedi,bu işin sebebi Ruslarla işbirliği yapmalarıdır ve bu uzun süre önceydi." Bunun anlamı nedir?Ankara'dakiler bu politikaya karar verdiler.Buenos Aires'ten Amsterdam ve Toronto'ya kadar aynı politika yürürlüktedir.Bu adama inkâr etmesi için para ödeniyor.Doğruyu söylerse işten atılacağını biliyor.Dışişleri Bakanlığı'nın inkâr politikası birçok yoldan hayata geçiriliyor.

Burada bir not düşmek istiyorum.İrlanda'da yaşarken bir konferansa katıldım.Harvard mezunu,nazik bir insan olan Türkiye'nin büyükelçisi gelip soykırımın olmadığını söyledi.Konferanstan sonra büyükelçi yemekte yanıma oturdu.Rahatsız oldum.Birkaç duble şarap içtikten sonra kulağıma eğilerek "doğrusunu söylemek gerekirse soykırımın olduğunu biliyorum."

"Türk hükümeti akademik araştırmaları manüple ediyor"

Bu konudaki ikinci nokta araştırmalar manüple edildiğinden bir öğretim üyesi olarak kızıyorum.Türk hükümeti akademik hayata müdahale için korkunç miktarlarda para akıtmaktadır.Kişisel olarak bu olaya Amsterdam'daki Utrecht Üniversitesi'nde şahit oldum.Örnek olarak Utah Üniversitesi bir Türk'e kürsü verdi.Türk hükümeti yalnızca soykırım çalışmalarına değil aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı ile ilgili çalışmalara nüfuz etmeye çalışıyor.Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yıldönümü nedeniyle birçok kitap çıktı ve konferanslar düzenleniyor.Konferanslar ve kitaplarda Ermeni Soykırımı gündeme geliyor.En saygın tarihçiler açık şekilde konuyu tartışıyorlar.Türk hükümeti gibi diğer hükümetler tarihi kayıtları manüple etmeye çalışıyorlar.

"Hükümetle toplumun soykırıma yaklaşımında büyük farklılık"

Türkiye'nin resmî politikası soykırımı reddetmektir.Ancak bazı iyimser gelişmeler vardır.Benim ve diğer araştırmacıların bulguları resmî politikayla sivil toplum düşüncesi arasında keskin zıtlıklar olduğunu ortaya koyuyor.2005 yılında Türkiye'nin doğusunda birçok insanla görüştüm.Ufak bir kesim Ermeni kelimesini duyduğunda yüzlerini çevirdiler ya da beni evlerinden kovdular ancak büyük çoğunluk benimle düşüncelerini paylaştı.Bu kişilerin bazıları soykırım zamanında hâlâ çocuktur ya da büyüklerinden duymuşlardır.İsimleri gizli kalmak şartıyla benimle konuştular.

2002 yılında büyükannem yemek yaparken televizyonda iki Türk profesör Ermeni Soykırımı'nı inkâr eden konuşmalar yapıyordu.Büyükanneme soykırımın olup olmadığını sorduğumda "Ermenilerin hepsinin savaşın ilk yılında öldürüldüğünü bilmiyor muydun?" dedi.Büyükannem o zamanlar otuzları civarında olan annesinin Erzincan'daki köyünde Ermenilerin toplu infazına şahit olduğunu söyledi.Bir tepe üzerinde olanları görmüş.Ona kimin öldürdüğünü sorduğumda "devlet" dedi.Devletten kastın kim diye sorduğumda "jandarma" dedi."Siyah elbiseler içinde geldiler,süngülerle öldürdükten sonra,onları nehire attılar."

Türkiye'de onbinlerce insanın soykırımla ilgili canlı hatıraları vardır.Diyarbakır'dan bir başka hanım anlattı.Köylerinde Ermeniler ve Kürtler birlikte yaşıyorlarmış.Askerler köye gelerek Ermeni komşularını alıp götürdüklerinde şok içinde kalmışlar.Bir Ermeni erkeği o sırada meyva topladığından kurtulmuş.Kadının babası adamı birkaç ay saklamış.Sonra askerler köyde birinin saklandığının haberini almışlar.Köye gelip "adamı teslim etmedikleri taktirde Ermeniler gibi herkesi alıp götüreceğiz" diye tehdit etmişler.Kadının babası Ermeni adamı silâhla öldürmüş.Babasının bir katil olduğunu itiraf etmesi kadın için aşırı derecede zordu.

Bugünlerde İstanbul'daki bazı meslektaşlarım bu hikâyeler üzerinde çalışmaktadırlar.Bu tür hikâyeleri toplamak heyecan verici bir çalışma olacaktır.

"Türk hükümeti soykırımı tanırsa hiçbir kazancı olmayacak"

Türk hükümeti soykırımı tanırsa politik olarak bir kazancı olmayacaktır.İkinci olarak büyük miktarda tazminat ödemek zorunda kalacağı için çok korkmaktadır.Türkiye'de askerîye ve mülklerle ilgili iki arşiv kamuya kapalıdır.Dedelerinizden kalma bir mülkîyeti araştırmak isterseniz bu arşivlerin olmadığını söylüyorlar.İnkârın sosyolojik konusu üçüncü noktadır.Bir üniversite profesörü soykırımı savunursa toplumdan dışlandığı gibi saldırılara maruz kalacaktır.İnsanların çoğu söylenenlere inandıklarından değil dışlanma korkusundan sessiz kalıyorlar.Türklerin soykırımla ilgili iddiaları yalansa o zaman geriye ne kalacak.Diplomatik alanda faaliyet gösteren hanımlar daha fazla soykırımı inkâr ediyorlar çünkü ataerkil egemenliğin önüne geçmek istiyorlar.Ermeni karşıtı olmakla daha fazla puan alacaklarını düşünüyorlar.Bu işin bir de psikolojik yanı vardır.Türkiye cumhurbaşkanı bir gün televizyona çıksa ve 99 yıl yalan söylediklerini oysa tersinin olduğunu itiraf etse ne olur?Sindirilmesi zor bir konu.

"Ümit veren pozitif gelişmeler var"

Güzel gelişmeler yok değil.Zamanında Kürtler,Ermeniler ve Süryanilerin birlikte yaşadığı Diyarbakır'ın eski belediye başkanı Osman Baydemir Ermenilerin topluca katledildiği yeri müzeye dönüştürme kararı aldı ve hâlâ üzerinde çalışıyorlar.Ayrıca Diyarbakır'da bulunan Ortadoğu'nun en büyük Ermeni kilisesi yine Baydemir'in çabaları sonucu tekrar restore edilerek hizmete açıldı.Osman Baydemir Diyarbakır'daki bir caddenin ismine meşhur Ermeni yazarı Mığırdiç Margosyan'ın adını verdi.Bütün bunlar ümidin ve pozitif gelişmelerin işaretleridir...

*Dr.Uğur Ümit Üngör,"Ermeni Soykırımı sistemik imha operasyonu",Yeni Hayat,26 Eylül 2014.

http://www.yenihayatnews.com/news/?p=22787

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder