31 Mart 2017 Cuma

Teşkilât-ı Mahsusa üzerine yeni bilgiler ve sorulmayan sorular/Doç.Dr.Candan Badem*

Mehmet Bilgin'in "Teşkilât-ı Mahsusa'nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları" adlı kitabı Ocak 2017'de Ötüken Neşriyat tarafından yayımlandı.Ciddi bir emeğin ürünü olan bu eser,barındırdığı eksikliklere rağmen Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesi ve Teşkilât-ı Mahsusa tarihi üzerine literatüre önemli bir katkı sunuyor.

Hatice Yalçın'ın 2008 yılında tamamladığı "Stange Bey Müfrezesi'nin Harp Ceridesi Üzerine" yüksek lisans tezi ve Genelkurmay ATASE Arşiv Şubesi eski müdürü Ahmet Tetik'in 2014 yılında yayımlanan "Teşkilât-ı Mahsusa Tarihi" (1. cilt) adlı kitabından sonra Mehmet Bilgin'in Ocak 2017'de piyasaya çıkan kitabı,gördüğüm kadarıyla Teşkilât-ı Mahsusa'nın Kafkasya operasyonları hakkında yeni bilgiler içeren en ayrıntılı eser.
Mehmet Bilgin'in 2015 yılında tamamladığı doktora tezine dayanan kitabı,yukarıda anılan iki kaynak ile Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile Genelkurmay ATASE Arşivi belgeleri yanında mevcut literatürü de geniş ölçüde kullanıyor.Kitabın sonunda bibliyografya,dizin,haritalar,fotoğraflar ve yazarın çektiği güncel fotoğraflar da bulunuyor.Ciddi bir emek ürünü olan bu eserin Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesi ve Teşkilât-ı Mahsusa tarihi üzerine önemli bir katkı olarak tarihçiliğimize kazandırılmasını -önemli eksiklerine rağmen- sevinçle karşılıyorum.

Dört bölümden oluşan kitabın birinci bölümü "Kafkas Cephesi'nde
Teşkilât-ı Mahsusa'nın Operasyon Alanı ve Ortam",ikinci bölümü "Teşkilât-ı Mahsusa'nın Kafkasya Misyonu,Organizasyonu ve Savaşa Girmesi",üçüncü bölümü "Kafkas Cephesi'nde Sol Kanat'ın Ortaya Çıkması ve Teşkilât-ı Mahsusa'nın Yüklendiği Görev" ve son bölümü de "Kafkas Cephesi'nde Sol Kanat'ın Çökmesi ve Yeniden Organize Edilmesi" başlığını taşıyor.Ahmet Tetik'in kitabının kabaca yarısı Teşkilât-ı Mahsusa'nın sol kanat operasyonlarına ayrılmışken Bilgin'in kitabının tamamı bu konuda;dolayısıyla daha ayrıntılı bilgiler veriyor ve bazen de Tetik'in maddi yanlışlarını düzeltiyor,ayrıca onun bazı yorumlarını eleştiriyor.Kitabın önemli bir katkısı,İttihat ve Terakki'nin Merkez-i Umumi üyesi ve savaşın başında Teşkilât-ı Mahsusa Trabzon sorumlusu olan Yusuf Rıza Bey'in kimliğini netleştirmesi ve onun yönettiği Murgul,Borçka ve Maradit operasyonlarını ayrıntılı olarak vermesi.Bilgin,Tetik'in kitabında Yusuf Rıza Bey'in adını iki ayrı yerde "Tahsin" ve "Tevfik" şeklinde yanlış okuduğunu saptayarak önemli bir hatayı da düzeltmiş görünüyor.

Bilgin'in,Arif Cemil'in kitabında (Birinci Dünya Şavaşı'nda Teşkilât-ı Mahsusa,Arba Yayınları,1997) Yusuf Rıza Bey'i ağzına içki almayan ve namaz vakitlerini kaçırmayan biri olarak tanıtmasından çok etkilenmiş olduğu belli oluyor.Nitekim şöyle diyor:"Yusuf Rıza Bey tahayyülümüzde ruhen ve bedenen dik duruşlu,vakûr,inançları konusunda pervasız,ihtirassız ... bir kişilik olarak canlanmıştı" (s.29.) Tarihçi kahramanlarına sempati duyabilir;ancak buradaki "inançları konusunda pervasız" ifadesinin neye tekabül ettiği anlaşılmıyor.Bu ifade örneğin bu satırların yazarının tahayyülünde,namaz kılan subaylara kötü gözle bakan "İttihatçı/Kemalist rejime" karşı "pervasız" davranan bir dindar subay imgesi canlandırıyor.Ancak bu gerçekçi değildir.Osmanlı Devleti'nde İslâm dini resmî din olduğu gibi başta Enver Paşa olmak üzere İttihatçıların ezici çoğunluğu da dindardı,Müslüman bir subayın "inançlarında pervasız" olmak gibi bir derdi olamazdı.Osmanlı ordusunda bir iki istisna dışında muharip Hristiyan subaylar da bulunabilseydi belki onların inançları konusunda pervasız olup olmadığı meselesi sözkonusu olabilirdi.Burada kahramanına olan aşırı sempatisi yazarı gerçeklikten uzaklaştırıyor ve Tetik'i eleştirirken de haklı bir noktada durmasına engel olmuş görünüyor.Bilgin,Tetik'in Yusuf Rıza Bey'i askerlik bilgisi bulunmayan bir sivil olarak görmesini haklı olarak eleştiriyor,ancak aynı Rıza Bey'in Batum'u ele geçirmek gibi hayalci plânlarının olduğunu görmek istemiyor.Elde doğru düzgün tüfeği bile olmayan Yusuf Rıza Bey'in Batum'u ele geçirme plânlarını "inanç,şuur ve moral değeri yüksek ifadeler" olarak görüyor (s.216.)


Yazar,Yusuf Rıza Bey'e olduğu gibi Dr. Bahaeddin Şakir'e de kahraman gözüyle bakıyor.Öyle ki Bahaeddin Şakir çetelerinin Rusya topraklarından bazı hayvanları sürerek getirmesini Teşkilât-ı Mahsusa Başkanı Süleyman Askerî ve Ahmet Tetik küçümserken,kendisi bu olayı "Rus ordusunun en gururlu akıncı birlikleri olan Kazaklarla tokuşma arzusu" olarak gösteriyor ve sürülerek getirilen bu hayvanların Kazak birliklerine ait olduğunu iddia ediyor (s.139.) Bu iddianın iler tutar bir yanı yoktur.Kazak birliklerinin koyun sürüleri olmadığı gibi atlarını da o mevsimde kaçırmak mümkün değildi.Hayvanlar civardaki Rusya tebaasından gayrimüslim köylülere aitti.Ayrıca bu kahraman "akıncıların" 3 Ocak 1915'te Kazaklar Ardahan'ı geri almak için saldırdığı zaman neden kaçtığı sorusu da burada yanıtsız kalıyor.Yazarın kendisi de Yusuf Rıza Bey'in malûllerle ve mahkûmlarla iş görmeye çalıştığını,gönüllüleri disiplin altına almanın zor olduğunu,en küçük fırsatta yağmaya daldıklarını,eldeki tüfeklerin bir kısmının iğnelerinin kırık,bir kısmının fişeklerinin tükenmiş olduğunu (s.238-239),İstanbul'dan sürekli subay istemesine rağmen gelen subay sayısının yok denecek kadar az olduğunu (s.162,201) yazmış olmasına rağmen,Ahmet Tetik'in Yusuf Rıza Bey'i ve öteki çetecileri maceraperest olarak nitelendirmesini kabul edilemez buluyor (s.167.)


Bilgin ve Tetik'in ortak noktası Teşkilât-ı Mahsusa çetelerinin Artvin,Ardanuç ve Ardahan çevresinde yaşayan Ermenilere yapmış olduğu katliam ve zorbalıkları görmezden gelmeleri.Bilgin'in kitabındaki tek örnek,Galatalı Halil Bey'in Artvin Ermenilerinden müsadere ettiği para ve altınların postanede yakalanmış olması ve bu da münferit bir olay gibi sunuluyor.Çetelerin Artvin civarı,Ardanuç ve Ardahan köylerinde soydukları,öldürdükleri sivil Ermeni nüfusa dair hiçbir bilgi yer almıyor.Oysa bu konuda Türkçe'de en azından Cemil Aksu'nun makalesi mevcut;Rusça'da ise Rusya ve Gürcistan arşivlerinde bulunan Kafkasya askerî,mülkî,adlî ve ruhanî makamlarının raporları,yazışmaları,dönemin gazeteleri ve tanık ifadeleri ile David Martirosyan ve Sonya Mirzoyan'ın makaleleri var.Kenan Karabağ'ın Ardahan'da yaşlılardan derlediği bilgilere dayanan tarihsel romanı "Kura Çözüldü" yayımlandı.Bütün bu kaynaklar yanında Ardanuçlu ve Ardahanlı yaşlıların anlatımları,Artvin ve çevresinde,Ardanuç'ta,Satlel-Rabat,Mamanelis,Tanzot köylerinde ve Ardahan'da sivil Ermeni halkın çeteler tarafından katledildiğini gösteriyor.Örneğin Ardanuç'ta çeteler ele geçirdikleri Ermenilerin ellerini bağlayarak Cehennem Deresi uçurumuna atmıştır.Şavşat'ın İmerhevi Vadisi'ndeki Phikur Köyü'nde yaşayan Ermenileri ise Müslüman komşuları elde silâhla korumuş ve Kadir Ağa ile öteki çetecilere vermemiştir.Ne var ki Tetik de Bilgin de çetelerin yöre Ermenilerine yönelik mezaliminden tek satırla bile söz etmiyor.Üstelik,bu katliamlarda Bilgin'in pek övdüğü Hod Köyü çetesi ve yerel beyler de aktif rol almıştır.


Bilgin,Gürcü tarihçi Malhaz M. Sioridze'nin "Chveneburi" dergisinde yayımlanan bir makalesinden alıntı yapmış (s.247);ancak tırnak içinde verdiği bu alıntıda cümleleri olduğu gibi aktarmak yerine kesip biçerek ve kendinden sözcükler ekleyerek anlamı değiştiriyor ve ciddi bir tahrifata yol açıyor.Sioridze,Artvin ve Ardanuçlu Ermenilerin tutuklanmış olan Müslümanlara karşı yalancı şahitlik yaptığını yazarken,Bilgin ise Lyahov'un Kazakları mezalim yaparken bu Ermenilerin "yol göstererek,hedef göstererek" Ruslara yardımcı olduğunu ifade ediyor.Hâlbuki Sioridze'nin makalesinde "yol göstermek" ve "hedef göstermek" ifadeleri yoktur,sadece tutuklulara karşı yalancı şahitlik ettikleri vardır.Bu örnekte bariz bir tahrifat yapmış olan yazarın kaynaklara yaklaşımı hususunda kafamızda doğal olarak soru işaretleri oluşuyor.(Bu arada yazar tıpkı İlber Ortaylı gibi benim "Çarlık Rusyası Yönetiminde Kars Vilayeti" adlı kitabımın "kitap hâlinde yayımladığı(m) doktora tezi"m olduğunu sanmıştır.Hâlbuki değildir.Buradan benim kitabımı da dikkatli okumadığı anlaşılıyor.) Kuşkusuz,Kazak askerleri ve yerel Ermeniler de fırsatını bulunca Müslümanlara mezalim uygulamıştır.Ancak olayları doğal akışı içinde,kronolojik sırayla vermek ve illiyet bağını kurmak için de doğal soruları sormak gerekir.Olayları "doğal çevresinde" vermekten bahseden Bilgin'in,Artvinli ve Ardanuçlu Ermenilerin yerlerinden yurtlarından o kış günü neden kaçtıklarını ve Maçaheli'de ve Batum'da ne aradıklarını sormaması doğal değildir.Açıktır ki çetelerin katliamından kaçmışlardır.Yalancı şahitlik yapanlar da (bu iddiayı doğru kabul etsek bile) kendi akrabaları
Teşkilât-ı Mahsusa çetelerince katledildiği için intikam almak istemiştir.Bu arada aynı Sioridze,Gürcistan Bilimler Akademisi'ne sunduğu 1986 tarihli Rusça doktora (kandidat) tezinde,"Türklerin" Ardanuç'un 43 köyünden 34'ünü yaktıklarını da yazıyor (Malhaz Sioridze,"Batumskaya oblast v imperialistiçeskih planah zapadnıh derjav [1914-1921 gg.]",s.65.) Tutukluların Sibirya'ya sürgün edilmesi ifadesi de klişedir;ezici çoğunluğu Tiflis'te kalmıştır.Kitabın tek yanlı milliyetçi bakış açısı dışındaki başlıca eksiği kuşkusuz Rusça arşivlerden ve başka Rusça kaynaklardan yararlanamamış olması.Olayları "doğal çevresi içinde" vermenin önemini tekrar tekrar vurgulayan yazar,olayların aynı zamanda çok-yönlü olduğunu ve karşı tarafı da dinlemek gerektiğini de dikkate alsaydı belki daha dengeli bir sonuca ulaşabilirdi.

Kitapta tespit ettiğim ikinci bir hata veya tahrifat da Harita 2'de verilen "Kars Oblastı etnik yapıya göre nüfus oranları"na ilişkin.Bilgin,1914 yılı Kafkas Yıllığı'na referans vererek Kars Oblastı'ndaki Gürcülerin oranını yüzde 4,Rusları yüzde 11,Ermenileri yüzde 17,Müslümanları da yüzde 68 olarak aktarıyor.Ancak Kafkas Yıllığı'ndaki (Kavkazskiy Kalendar) rakamlar böyle söylemiyor.Yazarın bu oranları nereden aldığı,nasıl hesapladığı ve hatanın kasıtlı mı yoksa sehven mi yapıldığı belli değildir.Kullandığı kaynağın orijinalinde Kars Oblastı'nda bu dört grup dışında yüzde 14 civarında Rum nüfusu vardır.Oysa yüzde 14'ü de bu dört gruba eklersek toplamda yüzde 114 gibi imkânsız bir orana ulaşırız.Bilgin'in tablosunda Rumlar ortadan kaybolmuş durumda.1914 Kafkas Yıllığı'na göre (geçici ikâmet eden nüfus dâhil olmak üzere) Kars Oblastı'ndaki Ermenilerin oranı yüzde 29 civarı,Müslüman nüfus da yüzde 46 civarındadır.Daimi nüfusa göre de Müslümanların oranı yüzde 50 civarındadır.

Yazar Ivane Caiani'nin "Borçka Mektupları"na dayanarak 1893 yılında Artvin Okrug'una (Sancağı'na) bağlı Murgul'da iki köye Malakanların yerleştirildiğini yazıyor (s.72.) Ancak bu bilgi yanıltıcıdır,çünkü Malakanların Murgul köylerinde uzun süre kalmadıkları anlaşılıyor.Nitekim 1897 nüfus sayımı Kutaisi Guberniya'sı sonuçlarına göre Artvin Okrug merkezinde iki,tüm Okrug'da dört ve Batum merkezinde 137,tüm Batum Okrug'unda ise 161 Sektant yani Malakan vardır.

Son olarak,ilerideki baskılarda düzeltilmesi umuduyla kitaptan birkaç isim ve transkripsiyon yanlışına değinelim.Yazar General Istomin'in adını bir yerde doğru biçimiyle,sonra da bu olsa olsa "Stomin"dir diye düşünerek "Stomin" şeklinde vermiş.Yabancı adların yazımında sık görülen bir durum olduğu için mantıksız sayılmaz.Ancak bu örnekte yanlış,çünkü Rus generalinin adı gerçekten de Istomin.Rus makamlarının Malakanlar gibi heterodoks Hristiyanlar için kullandığı Sektant terimi "Sekandi" şeklinde verilmiş (s.65.) Kuban yerine Koban,Plastun yerine Plaston yazan Bilgin,Osmanlıca'da "o" veya "u" olarak okunabilen "vav" harfinin kurbanı olmuş (s.383.) General "Berkman" değil Berhman (ya da Berkhman diye yazılabilir,"genizsel h" sesini vurgulamak için),"Yüdenich" değil Yudenich;"Gurbenya" veya "Gurbenia" değil Guberniya (s.63) olmalı.Yazar,"Vladikafkas/Kafkas-ötesi olarak adlandırılan bu eyalet,Savaş Bakanı Dmitry A. Milyutin tarafından 1865 yılında düzenlenen askerî bir refomla kurulmuştu" diyerek bir cümlede iki büyük yanlış yapmayı başarmış.Birincisi,kendisinin de başka yerde belirttiği gibi Vladikavkaz sözcüğü Rusça'da "Kafkasya'ya hükmet!" anlamına gelir,Rusça'da "Kafkas-ötesi" anlamındaki terim "Zakavkazye"dir.İkincisi,Kafkasya Eyaleti (Kavkazskiy Kray) ilk olarak II. Katerina zamanında,ikinci olarak da 1844'te I. Nikolay tarafından naiplik (namestniçestvo) olarak kurulmuştur,Milyutin'in askerî reformlarıyla kurulmuş değildir.

Nihayet askerî tarihçiliğimize küçük bir katkı da ben sunmak isterim:Şimdiye dek Genelkurmay tarihçileri dâhil Türkiye'de herkesin sadece soyadını yazdığı (çoğu zaman onu bile yanlış biçimde,"Ştanka" olarak ifade ettikleri) ancak kimsenin adını merak edip bulmadığı Yarbay Stange'nin tam adı Christian August Stange'dir (Bkz. Bundesarchiv/Militararchiv,Freiburg.Msg 2/3739,Oberstleutnant Stange.Kriegstage-buch.)

*Doç.Dr.Candan Badem,Teşkilât-ı Mahsusa üzerine yeni bilgiler ve sorulmayan sorular,Toplumsal Tarih,Sayı:280,Nisan 2017,s.52-55.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder