11 Mart 2017 Cumartesi

Taner Akçam ile "Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları" üzerine/Serdar Korucu*

Clark Üniversitesi Holokost ve Soykırım Araştırmaları Merkezi'nden Prof. Taner Akçam,İletişim Yayınları'ndan çıkan "Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları" kitabında,bugüne kadar yayımlanmayan Krikor Gergeryan arşivinden belgelere yer veriyor.Akçam'ın kitabı,kendi deyişiyle "1915 hakkındaki konuşma tarzımızı tamamıyla değiştirecek" bir süreci başlatıyor.

Son 33 yıldır Ermeni Soykırımı gündeme geldiğinde bir konu hep çok konuşuldu,çok tartışıldı;çünkü yayımlandığı dönemde öyle bir etki yaratmıştı ki,Berlin'deki Talat Paşa Davası'nda bile gündeme gelmişti.Ermeni Soykırımı tarihyazımını başlatan eserlerden,İstanbul Ermenisi Aram Andonyan'a ait "Büyük Suç" kitabı...

Naim Efendi'nin hatıratı ve Talat Paşa telgrafları da dâhil bazı gizli belgeleri içeren eserle ilgili Ankara'nın tepkisi ise 1983'te geldi.Yaklaşık altmış yıl sonra...1983'te Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından Ermenilerce "Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü" kitabı sonrasında belgeler Türkiye'de bazen "sahte" bazense "kuşkulu" diye nitelenmeye başladı.

Clark Üniversitesi Holokost ve Soykırım Araştırmaları Merkezi'nden Prof. Taner Akçam ise İletişim Yayınları'ndan çıkan "Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları" kitabı ile 33 yıl önce tartışmayı başlatan Oral-Yuca'ya yani "sahte belgeler" tezine meydan okuyor.Bugüne kadar yayımlanmayan Krikor Gergeryan Arşivi'nin belgeleri eşliğinde...

-1983 yılının son günlerinde bir haber neredeyse Türkiye'deki tüm gazetelerde yer aldı:"Ermeni yazarın kitabındaki belgelerin sahte olduğu kanıtlandı".Bu "kanıtlama hâli" kitabınızın ardından ne durumda?

Önce bir bilgi:1983 yılında Orel ve Yuca adıyla yayımlanan kitap,aslında Dışişleri Bakanlığı'nda bir komisyon tarafından hazırlanmıştır.Adının önce "Beyaz Kitap" olarak konulması düşünülmüş,sonra vazgeçilmiştir."Kanıtlama hâli" konusuna gelince...1983 kitabında ileri sürülen tezler bugün itibariyle çökmüştür.

Kitabı yazan Bakanlık mensupları,telgrafların sahte olduklarını ispat için üç temel tez ileri sürdü:

1-NaimEfendi diye bir şahıs yoktur.
2-Olmayan şahsın hatıratı da olamaz.
3-Telgraflar sahtedir.

İlk iki tez tamamıyla çöktü.Genelkurmay Arşivi tarafından yayımlanan Osmanlı belgesinin de gösterdiği gibi Naim Efendi diye bir Osmanlı memuru var ve kendi kaleminden çıkmış bir hatıratı da mevcut.

1983 kitabı,telgrafların sahteliği konusunda 12 ayrı neden saydı;bunları üç-beş ana başlıkta özetlemek mümkün.En önemli iddia şifreleme teknikleri konusunda söylenenlerdi.Buna göre,Naim Efendi'nin verdiği 2 ve 3 rakam gruplu belgeler sahte idi;çünkü o tarihlerde hükümet 4 ve 5 rakam gruplu şifreleme tekniği kullanıyordu!Bir diğer iddia,belgelerden birinin çizgili kâğıt üzerine yazılmış olmasıydı;çizgili kâğıt belgenin sahte olduğunu kanıtlıyordu.Diğer iddialar şunlardı:Belgeler üzerindeki numara ve tarihler İçişleri Bakanlığı'nın gelen-giden evraklarının kaydedildiği defterlerdeki numara ve tarihlerle uyuşmuyordu;yedi belge altında Vali Mustafa Abdülhalik'e ait olan imza sahte idi ve bazı belgeler ciddi tarih hataları içeriyordu.Ben bu iddiaların çoğunun asılsız ve yanlış olduklarını bu kitabımda açık olarak gösterdim.Geriye iki önemli iddia kaldı;Vali Mustafa Abdülhalik'e ait imzalar ve bir-iki belgedeki tarih meselesi.Bunlara ilişkin ayrıntılı bir makale yazmaktayım.Bu makalede,Bakanlığın konu hakkındaki tezlerinin de yanlış olduğunu göstereceğim.Özet,"kanıtlama hâli",kanıtlanmış bir şekilde çökmüştür.

-Orel ve Yuca bu belgelerin sahte olduğuna ilişkin 12 neden sayıyor;bu 12 nedenden birisinde bile haklı olsalar,tüm belgelerin toptan sahte olduğuna mı hükmetmemiz gerekiyor?

Bu soru için özellikle teşekkür ederim.Bir karışıklığı gidermem gerekir.Orel ve Yuca,kitaplarında tüm belgeleri kapsayan kümülatif bir açıklama tarzına gitmedi.Haklı olarak,her belgeyi ayrı ayrı ele aldılar.Bugün de yapılması gereken bu...Sahtelik tartışmasının her belge için ayrı ayrı yapılması gerekir.Bu birinci husus.İkinci bir önemli husus daha var;bu Orel ve Yuca'da yok,ama onu burada yapmak zorundayız.Talat Paşa'ya ait Ermenilerin imha edilmelerini emreden telgraflar sadece birtakım rakamlardan oluşan ve çözümü yapılmamış telgraflardır.Bunların çözümü yapılmış ve altında imzalar olan telgraflarla bir ilişkisi yoktur.

Naim Efendi'nin verdiği telgrafların sahte olup olmadığı konusundaki tartışmayı doğru yapabilmek için,bu telgrafları iki kategoriye ayırmakta fayda vardır.Birincisi,çözümü yapılmış ve altında Vali Mustafa Abdülhalik'in imzaları olan telgraflardır (yedi adettir);ikincisi çözümü yapılmamış,hâlâ rakamlardan ibaret olan telgraflardır (beş adettir.)

Talat Paşa'ya ait olan ve Ermenilerin imha edilme emirlerini içeren telgraflar,çözümü yapılmamış,sadece rakamlardan ibaret telgraflardır.Bunların,altında imzalar olan telgraflarla bir alâkası yoktur.Altında imzalar olanlar,deyim yerindeyse,hiçbir özellikleri olmayan,benzerlerini Osmanlı Arşivi'nde de bulabileceğiniz "sıradan" telgraflardır.İmzaların sahte olup olmadığı tartışması sadece bu sıradan telgraflarla ilgilidir.Talat Paşa'nın imha emrini içeren telgrafların sahteliği tartışması ise,şifreleme gruplarıyla ilgilidir.Bunun imzalarla doğrudan alâkası yoktur.

Ermenilerin imha emirlerini içeren,sadece rakamlardan ibaret telgrafların çözümünü Naim Efendi yapmıştır,bu nedenle biliyoruz.Orel ve Yuca,sadece rakamlardan oluşan bu telgrafların sahteliğini,kullanılan 2 ve 3 rakam gruplu şifreleme tekniğine dayanarak göstermek istedi.Bense bu iddialarının saçma olduğunu,Naim Efendi'nin verdiği belgelerdeki 2 ve 3 rakam gruplu şifreleme tekniğinin doğru olduğunu göstermiş bulunuyorum.Dolayısıyla,bu belgelerin sahteliğini göstermek isteyen bir kişinin yapacağı tek iş vardır;rakamların nasıl çözüleceğini gösteren Şifre Miftah Defterlerini yayımlamak...Talat Paşa'nın imha emirlerinin sahteliği,bir tek Şifre Miftah Defterlerinin yayımlanması ile çözülebilir.Bu defterler yayımlanmadığı müddetçe bu belgeleri hakiki kabul etmek gerekir.Konu bu kadar basittir ve bu hususun altında imzalarla olan belgelerle bir alâkası yoktur.

Özetle,belgelerin sahteliği meselesi,her bir belge için ayrı ayrı yapılmak zorundadır.

-1983'te "Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü" kitabında Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından Naim Bey'in adına kayıtlarda rastlanamadığı ifade ediliyordu.1915-1916 yılları arasındaki İrade-i Seniye Defterleri,Ruzname-i Ceride-i Havadisleri ve Düsturları içerisinde...Siz kitabınızda öncelikle onun varlığını başka Osmanlı belgeleri üzerinden gösteriyorsunuz.Ardındansa hatıratın otantikliği konusuna eğiliyorsunuz.Bu konuda bulduğunuz en açık kanıt neydi?

Bulduğum en açık kanıt,2007 yılında Genelkurmay Başkanlığı (ATASE Arşivi) tarafından yayımlanan,"Arşiv Belgelerinde Ermeniler" kitabının yedinci cildidir.Belge,Meskene'de sevkiyat memuru olarak çalışmış,sonra Halep'te başka bir göreve atanmış Naim Efendi adlı bir memurun alınmış ifadesidir.Belgenin orijinali de çevirisi de yayımlanmıştır.Altında Naim Efendi'nin imzası vardır.

Naim Efendi,hatıratında Meskene'ye geçici görevle gönderildiğini yazar.Aram Andonian kendi anılarında,Meskene'de Naim Efendi'ye rüşvet verdiklerini söyler.Kitabımda gerek Genelkurmay tarafından yayımlanan gerekse Osmanlı Arşivi'nden bulduğum belgelerle,Meskene'de yaşananlar konusunda Naim Efendi ve Andonian'ın doğru söylediğini göstermiş bulunuyorum.

Naim Efendi adlı bir memurun varlığını gösteren diğer orijinal Osmanlı belgeleri Paris'te Boghos Nubar Paşa Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.Belgeler,Ermeni mebus Zohrab Efendi'nin öldürülmesiyle ilgili yazışmalardır.

Hatıratın otantik olduğu konusundaki en önemli kanıt ise gene Osmanlı Arşivi'nde bulduğum belgelerdir.

Naim Efendi'nin hatıratında yazdığı on ayrı olayı seçerek,arşivde izlerini sürdüm.Bulduğum belgeler Naim Efendi'nin doğru söylediğini gösteriyordu.Benim için en çarpıcı iki örnek,Naim Efendi'nin bazı Ermenilerin isimlerini zikrederek,"Bu insanlar hakkında İstanbul'dan emir geldi" diye bilgi vermesiydi.Birinci olayda dört Ermeni'nin ismi geçiyordu.Talat Paşa bu Ermenilerin sürülmemesini istemiş ama bu emire rağmen bu insanlar sürülmüştü.İkinci olay,Kozan'ın Ermeni milletvekili Nalbandyan Efendi'nin akrabası Soğomon Efendi ile ilgili idi.Talat,Soğomon Efendi'nin Halep'te kalması için emir yollamıştı.Ama Soğomon Efendi bu emire rağmen sürülecekti.Naim Efendi aktardığı bu iki olaya ilişkin hiçbir belge sunmaz;aklında kaldığı kadarıyla yazar.Bu belgeleri arşivde buldum.Bu çok önemliydi,çünkü hem Naim Efendi’nin doğru söylediğini gösteriyordu,hem de bu bilgileri ancak ve ancak Halep sevkiyat müdürlüğünde çalışmış birisi bilebilirdi.

-Kitapta Naim Efendi'nin hatıratının daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış bölümleri de var.Bu hatıratta ilk kez yayımlanan bölümlerde sizin için en önemli nokta neydi?

Bence,yukarıda sözünü ettiğim Ermenilere ait isimler,hatıratın yayımlanmamış kısmındaki en önemli bilgilerdi.Andonian muhtemelen bunları önemsiz gördüğü için yayımlamadı.Yayımlanmamış diğer kısımlara baktığımızda bunların "ayrıntı ve önemsiz" olarak telakki edilebilecek,bazı kişi ve olaylarla ilgili bilgiler olduğunu görüyoruz.Ama Andonian'ın "önem" dışında da bazı tercihler yapmış olduğunu söyleyebilirim.

Örneğin,Naim Efendi cinayetlerin daha çok, Rumelili,Çerkes ve Çeçen gibi insanlarca işlendiğini söyler ve "Zalimlik yapan memurlar arasında Türk yok gibiydi" der.Andonian,Naim Efendi'nin bu ifadelerine yer vermez.Andonian'ın yer vermediği bir başka cümle şudur:"Bu vicdansûz menâzır yalnız Hristiyanların değil İslâmların da kalplerini sızlatıyordu." Birkaç Ermeni'nin zorla Müslüman olmayı kabul ettikleriyle ilgili bir cümle de yer verilmeyenler arasındadır.Bu hususlara yer vermemiş olması,Andonian'ın belli tercihlerde bulunduğunu gösteriyor.

-Andonian'ın belgelerine yönelik bir başka eleştiri ise kitapların farklı dillerde yayımlanırken ekleme çıkartma yapılması.Siz çalışmanızda Fransızca,İngilizce ve Ermenice baskıları birarada inceliyorsunuz.Bu süreçte siz eserler arasında ne gibi farklar gördünüz?

Eserin İngilizce,Fransızca ve Ermenice baskılarını ayrıntılı kıyaslama yoluna gitmedim.1965 yılında Gergeryan,1983 yılında Orel ve Yuca ve 1986 yılında Vahakn N. Dadrian bunu yaptı;yani bu üç baskı arasındaki farklar zaten biliniyordu.Yalnız eklemek isterim ki,kitabın İngilizce ve Fransızca baskıları yapılırken ekleme ve çıkarmalar yapan Andonian değildir.Andonian bu dillerdeki baskıları ne kadar kontrol edebilirdi,bilemiyorum.Bildiğimiz,İngilizce kitabın,Ermenice kitabın çevirisi değil,özeti olduğudur.O da son derece kötü bir özet.Andonian İngilizce bilmediği için,nelerin özetlenerek yazıldığı konusunda muhtemel bir bilgi sahibi bile değildi.Fransızca baskısı düzgün bir baskıdır ama orada da bazı paragrafların olmadığını gördük.

Çalışmamda doğrudan Andonian tarafından yazılmış Ermenice baskıyı esas aldım.İlgilendiğim konu itibariyle,farklı baskılar arası ilişki hiçbir biçimde sorunum olmadı.

-Andonian ve eserine karşı önce 1983'teki Orel ve Yuca'nın kitabı çıktı.Sonrasındaki çalışmalar da birbirini takip etti.Popüler kültür de ihmâl edilmedi.1986'da Naim Bey'in anılarını ve telgrafları yayınlayan Andonian'ı "komite reislerinden" biri diye tanıtan "Duvardaki Kan" dizisi yayımlandı.Neydi o dönem Ankara'yı bu "uyanışa" sürükleyen?

Aklıma birkaç neden geliyor.Birincisi,ASALA eylemleri olsa gerek.1970'li yılların ortalarından itibaren birçok diplomat ASALA örgütünün saldırılarına uğramış ve öldürülmüştü.Orly ve Esenboğa havaalanlarına yapılan saldırılar da vardı.Bu eylemler nedeniyle konu öne çıkmaya başlamıştı.Cinayetler yanlış bulunsa ve kınansa bile,eylemler 1915'in intikamını almak için yapıldığından,kamuoyu doğal olarak "1915'te ne olmuştu ki?" sorusunu sormaya başlamıştı.

Bir başka neden de Amerikan Kongresi'nde gündeme gelen,soykırımı tanıma tasarısı olabilir.Sonuçta,1984 yılında alınan bir kararla 1915 soykırım olarak tanımlandı.Ama konu hakkında tartışmalar elbette çok önce başlamıştı.Zannediyorum,Türk hükümet yetkilileri soykırım konusunun giderek artan bir biçimde gündeme geldiğini ve geleceğini gördükleri için,bir ön önlem almak amacıyla bu kitabın yayımlanmasını düşünmüş olabilir.

1983 yılının bir başka özelliği daha var.Kâmuran Gürün'ün "Ermeni Dosyası" kitabı bu yılda çıktı.Orel ve Yuca'nın kitabının Kâmuran Gürün'ün ısrarıyla hazırlandığını biliyoruz.Dolayısıyla şöyle bir tahminde bulunabilirim:Gürün,Ermeni sorununun giderek önem kazandığını görmüştü;Naim Efendi hatıratı ve telgraflarının gücünün de farkındaydı;bu nedenle böyle bir kitabın çıkması için özel bir çaba harcadı.

-Ankara'nın 1980'lerdeki uyanışında darbenin etkisi de var mıydı?

Askerî darbenin özel bir etkisi var mıydı,bilemiyorum.Ama ASALA eylemlerinin 1980 ve 1983 yılları civarında çok büyük yoğunluk kazanmasının ciddi etkisinin olduğunu tahmin ediyorum.ASALA eylemlerinin Türk Dışişleri Bakanlığı üzerindeki etkisi konusunda ciddi olarak düşünmek zorundayız.Çok üstlerine vazife olmamasına rağmen Bakanlığın Ermeni sorunuyla bu kadar uğraşmasının nedeni,teröre vermiş olduğu kurbanlardır.Dikkat edilirse,1970 ve 1980'li yıllarla birlikte konu hakkında kitaplar yazan,araştırma yapanlar Dışişleri mensuplarıdır.Devlet kurumları içinde,birçok konuda liberal ve açık görüşlü kurum olarak bilinen Dışişleri'nin Ermeni sorunu etrafında son derece "muhafazakâr" ve "şahin" bir politika izlemesi ancak bu çerçevede anlaşılabilir.

ASALA eylemleri belki 1915 konusunun uluslararası platformda gündeme taşınmasına vesile oldu denilebilir ama bu eylemler Türk Dışişleri üzerinde yarattığı travma nedeniyle,sorunun olumlu çözümünü tıkayan büyük bir engel teşkil etti.Sadi Koçaş,Kâmuran Gürün,Bilal N. Şimşir,Şinasi Orel gibi Dışişleri mensuplarının Türkiye'de "anti-Ermeni" havanın başını çekmelerinin bir tesadüf olmadığını düşünüyorum.

-Uzun yıllar tartışmalara neden olan bu belgelerle ilgili "yalanlama" haberleri bir dönem medyada geniş yer bulurken Gergeryan'ın arşivi neden bu etkiyi yaratmadı?

Birkaç neden sayabilirim.Birincisi,işimize gelmediği için...Resmî tezin çöktüğü haberini haber olarak geçmek yerine susmak elbette daha makul olan bir tepkidir.İkincisi,Türkiye'de artık eleştirel medya diye bir medyanın kalmamış olmasıdır.Bu tür yayınlara ilgi duyacak kişiler artık ortalıkta yok.Üçüncüsü,ortalıkta olsalardı bile ne kadar ilgi duyarlardı diye bir soru var tabii...Benim konuyla ilgilenmeye başladığım 1990 yılından bu yana edindiğim bir tecrübe var:Türkler hep daha önemli işlerle meşgul;hep yapacakları ve ilgilenecekleri daha büyük ve daha önemli meseleleri oluyor...Bu nedenle,yüz yıl öncesine ait bir meseleyle uğraşmak onlar için fazla lüks ve can sıkıcı bir konu olarak kalıyor.Bu kuralın değiştiğini hiç görmedim.Bir tek Hrant Dink'in öldürülmesi sonrası ufak bir değişiklik oldu,o kadar...Bir başka gözlemim de şu:Türkler,konu dışarıdan kendilerine dayatılırsa "ilgi duymak" zorunda kalıyor.Benim son kitabımın başına da muhtemelen böyle bir şey geliyor.

Şundan kesin olarak eminim ki,ya kitap İngilizce olarak yayımlanınca ya da bir ülke parlamentosunda konu gündeme gelip kitap bir kanıt olarak ileri sürülünce kitabın farkına varılacak...Ama gösterilecek tepki de muhtemel şöyle bir şey olacak:"Nereden çıktı şimdi bu!","Durduk yerde,yüz yıl önce olmuş bir şeyi ikide birde ısıtıp ısıtıp gündeme getirmenin bir âlemi var mı?”

Geçmişte yaşanmış haksızlıklarla uğraşmayı bir lüks,gereksiz bir külfet sayan ve ama benzeri sorunlarla bugün de uğraşmaktan kurtulamayan tuhaf bir toplumuz biz.Hakikat ise şurada:Geçmişteki haksızlıkları üreten zihniyet,üzerine yeteri kadar düşünülmediği için bugünümüzü de tahrip etmeye devam ediyor.

-Siz Krikor Gergeryan'ın akrabalarının elinde bulunan arşivine nasıl ulaştınız?Neden bu zamana kadar keşfedilmemiş?

Gergeryan arşivinin varlığı araştırmacılar tarafından biliniyordu.Tüm arşiv 1983 yılında Armenian Assembly adlı kuruluş tarafından mikrofilme alınmış ve Washington'da araştırmacıların hizmetine sunulmuştu.Fakat Assembly'nin özel bir çalışma odası vb. yoktu;daha önemlisi Gergeryan arşivi tasnif edilmemişti.Sonuçta içlerinde ne olduğunu bilmediğiniz yüzün üzerinde mikrofilm kutusuyla karşı karşıya idiniz.Çalışmak için aylara ihtiyacınız olacaktı ki bu durumda bile bir şey bulacağınız kuşkulu olabilirdi.

Washington'a,bu malzemeleri görmek için iki defa gittim.Fakat otel fiyatlarının 500 dolar civarlarında gezdiği bir yerde,kalıp çalışabilmek imkânsızdı.Zannediyorum araştırmacıları malzemelerden uzak tutan nedenler bunlardı.Armenian Assembly denilen kuruluşun mikrofilme aldığı malzemelere niçin özel olarak bakmadığını ise bilemiyorum;kendilerine sormak gerek.

Washington ziyaretlerinden bir sonuç alamayınca,bir-iki sefer Krikor Gergeryan'ın yeğeni Dr. Edmund Gergeryan'dan malzemelerin orijinallerini göstermesi için ricada bulundum.Her seferinde,"Hepsi Washington'da,gidin oradan bakın" cevabını aldım.En son Soykırım'ın yüzüncü yılında şansımı bir defa daha denemek istedim.Dr. Gergeryan'dan bu sefer isteğimi kırmadı ve arşivi ilk defa görme imkânına sahip oldum.

-Arşivde daha neler var?2017'de arşivi açtığınızda daha nelerle karşılaşacağız?

Çok ayrıntılı bilgi vermeyeyim,sürpriz olarak kalsın;yayımlayınca görürsünüz diyeyim.Ama şu kadarını söyleyebilirim ki,sözkonusu olan Naim Efendi'nin hatıratı kadar,hattâ bundan daha önemli bazı orijinal Osmanlı belgeleridir.Naim Efendi hatıratında olduğu gibi,bu belgelerin de yayımlanmasıyla birlikte 1915 hakkındaki konuşma tarzımızın tamamıyla değişeceğini tahmin ediyorum.Gergeryan arşivi bu potansiyele sahip.Bu kitapla da bu sürecin başlamış olduğunu düşünüyorum...

*Serdar Korucu,Taner Akçam ile "Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları" üzerine,Toplumsal Tarih,Sayı:276,Aralık 2016,s.50-54.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder