5 Mart 2017 Pazar

Ermeni ve Yahudi emvalinin yasal ve resmî yoldan talanı:Ermeni Soykırımı ve Holokost/Dr.Ümit Kurt*

Ermeni ve Yahudi emvalinin devlet yönlendirmesiyle yağmalanması,kurbanları bir anda yoksullaştırmıştır;bu,iki soykırımın da hem koşulu hem sonucudur.Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti ve Nazi Almanya'sı dönemlerinde,tehcir edilmiş Ermeniler ve Yahudilerin geride kalan varlıklarının yönetimine ilişkin bir dizi yasa ve kararnamenin yanı sıra çapraşık bürokratik mekanizmalar da icat edilmiştir.Bu makalede,Ermeni ve Yahudilerin mallarının yasal kisveye büründürülüp nasıl el değiştirdiği karşılaştırmalı bir bakışla incelenerek,sözkonusu iki mazlum grubun mal ve mülklerinin tasfiye edilmesi süreci tahlil edilmekte,ayrıca bu iki mülksüzleştirme sürecindeki benzerlik ve farklılıkların altı çizilmektedir.

Giriş


Soykırım stratejileri,seçkinlerin kitlesel düzeyde idamından toplu hâlde tehcire,zorla asimile etmeden,maddi kültürün imhasına ve kolektif mülksüzleştirmeye kadar pek çok şeyi kapsar.(1) Yağma ve talan da dâhil kolektif mülksüzleştirme,soykırım politikalarına eşlik eden ve hattâ o politikalara güç veren cürümlerden sadece biridir.Örnek olarak,Ermeni ve Yahudi emvalinin devlet tertibiyle yağmalanması,kurbanlarını anında yoksullaştırırken soykırımın aynı anda hem koşulu hem sonucu olmuştur.Yirminci yüzyılda Ermeni ve Yahudilerin menkul ve gayrimenkullerinden mahrum bırakılmaları,ayrıldıkları topraklarla gelecekte kurulabilecek bağlarını resmen kesip koparmıştır.

Yağma ve görevi kötüye kullanma,kişiler düzeyinde çok yaygın olarak tezahür etse de,Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerinin gaspedilmesinin esasen devlet tarafından yönlendirildiğinden şüphe yoktur ve bu süreçler Ermeni Soykırımı ile Holokost'un ortaya çıkışıyla yakından ilişkilidir.Yerel halkın Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerinden pay alma işine ortak olması,suça iştirakin yaygınlaşmasına ve İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ile Nasyonal Sosyalist Parti'nin (NSP),Ermenilere ve Yahudilere karşı aldığı tedbirlerin meşrulaşmasına hizmet etmiştir.

Ancak,Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerinin gaspı,İTC ve NSP tarafından denetlenen ve yönlendirilen soykırım politikalarının sadece bir yan ürünü değildir;her iki vakayla ilgili literatür,genelde,bunları siyasî seçkinlerin iradesinin bir sonucu olarak ortaya koyar.Aynı literatüre göre,bu seçkinler İTC ve NSP'ne kitleleri soykırım olaylarına katılmaya cezbedecek stratejileri geliştirmekte kararlı ve mahir olmalarını sağlayacak yüksek düzeyde bir beceri de kazandırır.Aynı kaynaklar,yağma ve ganimeti,suça iştirak etmelerini sağlamak amacıyla her iki iktidarın yerel seçkinlere sunduğu birer saik olarak tanımlar.

Soykırım iç içe geçmiş iki süreci -cinayet ve yağma- birleştiren bir uygulama ise,yerel ve merkezi otoriteler arasındaki işbölümünü nasıl analiz edebiliriz?İTC ve NSP'nin soykırım politikalarına yerel seçkinlerin desteğini hangi unsurlar açıklar?Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerine el konmasında ekonomik bir itki mi sözkonusuydu,yani mal ve mülklerin tasfiyesi/el değiştirmesi maddi kazanç sağlamanın aracı mı olmuştu?İTC ve NSP,Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerini,yerel seçkinlere ve halka soykırımı desteklemeleri karşılığında mı dağıtmıştı?Ne kadar ve ne tür Ermeni ve Yahudi mal ve mülküne el konmuştu?Hangi mekanizmalar çalıştırılmış ve bu işe hangi kurumlar iştirak etmişti?Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerine el konurken hangi yasal mekanizmalardan faydalanılmıştı?Ermeni ve Yahudi mal ve mülklerine el koymak için siyaset/devlet yetkilileri bir dizi yasa,kararname ve düzenleme çıkarmayı neden gerekli görmüştü?Bu hususların dikkatle incelenmesi ve analizi,gerek Ermeni Soykırımı ve Holokost'un nasıl yapıldığı,gerekse bu yok etme sürecinin bütünü bağlamında Ermeni ve Yahudi mal ve mülklerinin nasıl bir önem taşıdığı konusunda bize çok daha fazla şey söyleyebilir.

Bu çalışmanın temel hipotezi,her iki örnekteki soykırımın,münhasıran siyasî liderliğe ait karar alma sürecinin sadece bir yansıması olmakla kalmayıp bunun çok ötesinde bir olgu olduğudur.Bu,yukarıdan aşağı bir süreç olduğu kadar,önemli iktisadî ve toplumsal saiklerden ivme kazanan aşağıdan yukarıya doğru bir süreçtir de.Örneğin,ganimet ihtimali,yerel işbirlikçileri,İTC ve NSP'ne bağlı güvenlik güçlerinin yönlendirdiği katliamları ve tehciri desteklemeye teşvik etmiştir.Bu konumları açısından,her iki parti de,soykırım tertiplerinin arkasına toplumsal desteği almakta başarılı olmuştur.Burada ileri sürülen görüş,halkın soykırım sürecine katılmaya ikna edilmesinde liderlerin ganimet ve talan vaadini maksatlı olarak araçsallaştırdığıdır.

Bu makalenin argümanı,kitlesel katılımın esasen yerel düzeydeki teşviklerden ve saiklerden kaynaklandığıdır.Yerel halk,merkezdeki siyasi yetkililerden gelen emirleri uygularken bunu sadece onlara sadık olduğu için yapmıyordu.İTC ve NSP el koyma sürecine baştan sona dâhil olmuş ve bu süreci tümüyle denetimleri altında gerçekleştirmişlerse de,yerel kurumların ve devlet memurlarının işbirliği de önemli bir rol oynamıştır.Bu açıdan bakıldığında,katılımcıların genişlik arzeden çeşitliliğinin ve hem İTC ve NSP'nin,hem de yerel düzeydeki devlet kurumlarının dinamik kendi kendini radikalleştirme süreçlerinin incelenmesi gerekmektedir.

Ermeni ve Yahudilerin mallarına el konulması,bu nedenle,İTC ya da NSP'nin emirlerinin uygulanmasıyla sınırlı kalmayıp yerel toplumların Ermeni ve Yahudilere karşı aldığı tavırla da,yani Ermenilere ve Yahudilere beslenen nefretin farklı türleriyle de bağlantılı gerçekleşmiştir.Ermeni ve Yahudilerin mallarının gaspı,çeşitli yerel grupların,İTC ve NSP'nin merkezî ve yerel yetkilileriyle olan ilişkilerinin yanı sıra,ayrı ayrı her şehirdeki Ermeni ve Yahudi nüfuslarıyla olan ilişkilerinin de ölçülmesinde yararlı olacaktır.

Amaç tüm menkul ve gayrimenkulleri yağmalamak ve ele geçirmekti ve bu,taşra seçkinlerinin bu süreçte yer alması için elle tutulur bir motivasyon teşkil etmişti.Ermeni ve Yahudilerin yerinden edilmesini merkez ve çevrenin uygulamaya koyduğu ve bu insanların mal ve mülklerine sistematik bir şekilde el konulduğu açıktı.Bu tezgâhtaki toplumsal aktörlerin çokluğu,soykırım politikalarına payanda görevi gören toplumsal destek mekanizmalarının durumunu da açığa çıkarmaktadır.

İTC ve NSP'nin,Ermeni ve Yahudileri ekonomiden söküp atma siyasetine gelince,bunun gerçekleşmesi için belirli bir yasal çerçeveye gerek duyulmuştur.Yasal çerçeve Ermeni ve Yahudilerin emvaline el konup bu malların gaspedilmesini kolaylaştırmıştır.El koyma kavramı,burada,"geniş bir bürokratik aygıtın [bu sürece] iştirak etmesi anlamına gelir ve [bu durum] Ermeni mallarının müsaderesi sırasındaki yasal kisveyi gösterir."(2) Martin Dean'in,"Aryanlaştırma" bağlamında belirttiği gibi,"el koyma" tabiri,doğrudan doğruya "sürecin yasallaşmış,bürokratik ve devlet tarafından organize tabiatını yansıtır."(3)

Bugüne kadar,Ermeni Soykırımı ve Holokost olarak bilinen,yirminci yüzyılın ilk yarısındaki iki büyük kitlesel katliam sırasında Ermeni ve Yahudi varlıklarının,"yasal" ve bürokratik kanalların kullanılması suretiyle el değiştirmesi sürecini karşılaştıran bir araştırma yapılmamıştır.(4) Bu,bu makalenin,bu konuya ilişkin mevcut literatüre özgün katkısı olacaktır.

Ermeni emval-i metrukesi ile ilgili tarihyazıcılığı

Ermenilerin mallarına el konması konusundaki mevcut bilimsel araştırmalar emekleme aşamasındadır.Mülkiyet hususunun Ermeni Soykırımı'nın gerçekleştirilmesi sürecindeki ve sonrasındaki büyük önemine karşın,bu zamana kadar çok az araştırma bu hususu ele almıştır.1927'den 1933'e kadar İstanbul Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nin yıllıklarında yer alan Lut'fik Kuyumcuyan araştırması,(5) emval-i metruke konusunun önemi üzerinde duran ilk girişimlerden biridir.[Kuyumcuyan,]Cumhuriyet döneminde çıkarılmış yasalar ve nizamnameleri ele almıştır.Haygazn Gazaryan da,çoğunlukla Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu vilayetlerinden derlenen bir ampirik zemin tesis etmek yoluyla Ermeni emvaline el konmasını araştırmıştır.(6)

Ermeni emval-i metrukesine ilişkin Osmanlı/Türk kanunlarını ve nizamnamelerini inceleyen ilk kapsamlı çalışma Levon Vartan'a aittir.(7) Vartan bu öncü araştırmasında,Osmanlı Ermenilerinin "emval-i metruke"sine ilişkin hukukî araçların yürürlüğe konmasını incelemiştir.Ermeni Soykırımı üzerine araştırmasında Donald Bloxham,Jön Türklerin Osmanlı Ermenilerinin mülklerine el koymasının,İTC tarafından tanımlanan şekliyle ideolojik düzeydeki sadık vatandaşlar arayışının ekonomik sonucu olduğunu ileri sürmüştür.(8)

Aviel Roshwald ise,biraz farklı bir yaklaşım önermiştir.Roshwald,Jön Türk ideolojisi üzerine yoğunlaşarak bu ideolojinin çerçevesini,"bir Türk teknokrasisi ve Türk burjuvazisi tarafından yönlendirilen,ağırlıklı olarak Türklerin hâkim olduğu bir ekonomik sistemin gelişimini teşvik etmek üzere tasarlanmış bir milliyetçi devletçilik" olarak çizmiştir.(9) Roshwald'a göre,Türk burjuvazisinin temayüz etme süreci,"uzun zamandır ticarî ve malî sektörlere hâkim olan ve kapitülasyonlar rejiminden faydalananlar olarak görülen Ermeni ve Rum ticaret sınıflarının" ayağının kaydırılmasını gerektiren bir başka sürecin parçasıdır.Bu ekonomik milliyetçilik,Ermenilerin oturmuş ticaret ağlarını söküp atmış ve "az sayıdaki ama iyi irtibatları olan Türk tüccarlar için azgınca vurgunculuk yapma fırsatı yaratmıştır."(10) Roshwald,devletin güç kullanımına dayalı seferberlik vasıtasıyla bu şekilde bir kapitalist servet birikimi sağlamasının bir seferlik bir olay olmadığı fikrini ileri sürmüştür.Ona göre aksine,"bu politikalar,savaş sonrasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin ekonomik politikasının ayırt edici özellikleri olan devletçilik ve bir etnik-Türk burjuvazisinin kollanması için temel kalıbı oluşturmuşlardır."(11) Başka bir deyişle,Roshwald,bunu,nedensel olarak birbiriyle bağlantılı iki olaydan kaynaklanan bir süreç olarak yorumlamıştır:Ermenilerin büyük çaplı mülksüzleştirilmesi ve yeni doğan Türk ulus-devletinin ekonomisinin yaratılması.

Bir başka önemli çalışma,ekonomik teşviklerin,devlet,bürokratik personel ve siviller olarak Osmanlı toplumunun tüm kademeleri için bir saik olduğunu ileri süren Michelle Latham tarafından yapılmıştır.Latham,Ermenilerin iş ve ticaretteki varlıklarını ortadan kaldırmak için sistematik bir plânın sözkonusu olduğunu ileri sürmüştür.Bunun uygulamaya konmasıyla,Ermenilerin ekonomik gücünün zayıflaması,ekonomik rekabetten bertaraf edilmeleri ve bu şekilde bu sektörlerin Türklerin yararına kazandırılması hedeflenmiştir.Ek olarak Latham para,mücevher,hayvanlar,giysi ve diğer kıymetli varlıklar da dâhil olmak üzere,Ermenilerden gaspedilen malvarlıklarının ya bu suçu işleyenler tarafından elde tutulduğunu ya da kâr amacıyla satıldığına işaret etmiştir.(12) Bu analiz,mülksüzleştirmenin karmaşık yapısını yakalamış olmasına karşın,kendi kendini yenilemeye başlayan bir süreç için analitik bir model oluşturmada bir ölçüde başarısız kalmıştır.

Christian Gerlach ise mülk gaspı ve mülksüzleştirme ile zenginleşme fikrinin,bu suça iştirak edeceklerin,mazlumlara karşı kitlesel boyutlardaki şiddette rol almaya hazırlanmalarına büyük bir katkıda bulunduğu iddiasındadır.Dahası,devlet yağma edilen malların denetimine tümüyle sahip olmaya ve ardından bunları yeniden pay etmeye kalkışmıştır.Yaptıkları,alenen,geçmişteki çatışmalar sırasında kitlelerin yaşadığı kayıpları teskin etmeye yönelik bir hareket olmuştur.(13) Gerlach ayrıca Ermeni emvalinin Osmanlı savaş harekâtlarının finanse edilmesindeki payının da altını çizmiştir.(14)

Bu kapsamlı gözlemlerin,mülksüzleştirme süreci üzerine birkaç derinlikli araştırmayla güçlendirilmesi gerekmekte.Bunlar,el koyma sürecinin özgül yönleri üzerine yoğunlaşan ayrıntılı araştırmalar.Örneğin,Dikran Kuyumcuyan altın,banka aktifleri,sigorta poliçeleri,gayrimenkul varlıklar ve envanterler de dâhil,el koyulan emvalin ilk taksonomilerinden birini geliştirmiştir.(15) Taner Akçam'ın daha titiz bir başka analizi,el koyulan varlıkların yeni sahiplerinin niteliği konusunda genel bir bakış açısı vermiştir.Osmanlı belgelerine dayanan Akçam,Ermeni emvalinin altı çeşit alıcısını tanımlamıştır:Müslüman muhacirler,Müslüman burjuvazi,Osmanlı ordusu ve Ermeni Tehciri'nin kendisi (tehcirler için hükümetin yaptığı masrafların karşılanması),devletin kendi altyapısı ve milis teşkilatları.(16)

Hilmar Kaiser'in,Ermenilerin mülksüzleştirilmesi hakkındaki araştırmaları,hukukî örtünün savları ile sahada bilfiil yaşanan olayları karşı karşıya getirmektedir.Kaiser'in vardığı sonuç şudur:Osmanlı hukuku,el koyma sürecini yasal sınırlar içinde tutacak bir kıstas sağlamamıştır;Jön Türk rejiminin de Osmanlı Ermenilerinin emvalini korumaya yönelik herhangi bir hassasiyet duyduğu görülmemektedir.(17)

Bedros Der Matosyan'ın çalışması bu konuya daha fazla tarihi açıklık kazandırmıştır.İTC,Ermeni emvaline el koyarken,bunu izleyen Kemalist hareket bu suçu bir oldubitti olarak memnuniyetle kabul etmiş ve bir olgu olarak temellüke yönelebilmiştir.Burada el koyma ve temellük arasında yapılan ayrım,aktif müsadere-pasif müsadere karşıtlığını ifade etmektedir.(18) Der Matosyan'ın bir başka makalesinde,"Ermeni sermayesi"nin kaderi,Osmanlı Ermenilerinin yok edilme sürecinin önemli bileşenlerinden biri olarak gösterilmiştir.Bu makale,"Ermeni sermayesi"ne yasallık kisvesi gerisinde perdelenen bir süreç olarak yaklaşmakta ve bu sermaye ile sonraki Cumhuriyet döneminin maddi temelleri arasında olabilecek bağlantılar konusunda yeni araştırmalara davet çıkaran soru ve meseleleri öne çıkarmaktadır.(19) Kevork K. Bağcıyan,Ermeni emvaline el konmasını,zamanı geldiğinde onu izleyecek olan şeyin,1915'te Ermeni Soykırımı'nın gerçekleştirilmesinin,asli oluşturucu öğesi olan belirleyici bir süreç olarak teşhis etmiştir.(20)

Hrayr Karagözyan ve Yair Auron,"A perfect injustice:genocide and theft of Armenian wealth [Mükemmel bir adâletsizlik:soykırım ve Ermeni varlıklarının çalınması]" adlı çalışmada,mevcut literatürdeki bir başka gediği doldurmayı amaçlamıştır.Daha doğru ifadecek olursak,bu "gedik",Jön Türk hükümetinin Ermeni hayat sigorta poliçelerinine nasıl ve neden zorla el koyduğu konusunda yetersiz,ayrıntılara inmeyen bir rivayetten kaynaklanan bir akademik boşluktur.Sözkonusu kitaplar,ilginç olmakla birlikte Ermenilerin emvalinin yerel düzeyde nasıl el değiştirdiğine açıklama getirmeyen parçalı bir tartışma getirmiştir.(21) Ermeni Soykırımı sırasında,Jön Türk hükümetinin Ermeni emvaline el koymasına ilişkin kapsamlı çalışmalardan biri Uğur Ümit Üngör ve Mehmet Polatel tarafından yapılmıştır.Bu araştırma,Türk ekonomik milliyetçiliğinin ortaya çıkışının ayrıntılarını verirken soykırım sürecinin ekonomik sonuçları konusunda derin bir bakış açısı sunma ve talanın zeminde nasıl organize edildiğini açıklamak iddiasındadır.(22)

Sait Çetinoğlu,1915 Soykırımı sırasında Ermeni mallarına el konmasını çok daha geniş bir tarihsel bağlama oturtur ve Ermeni emvalinin kaderini çizgisel bir tarihi anlayış üzerinden ele alır.Longue durée [uzun süre] prizmasından bakıldığında,1895-1955 dönemi (1895 Hamidiye katliamları,1909 Adana katliamı,1915 Soykırımı ve 6-7 Eylül 1955 pogromu) Osmanlı Ermenilerinin ekonomik hayatını tümden bir yok oluşa götürmüştür.(23) Nevzat Onaran'ın Ermeni ve Rum emvaline el konmasını ele alan hacimli araştırmaları,Osmanlı'nın bu iki Hristiyan grubunun mülksüzleştirilmesi konusunda anlatılan rivayetleri sunup Osmanlı ve Cumhuriyet dönenimde çıkarılan yasaları toplu olarak ele alır.(24)

Ermeni örneği

1915 Tehciri'nden sonra Osmanlı Ermenileri tarafından geride bırakılan emvalin yönetilmesine ilişkin olarak Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde bir dizi yasa ve kararname çıkarılmıştır.Bu yasalar,Emval-i Metruke Kanunları olarak bilinir.(25) Sözü edilen yasaların çoğu,Cumhuriyet döneminde yürürlüğe girmiştir.

Ermeni emvaline el konmasıyla bağlantılı olarak Ermeni Soykırımının kimi özgün unsurlarından söz etmek gerekir.(26) Birincisi,1915'ten 1918'e kadar varlıkları tasfiyeye tabi olan tek insan grubu tehcir edilmiş olan Ermenilerdir.Tehcir edilmemiş Ermenilerin emvaline el konmamıştır.İkincisi,Ermeni emvaline el konması,Nazi Almanya'sındaki Yahudi örneğinden farklı olarak,ırkçı bir ideoloji temelinde gerçekleşmediği için,tehcirler ve soykırım sırasında Osmanlı Ermenilerinin vatandaşlıklarının iptali gündeme gelmemiştir.Üstelik,Ermeniler vatandaşlıktan özel olarak Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılmamışsa ya da kendileri ayrılmaya karar vermemişlerse,vatandaşlık hakları 1964 gibi ileri bir tarihe kadar geçerli kalmıştır.
Üçüncüsü,Ermeni varlıklarının kamusallaştırılması sürekli bir el koyma şeklinde gerçekleşmemiştir;başka bir deyişle,malların ya da mukabil kıymetlerinin sahiplerine iade edilmeyeceği herhangi bir yerde belirtilmemiştir.Tersine,her şey,sahipleri nâmına devlet tarafından yönetilecektir ve bunun gerçekte ne zaman olacağı belirtilmemiş olsa da,düzenlemeler,malların ya da mukabil kıymetlerinin sonunda gerçek sahiplerine iade edileceği şeklinde olmuştur.Oysaki Ermenilerin menkul ve gayrimenkullerine el koymakla,yasaların ve kararnamelerin asli hedefi,Anadolu'daki Ermeni varlığının fizikî temelini tümden bertaraf etmek olmuştur.

İTC döneminin yasaları ve kararnameleri:10 Haziran 1915 düzenlemesi

10 Haziran 1915 tarihli,otuz dört maddelik yönetmelik Ermenilerin geride bıraktığı mal ve mülke devlet tarafından nasıl el konacağı konusunda ayrıntılı bir düzenleme getirmiştir.(27) Düzenlemenin 1. maddesi,"başka yerlere aktarılan Ermenilerce geride bırakılan gayrimenkullerin,malların ve toprakların yönetimi ve diğer hususlarda özel olarak teşkil edilmiş heyetlerin" kurulacağını ilân etmiştir.(28) Bu heyetlerden en önemlisi,Emval-i Metruke Komisyonlarıdır.Her komisyon üç kişiden -özel olarak tayin edilmiş bir müdür,bir tasfiye memuru ve bir Hazine memuru- müteşekkil olacaktır ve komisyonlar doğrudan Dâhiliye Nâzırına tabi olarak çalışacaklardır.

Komisyonların ilk görevleri,tehcir edilmiş halkın sahip olduğu malları ve binaları mühürlemek ve komisyon tarafından tarafından uygun bulunan "resmî ya da özel bir heyetin" korumasına bırakmak olacaktır.Malların cinsi,miktarı ve tahmini rayici tespit edildikten ve "koruma" altına alındıktan sonra,sahiplerinin isimleriyle birlikte ayrıntılı bir tarzda kayda geçirilmiş ve nihayetinde depo olarak kullanmaya müsait olan kilise,okul ya da han gibi yerlere nakledilmişlerdir.Bu işlemden sonra,hayvanlar ve bozulabilecek menkuller komisyon tarafından teşkil edilen bir heyet tarafından halka açık mezatlarda satışa konacak ve mukabil kıymetleri,belli olması hâlinde sahibinin nâmına,olmaması hâlinde ise sözkonusu malların bulunduğu köy ya da kasabanın nâmına mal sandığında açılan hesaplara teslim edileceklerdi.Satılan malların cinsi,miktarı,kıymeti,bulunduğu yer,alıcısı ve satış fiyatı,özel kayıt defterlerine ayrıntılı olarak kaydedilecekti.

Bu emval ile ilgili tüm işlemler,Emval-i Metruke Komisyonlarından geçmek zorunda olacaktı.6. ve 22. maddelerde,Ermeni emvalinin mukabil kıymetlerinin nihai iskân yerlerine vardıklarında tehcir edilen şahıslara verileceği ilke olarak tekrar edilmiştir.Ancak,sözkonusu "sahiplerine geri verme",sonradan Ermenilerin varolmadıkları addedildiğinden hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.10 Haziran 1915 düzenlemesi,mal ve mülklerinin tasarruf hakkını kendilerinden aldığı için,Ermenilerin maddi yaşam temellerinin ortadan kaldırılmasına uygun bir hukukî sistemin inşası olarak değerlendirebilir.

26 Eylül 1915 tarihli kanun-ı muvakkat ve 8 Kasım 1915 tarihli nizamname

Ermenilerin kültürel ve ekonomik varlıklarının tasfiyesine yönelik en önemli adımlar,onbir maddeden oluşan 26 Eylül 1915 tarihli kanun(29) ve söz konusu kanunun nasıl tatbik edileceğini yirmibeş maddede belirleyen,8 Kasım 1915 tarihli nizamname olmuştur.(30) Heyetler ve Tasfiye Komisyonları adı altında farklı görevleri olan (farkın ne olduğu ayrı bir kararname ile belirlenmiştir) iki farklı komisyonun oluşturulması,ücretleri dâhil çalışma şartları,bu komisyonlar ile muhtelif nezaret ve devlet daireleri arasında makamların ve yetkilerin paylaşılması,Ermenilerin borçlu olduğu alacaklıların yapacağı başvurularda gerekli olan belgeler,ilgili mahkemelerin durumu,emvalin tasfiye edilme aşamasında izlenecek kurallar,tutulacak farklı defterler,defterlerin nasıl tutulacağı ve ilgili defterlerden örnekler de dâhil muhtelif husus,bu kanun ve nizamnamede ayrıntılı olarak ele alınmıştır.26 Eylül kanun-ı muvakkatı Tasfiye Kanunu olarak da bilinir.Kanunun asıl amacı Ermeni emvalinin tasfiyesidir.

Kanunun 2. maddesi,emvalin hangi kurumlarda tescil edileceğine açıklık getirmiştir.Tasfiye edilmek için,gelir üreten haneler,hanlar ve dükkânlar ile vakıflara ait kazanç getiren emval Evkaf Nezareti namına tescil edilirken,geriye kalan emvalin Maliye Nezareti namına tescil edilmesi gerekecekti.Emvalin tasfiyesinin ardından -yani alacak ve borç hesaplarına ilişkin işlemlerin hitamında- kalan bakiye asil sahiplerine iade edilecekti.Bu maddede ele alınan bir başka önemli husus,emvalin aktarılması sırasında tehcirden en az onbeş gün öncesinde yapılan aktarımlarda,yalan beyan,hile ve sahtekârlık tespiti hâlinde sözkonusu aktarımların iptal edileceğidir.

Geçici kanun,komisyonların oluşturulmasına ilişkin bir nizamnamenin çıkarılacağını ilân etmiş ve kanun hükümlerinin nasıl tatbik edileceğine açıklık getirmiştir.8 Kasım 1915'te üzerinde mutabakat sağlanan bu düzenleme,menkul ve gayrimenkul Ermeni emvalinin korunması,tasfiye hususlarına ilişkin yeni heyetlerin oluşturulması ve komisyonların çalışma ilkeleri konusunu ayrıntılı olarak belirlemiştir.İki bölüm ve yirmibeş maddeden oluşan bu nizamname,ayrıca,tasfiye işlemine ait kayıt defterlerinin nelerin ihtiva edeceği ve bu kayıt defterlerinin nasıl kullanılacağına dair açıklayıcı bilgileri de barındırır.

Nizamname aynı zamanda Tasfiye Komisyonlarının tesisi,görevi ve yetkisi konusunda da hüküm getirmiştir.Bu komisyonlar,Dâhiliye Nezareti tarafından tayin edilen bir müdür ile,Adâlet ve Maliye nezaretlerinin tayin edeceği birer şahıstan oluşacaktır.Bu komisyonlar,tehcir edilenlerin parası,terkedilmiş menkulleri,mevduatları ve alacaklı oldukları paraların tutarları,tazminat ve tahsilat ile gerekirse açılacak davalar,itiraz olmaması hâlinde emval-i metrukenin mezat yoluyla satışı gibi hususlar ile,yetki alanlarına giren diğer hususları takip edecek ve ödemelere ilişkin gerekli kararları verecektir.

Bu yeni kuralların yürürlüğe girmesinden önce,10 Haziran 1915 tarihli nizamname vasıtasıyla teşkil edilmiş komisyonlar(31) tarafından hazırlanmış tüm belgeler ve yapılmış işlemler,Tasfiye Komisyonlarına devredilecektir.(32) Komisyonların görevlerine,tehcir edilenlerin,hükümet tarafından korunma altına alınan para ve mallarına ve geri kalan eşyalarına el konması dâhildi.Buna ek olarak,komisyonlar bankaları,diğer kurum ve kişileri geride kalan para hesapları ve emval konusunda sorgulayacaktır.Sorgunun muhatapları,hesapları,gerekli olması hâlinde,bunları destekleyen belge,makbuz ve mektupları gecikmeden ibraz etmekle mükellef olacaklardır.Bu yolla,hükümet tehcir edilen Ermenilerin başkalarına emanet ettiği eşyalara da el koyabilmiştir.Bu eşyalar bilahare Tasfiye Komisyonları tarafından mezat usulü satılacaklardır.Nizamnamenin ilânından sonra,Anadolu'nun muhtelif yerlerinde Tasfiye Komisyonları teşkil edilecek ve sorumlu oldukları bölgeler belirlenecektir.(33)

Mütareke dönemi ve geri dönen Ermeniler

Dünya Savaşı'nın felâketle sona ermesinin ardından,İttihat ve Terakki hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etmiştir.Yeni kabine Ahmed İzzed Paşa tarafından 11 Ekim 1918'de kurulmuş ve 4 Kasım 1922 tarihine kadar toplam onbir hükümet göreve gelmiştir.(34) Bu hükümetlerin ilk faaliyetleri arasında İttihat ve Terakki Partisi üyelerine karşı hukukî işlemlerin başlatılması(35) ve hayatta kalan Ermenilerin dönmesine izin verilmesi olmuştur.Geri dönenler konusunda hükümetin karşılaştığı en büyük sorun,Ermenilerin terkettiği menkul ve gayrimenkullerin kendilerine nasıl iade edileceği olmuştur.

Emval-i metrukenin iadesine ilişkin beklenen nizamname sonunda 12 Ocak 1920'de çıkarıldı.Otuzüç madde ihtiva eden nizamname,Ermeni mallarının nasıl iade edileceğini ayrıntılarıyla belirliyordu.13. madde,26 Eylül 1915 tarihli Tasfiye Kanunu'nu ve 8 Kasım 1915 tarihli nizamnameyi iptal etti.(36) Nizamnamenin en önemli hususu,devlet tarafından 26 Eylül kanunu ve 8 Kasım nizamnamesine istinaden el konan ve Maliye Nezareti ile Evkaf Nezareti namına tescillenen gayrimenkullerin gecikmeden asil sahiplerine iade edileceği hususuydu.Bu nizamname ile İTC döneminin Ermeni emvaline ilişkin tüm uygulamaları iptal edildi ve gaspedilen Ermeni emvalinin iadesine başlandı.

Türkiye dışında kalan Ermenilerin dönmesine karşı kısıtlama

Tehcirden sağ kalanların 8 Kasım 1918'den itibaren geri dönmelerine izin verilmiş olmasına karşın,bu süreç sorunsuz ilerlememiştir.Osmanlı hükümeti ve daha sonra Ankara'da gelişen millici hareket,aldıkları çeşitli önlemlerle 1918 Mondros Mütarekesi ile çizilen sınırların dışında kalan Ermenilerin dönmesini engellemeye gayret gösterdi.Ermenilerin ülkeye girişini engelleyen kanunlar çıkarıldı.Bunlardan en önemlisi,1869 tarihli Tabiyet Kanunu'ydu.Bu kanunun,Osmanlı vatandaşlarının başka ülke vatandaşlığını nasıl alabileceğine hükmeden 6. ve 7. maddeleri çok önemlidir.

5. maddeye göre,bir Osmanlı vatandaşının farklı bir ülkenin vatandaşlığını alması ancak Osmanlı hükümetinin izin vermesiyle mümkündür.Bu iznin olmaması hâlinde,böyle bir işlem geçersiz sayılacaktır.Sözkonusu kişi,Osmanlı vatandaşı olarak kabul görmeye devam edilecek ve bu şekilde muamele görecektir.6. maddeye göre,izinsiz olarak bir başka ülkenin vatandaşlığını kazanan bir kişi,devletin arzu etmesi hâlinde,Osmanlı vatandaşlığından çıkarılacak ve Osmanlı topraklarına girmekten men edilecektir.(37) Bu yüzden 1869 tarihli Tabiiyet Kanunu'nun,yaşadıkları yerlerden zor kullanılarak uzaklaştırılmış Ermenilerin geriye dönmelerini ve mal ve mülklerini geriye almalarını engellemek için kullanıldığını belirtmek faydalı olacaktır.

Lozan'dan önce Türkiye Cumhuriyeti

Türkiye Büyük Millet Meclisi,emval-i metruke ile bağlantılı olarak Ermeni Soykırımı dönemiyle 1919-1922 arasındaki dönemde oluşturulmuş olan mevzuatları,14 Eylül 1922'den itibaren birleştirmeye başlamıştır.O tarihte yapılan bir oturumda,12 Ocak 1920 tarihli nizamname yürürlükten kaldırıldı.Bu,oldukça kısa,bir cümlelik kararname ile yapıldı:"Başka yerlere nakledilmiş halkın tasfiyeye maruz emvaline dair 16 Rebiyülahır 1338 ve 8 Kânunusani 1336 [12 Ocak 1920] tarihli nizamname fesh olunur."(38) Uygulamada "Emval Nizamnamesinin Feshi" olarak adlandırılacak olan bu kararname ile 26 Eylül 1915 tarihli kanun ve 8 Kasım 1915 tarihli nizamname tekrar yürürlüğe girdi ve Cumhuriyet yasalarının,İttihatçıların soykırım yasalarının üzerine kurulması süreci başladı.

İttihatçı zihniyetine dönüş:1923'ün 15 Nisan kanunu ve 29 Nisan nizamnamesi

Yeni koşullara uyması için bazı değişikliklerin yapılması zorunlu olmasına karşın,14 Eylül 1922 tarihli "Tasfiye Nizamnamesinin Feshi" ile birlikte 26 Eylül 1915 tarihli kanun ve 8 Kasım 1915 tarihli nizamname tekrar yürürlüğe girdi.Bir dizi nedenden ötürü gecikmiş olan bu değişiklikler ilk olarak 15 Nisan 1923 tarihli Tasfiye Kanunu ile gerçekleşti.(39) Toplam dokuz maddeden oluşan kanun,26 Eylül 1915 tarihli kanunu temel almış ancak bu kanunda muhtelif tadilatlar yapmıştır.

Yeni eklenen maddelerden belki de en önemlisi olan 6. madde,kanunun uygulama alanını genişleterek,kapsamına 1919'dan sonra kaçanları ya da gaibe karışanları da ilâve ediyordu.Bu tarihten itibaren,"herhangi bir şekilde gaibe karışan veya bir yeri terkeden veya yabancı ülkelere ya da işgal edilmiş topraklara ya da İstanbul'a ya da bağlantılı yerlere kaçanların menkul ve gayrimenkul mallarına,borçları ve alacaklarına" dair 26 Eylül 1915 tarihli kanun ile tadil edilmiş hâliyle 15 Nisan 1923 tarihli kanun birlikte uygulanacaktı.(40) Getirilen değişiklikle kanunun kapsamına giren ve birinci ve altıncı maddelerde tanımlanan şahıslar,"kaçaklar,gaipler ya da başka yerlere iltica edenler" olarak tespit edilecekti.(41) Bu,Cumhuriyet döneminde açılacak tüm sulh hukuk davalarının temelini oluşturacaktı ve buradaki tanımda bahis konusu olanlar aslen Ermeniler olacaktı.

15 Nisan tarihli kanunun 1. maddesi yalın bir şekilde,birkaç değişiklikle 26 Eylül 1915 tarihli kanunun 2. maddesidir ki,bu durum araştırma konumuz açısından olağanüstü önem taşımaktadır.Bu madde,1915 tarihli kanunda varolan,mülklerin tasfiyesi sonrasında geriye kalan paranın sahiplerine iade edileceği şeklindeki hükmü ilga etmiştir.Hâlihazırda kaçmış ve ortadan kaybolmuş insanların geri dönmeyeceğini varsaymıştır.

Önemli bir husus,emval-i metruke ile ilgili bu tarihten sonraki resmî metinlerde,13 Eylul 1331 [26 Eylul 1915] ve 15 Nisan 1339'da [15 Nisan 1923] yapılan tespitlerin birlikte kullanılacak olmasıdır.İttihatçı rejimle bütünleşme artık tamama ermişti.Bu konuda atılacak son adım,doğal olarak,bu kanunun uygulanmasına ilişkin nizamnamenin çıkarılması oldu.Bu,29 Nisan 1923 tarihli ve 2455 sayılı nizamnameydi ve 8 Kasım 1915 tarihli nizamnamenin yerine geçti.(42) [Sözkonusu nizamname] 8 Kasım 1915 tarihli nizamnamenin neredeyse aynısıdır ve tıpkı onun gibi yirmibeş maddeden oluşur.Cumhuriyet dönemi boyunca,emval-i metruke ile ilgili işlemler 15 Nisan ve 29 Nisan 1339 [1923] tarihli kanun ve nizamname uyarınca ele alındı.Burada,İttihatçı dönemin hâkim mantığı sürdürülüyordu.

Dönüm noktası:Lozan Antlaşması

Emval-i metruke konusu açısından,Lozan Antlaşması kısmi bir dönüm noktası olarak kabul edilmelidir.Antlaşma ile Türkiye,el konan mal ve mülklerin sınırları içinde yaşamayı sürdüren Ermenilere iadesini va'detmiştir.Bilahare çıkarılan kanun ve nizamnameler açısından,antlaşmanın yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1924,bu nedenle bir aşama noktası olarak görülür.Antlaşmanın muhtelif maddeleri bu şahıslara mal ve mülklerinin veya mukabil kıymetlerinin verilmesi ilkesini serdetmiş ise de,bu maddeleri farklı bir tarzda yorumlayan Türkiye,sözkonusu tazminatları yerine getirmedi.Üstelik Ermenilerin mal ve mülklerini almak için Türkiye'ye dönüşüne engeller çıkardı.

Lozan Antlaşması'nın hükümleri sarihtir.Bu hükümler,Ermenilerin el konmuş emvalinin tazmin edilmesini özellikle Milliyet ile Mülkiyet,Haklar ve Menfaatler bölümlerinde garanti eder.Ancak,Türkiye bu hükümleri uygulamaya koymamıştır.Sadece Türkiye sınırları dâhilindeki ya da farkedilmeden Türkiye'ye girebilmiş Ermenilerin mal ve mülkleri iade edilirken Türkiye haricinde yaşayan Ermenilerin mal ve mülklerine el koymaya girişildi.

İlk olarak,Emval-i Metruke Kanunları ile bağlantılı olarak 5 Şubat 1925 ve 13 Haziran 1926 nizamnamelerinde olduğu gibi,ülke
içinde çıkarılan yasalarla Lozan Antlaşması'na değişiklikler getirildi.Bu değişikliklerde,Antlaşma'nın yürürlüğe girdiği gün,tarihi bir dönüm noktası kabul edilir.İkinci olarak,Lozan Antlaşması ve özellikle 65. ve 66. maddeleri,Türkiye tarafından,mal ve mülklerine el konan şahsın,Antlaşma'nın yürürlüğe girdiği tarihte mal ve mülkünün bulunduğu yerde olması hâlinde sözkonusu mal ve mülkün sahibine iade edileceği şeklinde yorumlanmıştır.Şahısların Türkiye'de olmaması haâlinde,kayıp ya da müteveffa addolunacaklarından,mal ve mülklerine 13 Eylül 1331 [26 Eylul 1915] ve 15 Nisan 1339 [1923] tarihli Tasfiye Kanunlarına göre hükmedilecektir.Üçüncü olarak,Türkiye'nin,Lozan Antlaşması'nı,"sadece şahsın mal ve mülkünün olduğu yerde [yani Türkiye'de] olması hâlinde kendisine verileceğini" belirtir gibi yorumlaması sebebiyle,Antlaşma'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce ya da sonra Türkiye'ye dönmek isteyen Ermeniler,mal ve mülklerinin bulunduğu yerde hazır olmak için Türkiye'ye giriş yapamamışlardır.Ülke dışındaki Ermenilerin ülkeye gelip mal ve mülklerini talep etmelerini engellemek için ülkeye girişleri yasaklanmış,girmeyi başaranlar tespit edildiğinde zorla sürgün edilmişlerdir.Dördüncü olarak,Türkiye,Mülkiyet,Haklar ve Menfaatler bölümündeki maddeleri,Türkiye'de bulunan İtilaf devletleri vatandaşları ile başka ülkelerde bulunan Türk vatandaşlarının gördükleri zararların karşılıklı olarak tazmin edilmesiyle ilgili olduğu şeklinde yorumlamıştır.(43) Bu nedenle,bu maddelerin ülke dışında yasayan Ermenilerle alâkası olmadığı ileri sürülmüştür.Tazminat konusunda yapılan ikili görüşmelerde,imzacı ülkelerin artık kendi vatandaşları olan Ermenilerin haklarını savunma arzusuna,savaş yıllarında Osmanlı vatandaşları oldukları gerekçesiyle itiraz edilmiştir.Türkiye,sadece,1914'ten önce,1869 tarihli Tabiyet Kanunu uyarınca ve Osmanlı Devleti'nin izniyle yabancı tabiyete geçmiş olan Ermenilere tazminat ödenmesinin kabul edilebileceğini söylemiştir.

Lozan'dan sonra Türkiye:Sınırlara fiilen duvar örmek

Lozan Antlaşması 6 Ağustos 1924'te yürürlüğe girdi.Antlaşmanın terkedilmiş mal ve mülkle ilgili olarak getirdiği en önemli değişiklik,Türkiye'de kalmayı basarmış Ermenilere mal ve mülklerini iade edilmesi gerekliliği oldu.Sonuç olarak,Lozan'ın hükümlerine uyumlu hâle getirmek için Emvali-i Metruke Kanunlarını tadil etmek zorunlu hâle gelmişti.İşte bu noktada Türkiye,kanunlarını Lozan ile uyumlu hâle getirmekte ciddi bir sorunla karşılaşmıştı.Ülke dışında yaşayan Ermenilerin münferit olarak geri gelmesi ve mal ve mülklerini talep etmeleri hâlinde ne olacaktı?Bu duruma Lozan'da açıklık getirilmemişti.Türkiye Ermenilerin toplu hâlde dönmelerine itiraz etmiş ve bunun olmasını engellemişti,ama ülkeye münferit dönüşleri ilke olarak kabul etmişti.Bu durumda,münferit dönüşlere engel olmak için,Türkiye'nin sınırlarına duvar örmesi ve gerçek anlamda bir kaleye dönmesi zorunlu olmuştur.

Lozan'ın belirli sonuçlar doğuracağını hesaplayan Türkiye,bu Antlaşma'nın sonuca varmasından önce belirli adımlar atmıştır.Lozan Antlaşması hükümlerini beklemeden,hükümet,denetimi altındaki emval-i metrukeyi dağıtmaya başlamıştır.Örneğin,13 Mart 1924'te çıkarılan bir kanunla "mübadeleye tabi olmayan insanlara ait olup hükümetin elinde bulunan terkedilmiş mal ve toprakları,mahrum durumdakilerin tercih edilmesi koşuluyla mal ve mülkleri savaş sırasında yok olmuş insanlara vermeye" başlamıştır.(44) Benzer şekilde,3 Nisan 1924 tarihinde,gerekli görülen binaların hükümete devrini kolaylaştıran bir nizamname çıkarılmıştır.(45)

Yahudi örneği

Alman tarihçi Frank Bajohr'un belirttiği gibi,çağdaş Alman tarihinin en büyük mülkiyet transferlerinden biri,Nasyonal Sosyalist rejim döneminde,neredeyse tüm Yahudilerin mal varlıklarının "Arileştirilmesi" ve tasfiyesi ile gerçekleşmiştir.(46) Yahudi mal varlıklarının ve birikiminin "Arileştirilmesi",Yahudilerin birikimlerini sistematik bir şekilde yağmalamak için kullanılmış olan,Kaçış Vergisi,başka ülkelere göçmesi muhtemel şahısların özel olarak bloke edilmiş mark hesapları ve kambiyo oranlarıyla istendiği şekilde oynanması gibi bir dizi tedbir vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir.Çeşitli özel vergiler,cezai tedbirler ve el koyma kararlarının yürürlüğe konmasıyla,devlet,Alman Yahudilerinin mülksüzleştirilmesini yönetmiştir.

Örneğin,1931'de yürürlüğe giren Reich Kaçış Vergisi,başlangıçta,ekonomik buhran sırasında sermaye kaçışını durdurmak için düşünülmüştür.O aşamada Alman Yahudileri ana hedef değildir.Vergi kararının kati hükümleri,başka ülkelere göçmesi muhtemel şahısların ülke içindeki tüm varlıklarının yüzde 25'ine el konması zorunluluğunu getirmiştir.Bu vergi çok geçmeden,özellikle 1933'te geniş çaplı Yahudi göçlerinin başlamasından sonra Yahudilerin sermayelerini Almanya dışına çıkarmasını önleyen katı bir engele dönüştü.(47) Yahudiler,sonunda,ülkeden göçen en büyük nüfus oldu.Bu vergi,Yahudilerin mal varlıklarını ellerinden almak için maksatlı olarak kullanılmakla kalmayıp,gelecekte Almanya'ya vergi ödemekten kaçtıkları için Yahudilerin devlete borçlu oldukları iddiasına da "meşru" bir kisve kazandırdı.

Benzer şekilde,kambiyo denetim sistemi,Yahudilerin birikimlerini sistematik olarak yağmalamak ve Yahudilerin ülke dışına çıkarabileceği paranın miktarını kısıtlayarak sermayenin kaçırılmasını engellemek konusunda Nazi rejiminin eline başka bir güçlü silâh verdi.Kaçmayı planlayan ve mal varlıklarını paraya çeviren Yahudiler,pek çok kere,paralarını yatırdıkları hesapların bir yığın vergi ve mükellefiyetin tahsilinin sağlanmasına yönelik olarak bloke edildiğine tanık oldu.Bu vergi ve mükellefiyetler,Kasım 1938'deki Kristallnacht'tan [Kristal Gece] sonra çok büyük ölçüde arttı.(48) Bu,yaygın düzeyde yoksullaşmaya neden oldu ve Alman Yahudilerinin topluca nasıl gaspa uğradıklarını temsil eder.1938'de Nazi hükümetinin Maliye Bakanı Herman Göring'in ekonomik alandan Yahudileri dışlamak için geliştirdiği kapsamlı plânlara olanak sağladı.(49) Sonunda,kalan Yahudi birikimleri,banka hesaplarının bloke edilmesiyle sağlama alındı ve Ekim 1941'de başlayan kitle hâlindeki sürgünlerin hemen ardından bu hesaplara Üçüncü Reich tarafından el kondu.(50)

Kurum ve aracı düzeyinde,mutat malî bürokrasi olarak Finazamt Moabit-West,Nazi rejimi altındaki Yahudilerin varlıklarının ellerinden alınmasında temel görev üstlendi.Sürgün edilmiş Yahudilerin varlıklarının ve mülklerinin tahsili,idaresi ve tasarrufu,bu görevlerin yerine getirilmesine bölgesel vergi dairelerini tayin eden Berlin'deki Maliye Bakanının ve Vergi Dairesi Başkanlığı'nın sorumluluğundaydı.Yahudilerin işlerinden atılması,işyerlerini kapatmaya zorlanması ve gerek sürgüne gerekse angarya olarak çalıştırılmak üzere çoğunun yitip gideceği "doğuya sürgün" sonrasında Yahudi varlıklarına,malî bürokrasi ve Gestapo'nun işbirliği vasıtasıyla el kondu.(51) Bu uygulama şu şekilde gerçekleşti: İTC'nin Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının yerine getirdiği işlevlere benzer şekilde,Gestapo'nun ana hedefi,başlangıçta,mal ve mülklere tedbir koymak,boşaltılmış olan apartman dairelerini mühürleyip anahtarlarını apartman yöneticilerine emanet etmekti.Bu mal ve mülklerin idaresi ve satışıyla görevli bölgesel maliye yetkilileri ayrıca emniyet yetkililerinden mülkiyet beyannamelerini derlemekle görevliydi.Bu beyannameler,terklerinden önce Yahudi sahipleri tarafından hazırlanmıştı.(52) İTC'nin Tasfiye Komisyonları da paralel bir mevzuat izledi.Malî idare uygun gördükleri mülkleri kendine ayırıp,geriye kalan gayrimenkuller mezat olarak yerel düzeyde tek tek şahıslara ya da toplu hâlde Nazi Refah Teşkilatı ya da bombalamalardan hasar görmüş şehirlerin belediyelerine satıldı.(53)

26 Nisan 1938'de Mareşal Hermann Göring,Üçüncü Reich'taki Yahudi mal ve mülklerinin 30 Haziran 1938'e kadar tescilini emretmiştir.(54) Bu kararnamenin getirdiği şartlarla,Göring'in,"Alman ekonomisinin ihtiyaçlarına binaen tescili yapılmış bu mal ve mülkler üzerinde tasarruf kurması" mümkün oldu.(55) Yahudi mülkiyetinin tescilinin amacı,sıkı devlet denetimi altında bu mülkiyete sistematik olarak el konmasıydı.(56) Yahudi göçlerinin sonucu olarak Yahudilerin varlıklarının ülkeyi terketmesini önlemeye yönelik ihtiyatî tedbirler almayı amaçlayan bu kararname,Yahudilerin,değeri 5000 RM'i aşan tüm varlıklarını yerel makamlara beyan etmelerini zorunlu kıldı.(57) Benzeri bir mülkiyet tescili Osmanlı Ermenilerine de uygulandı ama yalnızca tehcir edilenlerle sınırlı kaldı.Tehcir edilen Ermenilerin menkul ve gayrimenkullerini tescil etmek Emval-i Metruke Komisyonlarının asli görevi oldu.

14 Temmuz 1933'te ilân edilen Vatandaşlığa Kabulün Kaldırılması ve Alman Vatandaşlığının İptali Kanunu [Gesetz uber den Widerruf von Ein-burgerungen und die Aberkennung der Deutschen Staatsangehorigkeit] nihayetinde Yahudi mülkiyetine devlet tarafından büyük çapta el konmasında Üçüncü Reich'in kullandığı asli hukukî mekanizmalardan biri hâline geldi.Bu kanun iki şekilde kullanıldı.Birincisi,Nazi devletine,Almanya'da vatandaş olma hakkını kısa süre önce elde etmiş şahısların vatandaşlıklarını geri alma yetkisini sağladı.Bu gruba özellikle Doğu Avrupa'dan gelen Yahudiler dâhildir.İkincisi,Nazi Almanya'sına sırtlarını döndüğü ve devletin çıkarlarına zarar verdiği iddia edilen Alman göçmenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasını kolaylaştırdı.Bu Alman göçmenlere,vatandaşlık haklarından feragat etmiş Yahudilerin dâhil olduğunu söylemeye gerek yok.(58) Vatandaşlığa Kabulün Kaldırılması Kanunu,başlangıçta,vatandaşlık haklarının kaldırılması yoluyla Nazi rejiminin muhaliflerinin bertaraf edilmesinde kullanılmıştır.(59) Daha sonra ise bu kanun,vatandaşlık hakları geri alınan Yahudilerin mülklerine el konması ve bu varlıkların Nazi hükümetine aktarılmasında kullanıldı.(60)

Göç etmiş Yahudilerin vatandaşlık haklarının kaldırılması ve mülklerine el konması süreci kısa bir zaman sonra tüm Yahudi varlıklarının gaspedilmesiyle bağlantılı hâle geldi.Bu işlem,baştan sona,yüksek düzeyde bir kurumsal süreklilikle uygulandı.Nihayetinde,vatandaşlık haklarının kaldırıldığı tüm davalar konusunda merkezî konumdaki devlet dairesi,Finazamt Moabit-West oldu.(61) İşlemler başlangıçta Gestapo tarafından başlatıldı.Ardından,Finanzamt Moabit-West,ilgili vergi daireleriyle temas kurup "adı geçen şahısların,mevcut borçlarını ya da ilgili sair hususları da içeren malî durumları ile ilgili ayrıntılı dökümleri" talep etti.(62) Böylece,Gestapo,sözkonusu şahsın mülküne anında tedbir koyabilecek duruma geldi.Gestapo ayrıca gizli bir muhaberat ile Kambiyo Dairesinden "vatandaşlıktan çıkarılma uygulamasına tabi şahısların bundan sonraki malî işlemlerine" onay vermemesini talep etmiştir.(63)

Aralık 1938'de verilmiş ayrıntılı bir muhtıra,Finanzamt Moabit-West'in vatandaşlıktan çıkarma konusuna dair yapacağı muhtelif işlemleri ayrıntılı olarak belirtir.Tasfiye Komisyonlarının görevlerine benzer şekilde,Finanzamt Moabit-West tüm borçlu ve alacaklılara tebligatta bulunacak,kayyum atayacak ve gayrimenkullerin tapularında düzenleme yapacaktır.Gayrimenkul ardından satışa konacaktır.Kira ya da faiz ödemelerinin düzenli yapılmasını sağlamak amacıyla,her mülk,sınıfına göre düzenlenmiş bir fihrist kartına işlenmiştir.Osmanlı Ermenileri örneğinde,Gestapo'nun rolü Dâhiliye Nezareti tarafından oynanmış ve vergi dairelerinin rolü Tasfiye Komisyonlarına verilmiştir.

1933 tarihli vatandaşlığın iptali kanunu,1941'deki Onbirinci Kararnamenin temelini oluşturmuştur.Bu kararname,geri kalan Yahudi mal ve mülklerine tümden el konması için gerekli son çerçeveyi vermiştir.(64) Reich Vatandaşlığı Kanunu'na ek olarak 25 Kasım 1941'de çıkarılan Onbirinci Kararname ile Yahudi mal ve mülklerine,Yahudilerin sürülmesi ve vatandaşlık haklarının kaldırılmasının sonucunda doğrudan doğruya el kondu.Bu kararname,başka ülkelere göçmüş Yahudilerin mal ve mülklerinin temellükünü kolaylaştırmanın yanı sıra,"doğuya sürgün edilen Alman Yahudilerinin mal ve mülklerine otomatik olarak el konmasını da meşrulaştırdı."(65) Reich Vatandaşlığı Kanunu'na ek olarak çıkarılan Onbirinci Kararnamenin önemi şöyle açıklanabilir:Almanya'da geriye kalan Yahudileri,Reich'ın sınırlarını geçtikleri anda vatandaşlık haklarıyla beraber mal ve mülklerinden de mahrum ederek Alman Yahudi göçmenlerinin geri kalan tüm varlıklarına el konmasına hükmetmiştir.(66) Ekim 1941'de Alman Yahudilerinin kitle halinde sürülmesine başlandı ve Reich sınırlarını geçtikleri anda vatandaşlık hakları otomatik olarak kaldırıldı,tüm varlıkları Nazi hükümetinin eline geçti.

İki örnek arasındaki benzerlikler

Osmanlı Ermenilerinin ve Nazi rejimi altındaki Yahudilerin mal varlıkları ve birikimlerine el konması sistematik,organize ve tasarlanmış uygulamalar yoluyla gerçekleştirildi.Ermeni ve Yahudilerin sahip olduğu şeylerin sistematik olarak pay edilmesi ve mezat usulü satışa çıkarılmasıyla,İTC,Cumhuriyet ve Nazi rejimleri her bir örnekte Müslüman ve Almanların oluşturduğu geniş nüfus katmanlarını,Ermeni Soykırımı(67) ve Holokost'tan(68) maddi çıkar sağlayan yararlanıcılara dönüştürerek yağma ve genişleme politikalarının suç ortaklarına çevirdi.Ermeni ve Yahudileri yağmalamak ve mülklerine el koymak ve hayatta kalmalarının ekonomik temellerini yok etmek İTC ve Nasyonal Sosyalist siyasetin temel bir unsuru oldu.

Sözde yasal ve bürokratik mekanizmaların uygulanması,Ermeni ve Yahudi mal ve mülklerine el konmasının belirleyici özelliğiydi.Talan,hırsızlık ve yağmanın varlığına karşın,geriye kalan Ermeni ve Yahudi mal ve mülklerinin büyük kısmına,devlet tarafından tertip edilen bir dizi "yasal" ve bürokratik yol ve yöntemle el kondu.Türk devleti tarafından "idare edilen ve korunan emval-i metruke" ile Reich'a "kalan" mal ve mülk olarak maksatlı olarak yumuşatılmış ifadeler,bürokratları ve devlet memurlarını yaptıkları eylemlerin yasal olduğuna ikna etmek maksadıyla kullanıldı.Yerinden edilen Ermeni ve Yahudilerin mal ve mülklerinin idaresi ve satılması gibi zahmetli bir uygulama yüzlerce yerel devlet memurunun görev almasını gerektiren ciddi boyutta idari çabaları gündeme getirdi.Özellikle,İTC ve Nazi devletinin liderleri bu mal varlıklarının aslan payının Türk devletinin ve Reich'ın lehine kalmasını sağlamaya çalıştı.Ancak,bu,geniş çaplı yolsuzlukların ve şahsi kazançların ortaya çıkmasına engel olmadı.(69)

Ermeni ve Yahudi mal ve mülklerinin idaresinde bu devletlerin karşılaştığı ana sorun,pek çok yerdeki yolsuzluklar oldu.Devlet gözetimi altında Ermeni mal ve mülklerinin idaresi ve el konmasından devletin menfaatleri açısından sorumlu olan bürokratlar ve Emval-i Metruke Komisyonları ve Tasfiye Komisyonlarının memurları arasında yolsuzlukların oldukça yaygın olduğunun altını çizmek gerekir;Yahudi mal ve mülklerinin temellükü esnasında da benzer sorunlar varolmuştur.

Ermeni Soykırımı ve Holokost'a bürokratik işlemlerin bir işlevi gözüyle bakılacak olursa,bunu en iyi,Ermeni ve Yahudilerin tehciri ve yok edilmesinin yanı sıra tüm mal ve mülklerinin kayda geçirilmesi için faillerin giriştiği zahmetli çabalar kanıtlayacaktır.Gerek İTC gerekse Nazi devleti,büyük çapta,yerel yönetimlerin,kurumların ve nüfusun desteğine güvenmiştir.Ermeni ve Yahudi mallarının satın alınmasıyla ilgili olarak,çok sayıda Müslümanın,yerel seçkinin,taşra eşrafının ve gene aynı şekilde,Almanın adı töhmet altına girdi.Ermeni ve Yahudi varlıklarının,mal ve mülkünün temellükü ve satışı ile İTC (daha sonra Türkiye Cumhuriyeti) ve Reich,devletin maliyesindeki açıkları kapatmaya ve Osmanlı İmparatorluğu ile Nazi Almanya'sının savaş giderlerini karşılamaya çalıştı.(70)

Ermeniler ve Yahudiler açısından,mal ve mülklerinden mahrum bırakılmaları hayatta kalma şanslarını büyük ölçüde azalttı.(71) Ermeni örneğinde de olduğu gibi,Yahudilerin maddi açıdan mahva uğratılması,"yasal" olmak zorunda oldu ki,bu,gerek mevcut yasaların elveriş sağlayacak şekilde çarpıtılarak kullanılmasını gerekse bu konuda inanılmayacak kadar çok yasa,kararname ve nizamname çıkarılmış olmasını açıklar.(72) "Türkleştirme" ve "Aryanlaştırma"nın asıl amacı,binlerce ve binlerce Ermeni ve Yahudinin mülklerinin ellerinden alınmasını ve ekonominin bizzat her sektöründen sistematik olarak sökülüp atılarak menkul ve gayrimenkul malları ile işletmelerinin "Türk" ve "Aryan" ellere devredilmesini sağlamak oldu.(73) Devlet tarafından el koymanın hedefi,Ermeni ve Yahudi mal varlıklarının asıl yararlanıcısının özel şahıslar değil,İTC ve Reich olmasını sağlamak oldu.Osmanlı Ermenilerinin mal varlıklarına el koyma surecine benzer şekilde,Nazi hükümetine ve diğer yararlanıcılara bir tur yasal kisve kazandırmak için kanunî mevzuatlardan fayda sağlandı.(74)

Finanzamt Moabit-West,İTC'nin Tasfiye Komisyonlarına benzer görev ve amaçlara sahip oldu ve bu tüzel varlıklar benzer işlevler gördü.Banka hesaplarının tasfiyesi,hisse senetlerine ve gayrimenkullere el konması ve bakiye borçların ödenmesi ve tahsili bölge bazındaki mali idareler tarafından yerine getirildi.(75) Yahudilerin banka hesaplarının tasfiyesi o kadar uzun sürdü ki,bazı hesapların tasfiyesi savaş bittiğinde dahi tamamlanamadı.Bu amaca yönelik olarak özel ve resmî bir dizi tüzel kişinin yanı sıra bankalar,belediye hizmet daireleri,sigorta ve nakliye şirketlerine maliye daireleri tarafından bir yığın ayrıntılı yazışma gönderildi.(76)

Karşılaştırmalı gözle bakıldığında benzeri bir yapı,Tasfiye Komisyonlarının uygulamalarında görülebilir.Tasfiye Komisyonlarındaki memurların yaptığı gibi,Finazamt Moabit-West'in vergi memurları,bankalara ve hayat sigortası şirketlerine hesapları tasfiye etmelerini ve sermaye değerlerini doğrudan doğruya hükümete transfer etmelerini emretti.İTC'nin Tasfiye Komisyonlarının memurlarına benzer şekilde Yahudilere ait işletmeleri satmaya ve tasfiye etmeye ya da bu işletmelerin işlerini yürütmeye yetkili kayyumlar atandı.

İki örnek arasındaki farklar

Ermeni örneğinin tersine,"Yahudiler,mülkiyetleri ellerinden alındıktan sonra göç etmeye zorlanmıştır."(77) Nazi hükümetinin ilk ayları sırasında,devlet dairelerinin tümünün Nazileştirilmesi tamamen gerçekleştirilmemiş olduğu için,kayda değer sayıda varlıklı Yahudi mal varlıklarını tasfiye edip ciddi zararlara uğramadan yurtdışına gidebilmiştir.(78) Bu nedenle,ilk dalga mülteciler arasında oldukça fazla sayıda varlıklı Yahudi vardır.Diğer tarafta ise,Ermeniler bu imkândan yoksun olmuştur.Tehcirden önce ya da sonra mal ve mülklerini satmalarına izin verilmemiştir.Kısacası,Almanya'daki Yahudilerin tersine,Ermenilerin mal varlıklarını tasfiye etmelerine izin verilmemiştir.Tehcir edilmeyen Ermenilerin mal varlıkları,mal varlığı tescil işlemine konu olmamıştır.Ancak,Nazi rejimi altındaki Yahudilerin varlık ve birikimlerine el konması örneğinde,mülkiyet tescili yalnızca göç etmeye kalkışan Yahudilere değil,tehcir edilmeyi ve öldürülmeyi bekleyen Yahudilere dahi uygulanmıştır.

Osmanlı Ermenilerinin tersine,Yahudiler sigorta poliçelerini nakde çevirebilmiş ve o nakdi,vergilerini ve iltica masraflarını karşılamak için kullanabilmiştir.(79) Bu hususta,Ermeni ve Yahudi örnekleri arasında önemli bir fark vardır.Osmanlı Ermenilerinin tersine,Alman Yahudilerinin en azından 1938 ve 1939'da iltica etme şansı olmuştur.İltica edebilmek için,büyük miktarlara varan vergi ödemeleri ve bu vergileri ödeyebilmek için mal varlıklarının büyük bir bölümünü ellerinden çıkarmak zorunda kalmışlardır.Osmanlı Ermenilerinin iltica etmelerine kesinlikle izin verilmemiştir.Osmanlı Ermenilerinin tersine,Alman Yahudileri,1930'ların sonlarında "sözkonusu vergi ve iltica masraflarını karşılamak amacıyla rayiç bedelinin ekseriyetle çok altında olsa da" gayrimenkullerini ve diğer mallarını satabilmişlerdir.(80) Alman devleti,Yahudi mal varlıklarına ve gayrimenkullerine şahısların vatandaşlık hakkını iptal ederek el koyarken İTC hükümeti ve Türk devleti Ermeni mal varlıklarına ve gayrimenkullerine,Ermenileri vatandaşlıktan çıkarmadan el koymuştur.

Ermeni Soykırımı örneğinde,ilgili vergi daireleri ile temas kurup "adı gecen şahısların,mevcut borçlarını ya da ilgili sair hususları da içeren mali durumları ile ilgili ayrıntılı dökümleri" talep etmekle,Tasfiye Komisyonları,vatandaşlık haklarının kaldırılmasını istemek dışında,Finazampt Moabit-West'inkine benzer bir mevzuat izlemiştir.Ermeni Soykırımı ve Holokost arasındaki en önemli fark,vatandaşlık hakları konusu olmuştur.Yahudilerin vatandaşlık haklarını ellerinden almakla,Nazi rejimi mal varlıklarına el koyabilmiştir.Bunun tersine,Ermenilerin menkul ve gayrimenkul mal varlıklarına,1869 tarihli Tabiyet Kanunu'nun 5. ve 6. maddeleri uyarınca Ermenilerin Osmanlı vatandaşlığı korunarak el konmuştur.Yahudi örneğinin tersine,tehcir ve soykırım sırasında,Osmanlı Ermenilerinin vatandaşlıklarının iptali sözkonusu olmamıştır.

Sonuç

İTC hükümeti,onu izleyen yeni Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve Almanya'daki Nasyonal Sosyalist hükümet,hukukî hilelerden istifade etmek yoluyla,Ermeni ve Yahudilerin mülküne el koyabilmiştir.Bu her iki mülksüzleştirme sürecinde,Osmanlı Ermenilerinin ve Alman Yahudilerinin menkul ve gayrimenkul mal varlıkları bir dizi yasal mekanizma vasıtasıyla tasfiye edilmiş ve el değiştirmiştir.İTC hükümeti ile başlayıp Türkiye Cumhuriyeti ile devam eden bu işlem,tüm Ermeni mal varlıklarına el konmasında hukukun manipüle edilmesiyle gerçekleştirilmiştir.Holokost örneğinde,bu işlem benzer yollardan gerçekleşti.Nazi Almanya'sındaki Yahudiler ile Hitler'in ordularının istila ettiği muhtelif Avrupa ülkelerindeki Yahudiler tüm varlıklarının Üçüncü Reich'ın hazinesine aktarılmasına şahit oldu.Yahudilerin mal varlıkları ve mülkiyeti,Nazi liderlerine meşru bir kisve kazandıran "yasa" sınırları içinde temellük edildi.Bu sayede,savaşın maliyetlerini karşılamaya ve toplanan hasılatı rejimi aktif olarak destekleyen merkezî ve yerel aktörlerle toplumun "Aryan ırkına" mensup kesimleri arasında pay etmeye imkân buldular.Vatandaşlık haklarını iptal etmekle,Almanlar "Yahudilerin" yasal statüsünü "sivil kayıp" statüsüne düşürdü.Bir başka deyişle,yasal açıdan tümüyle yok sayıldılar.

Nazilerin örneğinde,yasallık kisvesiyle sağlanan sözde meşruiyet büyük ölçüde bürokratik düzeyde olmuştur.Bu,Nazi devletinin sürecin yasallığına gerçekte önem vermediği anlamına gelir.Daha en başında,Üçüncü Reich niyetlerini açıkça belli etmiştir:Yahudi mal ve mülklerine yönelik olarak kendine has tasfiye ve el koyma siyaseti uygulayacaktır.Bu bir sır olmamıştır.Öte yandan,Osmanlı Ermenileri örneğinde,İttihatçılar,bu girişimi gerçekleştirirken yasallık kisvesi altında gizlemek için ciddi çaba harcamışlardır.Naziler için,el koyma sadece bürokratik bir işlem olmuştur;Naziler tarafından getirilen yasal ve bürokratik düzenlemeler alenen Yahudi varlıklarını ele geçirmeye yönelik olmuştur.Sonuç olarak,Nazi yasalarında her şey,tereddüde mahal vermeyecek şekilde sarihtir.Osmanlı Ermenileri açısından ise,hükümet,niyetlerini saklamak için bir dizi dolaylı yollara sapmış olsa da,dikkatle incelendiğinde kendini hemen ele verir...

Not:
Bu makale Ümit Kurt,"Legal and official plunder of Armenian and Jewish properties in comparative perspective:the Armenian Genocide and the Holocaust",Journal of Genocide Research 17/3 (Haziran 2015) (London:Routledge Taylor&Francis Group),s.305-326'dan tercüme edilmiştir.Araştırma Calouste Gulbenkian Ermeni Araştırmaları Vakfı'nın desteğiyle gerçekleştirilmiştir;kendilerine teşekkür borçluyum.Ayrıca Damla Tanla,Oğuz Dilek,Ömer Turan,Marc Mamigonyan ve Taner Akçam ile
Journal of Genocide Research'ün editörlerine ve anonim hakemlerine kıymetli yorumları ve özlü eleştirileri için teşekkür ederim.

***


1-Uğur Ümit Üngör ve Mehmet Polatel,Confiscation and destruction:the Young Turk seizure of Armenian property (New York ve London:Continuum,2011),s.65.

2-A.g.e.,s.6.
3-Martin Dean,Robbing the Jews:the confiscation of Jewish property in the Holocaust,1933-1945 (New York:Cambridge University Press,2008),s.3.
4-Rusya'nın, kıyaslama açısından Osmanlı İmparatorluğu'na en yakın örneklerden birini verdiğini önemle belirtmek gerek.Birinci Dünya Savaşı sırasında,Rus İmparatorluğu,işletme sahibi,yatırımcı,yönetici,özel toprak sahibi,dükkân sahibi,beyaz yakalı emekçi,mühendis,ustabaşı ve vasıflı işçi olan kendi Yahudi,Polonyalı ve Alman tebaalarının mülklerine karşılıksız olarak el koyma ve bunları müsadere etme gibi olağanüstü önlemler getirmiştir.1915-1916'da çıkarılan bir dizi kararnameyle Rus devleti,Yahudi,Polonyalı ve Alman vatandaşlarının büyük bir kısmını düşman-yabancılar olarak tayin ve tasnif etmiştir.Bunları uygulamaya koyarken,düşman-tebaa topraklarına karşı aşırı ölçüde el koyma ve müsadere etme işlemlerine girişmiştir.1915 ve 1916'da çıkarılan bir dizi kararname ve geçici kanunlarla düşman-tebaa topraklarına el konması ve el değiştirilmesinde gerek hükümet gerekse ordu önemli roller üstlenmiştir.Bu şekliyle,Birinci Dünya Savaşı sırasında,tebaalarının mülkleri,zenginlikleri ve varlıklarına el konması,bunların müsadere edilmesi ve devredilmesini sağlamak için "yasal" mekanizmaların kullanılması açısından Osmanlı ve Rus imparatorlukları arasında bir dizi benzer kalıp olduğu görülmektedir.Rus İmparatorluğu'nun Yahudi,Polonyalı ve Alman tebaalarının mülklerinin müsaderesi ve bunlara el konması konusunda ayrıntılı ve kapsamlı bir çalışma için bkz.Eric Lohr,Nationalizing the Russian Empire:the campaign against enemy aliens during World War I (Cambridge,MA ve London:Harvard University Press,2003),özellikle s.94-120.
5-Lut'fik Kuyumdjian,Lk'eal goyk'eru harc'er
[Emval-i Metruke Meselesi],Surp Pırgiç Hastanesi Yıllıkları (İstanbul,1928,1929,1931,1932,1939.) Bu önemli kaynağa dikkatimi çektiği için Bedros Der Matossian'a teşekkür etmek isterim.
6-K. Haygazn Ghazarian,"Hayotz Lekial Koykeru yev Galvadzneru Talane Turkeru Goghme" [Ermeni Emval-i Metrukesinin Türkler Tarafından Çalınması],
Hayrenik,6-7 Ekim 1964;Ghazarian,Tseghasban Turkeh [Soykırımcı Türk] (Beyrut:Hamazkayin Press,1968.)
7-Levon Vartan,
Haykakan Tasnehinke yev Hayeru Lekyal Kuykere:Knnagan agnarg esd Terkagan vaverakrereu [Ermeni 15'i ve Ermenilerin Emval-i Metrukesi:Türk Belgelerine Göre Eleştirel Bir Yorum (Beyrut:Atlas Publication House,1970.)
8-Nitekim Donald Bloxham şunun altını çizmiştir:"1913-1914 yılları,İTC'nin Hristiyanların pahasına olacak şekilde bir Türk-Müslüman burjuvazi yaratma yönünde ortak çabalarına tanık oldu.Yoğun bir şekilde,Alman teorisyen Friedrich List'in oluşturduğu 'milli ekonomi' modelinden yararlanan İTC,bunu,ekonomideki temel mevkilerin çıkarları devletin çıkarlarıyla çakışan 'güvenilir' yurttaşlar tarafından işgal edileceği,merkezî düzeyde kontrol edilen ve bağımsız bir ekonomik sistemin oluşumunda temel önemde görüyordu." Donald Bloxham,
The great game of genocide:imperialism,nationalism,and the destruction of the Ottoman Armenians (Oxford:Oxford University Press,2005),s.63-64.
9-Aviel Roshwald,
Ethnic nationalism and the fall of empires:Central Europe,Russia and the Middle East,1914-1923 (London:Routledge,2001),s.108.
10-
A.g.e.,s.110.
11-Aynı yerde.
12-Michelle G. Latham,"Economic motives for total genocide:a comparison of the Armenian,the Holocaust and Rwandan genocides",yayımlanmamış yüksek lisans tezi (Boston College,2000),s.31.
13-Christian Gerlach,
Extremely violent societies:mass violence in the twentieth-century world (Cambridge:Cambridge University Press,2010),s.92-119.
14-Christian Gerlach,"Nationsbildung im Krieg:Wirtschaftliche Faktoren bei der Vernichtung der Armenier und beim Mord an den ungarischen Juden",
Der Völkermord an den Armeniern und die Shoah,(ed.) Hans-Lukas Kieser ve Dominik J. Schaller,(Zürich:Chronos Verlag,2002),s.347-422.
15-Dickran Kouymjian,"Confiscation of Armenian property and the destruction of Armenian historical monuments as a manifestation of the genocidal process",
Anatomy of genocide:state-sponsored mass-killings in the twentieth century,(ed.) Alexandre Kimenyi ve Otis L. Scott (Lewiston,NY:Edwin Mellen Press,2001),s.307-319.
16-Taner Akçam,"Ermeni Meselesi Hallolunmuştur":Osmanlı Belgelerine Göre Savaş Yıllarında Ermenilere Yönelik Politikalar (İstanbul:İletişim,2007),s.223-236;Taner Akçam,
The Young Turks' crime against humanity:the Armenian Genocide and ethnic cleansing in the Ottoman Empire (Princeton,NJ and Oxford:Princeton University Press,2012),s.356-371.
17-Hilmar Kaiser,"Armenian property,Ottoman law and nationality policies during the Armenian Genocide,1915-1916",
The First World War as remembered in the countries of the Eastern Mediterranean in Olaf Farschid,(ed.) Manfred Kropp ve Stephan Dahne,(Beyrut:Orient-Institut,2006),s.49-71.
18-Bedros Der Matossian,"From confiscation to appropriation:historical continuity and the destruction of the 'Armenian economy' in the Ottoman Empire",
Armenian Weekly,24 Nisan 2007,s.22-23.
19-Bedros Der Matossian,"The taboo within the taboo:the fate of 'Armenian capital' at the end of the Ottoman Empire",
European Journal of Turkish Studies:Social Sciences on Contemporary Turkey (2011):1-38,erişim:http://ejts.revues.org/4411
20-Kevork K. Baghdjian,"The confiscation of Armenian properties by the Turkish government said to be abandoned",(çev.) A.B. Gureghian (Lübnan:Armenian Catholicosate of Cilicia,2010.)
21-Hrayr S. Karagueuzian ve Yair Auron,
A perfect injustice:genocide and theft of Armenian wealth (New Brunswick,NJ:Transaction Publishers,2009.)
22-Uğur Ümit Üngör ve Mehmet Polatel,"El Koyma ve Yıkım".Bu kitabın üçüncü bölümünde Üngör ve Polatel,Ermeni mülklerine el konmasının ve bunların kamulaştırılmasının tüm hukukî yapısını analiz etmektedir;ancak el koyma süreciyle ilgili sayısız kanunu,kararnameyi ve yönetmeliği yanlış yorumlamışlardır.Taner Akçam,Üngör ve Polatel'in kitabının bu bölümünü eleştirel olarak değerlendirmiştir.Bkz.Taner Akçam,"Uğur Ümit Üngör ve Mehmet Polatel:El Koyma ve Yıkım,Genç Türklerin Ermeni Mallarını Gasp Etmesi Kitabı Üzerine",
Tarih ve Toplum-Yeni Yaklaşımlar 14 (Yaz 2012),s.95-119.Üngör ve Polatel'in Akçam'ın eleştirisine cevabı için bkz.Uğur Ümit Üngör ve Mehmet Polatel,"Taner Akçam'ın Eleştirilerine Dair",Tarih ve Toplum-Yeni Yaklaşımlar 14 (Yaz 2012),s.121-136.
23-Sait Çetinoğlu,"Ermeni Emval-i Metrukeleri Üzerine",
Birikim (2009),erişim:http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=552&makale=Ermeni%20Emval-i%20Metrukeleri%20%DCzerine ; Sait Çetinoğlu,"Sermayenin 'Türk'leştirilmesi",Resmî Tarih Tartışmaları,(ed.) Fikret Başkaya (İstanbul:Özgür Üniversite Kitaplığı,2006),s.79-152.
24-Nevzat Onaran,
Emval-i Metruke Olayı:Osmanlı'da ve Cumhuriyet'te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (İstanbul:Belge Yayınları,2010);Onaran,Cumhuriyet'te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1914-1919) ve (1920-1930):Emval-i Metrukenin Tasfiyesi-I ve II (İstanbul:Evrensel Basım Yayın,2013.)
25-O dönemde kullanılan "emval-i metruke" terimi bu çalışmada referans kolaylığı için kullanılmıştır,ancak elbette,tehcir edilenlerin mülklerini "terketmiş" olmayıp onları arkalarında bırakmaya zorlanmış olmaları sebebiyle bir sahtelik içermektedir.
26-Bu noktaları merkezî hükümetin kararnamelerinden çıkardığımın altını burada açıkça çizmek isterim.Ancak bu yönetmeliklerin vilayetlerde her bir örnekte nasıl uygulandığını incelemek de gerekir.
27-Genelkurmay Başkanlığı,
Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri,1914-1918 (Ankara:Genelkurmay Basım Evi,2005),s.139-142.
28-
A.g.e.,s.139.
29-
Takvim-i Vekayi,sayı 2303,14 Eylül 1331 [27 Eylül 1915]
30-
Takvim-i Vekayi,sayı 2343,28 Teşrinievvel 1331 [10 Kasım 1915] Metnin aslı için bkz.T.C. Maliye Vekâleti Milli Emlak Müdürlüğü,Milli Emlak Muamelelerine Müteallik Mevzuat (Ankara:Başvekâlet Matbaası,1937);Salâhaddin Kardeş,"Tehcir" ve Emval-i Metruke Mevzuatı (Ankara:T.C. Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı,2008.)
31-Dâhiliye Nezareti'nin 6 Kasım 1915 tarihli iç yazışmalarından,bu komisyonlara Emval-i Metruke Komisyonları adının verildiğini,yeni yönetmelikle kurulacak olan komisyonlara ise Tasfiye Komisyonları adının verileceğini öğrendim.BOA/DH.HMS 12/31,24 Teşrinievvel 1331 [6 Kasım 1915].Dâhiliye Nazırı adına müsteşar yardımcısı tarafından yazılmıştır.
32-Emirler,Hazine ve Mülkiye memurlarından oluşacak bir komisyonun kurulması için bu yönetmeliğe uygun şekilde vilayetlere gönderilen çeşitli telgraflarla verilmişti.Bir örnek için bkz.BOA,DH.ŞFR 54/226 İAMM,Dâhiliye Nezareti'nden Kayseri vilayetine şifreli telgraf,15 Haziran 1331 [28 Haziran 1915]
33-Kurulacak komisyonlar ve yetki bölgeleri için bkz.BOA/DH.EUM.MEM,73/43,Dâhiliye Nezareti tarafından hazırlanan,Emval-i Metruke Komisyonlarının nerede bulunduğunu gösteren 19 Kânunuevvel 1331 [1 Ocak 1916] tarihli liste.Bu listeye göre İstanbul'da komisyon vilayet merkezinde,Edirne vilayetinde ise Tekfurdağı'ndaydı.Adana ve Mersin dâhil Adana vilayetindeki komisyon Adana'da,Cebel-i Bereket'teki komisyon vilayet merkezinde,Kozan'daki komisyon yine vilayet merkezindeydi.Erzurum'da komisyon vilayet başkentindeydi.Hüdavendigâr vilayeti:[okunamıyor] ve Karacabey için kurulan komisyon Bursa'da,Kirmastı komisyonu yine Bursa'da,Gemlik ve Orhangazi için kurulan komisyon Gemlik'te,Ertuğrul ve çevresi için kurulan komisyon Bilecik'teydi.Ankara vilayeti:Yozgat,Kırşehir ve Boğazlıyan komisyonu Yozgat'ta;Ankara,Keskin ve Çorum komisyonu Ankara'daydı.Trabzon vilayetinde Bafra,Termen ve Çarşamba komisyonu Samsun'da,Ünye,Fatsa ve Tirebolu komisyonu Ordu'da;Trabzon için kurulan komisyon ise vilayet başkentindeydi.Sivas vilayeti:Amasya ve Gümüşhacıköy komisyonu Sivas'ta;Merzifon ve Havza komisyonu Merzifon'da,Tokat için kurulan komisyon ise Tokat'taydı.İzmit vilayetinde:İzmit,Karamürsel ve Yalova için kurulan komisyon İzmit'te,Adapazarı,Kandıra ve Gemlik için kurulan komisyon Adapazarı'ndaydı.Eskişehir vilayetinde:Sivrihisar ve Mihalıççık komisyonu vilayet merkezinde;Eskişehir komisyonu da vilayetin başkentindeydi.Kayseri vilayeti için:Kayseri komisyonu vilayet başkentinde,Develi komisyonu şehir merkezindeydi.Halep vilayetinde,Halep için kurulan komisyon vilayet başkentinde,Maraş için kurulan komisyon şehir merkezinde,Antakya için kurulan komisyon şehir merkezindeydi.
Konya,Bitlis,Ma'muretü'l-aziz ve Diyarbekir'de komisyonlar her bir vilayetin kendi merkezindeydi.Niğde,Karahisar-ı Sahib,Urfa ve Karesi'de,komisyonlar her bir vilayetin kendi merkezindeydi.
34-Bu konuda bkz.Tarık Zafer Tunaya,
Türkiye'de Siyasî Partiler,c. 2:Mütareke Dönemi (İstanbul:Hürriyet Vakfı Yayınları,1986),s.37.
35-1919-1922 döneminde İstanbul'da faal olan Divan-ı Harp,toplamda 63 yargılama yapmış ve yaklaşık 200 sanığı yargılamıştır.Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bkz.Vahakn Dadrian ve Taner Akçam,
Judgment
at Istanbul:the Armenian Genocide trials (New York ve Oxford:Berghahn Books,2011.)
36-Ahar mahallere nakledilmiş olan eşhasın 17 Zilkade 1733 tarihli Kararname mucibince tasfiyeye tabi tutulan emvali hakkında Kararname'nin tam metni için bkz.Kardeş,a.g.e.,s.69-91.
37-Tebaiyet-i Osmaniye Kanunnamesi,Düstur,Seri 1,c. 1 (İstanbul:Matbaa-i Amire,1873);ayrıca bkz.BOA.Y.EE. 41/133.
38-Kardeş,a.g.e.,s.122.
39-Milli Emlak Müdürlüğü,Milli Emlak Muamelelerine Müteallik Mevzuat,s.159-161;Kardeş,a.g.e.,s.100-104.
40-Tam metin için bkz. Kardeş,a.g.e.,s.100-104.
41-Vurgu bana ait.
42-Kardeş,a.g.e.,s.154-164.
43-Örneğin,İsmet İnönü'nün İstanbul'a gönderdiği,karma tahkim kurullarının kurulması ve yetkileri hakkındaki müzakere ilişkin rapor için bkz.Bilâl N. Şimşir,Lozan Telgrafları II (Şubat-Ağustos 1923) (Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları,2000),s.375-376.
44-Ceride-i Resmîye,sayı 68,7 Nisan 1340 [1924].Tam metin için bkz.Milli Emlak Müdürlüğü,a.g.e.,s.488.
45-Milli Emlak Müdürlüğü,a.g.e.,s.434.
46-Frank Bajohr,"Aryanization" in Hamburg: the economic exclusion of Jews and the confiscation of their property in Nazi Germany (New York ve Oxford:Berghahn Books,2002),s.1.
47-Avraim Barkai,From boycott to annihilation:the economic struggle of German Jews,1933-1943 (Hanover:Brandeis University Press,1990),s.56;Dean,a.g.e.,s.56-57;Bajohr,a.g.e.,s.121.
48-Gerald D. Feldman,"Confiscation of Jewish assets,and the Holocaust",Confiscation of Jewish property in Europe,1933-1945:new sources and perspectives symposium proceedings (Center for Advanced Holocaust Studies,United States Holocaust Memorial Museum,2003),s.4,erişim:http://www.ushmm.org/m/pdfs/Publication_OP_2003-01.pdf
49-Dean,a.g.e.,s.18.
50-A.g.e.,s.383.
51-Martin Dean,"The Finanzamt Moabit-West and the development of the property confiscation infrastructure,1933-1945",Confiscation of Jewish property in Europe,1933-1945,s.9;Dean,Robbing the Jews,s.12.
52-Dean,Robbing the Jews,s.224.
53-A.g.e.,s.224.
54-A.g.e.,s.1,89;Bajohr,a.g.e.,s.185-186.
55-Reichsgesetzblatt,1938,Bölüm I,s. 414-416'dan aktaran Dean,a.g.e.,s.1.
56-Bajohr,a.g.e.,s.185.
57-A.g.e.,s.185;Dean,a.g.e.,s.89.
58-Hans Georg Lehman,"Acht und Achtung politischer Genger im Dritten Reich",Die Ausbürgerung deutscher Staatsangehöriger 1933-1945 nach dem im Reichsanzeiger veröffentlichten Listen,(ed.) Michael Hepp,c. 1 (Münih:K.G. Saur,1985),s. XI'den aktaran Dean,a.g.e.,s.33;Dean,"The development and implementation of Nazi denaturalization and confiscation policy up to the eleventh decree to the Reich Citizenship Law",Holocaust and Genocide Studies 16/2 (2002),s.218.
59-Dean,Robbing the Jews,s.36;Dean,"Development and implementation",s.221-222.
60-Dean,a.g.e.,s.34.
61-Dean,a.g.m.,s.219,230.
62-LAB,A Rep.092/54564,FA Moabit-West circular to Tax Offices (S 1110) undated (1933) probably distributed as O 1300-I ı/33 on 8 September 1933;see also LAB,A Rep.092/50477,Instruction No.1304 to FA Moabit-West on 20 June 1938, in Dean,Robbing the Jews,p. 42 footnote 90;Dean,'Development and implementation',p.224.
63-Dean,a.g.e.
64-A.g.e.,s.170.
65-Dean,a.g.m.,s.217.
66-Dean,a.g.e.,s.166;Reichsgesetzblatt (RGBI) [Law Gazette of the Reich],1941,Bölüm I,s.722-724'den aktaran Bajohr,a.g.e.,s.249.
67-İTC kadroları,Ermeni mülklerinin alıkonulmasının yerel halka Ermeni Tehciri'nden maddi çıkar sağlayacağının gayet farkındaydı.Anadolu'nun pek çok şehrinde,İTC ile yakın bağlantıları olan yerel eşraf ve özellikle de taşra elitleri,Ermeni mülklerinin ve zenginliklerinin çoğunu elde etti ve bunların sahibi oldu.Bu süreç Antep'te,Diyarbakır'da,Adana'da,Maraş'ta,Kilis'te ve Anadolu'nun başka şehirlerinde gerçekleştirildi.İttihat ve Terakki Fırkası Merkez-i Umumisi'nin pek çok önde gelen üyesi ile İTC yönelimli valiler ve mutasarrıflar,mülkiyetin,özellikle de pek çok vilayetteki zengin Ermenilerin mülkiyetinin büyük bir bölümüne el koydu.
68-Dean,a.g.e.;Bajohr,a.g.e.;Bajohr,"The beneficiaries of 'Aryanization':Hamburg as a case study",Yad Vashem Studies 26 (1998),s.173-202;Götz Aly ve Susanne Heim,Architects of annihilation:Auschwitz and the logic of destruction (Princeton,NJ:Princeton University Press,2003);Barkai,a.g.e.;Götz Aly,Hitler's beneficiaries:plunder,racial war and the Nazi welfare state (New York:Picador,2008);Jan Tomasz Gross ve Irena Grudzinska Gross,Golden harvest (Oxford:Oxford University Press,2012.)
69-Yahudilerin zenginliklerinin Aryanizasyonundaki yaygın yolsuzluklarla ilgili olarak bkz.Bajohr,"Beneficiaries of 'Aryanization'",s.173-202;Bajohr,"The beneficiaries of 'Aryanization':Hamburg as a case study",Holocaust:from the persecution of the Jews to mass murder,(ed.) David Cesarani ve Sarah Kavanaugh (London ve New York:Routledge,2004),s.18-20;Dean,Robbing the Jews,s.78,392.
70-Ermenilere ilişkin uygulamayla ilgili bkz.Tayfun Eroğlu,"Tehcirden Milli Mücadeleye Ermeni Malları (1915-1922)",yüksek lisans tezi (Dokuz Eylül Üniversitesi,2008) ve Onaran,a.g.e. Yahudilere ilişkin uygulamayla ilgili bkz.Frank Bajohr,"Robbery,ideology and realpolitik:some critical remarks",Yad
Vashem Studies 35/1 (2007),s.181;Aly ve Heim,a.g.e.,s.28;Dean,a.g.m.,s.226;Michael MacQueen,"The conversion of looted Jewish assets to run the German war machine",Holocaust and Genocide Studies
18/1 (2004),s.27-45.
71-Ümit Kurt,"Varlık ve Yokluk Kıskacında Ermeniler:1915 Ermeni Kırımının Ekonomik Şiddet Boyutu",Türkiye'de Siyasal Şiddetin Boyutları,(ed.) Güney Çeğin ve İbrahim Şirin (İstanbul:İletişim Yayınları,2014),s.79-80;Dean,a.g.e.,s.221.
72-Feldman,a.g.m.,s.4.
73-Ermenilerin gayrimenkul ve mallarının "Türkleştirilmesi" konusunda bkz.Taner Akçam ve Ümit Kurt,Kanunların Ruhu:Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın İzini Sürmek (İstanbul:İletişim Yayınları,2012.) Ayrıca bkz.Onaran,a.g.e. ve Üngör ve Polatel,a.g.e.;Yahudilerin emlakinin Yahudilerin "Aryanizasyon"u için bkz.Aly,a.g.e. ve Barkai,a.g.e.;Bajohr,a.g.e.;Dean,a.g.e.;Yitzhak Arad,"Plunder of Jewish property in the Nazi occupied areas of the Soviet Union",Yad Vashem Studies 21 (2000),s.109-148;Aly ve Heim,a.g.e.,s.11.
74-Gross ve Grudzinska Gross,a.g.e.,s.11;Dean,a.g.e.,s.3,52-53.
75-Dean,a.g.e.,s.222.
76-A.g.e.,s.222.
77-Bajohr,a.g.m.,s.14.
78-Dean,a.g.e.,s.28.
79-Feldman,a.g.m.,s.5.
80-A.g.m.,s.5.

*Dr.Ümit Kurt,Ermeni ve Yahudi emvalinin yasal ve resmî yoldan talanı:Ermeni Soykırımı ve Holokost,(çev.) Feyzan Yaman,Toplumsal Tarih,Sayı:269,Mayıs 2016,s.50-63.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder