27 Aralık 2016 Salı

Realite olarak anti-Semitizm ve iktidar aracı olarak anti-Semitizm suçlaması/Moshe Zuckermann*

-Anti-Semitizm ve anti-Semitizm suçlamalarının siyasete alet edilmesi ile ilgili olarak yıllardan beri yaptığınız entelektüel ve bunun yanında politik ve kişisel uğraşlarınızın motivasyonu nedir?

Kişisel motivasyonumun nedeni ailemin geçmişi.Annem ve babam (Holokost) Yahudi Soykırımı'ndan sağ kurtulanlardan.Ve babam Auschwitz kampında hayatta kalanlardan.Anti-Semitizm ailem ve halkımın tarihindeki en büyük dehşet:Babam ve annemin ailelerinin yüzde sekseni yok edilmiş.Anti-Semitizm bana hayatta kalma ve varolma sorunsalı olarak dünyaya gelmemle beraber verilen bir şey.Bu gerçekliğe hayatımın sonraki dönemlerinde Frankfurt Okulu'nda Adorno ve Horkheimer ile birliktelik sonucunda akademik ve teorik bir motivasyon eklendi.Adorno ve Horkheimer "Diyalektik ve Aydınlanma" kitabında anti-Semitizm'in öğelerini tartışmış ve bunu medeniyet tarihinin bir paradigmasına yükseltmişlerdir.

Ancak bu söylediklerimin dışında,ki bu biraz önce söylediklerimle çelişmez;özellikle İsrail'de ve daha sonra da Almanya'da hemen ilk anda dikkatimi çeken şey anti-Semitizm'in nasıl bir fetişe dönüştüğüdür.İnsanlar anti-Semitizm'le mücadeleyi anti-Semitizm ve Holokost'un hatırası ile hiçbir ilgisi olmayan hedefler için kullanmaya,araçsallaştırmaya başladılar.

-Konuşmamıza reel anti-Semitizm'le giriş yapmak istiyorum.Bu realite ile ilgili olarak Avrupa'daki durumu nasıl takdir ediyorsunuz?Paris suikastlarının üzerinden henüz birkaç hafta geçti.2014 yazında Gazze Savaşı döneminde İsviçre'deki İsrailli Cemaatler Topluluğu Başkanı Herbert Winter Yahudilere gelen korkunç maillerden ve sosyal medyadaki "Yahudilerin kökünü kurutmalıyız" veya "Bu köpekleri gazlayın" gibi mesajlardan söz etti.Önceleri bu tip mesajların Bay Müller veya Bay Meier gibi isimlerden gelmesine karşın,şimdilerde böyle mesajların Arnavut,Kosovo veya Türkiyeli isimlerden geldiğini ve her defasında Ortadoğu'da şiddet patlak verdiğinde bu tip anti-Semitik mailler aldıklarını ancak,bu defa bu durumun bambaşka boyutlara ulaştığını söyledi.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum:Benim açımdan anti-Semitizm'le,dünyanın neresinde ortaya çıkarsa çıksın mücadele edilmeli.Anti-Semitizm Auschwitz'te olanlardan dolayı sadece Yahudileri değil,bunun da ötesinde uygarlık tarihi açısından dünyayı öyle bir etkiledi ki,bu görmezlikten gelinmemeli.Benim için sorunun kaynağı şurada yatıyor:İnsanlar son yıllarda anti-Semitizm'in oluşma koşulları,nedenleri ve bağlamı üzerinde gittikçe daha az düşünüyor ve fakat,sanki daha çok bir yılan tarafından hipnotize edilmiş gibi sadece anti-Semitizm fenomenine bakıp sonrasında histerik veya ideolojik tepki gösteriyorlar.Örneğin dile getirdiğiniz Gazze Savaşı dönemini ele alalım.İlginçtir siz önce savaş esnasında Gazze'de neler olduğundan değil de Avrupa'daki insanların bu savaşa nasıl tepki gösterdiğinden bahsediyorsunuz.Yahudilere karşı anti-Semitik söylemlerde bulunanların bunu durduk yerde yapmadıklarını anlamak gerekir.Gazze'de bir şeyler oldu;2100 insan gaddarca öldürüldü;sayısız kadın ve çocuk öldürüldü,ayrıca bu ilk kez de olmadı.Ne zaman şiddet olayları kızışsa Filistin terörünün hiçbir ayrım yapmadığı söylenir ancak,ortaya çıkıyor ki işgali sürdüren ve şiddeti tırmandıran ya da bunu provoke eden Yahudilerde şiddet kullanarak saldırılarda bulunurken sivil halk,gerillalar veya teröristler arasında ayrım yapmıyorlar.Benim açımdan sizin sorunuz reel anti-Semitizm'in nedenlerini tartışmaya yönelik değil.

-Sizce ne üzerine konuşmalıyız?

Anti-Semitik olayların gelişiminde İsrail'in büyük bir ölçüde katkısı olduğu olgusu üzerine konuşmalıyız;dünyada anti-Semitik olayların artması İsrail'in çıkarlarına uygun düşüyor,çünkü böylece İsrail Devleti'nin bütün Yahudiler için sığınılacak tek ülke olması anlaşılır bir durum oluyor.Son kitabımda İsrail'in ilk Başbakanı Ben-Gurion'un:"Eğer bir gün anti-Semitizm ateşi düşerse,tekrar fitillenmeli ki Yahudiler İsrail'e dönsün",sözünü alıntıladım.Netenyahu'nun Paris'teki Yahudi marketine yapılan saldırıdan sonra durumu tamamen aynı şekilde araçsallaştırdığını gördük.Eğer ben Fransa'nın devlet başkanı olsaydım:"Sen nasıl olurda yurttaşlarımı kışkırtmaya çalışırsın" diyerek,onu bir tekmeyle ülkemden defederdim.Ariel Sharon da 2004'te benzer ifadeler kullanmıştı:Ne zaman Avrupa'nın İsrail'i eleştirdiğini duysa bunun kaçınılmaz bir şekilde anti-Semitik olması gerektiğini ve bu eleştiriler karşısında Holokost'un nasıl meydana geldiğini de böylece anlamış olduğunu söylüyordu.Kendi politikasına yönelik eleştirileri haince tersine çeviriyordu.

-Şu hâlde siz anti-Semitizm'i her zaman oluşum nedenleriyle beraber anlamak istiyorsunuz.Yani siz anti-Semitizm'in toplumsal,ideolojik ve ekonomik koşullarını sorguluyorsunuz...

Ve bir de patolojik koşullarını sorguluyorum.

-Sizin diğer araştırma dallarından farkınız Frankfurt Okulu mirasına sahip olmanız.Diğerleri anti-Semitizm'i ağırlıklı olarak ikibin yıllık Yahudi düşmanlığı,kültürel olarak sürekli varolan ve her zaman ortaya çıkabilecek olan Yahudi düşmanlığı ile aynı çizgide görüyorlar...

Ben anti-Semitizm ile geleneksel Yahudi nefreti arasında ayrım yapıyorum.Geleneksel olarak Yahudilere duyulan nefretin dinî temelleri var:Seçilmiş halk bir sorun.Yahudiler Tanrı'nın katili olarak görülüyorlar.Bu tip oluşumlar Haçlı Seferleri'nden pogromlara kadar devlet ve kilise tarafından tekrar tekrar kullanıldı.Yahudiler bu nefretten İspanyol Engizisyonu dönemleri de dâhil en azından Hristiyanlığa geçerek kurtulabiliyorlardı.Bu durum ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar böyle devam etti.

Ancak bu dönemden sonra sadece kavram olarak değil fenomen olarak da bambaşka bir durum sözkonusu:Yahudilerin özgürleşmesi ve burjuva toplumuna entegre olmaya başlamalarıyla beraber anti-Semitizm de ortaya çıkıyor.Yani Yahudilerin gettolara kapanarak yaşamadıkları andan itibaren.Yahudilerin geleneklerini sürdürerek yaşadıkları bölgelere ara sıra zorla girerek öfkelerini açığa vuran Kazaklar dışında bu bölgelerde bir sorunları yoktu.Oysa Yahudi'nin bizden biri,içimizde bir yabancı olduğu andan itibaren,sorulan soru şu:Siz bir halk mı,bir ulus mu yoksa bir din misiniz?İşte bu an sosyo-ekonomik anti-Semitizm'i getirdi.

Yahudiler geleneksel olarak mal dolaşımı alanlarında aktiftiler;ticaret adamı,seyyar satıcılık ve bankerlik gibi işler yapıyorlardı.Bunun da çok basit bir nedeni vardı,çünkü onların toprak sahibi olup yerleşik olma hakları yoktu.Böylece para düşkünü,kan emici Yahudi imajı ortaya çıkmış oldu.En kötüsü de bu andan itibaren oldu:Eskiden Yahudilere sosyo-ekonomik nedenler ileri sürülerek kapitalist veya sosyalist olduğu için saldırılırken bu andan itibaren bu saldırılar başka bir alana kaydırıldı:Irk alanına.Anti-Semitizm ırkçılık düşünceleriyle ilişkilendirildiği andan itibaren meselenin içine biyoloji de girdi ve başlangıçta dinsel nedenlerle oluşan Yahudi nefretinden kurtulma imkânı da kalmadı.Nazilerin kriteri kan oldu.

-Siz bu tarihsel dönüşümü çok anlaşılır bir şekilde tasvir ediyorsunuz.Bununla beraber dinsel nedenlerden oluşan Yahudi nefretinin günümüze kadar devam ettiğini düşünmüyor musunuz?Veya yüzyıllar boyu iktidarlara merkezî ideoloji tedarikçisi olan Hristiyan teolojisi ve kilisesi için bugün gelinen noktada geleneksel Yahudi nefretinin çok da bir önemi kalmadı mı artık?

Benim düşünceme göre Yahudi nefretine dönüşen dinsel nedenlerin,diğer iki nedene göre önemi daha az:Yahudi ya soyut olarak öteki olarak görülüyor,yani içimizdeki yabancı olarak ve bunun dinle mutlak bir ilgisi yok.Veya ki bu neden kanımca bugün anti-Semitizm için belirleyici olan neden:Yahudi Siyonist'le eş,Siyonist de İsrail'le eş görülüyor.Bu da İsrail politikaları az ya da çok neden olarak görülüp Yahudilere saldırılar için fırsat olarak kullanılıyor.Ayrım yapılmıyor.Hâlbuki prensip olarak kategorik ayrımlar yapmamız gerekir.Bütün Yahudiler Siyonist,bütün Siyonistler İsrailli ve bütün İsrailliler de Yahudi olmadığı için anti-Siyonizm,anti-Semitizm ve İsrail'i eleştirmek aynı şeyler değil.Bunlar üç farklı şey.Anti-Siyonist,anti-Semitist olmadan da İsrail eleştirilebilir.Pekâlâ,anti-Semitist olup buna rağmen Siyonist olunabilir ve hem anti-Semit,hem anti-Siyonist ve hem de anti-İsrail'ci de olunabilir.Bunların hepsi mümkün.

İnanılmaz olan,İsrailliler tarafından da Yahudilik,Siyonizm ve İsrail sürekli olarak aynı şeylermiş gibi ele alınıyorlar.Komünist Yahudiler Siyonist değiller,ABD'ndeki Yahudilerin çoğunluğu bugün itibariyle kendilerini ne diaspora ve ne de herhangi bir şekilde Siyonist olarak görüyorlar.Yahudi halkının sadece yarısı Siyon'da yaşıyor.

-Peki,Müslümanların Yahudi nefreti?

Anti-Semitizm hortlatıldığında kendimize tekrar tekrar şunu sormalıyız:Anti-Semitzm ile Ortadoğu'daki siyaset arasında nasıl bir bağ var?Ancak her şeye rağmen bugün asıl sorun öfkeli anti-Semitizmcilik değil.Avrupa'da bugün anti-İslâmcılık anti-Semitizm'e göre çok daha belirgindir,belki de anti-İslâmcılık tabulaştırılan anti-Semitizm'in yedeği işlevini görüyor.Bunlara ek olarak şu düşüncemi de belirtmek istiyorum:Esasen yüzyıllar boyu İslâm egemenliği altındaki Yahudilerin kaderi karşılaştırılmayacak kadar Hristiyan Batı'daki Yahudilere göre daha pozitif ve normaldi.İslâm ülkelerinde Yahudilere karşı uygulanan pogromlar olduysa bile Doğu Avrupa'da düzenli bir şekilde uygulanan pogromlara göre çok az oldu.Yine Yahudilere karşı şiddet olayları İspanya'daki Katolik engizisyonu veya diğer yerlerdeki şiddet olaylarıyla karşılaştırıldığında İslâm ülkelerinde de olduysa bile daha azdı.Holokost ne Asya,ne Küçük Asya,ne Güney Amerika ve ne de Afrika'da meydana geldi;yirminci yüzyılın aydınlanmış Avrupa'sında yaşandı.

Eğer bugün İslâmcılar Yahudilere karşı öfkelilerse bunun Siyonist tarihle ilgisi var:Onların görüşüne göre yabancı bir cisim genişleyerek ülkelerini ele geçirme ve halklarını o topraklardan uzaklaştırma talebiyle bölgelerini istila etmiş.Bu şekilde Müslümanlar ve Yahudiler arasında meydana gelmiş olan sorunun geleneksel dinî bakış açısı ile bir ilgisi yok.İsrailliler ve Filistinliler arasındaki sorun toprak sorunudur.Eğer olayın bu tarafı dikkate alınmazsa insan kendini kaybeder,her şeyi inkâr edip İslâm'da başından itibaren korkunç,Yahudi düşmanı bir din görür.

Aslında derginize dine bakış açımı çok da açmak istemiyorum...Hayır,gerçekten:Bir ateist olarak dinle çok meşgul olmama rağmen onunla çok da yapacak bir şeyim yok.Fakat size şunu söyleyebilirim:İslâm Hristiyanlıktan kesinlikle daha korkunç değil.Ve eğer ki Yahudilik daha güçlü bir konumda olsaydı,diğer dinlerden daha iyi olmayacaktı.

-Bu tarihsel olgulara rağmen değil fakat bizlerin Avrupa'da özellikle de şimdi İslâmcı çevrelerin anti-Semitizm'i üzerine tartışmamız gerekmez mi?

Evet,fakat bununla bağlantılı olan bütün yönleriyle beraber tartışmamız gerekir.Sadece İslâmcıların anti-Semitist oldukları olgusunu değil,bunun yanında neden İslâmcıların olduğu sorusuyla birlikte tartışmalıyız.Bu arada bu sorulara verilecek cevaplar bizi Avrupa'nın sömürgecilik tarihinin derinliklerine götürebilir.Şunu da sormamız gerekir:İslâmcıların bu tip başarılarına İsrail'in ne gibi katkıları oluyor?Bu ideoloji için neden bu kadar çok insan toplanabiliyor?Hümanist bir solcu için anti-Semitizm'le mücadele temel bir olgu olmasına rağmen ona yol açan nedenlerle de mücadele etmesi gerekir.Bu yönde çok az şey yapıldığını düşünüyorum.

-Ben tekrar Siyonizm'in varlığını devam ettirmek için anti-Semitizm'e ihtiyacı olduğu ifadenize dönmek istiyorum.

Hattâ aslında dünyada da varolmak için,Siyonizm anti-Semitizm'e bir tepki olarak çıktı.Eğer ki ondokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında Yahudilerin entegrasyonu başarılı olsaydı,devamında dinsel Siyonizm varolabilir ve belki de bu Siyonizm bir rönesans yaşayacaktı,fakat toprağa dayalı Siyonizm olmayacaktı.Burada,İsviçre'nin Basel şehrinde "Burada Yahudi devletini kurdum",diyen Theodor Herzl,Dreyfus skandalından etkilenmişti.Yeni anti-Semitizm Siyonizm'le beraber doğdu.Orada yeni bir devlet kurulmak istendiği için -o bölgede tabiri caizse öncelikle bir insan kalabalığını biraraya getirip,yeni bir Yahudi devleti için toparlayıp,onlara yeni bir dil hediye ederek ve bu insanlarda yerleşik oldukları topluluklardan ayrılmaya pek de istekli olmadıkları için- onlara diasporanın olumsuzluklarını abartmak gerekiyordu.Daha sonra İsrail'deki güçleri kendi içlerinde konsolide etmek için etnosentrik bir anın varlığı zorunlu hâle geldi:Kalıcı bir tehdide ihtiyaç vardı.Takibe uğrama ve acı çekmenin tarihçesi Holokost olarak,güvenlik sorunu olarak bütün dünyanın tehdidine maruz kalma duygusuyla birleştirildi.Bugün özellikle de İran'ın tehdidine maruz kalma olarak.

-Önceki sene Gazze Savaşı döneminde buralarda da birçok sorun sanki bir büyüteçle biraraya toplanmış gibi oldu.Örneğin bir gösteri esnasında üzerinde:"Sadece birkaç seçilmiş için değil,herkes için eşitlik ve özgürlük olmadığı sürece barış olmaz" yazan ve anti-Semitik olduğu düşünülen bir pankarttan dolayı dayanışma hareketi içinde de çatışmalı durumlar yaşandı.

İlk önce şunu söylemek istiyorum:Geçen sene Gazze Şeridi,İsrail'in güneyindeki şehirler ve hattâ Tel Aviv'de olanlarla karşılaştırıldığında bu gösteri ve bu pankart meselesi bir laklaktan ibaret.Bahsettiğiniz ihtilaf varlıklı orta sınıf Avrupalıların lüksü.Fakat polemik yapmak istemiyorum.Eğer bu pankartın anti-Semitik olduğu söyleniyorsa o zaman insanın kendine Yahudiler şu an Gazze Şeridi'nde ne yapıyorlar diye de sorması gerekir.Ve varsayalım ki bu pankart anti-Semitik -gerçi neden böyle bir kanıya varıldığının nedenlerini de tam olarak bilmek isterim- bu Ortadoğu'daki çatışmalarla ve modern anti-Semitizm'le hiçbir ilgisi olmayan dinsel bir yakıştırmadır.Bunun dinî meselelerle hiçbir ilişkisi yok.

Böyle bir pankart saçmalık.Fakat bu Dördüncü Reich'in yükselişi mi?Bu yeni bir Auschwitz mi,yoksa soykırım mı?"Araplara ölüm!" sloganı İsrail'in futbol sahalarında ne kadar çok duyuluyor.Ne kadar çok "İyi Arap,ölü Arap'tır!" deniliyor.Bir retorik var ve tabii ki şunun söylenmesi lâzım:Tanrı başlangıçtan korusun!Ancak bu başlangıçlar anti-Semitizm'le mücadeleyle hiçbir ilgisi olmayıncaya kadar bambaşka şeyler ve ideolojiler için ne ölçüde fetişleştirilip araçsallaştırılıyor?

-Bizim tartıştıklarımız gerçekten bu kadar banal mi?

Şimdi konuşacaklarımın anti-Semitizm'le bir ilgisi yok,şimdi bir solcu olarak konuşacağım:Yirminci yüzyılın 1970'li yıllarından itibaren sahip olduğumuz üretim araçlarından dolayı biliyoruz ki dünyada artık hiçbir insanın açlıktan ölmemesi gerekir.Ancak her yıl 25-30 milyon insan açlıktan ölüyor.Her şeyle beraber insanın neye hiddetlendiğini de bilmesi gerekir.

Her zaman kulağıma çalındığı gibi,biri size benim kendinden nefret eden bir Yahudi olduğumu söylese bile,ben böyle olmadığımı biliyorum ve bu bilinç kendimi birilerinin beni kalbimden vurmak için sıktığı kurşundan korumam için çoktan yeterli.Birileri bana Auschwitz'ten kurtulanların oğlu olmam sıfatından dolayı benim Yahudi bir anti-Semitist olduğumu söylerse,ben bu söylemin bana zarar vermek isteyenlerle ilgili olduğunu,benimle bir ilgisi olmadığını bilirim.

-Biraz önce İslâmofobinin belki de bir parça anti-Semitizm'in yedeği olduğunu söylediniz.Bu durumda İslâmofobi nasıl bir paralel işleve sahip olabilir?

Duyulan kin aynı dürtüden geliyor.Bahsettiğim kin George Simmel'in tanımladığı Yahudilere karşı kapitalist,sosyalist veya yabancı olarak duyulan kinle aynı.Yabancı derken bugün gelip yarın gidecek olan değil;bugün gelip gelecekte de kalacak olan aramızdaki yabancıdan bahsediyorum.Yahudi işte bu yabancı cisimdi;aynı anda her yerde olabilen ekonomik,kültürel,bilimsel olarak başarılı,işte bu kadar Nobel ödüllü,ekonomi alanında ve Amerika'daki lobilerde yani her yerde parmağı olan Yahudiler.Nasıl sürdürüldüğünü biliyorsunuz zaten.İşte bu dürtü İslâmofobiyle aynı dürtü.Müslümanlar bizim tahammül edemeyeceğimiz bir şekilde orada,burada,her yerdeler.

İkinci bir mesele de şu ki,Almanya ve dışında Holokost'un geniş bir şekilde tabulaştırılmış olması.Bu nedenle Sartre'ın belirttiği gibi bir projeksiyona ihtiyaç duyuluyor.Sorun her zaman projeksiyon yapma ihtiyacı duyan anti-Semitlerde.Onların bir yedeğe ihtiyacı var.Anti-Semitizm şimdilerde kadın ve çocukları öldüren İsrail'e,Siyonistlere yönelerek yansıtılabilir.Ya da insan kinini meşru saydığı bir nesneye patlatıp rahatlayabilir.İslâm meşru bir hedef çünkü artık o yabancı olarak sınıflandırılıyor.

-Anahtar kelime iktidar aracı olarak anti-Semitizm suçlaması:İsviçre'de şu sıralar HEKS adındaki yardım kuruluşu bir kampanyayla eleştiriliyor çünkü HEKS İsrailli olup,İsrail Devleti kurulurken yerinden edilen Filistinlileri hatırlamayı merkezine almış Zochrot adlı kuruluşu destekliyor.Burada iki mağdur grubun hatıraları birbirine karşı kullanılıyor.Hatırlama Yahudilikte önemli bir tema.Sizce ister 1948'de sürülen Filistinli mağdurlar olsun,ister altı milyon soykırım kurbanı olsun hatırlama nasıl olmalı?Mağdurun,anısının merkezde olduğu hatırlama nasıl olmalı?

Sorunuzun içinde cevabın bir kısmı var zaten.Benim formülüm şöyle:Kurbanların kurban olduklarını hatırlama ve faillerin de suçlu olduklarını hatırlamaya güçleri olmalı.Böyle bir duruş insanı ne mağdurların olduğu ve ne de herhangi bir kişinin fail olduğu bir toplum için mücadele etmeye ve ilerisine götürür.Benim açımdan Auschwitz'i anmanın en değerli şekli daha iyiye giden,ırkçılığa ve zenofobiye karşı duran hümanist bir toplumdur.

Bence sorun her geçmişin güncel zamanda kullanılmak için ele geçirilmesi ve araçsallaştırılmasında yatıyor.Benim bu olguya yönelik tek bir sorum var:Niyet ne?Eğer niyetim kurbanların anısını sürekli daha fazla kurban üreten bir politika için araçsallaştırmaksa bu onların anısına hakaret ediyorum demektir.Bu sonucu kurban,kurban sıfatıyla istemiş olamaz.

İsrailli tarihçi Yehuda Elkana'nın ifadesiyle Auschwitz'ten iki grup halk çıktı:Biri,yaşadıklarımız bir daha dünyanın hiçbir yerinde hiç kimsenin başına gelmemeli diyen bir azınlık.Bu Adorno'nun yeni kategorik buyruk formülasyonuna denk geliyor:"Hitler insanların esaret durumuna yeni bir kategorik emir yükledi:Düşüncelerinizi ve eylemlerinizi öyle bir düzenleyin ki,Auschwitz bir daha tekrar etmesin,benzeri hiçbir şekilde olmasın." Diğer grup,yani çoğunluk ise korkuya kapılmış ve anlaşılır bir şekilde önce üzerinde özellikle hiç düşünüp taşınmadan:"Bu bir daha asla bizim başımıza gelmemeli.Verdiğimiz kurbanlar adına eğer,bizi tehdit olarak görenler kurban olacaklarsa bırakalım olsunlar," diyenler.Benim her zaman arzum şu oldu:Bırakın mağdur ve fail kavramları üzerine konuşalım -izin verin de tarih buyunca barbarlığa dönüşümü mümkün kılan baskıyı,gericiliğe geri dönüşü ve gericiliği sürekli tetikleyen nedenler üzerine konuşalım.

-İsrail'in bugünkü durumunda bahsettiğiniz bu azınlık nasıl çoğaltılabilir ve çoğunluk nasıl azaltılabilir?İnsanlar nasıl diğer (öteki) taraftaki kurbanları,çektiği acıları algılamada duyarlı hâle getirilebilir?

Bu iki anlama geliyor:Birincisi,İsraillilerin kendilerini barikatlarının arkasına kapatıp "bütün dünya bize karşı ve kendimizi bütün dünyaya karşı savunmalıyız" ve "her yerde anti-Semitizm var",diye düşünmelerinin nedenleri ortadan kaldırılmalı.Eğer İsrailliler Filistinliler için bir adım atarlarsa bu nedenlerin birçoğu ortadan kalkar.Bu sorunun takip edilmesi gereken güncel,maddi ve tarihsel-ampirik tarafı.İsrail'in normalleşmesi ve varolmaya devam edebilmesi için barışa ihtiyacı var.İkincisi ise Yehuda Elkana'nın tartışmalarında vurgulamaya çalıştığı Holokost var.Holokost sadece bizim başımıza gelmedi ancak bunun da ötesinde dünya uygarlık tarihi açısından dünyaya bir şeyler yerleştirdi.Horkheimer ve Adorno'nun "Aydınlanmanın Diyalektiği"nde değindikleri anti-Semitizm'in öğeleri aslında bu işlevi görüyor.Fakat İsrail ve Siyonistler bunu tekellerine aldılar.Mesele Holokost'un uygarlık tarihi açısından öneminin ortaya çıkarılarak analiz edilmesi,"bir daha asla" paradigmasına ulaşılması.Ancak mesele sadece Yahudilere,Romanlara,eşcinsellere,yaratık olarak görülen Slav insanına karşı işlenmemesi anlamında değil;bunun da ötesinde:Böyle bir şeyin tekrar etmeyeceği bir toplum nasıl düşünülebilir meselesi olmalıdır.

-İsrail toplumunda bu yönde gelişmeler görüyor musunuz?

İsrail'deki anmalara baktığımda bir zamanlar Yad Vashem tarafından her yıl yapılan Holokost'u anma törenleri gibi monolitik,sadece resmî olarak düzenlenen anmalar vardı.Son yıllarda dikkatimi çeken şey ise anmaların gittikçe parsellendiği ve ayrıştırıldığı.Dindar insanlar Holokost'u seküler olanlardan farklı bir biçimde anıyorlar.İsrail'deki Araplar eğer yapıyorlarsa tabii Yahudilerden tamamıyla farklı biçimlerde anıyorlar.Oryantalist (Doğu'daki) Yahudilerin Holokost'la bağları Aşkenaz ve Holokost'u bizzat yaşayan Yahudilerden zaten farklı.Rusya'dan tamamen bambaşka bir sosyalizasyonla gelen Yahudiler Holokost'a İsrail'de yetişenlere nazaran farklı bir değer biçiyorlar.

Böylesine farklı yaşam dünyalarında ve özel alanlarda tamamıyla birbirinden farklı şeylerin vuku bulması anlaşılır bir durum.Gerçi bunlara paralel olarak yapılan Polonya seyahatleri arttı.Bu seyahatlerin ideolojik bir fonksiyonu var:İnsanları Auschwitz'e iyi Siyonistler yapmak için götürüp:"İyi Siyonist yurttaşlar olmazsanız bakın başımıza neler gelir görün işte",diyorlar.Ancak ben toplamda olumlu bir gelişme görüyorum.Reinhard Koselleck'in sözleriyle ifade edersek:"Tarihsel olaylar ne kadar çok tarih olursa,hatırlama da o kadar soyutlaşır ve kısmi anıların içinde erimeye yüz tutar."

-Şimdiye kadar neredeyse sadece büyük bir konuya değindik.Başka meşguliyetleriniz ve ilgi alanlarınız neler?

Evet,maalesef yalnızca Almanca yayınlanan eserlerimi tanıyorsunuz.Derslerde düşünce tarihi,felsefe ve Frankfurt Okulu'nu çok veriyorum.Müzik felsefesi ve müzik sosyolojisi ile çok derinden ilgiliyim.Çok fazla sanat teorisi yaptım.Tabii ki çok fazla da Siyonizm ve Alman tarihiyle ilgilendim.Tanıtımlarda ve medyada sürekli sorulan soru:"Şimdi siz felsefeci misiniz,sosyolog mu,politolog mu,tarihçi mi yoksa müzikolog musunuz?" Bu yıl Tel Aviv Üniversitesi'ndeki rektörlük konferanslarında 500 kişiye şu konularla ilgili sunumlar yaptım:Sanat tarihe nasıl yansır?I. Elizabeth film tarihinde nasıl ele alındı?Boris Godunov operasında Mussorgsky tarih,mitoloji oluşumu ve ideolojileri nasıl ele alıyor?Fransız Devrimi sanata nasıl yansıdı?Totaliter devletlerde angaje olmuş sanat (Leni Riefenstahl,Sergey Eisenstein) ne anlama gelir?Richard Wagner'in Nürnbergli usta sanatçıları program ve mutlak müzik akımları arasında hangi tarihi süreci temsil ediyorlar?12 sunumun sonuncusu ise sanatta soykırıma adandı.Anlayacağınız ben İsrail'de zamanımın çoğunu anti-Semitizm dışındaki konularla meşgul olarak geçiriyorum.Daha yeni Walter Benjamin'in tarih tezlerini anlattım.Sırada ideoloji kavramının aydınlanma döneminden Althusser'a ve postyapısalcılığa kadarki düşünce tarihi var...

*Moshe Zuckermann,Realite olarak anti-Semitizm ve iktidar aracı olarak anti-Semitizm suçlaması,Röportaj:Matthias Hui,Neue Wege,2015/3;(çev.) Sabiha Akagündüz.


http://www.neuewege.ch/icc.asp?oid=8907

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder