8 Kasım 2016 Salı

Stalin Kars ve Ardahan'ı istedi mi?/Kıvılcım Çağla*

Ben Ardahan'ın Hanak ilçesinin bir köyünde doğdum.Başlıktaki sorunun bir tarihçi olarak benim için ayrı bir önemi var.Kars ve Ardahan 1878-1918 arasında Çarlık Rusya'sının elinde idi ve Büyük Ekim Sosyalist Devrimi ve onun önderi Lenin'in "ilhaksız,tazminatsız hemen barış" politikası sayesinde anavatana katılmasının önü açıldı.Bu nedenle Lenin'e ayrıca şükran duymalıyız.Burjuvazinin ve gerici güçlerin tetikçi kâhyaları Mustafa Suphi'leri alçakça katletti,Enver denen maceracı Bolşeviklerin yüzüne gülüp arkadan kuyusunu kazmaya kalktı,İnönü rejimi Nâzım Hikmet'i ve başka komünistleri hapse attı,ancak yine de SSCB Türkiye ile dostluk politikasından vazgeçmedi.Bağımsızlık savaşımızda askerî ve maddi yardım yaptı,1930'lu yıllarda da yardımda bulundu;örneğin,faizsiz,yirmi yılda geri ödemeli ve ödemesi de parayla değil,malla yapılan 8 milyon dolarlık bir kredi verdi.

Öte yandan Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı boyunca pratikte Alman yanlısı bir politika izlediği gayet iyi biliniyor.Rüşdü Saracoğlu hükümeti Alman gemilerinin ve denizaltılarının Boğazlar'dan geçmesine izin vererek,SSCB ile ticareti kesip faşist Almanya ile ticareti artırarak,Almanya'ya krom madeni ihraç ederek ve içerde ipsiz sapsız ırkçı-faşist güruhu azdırarak Almanya'ya oynadı.Türk halkının değil sadece bir avuç burjuva ve toprak ağasının çıkarlarını temsil eden bu faşist yardakçıları ulusal bağımsızlık savaşımıza etkin destek vermiş olan tek ülkeyle imzalanmış olan dostluk anlaşmasına ihanet ettiler.Ancak Stalingrad savunmasında Hitler sürülerinin durdurulup geri püskürtülmesi bizim faşistlerin aklını başına getirdi.Ateşle oynadıklarını farkettiler.Nitekim savaşın bittiği neredeyse kesinleştiği sırada Almanya'ya savaş ilan ederek durumu kurtarmaya çalıştılar.Kuşkusuz bütün bunlar uluslararası ilişkilerde Türkiye'ye itibar kazandırmadı.

Daha sonra da Menderes hükümetleri Türkiye'nin Sovyet düşmanı ve ABD yanlısı politikasını sürdürdüler.(Bu konuda İnönü'yü aklamıyoruz,aslında o da aynı çizgide kararlı bir anti-Komünist idi.) NATO'ya girebilmek için Türk askerinin kanını Kore'de pazarladılar.İşte bu çizgilerini meşru gösterebilmek için bir Sovyet tehdidi efsanesi yaratmaları gerekiyordu ve yarattılar.Nitekim Stalin'in 1945 yılında Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı istediği iddiası bunlar için bulunmaz nimet idi.

Bir an için kendimizi Stalin'in yerine koyalım.Tâ 1853-1856 Kırım Savaşı'ndan beri Batılı güçler Rusya ile her savaşta Türk Boğazları'ndan geçerek Rusya'ya ve onun Karadeniz filosuna saldırmışlar.Dolayısıyla onun SSCB için hayati önemi olan Türk boğazlarının güvenliğini sağlayarak bu soruna bir çözüm bulmak istemesi doğaldır.Ayrıca kendi açısından savaşta düşmanına yardım etmiş olan Türk hükümetini cezalandırmak istemesi de anlaşılır (kabul edilir değil,anlaşılır!) bir durumdur.Ancak istemekle yapmak farklı şeylerdir.

Kars ve Ardahan'a yönelik toprak talebini 1945 yılında iki Gürcü profesörü bir Gürcü gazetesinde dile getirmişlerdir.Ancak elbette bu resmî politika anlamına gelmez.Toprak istemek ciddi bir iş olduğuna göre öyle gazete makaleleriyle değil,resmî nota ile olur.Böyle bir notanın varlığı ise şimdiye değin gösterilmemiştir.Üstelik şimdi Rusya arşivleri de açıktır,hele Stalin'e karşı olabilecek her türlü belge açıktır.Türkiye'de bu iddiayı yayan Feridun Cemal Erkin ile Selim Sarper'in her ikisi de Amerikan yanlısı diplomatlardır ve bunların sözlerinin ve anılarının kıymeti harbiyesi dedikodudan daha fazla değildir.Ancak bir de SSCB Dışişleri Bakanı Molotov'un Mayıs 1953 tarihli notası var.Burada Molotov "SSCB'nin Türkiye'den toprak talebi yoktur" diyor.Amerikancı cephe bunu SSCB'nin toprak taleplerinden vazgeçtiği şeklinde yorumluyor.Bunun mantıklı bir yanı yoktur.Ancak SSCB'nin Boğazları birlikte savunma talebi olmuştur.Elbette bu da yanlış bir taleptir,ancak toprak talebi değildir.

Şair-gazeteci Feliks Chuev'in bu konuda önemli bir tanık olan Molotov'la yaptığı söyleşiler 1991'de Rusya'da yayınlandı,hemen İngilizce'ye çevrildi,2002'de yeniden basıldı,geçen yıl Türkçe çevirisi de çıktı.Molotov Stalin'in Güney Kafkasya sınırını göstererek "Buradaki sınırımız hoşuma gitmiyor" dediğini söylüyor.(Feliks Chuev,Molotov:Poluderjavnıy Vlastelin,Moskova:Olma Press,2002,s.19.) Tabii buradan Stalin'in Türkiye sınırından memnun olmadığı anlamı çıkıyor,ancak bu toprak istediği anlamına gelmez.Haritaya bakıp birçok şey söylemek mümkündür ancak bunu resmî politika yapmak başka şeydir.Molotov daha sonra Stalin'in ondan Boğazlar'da ortak savunma için bastırmasını istediğini belirterek bunun yanlış olduğunu ancak Stalin'i bunun yanlışlığına ikna edemediğini söylüyor.Stalin:"Haydi bastır!Ortak üs".Molotov:"Vermezler".Stalin:"Sen bir dene hele!".(a.g.e,s.148.) Molotov açıkça "Bu bizim açımızdan bir hata idi,Türkiye sosyalist olsaydı belki düşünülebilirdi" diyor.Daha sonra "Bizde Türk topraklarını isteyenler vardı,Gürcü bilim insanları yazdılar" diyor.Dikkat edilirse Molotov Boğazlar konusunda Stalin'i açıkça eleştiriyor,ancak Kars ve Ardahan'ı istediğini söylemiyor.

Sonuç olarak Stalin'in 1945'te Kars ve Ardahan'ı istediği iddiası kanıtlanmamış bir iddiadır.Stalin'in veya SSCB hükümetinin yazılı notası bize gösterilmedikçe bu iddiaya inanmamız için bir sebep yoktur.Peki ya böyle bir notanın varolduğu ortaya çıkarsa ne mi yaparız?Gayet basit,Stalin hata yapmış deriz.Stalin'i severiz ama gerçeği daha çok severiz.Aklımız,fikrimiz,vicdanımız özgür bizim.Tarihsel gerçeklerden korkmamız için hiçbir neden yok.Hakikat bizim yanımızda ve dönüş de bizedir...

***

Bir kez daha Kars,Ardahan ve Stalin

4 Kasım 2008'de Sol Portal'da yazdığım yazıda "Stalin Kars ve Ardahan'ı İstedi mi?" diye sormuş ve yazımı şöyle bağlamıştım:"Sonuç olarak Stalin'in 1945'te Kars ve Ardahan'ı istediği iddiası kanıtlanmamış bir iddiadır.Stalin'in veya SSCB hükümetinin yazılı notası bize gösterilmedikçe bu iddiaya inanmamız için bir sebep yoktur.Peki ya böyle bir notanın varolduğu ortaya çıkarsa ne mi yaparız?Gayet basit,Stalin hata yapmış deriz.Stalin'i severiz ama gerçeği daha çok severiz.Aklımız,fikrimiz,vicdanımız özgür bizim." Aradan geçen yedi yılda Rusya,Ermenistan ve İngiltere arşivlerinden yeni bilgilere ve belgelere ulaştım.Ermenistan Devlet Arşivi 1945-1946 yıllarında Yerevan ile Moskova arasındaki resmî yazışmaların bir kısmını yayımladı.(Bkz.Natsionalnıy Arhiv Armenii,Armeniya i Sovetsko-Turetskie Otnoşeniya v Diplomatiçeskih Dokumentah 1945-1946 gg,pod red.Armana Kirakosyana,(Yerevan:Tigran Mets,2010.) Azerbaycanlı anti-Komünist tarihçi Cemil Hasanlı'nın kitabında da (Türk-Sovyet İlişkileri 1939-1953,Ankara:Bilgi Yayınevi,2011) yine Rusya ve Azerbaycan arşivlerinden önemli bilgiler var.Bütün bunlar ve Feliks Chuev'in Molotov'la söyleşileri (Molotov:Poluderjavnıy Vlastelin.Moskova:Olma Press,2002) ışığında şimdi yeniden özet bir değerlendirme yapmanın zamanıdır.

1-Sovyet hükümetinin Türkiye'den resmen toprak talebine dair bir notası ortaya çıkmamıştır.Ancak Türkiye'den yazılı talep olmasa da Stalin'in ve o zamanki Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov'un Türk diplomatlarıyla ve Batılı müttefiklerle olan çeşitli görüşmelerinde Boğazlar'da ortak üs kurma talebi ile Kars,Ardahan,Artvin üzerindeki Gürcistan ve Ermenistan SSC'lerinin "sınır düzeltme" taleplerinin gündeme geldiği anlaşılıyor.

1921'de TBMM'nin Moskova Büyükelçisi olan Ali Fuad Cebesoy'un anılarından ve Sovyet arşiv kaynaklarından anlaşıldığına göre Moskova Antlaşması'nın Türk tarafının isteğine epeyce uygun bir şekilde imzalanmasında Stalin'in özel bir rolü olmuştur.Bu antlaşma ile Sovyet Rusya'nın Türkiye lehine (Batum haricinde) sadece 1914 öncesi sınırlarına çekilmeyi değil,1877 öncesi sınırlarına geri çekilmeyi kabul etmesi ve hattâ Çarlığın tâ 1828'de İran'dan almış olduğu Sürmeli (Iğdır) kazasını dahi Türkiye'ye bırakması ve Nahçıvan'ı Azerbaycan'a bağlaması milliyetçi Ermeniler tarafından Ermenistan'ın çıkarlarının feda edilmesi olarak görülmektedir.İşte 1945'te Stalin bundan pişman olmuş görünüyor.Nitekim Molotov,Türk Büyükelçisi Selim Sarper ile görüşmesinde Sovyet hükümetinin o zaman zayıf olduğu için taviz verdiğini ancak şimdi bu haksızlığı gidermenin zamanı geldiğini söylemiş ve Polonya'yı örnek göstermiştir.Polonya 1920'de işgal ettiği Belarus ve Ukrayna topraklarını geri vermeyi kabul etmişti.Ne var ki Polonya örneği yersizdi çünkü Polonya Sovyet Rusya'yla savaşmış,Türkiye ise savaşmamıştı.

Savaştan galip çıkan Sovyet önderliği savaş boyunca alttan alta Alman yanlısı politika izlemiş olan Türkiye'den Kars,Ardahan ve Artvin yöresini alarak bu toprakları isteyen Gürcistan ve Ermenistan cumhuriyetlerini memnun etmek istemiştir.Molotov'un dediğine bakılacak olursa o Stalin'e "vermezler" demiş,Stalin ise "sen talep et" demiştir.Açıktır ki Stalin aşırı bir özgüvenle hareket etmiş ve gerçekçi davranmamıştır.Türkiye'den toprak talebi sonuçta Türkiye'yi daha fazla ABD'ne yakınlaştırmaktan başka bir sonuç vermemiştir.

Bugünkü bazı Ermeni milliyetçi çevrelerine göre ise Stalin aslında bu talebinde samimi değildi,sadece pazarlıklarda başka yerlerdeki (örneğin Baltıklar ve Doğu Avrupa) elini güçlendirmek için kullandığı bir kozdu.Kuşkusuz emperyalizmin ideologlarına olduğu gibi bugünkü Ermeni milliyetçiğine de kuşkuyla bakmaya devam etmemiz gerekiyor.Esasen bizzat Ermenistan Devlet Arşivleri'nin yayımlamış olduğu yukarıda adı geçen dosyadan anlaşıldığına göre Sovyet hükümeti yurtdışındaki Ermenilerin Ermenistan'a dönmesi için de çaba sarfetmiştir.Sovyet hükümeti müttefiklerle görüşmelerinde bu gelecek Ermenilere yer bulma ihtiyacını da bir argüman olarak kullanmıştır.

Yine Ermenistan arşivinden yayımlanmış ve yayımlanmamış belgelerden anlaşıldığına göre 1945'te Sovyet Ermenistan'ında Kars Ardahan'ın Ermenistan'a katılması için ciddi hazırlıklar yapılmış,Kars Oblastı Parti Sekreteri bile tayin edilmişti.

2-Boğazlar'ın savunulması için Türk-Sovyet ortak üssü kurulması konusunda ise Sovyet hükümeti 1945'te Türkiye'ye iki kez nota vermiştir.SSCB Boğazlar rejiminin sadece Karadeniz'e kıyısı olan devletlerce belirlenmesini ve başka devletlere ait savaş gemilerinin geçişinin yasaklanmasını istiyordu.8 Ağustos 1945 tarihli Sovyet notasında,Türkiye'nin savaş esnasında Alman savaş gemilerini Boğazlar'dan geçirdiği ileri sürülerek yeni rejim için beş talep ileri sürülüyordu.Sovyetlerin talepleri şu şekildeydi;

"1-Boğazlar bütün memleketlerin ticaret gemilerinin geçişine daima açık olmalıdır.
2-Boğazlar Karadeniz devletlerinin harp gemilerinin geçişine daima açık olmalıdır.
3-Karadeniz'de sahili bulunmayan devletlere ait harp gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi,hususi surette derpiş edilen hâller müstesna memnudur.
4-Karadeniz'e girmek ya da Karadeniz'den çıkmak için tabii suyolu olan Boğazlara müteallik rejimin tesisi Türkiye'nin ve Karadeniz'e sahili bulunan diğer devletlerin salahiyeti dâhilinde olmalıdır.
5-Boğazlar'da ticari seyrüseferin serbestîsini ve Boğazların güvenliğini temin hususunda en fazla alakadar ve bunu icraya en kadir olmaları sıfatıyla Türkiye ve Sovyetler Birliği,bu Boğazlar'ın Karadeniz'de sahili bulunan devletler aleyhine diğer devletler tarafından kullanılmasının önüne geçmek için bunların müdafaasını müşterek vasıtalar ile temin ederler." (Vatan,14 Ağustos 1946;Cumhuriyet,14 Ağustos 1946)

3-Türkiye'nin 1945'ten sonra ABD'ne yanaşması ve 1952'de NATO'ya girmesinde Sovyetlerin taleplerinin bir miktar payı olmuştur ancak bu talepler kesinlikle esas belirleyici değildir.Türkiye burjuvazisi tercihini çok daha öncesinden yapmıştı ve SSCB ne kadar dostluk gösterirse göstersin Türkiye kapitalist dünyada yerini almıştı.Türk burjuvazisi 1945 öncesinde de TKP'ni sürekli yeraltında tutarken,başta Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nâzım Hikmet olmak üzere solcu aydınları hapislerde çürütürken,Sabahattin Ali'yi öldürtürken,komünistlere işkenceler yaparken SSCB'nden sadece dostluk ve yardım görüyordu.Nihayet savaş sırasında Almanya'ya krom satılırken,Alman denizaltılarına göz yumulurken,içeride faşistler azdırılırken,ordunun büyük kısmı Sovyet sınırına yakın bir biçimde konuşlandırılırken de ortada hiçbir Sovyet talebi yoktu.Buna rağmen burjuvazimiz cibilliyetinin gereğini icra etmiştir.Dolayısıyla milliyetçi ve bazı Kemalist çevrelerin Stalin ve SSCB'ni suçlamaya hakları yoktur.Bütün Türkiye'nin NATO'nun ve ABD'nin üssü hâline gelmesine karşı çıkmayanların SSCB'nin Boğazlar'da ortak üs istemesine karşı söyleyecek bir sözü olamaz...

*Kıvılcım Çağla [Doç.Dr. Candan Badem],Stalin Kars ve Ardahan'ı istedi mi?,Sol,4 Kasım 2008.(http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kivilcim-cagla/stalin-kars-ve-ardahani-istedi-mi-kivilcim-cagla-2188);Doç.Dr. Candan Badem,Bir kez daha Kars,Ardahan ve Stalin,İleri Haber,28 Eylül 2015.(http://ilerihaber.org/yazar/bir-kez-daha-kars-ardahan-ve-stalin-31561.html)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder