8 Kasım 2016 Salı

Ortaylı ile "Tarih Dersleri" ve anti-Sovyetik propaganda/Kıvılcım Çağla*

Anti-Sovyetik ve anti-Stalinist propagandanın Sovyet tarihini çarpıtma ve karalama üzerine kurulu olduğunu yazmıştım.İşte bu propagandanın nasıl yürütüldüğünü daha somut bir şekilde nasıl gösterebilirim diye düşünürken örnek kendiliğinden önüme geldi.Âdetâ "gel beni yaz" dedi.Ancak örnek Türkiye'den.Olsun,Türkiyeli okur için daha tanıdık,daha bildik ve somut bir örnek oldu.

Geçen hafta NTV'de İlber Ortaylı'nın sunduğu "Tarih Dersleri" programını izledim.Prof.Dr. İlber Ortaylı Türkiye'nin muhtemelen en tanınmış Osmanlı tarihçisi.Birkaç yıldır Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü'nü de yapıyor,ayrıca önce TRT 2'de şimdi de NTV'de haftada bir tarih programları sunuyor.Dolayısıyla oldukça popüler olduğunu söyleyebiliriz.Ortaylı aynı zamanda Türkiye'de gerçekten Rusça bilen az sayıdaki Rusya tarihi uzmanlarından biri ve bütün tarih konuşmalarında Rusya tarihinden de söz etmeyi ve örnekler vermeyi seviyor.Bu seferki konuşmasında ise bir noktada SSCB'ndeki alfabe değişimlerine değindi.Ben tabii dikkat kesildim.Ortaylı,SSCB'ndeki Türk soylu halkların (Azeriler,Türkmenler,Özbekler,Kazaklar,Kırgızlar,Tatarlar,vb.) 1920'lerde daha Türkiye'den önce Arap alfabesinden Latin alfabesine geçtiğini söyledi.Tamam.Daha sonra Stalin'in 1930'ların sonuna doğru siyasî sebeplerden ötürü bu alfabeleri Kiril alfabesine çevirdiğini ekledi.Bu da kısmen doğru.(Çünkü bu sadece Stalin'in isteği değildi ve siyasî olmaktan çok rasyonel bir karar idi,ancak buna biraz sonra değineceğim.) Ortaylı daha sonra hızını alamayarak alfabesi Latin alfabesinden Kiril alfabesine çevrilen halklar arasına Baltık devletlerini de (yani Estonya,Letonya ve Litvanya'yı da) kattı!İşte bu noktada şaşırmamak elde değil,bu denli gerçek-dışı bir beyanı kendisine hiç yakıştıramadım.Maalesef hocamız dersine iyi çalışmamış!Baltık devletlerinin alfabesi Sovyet zamanında asla değiştirilmedi.Latin alfabesini kullanmaya devam ettiler.(Ondokuzuncu yüzyılda Çarlık devrinde bazı alfabe değiştirme girişimleri olmuştu.Baltık devletleri SSCB'ne 1940'tan sonra girdiler.)

İşte anti-Sovyet propaganda tüm dünyada böyle işliyor.Ülkenin tanınmış,saygın,akademisyen tarihçilerinden biri bir televizyon kanalında SSCB üzerine konuşuyor ve birkaç doğru cümlenin arasına düpedüz olgulara aykırı,gerçek-dışı bir beyanı sıkıştırıveriyor.Bu programı izleyen ve böyle ayrıntıları araştırıp doğrusunu bulma şansı ve niyeti olmayan binlerce kişiyi yanıltmış oluyor.Sonra da biz sosyalistler istediğimiz kadar çırpınıp duralım,televizyonlar bizim sesimizi duyurmuyor!

Diyeceksiniz ki "Peki,tamam,İlber Ortaylı Baltık devletleri konusunda yanılmış olabilir ama Türk halklarının alfabesinin 1939'da Latin'den Kiril'e çevrilmesine ne buyurulur?Herhâlde Kiril alfabesine geçişin doğru ve rasyonel bir karar olduğunu savunmayacaksın?" Yanıtım basit:Neden savunmayacakmışım?Savunacağım,hem de sonuna kadar.Ama önce bir noktayı aydınlığa kavuşturalım.1939'da SSCB'nde bütün halkların alfabeleri Kiril'e çevrilmedi.İlber Ortaylı'nın da dediği gibi,Gürcüler ve Ermeniler kendi alfabelerini kullanmaya devam ettiler.Ancak Ortaylı bunun nedenini açıklamadı,dolayısıyla sanki Stalin Gürcülere ve Ermenilere "torpil" yapmış gibi oldu.Oysa Ortaylı'nın da pekâlâ bildiği gibi Ermeni ve Gürcü alfabeleri Rusların Kiril alfabesinden daha eskidir ve en önemlisi bu alfabeler zaten bu diller için yaratılmıştır.Yani Ermenilerin ve Gürcülerin (ve bu arada Baltık halklarının) zaten bir alfabe sorunu yoktu.Dolayısıyla Stalin veya Sovyet iktidarı bu halklara iltimas yapmış değildi.

Peki öyleyse,Latin alfabesine birkaç harf eklenince Azerice ve öteki Türkîk dillerin gereksinimlerini karşılayabildiğine göre onu bırakıp Kiril'e geçmenin ne gereği vardı?Birincisi,Kiril alfabesi de tıpkı Latin alfabesi gibi birkaç harf eklenerek bu dillerin işini pekâlâ görüyordu.Yani teknik ve dilbilimsel açıdan bu konuda Latin alfabesinin Kiril alfabesine bir üstünlüğü yoktur.İkincisi ve asıl önemlisi şudur:SSCB çok-uluslu bir devlet idi,ancak elbette pratik olarak işlerin yürüyebilmesi için bir ortak dile ihtiyaç vardı.Tarihsel olarak oluşmuş koşullardan dolayı bu dil Rusça idi.Ancak işe bakın ki SSCB'nde 1920'lerde uygulanan "Korenizatsiya" adı verilen ve Türkçe'ye "Yerlileştirme" diye çevirebileceğimiz aşırı "liberal" bir dil ve milliyetler politikasından dolayı Rus olmayanlar için Rusça ilköğretim okullarında zorunlu derslerden biri değildi.Hattâ tam tersine ana-babalar Rusça isteseler bile ilköğretimin ulusal dilde yapılması teşvik ediliyordu.Örneğin Rusça'ya zaten yakın bir dil konuşan Belarus'ta aileler çocukları için Rusça'yı tercih etse bile Belarusça teşvik ediliyordu.Evet bazıları için inanması zor ama Sovyet devleti ilköğretimde Rus olmayan halklar için Rusçayı değil,kendi dillerini destekliyordu!SSCB Anayasası ve Birlik cumhuriyetlerinin anayasaları Rusça veya başka herhangi bir dili resmi dil olarak belirlemiyordu,bütün dillerin gelişimini desteklemekten söz ediyordu.

1930'ların sonunda bu politikanın hayatın gerçeklerine uymadığı belli oldu.Elbette her ulus ve milliyetten çocuklar kendi dillerinde eğitim göreceklerdi.Ancak ikinci bir dil olarak ve SSCB'nin resmî olmayan ortak dili olarak Rusçayı da bilmeleri gerekiyordu.Örneğin,bütün Sovyet halkları aynı orduda askerlik yapıyorlardı ve orduda bütün askerlerin verilen emirleri doğru anlamaları zorunlu idi.Üstelik yaklaşan savaş nedeniyle bu daha da zorunlu hâle geliyordu.İşte bu ve benzeri nedenlerle Rusça öğrenmek zorunlu hâle gelince öğrencilerin iki alfabe yerine tek alfabe kullanmaları elbette daha pratik idi.(Burada tüm eğitimi Rusça yapmaktan değil,ikinci bir dil olarak Rusça öğrenmekten söz ediyoruz.) Yüzyıllardan beri kendilerine ait birer alfabeye sahip olan Gürcüler ve Ermenilere Kiril alfabesi dayatılamazdı,ancak Türkîk halklar için ise bilimsel ve teknik açıdan Latin alfabesi ile Kiril alfabesi arasında bir fark olmadığına göre onlar için Kiril alfabesinin tercih edilmesi yukarıda söylenenler ışığında rasyonel bir karar idi.Peki hiç mi siyasî bir yanı yok?Acaba SSCB önderliği bu halkların Türkiye ile manevi bağlarını zayıflatmak istemiş de olabilir mi?Olabilir,ancak ben önceliğin bu olduğunu sanmıyorum.Öncelik gayet pratik ihtiyaçların giderilmesi idi.

SSCB'nde 1920'lerde başlayan ulus yaratma süreci 1936'da kabul edilen ve Stalin Anayasası olarak anılan Üçüncü SSCB Anayasası ile Türkîk halklar için de önemli bir düzeye taşındı.Daha önce Rusya Federe SSC içinde birer özerk cumhuriyet ya da eyalet statüsünde olan Türkmenistan,Özbekistan,Kazakistan ve Kırgızistan,bu süreçte doğrudan Birlik cumhuriyeti statüsüne yükseltildi. (Bu arada Azerbaycan zaten Birlik cumhuriyeti statüsünde idi.Tacikistan'a Türkîk olmadığı için,Tatar,Başkurt özerk cumhuriyetleri ve öteki Türkîk özerk bölgelere ise konuyu fazla dağıtmamak için değinmiyoruz.) Böylece bu cumhuriyetler yine aynı Anayasa'nın 17. Maddesi'ne göre SSCB'nden ayrılma hakkına da sahip oldular.Ayrıca SSCB'nin parlamentosu olan Yüksek Sovyet'in iki eşit meclisinden biri olan Milliyetler Sovyeti'nde öteki Birlik cumhuriyetleri ile eşit sayıda oy hakkına sahip oldular (Madde 35.) Yani nüfuslarının toplamı Rusya'nın yarısı bile etmese de hepsi ayrı ayrı bu mecliste Rusya ile aynı sayıda temsilciyle (25'er kişiyle) temsil ediliyordu.Özerk cumhuriyetler ise 11'er temsilciyle temsil ediliyordu.Öteki meclis olan Birlik Sovyeti ise her 300 bin nüfusa bir temsilci esasına göre seçiliyordu.SSCB'nde yasalar ancak iki meclisten de geçerse kabul edilebiliyordu.(Not:Türkçe'de 1977 Anayasası için bkz. SSCB Çözülüşe Girerken Anayasa Program Tüzük,Yazılama Yayınevi,2008.) Şimdi,eğer Stalin bir diktatör idiyse ve Türkîk halklardan da özellikle hoşlanmıyor idiyse neden Azerbaycan SSC'ne ek olarak tam dört tane daha yeni Türkîk Birlik cumhuriyeti ve yine birçok Türkîk özerk cumhuriyet yarattı?Efendim,böl ve yönet politikası mı?Güldürmeyin beni,bölebilmek için önce ortada bir bütün olması gerekir.Siz hangi bütünden söz ediyorsunuz?

Denebilir ki "Evet,Anayasa'da bu haklar vardı,ama pratikte ayrılmak kolay değildi ve yine pratikte iktidar tek bir partinin elinde idi." Evet,Komünist Parti birliği sağlıyordu,ama unutmayalım ki,bu cumhuriyetler Stalin'in 1936 Anayasası ile verdiği (ve 1977 Brezhnev Anayasası'nın tekrarladığı) anayasal haklarını kullanarak 1991'de oldukça kansız bir şekilde bağımsızlıklarını elde ettiler.Hangi diktatör kendi devleti içindeki farklı milliyetlere isterlerse ayrılma hakkı verip bunu anayasaya yazdırır?..

*Kıvılcım Çağla,Ortaylı ile "Tarih Dersleri" ve anti-Sovyetik propaganda,Sol,14 Ekim 2008.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kivilcim-cagla/ortayli-ile-tarih-dersleri-ve-anti-sovyetik-propaganda-kivilcim-cagla-rusya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder