28 Kasım 2016 Pazartesi

Kendini kurban saymak/Prof.Dr.Taner Akçam*

Zihniyet dünyamız,insanî değerler için başka ülkelere müdahale edilebileceği gibi bir sorun olduğunu pek kabul etmiyor ve meseleyi "Batılı emperyalistlerin çıkarları" bağlamında tartışmayı seviyor.Bunun en önemli nedeni konuyla Osmanlı Devleti'nin bölünme ve parçalanması çerçevesinde tanışmış olmamız.

Oysa dünyada ondokuzuncu yüzyıldan beri insanî çıkarlar için müdahale diye bir sorun var.Özellikle İngiltere başta olmak üzere Avrupa ve ABD'nde bu doğrultuda ciddi sosyal hareketler doğdu.İngiliz şairi Lord Byron'un 1825'te,Yunan bağımsızlık hareketine katılması ve ölmesi Avrupa'da bu dalganın doğmasında etkili oldu.Büyük devletler bazen bu hümanist hareketlerin baskısı nedeniyle harekete geçmek zorunda kaldılar.

Elbette müdahaleye şekil veren çıkarlar idi.Hattâ insanî müdahaleler,sadece çıkarlar ile çatışmadığı durumlarda çok sınırlı olarak gerçekleşti.

O dönem Osmanlı Devleti bugünkü Assad rejimi(**) durumundaydı.Egemenliği altındaki grupları eziyor onlara hak tanımıyor ama dışarıdan da kimsenin iç işlerine karışmasını istemiyordu.Bugün Assad'ın her sözü,vaktiyle bir Osmanlı-Türk yöneticisi tarafından söylenmiştir.

Şimdi Türkiye,birçok sebepten dolayı artık nehrin öbür yakasına geçti;Avrupa ve ABD'nin yüz yılı aşkındır tartıştığı sorunları tartışmaya başlamamız bu nedenle tesadüf değil.İnsanî müdahale doğru mu ve olacaksa ne kadar?

Ama zihniyet dünyamız henüz bu tartışmalara hazır değil ve maalesef sadece emperyalizm veya Hristiyan Batı edebiyatı ile sınırlı.Oysa basit bir gerçek var.Türkiye bugün dünyayı yönetme iddiasındaki yirmi ülkeden birisi.

Ama bu ülkenin vatandaşı olan bizler,hâlâ kendimizi sömürge çocukları gibi görüyoruz.

İtiraf etmek gerek,kendini sömürge olarak görmenin büyük avantajları var.Mağdur ve kurban rolünü oynayabilir ve tüm suçu kötü Batı'ya atabilirsiniz.

Oysa bu topraklar hiçbir zaman Batı'nın sömürgesi olmadı.Hattâ Osmanlı ve sonra Türkiye bazı bölge ve insanları ile sömürgecilik ile kıyaslanabilecek bir ilişki tarzına sahipti.

Aslında Türkiye vatandaşları (solcu,sağcı,Alevi,Müslüman,laik vb. her kesim) kendilerini sömürge çocukları sayarak büyük bir sorumluluktan kaçmaktadırlar.

Çünkü bu toprakların özellikle Müslüman çoğunluğu mağdur ve zavallı olmanın ötesinde çok kötü ve tatsız olayların failleri idiler de.Büyük katliamların ya doğrudan taşıyıcıları oldular ya da destekçisi idiler.En azından vatandaşı oldukları devlet bu cinayetleri onlar adına işledi.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e oldukça karışık bir süreç yaşandı.Önce Türk'ü,Kürt'ü,Çerkes'i ile tüm Müslümanlar (değişik düzeylerde Aleviler) Hristiyanların dışlanması ve imhasında önemli pay sahibi oldular.Daha sonra Müslüman topluluk kendi arasında çatladı ve bu sefer dışlanan Kürt ve Aleviler oldular.

Ama bu dönemde her topluluk değişik derecede fail konumunda da oldu.Şimdi tüm bunlardan dolayı,kimse fail olmak istemiyor ve her grup kendisini sadece kurban görmekten çok hoşlanıyor.Böylece geçmişin ürünü tüm sorumluluklarından kolayca kaçabileceklerini düşünüyorlar.

Aslında bir tek bizlere has bir husus değil bu.Kitlesel cinayetlerin işlendiği toplumlarda gözlenen ortak bir ruh hâli.Fail gruplar,genel kural olarak kendilerini kurban olarak görürler.

Söyleyeceğim şu,Türkiye insanı artık Suriye konusunu,anti-emperyalizm veya Hristiyan Batı söyleminin dışına çıkarak tartışmayı öğrenmek zorunda.Herhangi bir Avrupa devletinden farklı değiliz.Tarihte insan hakları ihlâllerine sahip bir devletin vatandaşlarıyız ve bizler de değişik düzeylerde sorumluyuz.Bu sorumluluğun bilinciyle konuyu tartışmalıyız...

*Prof.Dr.Taner Akçam,Kendini kurban saymak,Taraf,11 Eylül 2013.

http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-kendini-kurban-saymak.htm

***

[**] Sn. Hocamızın bu ifadesine ve görüşüne katılmadığımı ifade ederek önemine binaen paylaşıyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder