22 Ekim 2016 Cumartesi

"Biz biliyorduk 'A.'nın Agop olduğunu!"/Anjel Dikme*

Anjel Dikme,göç ve insanlık hâlleri bağlamında "Kimlik İstemem" kitabını Duvar'a anlattı.İnkâr olgusunun dünyaya dağılmış Ermenilerin sırtında bir yük olduğunu söyleyen Dikme,"Bu sunî kimlikleri taşımaktan yoruldum" dedi.

"Bu ülke Ermeni meselesini hâlletmediği sürece hiçbir sorununu çözemez!" Yazar Ümit Kıvanç'ın bu sözleri bize,ister Kürt meselesi olsun,ister Alevi sorunu olsun,bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde Ermeni meselesinin yattığını hatırlatıyor.Hafızasızlığımız,toplumsal vicdanımızın kaybı da bunun doğrudan uzantısı.Hattâ kadın cinayetleri ve çocukların uğradığı cinsel istismar karşısındaki suskunluk,kendi aile kütüğümüze bakmamıza dahi devletin izin vermemesinin ardında,bu sorunu sağlıklı konuşup çözememişliğimiz var.Ermeni halkına yapılan eziyetler,olgun,demokratik bir ülke olmamamızın da temel sebebi.

Elbette aynı mesele Ermeni toplumunda da sorunlar yarattı,o toplumda da bölünmelere sebep oldu.Ermeni toplumundan da kimi isimler barışı ve huzuru bizim coğrafyamızda yeniden kurabilmek için tepki göreceğini bile bile,kendi toplumunu da eleştirmekten çekinmedi.Anjel Dikme de o isimlerden biri.Dikme,Anadolu'da doğmuş,İstanbul'da büyümüş,sonra Paris'e göç etmek zorunda kalmış bir Ermeni kadın yazar,entelektüel,radyo programcısı.Halk arasında "Suna Pekuysal hastalığı" olarak da tanınan ankilozan spondilit rahatsızlığına rağmen çalışmaktan,araştırmaktan geri durmayan bir mücadele insanı.

Nor Radyo'da "Kendimize Mektuplar" ve Bedros Dağlıyan ile birlikte "İnsana Yolculuk" adlı programları hazırlayıp sunmaya devam ediyor.Dikme,2011 yılında Lis Yayınları'ndan çıkan ilk kitabı "Kimlik İstemem"de temel meselesini şöyle tarif ediyor:"Ben 'ben'i keşfetmekte ve 'an'ı yaşamayı deneyimlemekte iken,hafiflemiş iken,tekrar üst kimliklerin ağırlığında boğulmak istemem!Yeryüzündeki tüm cinayet,katliam ve soykırımlardan utanırım!Canım acır!Sussam;o ruhlara ihanet,konuşsam;kendime ihanettir yaşadığım en derin ikilem...Her inkârda yeniden,tüm masum ruhların çığlıklarıyla uyanırken ben...İşte tam da burada atarım yardım çığlığımı...Ne yapmalıyım insan kardeşlerim,söyleyin ne yapmalıyım?"

Biz de bu röportajda neler yapılacağı,kimliklerimiz,kadınlığımız,göçler ve insan hâllerimiz hakkında konuştuk.

-Anjel Dikme'yi nasıl tanımlarsınız?Kimlik istememesinin sebebi nedir?

Kendini tanımlamak aslında benliğinden bahsetmektir,ben kendim için hep şu cümleyi kuruyorum:Sevgidir dinim,yaşamdır inandığım,insan olmayı öğrenmenin uğraşında bir yaşam acemisiyim,derim.Budur Anjel Dikme.İnsan olmaya çalışıyorum,tek hedefim insan olmak-insan kalmak.Neden kimlik istemiyorsunuz dediniz ya,işte yeryüzünün başının belası bu yaratılan sunî kimliklerdir çünkü.

-Çıplak tüm sıfatlardan arınmış insan olmak mı?

Evet,budur!Nereden geldiğini unutmamak önemli,onlar bizim renklerimiz,ürettiğimiz kültürler yeryüzünün renkleri.Her halkın yarattıkları var.Yemek,müzik,mimarî vs. bunlar güzelliklerimiz.Kişinin içine doğduğu,büyüdüğü kültürüne sahip çıkmasını anlıyor ve savunuyorum,fakat onun dışındaki radikalizmi kabul etmiyorum,o yol faşizme gidiyor.Tüm kültürlere aynı oranda saygı duyuyor,değer veriyorum.Her birey kendi toplumunu,kültürünü yaşatma derdindedir,çok insanîdir.Ama kendi değerlerini yüceltirken,başkalarınınkini değersiz görürsen,başkalarının yaratımlarının üstüne konup,yeniden isimlendirirsen olmaz."Ben yaptım" deyip,sadece bu "ben"i yücelterek diğerlerini ötekileştirdiğin zaman,bu insanın doğasına ihanettir,emeğine nankörlüktür bunu kimse kabul etmez.Türkiye'de,yüz yıldır yapılan emeği inkâr insana ihanettir.

"Devlet yüzleşmeye izin vermedi"


-Bu inkârda ortak bir değerler sistemimizin,tarihsel belleğimizin olmamasının etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet,150-200 yıldır,bu halk yalanlarla hep kandırıldı.İnsan hata yapar,yaşam hatalar toplamıdır,yanlış yapmayan hiç kimse yok,fakat birey olarak nasıl olgunlaşıyoruz?"Acaba nerede yanlış yaptım?" diye dönüp bakıyoruz,dersimizi alıp kime karşı yanlış yaptıysak özürümüzü dileyip bu hatadan çıkarmamız gereken dersi alıp yola devam ediyoruz.İnsan ruhunu olgunlaştıran,büyüten de budur.Toplumlar da böyle.Biz ne yazık ki yüzleşmeyi hiçbir boyutta yapamadık ülke olarak.Devlet bunu yaptırtmadı halka.Hrant'tan sonra "bu olacak,büyüyeceğiz" dedim,yine o sıçrayışı yapamadık.Bugüne kadar Hrant'ın ölümünün bir işe yaradığını düşünmüştüm.Cenaze töreni beni ümitlendirmişti,gurur duymuştum ülkem halklarıyla."Ölümün boşa olmadı" diyordum hep,taşlar yerinden oynamıştı.Fakat 17 Temmuz gecesinden sonra,"İlk defa vah Hrant'ım boşuna öldün dedim".Hrant'tan sonra "bu sıçrayışı yapacağız,büyüyeceğiz" dedim,ama büyüyemedik.

-Siz Diyarbakır doğumlusunuz...

Evet,ben iki yaşındayken ailem İstanbul'a göç etmiş.

-Sonra bir daha gittiniz mi oralara?

On yaşındayken gittim.Sur yakıp yıkıldığında ağladım.Oralar mamamın [annemin] ailesinin oturduğu yerlerdi.Gidip görmeyi hep hayal ediyordum.Bana "İstanbullu mu Diyarbakırlı mısınız" derseniz,sadece iki yıl orada yaşamış olmama rağmen "Diyarbakırlıyım" derim kendime.Ben Silvanlı ve Sasonlu dedelerimin torunları olmakla övünürüm.

-Ailenizin tamamı mı oralıydı?

Baba tarafım Sasonludur.1300-1400 yıllık oralı bir aile.1968'e kadar ailenin bir kısmı oradaydı.Birkaç aile Ermeni kalmışlar,bırakmamışlar topraklarını Sason'da.Bir gece bir baba ve oğlu öldürülüyor.Jandarma geliyor,asker "biz sizi koruyamayız" deyince,jandarma eşliğinde istasyona kadar götürülüyorlar,oraya gidene kadar da komşuları tarafından taşlanıyorlar.Devlet biz sizi koruyamayız diyor,ne demek bu!On yaşında gittiğimde Diyarbakır'a karşılaştığım şeyler hoş değildi.Dayımlar hâlâ oradaydı,o zaman onlarda kaldım gittiğimde.Evleri geleneksel Diyarbakır avlulu evlerinden.Bilenler bilir aileler iç içedir o tarz mimarîde,kapı taşlıyorlardı,"gâvur evi" diye.Ben 1962 doğumluyum,1972'de böyle bu şartlarda yaşıyorlardı,Gâvur Mahallesinde.Sonra onlar da geldiler İstanbul'a.

-Peki İstanbul'da nasıldı kimlik?

Gedikpaşa'daydık önce.O zamanlar orada Ermeni çoktu.İstanbul Gedikpaşa ve Kumkapı'nın özelliği,Osmanlı İstanbul'u aldığında padişah zanaatkârlara ihtiyaç duyuyor,o zanaatkârlar da Ermeniler.Bu nedenle Anadolu'dan zanaatkâr Ermenileri toplamışlar ve onları Gedikpaşa'ya ve Kumkapı'ya yerleştirmişler.Çocukluğumda orada sırf Ermeni ve biraz da Rum vardı.Sonra Rumların gidişine şahit oldum.Anlayamıyordum,çocuğum "niye gidiyor bu insanlar" diyordum.Ama o acıyı,umutsuzluğu,Rum kadınlarının,gülmeyen yüzlerini hiç unutmadım.Sonra Laleli'ye taşındık.Oturduğumuz sokak Azimkâr Sokak'tı.En büyük çocuk benim diye bakkala ben gidiyorum,bir çocuk ne zaman dışarı çıksam eğer o da oradaysa mutlaka bana sataşıyordu,çocuk diyorsam 15 yaşında.Bir Pazar günü,aynı çocuk yine bakkaldan dönerken elimdekilere vurarak döküp saçtı,ben ağlayarak eve gidince doğal olarak mamam dışarı çıktı,"yeter artık çocuklarımı rahat bırakın" dedi,o çocuğun da annesi ve babası apartmanlarının girişindeler,özellikle babası "vur oğlum vur diyor".Çocuk elindeki gazoz şişesi ile mamamın kafasını kırdı.Kan görmek ölüm demekti o yaşta bir çocuk için,mamamın öleceğinden korkmuştum ve sorumlusu da bendim diye düşünmüştüm.Hâlbuki sorun benim kimliğimmiş,bu da gösteriyor ki ailede başlıyor faşizan eğitim.

-Kimliğe dair çocukluğunuzdan hatırladığınız başka bir anınız var mı?

Azimkâr Sokak'ta otururken bir bakkalımız vardı,bir Türk adı taşıyordu.Paskalya bayramında Meryem Ana Kilise'sine gitmişiz,baktım bakkal amcamız ve eşi de kilisede,şok oldum!Hemen babama o heyecanla geldim söyledim,o da bana,"hişşş kimseye söylemeyeceksin" dedi.Bugüne kadar da anlatmadım,ilk defa söylüyorum.Babamla yakın arkadaş olduklarından babam biliyormuş.Adam adını,saklıyormuş iş yapamayacağı korkusundan.Dedelerimizin çoğunun hep iki adı vardır.Benim adım resmî olarak "Tülay" ama vaftiz adım Anjel.Diyarbakır'da benden önceki kuzenler bizim isimlerle okula gidiyorlar dayak yiyorlarmış öğretmenden,çekindiklerinden benim adıma "Tülay" demişler.Adım bile çok şey anlatmıyor mu!Ama İstanbul'a gelince kardeşlerime Ermeni ismi vermiş ailem.İstanbul biraz daha rahat diye.

-Nor Radyo'da program yapıyorsunuz,hikâyesi nedir Nor Radyo'nun?

Hrant'ın hayaliydi Ermenice-Türkçe radyo kurmak.Ölümünden sonra 2009'da gençler,onun hayalini gerçekleştirmek için tüm ayrımcılığa karşı "Dünyanın tüm sesleri birleşin!" şiarıyla kurdular radyoyu.Yedi ay sonra ben de katıldım.Nor Radyo şu anda Anadolu'da kaybolmaya yüz tutmuş tüm dillerde yayın yapan bir radyoya dönüştü.Ben Ermenice program da yaptım ama Ermenice programa katılım az olunca sadece Türkçe yapmaya devam ettim.

-"Kimlik İstemem" kitabınızı niye yazdınız?

Bu inkâr var ya,dünyaya dağılmış Ermenilerin (olanın bitenin farkında olsun olmasın) sırtına bir yük yüklüyor,hele de benim gibi farkındalığı olanın üzerine daha çok yüklüyor.Aslında ben kimliklerden bıktım,bu sunî kimlikleri taşımaktan yoruldum.Kitaptan önce geceleri dedemler beni uyutmuyordu."Kimlik İstemem"i yazmak bana terapi gibi oldu.

-Kitabınız hangi dillere çevrildi?

Fransızca'ya çevriliyor şu anda,ama İngilizce ve Almancası da plânlanıyor.Henüz sadece Türkçe var.

-"Kadın" olmak,"Ermeni kadın" olmak,"Ermeni kadın yazar" olmak ve "göçmen" olmak...En zoru hangisi?

Hepsi çok zor ama en zoru Anjel Dikme olarak kalmak.Ailem benim yazmamı istemedi.Kardeşim benimle yazdığım için konuşmuyor.Büyük ihtimalle kadın olduğum için istemiyorlar,tabii belki korku da etkilidir.Ermenilerin korkusu çok,hâlâ da çok korkuyorlar.

-Ermeni toplumunda kadın olmak zor mu?

Hem de nasıl!Gençken babam beni balkona dahi çıkarmazdı.Mamamın kolunda pazara gider,kolunda geri gelirdim.İş hayatına girince tanıdım hayatı.Hattâ geçenlerde burada Hınçakların düzenlediği bir konferansa Fransa'da yaşayan bir Türk tarihçi davet edilmişti.Konferanstan sonra sohbete devam etmek için gittiğimiz restoranda tek kadın bendim.İlerleyen saatlerde bana gülerek dediler ki "Hınçaklar ilk parti olarak kurulurken aralarında yine tek bir kadın varmış,şu anda da sen varsın." O cümle yıllardır kadın olarak verdiğim mücadelenin teşekkürü gibiydi.

"Her Ermeni bir belgedir"

-Ermenice yazıyor musunuz?

Ne acı ki yazamıyorum.Sarkis Seropyan bana çok söylerdi,"Anjel Ermenice yaz" diye.Ama yazamadım.Tek bir yazım Ermenice çıktı.Kelime eksikliğim var,felsefe,sosyoloji gibi terimlerim eksik,Ermenicesini bilmiyorum.

-Ermeni okulunda okudunuz,ama değil mi?

Bizim okullarda sadece eğitim dili Ermenice'ydi müfredat Milli Eğitim Bakanlığı'nın belirlediği müfredattı.Şunu belirtmek isterim insanlar,azınlık okullarında kendi tarihimizi ve kültürümüzü öğrendiğimizi zannediyor,ama öyle değil.Ben Ermeni tarihini mitolojisini Fransa'ya geldikten sonra öğrenmeye başladım.Benim zamanımda Türkçe ve sosyal bilgiler dışında tüm dersler okutulurken,oğlum okula başladığında bütün dersler Türkçe'ydi sadece Ermenice dil dersi olarak vardı.Bugün çocuklar okuldan mezun olduklarında kendi dillerini bile doğru düzgün konuşamıyorlar.Yeni duydum ne kadar yürürlüğe girdi bilmiyorum,ama anaokullarında bile "Ermenice öğretmeyeceksiniz" diyor devlet,direkt okulları kapatamadığı için bu tür yöntemlerle içini boşaltmaya çalışıyor.

-Soykırım,resmî olarak kabul edilse Ermeni halkı için ne değişecek?

Benim ve mamam için çok şey değişir.En azından ben ölülerimi gömmüş olurum.O özürle,omuzlarımdaki yük de kalkacak.İnkâr etmek benim dedelerime,insanlarıma "yalancısınız siz" demek oluyor.Ailelerimiz "yalancı" mıydı?Soykırım acısı yaşamamış bir tane Ermeni yoktur.Bizler onlardan geriye kalanlarız.Yine anacağım Hrant'a,"Her Ermeni bir belgedir" derdi.Kendi gerçeklerimi biliyorum,dedelerimin acısını biliyorum,onların gözlerine bakarak konuşmuşum.İnkâr devam ettikçe bizlere "yalancı" denilmiş oluyor.Dedelerim "yalancı" değillerdi.O zamanlar ortak medya araçları yok,bu insanlar ortak bir "yalan"ı nasıl organize edebilirler.Hangi şehirden bir Ermeni aileye gidersen git sana benzer şeyler anlatacaktır,daha nasıl ispatı olsun?Bizlere "yalancı" denilmesi beni çok kanatıyor,artık doğru dürüst yasımı tutmak istiyorum.

-Dikkatimi çekti siz çoğunlukla dedelerinizden bahsediyorsunuz peki ninelerinizi görmediniz mi onlardan pek bahsetmiyorsunuz?

Onu bende düşündüm.Belki ninelerim pek konuşmazlardı o nedenle.Dedelerim bana hep çok hüzünlü gelirlerdi.Yayam [babaannem] hep Diyarbakır'daydı hiç bırakmadı orayı,onu az gördüm pek konuşamadım onunla.

-Sizinle en son karşılaşmamız bir politik kadın toplantısıydı...

Kadınlar politize oldular,günümüzde bu alanda daha çok çalışıyorlar,ama normal olarak kullandıkları dil "kadın dili" değil.Normal dememin nedeni,bu alan asırlardır erkeğin söz sahibi olduğu bir arenaydı,kadın bu arenaya indiğinde mecburen bu dili kullandı,fakat artık bir şeylerin değişmesini hedefliyorsak,politik dilde de kadın dili oluşturmalı.Sözcüklerimizi üretmemiz şart.Kelimeler önemli,dil önemli.Her sözcüğün bir enerjisi olduğuna inanıyorum.Benim bir "Kadın Tarihi Ansiklopedisi" yazma projem var.Bütün toplumlarda başarılı kadınlar var.O kadınların varlığı hep es geçilmiş,tarihi erkekler yazdığı için,bizlerin ilk görevi,dünyadaki tüm bu kadınları tek tek ortaya çıkarıp yazmak.Bir "Kadın Tarihi Ansiklopedisi" yazmalı,kızlarımıza bu kadınların varlığını anlatmalıyız.Dünyada ne çok kadın var hayatlarında birçok şey başarmış,devrimler yapmış.Kadın önce kendi tarihini öğrenmek zorunda.O zaman inanıyorum ki kendi politikasını,kendi dilini oluşturur.Kadının dili yapıcıdır,içinde duygu vardır.Dilimiz erkekleşir bu duygu yitirilirse,onların tekrarı hâline dönüşürüz ki bence bu insanlık için umudun bittiği noktadır,iyi olabilecek değişimler yaratamayız dünyada.

-İkinci bir kitap hazırlığınız var mı?

İkinci kitap da bitmek üzere çok az kaldı,babamın bırakmış olduğu 82 sayfalık el yazısı bir kitap var,o olacak.

-Konusu nedir?

Sason'u anlatıyor,Sason Ermenilerini.Birçok Türkiyeli tarihçiye babamın notlarından sordum acaba biliyorlar mı diye,cevapları hep "hayır" oldu.O bölgenin Ermenileriyle ilgili çok az bilgi var.Bu kitabı da bitirdikten sonra,bu konuyla ilgili artık yazmam söyleyeceklerimi söylemiş,görevimi yapmış oluyorum.

-Sonra artık yazmayacak mısınız?

Yazmaya devam edeceğim,üçüncü kitap olarak hastalık sürecimi anlatacağım.Anjel Dikme olarak insana dair,kendimle ilgili kendi felsefemle ilgili yazmaya devam edeceğim.

-Hiç "Soykırım" konusuna takılı kaldığınızı düşündüğünüz oluyor mu?

Nasıl oluyor biliyor musunuz,hani medyada,politikacılar "sözde Ermeni Soykırımı" diyorlar ya işte o isimlendirme bizi kahrediyor.Mamam her televizyonda bu cümleyi duyduğunda kahroluyor."Sözde" lafı,çok dokunuyor.Her kullanıldığında yaramızı kanatıyor yeniden.Biz bir arayış içerisinde değiliz ki,ne olduğumuzu kim olduğumuzu biliyoruz,sorun yapılan kötülüğün kabul edilmemesi ve devletin kendi halkının alnına bu lekeyi sürmüş olması.Öyle bir noktaya geldi ki hiç ilgisi olmayanlar,gencecik insanlar bile Ermeniden nefret ediyor.

-O insanlarla konuşabilseydiniz ne söylerdiniz onlara?

"Ermeniler de bizleri yok etmeye çalıştılar" diyorlar ya,şunu sorarım:Bugün dünyada taş çatlasın toplam on milyon varız yokuz.Nasıl oluyor da bizler bu kadar azalmışken sizler bu kadar çoğaldınız,bir sorun kendinize derdim!Ermeni'nin bütün derdinin inkâr olduğunu,anlatmak isterdim.Aziz Nesin'e sormuşlar:"Neden insanlar en çok iyilik yaptıklarından ihanet görür?" "Çünkü borçlular alacaklılarını sevmezler".Ermeni kültürünü kaldırsan Anadolu'dan;mimariden müziğe,tiyatrodan dokumaya,kuyumculuktan gümüş işlemeciliğine ne kalır geriye.Türk Dil Kurumu'nun ilk genel sekreteri bir Ermenidir:Agop Martayan.Türkçe üzerinde yaptığı çalışmalardan dolayı Mustafa Kemal ona "Dilaçar" soyadını vermiş."Atatürk" adını teklif eden,imzasını bulan kişi bir Ermeni yani.Öldüğü zamanı hatırlıyorum TRT'de.Adamın adını "A. Dilaçar" diye anons ettiler,Agop demeye dilleri varmadı.Ama bizler biliyorduk "A."nın Agop olduğunu!Türk halkından sakladılar hep Ermeninin varlığını.Gittikleri camiilerin Ermeni mimarlarca yaptırıldığını (Mimar Sinan'ın Kayserili Simone olduğunu),müzikte,tiyatroda,sinemada hep Ermenilerin ilk olduklarını.Bilse kullandığı bugünkü Türkçe'nin gramerinde dahi Ermeni dilbilimcinin katkısını,bu nefret bu kadar büyür müydü?

-Bir hayal kursak,ülke normalleşmiş,herkes yanlışını görmüş,özürler dilenmiş,devlet halklarıyla ilişki kurmayı başarmış...Böyle bir tabloda ilk ne yapardınız?

Sason'a giderdim,oradan başlardım.O zaman bakardım yöre halkının neye ihtiyacı var o ihtiyaçlardan yola çıkarak bir şeyler yapmaya çalışırdım.Eminim ki ben de iyileşmeye başlardım...

*Anjel Dikme,"Biz biliyorduk 'A.'nın Agop olduğunu!",Röportaj:Ayşegül Karakülhancı-Duman,Duvar,20 Ekim 2016.

http://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2016/10/20/biz-biliyorduk-a-nin-agop-oldugunu/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder