27 Eylül 2016 Salı

Ermenistan'ın hırçın çocuğu Sarkis Hatspanian sorularımızı cevapladı.../Alişan Hayırlı*

Konuştu mu sanki ağzından ateş püskürüyor.Yazdı mı sanki füze fırlatıyor.Ermenistan bile elinde kalmış.

Ele avuca sığmayan,azgın dereler gibi taşan,kimi Ermeni vatandaşlarımıza göre "kafadan çatlak" olan Ermeni gazeteci-yazar Sarkis Hatspanian ile röportaj yapmak gerçekten cesaret işi...

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serzh Sargsyan'ın,Yerevan'da yaşıyor olmasından bile rahatsız olduğu ve âdetâ kurtulmak için çare aradığı söylenen Sarkis Hatspanian ile röportaj yapmaya karar verdiğimde,bana şiddetle karşı çıkanlar oldu.

"Sen ne yapıyorsun Alişan Bey!Başımızı belaya mı sokacaksın!Bu adam bir çılgın,ne söylediğini kendisi de bilmiyor.Ağzından çıkanı kulakları duymuyor.Onun vereceği cevapları sitenizde yayınlayamazsın.Başın ağrır!Gel bu sevdadan vazgeç!Sana daha ılımlı Ermeni yazar ve gazeteci buluruz..." gibi beni uyaran,ikaz eden,hattâ beni bu röportajımdan vazgeçirmek için baskı yapanlar da oldu...

Hattâ Sarkis Abi'nin kendisi bile bana dedi ki,"Alişan sen canına mı susadın.Benim konuştuklarımı yazamazsın..."

Ancak,sanki Allah'tan,içime bir huzur ve sükûnet doğdu...Dedim ki kendi kendime;

"-Sarkis Hatspanian Abi bana bu yanlışı yapmaz...Ben kendisine çok samimi yaklaştım.Bütün iyi niyetli duygularımla konuştum.Ona karşı içimde zerre kadar,bir nokta dahi husumet beslemedim,hilenin "h"si bile aklıma gelmedi.Sarkis Hatspanian Abi bana yanlış yapmaz...Samimi sorularıma samimi cevap verir."

Ya Allah Bismillah dedim ve sorularımı gönderdim...Aslında sorular son derece yalın,açık ve net...Sarkis Abi'yi köşeye sıkıştırmaya yönelik değil sadece ve sadece öğrenmeye yönelikti.Sarkis Abi'nin duygularını,düşüncelerini öğrenmeye matuftu.Öyle gazetecilik oyunu oynamadım.Direkt sordum.Ayrıca konuyu sadece Malatya ile sınırlı tutmaya çalıştım.Bu aşamada beni en çok Malatya-Ermenistan ilişkisi ilgilendiriyordu.Bu nedenle röportaj sorularını sadece Malatya ile sınırladım.

Sarkis Abi de gerçekten beni şaşırtan son derece ılımlı cevaplar verdi.Bu röportajı okuyunca inanıyorum ki sizler de aynı kanaate varacaksınız.İki ülke arasında,Ermeni ve Türk toplumları arasında başlayan yumuşamanın Sarkis Abi'deki yansımalarını görmenin büyük heyecanını ve sevincini yaşadım...Buradan özelikle verdiği ılımlı cevaplardan dolayı teşekkür etmek zorundayım...

Evet,belki,verdiği cevapları yine de sert bulanlar olacak.Belki çoğumuzun hoşuna gitmeyecek.Ama şunu unutmamalıyız ki,bu cevapları veren kişi bugün Ermenistan'ın en sert ve en milliyetçi kalemlerinden biri...Türkiye'de yaşayan,Malatyalı Ermeni dostlarımızdan bu cevapları sert bulanlar bile çıkacak...

Tabii bunun Türkiye'de ve Malatya'da olumlu ya da olumsuz yansımaları olacaktır.Verilen cevapları yanlı ve tarafgir bulanlar olacaktır.Malatyalı tarihçilerimizin bu röportaj üzerine inanıyorum ki verecekleri cevaplar olacaktır.Bilhassa Malatya İnönü Üniversitesi öğretim üyesi,tarihçi Prof.Dr. Mehmet Karagöz ve tarih öğretmeni,Malatyalı araştırmacı-avukat Abdulkadir Artan hocalarımızdan görüş ve düşüncelerini alacağız...

Belki bu röportaj bana düşman kazandıracak,belki birçok dostumu üzmüş olacağım ama benim hesabıma da sadece bir tabuyu yıkmanın artısı yazılmış olacak...Biz gazetecilerin görevi biraz da bu değil mi?Her iki tarafa da büyük acılar veren bu anlamsız kavganın artık bitmesi yolunda karınca misali bir adım atmış olacaksam ne mutlu bana...

Şimdi sizi bu röportajla baş başa bırakıyoruz.Bu röportajın,Türk-Ermeni dostluğuna olumlu katkısı olmasını temenni ediyorum.Amacımız sadece birbirimizi anlamak ve daha yakın bir ilişki kurmak...Hayırlısı olsun.Buyrun:

-Malatya ile ilgili duygularınız nelerdir?

Malatya ile ilgili duygularımız kimsenin tahmin edemeyeceği kadar sıcak ve samimidir.Hele hele Malatya ve yakın çevresinden olan tüm insanlarımız için bu duygu çok doğal olarak daha da derin bir içtenliktedir.Belki acı bir şey söyleyeceğim ama Hrant kardeşimizin katledilmesi sonrasında,onun da Malatya doğumlu olmasından dolayı,1915 sonrası yeniden kanayan yara misali,kolektif hafızalarımızdaki ortak acının yenilenmesi sonucu Ermeni insanında Malatya sevgisi kat be kat arttı.Acıyla kavrulmuş olsa da Malatya'ya karşı duyulan bu tertemiz duygu denizinde yolculuk yapan Ermenilerin hâlet-i ruhiyesini anlıyor,algılıyorsunuzdur umarım.

-Bir Ermeni için Malatya ne ifade ediyor?

Malatya,yukarıda da belirtmiş olduğum gibi her Ermeni için ata toprağı,binyıllardan beri yerleşik olarak yaşayıp,uygarlık yarattığı bir diyar anlamını taşıyor.Malatya,Ermenilerin sayılmaz acılara uğratıldığı,sürekli mağdur edildiği ve tüm bunların aslında adını duyduğunda bile onlarda öfke ve nefret dolu duyguların yeniden canlanmasını getireceği düşünülürken,tam aksine,ata toprağına duyduğu tarif edilemez sevgi ve özlemin en samimi olarak ifade edilebilecek duygulara layık görülendir diye bilinsin isterim.Malatya,her Ermeni için ata toprağına duyulan sınırsız sevgi ve özlemi ifade etmektedir.

-Bir Malatyalı olan Hrant Dink ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Hrant,benden yaşça büyük olsa da çocukluk yıllarımdan tanıdığım ve aynı okul sıralarında eğitim gördüğümüz çok değerli bir arkadaş,can yoldaşım ve gurur duyduğum bir soydaşımdır.Onunla ilgili düşüncelerimi böylesine sınırlı bir söyleşide ifade etmeyi denersem eğer,fikirlerini doğup büyüdüğü toprakların tüm insanlarına bir gazeteci kimliğiyle bu kadar dürüst ve samimi olarak iletmeye çabalamak gibi bir uğraşıda bulunmasının,meslektaşı olduğu Türk ve Kürt çevreler tarafından bile "büyük cesaret" görülüp yorumlandığı bir devletin vatandaşlığını,vatandaş olmanın kıstaslarının ne olduğundan bile haberdar olmayan milyonlara hayatı pahasına göstererek ölümsüzleşmesinin takdir edilmesi gerektiğinin öncelikliğine odaklar,öyle özetleyebilirim...

Hrant'ın temsil ettiği insanî çok yüksek değerlerin toplumsallaştırılması sayesinde,anlaşılmasına layıkıyla destek olmak için,hiç ama hiçbir şey yapmayan devletin iktidarı,ne yazık ki tam aksi istikamette gayr-ı manevi bir tutum sergileyerek,onu katletme emrini verenlerin bilinmesini engellemek için elinden geleni yapıyor.Bu böyleyken,cenazesine katıldığına şahit olduğumuz o "Hepimiz Hrant'ız,hepimiz Ermeniyiz" diye haykıran onbinler,yüzbinlerin de mahkeme kapılarında görülmeyişinden hareketle,yapılan maneviyatsızlığa alternatif olması gereken sivil toplum kuruluşlarının da sırra kadem bastığını gözlemlemekten tarif edilemez bir üzüntü duyuyoruz.O devletin bileşenlerinin oluşum tarihçesini en ince detaylarıyla bilenlerden birisi olduğumdan da,bizleri yarınlara taşıyacak dönemin ne denli sancılı geçeceğini tahmin ettiğimden,insanlığımdan utanıyor,kahroluyorum.

Tâ 1968'lerden bu yana laf ebeliği yapmanın ötesine geçmeyi becerememiş,dünyanın tekerini hep ileriye iterek çevirenlerin safında olduğunu iddia ve beyan ettiği hâlde,ilerleme,aydınlanma,insanlaşma evriminin daha ilk adımlarında bile tökezleyerek,söylediğini gerçekleştiremeyişinin asıl sebebinin geri bıraktırılmış toplumların pek cahil kalmış evlatlarının,uygarlaşma girişimlerini kotarmakta ne kadar tembel,beceriksiz ve belki de isteksiz olduğunu görüp kaydetmenin acısını yaşıyorum.Hrant'ı işte,böylesine yorumladığım bir seviyede bulunan toplumlar içerisinde yaşadığının bilincinde olduğu hâlde,kendi inancına sadık kalarak yapılması gerekenlerin ertelenmezliğine duyduğu kararlılık ve inatla,bildiği yola devam etmekten vazgeçmemesinden dolayı kaybetmiş olduğumuzu da düşünmeye başlarız sanıyor,yüreğimin derinlerinden gelen böylesi bir hissin buruk acısını yaşıyorum.Bence Hrant'ı,sadece onu yok etmeyi isteyip plânlayanlar değil,bir o kadar da varolmasını sağlayıp korumayı beceremeyenlerin kaygısızlığı aramızdan aldı.Söylediklerimin ne kadar ağır olduğunu biliyorum ama ifade ettiklerimi Hrant'ın katlinden neredeyse altı yıl sonra söyleyerek,düşüncelerimin duyulan acının sıcaklığından kaynaklanan ve duygusalca değil,reel durumla ilgili gözlemlerim temelinde samimi olarak söylendiğinin bilinmesini de istiyorum.

-Malatyalı Ermenilerin bir dernek çatısı (HayDer) altında toplanmasını nasıl buluyorsunuz?

Malatya HayDer'in kurulmasını çok doğru,hattâ pek gecikmiş bir adım olarak görüyorum.1915 sonrası mucizeyle hayatta kalan Malatyalıların dünyanın dört bir yanına dağılmış yetimlerinin bulundukları yerlerde,değişik isimler altında Malatyalılar dernekleri kurarak,hemşehrilik temelinde birbirleriyle koruyup saklamayı arzuladıkları bağlarla,birlik ve dayanışma duygularını hayata geçirmeye çabalamışlardı zaten.Ancak,doğup büyüdükleri Malatya'dan uzaklaştıkları hâlde,vatandaşı oldukları devlet biriminin sınırları dışına göç etmemiş olan Ermenilerin bir dernek çatısı altında biraraya gelerek,ata toprağıyla olan bağlarını koparmama kararlılığında oluşları takdire şayandır ve herkes gibi bu girişimi büyük bir mutlulukla bilfiil yaşayanlardan birisi de benim tabii!

-Tarihte Malatyalı Ermenilerin yaşadığı sıkıntılar neler olmuştur?

Aslında sorunuza tatmin edici bir cevap vermek için kanımca en azından üç gün sürecek bilimsel bir sempozyumun gerçekleştirilmesi gerek ve bu söyleşinin sunduğu olanaktan faydalanarak,Malatya HayDer'in Malatya Ermenilerinin tarihini gündemine alan böylesi bir konferansın,eğer mümkünse Malatya'da düzenlenmesi için girişimde bulunmasını önermek de isterim.Hattâ bu bilimsel girişimin düzenlenmesi ve arzulanan başarıya ulaşmasını sağlayabilmek için elimden geleni yapacağımı da şimdiden bildiriyorum.

Sorunuzdaki "sıkıntı" kavramı yaşanmış gerçekler gözönünde bulundurulduğunda pek hafif bir terim olarak kalsa bile,bu konuda çok özet olarak söylenebilecekler,yukarıda da dediğim gibi bilimsel bir konferans konusunun içeriğinin belki de en hayatî merkezîlikte olanı hakkındaki bilgilere istinaden gerçeklikleri şöyle sıralayabilirim.

Tarihte Malatya Ermenilerinin yaşadığı "sıkıntılar"dan ilk ve en önemlisi kimlik kaybıyla ilgilidir.Ermenistan tarihinin belirli süreçlerinde,eğer dilim varır da varolan acı gerçekleri samimi olarak ifade etmeye kalkarsam,herhâlde Erzincan,Dersim,Bingöl,Diyarbakır,Urfa ve Adıyaman örneğinden de çok fazla ve yığınsal olmak üzere Malatya'da zoraki bir kimlik kaybına uğratılma vahşetinin yaşandığını öğreniyoruz.Dördüncü yüzyıldan bu yana aynı yazı dilini kullanan Ermenilerin,hem el yazması,hem de 1512'den beri,yani 500 yıl boyunca basılı birçok kitap kaynağındaki şehâdetler sayesinde,belgesel veriler barındıran bu zorla kimlik değiştirme gerçeğiyle ilgili anlatımlara rastlıyoruz.En ulaşılmaz dağ köylerinden tutun,onlara nazaran ulaşımı daha kolay olan köy,kaza ve şehirlerde (buna Malatya merkez de dâhil),yer yer etnik Ermeni insanının zorla nasıl Türkleştirildiği,Kürtleştirildiği,İslamlaştırıldığı veya Alevileştirildiğiyle ilgili şahitlikler işte sizin "sıkıntılar" olarak adlandırdığınız benim tırnak içerisine aldığım kelimeyle anlatılan,acıların en acısına istinaden kimlik kaybı olgusuna eşdeğerdir.Bundan hareketle,şimdiki Malatya vilayeti sınırları içerisinde bulunan Akçadağ,Arapgir,Arguvan,Battalgazi,Darende,Doğanşehir,Doğanyol,Hekimhan,Kale,Malatya Merkez,Pötürge,Yazıhan ve Yeşilyurt adlarıyla bildiğiniz yerleşim bölgelerinde yüzbinlerce insanın aslında etnik Ermeni olduğunu söyleyebiliriz.

İkinci büyük "sıkıntı",zorla kimlik değiştirme dayatmasına karşı gelmiş olan Ermenilerin de ata topraklarından zoraki olarak göçe zorlanmış olduğu gerçeğidir ki,bununla ilgili de pek zengin tarihsel veriler bulunmaktadır.O toprakların en eski uygarlığını yaratmış Ermeni yerlisine,envai çeşit göçebe kavimlerin akın ve saldırıları süresince,pek ilkelce ve neredeyse şimdiki "ya sev ya terket" söylemini andıran benzerlikte bir barbarlıkla "ya benim gibi olur burada kalmaya devam edersin ya da seni boğazlayıp yok etmiyorsam eğer buralardan çekip gidersin" türünden vahşi bir uygulamada bulunanların zorladığı mağduriyet,yani göçe zorlanma "sıkıntı"sıdır!

Üçüncü ve sıraladığım ilk ikisinden de inanılmaz bir barbarlıkta farklı olanıysa,Abdülhamid ve İttihat-Terakki dönemlerinde plânlanıp gerçekleştirilen,Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı sayılan Ermeni soyunun tümden kırılıp yok edilmesinin Malatya'da da kelimelerle ifade edilemez kadar acı bir şekilde gerçekleştirildiği katliamlardır.1948 sonrası Birleşmiş Milletler nezdinde zamanaşımı olmayan ve insanlığa karşı işlenen tek suç:Soykırım olarak tanımlanan suça bire bir uyan bu mağduriyetin Ermeni insanının tarihte uğratıldığı tüm zulümlerden en zalimcesi olduğu tartışılmazdır.

Dördüncü "sıkıntı",Ermeni halkının tüm bu görülmemiş ve duyulmamış eziyetlerden sonra mucizeyle hayatta kalan bir avuç insanına bile,hem de feodal Sultanlık döneminde değil,Cumhuriyet yönetimi altında,kendi suyu,toprağı üzerinde kalıp yaşama hakkının sürekli rencide ve rahatsız edilerek ona tanınmaması gerçeğidir.Şu an Malatya'da kalakalan o Ermenilerden her biri,işte kesintisiz bu zulüm tarihinin en önemli şahidi ve Hrant'ın söylemiyle "belgesidir" de!Öyle ki bu "sıkıntı",insan kaybı olarak adlandırılmaya değer olanıdır.

Son olarak belirtebileceğim "sıkıntı" ise,kendi otokton halkı Ermenilerden boşaltılan Malatya'da,onların ataları tarafından yaratılmış tarihî eser değerinin dahi yeterli olabileceği -pek uygarca- bu nedenden dolayı korunması gereken yüzlerce inanç merkeziyle,eşine az rastlanır,sanat ve kültür değerlerinin de sistematik bir şekilde yok edilmesidir.1915'ten önce çok detaylı bir listesine sahip olunan tüm bu değerlerden,şimdi,ne acıdır ki sadece birkaçı,o da çok harap edilmiş hâliyle vardır herhâlde!İşte bu "sıkıntı",genelde Ermeni halkına,özelde ise Malatya Ermenilerine verilen çok önemli bir kültür kaybı "sıkıntı"sıdır ve eşyaları kendi adıyla adlandırmanın da bir gereğidir.

-Malatya'da Ermeni eserleri var mıdır?Bu eserler nasıl bir süreçten geçmiştir ve bugünkü hâlini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yukarıda sıraladığım "sıkıntı"ların sonuncusu olarak sunduğum bilgileri bu sorunuzun cevabına bir önsöz olarak kabul etmenizi istirham ederim.Bilinmeyen tarihlerden beri,henüz mağara yaşamı dönemi uygarlıklarının yarattığı,resimli,simgeli,taş yapıtlardan tutun tâ yirminci yüzyıl başlarına kadar Malatya'nın değişik bölgelerinde varedilmiş taşınmaz tarihsel değeri olan eserlerden başlamak üzere,hem Ermenilerin ataları olan Urartular,hem de Elen (Rum),Asuri-Süryani ve Kilikya Ermeni krallıkları ertesindeki değişik hanedanlıklarla,Arap ve Osmanlı döneminde yaratılmış olan değerlerin çok detaylı olarak sunulduğu bir değil,Ermenice yazılı çok kaynak vardır.Hemen her tarihsel dönemde,yaşadığı coğrafyanın genişçe bir envanterini sanki bir muhasebeciymişçesine tek tek kâğıda döken,birçok Ermeni ruhban,mimar,yazar,filozof,öğretmen ve tacirle birlikte,onsekizinci yüzyıldan itibaren bölgeyi gezen Avrupalı gezgin ve diplomatların da pek ayrıntılı kaydettiği tüm bu değerli bilgileri ne iyi ki bizlere ulaştırmışlardır.

Ancak dediğim gibi,tüm bu eserlerin en başlıcalarını saymak için bile en azından otuz sayfalık bir liste sunmak gerekir ki,bu da söyleşimizin formatının dışında olup,bir gün mutlaka düzenlenmesini düşlediğim bilimsel bir konferansın konuları arasında yer almak şartıyla,hem Malatya'da yaşayan topluma,hem de tüm halklara en ince detayları bile gözardı edilmeksizin mutlaka sunulmalıdır.1961 yılında Beyrut'ta yayınlanan ve Malatya hakkında ansiklopedik bilgiler barındıran 1535 sayfalık şahane bir eseri derleyen Arshak Alboyajian'ın yayına hazırladığı "Malatya Ermenileri Tarihi (Badmutyun Malatiyo Hayots -with topographical,historical and ethnographical information's of History of the Armenians in Malatia)" adlı eşsiz kitabın onlarca sayfasında,sorunuzun belgesel resimleriyle birlikte,pek zengin anlatımlı cevapları da bulunmaktadır.Öyle ki,bu sorunuzun tatmin edici bir yanıtını edinebilmek için,bana kalırsa,ya Malatya'da düzenlenecek bir konferansa konu edilmesini sağlamak ya da kaynak olarak belirttiğim kitabın Ermenice'den Türkçe'ye çevirisini yaparak yayımlamak gerekecek gibi görünüyor.

-Ermenistan'da "Malatya" adıyla bir ilçe (yerleşim biriminin) bulunduğunu duyuyor ve öğreniyoruz.Yerevan'da neden Malatya adıyla bir ilçe kurulmuştur?Orada şimdi gerçekten Malatya'dan sürgün edilenler mi yaşamaktadır?

Evet,Ermenistan Cumhuriyeti'nin başkentindeki en büyük mahallelerden birisi Malatya adını taşımaktadır.Bu mahallenin kuruluşunda tabii aslı Malatyalı olan Ermenilerin o zamanlar oradaki nüfusun çoğunluğunu teşkil etmesi gözönünde bulundurulduğundan da oraya resmen Malatya adı verilmiştir.Yerevan'da,Malatya mahallesine hemen yapışık olan mahalle de Sebastia (Sivas),bir başka mahalle Arapgir,bir diğeri Zeytun,Maraş,Kilikya,Kharberd (Harput) veya Ayntab (Antep) adlarını taşımaktadır.

Başkent dışında da değişik köy,kasaba ve şehir isimlerinin önüne "nor",yani "yeni" anlamını taşıyan ekle Nor Hacın,Nor Kıği,Nor Gesaria (Kayseri),Nor Edessia (Urfa),Nor Adıyaman,Nor Yerzınga (Erzincan) vb. gibi adlandırmalarla birçok yerleşim yeri vardır.Malatya örneğinde olduğu gibi,bu isimlendirmeler tüm bu yerlerin yabancısı olan Batı Ermenistanlı göçmenlerin,kendi tarihsel geçmişlerinde ikâmet ettikleri yerlerin isimlerini taşıyan bu yeni yerlerle daha farklı bir ruh hâliyle bağlanarak,bir nevi özlem duygularının giderilmesi ve yeniden yaşama dönüşlerindeki ruhsal ihtiyaçlarının giderilmesine büyük katkılar sunmuş ve sunmaktalar.

Şimdi Malatya mahallesinde yaşayan nüfusun,aslen Malatyalı olan sakinlerinin yüzdesi hakkında istatistiki bir veri var mıdır bilmesem de,oranın en yaşlı insanlarının çoğunlukla hemşehrileriniz olduğunu tahmin ediyorum.

-Malatya ile Yerevan ve Yerevan'daki Malatya arasında nasıl bir diyalog kurabiliriz?(Bürokratik,idarî,basın,eğitim,sosyal konular vs. alanlarda)

Ermenistan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin bulunmadığı günümüz koşullarında sorunuzun,bürokratik,idarî,eğitim konularının bir yanıtı olduğunu sanmıyorum,fakat basın-yayın yanında,edebiyat,sanat,kültür ve değişik sosyal alanlarda karşılıklı ilişkiler kurulabilmesi için herhangi bir engel olabileceğini de düşünmüyorum.

Hattâ bu türde ilişkilerin varolabilmesi için her iki şehrin sivil toplum kuruluşları düzeyinde gerekli adımların atılabilmesinde,Ermenilere dostluk duygularıyla bakan Malatya sivil toplum kuruluşlarına ilk adımı atmalarını önermekten başka diyebileceğim yoktur.Kişisel girişimler temelinde bile olsa,Malatya'da böyle bir inisiyatife sıcak bakanlar olursa eğer,onlarla aynı sıcaklıkta el ele vererek geleceğe dönük projelere hazır Ermenilerin de olacağını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek!

-Ermenilerin Malatya'da yaşadığı dönemlere ait kitap,gazete ve dokümanlara nasıl ulaşabiliriz?

Bu konuda Ermenistan Ulusal Kütüphanesi ve Ulusal Devlet Arşivi herhâlde bir doküman ve bilgi okyanusu sayılabileceklerin başında gelirler sanıyorum.Suriye,Lübnan,Mısır,İtalya,Fransa,Avusturya,ABD gibi ülkelerin Ermeni kütüphanelerinde de epeyi veriler olması gerektiğini tahmin ediyor olsam da,bu türden hemen her ihtiyacın giderilebileceği en zengin kaynak merkezinin yukarıda belirttiğim iki kurum olduğu hakkında hiç kuşkum yok.

-Ermeniler en çok hangi bölgede yaşadı?

Bölge derken Malatya özelini mi soruyorsunuz,yoksa genelde Ermenilerin çoğunlukla yaşadığı ve mesela Osmanlı İmparatorluğu döneminde "Vilâyat-ı Sitte (Arapça aslından Altı Vilayet") olarak adlandırılan,Sivas,Erzurum,Ma'mûretü'l-Azîz,Van,Bitlis ve Diyâr-ı Bekr vilayetlerini mi bilmiyorum ama,1864 yılından 1922'ye kadar Malatya'nın bu vilayetlerden Harput vilayeti olarak da adlandırılan,merkezi Elazığ olan Ma'mûretü'l-Azîz vilayetinin sınırları içerisinde bulunduğunu belirtmem gerekiyor.Malatya derken ama o zamanın idarî sınırlarıyla şu anda varolanı karıştırmamak gerektiğini de bilmeli ve Ermenilerin Batı Ermenistan olarak adlandırdığı bu geniş coğrafyanın,30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi'nin 24. Maddesi'nde "Altı Ermeni ili" olarak kaydedilmiş tüm o yerleşim yerleri (çoğunlukla Osmanlı İmparatorluğu'nun yukarıda isimlerini verdiğim vilayetlerinde) yaşadıklarını belirteyim.

Fakat o zamanların Malatya'sında Ermenilerin şimdiki il sınırlarındaki köy,kasaba ve şehirlerin yanında eski Melidine şehrinin merkezi Orduz'dan Akçadağ'a (Agra),oradan Besni,Adıyaman ve Kâhta'ya uzanan çok daha genişçe bir coğrafyada yaşadıklarını ve Malatya Ermenileri dendiğinde işte tüm bu yerleşim yerlerinin anlaşılması gerektiğini de bilmek gerekiyor.

-Hükümetin Ermeni açılımları sonucunda,Türk-Ermeni ilişkilerinde bir yumuşama dönemi yaşanıyor.Buna istinaden Ermeni mezarlığı,kilise,venk manastırı gibi eserlerin onarılması gündemde...Bu açılımı nasıl buluyorsunuz?

Doğrusunu isterseniz,ben Ankara hükümetinin açılım olarak adlandırmayı denediği siyasetin samimiyetine inanmayanlardanım,çünkü Malatya Ermeni mezarlığı girişine uzun zamandan beri inşa edilmekte olan pek masum bir yapının,Malatya Belediyesi tarafından,bir saat içerisinde buldozerlerle ve sözümona bir "yanlışlık" sonucu yerle bir edilmesi sonrası yaşadığımız üzüntü,bu politikaların sözle yaşanan pratik arasında yok olduğunun da ispatıydı aslında!Ve bunun da ötesinde,eğer söylendiği gibi ortada gerçekten de bir "yanlışlık" vardıysa,o hâlde mini minnacık dört duvarlık bir odayı yeniden inşa etmek o kadar zor muydu ki,yıkıntı molozları şimdi de yüreklerimizi dağlıyor ve alışık olduğumuz acıları tazeliyor hâlâ!Ankara'nın Ermenilere yönelik bir yumuşama politikası gerçekten gündemde olsaydı eğer,Malatya'da masum bir dört duvar "yanlışlık"la yerle bir edilmezdi eminim.İşte bu nedenle de ben,bu tür politikaların samimiyetine inanamıyorum.Bu hükümet tarafından beyan edilen her türden "açılım"ın aslında sözü edilen konulara herhangi bir açılım değil,"kapanım" getirdiğini gözlemleme bedbahtlığını yaşadığımdan da,niçin böyle düşündüğümü anlamanızı rica ediyorum.

-1915 olaylarında Malatya'nın yeri nedir?

1915'te Malatya'nın yeri pek fecidir,çünkü burası Mezopotamya'nın Der-es-Zor çöllerine doğru yol alan ölüm kervanlarının önemli kavşaklarından birisi olmuştur.Sivas,Harput ve Muş'tan sevkiyata çıkarılan yüzbinlerce Ermeni insanının ilk vahşeti yaşadığı,soyulup soğana çevrildiği,hattâ gruplar hâlinde saldırı ve gerçekleştirilen katliamların neredeyse ilk provalarının yapıldığı yer Malatya'dır.Soykırım tarihimizde Malatya'nın yer almadığı tek bir anı dahi olmadığını bilmek gerekiyor,ancak bu anıların sadece olumsuz anlatımlardan ibaret olmadığını,özellikle yüksek dağlarda yaşayan Alevi Kızılbaş aşiretlerinden önde gelenlerin,kısmi de olsa,ölüm mangalarının kurbanı olmaya mahkûm edilen epeyi Ermeni kadın ve çocuğunu kaçırıp koruyarak hayatta kalmalarını sağlamış oldukları da bilinmelidir.Bazı kitaplarda yer alan bu türden şahitliklerde,Kızılbaşların "genetik hafızaları sayesinde yüzyıllar önce soydaşları oldukları Ermenilerle" bu denli insanî bir dayanışmada bulunmuş olduklarına dair anlatılara rastlanıyor.Milyonda bir gibi küçük sayılarda olsa bile,cehennem ateşinden kurtarılan insanlarımızın dualarında helâl süt emmiş Malatyalılar olduğunu söylemek de gerekiyor.

-Malatya ile ilgili bir anınız var mıdır?

Evet,tabii...Büyük ablam 1968'de Malatya'ya gelin olduğunda,kız tarafı olarak ailece düğüne gitmiştik.Ablamın gelin olduğu aile aslen Erzurumlu,fakat 1915 sonrası Adıyaman'a yerleşmiş olan Bakırcıyan ailesiydi ve 1960'lı yılların başında Adıyaman'dan da Malatya'ya yerleşmişlerdi.Malatya'da yerleşik olarak yaşayan Ermeniler içerisinde Adıyamanlılar pek çoktur aslında ve düğünde de Adıyamanlı Ermeniler çoğunluktaydı.Çocukluk yaşlarımdan hatırladığım bu düğün esnasında ilk defa bu kadar çok Ermeni insanını birarada görüyordum ve orada sadece Ermenice konuşan Adıyamanlıların yanında Malatyalı olanların sırf Türkçe konuştuğunu farkedip,benim yaşlarımdaki birine "madem siz de bizim gibi Ermenisiniz,o hâlde niçin Ermenice konuşmuyorsunuz?" diye sormam üzerine onun ağlayarak uzaklaştığını ve benim ona sormuş olduğum soruyu anne-babasına sorduktan sonra geri yanıma gelip de bana "burada Türkler çok olduğundan,onların dilini konuşuyoruz" demesini hiç unutamadım.

O günden herhâlde iki sene sonra,o çocuğu İstanbul'un Kumkapı mahallesinde bir akrabamızın oturduğu binanın bulunduğu sokakta tesadüfen gördüm de yanıma gelerek "Malatya'da bana sorduğun soru beni derinden yaralamıştı,siz gittikten sonra babamı zorla ikna ettim ki beni de senin gibi Ermeni okuluna yollasın.Ben de İstanbul'a geldim ve bizim okula gittiğim için de Ermenice'yi öğrendim ve konuşuyorum işte!" derken sanki alınyazısından intikamını alıp da rahatlamış edâlarındaki hâlini görüp,şaşırıp kalmamı hiç ama hiç unutamam.

1915'e kadar ana dillerini konuşma,yazıp-okuma olanakları olan Malatya Ermenilerinin,o tarihten sonra ana dilde eğitim görme hakkından mahrum edilmelerinin acısını yüreğinin derinliklerinde hissederek yaşamış olan tüm soydaşlarımızın ezik ruh hâlini çok iyi anladığımdan da,Ermeni olmanın dayanılmaz ağırlığını her gün bilfiil yaşayan her insanımıza rastladığımda,Malatya'da çocukken yaşadığım bu anım gözümde yeniden canlanıyor işte!

-Malatya'ya ve Malatyalı Ermenilere mesajınız nelerdir?

Malatya'ya ve Malatyalı Ermenilere mesaj iletmek gibi çok kapsamlı bir dileği dillendirebilmek pek zor...Çünkü bugün Malatya şehrinde yaşayanların da,vilayetin diğer yerleşim alanlarındaki sakinlerinin de,o toprakların en eski yerlisi olan Ermenilere karşı hissettikleri gerçek duyguların ne olduğunu bilmiyorum ne yazık ki!Ama bu duyguların dostça olduğunu umut ediyor,o insanların böylesi bir yaklaşım ve tavra sahip olmaları hâlinde ancak,geleceğin daha insancıl,adil,eşit,onurlu ve barışçıl olması yolunda ortak yürünebileceğine inanıyorum.Ve böylesine yarınları arzulayan tüm insanlar arasında,samimi,dürüst ve karşılıklı güvene dayanan ilişkilerin kalıcılığını sağlamak açısından da,herkesin kendi geçmişini doğru olarak öğrenebilmesi için gerekli her türden araştırma ve incelemelere açık olmasını diliyorum.

Ermeni halkının Malatya özelinde yarattığı zengin uygarlığın değerini bilmek,tanımak ve kabul etmek için hiç de geç kalınmış olduğunu sanmıyor,"zararın neresinden dönersen kârdır" gerçekliği temelinde,ortak olmasını düşlediğim geleceğe umutla bakmak istiyorum.

Söyleşide bulunma nezaketiniz için teşekkürlerimi iletiyor,saygılarımı sunuyorum...

***

Sarkis Hatspanian kimdir?


Sarkis Hatspanian,Adıyamanlı köklü bir Ermeni ailenin Alexandrette (İskenderun)'da doğan evladıdır.Fransa'da faşist Nazi işgaline karşı silâhlı direniş gerçekleştiren Manouchian grubunun lideri,1915 yetimi Misak Manouchian'ın kuzenlerindendir.Hrant Dink ile aynı okul sıralarını paylaşmış olan Hatspanian,12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrası zoraki sürgüne giderek tam on yıl Avrupa'da politik ilticacı olarak yaşamaya zorlandı.Dağlık-Karabağ Savaşı'nda Ermenistan'a giden Hatspanian,savaşa gönüllü olarak katıldı.2008 Cumhurbaşkanlığı seçimleri akabinde vuku bulan kanlı 1 Mart olaylarından sonra iktidar karşıtı düşünceleri nedeniyle tutuklanarak hapsedilen Hatspanian,Ermenistan'ın serbest bırakılan son politik tutuklusu olarak bir yıl önce özgürlüğüne kavuşmuştur.

*Alişan Hayırlı,Ermenistan'ın hırçın çocuğu Sarkis Hatspanian sorularımızı cevapladı...,Malatya Birlik,15 Ağustos 2012.

http://www.malatyabirlikgazetesi.com/102113_Sarkis-Hatspanian-Sorularimizi-Cevapladi.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder