19 Ağustos 2016 Cuma

"Türkiye'yi dikkatle izledik"/Vladimir Aleksandrovich Kryuchkov*

"Türkiye'deki önemli bilgi kaynağımız,basın,çeşitli derneklerin yöneticileri ve yetkililerle yapılan görüşmelerdi.Bunda kötü bir şey görmüyorum.Komşu ülke hakkında ne kadar çok bilgi sahibi olur,bu ülkenin sorunlarını ne kadar iyi anlarsak,yönetimimiz o kadar iyi kararlar alabilirdi..."

Türk basınında ilk kez yayınlanan bu söyleşiyle,KGB eski Başkanı'nı karşınıza getiriyoruz.Çok değil,bir buçuk yıl öncesine kadar,"süper" Sovyetlerin dünyaya meydan okuyan en güçlü,en korkulu örgütü KGB'nin sorumlusu olan Vladimir Aleksandrovich Kryuchkov,şimdiye kadar yazılması,tartışılması bile tabu sayılan konularla ilgili görüşlerini ilk kez açıklıyor.

Kryuchkov'un,Türk-Sovyet ilişkilerinden,gizli servislerin çalışmasına,Papa'ya suikast girişiminden,Kıbrıs Barış Harekâtı'na,12 Eylül'den,Özal'a,Kürt sorunundan,Rusya'nın parçalanma olasılığına kadar değişik konularda şimdiye kadar hiç bilinmeyen görüşleri,ilk kez Milliyet'te yayınlanıyor.

Kryuchkov,ilerleyen yaşına karşın,her şeyden elini eteğini çekmiş değil;komünistlerin iktidarı yeniden ele geçirme mücadelesine önderlik ediyor.Kuşkusuz,KGB içinde hâlâ çok güçlü bağları var.Söyleşiyi okurken,dikkatinizi çekecektir:KGB ile ilgili sorularda,söyleyebileceklerinin en azını söylemek ya da konuyu değiştirmek için özel bir gayret harcıyor.Bunu da 28 yıl bir gizli serviste çalışan kişi için doğal karşılamak gerekiyor herhalde.Karşısında bir yabancı oturduğu için,hâlâ,doğal bir içgüdüyle örgütünü,arkadaşlarını korumaya çalışıyor olsa gerek.Söyledikleri,söylemediklerinin çok az bir bölümünü oluştursa da,açıklamalarının önemini azaltmıyor.

Ağca Olayı

-Ağca'nın Papa'ya suikast girişimine KGB de karıştı mı?

Yalnız KGB'nin değil,Bulgar yoldaşlarımızın da bu girişimle ilgisi olmadığını düşünüyorum.Ağca'nın anlattıklarını anımsıyorum:200'ü aşkın ifade verdiğini söylemişti ama hemen hemen hepsi yalandı.Hangilerinin doğru olduğunu da kimse bilmiyor.Daha sonra Papa,Ağca ile görüşmüştü;ama,neler konuştuklarını bilen yok.KGB'nin bu olayla hiçbir ilgisi yoktu.Bulgarlar karışsaydı,mutlaka haberimiz olurdu.Eminim,karışmadılar.Zaten mahkeme de,Antonov'u suçsuz buldu.Bana,Antonov'un çok hasta olduğunu,psikolojik baskılar nedeniyle zor durumda olduğunu aktarmışlardı.Sanıyorum,perde arkasındaki kişiler,suçu başkasına yüklemek istedi.Belki,Ağca'nın ardında bir güç var,onu yöneten bir güç.Ben yaşlı bir insanım,o nedenle yalan söylemek istemiyorum,ölümümden sonra,"yalancıydı" demesinler.Papa'ya suikast girişiminde suçluyu KGB'de ya da Bulgaristan'da aramayın,başka yerlere bakın!

-Örneğin?

Söylemesi zor,dünyada çok sayıda gizli servis var.Onların Ağca ile nasıl bağlantı kurmuş olabileceğini de öğrenmek zor.Ama,önünde sonunda,gerçek ortaya çıkacak.Papa'ya suikast girişimi gibi büyük yankı yaratan olaylar,er geç aydınlatılır.Gerçeğin,bugünkü kuşaklarca da bilinmesini istiyorsanız,araştırma yapmalısınız.Ararsanız,mutlaka bulursunuz!

-İsrail gizli servisi olabilir mi?

Kesin bir şey söylemek güç.Benim asıl mesleğim hukukçuluk.Soruşturma yapılırken,değişik seçenekler üzerinde durulur,araştırılır,red ya da kabul edilir.

Türkiye'deki Darbeler

-KGB'de uzun süre çalıştınız.27 Mayıs,12 Mart ve 12 Eylül gibi Türkiye'deki önemli olaylar,KGB'de nasıl değerlendirildi?

Anımsadığım kadarıyla,askerî darbe (12 Eylül) öncesinde Türkiye,terör dalgasıyla sarsılıyordu.Ankara,İstanbul ve diğer kentlerde öldürme olayları çoktu.Biz,bu durum nedeniyle Türk halkına acıyorduk.Ben o sıralarda,istihbarat başkanlığı yapıyordum.Türkiye'deki bu durumun uzun süremeyeceğini,düzenin er geç sağlanacağını düşünüyordum.Sovyetler Birliği'nin teröre yaklaşımı her zaman olumsuz olmuştur.Sorunlara terör yoluyla çözüm getirmeye çalışmak,insanlık-dışı bir olay.Terör sonucunda da genelde masum insanlar zarar görür.Türkiye'deki terör,oluşan durumdan kaynaklanıyordu.Ama askerî darbe de çözüm sayılamaz.Sanıyorum Türkiye bugün,bütün dünyanın kabul ettiği yoldan gidiyor.

O dönemde görevden alınan yöneticilere bir süre politika yasağı uygulanmıştı.Biz bunu da tahmin etmiştik.Bu kişiler,uzun süre sabrettikten sonra politikaya döndü ve yeniden önemli görevler üstlendi.Tanrı'ya şükür,bütün bunlar artık tarihe karıştı.

-12 Eylül'de askerlerin iktidara gelmesi,Sovyetler Birliği'nde kaygı yarattı mı?

Evet,bir kaygı vardı ama korku yoktu;çünkü,bu Türkiye'nin iç işiydi.Türkiye ile ilişkilerimiz de iyiydi.Aslında Sovyetler Birliği,İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin tarafsızlığını koruyabilmesini hep takdir etmiştir.Bu unutulmamalı.Savaş sırasında Türkiye üzerinde büyük baskılar vardı;ama hükümet,çok olgun davrandı.O nedenle,12 Eylül'den sonra sakindik.Zaten,Türkiye'nin büyük komşusu ile kavga etmesi için ne gerek olabilirdi ki?Sanıyorum,Bulgaristan da ciddi bir kaygıya kapılmamıştı.

Ama diğer yandan Türkiye,NATO'nun bir koluydu ve elbette biz bundan hoşnut değildik.Bu konuda görüşmeler yapılıyor,bizim gazetelerde yazılar,yorumlar çıkıyordu.Biz,Türkiye'nin barış istediğine inanıyor ve endişeleri yatıştırmaya çalışıyorduk.Ama,endişeye kapıldığı zamanlar olmuyor da değildi.

-Türkiye,Sovyetler Birliği'nin komşusu olması ve NATO'nun güney kanadını oluşturması nedeniyle "dikkat edilmesi gereken" bir ülke miydi?

Evet,tabii.Üstelik,bizim,Türkiye ile arası kötü olan ülkelerle de iyi ilişkilerimiz vardı.Yunanistan'la Kıbrıs'ı kastediyorum.Ayrıca,Kürt sorunu da vardı kaygı uyandıran.Fakat,bütün bu sorunların bölgesel çatışmalara dönüşmesi,Sovyetler Birliği'nin çabalarıyla önlendi.Özal'la Papandreou'nun 1988 yılında Davos'ta görüşmesi de çok önemliydi.Sonra Brüksel'de de görüşmüşlerdi.Bütün bunlar,Yunanistan'la ilişkileri normalleştirmek için Türkiye'nin attığı ciddi adımlardı.

Kıbrıs'a Müdahale

-Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs'a müdahalesini nasıl karşılamıştınız?

Büyük kaygıyla tabii.O dönemde müdahale,en akılcı çözüm değildi.Bizim Kıbrıs ve Makarios'la iyi ilişkilerimiz vardı.Ben,Makarios gibi Denktaş'ın da saygıdeğer politikacılar olduğunu düşünüyorum.Her ikisi de olgun devlet adamlarıydı;sorunun,sıcak çatışmaya dönmesini engellemek için çaba gösteriyorlar;sanıyorum,bir noktada anlaşabiliyorlardı.

Ardından,Yunanistan tarafından bilinen eylem gerçekleştirildi ve durum değişti.Makarios'un bombardımanda ölmediğini öğrenince bu haberi hemen basına verdik.Kısa sürede de haber hedefini buldu.Sonuçta durum,değişik liderlerin,bu arada Makarios ve Denktaş'ın çabalarıyla geniş boyutlu bir anlaşmazlığa dönüşmedi.Ardından da Türkiye ile Yunanistan arasındaki zor görüşmeler başladı.Türkler,Kıbrıs nüfusunun yüzde 18'ini oluşturur;ama müdahale sonucu ada topraklarının yüzde 30'u ellerine geçti.Neyse,tüm bunlara çözüm bulunacak herhalde.Yeter ki,barışçı çözüm aransın.Türkiye,büyük bir ülke,potansiyeli de çok önemli.Sanıyorum yirmi yıl sonra nüfusu yüz milyona ulaşacak.

-Türkiye'den size doğrudan bilgi akışı var mıydı?Oradaki KGB ajanlarından söz ediyorum.

Türkiye ve çevresindeki durumu çok dikkatle izliyorduk.Ancak en önemli bilgi kaynağı,basın,değişik derneklerin yöneticileri ve yetkililerle yapılan görüşmelerdi.Bunda kötü bir şey görmüyorum.Komşu ülke hakkında ne kadar çok bilgi sahibi olur,bu ülkenin sorunlarını ne kadar iyi anlarsak,yönetimimiz o kadar iyi kararlar alabilirdi.Birçok ülkenin,Sovyetler Birliği'nde istihbarat çalışmaları yaptığını biliyoruz.Yalnız,yakalanmamak gerekiyor!

Yakalanırsan,sorumlu olursun.Ama söylemek isterim ki,Türkiye'de,ülkenizin çıkarına aykırı gelebilecek tek bir operasyon yapmadık.Sanırım siz de bunu gördünüz.Gerçi,bazı temsilcilerimizin Türkiye'den ayrılması istenmişti ama aradan uzun yıllar geçti,şimdi söyleyebilirim ki,onlardan bazılarının KGB ile ilişkisi yoktu.

SSCB'nden MİT'e İşbirliği Önerisi

"Moskova'daki veya Sovyetler Birliği'ndeki Türk casusların bizi rahatsız ettiğini anımsamıyorum.Herhalde o kadar profesyonel çalışıyorlardı ki,bizimkiler tarafından tespit edilmediler!.."

"Kürtlere yardımımız en alt düzeydeydi.Ayrı ayrı temsilciler geliyor,tedavi görüyor,dinleniyordu.Ama ciddi bir yardım yapamıyorduk;çünkü ortak bir sınırımız yoktu..."

Yaşlanmış da olsa polisin bile korkuyla karışık saygı duyduğu yüzbinlerce kişilik KGB ordusunun eski başkomutanı,bazı konulara açıklık getirmek amacıyla yönelttiğimiz sorularımızı cevaplandırmaya devam ediyor:

-Türkiye,NATO üyesi ve Soğuk Savaş devam ediyor.Bu Soğuk Savaş'ın sıcak savaşa dönüşmesi durumunda,yani bir bunalım anında KGB,Sovyetler Birliği için bir plân hazırlamış mıydı?

Askerler,doğal olarak,her durum için plân hazırlar;fakat,Ağustos 1991'den önce,sanıyorum şimdi de,ülkemizin yönetimi,Türkiye'ye karşı herhangi bir saldırı plânı hazırlamadı.Bütün plânlarımız,savunmaya yönelikti.NATO üyesi olarak Türkiye,NATO ile ilgili plânlarımızda yer alıyordu herhalde,bu doğal bir şey.Ama bu plânlar,Türkiye'nin bağımsızlığı ve güvenliği için bir tehlike olarak değerlendirilemez.Biz,kimseye saldırmayı düşünmüyorduk.Bize saldırılırsa,kendimizi savunacaktık tabii.

-Ama Türkiye'de Amerikan üsleri vardı?

Evet üsler var.Hatırlanacağı gibi,Khrushchev bu üslere karşı çıkarak ABD ve Türkiye'den bunları kaldırmalarını istemişti.Sanıyorum,Türkiye de bu üslerle gurur duymuyor!Ayrıca bu askerî üslerin ülkenize istikrar sağladığını da düşünmüyorum.Herhalde bunlar olmasaydı,Türkiye'nin güvenliği zayıflamazdı!

-Sizin KGB'de görevli olduğunuz dönemde Türkiye'de Özal,Demirel,Türkeş ve Erbakan gibi politikacılar vardı.Onlara bakış açınız nasıldı?

Çok olumlu.Türk yöneticileri,politik açıdan her zaman iyi eğitilmiş kişilerdi.Yapıcı görüşleri vardı,Türkiye açısından tabii.Bu insanlar,önde gelen politikacılar olarak değerlendirilebilir.Özal'ın katkısı ise çok önemli...Sovyetler Birliği'ne karşı tutumu da olumluydu.Elbette Türk politikacıların bütün görüşlerini paylaşmıyorduk ama genelde iyi ilişkiler vardı.

-Aşırı sağcıların lideri Türkeş,ülkücüler sizi rahatsız ediyor muydu?

Evet,Türkeş'i biliyorum.Ama sanıyorum bize göre,sizi daha çok rahatsız ediyordu.

Kürt Olayı

-KGB'nin,Irak,İran ve Türkiye'deki Kürtlerle ilişkisi nasıldı?Örneğin,Barzani'nin KGB ile yakın ilişkisi olduğu söyleniyor.Moskova'da eğitim görmüş değil mi?

Onun KGB ile değil,Sovyetler Birliği ile ilişkisi vardı.Kürt sorunu çok ciddi bir sorun,kanayan bir yara.Toplam sayıları yirmi milyon civarında.Bazı verilere göre,Türkiye nüfusunun yüzde 10-20'si Kürt.Yani,Türklerin beşte biri Kürt sayılabilir.Mustafa Kemal'in şu sözlerini çok iyi hatırlıyorum:"Türk olmamasına rağmen,ne mutlu Türk'üm diyene." Eskiden Kürtler de kendilerini Türk sayıyordu.Fakat sonra bazı gelişmeler oldu ve savaştan sonra şöyle demeye başladılar:"Öylesine mutsuzuz ki,dağlardan başka dostumuz yok." Eğer,dağlar dışında,Türkleri de dost sayabilselerdi,birçok sorun ortadan kalkmış olurdu.Şimdi ülkenizde etnik ihtilaflar oluyor,iki tarafta da can kayıpları var.Bizim deneyimimizi inceleyin.Etnik ilişkiler alanındaki deneyimimizin tümünü kullanamazsınız tabii,ama bazı dersler alabilir,bazı sonuçlar çıkarabilirsiniz.Kürtlerin başka bir devlette sığınak araması,yardım istemesi ciddi sorunlara yol açabilir.Size akıl vermiyorum,bunu yanlış anlamayın,sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.Türkiye'de sorunlar var;Kürt sorunu da bunlardan biri.Aslında bir ulus,hele sayısı milyonları buluyorsa,yok edilemez.Türkiye'nin soykırım politikası uyguladığını söylemek istemiyorum.Fakat bir sorun var:Kürtlerin kendi devleti yok.Hatırladığım kadarıyla,bir zamanlar Türklerle Kürtler birlik kurdu,beraber yaşamaya başladı.Şimdi ise Kürtler,İran,Irak,Suriye ve Türkiye'de...Dünyada her şey çok karışık.

-Sovyetler Birliği,Kürtlere yardım yaptı mı?

Yardımımız en alt düzeydeydi.Ayrı ayrı temsilciler geliyor,tedavi görüyor,dinleniyordu.Ama ciddi bir yardım yapamıyorduk,çünkü ortak bir sınırımız yoktu.Bizim Kafkasya'da birkaç onbin Kürt var ama ulusal niteliklerini artık yitirmişler.Bugünkü durumlarını ise tam bilemiyorum.Barzani de bize gelmişti.Şimdi oğlu liderlik yapıyor galiba.

-Peki,Türkiye'deki Kürtlerle ilgili ayrıntılı bilginiz var mı?Örneğin,PKK diye bir örgüt biliyor musunuz?

Bu konuda bilgim yok.Kürtler,üst düzeyde örgütlenmiş bir halk değildir.Örgütlenme düzeyi yükseleceği zaman sorun daha da ağırlaşabilir.Şimdi iş,bu yönde gidiyor.

-Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma isteğini destekliyor musunuz?

Bu zor bir sorun,dört devletle ilgisi var:Türkiye,Suriye,Irak ve İran.Bence bu soruna mekanik bir çözüm getirilmesi olanaksız.Oysa Kürtler bunu düşlüyor.Bu soruna,aşamalı çözüm getirilebilir.Aşamalar ise,çok değişik olabilir.Tarihçi,hukukçu ve bilimadamları bu sorun üzerinde çalışmalı.Sorun çok karmaşık olduğu için bir öneride bulunmak zor.Şu veya bu yönde atılacak bir yanlış adım,çok olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Köktendinciler

-Türkiye,laik bir ülke,ancak nüfusunun yüzde 99'u Müslüman,aşırı İslamcılar Türkiye için tehlike olabilir mi?

Ben aslında her çeşit aşırı görüşe karşıyım.Türkler,Sünni değil mi?Sünnilerin aşırı görüşlü olduğunu sanmıyorum.Üstelik,bence Türkiye'de İslam dini daha yumuşak.İslam köktenciliğine gelince,bu gerçekten de büyük bir tehlike.Köktenciler,kendi kurallarından,kendi yaklaşımlarından başka bir şeyi tanımak istemiyorlar.Bu sorun son dönemlerde bazı ülkelerde ortaya çıktı.

-KGB'nin,Türk istihbarat servisi ile ilişkisi var mıydı?

Yoktu ama bu tür temaslara çok yaklaşmıştık.Ben,(1989 yılında) Moskova'daki Türk büyükelçisi ile görüşmüş ve gizli servislerimiz arasında ilişki kurulmasını önermiştim.İşbirliği yapılabilecek belirli alanlar var:Terör ve uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele gibi...Bu sorunlar,sizi de rahatsız ediyordur herhalde.Bizi rahatsız etmeye başlamıştı.

-Moskova ya da Sovyetler Birliği'ndeki Türk casuslar sizi rahatsız ediyor muydu?Ya da Türk casus var mıydı?

Onların bizi rahatsız ettiğini anımsamıyorum;herhalde o kadar profesyonel ve ciddi çalışıyorlardı ki,bizimkiler tarafından tespit edilmediler!Fakat,Türk gizli servislerinin ülkemizdeki değişik konulara ilgi göstermesini doğal buluyorum.Komşu ülkeye karşı doğru politika izleyebilmek için daha fazla bilgi edinmeye çalışmak doğal bir arzu.Zaten istihbarat ve haberalma çalışmaları,ülkelerin politikasında önemli yer tutar.

-O anlamda,KGB'nin Türkiye'de çalışması da doğaldır...

Sanırım,evet.

-KGB Başkanı olduğunuz dönemde,Moskova'daki yabancı diplomatlarla gazeteciler izleniyor muydu?

Sanırım,bu kişilerin etkinlikleri,kabul edilen sınırları aştığı zaman,bulundukları ülke onlara karşı gereken önlemi alma,denetleme ve kendi güvenliğini koruma hakkına sahiptir.

-KGB'de eğitim gören Türk komünistler de vardı.Bu konuyu anımsıyor musunuz?

Komünist partilerle,komünistlerle ilişkiler,Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin yetkisinde olan bir konuydu.Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi,komünistleri,tedavi ve dinlenme için davet ediyordu;bu bizim görevimiz değildi.Gerektiği zaman bir kişiye yardım ediyorduk,fakat sözünü ettiğiniz konu Merkez Komitesi'nin yetkisindeydi.

-Ama güvenlik eğitimi için KGB'ye gelenler vardı herhalde?

Bütün bu çalışmalar,Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin diğer partilerle ilişkileri çerçevesinde yapılıyordu.Biz yalnızca teknik bir rol oynuyorduk.

"KGB ajanları başarılıdır"

"Soğuk Savaş döneminde çok sayıda başarılı operasyonumuz vardı.Sovyetler Birliği'ne karşı hazırlanan askerî ve siyasi plânlarla ilgili çok önemli istihbarat alıyorduk.Bilim-teknik istihbarat alanında da çok sayıda parlak operasyonumuz oldu.Ajanlarımız çok profesyonelce hareket ettiler..."

-Perestroika ve Glasnost'a rağmen,gerçekte,KGB ile ayrıntılı bilgi yok.Nedir KGB?

Bugün KGB hakkında bilinmeyen bir şey kalmadı.Hattâ,yaptıklarından fazlası bile KGB'ye yükleniyor.Bir zamanlar,istihbarat başkanı olarak imzaladığım gizli belgeler,artık gazetelerde yayınlanıyor.Ayrıca,kimin ajan olduğunu,kimin olmadığını söylüyor,operasyonlar hakkında yorumlarda bulunuyor,yabancı ülkelerdeki casuslarımızın başkanlarını açıklıyorlar.KGB hakkında bilinmeyen çok az şey kaldı.Bir zaman gelecek,buna pişman olacağız.Kendisine saygısı olan bir devlet,gizli konuları kesinlikle açıklamaz.KGB ve diğer güvenlik organları,Perestroika'yı kabul ettiler,ama doğru yönde ilerlemediğini de hemen anladılar.Bu yol,ülkemizi felâkete sürüklüyordu.KGB ve güvenlik organlarında önemli değişimler oldu,halka daha yakınlaştık.

Çalışmalarımız,KGB'nin,halka karşı hiçbir zaman mücadele etmeyeceği,halka başka barikatlarda bulunmayacağı ilkesine dayanıyordu.Ağustos olayları da bunu doğruladı.KGB,kan dökmedi,halkına karşı çıkmadı.Bugün en önemlisi,KGB'nin,yapısıyla,çalışmalarıyla,ülke gerçeklerine uygun hâle getirilmesi.

Basının da söz ettiği,bir sorun daha var:KGB,tek merkezden yönetilen bir kuruluş olmalı.Sanıyorum,er geç,Ağustos olayları öncesindeki yapısına dönülecek.Biliyorsunuz,sınır muhafızları,KGB'den ayrılmıştı,geri döndü.Ayrılan diğer bazı bölümler de dönüyor.Bu,doğal bir süreç.Ayrıca,KGB'nin denetlenmesi de gerekli,biz bu konuya büyük önem veriyorduk.Mayıs 1991'de kabul edilen KGB yasası olumluydu.Yeni çıkan yasa da fena değil.KGB,esnek,denetlenebilen,güçlü bir kuruluş olmalı.

-Ama,Sovyetler Birliği dağılmadan önce KGB,devlet içinde devlet değil miydi?

Değildi.KGB'nin Sovyet iktidarı ile tarihi aynı,ikisi birlikte gelişti.Ama devlet içinde devlet değildik,alınan yasa ve kararlara uyuyorduk.Ağustos olayları sırasında KGB,bugün tanık olduğumuz gelişmeleri önlemeye çalıştı.Sanıyorum KGB,kendi görevini yerine getirdi.Ben askerim.Asker andı şöyledir:Devletin sosyal düzeni ve toprak bütünlüğü için doğrudan tehlike oluştuğu zaman,bunu önlemek için elimden geleni yapacağım.Yani biz o anda,asker andına uygun hareket ettik.

KGB'nin Başarısı

-KGB'nin,ülke içindeki muhalefeti bastırmak için çok geniş bir muhbir ağı kullandığı söyleniyor.Doğru muydu bu?

Muhbir ağının çok geniş olduğunu sanmıyorum.Ben,Ekim 1988'de KGB başkanlığına getirildim.O zamandan beri,KGB,tek bir yönetim karşıtını bile tutuklamadı.Sözünü ettiğiniz olaylar,1970'li yıllarda yaşanmıştı.O zaman özel yasalar geçerliydi,yasadışı etkinliklere kesinlikle izin verilmiyordu.Ama,o dönemde bile muhbir ağının çok geniş olduğunu sanmıyorum.Benden önce,birkaç yüz kişi tutuklanmıştı,benim dönemimde ise tutuklanan olmadı.

-Peki o zamanlar,bir Sovyet vatandaşının ya da bir yabancının,yönetime karşı çalıştığını belirlediniz.Ne yapardınız,nasıl mücadele ederdiniz?

Şu veya bu kişinin yasadışı etkinlik yürüttüğü,bu etkinliğin bir ceza yasası maddesinde suç olduğunu belirlediğimiz an harekete geçiyor,savcılıkla birlikte,soruşturma başlatılması ve dava açılması kararları veriyorduk.

-Soğuk Savaş döneminde KGB'nin elde ettiği en büyük başarı neydi?

Sanıyorum,çok sayıda başarılı operasyonumuz vardı.Sovyetler Birliği'ne karşı hazırlanan askerî ve siyasi plânlarla ilgili çok önemli istihbarat alıyorduk.Bilim-teknik istihbarat alanında da çok sayıda parlak operasyonumuz oldu.Ajanlarımız çok profesyonelce hareket etti.Bir zaman gelecek,dünya bütün bunların hepsini öğrenecek.Aslında bizim istihbaratımız,kadro açısından dünyanın en büyük örgütü değildi.Çok fazla para da harcamıyorduk.Ama,profesyonellik ve etkinlik yardımıyla,az parayla,önemli operasyonlar gerçekleştirdik.Ben,istihbarat bölümünün başında 19 yıl kaldım.Sanıyorum,bize düşen bütün görevleri yerine getirdik.

Başarılı Olduğu Ülkeler

-Yurtdışındaki operasyonlarda en çok hangi ülkedeki KGB ajanları daha başarılı oldu?

Tek bir ülkeden söz etmek doğru değil.Çok sayıda ülkede başarılı operasyonlar yaptık.Ama,hangi ülkelerde olduğunu anlatmak çok sıkıcı olur.

-Biz dinlemeye hazırız...

Ama hâlâ görevli olanları zor duruma düşürmek istemiyorum.Onları ve güvenliklerini korumak zorundayım.

-Soğuk Savaş dönemindeki en büyük başarısızlık neydi?

Herhalde,Karayipler bunalımı.O dönemde başarısız olan,kaba yapılan çok şey vardı.İyi ki,bir savaş patlamadı.Yine de sanıyorum,dünyanın nükleer bir savaşın eşiğinden döndüğü değerlendirmeleri abartılı.Kimse nükleer düğmeye basmak niyetinde değildi.Galiba,iki tarafın da istihbaratı iyi değildi.Yoksa,ne biz Küba'ya nükleer silah sokar,ne de Amerikalılar,böyle dramatik adımlar atardı.

-Sanıyorum,Yeltsin de KGB tarafından izleniyordu.Doğru mu?

Hayır,doğru değil.Yalnız,bazen öyle durumlar oluyor ki,şu veya bu kişinin telefonları,tesadüfen dinleniyor!

-Yeltsin,Ağustos 1991'de,KGB'nin kendisini izlediğini ve dinlediğini açıklamıştı.Doğru söylemedi o zaman?

Yeltsin'in böyle bir şey söylediğini,duymadım,okumadım.

"Çatışmalar önlenemedi"

-1988 yılında Fergana,1990'da Bakû,1991'de Vilnius.Bu olaylarda KGB'nin payı var mıydı?

Suç yalnız güvenlik organlarında değil,yerel yöneticilerde de.Bu çatışmaları önleyemediler.Ama bu olayların daha geniş boyutlara ulaşmaması,daha kanlı çatışmaların meydana gelmemesi bile başarı sayılır.Yani,olumlu ve olumsuz yönler var.

-Sovyetler Birliği'nin çıkarına olması koşuluyla,KGB'nin,etnik çatışmaları kışkırtma siyaseti var mıydı?

Hayır,etnik çatışma o kadar tehlikeli bir şey ki,hemen söndürülmesi gerekiyor.Böyle bir siyaset,en azından son otuz-kırk yılda,kesinlikle sözkonusu değildi.Tersine,olayları önlemeye çalışıyorduk.

-1991 yılındaki darbe girişimi ile ilgili kitap yazan yabancı gazetecilerden biri de benim.Bu konuyu araştırırken,sizin hakkınızda bazı ilginç iddialar öğrendim.Kitaptan alıntı yapıyorum:1956 yılındaki Macaristan olaylarına karıştığınız ileri sürülüyor.O zamanlar Macaristan'daki Sovyet elçiliğinde ikinci kâtiptiniz galiba?

Gerçekten de,Macaristan'da çalıştım.Büyükelçilik basın ataşesiydim.Andropov,büyükelçiydi.Görevim çok üst düzey değildi ama olup bitenleri izleme olanağım vardı.Orada hem devrimi,hem karşı-devrimi gördüm.İki tarafta da can kayıpları vardı,çok üzücüydü.

-Afganistan'da Amin yönetiminin devrilmesinde de,kişisel olarak sizin önemli rol oynadığınız söyleniyor.Amin yerine Babrak Karmal'ın iş başına getirilmesinde.Hattâ,Amin'in öldürülmesi operasyonunu sizin yönettiğiniz söyleniyor.

Bu konuda iddia çok.Doğal olarak,istihbarat bir kenara çekilmiş değildi,görevini yapıyordu.Biz aldığımız istihbaratı,yönetime bildiriyorduk.Ama tek bir kişinin operasyon hazırlayabileceğini sanıyorsanız,yanılıyorsunuz.Benim o dönemdeki görevim çok yüksek değildi,genel müdürdüm.Amin'i de,Karmal'ı da tanıyorduk.Amin,Afganistan'ı kanlı olaylara sürüklemiş,Karmal ise başarılı bir lider izlenimi vermişti.Afganistan'da işlerin kötüye gittiğini görünce,barışın bir an önce sağlanabilmesi için istihbaratımız,üzerine düşen görevi yerine getirmeye çalıştı.Kararlarımızın doğruluk oranı,tartışılabilir.Birkaç yıl sonra KGB,bu arada ben de,Afganistan'da barış ve ulusal uzlaşma için önemli çaba harcadık.15 Mayıs 1989'da askerlerimiz bu ülkeden çekildi.

"Tiyatroya gideceğim"

-Sovyetler Birliği'nin son dönemlerinde,Batı'da bir söylenti yayıldı:Perestroika ve Glasnost politikalarını Gorbachev başlatmadı,KGB plânladı.Böyle miydi gerçekten?

Hayır,olur mu böyle şey!KGB'nin böyle bir rolü yoktu.Bunu söylemek bile gülünç.Fakat,daha Andropov döneminde sistemimize yeni unsurlar getirilmesi gerektiği düşünülüyordu.Ama,Perestroika'yı KGB'nin hazırladığı yolundaki söylentiler,bir saçmalık!

-Bugün neler yapıyorsunuz?Bildiğimiz kadarıyla tiyatroya gitmeyi çok seviyordunuz.Gidebiliyor musunuz?

Ne yazık ki,şimdilik gidemiyorum,ama gideceğim.Bu arada,bir kitap hazırlamaya başladım.İnsanların tüm gerçeği bilmesini,benim ve arkadaşlarımın hareketlerini daha iyi anlamasını istiyorum.

-Teşekkür ederiz...

Ben de,Türk basınının temsilcileriyle tanıştığıma sevindim.Ülkemiz,Türkiye'ye karşı kayıtsız değil.Son yıllarda Türkiye'ye karşı sempatimiz arttı.Türkiye ile Rusya ve Türkiye-Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesi,herkesin çıkarına.Verdiğim bilgilerle,Türk kamuoyu Rusya'yı daha iyi anlayabilirse,görüşmemizi yararlı sayarım.Size,Türk halkına,mutluluk ve refah diliyorum...

*Vladimir Aleksandrovich Kryuchkov,"Türkiye'yi dikkatle izledik",Röportaj:Cenk Başlamış,Milliyet,17-19 Mayıs 1993.

***

"ABD sadece kendi çıkarlarını düşünerek hareket ettiği için,bizim açımızdan zor,uygun olmayan bir ortak.
Kısa süre önce bizim etki alanımız içinde yer alan bölgelere girdiler artık.
Türkiye ve İran ile ilişkilerimizi geliştirmemize,Irak'a dönmemize engel olacaklar,hattâ genel olarak Arap dünyasının tümüyle dışında tutmak isteyecekler.Bir sonraki aşama ise bizi Bağımsız Devletler Topluluğu'ndan uzaklaştırmak.Ukrayna ile Gürcistan sadece başlangıç.Eğer biz geri adım atarsak Rusya'dan geriye hiçbir şey kalmaz.Rusya da Sovyetler Birliği gibi dağılır..."*Vladimir Aleksandrovich Kryuchkov,Komsomolskaya Pravda,Mart 2005.

***


Gorbachev ihanetine karşı 19 Ağustos 1991'de girişilen ancak geç kalınmışlığın getirdiği güç ve irade yoksunluğu neticesinde akim kalmış müdahalenin 25. yıldönümünde 23 Kasım 2007'de aramızdan ayrılan Vladimir Aleksandrovich Kryuchkov'un anısına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder