19 Ağustos 2016 Cuma

Bir Başka Askerî Doktrini Savunma/Sergey Fyodorovich Akhromeyev*

Mareşal Sergey Fyodorovich Akhromeyev'le mülâkat...

-Sn.Mareşal,Sovyetler Birliği bugün hâlâ savaş tehdidi altında mıdır?

Bu önemli bir sorudur,zira sık sık "Sovyetler Birliği artık hiçbir tehdit ile karşı karşıya değildir" denildiğini duyuyoruz.Oysa ben,bu düşüncenin hatalı olduğu kanısındayım.Elbette,bugünlerde,müttefiklerimiz ve biz,ABD ve genellikle de Atlantik İttifakı ile ilişkilerimizi iyileştirmeye çalışıyoruz.Üç yıldır,bu yolda çeşitli ilerlemeler kaydedilmiştir.Mikhail Sergeyevich Gorbachev ve Ronald Reagan arasındaki görüşmelerin sonucu olarak,orta ve kısa menzilli füzelerin kaldırılması ile ilgili bir anlaşma imzalanıp onaylanmış ve uygulamaya konmuştur.Diğer taraftan,stratejik nükleer silahların indirimi hakkında görüşmeler sürmektedir.Ayrıca Avrupa'da konvansiyonel güçlerin indirimi üzerine görüşmeler geçenlerde başlamıştır.Bu noktada,Sovyetler Birliği'nin tek taraflı inisiyatifleri tüm dünyaca bilinmektedir;bunlar uluslararası gerginliğin yumuşamasına katkıda bulunmuştur ve gezegenin tümü üzerinde savaş tehlikesi azalmıştır.Bu gelişmeler inkâr edilemez.

Bu tek yönlü indirimleri mümkün kılan şey ise Sovyetler Birliği ile müttefikleri üzerindeki askerî tehdidin azalmasıdır elbette.

Amerikan yönetimi ve Pentagon'a gelince,onlar ise aydan aya Birleşik Devletler'in SSCB'ne karşı güç politikası güttüğünü tekrarlayıp duruyorlar.Böylece bir Amerikan yetkilisi,Sovyetler Birliği ile yapılan 1985-1988 görüşmelerinin başarısının,tüm görüşmeler sırasında ABD'nin güce dayanmış olmasına bağlı olduğunu daha geçenlerde beyan etmiştir.Üstelik Amerikan gizli askerî gücünü daha da artırmaya çağırıyordu."Başarımızın sırrı bir kelimeyle özetlenebilir,bu tek kelime ise güçtür" diyordu.Dışişleri Bakanı James Baker ile Amerikan askerî şefleri buna benzer beyanlarda bulunmuşlardır.Bunu söyledikten sonra,kendilerine ait olanı kendilerine iade edelim:Bu şahsiyetler Sovyetler Birliği'nin bir numaralı düşman olduğunu ileri sürüyorlarsa da,arkasından genellikle yine de ABD'nin SSCB'ne savaş açmak gibi bir niyeti olmadığını açıklıyorlar.

Ama böyle bir durumda,memleketimiz için tüm çatışma riskinin bertaraf edilmediğini biliyoruz.

-Bu tehlikenin cinsi üzerine biraz daha bir şeyler söyleyebilir misiniz?

ABD'nin 2 milyon 130 binlik bir muvazzaflar ordusu var.Bu birliklere bir Milli Muhafız ve 1 milyon 160 binlik de bir ihtiyat ordusu eklenir yani toplam 3 milyon 290 bin askeri vardır.Bu güçler büyük oranda,Amerikan topraklarında üslenmişlerdir ve orada,şu ana kadar hiçbir teftiş ve indirim anlaşmasının maddelerinde yer almadıklarına göre,hiçbir kontrole konu olmazlar.Atlantik İttifakı'na gelince,Avrupa'da (600 binden fazlası Amerikalı olmak üzere),3 milyon 500 bin askerli,güçlü kara ve deniz birliklerine sahiptir.

Üstelik,1940 ve 1950'li yıllarda,ABD,çok çeşitli silahlarla donatılmış 500 bin kişiden fazla askerin bulunduğu yüzlerce askerî üssü SSCB çevresinde kurmuştur.

Niçin bu denli önemli askerî düzen?Bunu ülkemiz ve müttefiklerimiz için gizli bir tehdit olarak görelim mi?Elbette.Tüm bu verileri dikkate almak bizim görevimizdir.

-Bu "sürekli tehdit" karşısında,Mikhail Sergeyevich Gorbachev tarafından önerilen son reformlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Beni iyi anlayın.Ben askerî çatışmalara taraftar birisi değilim.Tam aksine,karşılıklı bir temel üzerinde konvansiyonel ve nükleer silahlanmayı azaltmayı amaçlayan çabaların sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum.İmkânlar çerçevesinde tek yönlü indirimlerin yapılmasına da devam etmek zorundayız.Bu açıdan,Mikhail Sergeyevich Gorbachev'in geçen 7 Aralık'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ilan ettiği 500 bin kişilik konvansiyonel gücümüzü azaltma kararı hem askerî hem de siyasi plânda tamamen akıllıca bir karardır.1985'ten beri uluslararası yaşama damgasını vuran koşullar gerçekte SSCB savunmasının sağlam bir şekilde temin edildiğini ve askerî harcamaların yeni bir gözle görülüp ele alınmasının yerinde olduğunu sanmamıza imkân vermiştir.Askerî bütçede yüzde 14,2'lik bir indirime gidilmesine ve ordumuzdaki asker sayısının azaltılmasına karar verilmiştir.Bağımsızlığını korumak ve barışçı kararlarını uygulamaya sokmak için SSCB silahlı bir güce de ihtiyaç duymaktadır.

-Bu askerî gücün gücü ne olabilir?

Her şey,Atlantik İttifakı askerlerinin alarm durumuna ve gücüne bağlıdır.Ne olursa olsun,Sovyet halkı Yüksek Sovyet Prezidyumu tarafından belirlendiği şekliyle Perestroika'yı uygulamaya kesin kararlıdır.Asker ve komünist olarak,silahlı kuvvetlerimizde yüzde 50'lik bir indirim isteyenlerin oldukça saf önerilerine karşıyım.Böyle bir terhise razı olamam.Ondokuzuncu Yüksek Sovyet Prezidyumu Konferansı'nda Mikhail Sergeyevich Gorbachev gayet açıktı:"Emperyalist saldırı ve savaş güçleri kayboldu mu?Hayır.Emperyalist militarizmin barış üzerinde uçurduğu tehdidi unutmayalım;girişilen olumlu sürecin tersine çevrilemeyeceğinin garantileri henüz elde edilmemiştir."

-Hangi nedenlerle Sovyet askerî yetkilileri muvazzaf askerlik ilkesine her zaman karşı çıkıyorlar?

Ekim Devrimi'nden beri,ordumuz zorunlu bir askerlik hizmeti temeline göre kurulmuştur ve bence bu iyi bir yöntemdir.Bu yöntemi arkadaşlarımızdan bazıları niçin eleştiriyorlar anlamıyorum.Gönüllülük prensibi,"parayla tutulmuş gönüllüler"in varlığı SSCB için kabullenilmesi imkânsız bir şey.Coğrafi konumunun özelliği nedeniyle,ABD sadece barış zamanında olmak üzere muvazzaflar ordusuna sahip olmayı tercih etmiştir.Savaş hâlinde,herkes için askere gitmek zorunludur.Ne yazık ki bizim sınırlarımız Amerika'nınkiler kadar sakin değildir.Tüm yurttaşların vatan savunmasına hazır olmaları gerektiği ölçüde,gönüllülük sisteminin kısmen sosyal adâletin bir ihlâli olduğunu da söylemek isterim.Bundan başka muvazzaflık sistemi askerî bütçemizi büyük ölçüde kabartacaktır.Gönüllülük taraftarları bunun uygulamada ortaya çıkardığı çok miktardaki zorlukları da unutuyorlar.

-Hangi somut kararlardan geçerek Sovyet askerî yetkilileri daha şimdiden SSCB'nin yeni savunma doktrinini uygulamaya soktular?

Sorunuzu yanıtlamak için,kısaca geriye bir bakalım.Sovyet silahlı güçleri,İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler'in orduları (Wehrmacht) ile karşılaştıkları zaman büyük bir savaş tecrübesi kazanmıştır.Bu tecrübe,yalnızca saldırı taarruzunun saldırganın bozguna uğratılmasını sağlayabileceğini göstermiştir.

Ardından,SSCB ile ABD ayrıca Doğu Avrupa ülkeleri ile Batı Avrupa ülkeleri arasında Soğuk Savaş başladı.Bu meselede sorumlulukları tanımlamaya çalışmak boşuna olabilir:Bu sürecin doğmasına ve beslenmesine her iki tarafın her birinin de katkısı olmuştu.Ama biri ötekinden biraz daha fazla,çünkü savaş tehdidi,Amerikan askerî üsleriyle çevrili Rusya için ortadayken,ABD nükleer silahlara sahipti.İşte bu özel bağlamda SSCB -hiç kimseye saldırmaya niyeti olmadan- birliklerini hazırlayarak savunma biçimi benimsedi ve güçlerinin bazılarını Avrupa'ya yaydı.

Karşılıklı güvensizlik yüküyle böylece 1980'li yılların ikinci yarısına geldik.O zamandan beri eski Amerikan başkanı Ronald Reagan ile Mikhail Sergeyevich Gorbachev arasında dört karşılaşma oldu;nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya için bir program yayımlandı;orta ve kısa menzilli füzelerin kaldırılması ile ilgili bir anlaşma imzalanıp uygulamaya sokuldu ve özellikle Rusya'da Perestroika'ya girişildi.Bu gelişmeler devletler ve halklar arasında büyük bir güvence ile dünyadaki askerî gerginliğin azalmasına neden oldu.Ancak,bu gelişmeye rağmen,Batılı ülkelerin bizim askerî güçlerimizin düzeninden endişe duymaya devam ettiklerini gözledik.Kıtanın tümü üzerinde karşılıklı gerçek bir güvenin inşası için,SSCB ile Warsaw Paktı üyesi diğer ülkeler askerî doktrinlerine,daha sonra da stratejilerine savunmayla ilgili bir yönlendirme vermeye karar verdiler.Bu mealde 1987-1988 uygun programları oluşturulmuştur.

-Muhtevaları ne idi?

Koşullar ne olursa olsun,düşmanlıkları ilk başlatacak olanın hiçbir zaman Warsaw Paktı'nın olmayacağı olgusundan hareket ettik.Bu amaçla,yüksek kumandanlar,birlikler,deniz kuvvetleri saldırı taarruzlarının yönetimiyle ilgili olarak kendilerini yetiştirmeye başladılar.Bu yeni tutum,SSCB'ne yaptığı resmî ziyaret sırasında ABD'nin savunmadan sorumlu devlet bakanı,Frank Carlucci'ye ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Bunu dedikten sonra,şimdi daha gideceğiz.Müttefiklerimizle birlikte,onlara savunucu bir yapı vermek için Macaristan,Polonya,Çekoslovakya ve Demokratik Almanya topraklarındaki birliklerimizin yapısını değiştirmeye giriştik.

-Bu savunmacı yönün nasıl hâkim duruma getirilmesini düşünüyorsunuz?

İlk olarak,Avrupa'daki asker sayısında tek yönlü indirime gidiyoruz;müttefiklerimizin topraklarında bulunanlar için 500 bin kişilik;Avrupa'daki asker sayımız içinse aşağı-yukarı 240 bin kişilik.İkinci olarak 10 bin tank,8 bin 500 parça top,850 savaş uçağı.Avrupa'daki mevcudumuz 15 tümen azalmış olacak.Üçüncü olarak,vurucu hava güçleri içeriye doğru kaydırılıyor.Dördüncüsü tank birliklerini ve motorize piyade birliklerinin yapılarını değiştiriyoruz.Saldırı yönlerini azaltıp savunucu yönlerini artırıyoruz.Tüm bunlar,açıkça söylüyorum,Sovyet birlikleri ile ilgilidir.Ama herkesin bildiği gibi Rusya'nın Warsaw Paktı içindeki müttefikleri de aynı şekilde askerî güçlerinde indirime gidiyorlar.

-Batılılar bu kararlara nasıl tepki gösterdiler?

Ne yazık ki şimdilik,bizi endişelendiren problemlere çözüm getirebilecek olumlu inisiyatifleri Batı'da görmüyoruz.Sovyetler Birliği tekrar ediyorum hâlâ Amerikan askerî üsleriyle çevrili durumda;ön saflarda çarpışan birlikler gemilere binmiş durumda ve 15 Amerikan uçak gemisi bizim topraklarımızı çeviren deniz sahalarına ulaşmaya hazır.ABD,İngiltere ve diğer Atlantik İttifakı üyeleri,Warsaw Paktı ile deniz güçlerinin indirimi ile ilgili görüşmelere girişmeyi hep reddediyorlar.Avrupa'daki silahlı güçlerle ilgili müzakereler sırasında,bizden tank sayımızı,top sayımızı daha da indirmemizi istiyorlar...Ama ne var ki muhataplarımız bu alanda bizim gücümüzden 1300 birim daha fazla olan vurucu hava güçlerini buna paralel olarak indirmeyi reddediyorlar.NATO bloku yöneticileri gerçekten Sovyetler Birliği ve müttefiklerinin,Atlantik İttifakı'ndan hiç karşılık görmeden,tek yönlü olarak silahsızlanmaya devam edeceklerini mi düşünüyorlar?

-Bazı Batılı basın-yayın araçlarına göre,SSCB'nin tek yönlü indirimlerinin sadece ülkenizin geçirmekte olduğu ekonomik zorluklara dayanabileceği doğrultusunda.Bu tahlil kanıtlanmış mıdır?

Hayır.Bu tip ifadeler gerçekle bağdaşmamaktadır.SSCB üzerindeki savaş tehlikesi,1985 yılına kadar olduğu gibi aynı önemini korumuş olsaydı,bu tek yönlü indirimlerin yapılması imkânsız olurdu.Bu kararlar alınmışsa bunun tek nedeni Mikhail Sergeyevich Gorbachev ve Ronald Reagan'ın nükleer bir savaşın günümüzde düşünülmesinin imkânsız olduğunu kabul etmeleridir;çünkü orta ve kısa menzilli füzelerin kaldırılması konusunda bir anlaşma başlatılmıştır;çünkü Avrupa'da silahlanma ve silahlı kuvvetler hakkında görüşmeler başlamıştır ve bilhassa,çünkü taraflar birbirlerine karşı olan tutumlarını değiştirmişlerdir:ABD ve SSCB halk ve hükümetleri aynı zamanda Warsaw Paktı ve Atlantik İttifakı halk ve hükümetleri birbirlerini daha iyi anlamaya başladılar.Önemli olan bu.Elbette,ekonomik düşüncelerin de asker sayısının azaltılmasını cesaretlendirmiş olacağını inkâr etmiyorum.

-Net bir takvime göre ve nasıl bu indirimler gerçekleştirilecek?

Sovyetler Birliği 1989 ve 1990 yılları boyunca asker sayısında 500 bin kişilik indirim yapacak.Aynı dönem içinde aynı şekilde müttefik topraklardaki birliklerinden (üçü 1989 üçü 1990'da) 6 tümeni geri çekecek.Bu azalmaya bağlı olarak silahlarda da bir indirim olacaktır.

-Bu,önlemlerin gerçekliğini kontrol etmek için Batılılar ne gibi imkânlara sahip olacaklar?

Basın-yayın aracılığı ile,Sovyet hükümeti asker sayısı indirimiyle ilgili uygulama hakkında haberler yayınlayacak.Zaten,Ruslar kadar Batılı gazetecilerin de bazı hareketleri görmeleri için davet edilecekleri öngörülmüştür.Bu bir tarafa,"kontrol" sözünü sevmiyorum.Kontrol fikri sadece karşılıklı hareket hâlinde kabul edilir.Ne olursa olsun,iyi niyet jestimiz ilan edildiği şekline uygun olarak gerçekleşecektir.Ve ısrar ediyorum,hareketin gidişatı ile ilgili bilgiler sistematik olarak sağlanacaktır...

*Sergey Fyodorovich Akhromeyev,Bir Başka Askerî Doktrini Savunma,Röportaj:Leonid Ivanov (Sovietskaia Rossiia);Agentstvo Novosti;Politique Internationale (43),1989,s.297-304;Sovyetler Birliği,(yay.haz.) Mehmet Ali Aslan,İstanbul:Değişim Yayınları,[1990],s.140-146.

***

Gorbachev hainliğine ve uğursuzluğuna karşı 19 Ağustos 1991'de vuku bulan lakin geç kalınmışlığın getirdiği güç ve irade yoksunluğu sonucunda akim kalmış müdahalenin 25. yıldönümünde 22 Ağustos 1991'de yaşamına nokta koyan Politbüro üyesi Boris Karlovich Pugo ile 24 Ağustos 1991'de hayatına son veren Mareşal Sergey Fyodorovich Akhromeyev'in anısına saygıyla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder