10 Temmuz 2016 Pazar

"Ermeni takıntısı" ve Türklük/Prof.Dr.Taner Akçam*

Tarihle yüzleşme sorunu konusunda yazdıklarıma gelen eleştiriler arasında en çok hoşuma gideni,"Ermeni takıntısı" ya da "Soykırım takıntısı" eleştirisi.

Ortada bir takıntı olduğu kesin...Bu "takıntı" ibaresinin hoşuma gitme nedeni bana eski solculuk yıllarımı hatırlatması.O yıllarda,durmadan kadın-erkek eşitliğini veya Kürt meselesini gündeme getiren arkadaşlarımıza,daha derin ve önemli memleket meseleleri olduğu hatırlatılır ve bu "takıntılardan" kurtulmaları istenirdi.

Gerçi ben bu "takıntı" hatırlatanlardan hiç olmadım ama şimdi de bana hatırlatılıyor.

"Takıntı" işinde bir de düzeltme yapmak isterim.Takıntımı "Ermeni takıntısı" yerine "tarihle yüzleşme takıntısı" olarak formüle etmek daha doğru olur!Çünkü sorun bir tek Ermenilerin başına gelenle sınırlı değil!

Bugün zaten hangi Ermeni ile konuşsanız,kendi başlarına gelenleri Süryanilerin,Rumların ve hattâ bugün Kürtlerin başına gelenlerle birlikte anlatırlar.Yani aslında anlatılan Türk olmayanların Türklerle kurmuş oldukları ilişkinin hikâyesidir.

Bu nedenle,eğer "takıntıma" takılan arkadaşlar varsa,onlara söylemek istediğim şudur:Anlatılan senin hikâyendir.

Benim yapmak istediğimi,"Ermenilere ve Soykırım'a takılmak" olarak değil,ama Türk ulusal kimliğini,Türklüğü yeniden tanımlama çabası olarak kavramak daha önemli.

Kendisini Türk olarak tanımlayan veya böyle tanımlamaktan uzak dursalar bile,şu veya bu şekilde bu Türk çoğunluğun parçası olan arkadaşlar bilmelidirler ki mesele kendi tarih ve kimlikleri ile doğrudan ilgili.

Ve kendilerini,tarihlerini yeniden tanımlamayı başaramazlarsa,önlerindeki hiçbir sorunu çözemezler!

Eğer Anadolu toprakları üzerinde,kendisini Türk olarak tanımlamayan insan ve topluluklarla barış ve özgürlük içinde birarada yaşamak gibi bir özleminiz varsa,önce Türklüğünüzün tarihsel anlamı ve bugün nasıl anlaşılması gerektiği konusunda kafa yormanız gerekir.Ve özellikle de bu tanımlayacağınız Türklüğün,başta Kürtler olmak üzere diğer tüm ulus-din gruplarıyla ilişkisinin ne olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda açık,net cevaplarınız olmalı.

Ben de meseleye buradan devam etmeye karar verdim.

Türklüğün yeniden tanımlanması meselesi olarak tarihle yüzleşme!

Sosyal bilimlerde,kolektif kimlikler ve bireylerin bu kolektif kimlikle kurdukları ilişki;hele bir de parçası olduğunuz kolektif grup geçmişte işlenmiş büyük cinayetlerle suçlanıyorsa,bununla ne tür bir ilişki kuracağınız meselesi kendi başına devasa bir alandır.

Ve bu benim uzmanlık alanım değil.Konu üzerine kalem oynatmak haddimi aşmak bile olur,diyebilirim.

Ama söyleyeceklerimin önemli olduğunu düşünüyorum ve bu nedenle yazacaklarımı kişisel gözlemler biçiminde formüle edeceğim.

Dinleyeceğiniz bir nevi benim Türklüğümün hikâyesi olacak!

Belki böylece kendimi konunun uzmanlarının hışmından kurtarabilirim.

Aslında çok basit bir soru sormak istiyorum:Acaba hiç düşündünüz mü,kendilerini sol,sosyalist veya demokrat-ilerici olarak tanımlayan Türk aydınları,niçin kendilerini rahatlıkla Türk olarak adlandırmazlar ve bundan kaçınırlar!

Belki ancak yurtdışına çıktıkları zaman,kendilerine Türk olarak hitap edilince Türk olurlar ama Türkiye'de hiçbir zaman "ben bir Türk demokrat,Türk solcu veya Türk sosyalist vb. olarak" cümlesini kuramaz,kurabildikleri durumlarda da çok ama çok zorlanırlar.

Niçin bir Kürt veya bir Ermeni'nin çok rahatlıkla kurabildiği bir cümleyi Türk aydını aynı rahatlıkla söyleyemez?

Türklük niçin sadece aşırı milliyetçi olarak tanımlanabilecek çevrelerin bir referans noktasıdır?

Sorunun cevabı olarak aklınıza gelenleri tahmin ediyorum!Ama mesele daha derin!Gelin bunu benim kendi Türklüğümle imtihanım çerçevesinde,kişisel bir hikâye olarak tartışalım!

Türklüğümle imtihanım


Kürt olduğu ile gurur duyan ve bunu her fırsatta da tekrar eden bir dostumla sohbet ediyordum.Biraz da kasıtlı,kendisine "ben bir Türk olarak" biçiminde bir cümle kurdum;"yapma ya" dedi,şaşırmıştı.


Kendisine sordum;"Kürt politikası başta olmak üzere,senin bu devlet hakkında gündeme getirdiğin her eleştirinin altına imza atan bir kişi olarak,Türküm diyemez miyim?" ve "senin kendini Kürt olarak tanımlama özgürlüğünü,niçin ben de kendim için kullanmayayım?"

Arkadaşımın cevabı daha da ilginçti;"Ben seni hiç Türk olarak düşünmedim ki."

Arkadaşımın itirazını ve tepkisini anlamam çok kolaydı.Uzun yıllar bu devletin çeşitli politikalarına karşı ortak tavır almıştık.

Maruz kaldığımız işkence,hapishane vb. gibi bir sürü acı deneyi bize yaşatanlar kendisini Türklük ile tanımlayan devlet ve partilerdi.

Eleştirdiğimiz her şeyin Türklük adına yapıldığı bir ortamda insanın kendisini Türk olarak tanımlamakta zorlanmasından daha kolay ve anlaşılır bir şey olamaz elbette.

Belki de birçok Türk solcusunun veya ilericisinin,kendisini Türk olarak tanımlamaktan uzak durmasının nedeni de bu!

Diğer ulus ve din gruplarına Türklük adına olmadık acıyı çektiren bir kolektif gruba dâhil olduğunu söylemek oldukça zor olsa gerek!

Ama galiba sorun da orada başlıyor.Kürt olduğu için baskıya maruz kalan arkadaşım,kendisini Kürt olarak tanımlamakta zorlanmıyor ve hattâ bunu söylemenin bir tür direnme olduğunu da biliyor ama aynı baskılara karşı çıkan bir Türk kendisinin Türk olduğunu söyleyemiyor!

Biliyorum,sosyal-psikolojinin alanına giriyoruz.Özellikle Türk kökenli Türkiyeli aydınların kendilerini nasıl hissettikleri ve tanımladıkları ile ilgili bir alana...

Konuyu kendi deneyimim ve duygularım üzerinden tartışmak istememin nedeni de bu.

Cevabını aramaya çalışacağım soru şu:Eğer Türklük-Kürtlük gibi kolektif bir gruba ait olmak,sadece bizlerin özel arzuları ile belirlenen bir şey değilse;içinde yaşadığımız çağda insanların,bazı özellikleri nedeniyle bir ulus grubuna ait oldukları,onların özel niyetlerinden bağımsız olarak da kararlaştırılıyorsa dâhil olduğumuz kolektif grupla ilişkimizi nasıl kuracağız?

Türk olmanın veya kendini Türk olarak tanımlamanın tamamıyla bireysel bir tercih olduğunu düşünebilirsiniz."Birey olarak kendimi Türk olarak tanımlamam olur biter," diyebilirsiniz.

Örneğin,Türk devletinin diğer ulus-din gruplarına yaptıkları nedeniyle,bu devletin Türklüğü ile aranıza mesafe koyabilir ve kendinizi Türklük dışında başka kolektif kimliklerle tanımlamayı tercih edebilirsiniz!Solcu,sosyalist,hümanist vb. ama Türk değil...

Acaba sorun,bireysel tercihle halledilebilecek kolaylıkta mı?

Hayır değil,çünkü bireysel tercihle halledemeyeceğiniz bir sosyal gerçeklik var.Bağlı olduğunuz grubun kontrol ve egemenliğinde bir sosyal ilişkiler ağı içinde yaşıyorsanız,bu egemenliğin avantajlarından bilerek veya bilmeyerek siz de faydalanırsınız.

Örneğin,Türk olmayı birey olarak kabul edin veya etmeyin sonuçta bu grubun üyesi iseniz,Türklük ekseninde kurulmuş bir devletin ve sosyal ilişkilerin yarattığı tüm avantajlardan siz de yararlanırsınız!

Bunun tersi de doğrudur!Eğer Türkiye'de,Türk çoğunluğun bir üyesi değilseniz,Kürt,Hristiyan (Ermeni,Süryani) veya Yahudi iseniz,doğuştan dezavantajlısınızdır.Devletin ve toplumun birçok imkânından otomatik olarak dışlanırsınız.

Yani Türklük veya Kürtlük sizin tek başınıza karar vereceğiniz bir şey değil ve esas olarak sosyal ilişkiler ağı tarafından belirleniyor.

İşte benim Türklüğüm ile imtihanım bu nedenle önemli!

Ömrüm boyunca Türklüğün değişik hâllerini yaşadım.

Bu değişik hâllerin hiçbirisi benim kendi başıma verdiğim bir karar değildi!Genel olarak Türklüğün öteki ile kurduğu ilişkiler çerçevesinden tanımlanan ve belirlenen bir şeydi!

Şimdi benim bu değişik Türklük hâllerime daha yakından bakabiliriz.

*Prof.Dr.Taner Akçam,"Ermeni takıntısı" ve Türklük,Taraf,19-20 Mayıs 2015.

http://www.taraf.com.tr/ermeni-takintisi-ve-turkluk/
http://www.taraf.com.tr/turklugumle-imtihanim/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder