20 Şubat 2016 Cumartesi

Perşembe Konuşmaları'nda Talin Suciyan:"Memleket"in "Diaspora"ya Dönüşmesi/Hazal Özdemir*

Tarih Vakfı'nın "Tehcir-Taktil-Soykırım:1915-2015" başlıklı Perşembe Konuşmaları devam ediyor.Yrd.Doç.Dr.Talin Suciyan,5 Ocak 2016 günü yaptığı "Türkiye'de Ermeniler:Soykırımsonrası Toplum,Siyaset ve Tarih" başlıklı konuşmada "The Armenians in Modern Turkey:Post-Genocide Society,Politics and History" adlı kitabında sorunsallaştırdığı kavramlar ve arşiv tartışmaları üzerinde durdu.

Yrd.Doç.Dr.Talin Suciyan,konuşmasına "varlığı ve yok edilmesi inkâr edilmiş olanın kaynaklarını kullanarak" tarihçilik yapmaya çalışmanın zorluğunu belirterek başladı.1915 sonrasında kitapları,kütüphaneleri,kaynakları ve arşivleri dünyanın her yanına yayılan bir toplum
sözkonusuyken,uzun süre gözardı edilmiş,kullanılmamış,hattâ varlığı dahi inkâr edilmiş kaynaklarla uğraşmanın Türkiye'de süregelen arşiv tartışmasına da meydan okuma niteliği taşıdığını belirten Suciyan,devlet gözünden bakan bir tarih anlatısının "Ermeni kaynakları yok" düşüncesini benimsediğinden,bu düşüncenin aynı zamanda bir ikili karşıtlığı da doğurduğundan söz etti:Açık arşiv ve kapalı arşiv.Ermeni kaynakları kapalı,Osmanlı kaynakları ise açıktı.Osmanlı kaynaklarında herhangi bir soykırım kanıtına rastlanmıyordu;demek ki soykırım yoktu.Asıl kuşku duyulması gereken ise Ermeni kaynaklarıydı.Suciyan,bu tarz bir resmî tarih anlatısıyla Ermeni toplumunun yaşadıklarının içinin boşaltıldığını ve literatüre baktığımızda da bunun başarılı bir sonuç verdiğinin anlaşıldığını dile getirdi:Bu literatürde Ermeni kaynağı da yoktu,Ermenilerin konuşmaları da.Sözlü tarih yapan da yoktu.Böylelikle bu türden bir "objektif" tarih anlatısı doğrulanmış oluyordu.Ermeni olmak,konuşma hakkının elinden alınmış olmasıydı.Eğer bir Ermeni konuşuyorsa,söyledikleri tamamen subjektifti.

Suciyan daha sonra,Soykırım'dan sonra neredeyse yüz sene boyunca Ermeni kaynaklarının yok kabul edildiğini ve bu kaynakların yokluğu üzerine başka bir tarih kurulduğunu;sözkonusu kaynakları yazanların öldüğünü,onlardan daha sistematik bir inkâra maruz kalmış üçüncü veya dördüncü nesillerin kaynaklara yakınlaşıp felâketin ve inkârın ne olduğunu anlamaya çalıştığını;inkâra rağmen kendilerini var eden yazarların çeşitli şekillerde kendilerini ifade etmeye çalışmalarının hiç de kolay olmadığını farkettiklerini dile getirdi ve
bu noktada "Bu kaynakları kullandığımız zaman sessizleştirilmiş,susturulmuş olana ses vermiş oluyor muyduk?" sorusunu sordu.Kendi edindiği tecrübenin,ötekinin sesi olmanın,susturulana ses vermenin mümkün olmadığı yönünde şekillendiğini;bu kaynakları yazanların söylediklerinin dile getirilebileceğini ama bunun onları konuşturmakla eşdeğer olmadığını söyledi.

Soykırımsonrası terminolojisini açımlayan Suciyan,bu iki kelimeyi neden birleşik kullandığını belirtti:Soykırımsonrası,soykırımdan sonra bir zamana işaret etmiyordu ya da basit bir şekilde "Soykırımdan sonra her şey bambaşka oldu" demek değildi.Soykırım kesinlikle kurucu bir unsurdu;sonraki dönemin sosyal,ekonomik ve kültürel yapısını değiştirirdi.Soykırım yaşamış bir toplum,soykırım yaşamadan önceki hâline dönemezdi.Dolayısıyla soykırım bir bağlam oluşturuyordu,soykırım yaşamış bir toplum için bundan bağımsız bir tarihçilik düşünülemezdi.Soykırımsonrası kavramı,1915-1916'da yaşananlar ile daha sonra oradaki deneyimlerden,kadrolardan,toplumsal düzenlemelerden,hukuki uygulamalardan süzülerek oluşmuş bir düzenden bahsediyor ve genel bir bağlam oluşturarak bundan sonraki dönemi nasıl görmemiz gerektiğini,hangi bilgi ve birikime referans verildiğini anlamamız için kullanılıyordu.İlgilenmemiz gereken başka bir nokta ise inkâr edilen bir tarihin doğaya dönüşmesi,yani sıradanlaşmasıydı.Soykırım
yaşandıktan sonra,öteki olarak görülene uygulanan şiddet bir düzene oturmuştu.Varlık Vergisi,6-7 Eylül Pogromu bir dizinin sıradan öğelerine dönüşmüştü.Cumhuriyet tarihi anlatılırken bu olaylar teker teker bağımsız ögeler olarak ele alınıyordu ama bu toplumsal bir sıradanlaşmaydı.Devletin bu tür kampanyaları,hukuki düzenlemeleri organize etmesi ve yaygınlaştırması hiç zor değildi.Bu şekilde devlet şiddeti,bir günlük pratikler dizisine dönüşmüştü.

Suciyan,soykırımın ardından bir toplumun nasıl biçimleneceğine inkâr ya da ikrarın karar verdiğini ve toplumun buna göre organize olduğunu,hassasiyetlerin buna göre oluştuğunu belirtti.Bu bağlamda Türkiye ve Almanya örneğini verdi;Türkiye'de bu olayların sıradanlaşmasının inkârın kurumsallaşmasıyla,Almanya'da devam etmemesinin ise inkârın kurumsallaşmamasıyla ilgili olduğunu söyledi.

İnkârın bir parçasının da varolan kurumların altını boşaltmak,etkisiz hâle getirmek olduğunu belirten Talin Suciyan,Cumhuriyet döneminde bunun sistematik bir şekilde yapıldığını;Lozan Antlaşması'nın,Türk ve Müslüman olmayanların Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğü altına alındığı bir anlaşma olduğunu;Lozan'da azınlık hakkı varmış gibi yaygın bir iddia varsa da ortada sadece garanti altına alınan birtakım hakların olduğunu;laiklik prensibiyle eşit vatandaşlığı aynı düzlemde ele alan hukuki bir düzenlemede garantörlük altına alınan hakların da artık geçerli olmayacağını,çünkü artık "eşit vatandaşlık"ın varolduğunu;bundan sonra herkesin laik ve eşit sayılacağını ama Ermenilerin cemaati nasıl idare edecekleri,seçimleri nasıl yapacakları,vakıf yönetiminin nasıl olacağı gibi konularda bir düzenleme yapılmadığını;garantörlük altına alınan hakların uzun vadede ortadan kaldırıldığını;en önemlisi,patriğin bir temsil ve idari bir kişi olmaktan çıkarılıp tamamen dinî alana sıkıştırılarak bir din
görevlisine indirgendiğini;patrikler sadece dinî şahsiyetler olmayıp çok önemli kültürel,sosyal ve ekonomik görevlere sahip kişilerken,Cumhuriyet döneminde dinî görevlerinin dahi kısıtlandığını ve dolayısıyla patrik anılarını okumanın,Cumhuriyet döneminde patriklerin yerini anlamak için çok önemli olduğunu anlattı.

Sadece Patrikhane'nin değil,bütün Ermeni kurumsal mekanizmalarının içinin boşaltıldığını ve bunun elbette eğitim alanına da yansıdığını söyleyen Suciyan,1926'dan sonra Anadolu'da çalışan açık Ermeni okulu kalmadığını;okulların açılması için girişimlerde bulunulsa da Ankara'nın bu talebi her seferinde reddettiğini;o dönemde Lozan Antlaşması sadece İstanbul'da geçerli olduğundan,çocuklarına Ermeni okullarında eğitim aldırmak isteyen Ermeni ailelerin İstanbul'a gelmek zorunda kaldıklarını anlattı.Kiliselerin de etkisiz hâle getirilmiş diğer kurumlar olduğunu,Anadolu'daki kiliselerin asker tarafından işgal edildiğini,satılıp ahır olarak kullanıldığını ve sıradanlaşma sürecinin bir parçası hâline geldiklerini belirtti.

Suciyan'ın belirttiği üzere,1915 sonrasında hayatta kalan Ermeniler,bir daha 1915'ten önceki hayatlarına dönemiyorlardı.Kendi doğup büyüdükleri yerde kalmış olsalar bile hayatları değişiyordu.Ermenilerin kız kaçırma,mallarına el konması gibi olaylar arasında hayatlarına devam etmeleri çok zordu,hakları yoktu,kurumları çalışmıyordu.


Köylerden İstanbul'a,sonra da Avrupa'ya göç çok yaygındı.Özetle Ermeniler her yerde diasporadaydılar.Kendi ülkelerinde olsalar bile kendi kültürlerini ve kendi bağlantılarını sürdüremiyorlar,sosyalleşemiyorlardı.Devletin nasıl bir sistematik çaba göstererek cemaatler arasındaki bağlantıları
kopardığını,engellediğini,cemaatleri birbirine düşman ettiğini arşivlerde çok açık görebiliyorduk:Ermeni cemaatler üzerine yazılmış raporlar,hâkim siyasi cereyanlar ve Sovyet-Ermeni faaliyetleri karşısında Türkiye'deki Ermeni cemaatinin pozisyonunu anlamaya yönelikti.Devlet,dünyanın dört bir yanında çıkan Ermenice kitapları ve yayınları takip edip listeliyordu.

"Diasporadaki Ermeniler kötü,memleketteki Ermeniler iyi" söyleminin,devlet hakkı söyleminin bir tezahürü olduğunun altını çizen Talin Suciyan,kendi memleketlerinde bile kültürlerini sürdüremedikleri için,İstanbul'un diaspora olduğunu söylemenin Ermeniler için de zor olduğunu,onların da inkâr politikasının bir parçası hâline geldiğini;"memleket" bilinen yerin,tam bir tersyüz oluşla diasporaya dönüştüğünü vurgulayarak konuşmasını tamamladı...

*Hazal Özdemir,Perşembe Konuşmaları'nda Talin Suciyan:"Memleket"in "Diaspora"ya Dönüşmesi",Toplumsal Tarih,Sayı:266,Şubat 2016,s.16-17.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder