20 Şubat 2016 Cumartesi

Kütahya'dan Kudüs'e:Kudüs'te Ermeni Seramik Ticaretinin Doğuşu/Sato Moughalian*

Kudüs'te İngiliz idaresinin tespit ettiği en büyük zorlukların arasında,başta Kubbetü's-Sahra gibi kutsal mekânların onarımı ve restorasyonu geliyordu.Halife Abdülmelik bin Mervan'ın M.S. 691'de,Mescid-i Haram'ın yükseltilmiş platformu üzerinde inşa ettirdiği bu Emevi dönemi yapısı,Kudüs'ün peyzajı üzerindeki en göz alıcı silueti meydana getirmekteydi.1918'e gelindiğinde,kurşun kaplı kubbesi en az üç yerinden su sızdırmaktaydı ve içindeki destekler "böceklerin istilasına uğramış,kirişleri çürümüştü." Düşmüş veya çalıntı çinileri antikacılarda satışa çıkarılmıştı.

Pazar yerlerine,dükkânlara göz atarken ve Eski Kudüs şehrinin parke taşlı sokaklarını arşınlarken,parlak camlı çiniler ve levhalar ışığı yakalayıp ilgimizi çekiyor."Ermeni çömlekleri" olarak bilinen bu büyüleyici ve her yere yayılmış eşyalar artık,tıpkı Ortaçağ'dan kalma duvarların çevrelediği kubbeli binalar ve kemerli geçitler gibi,Kutsal Kent'in bir ikonu hâline gelmiş durumda,tüm renkleriyle antik bir çağı hatırlatmakta.Ermeni Mahallesi'ndeki,Via Dolorosa veya Nablus Yolu üzerindeki seramik zanaatkârlarının atölyelerinden birine girmemizle,bu zanaatın Osmanlı dönemi Anadolu'sunun kuzeybatısında,Ermeni zanaatkârlarının en az onbeşinci yüzyıldan bu yana seramikler ürettiği Kütahya adlı bir kasabada doğduğunu öğreniyoruz.

Peki,nasıl oldu da bu zanaat Kudüs'ün dokusuna bu kadar derin sirayet etti?

Bu sorunun yanıtı,Kubbetü's-Sahra'nın,Osmanlı seramikçisi Kütahyalı David Ohannessian'ın,Ermeni Soykırımı'nın ve Oxbridge eğitimli Britanyalı askerî idareci grubun Büyük Savaş'ın hemen ertesinde harabeye dönmüş kenti yenileme niyetlerinin kesişme noktasında yatmaktadır.

11 Aralık 1917 tarihinde,açık ve temiz bir havada,Britanyalı General Edmund Allenby iyi bilinen tevazusuyla atından indi ve eski şehrin Yafa Kapısı'ndan göreneklere uygun bir şekilde yürüyerek geçti.Bu tören,Kudüs'ün dörtyüz yıllık Osmanlı hâkimiyetinin bitişine işaret ediyordu.

Şehre gelen İngiliz yöneticilerini bekleyen koşullar zorluydu.Yeni askerî vali Ronald Storrs şunları kaydetmişti:"En acil sorun elbette gıda.Kent üç yıldır açlık koşulları içinde ve bugün -aynı savaş boyunca olduğu gibi- sadece dindarların,meraklıların ve Odessa'dan gelen mısır yüklü gemilerin bıraktığı gelirden değil,Türkler gittiği için,Ürdün'ün ötesinde bulunan ve hayati tahıl bölgeleri olan Salt ve Kerak'tan da mahrum kalmış hâldedir..."(1) Sokakları çürüyen hayvan leşleri,paslanmış sardalya tenekeleri ve çökmüş binaların bıraktığı enkaz doldurmuştu.Storrs hemen yurtdışından buğday getirmek ve savaş yıllarında binlerce Filistinli'nin sonunu getiren sıtma,tifüs,dizanteri ve koleraya karşı sağlık önlemleri almak için harekete geçti;ama başka bir hayati ihtiyacın daha farkındaydı:Şehri fiziksel olarak yeniden inşa etmek ve Kudüs'ü tekrar hacılar,turistler ve kendi daimi sakinleri için barınılabilir bir yer hâline getirmek.

İngiliz Askerî İdaresi'ndeki birçok meslektaşı gibi birden çok dili olan vali,Cambridge'de Yunanca,Latince,eski tarih,klasik sanatlar ve arkeoloji dersleri almıştı ve tarihin korunması ihtiyacına derinden bağlıydı.Tasarımcıların,mimarların ve mühendislerin yanı sıra yerli Hristiyan,Yahudi ve Müslüman topluluklarının liderlerini görevlendirdi.Eylül 1918'de bu kişilerin oluşturduğu grup,Kudüs Konseyi'ni [Pro-Jerusalem Council] kurdu.Konseyin amacı şehrin plânlamasını ve yeniden inşasını denetlemek,şehirdeki birçok kıymetli eski eseri korumaktı.Askerî vali,Kudüs'ün büyük Müslüman topluluğunun onun varlığını hoşnutlukla karşılamadığının farkındaydı.Yeni komite,"birbirinden farklı ve hattâ sık sık birbiriyle çelişen,ancak Kutsal Kent'e duydukları ortak sevgiyle biraraya gelmiş kişilerin yuvarlak bir masa etrafında yeniden biraraya gelmesini" sağlama girişimiydi.(2)

Yeni İngiliz idaresi tarafından tespit edilen en büyük zorlukların arasında,başta Kubbetü's-Sahra gibi kutsal mekânların onarımı ve restorasyonu geliyordu.Halife Abdülmelik bin Mervan'ın M.S. 691'de,Mescid-i Haram'ın yükseltilmiş platformu üzerinde inşa ettirdiği bu Emevi dönemi yapısı,Kudüs'ün peyzajı üzerindeki en göz alıcı silueti meydana getirmekteydi.1918'e gelindiğinde,kurşun kaplı kubbesi en az üç yerinden su sızdırmaktaydı ve içindeki destekler "böceklerin istilasına uğramış,kirişleri çürümüştü."(3) Düşmüş veya çalıntı çinileri antikacılarda satışa çıkarılmıştı.

Kanuni Sultan Süleyman (h. 1520-1566) döneminde,mabedin dışını çevreleyen mozaik işçiliğinin yerine,çok renkli alt bezemeler,cuerda seca(4) ve mermer tozuyla karıştırılmış kalın bir alçı içindeki çiniler konmuştu.Kudüs'te havalar aşırı sıcakla soğuk arasında değişiyordu.Ayrıca dolular,ara sıra yaşanan kum fırtınaları ve depremler dış yüzeye ciddi hasarlar veriyor ve çini kaplamaların düzenli aralıklarla onarılmasını zorunlu kılıyordu.Filistin'in coğrafi ortamı,orijinal çini eserlerin aynısını yapmak için gerekli olan karakteristik killerin çoğundan ve diğer minerallerden yoksundu.Dış yüzeyin yeniden kaplanmasından önceki yüzyıllarda,gerekli materyaller,çinileri yamayan,yerleştiren ve ardından yurtlarına dönen -aralarında Yunanların,Ermenilerin ve İranlıların olduğu- işçilerle birlikte getiriliyordu.

1918'in başlarında General Allenby'nin davetiyle Kudüs'e gelen ve danışmanlık yapan mimar Ernest T. Richmond "Çiniler geçmişte bozulup gitti ve gelecekte de böyle olacak...Kubbetü's-Sahra sadece arkeolojik öneme sahip bir yapıdan ibaret değildir,aynı zamanda çok daha canlı bir şeyin sembolüdür...1200 yıl boyunca yerine getirdiği işlevi devam ettirdiği sürece,dış yüzeyi öyle veya böyle,mermerle veya mozaikle,kaplamayla veya çimentoyla yenilenmeye devam edecektir" diye yazmıştı."Bu binanın dış duvarlarının dekorasyonunda altıncı yüzyılda benimsenen parlak çinilerin kullanılması yöntemi gelecekte sürdürülecek mi,yoksa bu sistem terk mi edilecek?" diyen Richmond şöyle devam ediyordu:"Kudüs'te bir çalışma ekolü oluşturulabilirse,bu sadece Kubbetü's-Sahra'nın yararına olmakla kalmayıp,Yakındoğu ve Ortadoğu'nun diğer birçok yerinde sürdürülen yenileme faaliyetlerinin merkezini de oluşturacaktır."(5)

William Morris ve İngiliz Sanat ve El Sanatları akımıyla bağlantılı bir tasarımcı ve mimar olan Charles Robert Ashbee,Richmond'ın düşüncelerini tekrarladı.1918 yazında Storrs,geleneksel sanatlara dair bir araştırma yapması ve Eski Kent'in en iyi nasıl şekilde korunacağına karar vermesi için Ashbee'yi Kudüs'e davet etti.Ashbee,Kahire'deki Sultania Training College'da öğretmenlik yapmaktaydı.Mısır'da,hâlâ aktif olarak sürdürülen metal işçiliğini,dokumacılığı ve enstrüman yapımını gözlemlemişti.Ardından Kudüs Konseyi'nin sivil danışmanı ve sekreteri olarak atanması,yeni imar çalışmalarının estetiği üzerinde etkili olmasını sağladı.Ancak aynı zamanda yerel işletmeler olarak cam üflemeyi,dokumacılığı ve çini yapımını getirmeyi veya tekrar canlandırmayı umuyordu;bu meslekler hem yerel zanaatçılara,hem de kentte sayısı gittikçe artan yoksul sığınmacılara istihdam sağlayabilirdi.Ashbee,Kudüs'te Sanat ve El Sanatları akımını,zanaat işlerinde olası en yüksek pre-endüstriyel standarda taşıma idealinin peşinden gitmeye devam edebilirdi.

İngiliz diplomatı,Avam Kamarası üyesi ve Ronald Storrs'un yakın dostu Albay Sir Mark Sykes,Kudüs Konseyi ile tarihi restorasyon işlerinde tanınmış bir Kütahya çini ustası ve uzmanı David Ohannessian'ı biraraya getiren rabıta oldu.

Mayıs 1911'de Sykes ailesinin Yorkshire'daki malikânesi feci bir yangın sonucu neredeyse tamamen yok olmuştu.Sykes,Anadolu'nun büyük bölümünü gezmişti ve evini -Sledmere Malikânesi- yeniden inşa ederken,bölgeye olan sevgisini göstermek amacıyla,mekâna gösterişli çinilerle kaplı bir "Türk odası" ekletmeye karar verdi.Bir grup çömlekçinin onaltıncı yüzyıldan kalma teknikleri tekrar canlandırmakta olduğunu duymuş ve Osmanlı topraklarına yaptığı bir sonraki ilk diplomatik seyahat sırasında,bu meseleyi araştırmak için Kütahya'ya gitmişti.Sykes'ın bulduğu şey,"bir küçük yaşam kıvılcımı istisna...çamur ve yıkıntılarla dolu bir kasabaydı.Kütahya tarih boyunca kili ve çömlekleriyle tanınıyordu ... [çinicilik] buraya İran'dan göç eden,incelikli ve zevk sahibi Ermeni zanaatkârlarla gelmiş,ardından büyük bir endüstriye dönüşmüştü.Öyle ki Bursa ve İstanbul'un türbeleri ile camileri hâlâ,muazzam cinsten ve tasarımdan,ışıl ışıl ve renkli çinilerle parlamaktaydı."(6)

Doğrusu,Kütahya'daki saray usulü çini üretiminin ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yeniden canlanmasına katkı sunan şey,önceki çağlardan kalan bu devasa çinili anıtları restore etme ihtiyacı olabilir.İznik'teki seramik endüstrisi zirveye çıktığı onaltıncı yüzyıldan onyedinci yüzyıla doğru bir gerileme kaydederken,Kütahya (İznik'in yaklaşık 161 kilometre güneyinde) çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu zanaatkârları ve gerekli mineral kaynaklarına olan yakınlığıyla,fincanlar,sofra takımları ve çömleklerin yanı sıra restorasyonlar için orijinal ve yedek çiniler üretmeye devam etti.(1718-1719 yıllarında,Kutsal Mezar Kilisesi için sipariş verilen ve nihai olarak Kudüs'teki Surp Hagop Ermeni Katedrali'ne konan büyük çini kayda değer bir örnektir.)

Sykes 1911 güzünde Kütahya'ya vardığında,üç büyük seramik atölyesi çok yoğun bir çalışma içindeydi;bir yanda Avrupa'ya çini ve çömlek ihraç etmekte,kamusal ve özel binalar için anıtsal montajlar yapmakta ve Osmanlı coğrafyası genelinde önemli tarihsel alanları restore etmekteydiler.Atölyeler sık sık,büyük siparişleri yerine getirmek için işbirliğine girmekteydi.O dönemin büyük ustaları Fabrique de Faïence à Kutahia'nın sahibi Mehmed Emin,ortak atölye işleten Garabed&Harutyun Minassian kardeşler ve 1907'de Société Ottoman de Faïence adıyla kendi tesisini açan David Ohannessian'dı.Sykes şöyle yazıyordu:"Çok zahmetli bir süreç içerisinde,kimyacılar veya bilgi olmaksızın,bu adamlar atalarının geçmişte yaptığı şeyi devam ettiriyor.Ağır ağır,ilk başta mesafeli ama sonrasında gittikçe daha yakın bir şekilde,geçmişte yapılan eserleri taklit edebilir hâle gelinceye dek,ardı ardına renkleri ve işlemleri yeniden keşfediyorlar."(7)

1908 Devrimi'nin hemen öncesinde,Ahmed Kemaleddin ve Vedat Tek'in de dâhil olduğu,önde gelen Osmanlı mimarları onaltıncı yüzyıldaki mimari unsurlara nostaljik göndermeler yapan,yeni,ulusal bir tarz geliştirmeye başladı.Çini işleri bu yeni yapılarda ön plânda yer almaktaydı.Kütahya atölyelerinin büyük proje siparişleri arasında şunlar yer almaktaydı:Sirkeci Büyük Postanesi (Tek;1909'da tamamlandı;Mehmed Emin ve Ohannessian'ın çini işçiliği);Sultan V. Mehmed Reşad'ın Türbesi (Ahmed Kemaleddin;1913-1914'te tamamlandı;Ohannessian,Minassian ve Mehmed Emin'in çini işleri);Kahire'deki Prens Muhammed Ali Tevfik Sarayı'nın girişi ve camisinin iç kısmı (bugün Manial Saray Müzesi;Ohannessian ile Mehmed Emin'in çini işleri,yaklaşık 1911);Kütahya Valilik Sarayı'nın dış cephesi (1907'de tamamlandı;içindeki cami orijinal çinilerin çoğunu hâlâ barındırsa da,diğer çiniler bugün tamamen yenilenmiş hâlde.) Ahmed Kemaleddin,Haydarpaşa ile Boğaz boyunca kurulmuş olan diğer vapur iskelelerinin ön yüzeyindeki çinileri üretmesi için de Mehmed Emin'e sipariş vermişti.İşlerin canlandığı 1907 ile 1914 yılları arasında,Kütahya ustaları 150 işçi çalıştırmaktaydı.

1911'de Sykes,David Ohannessian'dan Yorkshire'daki malikânesi için organik ve özgün bir çini tasarlayıp yapmasını istedi.Mimarına yazdığı mektupta şunları söylüyordu:"Öyle görünüyor ki [Ohannessian] şans eseri,ne solgun ne de kremsi beyaza benzeyen,ancak bir çocuğun gözlerindeki beyazlığın mavimsi rengine yakın o eski beyazı yakalamanın yolunu keşfetti."(8) Çiniler 1913 sonunda gemilerle İngiltere'ye gönderildi.

Yaratıcılıktaki bu patlama ve başarı kısa süre içinde sona erecekti.Osmanlıların Kasım 1914'te savaşa girmesi,seramikçilerin işlerini sınırladı.Sonraki yıl,Kütahya mutasarrıfı Faik Ali Bey,İstanbul'un kentteki Ermeni vatandaşların tehcir edilmesi emrine direndiği için Mart 1916'da görevinden alınıp Gelibolu'ya atandı.David Ohannessian tutuklandı;ailesiyle birlikte,diğer yüzbinlerce Ermeni gibi Suriye'nin Der Zor çöllerine tehcir edildi.Bu cebri yürüyüş sırasında Ohannessian ölümcül bir tür tifüse yakalandı;bütün aile açlıktan ölümle karşı karşıya geldi.1916'nın sonunda Halep'e vardılar;sessizce,hayatta kalan aç biilaç kalabalığın içinde şehre girdiler.

Kasım 1918'de,üstlendiği son dışişleri görevi,Mark Sykes'ı önce Kudüs'e sonrasında da Ohannessian'la tekrar karşılaşacağı Halep'e götürdü.Birçok İngiliz subayı ve diplomatı Sledmere House'taki muazzam kaplamayı gözleriyle görmüş,Sykes'ın Kubbetü's-Sahra için yeni çinileri yaratacak zanaatçı arayışında olan Kudüs Konseyi'ne önerdiği Ohannessian'ı bu iş için istihdam etmeyi kabul etmişlerdi.

Ohannessian 1919 başında Kudüs'e geldi ve Mescid-i Haram'da eski bir fırının keşfedildiğini öğrendi.Seramik ustası,bu fırının tekrar kullanılıp kullanılamayacağını görmek için deneyler yapmaya ve uygun ham maddeleri aramaya başladı.Palestine Post'ta yayımlanmış 1944 tarihli bir makale şunları aktarıyordu:"Bu yöntemi uygulayan tek kişi olan Ohannessian,yakıt olarak itinayla hazırlanmış,zeytin ve çam odunundan oluşan bir karışım kullanmaktadır.Eski çömlekçiler,resmî açılışı Lord Allenby tarafından yapılan Kudüs'teki ilk ocaktan çıkan ürünlerin,o dönemde uygun yakıt bulmak imkânsız olduğundan beş para etmediğini söyler.Bu aksaklık neredeyse endüstrinin geleceğini tamamen riske atmıştı."

Kudüs Konseyi,Müslümanlara ait kutsal mekânların bakımından sorumlu dinî bir kuruluş olan Kudüs Vakfı'nın da işbirliğiyle Ohannessian'la anlaştı ve çalışmaya başlaması için ona bir miktar ön ödeme yaptı.Başmüftü,tüm restorasyon projesi için kaynak toplamayı amaçlayan uluslararası bir kampanya başlattı.

Çini imalatının geleneksel teknikleri,vasıflı ve vasıfsız emeğin iyi bir şekilde birbirinden ayrıldığı çok sayıda işçiye gerek duyuyordu.Bunların içinde tasarımcılar,kuvars ve çakmaktaşı bileyicileri,kil karıcıları,astarcılar,kalıpçılar,çini kesicileri,ressamlar,odun toplayıcıları ve fırında çalışan ateşçiler vardı.

Başmüftü,Mescid-i Haram'da ticari çömlekçilik yapılması fikrini reddetti.Bunun üzerine Vali Storrs,Via Dolorosa'da uygun bir yer buldu ve Ohannessian burada yeni bir fırın ile çalışma mekânları tasarladı.Temmuz 1919'da,fırın ile atölyenin inşası esnasında,seramik ustası geride bıraktığı meslektaşlarını,aletlerini ve malzemelerini toplayıp Kudüs'e geri getirmek için Kütahya'ya gitme izni istedi.Harutyun Minassian 1918'de Anadolu'nun içlerine tehcir edilmiş,sonrasında da kardeşiyle birlikte Atina'ya taşınmıştı.Mehmed Emin işler azalsa da çalışmaya devam etti,ancak çok sayıda işçi kaybettiği için 1918'de çini üretmeyi durdurdu.Sonra Türk ordusuna katılan Mehmed Emin,1922'de Yunan kuvvetlerinin taarruzunda öldürülecekti.Yirminci yüzyılın başında itinayla ve verimli bir biçimde yeniden canlandırılan Kütahya çini geleneği,Büyük Savaş'ın başka bir zayiatı oldu.

Ohannessian 1919 güzünde Kudüs'e,çömlekçi çarkı ustası Nishan Balian,kara fırça çizimde ve geleneksel tasarımların kopyalanmasında uzmanlaşmış Mgerditch Karakashian,çerçevesi çizilmiş kalıpların içini boyayan,sırlama ve ateşlemede uzman başka işçiler ve bu zanaatçıların eşleri ve çocuklarıyla döndü.Yeni atölyesinin adı Kubbetü's-Sahra Çinileri idi.Ayrıca Kudüs Konseyi'nin desteğiyle bir Seramik Okulu açtı.Bu okul Yakındoğu Yardım Vakfı'nın yanına yerleştirdiği,Ermeni Soykırımı'ndan sağ kurtulmuş yetimleri eğitiyordu.

Ohannessian'ın atölyesi Kubbetü's-Sahra için kaligrafik ve yenilenecek diğer çinileri üretiyordu;aynı zamanda perakende satış ile ihracata yönelik olarak çömlek üretmeye başladı.Kudüs Konseyi,Ohannessian'a sokak isimlerini gösteren çiniler üretme siparişi verdi.Bu isimler üç ayrı dilde yazılmaktaydı:İngilizce,Arapça ve İbranice.

1921'de,Kudüs'ün Müslüman cemaati kendi kutsal alanları üzerindeki hâkimiyetini yeniden tesis etti.Filistin'deki Müslümanların çıkarlarını korumak için o yıl kurulan Yüksek İslam Şeriat Konseyi,(9) o dönem İstanbul'daki Evkaf Nezareti'nin başmimarı olan Ahmed Kemaleddin'i,Mescid-i Haram'daki binalarla ilgili restorasyon plânları oluşturması için tuttu.Kütahya yıllarında sık sık Ohannessian'la çalışan Ahmed Kemaleddin,Kudüs'e varır varmaz seramik ustasının işlerini,onun "kendi alanında biri hariç,dünyada eşi benzerinin olmadığını" söyleyerek övmüştü.(10) Hemen ardından,muhtemelen Osmanlı çini ticaretinin tamamen yok olmasından korktuğu için,tutumunu değiştirmiş ve çinilerin Türkiye'de üretilip Kudüs'e sevkedilmesi konusunda ısrarcı olmuştu.Önceki yüzyıllarda Kütahya'daki seramikçilerin çoğunluğunu Ermeni Hristiyanları oluşturmuş olsa da,Ohannessian ile Kudüs'te yaşayan diğer Ermeni zanaatkârların işlerini tamamlamaları engellendi.(Tüm dış cephenin restorasyonu nihai olarak 1966'da sona erdi.Geriye kalan tarihi çinilerin neredeyse tümü kaldırıldı ve yerine Çinicioğlu ailesi tarafından Kütahya'da üretilen çiniler kondu.)

1922'de Balian ve Karakashian,Eski Kent'in dışında Nablus Yolu üzerinde,kendi ortak işletmelerini kurmak üzere Ohannessian'ın yanından ayrıldı.Aynı yılın sonunda,Kubbetü's-Sahra Çinileri atölyesi tam kapasitede çalışıyordu ve Kudüs Konseyi'nin geleneksel zanaatları Kutsal Kent'in yaşamına entegre etme çabalarının nasıl da başarıyla sonuçlandığını görmeye gelen yetkililerin uğrak mekânı olmuştu.Ohannessian ve atölyenin otuz işçisi,birçok ülkeye ihraç edilen malların ve kapların yanı sıra,anıtlar,altarlar ve konut cepheleri için çini üretmekteydi.Devam edegelen kaygı,bölgenin geleneksel Osmanlı seramik teknikleri için gerekli olan minerallerden yoksun oluşuydu;Ohannessian,manda yönetiminin coğrafya danışmanı G.S. Blake'ten Filistin'in maden haritasını çıkarmasını istemişti.(11) Zanaatkârlar erişilebilir materyalleri kendi işlerinde kullanmanın yollarını aramaya devam etti.

Sonraki yirmi yıl boyunca Ohannessian,Kudüs'teki sayısız anıtsal kaplama için siparişler almaya devam etti.Bunların arasında Amerikan Kolonisi'nin girişi ve avlusu için yapılan çini levhalar (1923;bugün lüks bir oteldir);St. John Göz Hastanesi için çinili bir oda (yaklaşık 1925;bugün Kudüs Kalite Evi);St. Andrew Kilisesi ve Misafirhanesi'ndeki mukarnaslı,çinili çeşme (1930);İngiliz Yüksek Komiserliği karargâhı için büyük bir şömine (1933;bugün Birleşmiş Milletler örgütüne aittir) ve Filistin Arkeoloji Müzesi'nin avlusuna açılan çinili bir eyvan-kubbeli bir alan (açılışı 1937;bugün Rockefeller Müzesi) yer almaktadır.

Ohannessian aynı zamanda,Kudüs'te 1920'ler ve 1930'larda inşa edilen bir dizi "seramik evi"nde,başta Spyro Houris olmak üzere mimarlarla çalıştı.Müşterileri arasında Hristiyan ve Müslüman Araplar vardı.Osmanlıların ön cephe süsleme geleneğini Kudüs'e taşıdı.Tüm yeni yapıların ön yüzeyi altın Kudüs taşından yapılmak zorunda olduğu için (bu manda dönemi düzenlemesi 1930'larda kanunlaştırılmıştı),derin mavi ve yeşil renklere sahip bu çinili dekorasyonlar,kurumuş yapraklar gibi sarı bir siluet karşısında parlak ve renkli bir leke sunuyordu.Evler Telbiye ve Şeyh Cerrah mahallelerinin yanı sıra,Yafa ve Kraliçe Helena Yolları üzerinde de inşa edilmişti.

David Ohannessian 1948'e kadar çömlekler ve çiniler yapmaya devam etti.1948'de önce Şam'a,sonra Kahire'ye geçti ve en sonunda 1953'te öldüğü Beyrut'a taşındı.Nishan Balian&Mgerditch Karakashian atölyesi ortakların ölümüne dek faaliyetini sürdürdü.Sonrasında çocukları ayrı atölyeler açıp,çok çeşitli işler üretip bunları ihraç eder oldu.1954'te,Lyon Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim almış olan Ermeni asıllı Fransız ressam Marie Alexanian,Nishan'ın oğlu Setrag'la evlendi ve özgün tasarım dağarcığını Kudüs'teki çini işlerine getirmiş oldu.Marie Balian'ın eserleri,Smithsonian Enstitüsü de dâhil birçok önemli uluslararası müzede sergilendi.Balian ailesinin atölyesi,Eski Kent'in dışında,Nablus Yolu üzerinde varlığını sürdürmektedir.Karakashian ailesi ise,Kubbetü's-Sahra Çinileri'nin ilk yerine bitişik olan Via Dolorasa'daki atölyelerinde güzel çiniler üretmeye devam etmektedir.Diğer Ermeni aileleri de bu işe girmiştir.Sandrouni kardeşlerin -Garo,George ve Harry- her biri kendi dükkânında,Kudüs'teki çömlekçilik geleneklerinin tarihini anlamak ve belgelendirmek için çabalamış,Ermenilerin katkıları üzerine düzenli surette yazılar kaleme almış,mevcut eserleri fotoğraflamış ve muazzam çömlekler üretmiştir.

Ermeni seramik zanaatı,ihtişamla boyanmış sanat eserlerinden en üstün atölyelerde elle üretilen işlere ve turistler için çok sayıda üretilen küçük biblolara kadar serpilip gelişmeyi sürdürmektedir.Camlar,tasarımlar ve renkler çok uzak geçmişi anımsatsa da,zanaatın kendisi henüz yüz yaşında dahi değildir.Büyük Savaş'ın yol açtığı kayıpların ve zorlukların ardından kurulmuş bu zanaat,bugün enerjik ve coşkun bir yaşama gücüyle dolup taşmaktadır;eski bir Osmanlı geleneğinden dönüşüme uğrayarak hayatına devam etmiş ve zanaat Kudüs'ün panoramasıyla ayrılmaz bir biçimde bütünleşmiştir...

***

1-Ronald Storrs,The Memoirs of Sir Ronald Storrs,New York:G.P. Putnam's Sons,1937,s.291.
2-Charles Robert Ashbee,(ed.),Jerusalem,1918-1920,Being the Records of the Pro-Jerusalem Council during the period of the British Military Administration,London:John Murray,Albemarle Street,W.,1921,s.V-VI.
3-Yıldırım Yavuz,"The Restoration Project of the Masjid Al-Aqsa by Mimar Kemalettin (1922-1926)",Muqarnas 13 (1996):160.
4-Farklı renklerden su esaslı sırlar seramik yüzeyine uygulandığında fırınlama esnasında birbirine karışmaması için birbirlerinden ince yağ çizgileriyle ayrılması tekniği.
5-Charles Robert Ashbee,a.g.e.,s.8-9.
6-Mark Sykes,The Caliphs' Last Heritage:A Short History of the Turkish Empire,London:Macmillan and Co.,1915,s.521.
7-Mark Sykes,a.g.e.,s.519.
8-Mark Sykes'ın mimar Walter Brierley'ye yazdığı mektuptan alıntı yapmama izin verdiği için Yorkshire Arkeoloji Derneği'ne teşekkür ederim.Ref:YAS MS729/37.
9-Yüksek İslam Şeriat Konseyi (The Supreme Muslim Shari'a Council) 18 Aralık 1921'de kuruldu,sonraları "Şeriat" kullanılmaz oldu.1922'den beri Yüksek İslam Konseyi olarak biliniyor.
10-Abdallah Mukhliss ve Ya'qub Abu al-Huda,Report to Herbert Samuel,5 Kasım 1923 (çeviri),ISA/CS/189,s.18.
11-İngiliz manda idaresinin ilk yıllarındaki yeniden inşaatlara ilişkin bilgilerini ve bazı belgeleri benimle paylaştığı için Colgate Üniversitesi'nden Daniel B. Monk'a,değerli tavsiyeleri için de Nebraska/Lincoln Üniversitesi'nden Bedross Der Matossian'a özellikle teşekkür ederim.

***

Seçilmiş Kaynakça

-Arshak Alboyadjian,Memorial Volume of Armenians in Kutahya (in Armenian),Beyrut:Donikian Press,1961.
-Charles Robert Ashbee,(ed.),Jerusalem,1918-1920,Being the Records of the Pro-Jerusalem Council during the period of the British Military Administration,London:John Murray,Albemarle Street,W.,1921.
-Charles Robert Ashbee,Report by Mr. C.R. Ashbee on the arts and crafts of Jerusalem and district (1918) [arşiv belgesi].
-Nurhan Atasoy,Julian Raby&Yanni Petsopoulos,Iznik:The Pottery of Ottoman Turkey,London:Alexandria Press&Laurence King,1994.
-S. Auld,R. Hillenbrand&Y.S. Natshah,Ottoman Jerusalem:The Living City:1517-1917,London:Altajir World of Islam Trust,2000.
-John Carswell,Iznik Pottery,London:British Museum Press,1998.
-John Carswell&C.J.F. Dowsett,Kütahya Tiles and Pottery from the Armenian Cathedral of St. James,Jerusalem,2 c.,Oxford:Clarendon Press,1972.
-Rifat Çini,Kütahya in Turkish Tilemaking,(çev.) Solmaz Turunç&Aydın Turunç,İstanbul:Uycan Yayınları,1991.
-E. Dolev,Allenby's Military Medicine Life and Death in World War I Palestine,London:I.B. Tauris,2007.
-Adina Hoffman,Till We Have Built Jerusalem:Architects of a New City,Farrar,Straus&Giroux (Forthcoming,2016.)
-Nurith Kenaan-Kedar,The Armenian Ceramics of Jerusalem:Three Generations,1919-2003,Jerusalem:Yad Izhak Ben-Zvi,2003.
-Dickran Kouymjian,"Armenian Potters of Kutahia",Armenian Communities of Asia Minor,(der.) Richard G. Hovannisian,Costa Mesa:Mazda,2014.
-Uri Kupferschmidt,The Supreme Muslim Council:Islam under the British Mandate for Palestine,Leiden:E.J. Brill,1987.
-Garo Kürkman,Magic of Clay and Fire,İstanbul:Suna&İnan Kıraç Vakfı,2006.
-Daniel Bertrand Monk,An Aesthetic Occupation,Durham&London:Duke University Press,2002.
-Abdallah Mukhliss ve Ya'qub Abu al-Huda,Report to Herbert Samuel,5 Kasım 1923 (çeviri),ISA/CS/189,s.18.
-G. Necipoğlu,"From International Timurid to Ottoman:A Change of Taste in Sixteenth-Century Ceramic Tiles",Muqarnas 7 (1990):136-170.
-Yael Olenik,The Armenian Pottery of Jerusalem,sergi kataloğu,Haaretz Museum Seramik Bölümü,Tel-Aviv,Tel-Aviv:Haaretz Museum,1986.
-Ernest Tatum Richmond,The Dome of the Rock in Jerusalem,Oxford:Clarendon Press,1924.
-Ronald Storrs,The Memoirs of Sir Ronald Storrs,New York:G.P. Putnam's Sons,1937.
-Mark Sykes,The Caliphs' Last Heritage:A Short History of the Turkish Empire,London:Macmillan and Co.,1915.
-Yıldırım Yavuz,"The Restoration Project of the Masjid Al-Aqsa by Mimar Kemalettin (1922-1926)",Muqarnas 13 (1996):149-164.

*Sato Moughalian,Kütahya'dan Kudüs'e:Kudüs'te Ermeni Seramik Ticaretinin Doğuşu,(çev.) Emre Akın Pilgir,Toplumsal Tarih,Sayı:265,Ocak 2016,s.60-67.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder