20 Şubat 2016 Cumartesi

17. Yüzyıl Osmanlı-Ermeni Sosyal ve Entelektüel Tarihine Aralanan Yeni Bir Pencere:Ermenice Elyazması Kolofonlar/Henry R. Shapiro*

Yeniçağ Osmanlı tarihini incelemek için,yalnızca devlet arşivini ve çoğunlukla da devlet adamları tarafından yazılmış vakayinameleri kullanmak,teorik ve pratik açıdan bazı problemleri beraberinde getirmektedir.Sadece devlet belgelerini kullanmak,tarih idrakini "devlet merkezli" bir bakıştan ibaret kılmaktadır.Daha kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşımla Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihini anlamak,tarihçilerin her daim mümkün olduğunca farklı ses ve kaynakların arayışında olmasını gerektirmektedir.Bu amaçla,erken onyedinci yüzyıl Osmanlı tarihinin farklı bir perspektiften incelenebilmesi için,şimdiye kadar Türkçe araştırmalarda kullanılmamış bir kaynak burada sizlerle paylaşılmaktadır:"Ermenice Elyazması Kolofonlar"

Öncelikle,"Kolofon nedir?" ve "onyedinci yüzyıl Ermenice elyazması kolofonlar neden bu kadar önemlidir?" gibi
soruların yanıtlarını vermek yerinde olacaktır.Ortaçağ döneminden ondokuzuncu yüzyıla kadar,bütün Ermenice elyazmalarında kâtiplerin çeşitli notlar aldığı ve dualar yazdığı bilinmektedir.Bu notlar bazen nesir ve bazen de nazım şeklindedir ve çoğunlukla da dilleri grabar olarak adlandırılan Eski Ermenicedir.Kolofonlarda kâtiplerin zikrettikleri,hitap ettikleri ve dua ettikleri pek çok farklı yetke ve şahıs vardı;kimi zaman kendileri,ebeveynleri,kardeşleri,kimi zaman ise nüshaların alıcısı,çeşitli akrabaları ve bazı rahipler için dua ederlerdi.Bununla da kalmayıp,bu duaları nerede ve ne zaman yazdıklarını da belirtirlerdi.Sıklıkla,kendi dönemlerinin patriklerinden,sultanlarından ve tarihi koşullarından bahsettikleri de görülmektedir.Bazen bu tarihi notlar yalnızca bir veya birkaç cümleden ibaretken,bazen kâtiplerce yazılmış uzun sayfalardan oluşan kolofonlara da rastlamak mümkündür.Sözkonusu metinleri kaleme alan bu kâtiplerin hemen hemen hepsi Ermeni din adamlarıydı.İçlerinde en mütevazı keşişten en rütbeli rahibe ve hatta piskoposa kadar geniş bir yelpazedeki din adamlarını görmek mümkündür.Bu nedenledir ki,kolofonlar Osmanlı tarihi hakkında heyecan verici yepyeni ilginç bir perspektif sunar:Ermeni din adamlarının görüşleri.(1)

Osmanlı tarihçileri için,onbeşinci yüzyıl ve onyedinci yüzyıla ait kolofonlar özellikle ehemmiyet teşkil etmektedir.Sovyetler döneminde Yerevan'da pek çok uzmanın biraraya gelerek bu eserleri derledikleri ve akabinde çok ciltli büyük koleksiyonlar yarattıkları bilinmektedir.(2) Onaltıncı yüzyıla ait kolofonlar henüz toplu olarak basılmamıştır;fakat Yerevan'ın meşhur Matenadaran Elyazmaları Kütüphanesi'ndeki uzmanlar hâlihazırda böylesi bir koleksiyonun hazırlığı içerisindedir.Ayrıca,büyük Ermeni elyazması kütüphaneleri,Yerevan'ın Matenadaran'ı,Venedik'in Mkhitaryan Manastırı Kütüphanesi ve Viyana'nın Mkhitaryan Manastırı Kütüphanesi gibi köklü kütüphaneler,kataloglarında her döneme ait kolofonlara yer vermektedir.Osmanlı tarihi disiplini içerisinde yeni araştırma alanları açılmasına kolofonların önemli bir katkı yapacağı temennisiyle,bu makalede onyedinci yüzyıl Osmanlı-Ermeni sosyal ve entelektüel tarihi sırasıyla dört tema etrafında incelenecektir:Ermenilerin perspektifinden Celali İsyanları dönemi;Ermeni din adamlarının Osmanlı Devleti hakkındaki
görüşleri;Padişah "Genç" Osman;Osmanlı-Ermeni entelektüel tarihi ve bilimin yayılımı.

Ermenilerin Perspektifinden Celali İsyanları Dönemi


Osmanlı tarihçileri onaltıncı yüzyılın sonu ve onyedinci yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen çeşitli ayaklanmalar ve şiddet süreci için "Celali İsyanları" tanımını kullanır.Bu isyanların ana sebebi bazı tarihçilere göre "askerî devrim"di,(3) bazıları içinse iktisadi dönüşümlerdi.Yakın döneme ait analizlerde ise,tarihçilerin çevre ve iklim değişikliklerin etkisini de vurguladığı görülmektedir.Sebebi her ne olursa olsun,bu dönemde Anadolu'nun birçok yerinde derin güvenlik problemleri ortaya çıktığı ve bunların yanı sıra ekonomik istikrarsızlık,kıtlık ve iklim değişimleri sebebiyle halk üzerinde çok etkili olan büyük bir terör ve kaos yaşandığı bilinmektedir.(4)


Bu dönemde yaşayan ve bu olaylar hakkında bilgiler veren onyedinci yüzyıl Osmanlı vakanüvislerinin eserlerinde
genellikle dönemin askerî ve siyasi tarihine vurgu yapıldığı ve Hristiyan halkın durumuyla çok da fazla ilgilenilmediği bilinmektedir.Hiç şüphesiz ki,Osmanlı Müslüman yazarları Anadolu halkının içerisinde bulunduğu zor duruma eserlerinde yer vermişti;(5) fakat Osmanlıca metinlere kıyasla,bu dönemin Ermenice elyazması kolofonlarının çok daha acılı bir Anadolu tablosu çizdiği ve farklı bir perspektiften dönemi inceleme şansı sundukları görülmektedir;elbette özel olarak Ermeni halkının çektiği zorluklara etraflıca yer vermektedirler.Bu nedenledir ki,sözkonusu metinleri okuyarak Osmanlı tarihçileri,Lucien Febrve'nin meşhur çağrısına ("histoire vue d'en bas et non d'en haut/aşağıdan görünen tarih,yukarıdan bakılan değil") karşılık verebilecek duruma gelebileceklerdir.

Sözkonusu kolofonlardan birinin yazarı olan Stepanos isimli rahip,1607 senesinde Celalilerin Anadolu halkına çektirdiği zulümler hakkında şu satırları not düşmüştür:"... [Celaliler] çocukları esir ettiler/altın ve gümüş ve kumaş/bunları talan ettiler doyumsuzca..."(6) 1609'da Celaliler hakkında şiir formatında başka bir kolofon yazan Azarya isimli Ermeni kâtip de şöyle der:"... [Celaliler] köy ve şehirleri tahrip ettiler/adam ve kadınları esir aldılar/Yetim ve dullara kıydılar/zengin ve yoksulları kılıçtan geçirdiler/yaşlı ve gençlere merhamet etmediler...Onlar böylesi amansızlardı/hain kalpleri taşlaşmıştı..."(7) Başka bir kolofona göre de o dönemde özellikle "Pek çok kilise yıkılmıştı/pek çok haç paramparça edilmişti."(8)


1607-1608 yıllarındaki kıtlıktan dolayı,Venedik'in İstanbul'daki elçileri Doğu Anadolu'da baş gösteren yamyamlık hakkında bazı rivayetler duymuştu.(9) Ermeni rahipler de tasdik edercesine bu tür olaylardan bahsetmektedir.1608 senesine ait,Ermenice bir kolofonda şöyle yazar:"Ararat toprakları tekrar ıssız olduğu zaman,
bir hırsız çetesi (onlar için Celali diyorlar),Türk(10) tarafından gelip orada yerleşti ve çok sayıda suç işlediler az sayıda kalan [halk] üzerinde.Geceleyin gidip bakıyor ve arıyorlardı;nerede bir adam bulunursa üzerine gelerek onu katlediyor ve çocuklarını esir alıyorlardı.Ülkeye kıtlık getirinceye kadar evleri ve kiliseleri talan ediyorlardı.Sonra yamyam oldular.Moğnoy Manastırı'ndan piskoposu kaçırdılar,ızgara yapıp yediler."(11) Aynı kolofonda Ermeni kâtip şu rivayeti aktarmaktadır:"Her yerde o kadar aşırı kıtlık vardı ki,mezarlıktan ölüleri alıp yiyorlardı.Anne babalar çocuklarını yiyordu...Oruç günlerinde köpek ve kedi ve her tür pis hayvanı yiyorlardı.Aç karnın yarattığı delilikle insafı unutuyor ve vahşi hayvanlar gibi pusu kurarak birbirlerini avlıyorlardı.Bir anne evinden çıktığı zaman,aile çocuğunu kurban ediyordu.Annesi evine ulaştığında [evladının] pişirilmiş etini önüne koyuyorlardı ve o bilmeyerek bu eti yiyordu...Erzurum'da insanların etini ve yağını satıyorlardı.Şehrin paşası meseleyi öğrenince,[bunu yapan] adamları boğdurttu,fakat olayları engelleyemedi."(12)

Elbette ki bu anlatımlar abartılı olabilir,fakat rivayetlerin tamamen
doğru veya abartılı olması bizi pek ilgilendirmiyor;çünkü bizim ilgi alanımız Ermeni kâtiplerinin tarihi idrakidir.Rivayetlerin abartılı olup olmaması bir yana,kıtlık rivayeti yalnızca Ermenilerde sözkonusu değildir.Örneğin,Sivaslı bir şeyhin onyedinci yüzyılın başındaki bu kıtlık döneminde Ermenilerdekine benzer şekilde çocukları boğazlayıp yiyen ailelerin varlığından Arapça olarak bahsettiği bilinmektedir.(13) Ne olursa olsun,bu kıtlık ve isyan dönemi çok travmatikti ve dönemin Ermeni edebiyatı da böyle üzüntülü hikâyelerle doludur.Görünen o ki,Ermeni kâtipler bazen Osmanlı Devleti'ni,bazen de Celalileri kıtlık yüzünden suçlamaktaydı.

Felâketlerin sebebi her ne olursa olsun ya da bu felâketler her ne
reden gelirse gelsin,Ermeni din adamları başlarına gelenlerin ana sebebini çoğunlukla şu klişeye atfediyordu:Hatırlanacak olursa,1453 yılında Rum yazarların hemen hepsi Konstantinopolis'in düşüşünü "Rumların günahlarına karşılık" bir ceza olarak yorumlamıştı.Aynı edebi kalıptan istifade ederek,onyedinci yüzyılın Ermeni kâtipleri de yaşanan felâket ve zorluklara "Bu [felâketlerin] hepsi bizim günah selinden dolayı ortaya çıktı"(14) şeklinde açıklama getirmiştir.

Özet olarak,bu dönemin Ermenile
rinin "aşağıdan görünen" tarihinin seslerini dinlersek,Allah'ın merhametini ve bu travmalardan kurtuluşu dileyen acılı ve yüksek sesli bir dua duyacağız.

Ermeni Rahiplerin Osmanlı Devleti Hakkındaki Görüşleri


Bilindiği üzere,ondokuzuncu yüzyılda Osmanlı Devleti'nin basılmış kitapları denetlemek üzere çalıştırdığı Hristiyan sansür memurları vardı (matbuat müfettişi.) Bu memurların görevi,Rumca ve Ermenice kitapları gözden geçirmekti.(15) Fakat elyazmalarında sistemli olarak sansür uygulamak mümkün değildi ve bu sayededir ki,din adamları onyedinci yüzyılda Osmanlı Devleti hakkındaki çeşitli görüşlerini daha rahat ifade edebilmişti.


Genel olarak, Ermeni kâtiplerin Osmanlı Devleti'nden derin bir muhabbetle bahsettiğini söyleyemeyiz.Örneğin,Yakup isimli Ermeni kâtibin satırlarında Osmanlı saltanatı "Türk milletinin istibdadı"(16) ya da "Müslümanların krallığı ve büyük istibdadı"ydı.(17) Başka bir kâtibe göre de Osmanlı "...bütün dünyayı bir çöle çevirdi."(18) Fakat istisnalar yok değildi.Kimi zaman,Ermeni kâtiplerin Celalilerin zulümlerine karşın Osmanlı Devleti'ni tercih ettiği görülmektedir.Bazı kolofonlarda Osmanlı Devleti ve paşalarının iyiliği için dua edildiğine rastlamak bile mümkündür.

Örneğin 1608 senesinde Bayburtlu Srapion isimli bir Ermeni din adamı ve kâtip,Trabzon şehrindeyken kaleme aldığı ilginç kolofonda önce meşhur Celali isyancısı "pis" Canbulatoğlu Ali Paşa'yı lanetlemiş,(19) Ali Paşa'nın zulümlerini anlattıktan sonra da,Sadrazam Kuyucu Murad Paşa'ya övgüler yağdırmıştır:"...Rab Allah'ımız insanların imhasını istemiyordu,kır saçlı Murad Paşa'yı kuvvetlendirdi [ve Murad Paşa] pek çok askerle geldi ve büyük kibirli Canbuladoğlu'nu aldı ve amansızca onu öldürdü."(20) Metnin devamında "O cesur ihtiyar
adam [Murad Paşa],Allah ona güç verdi"(21) diyen Rahip Srapion,son olarak hem Sultan I. Ahmed,hem de sadrazamı Murad Paşa için dua eder:"...kuvvetlendiren İsa hem Sultan Ahmed'e,hem de onun sadrazamına,Murad Paşa'ya uzun ömürler versin.Âmin."(22) Bu Ermeni rahibin Kuyucu Murad Paşa'yı övmesi ironiktir,çünkü Murad Paşa son derece kanlı bir sefer gerçekleştirmişti ve kazdırdığı toplu mezarlar nedeniyle "Kuyucu" lakabını taşıyordu.

Onyedinci yüzyılın Ermeni edebiyatında yukarıdaki gibi ilginç dua örneklerine rastlamak mümkündür.Örneğin,Kemahlı Krikor isimli bir Ermeni vakanüvis,1634-1640 yıllarında yazdığı vakayinamesinde,Ermeni halkın Celalilerden İstanbul'a doğru kaçışını anlatır.(23) Benzer şekilde Krikor da Kuyucu Murad Paşa'yı över;Sadrazam Murad Paşa'nın "Allah tarafından kuvvetlendirilmiş" ve "her Ermeninin yardımcısı" olduğunu söyler.(24) Yine onun anlattığına göre,o dönem Celalilerden kaçan mülteciler İstanbul'a gitmektedir ve artık "kralın kollarının gölgesinin altında"dırlar.(25) Başka bir deyişle,Krikor için Sultan I. Ahmed gerçekten "âlempenah" bir padişahtır.

Yukarıda verilen örneklerin aksine,kimi Ermeni kâtiplerin isyancıları desteklediğine de rastlanır."Asi" ve "Celali" olarak zikredilen Abaza Mehmed Paşa,(26) kimilerine göre büyük bir kahramandı.(27) 1624 senesinde Tekirdağ'da (o tarihte Rodosçuk) yazılmış bir kolofona göre,Abaza Mehmed Paşa "büyük,hükümdarların hükümdarı"ydı(28) ve Sultan II. Osman'ın katledilmesi,kapıkulları tarafından gerçekleştirilen tamamen adâletsiz bir eylemdi.Bu kâtibe göre Abaza Mehmed Paşa'nın isyanı ve kapıkullarının katledilmesi "Sultan Osman'ın kanını almak üzere yapılmış bir intikamdı ve Allah'ın takdiriydi."(29) Buradan yola çıkarak şu yargıya varmak mümkündür:Ermeni kâtipler Osmanlı Devleti hakkında zaman içerisinde farklılıklar arzeden çeşitli görüşlere sahipti.Genel olarak,savaş ve istikrarsızlık istemiyorlardı;bu nedenle,padişahı öldüren kapıkulları veya Celaliler olsun,savaş ve kaosu yaratan herkes Ermeni kâtipler tarafından lanetlenmeye mahkûmdu.

Genç Osman'ın Katli:Bir Ermeni Trajedisi Mi?


II. Osman,nam-ı diğer Genç Osman'ın katli idamı ve hemen son
rasında patlayan Abaza Mehmed Paşa isyanı bazı Ermeni entelektüeller için tartışmalı ve acılı olaylara işaret etmektedir.Yukarıda gördüğümüz gibi,bazı kâtipler için bu olay gerçek bir trajediydi ve Abaza Mehmed Paşa'nın isyanı meşruydu.Bununla birlikte,bir kısım başka Ermeni entelektüeller için Genç Osman bu cezayı hak etmişti ve Abaza Mehmed Paşa vahşi bir asiden başka biri değildi.Ermenice kolofonların ve vakayinamelerin sayfalarında,bu döneme dair derin bir siyasi tartışmanın ortaya çıktığı görülmektedir.

Yukarıda verilen örneğin aksine,1629 senesinde Erzurum şehrinde yazılmış bir kolofonun kâtibi,Abaza Mehmed Paşa'yı "kötü bir zorba" olarak tanımlamaktadır.(30) "Allah'ın gazabı Osmanlı halkının üzerine indi"(31) diyen bu kâtip,Genç Osman'ın katlinin bunun bir sonucu olduğunu söyler ve şöyle devam eder:"Benim günahlarımın selinden dolayı Allah bize bu Erzurum şehrinin kötü zorbasını,Abaza Mehmed Paşa'yı verdi."(32) Yine aynı kâtibe göre,Abaza Mehmed Paşa özellikle Hristiyanlara zulmetmekteydi:"Bu pis Abaza ... Hristiyanların eşyalarını [ve] erzaklarını talan etti."(33) Sonuçta kâtip,Abaza Mehmed Paşa ile dalga geçmektedir,zira Osmanlı sadrazamı gelip Erzurum'u kuşatmıştı ve Paşa'nın er geç pes etmesi gerekecekti.Öte yandan,"Aslan gibi geldi,fakat kendi kötülüğünden dolayı bir fareye dönüştü"(34) dese de,bu sözleri Abaza Mehmed Paşa'nın düşmanı olan Osmanlı sadrazamını desteklediği anlamına gelmiyordu.Kâtip aynı şekilde "pis ve kötü" olarak tanımladığı Osmanlı Sadrazamı Halil Paşa'ya da iftira ediyor ve onu Ortodoks Hristiyanların nefret ettiği son pagan Roma İmparatoru Iulianus'la kıyaslıyordu.(35)

Kolofonlarda Abaza Mehmed Paşa hakkında yer alan ve birbirine tamamen aykı
rı olan fikirleri nasıl açıklayabiliriz?Kâtiplerin hayatları hakkında yeterli bilgimiz olmadığı için, böylesi fikir farklılıklarını anlamak çoğunlukla mümkün değildir;fakat bu durumda coğrafyanın çok önemli bir rol oynadığını tahmin edebiliriz.Yukarıda bahsettiğimiz Abaza Mehmed Paşa'yı destekleyen kâtip kolofonunu Tekirdağ'da yazmıştı;ona göre,Paşa'nın isyanı teorik bir meseleydi ve katledilip günahına girilen Genç Osman'ın intikamı alınarak adâlet yerini bulmuş oluyordu.Abaza Mehmed Paşa'yı desteklemeyen diğer kâtip ise satırlarını Erzurum'da,yani bölgede yazmıştı.Onun nezdinde bu isyan teorik bir mesele değildi;bizzat tecrübe ettiği bir felâketti.Başkalarına uzaktan adilmiş gibi gözüken intikam,onun yakından yaşadığı kanlı bir baş belasıydı.

Genç Osman'ın yaşamı ve katli sadece Osmanlı Ermenileri için değil,Polonyalı Ermeni entelektüeller için de son derece önemli ve ilginç bir konuydu.Şüphesiz,yaşadıkları coğrafya onların da fikirlerini ciddi ölçüde şekillendirmişti.Bunu doğrulayan örnekler sadece kolofonlar olmayıp,II. Osman'ın Hotin Seferi hakkında yazılmış bir vakayiname de mevcuttur.Bugünkü Batı Ukrayna'da bulunan Kamaniçe şehrinde Yovhannes Gamenatsi isimli bir Ermeni,edebi bir eski Ermenice'yle Hotin Savaşı Tarihi adlı bir vakayiname yazdı.Bir Eski Yunan trajedisinin teorik çerçevesinde olayı yorumlayan Yovhannes'e göre,Genç Osman'ın kibrinden dolayı ihtiyatsız davranılmış ve savaşta bunun cezası çekilmişti;yani,Eski Yunanca terimleri kullanırsak,II. Osman bir hubris (kibirlilik),ate (ahmaklık) ve nemesis (ceza) dairesine girmişti."Kurnaz ve kibirliydi"(36) ve Polonya'yı fethetmeye niyetlenmişti;"Bu kötülüğün niyeti adâletsiz kralın ruhunda köklendi,akılsız kalıp çıldırtılıncaya kadar...Polonyalıları egemenliği altına almak istiyordu."(37) Fakat başarılı olamadı.Hotin Savaşı'nı kaybeden Sultan Osman gereken dersi çıkaramadı;"Anadolu'ya geçip yeni bir süvari kurmak,[ondan sonra] gelecek sene tekrar Hristiyanların üzerine gelmek"(38) istiyordu ve Yovhannes'e göre,harekete geçemeden kibrinin cezasını görüp katledildi.

Bilindiği üzere,ondördüncü yüzyıldan yirminci yüzyılın başına kadar birçok Ermeni yazarı Ermenice değil,fakat Ermeni harfleriyle Türkçe kitaplar kaleme almıştı.
(39) Aynı şekilde Kırım,Lviv ve Polonya'da yaşayan Ermeniler,Tatarların Türkçe lehçesi olan Kıpçak Türkçe'sinde Ermeni harfleriyle metinler yazıyordu.Böyle bir Kıpçakça vakayinamede Kamaniçeli Ermeni rahipler Hotin Savaşı konusunda sayfalar doldurdu.Yazılanlar Osmanlılara ve Tatarlara karşıydı,özellikle Tatarların Ermeni kiliselerini tahrip etmelerinden şikâyet ettiler.Kıpçak Türkçesi'yle yazan Ermeni rahipler,hem Osmanlılar hem de onların Tatar müttefikleri için hep aynı kelimeyi kullanıyordu:"Dinsiz."(40) Türkçe yazdıkları hâlde,bu savaşın İslam ile Hristiyanlık arasında yaşandığını düşünüyor ve Osmanlı'ya sempati duymuyorlardı.Bölümün sonunda rahip kendisinin bu olayların şahidi olduğunu belirtirken,Osmanlılar için "Artyχ bunun gk'i dušmany bunda k'ormajmen (Artık bunun gibi düşmanı burada görmeyeyim)" diye yazmıştı.(41)

Özet olarak,onyedinci yüzyılın Ermenice elyazma kolofonları ve vakayinameleri yalnızca bir olgu koleksiyonu sunmamaktadır.Bu kaynaklarda Ermenilerin döneme dair siyasi tartışmalarını ve yaşadıkları coğrafyanın onlarda yarattığı fikir farklıklarını görmek mümkündür.Bazen Ermeni kâtiplerin ve Müslüman yazarların yaptığı siyasi tartışmaların birbirine benzediği görülmektedir.Örneğin,Abaza Mehmed Paşa'nın kimliği -kahraman ya da isyancı olarak- aynı şekilde Müslüman yazarlar arasında da siyasi bir tartışma konusu olmuştur.(42) Hattâ anonim Yahudi bir yazar da Abaza Mehmed Paşa'nın isyanını (ya da intikamını) İbranice'de siyasi bir çerçeve içerisinde anlatmıştır.(43)

Osmanlı-Ermeni Entelektüel Tarihi ve Bilimin Yayılımı


Klasik Ermeni tarihçiliğine göre,tarihsel "Ermenistan" Doğu Anadolu
ve Güney Kafkasya'dan oluşmaktadır ve Batı Anadolu "Yunanların" toprağıdır.Bu coğrafi anlayış Yeniçağ'a kadar devam etti.Örneğin,onyedinci yüzyılda yazan Kırımlı bir Ermeni yazar için Batı Anadolu "Yunanların memleketidir,neredeyse İstanbul'dan İran'a dek."(44) Onaltıncı yüzyılda yaşamış Ermeni şair ve rahip Bitlisli Garabed'in şiirlerinden birine göre de Batı Anadolu "Yunanların memleketiydi" ve Ermenistan'la Yunanistan arasındaki "sınır" Sivas'tı.(45) Bugüne dek gelen Ermeni mimarisi kalıntıları da bu anlayışı doğrulamaktadır.İster harap ister viran olsun,isterse camiye dönüştürülmüş olsun,günümüzde Doğu Anadolu'nun her tarafında,Sivas'tan Van'a kadar Ortaçağ Ermeni kilise ve manastırlarına rastlamak mümkündür.Şimdi harap olan Doğu Anadolu'nun bu kiliseleri ve manastırları,onyedinci yüzyılın başında dinî eğitimin verilmesi,kitapların yazılması ve elyazmalarının çoğaltılması için aktif ve verimli merkezlerdi;fakat bir kolofonda anlatıldığı üzere,"Ermenistan'ın temeli çökmüştü/sonuna kadar mahvedilmişti/1591 senesinde başlamış/1611 senesine kadar/çok kötülükler görülmüştü/Ermenilerin dünyası silinmişti."(46) Yine aynı kolofona göre,"Herkes kaçtı/ülkeden ülkeye dağıldı,savruldu/İstanbul çok doldu/oradan Polonya'ya kadar yayıldılar."(47)

Türk ikincil kaynakları bu dönemi "büyük kaçgunluk dönemi"(48) olarak adlandırmaktadır ve Osmanlı tebaası binlerce Ermeni bu firara bizzat katılmıştır.Kaçan Ermeniler arasında birçok rahip ve kâtip vardı.Kolofonları okuyarak,onların bu kaçışını takip etmek mümkündür.

Yukarıda bahsi geçen Kemahlı vakanüvis,Bayburt'tan batıya doğru kaçmış ve kolofonlarının birinde şu satırları not düşmüştür:"Ermenistan temelinden yıkılmıştı ve çürümüştü,[Nuh] tufanı günlerindeki gibi ıssız ve harap oldu,biz gördük kendi gözlerimizle bunu.Bunun için biz serseri olduk,durağımız yoktu.Çok şükür
ve elhamdülillah...Şimdi biz kutsal Kudüs'teyiz."(49) Kemahlı Krikor gezgin bir rahipti ve Kudüs,Mısır,İznik,Tekirdağ ve İstanbul'da zaman geçirmişti;fakat onun için İstanbul ve civarı "yabancı bir ülkeydi"(50) ve gerçek "Ermenistan" hep Doğu Anadolu'ydu.(51) Trakya gurbetinde nüfuzlu bir piskopos ve hoca olup yanında birkaç öğrencisi bulunan Krikor'un Erzincan'daki Ermenilerin entelektüel hayatını batıya,İstanbul ve Tekirdağ'a beraberinde götürdüğü bilinmektedir.

Kemahlı Krikor gibi başka pek çok meşhur Ermeni dinadamı doğudan batıya kaçıp,gurbette Doğu Anadolu'nun Ermeni entelektüel hayatını devam ettirdi.Örneğin Stepanos isimli rahip Tokat'tan Kırım'a kaçmıştı ve geride bırakmak zorunda kaldığı memleketi Tokat'ın eski güzelliğine ilişkin yazdığı şiirde şunları söylüyordu:"İrem Bağı gibiydi,"(52) fakat "birdenbire kötülükler geldi/kara yazıcı Tokat'a/toz gibi her şey dağılmıştı... ve ben Stepanos/kaydım ve Kefe'ye düştüm."(53) Tıpkı Krikor gibi,Stepanos da Kırım'da nüfuzlu bir rahip ve hoca oldu.Yanında eğitim gören birkaç öğrenci de oldu ve Tokat'ın Ermeni entelektüel hayatı onunla birlikte gurbette yeniden hayat buldu.En meşhur öğrencisi,üst düzey eğitimli ve çok verimli bir Ermeni aydını,bunun yanı sıra iki dönem (1668-1671,1681-1683) Kudüs patrikliği yapmış olan Mardiros Ğrimetsi'ydi.(54)

1604 senesinde yazılmış bir kolofona göre,İranlılar kiliselerden "kitaplar ve İncilleri talan ettiler"(55) ve şüphesiz bu dönemde kiliselere ait çok değerli kitap ve nüshalar mahvedildi;fakat bazen kâtipler doğdukları topraklardan kurtarabildikleri kitaplarla birlikte kaçtı.Aynı sene yazılmış başka bir kolofonda bir kâtip gururla İncil'in nasıl kurtarıldığını
anlatır:"Martiros bu İncil'i kurtardı,Celali'nin ellerinden aldı."(56) Bazen yolculuklarının ödenmesi için kâtipler nüshaları kopyalamaktaydı.Bazen de bir kitapta çeşitli kolofonların birkaç farklı zaman ve yer ibaresiyle yazıldığı görülmektedir.

Kolofonlar sayesinde hem kâtiplerin hem de kimi zaman kitapların tarihleri ve dolaşımlarını izleyebiliyor,onların yolculuklarına tanıklık edebiliyoruz.(57) Bu nedenledir ki,Yeniçağ Osmanlı entelektüel hayatının ve kitaplarının tarihini daha iyi kavrayabilmek için,bu notlar ve dualar kıymetli bir serve değerindedir.

Sonuç


Özetle,kolofonları kullanarak,onyedinci yüzyıl Anadolu Hristiyan halkının Anadolu'nun istikrarsız ve tehlikeli durumundan nasıl bahsettiğini ana
liz etmek mümkündür.Bu şekilde Ermeni din adamlarının devlet hakkındaki görüşlerini anlayabilir ve yanı sıra,Ermeni entelektüellerinin göç hareketlerini,çeşitli kitapların üretilmesini ve bunların zaman ve farklı coğrafyalar arasında dolaşımını inceleyebiliriz.

Tartışmanın en başına geri dönecek olursak,Osmanlı tarihi yalnızca Türk tarihinden ibaret değildir;aynı şekilde,Osmanlı tarihçisi olmak demek,yalnızca Osmanlıca metin okumak demek de değildir.Biliyoruz ki,Osmanlı İmparatorluğu günümüz Türkiye'sinden çok daha büyük bir alana yayılmıştı ve onun kültürel,askerî ve idari başarılarına pek çok farklı millet katkıda bulunmuştu.1960'lardan bu yana büyük Yunan Türkolog Elizabeth Zachariadou ve onun öğrencileri,hem Osmanlıca hem de Rumca kaynaklardan faydalanarak bizim Osmanlı tarihi anlayışımızı önemli ölçüde değiştirdiler ve alana çok önemli katkılar yaptılar.Ermeni kaynaklarının Osmanlı tarihini anlamak için kullanılmaya başlaması da benzeri büyük bir katkının yolunu açabilecektir.Osmanlı-Ermeni tarihi için bu süreç daha yeni başlıyor.Ermenice kaynakların incelenmesi,onyedinci yüzyılın tartışmalı ve şiddetli tarihinin özelinde ve Osmanlı tarihinin genelinde yeni bir bakış açışı geliştirilmesine katkıda bulunurken,Osmanlı tarihi disiplini içerisinde yeni araştırma alanları açılmasına da vesile olacaktır...

***


1-Ermenice kolofonlar hakkında genel bir giriş için bkz. Avedis K. Sanjian,Colophons of Armenian Manuscripts,1301-1480:A Source for Middle Eastern History (Harvard,1969),s.1-41.
2-L.A. Khaçigyan,15 Tari Hayeren Tzerakreri Hişadagaranner I-III (Yerevan,1955,1958,1967) ve Vazken Hagopyan,17 Tari Hayeren Tzerakreri Hişadagaranner I-III (Yerevan,1974,1978,1984).
3-Bkz.Geoffrey Parker,
Askerî Devrim:Batı'nın Yükselişinde Askerî Yenilikler,1500-1800 (İstanbul,2006.)
4-Celali İsyanları ve dönemine ilişkin genel literatür için bkz. Mustafa Akdağ,
Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası (Ankara,1975);Halil İnalcık,"Military and Fiscal Transformation in the Otoman Empire,1600-1700",Archivum Ottomanicum 6 (1980):283-337;William J. Griswold,The Great Anatolian Rebellion,1591-1611 (Berlin,1983);Suraiya Faroqhi,Coping with the State:Political Conflict and Crime in the Otoman Empire,1550-1720 (İstanbul,1995);Karen Barkey,Bandits and Bureaucrats:The Otoman Routeto State Centralization (Ithaca,1994);Baki Tezcan,The Second Otoman Empire:Political and Social Transformation in the Early Modern World (New York,2010);Sam White,The Climate of Rebellion in The Early Modern Otoman Empire (Cambridge,2011);Oktay Özel,"The Reign of Violence:The Celalis,1550-1700",The Ottoman World,ed. Christine Woodhead (Londra,2012.)
5-Örneğin,
Koçi Bey Risaleleri (İstanbul,2007),s.62-63 ve Topçular Kâtibi 'Abdülkâdir (Kadrî) Efendi Tarihi I,ed. Ziya Yılmazer (Ankara:Türk Tarih Kurumu,2003),s.458.
6-Hagopyan I,s.247."Զմանկ տըղայքն առնեն գերի,/Ոսկի ւ արծաթ և զղմաշնի,/Զայն թալանեն անյագելի:"
7-Hagopyan I,s.438."Որ Ճէլալիքն են անանեալ,/Զգիւղ եւ զքաղաքըս աւերեալ,/Զարս եւ զկանայս գերի տարեալ:/Զորբս եւ զայրիս ոչ խնայեալ,/Զհարստ,զաղքատ սրոյ անցցեալ,/Զծեր և զտղայ ոչ ողորալ,/Զիւրոց գրաստ և զինչս առեալ:/Եւ որք այսպէս անողորմ լիեալ,/Անագորոյն սիրտ քարացեալ..."
8-M.G. Zulalyan,Çalalineri Şarjumıyev Hay Joğovrti Vicakı Osmanyan Gaysrutyan Meç (XVI-XVII Tarer (Yerevan,1966),s.229."Եկեղեցիք բազմք քակած./Բազմ խաչեր է խորտակած:"
9-Sam White,The Climate of Rebellion in The Early Modern Otoman Empire (Cambridge, 2011),s.183.
10-Yeniçağ döneminin Ermeni yazarları "Türk" için genelde Arapça kökenli
olan ve "gezgin" anlama gelen "dacig" (տաճիկ) kelimesini kullanıyordu.Bu ilginç istisnaya rağmen,Osmanlıca ve Rumca kaynaklarla kıyaslandığında,Yeniçağ'da Ermeni yazarların "Kürt" ve "Yunan" gibi etnik terimleri daha çok kullandığı ortaya çıkmaktadır.Sözkonusu bu üç dilde dönemin etnik terimleri hakkında karşılaştırmalı başka bir makale daha aydınlatıcı olacaktır.
11-Hagopyan I,s.288."Դարձեալ յորժամ Այրարատեան երկիրն անտիրացաւ,գնդ ելզակ,զոր ջալալի ասեն,ի Տաճկաց կողմանէն եկեալ բնակեցան անդ և բազմ ոճիրս չարեաց գործեցին ի սակաւ ացեալս. գիշերագնաց եղեալ զննէին և որոնէին,եթէ ր րեք գտանի մարդ,ի վերայ հասեալ կոտորէին և զտղայս գերէին,զտնս և զեկեղեցիս աւար հարկանէին նչև զսո ի յերկիր ձգեցին:Ապայ եղեն մարդակեր,կալեալ եպիսկոպոսի Մօղնոյ վանից խորովեցին և կերան:"
12-Hagopyan I,s.289."Եւ եղև սով սաստիկ ընդ անայն տեղիս,նչ զի զռեալս ի գերեզմանաց հանեալ տէին.ծնօղք զծննդս իւրեանց տէին,ըստ մարգարէին,թէ «Ձեռք կանանց ողորմածաց եփեցին զմանկնս իւրեանց» և կերան:Զշն և զկատ և զանայն պիղծ կենդանի տէին յաւրս պահոց:Մոլորթիւն և կատաղթիւն որովայնին ետ մոռանալ զբանականթիւն և եղեն որպէս զգազան ի դարան մտեալ զանս որսային.յորժամ մայրն ի տանէն ելանէր,ընդանիքն զտղայն զենէին.եկեալ մայրն զեփեալ սն առաջի դնէին.և նա տէր յանգէտս և ապայ ելեալ զտղայն որոնէր և խնդրէր:Ի կարի տագնապիլ ասէին ընդանիք ոչ ապաքէն՝ այն էր որ զս կերար:Զփտեալ ոսկր գտեալ ի փողոցի շփէին ընդ ափ և տէին և ապայ ռանէին:Սգ առ երկին և ողբայ երկիր,ճիչ բարձէք լերինք և բլրք հանդերձ գազանօք և անասնօք և անայն թռչնաւք,զի ոչ է լեալ այսպիսի սով,զոր ք տեսաք,քանզի լիտր ալիւր Գ (3) ղռօշ է:Ի յԱրզրմ քաղաք զմարդոյ ս և զիւղ վաճառէին,նչև իմացաւ իշխան քաղաքին խեղդեաց զարսըն,որ զայս առնէին,բայց ոչ կարաց խափանել:"
13-Ş. Receb-üs Sıvâsî,Hidâyet Yıldızı:Şems-ed-dîn-i Sıvâsî Hazretlerinin Menkıbeleri (İstanbul,2000),s.85.
14-Hagopyan I,s.205."Այս անայն եղեալ վասն ծովացեալ ղաց րոց:"
15-Evangelia Balta ve Raif Ivecan,"An Ottoman Fahrenheit 451:Works and Days of the Censor Avraam G. Vaporidis Efendi (1855-1911)",Studies in honour of Vasiliki Papoulia,Theodoros Korres,Panagiotis Doukellis,Spyridon Sfetas,Fotini I. Toloudi (Selanik:Vanias, 2012):367-408.
16-Hagopyan II,s.600."ի բռնակալթեան ազգին Տաճկաց սլդան Մրատի"
17-Hagopyan III,s.101."ի թագաւորթեան և ի ծ բռնակալթեան իսմայելացոց"
18-Hagopyan I,s.289."Այնպէս եղև թագաւորթեան (sic) Տաճկաց,որք անապատ արարին զաշխարհս անայն:"
19-Zulalyan,a.g.e.,s.227."պիղծն Ալիփաշան Ճանփօլատին որդին"
20-Aynı yerde."...տէր Աստած ր ոչ կացաւ զկորստ մարդն,այլ ետր զօրթիւն ալևոր Մրատ փաշային,որ եկեալ բազմ զօրօք էառ զծ գոռոզն զՃանփաւլատի որդին և անխնայ կոտորեաց..."
21-Aynı yerde."...ինքն քաջ ծերն,որ Աստած զօրացց..."
22-Aynı yerde."...զօրացնողն Քրիստոս երկար ժամանակ տացէ սլտան Ահմատին և իւր ծ վեզիրին,Մրատ փաշային,ամէն:"
23-Bkz.Hrand D. Andreasyan,"Bir Ermeni Kaynağına Göre Celâlî İsyanları",İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi 13 (1963):27-42.
24-M. Nşanyan,Jamanagakrutyun Krikor vartabedi Gamakhetsvu gam Taranağtsvo (Kudüs,1915),s.142."Աստծով զօրացեալ»;«օգնական անայն հայոց"
25-Krikor,a.g.e.,s.68."ի ներքոյ հովանի թեւոցն թագաւորին"
26-Topçular Kâtibi 'Abdülkâdir (Kadrî) Efendi Tarihi II,ed. Ziya Yılmazer (Ankara:Türk Tarih Kurumu,2003),s.773.
27-Kemahlı Krikor'un görüşleri için bkz.Hrand D. Andreasyan,"Abaza Mehmed Paşa",Tarih Dergisi 13 (1967):131-42.
28-Hagopyan II,s.122."ծ իշխանաց իշխան"
29-Aynı yerde."ի վրէժխնդրթիւն արեանն սլթան Օսմանին լինելով ի տեսչթենէն Աստծոյ"
30-Zulalyan,a.g.e.,s.239."չար բռնաւոր"
31-Aynı yerde."աստածասաստ բարկթիւն իջաւ առաջ ի վերայ Ոստմանցոյ ազգին"
32-Aynı yerde."...և վասն իմ ծովացեալ ղացս աստած ետր զ չար բռնաւոր Առզրմ քաղաքիս զԱպազա փաշան..."
33-A.g.e.,s.240."Եւ այս պիղծ Ապազայս նոր չարիք արաւ և քրիստոնէից զապրանք զկերակր թալանեց..."
34-Aynı yerde."Որպէս առիւծ եկն, վասն իւր չարթեան որպէս մկ եղև:"
35-Aynı yerde."...վազիր պիղծ և ժանտն անիծեալ նման րացողին Յլիանոսին և Լանգթամր կոչեցելոյն..."
36-Yovhannes Gamenatsi,haz.H.A. Anasyani,Badmutyun Baderazmin Khotinu (Yerevan,1964),s.35."...էր այր նենգաժետ և ամբարհաւաճ..."
37-Gamenatsi,a.g.e.,s.35-36."Եւ արմատացաւ այս գործ չարթեան ի հոգի անիրաւ արքային այն,նչ զի յանդգնեալ անհանճարթեամբ,անկաւ յիրս անհաս[ս] և անկարելիս,կալով բառնալ զտէրթիւնս Լեհաց...
38
-A.g.e.,s.77."Վասն որոյ կացաւ ծաւ պատրաստթեամբ գնալ ի Մակքան,զի ոչ եթէ փոյթ ինչ էր նմա գնալ այդ,այլ ի մտի եդեալ էր անցանել ի յերկիրն Անատոլ,և հաստատել նոր հեծեալս և ի ւսմ ան գալ դարձեալ ի վերայ քրիստոնէից."
39-Kevork Pamukciyan,Ermeni Kaynaklarından Tarihe Katkılar II:Ermeni Harfli Türkçe Metinler (İstanbul,2002),s.XI.
40-E. Schütz,An Armeno-Kipchak Chronicle on the Polish-Turkish Wars in 1620-1621 (Budapeşte,1968),s.54-55.
41-Schütz,a.g.e.,s.84-85.
42-Bkz.Gabriel Piterberg,"The Alleged Rebellion of Abaza Mehmed Paşa:Historiography and the Ottoman State in the Seventeenth Century",Mutinyand Rebellion in the Otoman Empire (Madison,2002),s.13-24.
43-Bkz.Anonim Bir İbranîce Konriğe Göre 1622-1624 Yıllarında Osmanlı Devleti ve İstanbul,haz. Nuh Arslantaş ve Yaron Ben Naeh (Ankara,2013).
44-A.A. Mardirosyan,Mardiros Ğrimetsi:UsumnasirutyunyevBnakrer (Yerevan,1958),s.151."Միջերկրեայցս որ կոչեն աշխարհ յնական,/Գրէթէ Ստամպօլ նչ ի Պարսկաստան:"
45-Bitlisli Garabed,"Dağ Araradzots",haz. H.N. Aginyan,Handes Amsorya (1937):334-335."Եւ անտի յառաջ գոլով,/է Յնաց աշխարհն անայն./Զոր այժմ Հոռոմք ասեն,/եւ սինօռն է Սեբաստիայն:"
46-Hagopyan I,s.448."...Հայաստան հի քակեալ,/Մինչև ի սպառ է կործանեալ:/Հազար քառսն (1591) թվին սկսեալ,/Մինչ ի վաթսնն (1611) ժամանեալ,/Եւս առաւել չարիք ցցեալ,/Զաշխարհս Հայոց բնաւ ջնջեալ:"
47-Hagopyan I,s.449."Այլ ամէնն փախցեալ,/Երկրաց երկիր սփռեալ, ցրեալ,/Ստամպօլ քաղաքն յոյժ լցեալ,/Անտի նչ Լեհ են տարածեալք:"
48-Bkz.Mustafa Akdağ,Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası (Ankara,1975).
49-Hagopyan II,s.54.«Հայք ի հիմանց կործանեսցին և ապականի,որպես յաւրս ջրհեղեղին,անմարդ և աւերակ դարձցի,զոր աչօք րովք իսկ տեսաք:Եւ վասն այն եմք տա[րա]գիր եղեալ և ոչ նիմք դադար:Գոհթիւն և փառք երեք սրենին,որ այժմ եմք ի սբ.քաղաքս Յերսաղէմ..."
50-Krikor,a.g.e.,s.476."Եւ ի ժամանակիս յայս,յորմ եմք ի պանդըխտթեան եւ ի նժդեհթեան յօտար երկրի,ցիր և ցան լինելով որպէս զփաշի հոսեալ ի վերայ երկրի ղաց հողմո՝ ի յԸստամբօլ և յԱնատօլիս եւ ի Թրակիա,որ է յՈւռմէլս..."
51-Mart 2015'te UCLA'da yaptığı bir konuşmada Profesör Rachel Goshgarian bir onyedinci yüzyıl Kefeli Ermeni yazarının aynı terimleri kullandığına dikkat çekmiş ve onun coğrafya fikirlerini anlatmıştır.
52-G. Alişan,Hayabadum (Venedik,1901),s.606."Եդեմ դրախտին էր նըմանի:"
53-Alişan,a.g.e.,s.608."Երբ չարն եկաւ յանկարծակի/Սեւ Եազըճին ի Թոխաթի՝/Ցըրվեց զանըն ոնց փոշի,/Ձըգեց զանն  տեղի:/Ոմանք գնացին յԸստամպօլի,/Ո ի Պրսայ,յԱտրանայի,/Շատք գընացին յՈւռմէլի,/Ֆռանկաց տն,Պղտան,Լեհի:Որպէս և ես իսկ Ստեփանոս՝/Սահեալ անկայ մէջ Կաֆայի..."
54-Kevork B. Bardakjian,Modern Ermeni Edebiyatı (İstanbul,2013),s.65.
55-Zulalyan,a.g.e.,s.230."Գիրք ւ աւետարան գերի տարած"
56-K.V. Sruantzdeants,Toros Ağpar (İstanbul,1884),s.374-375."Տեր Մարտիրոս Աւետարանս ազատեց,ի Ճալալին ձեռաց առաւ"
57-Bkz.Kemahlı Krikor,a.g.e.,s.591-619.

*Henry R. Shapiro,17. Yüzyıl Osmanlı-Ermeni Sosyal ve Entelektüel Tarihine Aralanan Yeni Bir Pencere:Ermenice Elyazması Kolofonlar,Toplumsal Tarih,Sayı:265,Ocak 2016,s.38-45.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder