23 Ocak 2016 Cumartesi

6-7 Eylül Pogromu'nun 60. Yılında Dimitrios Kaloumenos'un Fotoğrafları:Serdar Korucu ve Prof.Dr.Elçin Macar'la Söyleşi*

6-7 Eylül'ün 60. yılı Türkiye'de linç güruhlarının farklı kentlerde saldırılar düzenlediği günlere denk düştü.Dönemin İstanbul Rum Patrikhanesi fotoğrafçısı Dimitrios Kaloumenos'un çektiği fotoğraflardan bazıları daha önce Yunanistan'da yayımlanan albümlerde yer almıştı.Kaloumenos'un fotoğrafları 60. yılda Serdar Korucu'nun hazırladığı bir albümle Türkiye'de okurlarla buluştu.Gazeteci Serdar Korucu ve Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Prof.Dr.Elçin Macar ile Dimitrios Kaloumenos'un 6-7 Eylül fotoğrafları ve Eylül 2015 linç dalgası üzerine konuştuk.

-Dimitrios Kaloumenos'un yaşamöyküsüyle başlamak uygun olur sanırım.Nasıl özetleyebiliriz Kaloumenos'un yaşamöyküsünü?Eylül 1955'te çektiği fotoğraflar bu öyküde nasıl bir yere oturuyor?

Serdar Korucu:Yirminci yüzyılın başında,İmparatorluğun en zor döneminde başkent İstanbul'da doğan bir Osmanlı vatandaşı Kaloumenos.Bu şehirde eğitim gördükten sonra hem iki gazete için haberler yapıyor hem de Ekümenik Patrikhane'de fotoğrafçı olarak yer alıyor.Patriklik fotoğrafçısı olması 6-7 Eylül sonrasındaki yıkımı fotoğraflamasında ona çok daha geniş imkânlar sunuyor.Bu vasfı sayesinde biz dönemin Patriği Athenagoras'ın yıkık bir kilisede yaşadığı hüznü de görebiliyoruz.

-Kaloumenos'un 6-7 Eylül arşivinin öyküsü nedir?Bu fotoğraflar bir İstos kitabına nasıl dönüştü?

S.K.:Bu arşiv gizli değildi aslında.Ege'nin karşı kıyısında bulunuyordu sadece.Kaloumenos 1958 yılında Yunan ajanı olduğu iddiasıyla sınırdışı edildi.Bu sürecin ilginç yanı,Kaloumenos'un sınırdışı edilme sürecinde gazetelerin onun ajan olduğu iddiasını ilginç temellere oturtması.Patriklik fotoğrafçısı Kaloumenos'un Patrik Athenagoras ile yakın olması ve 6-7 Eylül Pogromu'nun fotoğraflarını çekip yurtdışında yayımlatması suç gibi gösteriliyordu.Sınırdışı edildikten sonra Kaloumenos,1966 yılında Atina'da bu fotoğrafların bir kısmından oluşan "Hristiyanlığın Çarmıha Gerilişi" adında Yunanca/İngilizce bir kitap çıkartıyor.Ancak bu kitap bize ulaşamıyor,çünkü Bakanlar Kurulu kararıyla ülkeye girişi acele yasaklanıyor.İkinci baskısı 1991'de yapılsa da Türkiye'ye yankısı gelmiyor.Patrik Bartholomeos'a yakın isimlerden,gazeteci-fotoğrafçı Nikolaos Manginas sayesinde bu arşive ulaştım.Kendisi Kaloumenos ailesinden,Dimitrios Kaloumenos'un kızı Marina Kaloumenos'tan izin aldı.Böylece yaklaşık üç-dört ay önce fotoğrafların kitaba dönüşme süreci başlamış oldu.

-Kaloumenos'un 6-7 Eylül fotoğraflarının sadece bir bölümü bu albümle günışığına çıktı.Diğer fotoğrafların araştırmacıların erişimine açılması plânlanıyor mu?

S.K.:Tabii açılacak.Üstelik de yeni anlatılarla birlikte.Karşımızda 1500 fotoğraflık dev bir arşiv bulunuyor.Bu kitapta yer alanlar 60. yıldönümüne özel olarak 60 fotoğraflık bir seçki.Ama bizim istediğimiz sadece fotoğraf basmak da değil.Anlatılarla o gün yaşananları tam olarak yansıtmak,objektiften kaçanları da paylaşmak.Mesela Şişli Mezarlığı'ndaki fotoğraflar kadar önemli olan,adını vermek istemeyen bir Rum görgü tanığının o gece yeni gömülmüş bir naaşın çıkartılıp karnına Türk bayrağı saplandığını anlatmasıydı...

-Şu ana kadar çoğumuzun 6-7 Eylül'e ilişkin görsel belleği,Tarih Vakfı tarafından yayımlanan Fahri Çoker arşivinde yer alan fotoğraflara dayanıyordu.Dimitrios Kaloumenos fotoğrafları hâlihazırdaki görsel belleğe neler ekliyor,nasıl bir müdahalede bulunuyor?

S.K.:Doğru,hepimiz Fahri Çoker arşivinden çok yararlandık.Ancak o fotoğraflarda o gece yaşananlara dair eksik bir parça vardı.Kilise ve mezarlık saldırıları bulunmuyordu.Daha çok "zengin azınlık" mitini desteklercesine ağırlıklı olarak ticarethanelere yönelik yağmanın yansımaları vardı.Bu fotoğraflar Müslüman nüfusun -dönemin tabiriyle Ortaçağ'daki köylü ayaklanmaları gibi- bir yağmaya giriştiği tezini destekliyordu.

Elçin Macar:Kaloumenos'un kitabı 1966'da Atina'da yayımlandığı için aslında Yunan ya da "ilgili" kamuoyu için yeni değil;ancak Çoker arşiviyle temelde ayrıldığı nokta şöyle özetlenebilir:Çoker arşivi resmî kurumlarca çekilmiş ya da belki sonradan foto muhabirlerinden toplanmış,daha çok ortada olan biteni gösteren fotoğraflardan oluşuyor.Esas itibariyle Beyoğlu'nu,ana caddeleri ve ticari alanları yansıtıyor.Kaloumenos fotoğrafları ise doğrudan Rumların günlük yaşamının ve manevi dünyalarının nasıl etkilendiğini yansıtan fotoğraflar;kiliseler,okullar,mezarlıklar,s.nnet edilmek istenen papaz gibi.Çoker arşivi ne kadar geneli ve ortada olanı gösteriyorsa,Kaloumenos o kadar özeli yansıtıyor.

-6/7 Eylül'ün 60. yılında bir yandan yaşanan pogromun fotoğrafları çoğalıyor.Bir yandan da Atina'daki İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu TBMM'ne gönderdiği dilekçeyle 6-7 Eylül'e ilişkin resmî kınama bildirilmesini ve geri dönüşlerin teşvik edilmesini talep etti.Sanki yaşanan dehşetin daha gerçekçi bir bilgisine erişiyoruz ve aynı anda "geçmişte yaşanan acılar" söyleminden,yüzleşmenin somut adımlarına ilişkin taleplere geçiyoruz.Ne dersiniz?

E.M.:Şahitleri,mağdurları henüz hayatta olan,yazılı ve görsel malzemesi gayet bol bir olaydan bahsediyoruz.Her şey ortada yani.6-7 Eylül'ün hemen ardından göstermelik bir tazmin süreci başlamış,va'dedilenler bile ödenmemişti.Mesela Vryonis'in kitabında ne gibi bir tazmin mekanizması işletildiğine,kime ne ödendiğine dair bilgiler var.Sözkonusu Federasyon'un talepleri anlamlı,ancak Türkiye'nin içine girdiği yeni süreçte karşılık bulması çok güç.Ayrıca,Federasyon'un bu faaliyetlerine,İstanbul'daki Rumlardan "Asıl muhatap biziz" şeklinde bir muhalefet/eleştiri olduğunu da ekleyeyim.

S.K.:Yüzleşme için daha çok adım atmamız gerekiyor.Belki yaşanan pogromun faili kadar düzenlenen saldırılara da odaklansaydık o zaman farklı bir noktada olurduk.Bugün elimizde sadece o gece yaşananlara dair bir bilanço bulunuyor,ama bunun ayrıntılarına vâkıf değiliz.Ben pogromun bütün ayrıntıları toplumla paylaşılana kadar yüzleşmenin gerçekleşebileceğine inanmıyorum.

-6/7 Eylül'ün 60. yılı Türkiye'nin oldukça karamsar günlerine denk düştü.Tam da 6 Eylül [2015]'ü 7 Eylül'e bağlayan gece,içlerinde bir milletvekilinin de bulunduğu bir grup,Hürriyet gazetesine saldırdı.İzleyen günlerde HDP'ne yönelik çok geniş çaplı bir linç dalgası oldu.İstanbul'da 21 yaşındaki Sedat Akbaş telefonda Kürtçe konuştuğu için öldürüldü.Beypazarı'nda Kürt tarım işçilerinin çadırları yakıldı.Bu dehşet görüntüleri 6-7 Eylül'den günümüze ulaşan bir linç atmosferini akla getiriyor.Süreklilikler ve farklılıklar hakkında neler söylemek mümkün?

E.M.:Genel olarak bu süreci 6-7 Eylül ile başlatma eğilimi görüyorum,ama 1945'teki Tan baskınını da hatırlatmak isterim.1945'in Tek Parti dönemi Türkiye'sinde böyle bir eylem için sokağa çıkabilmek büyük cesaret isterdi herhalde.Ama "Sovyet yanlısı" bir yayına saldırmak meşruydu.Ayrıca,sosyal medyanın olmadığı bir dönemde bu insanlar nasıl biraraya gelmişti ya da kolluk güçlerinin nasıl haberi olmamıştı?Aslında benzerlikler çok açık.Patrik Athenagoras,Menderes'e yazdığı 15 Kasım 1955 tarihli mektubunda,bu kadar ayrıntıya vâkıf olunamayan o tarihte,bunun "organize" bir hareket olduğunu yazmıştı.Cumhuriyet dönemi tarihimiz böyle organize şiddet eylemleriyle dolu.Devletin bunların neresinde durduğu da çeşitli vesilelerle ortaya çıkıyor.Örneğin Hrant Dink cinayeti sürecinde öğrendik ki Trabzon-Pelitli'de resmî kurumların ilişkide olmadığı genç yokmuş neredeyse.6-7 Eylül'de,hapishaneden Menderes'e telgraf çeken gençler neden içeride olduklarını anlamadıklarını yazıyor ve konuşabileceklerini imâ ediyorlardı.Bu işlere teşne "sivil toplum kuruluşları" da hep var.Yoksa da kurduruluyor.Bugünlerde gazetelere bakın,son günlerdeki eylemlerin içinde yer alan yeni bir örgütün iktidar partisiyle ilişkisi tartışılıyor.

S.K.:Tabii süreklilik bulunuyor.Zaten 6-7 Eylül sadece Rumlara değil pek çok kesime bir gecede "istenmeyen vatandaş" olabileceklerini gösteriyor.1990'larda PKK militanları içinde Ermenilerin bulunduğuna yönelik iddiaların ana akım medyada yer almasının ardından Ermeni Patriği II. Mesrob 6-7 Eylül'ün ayak seslerini duyduğunu söylüyordu.Bugün de aynı mesajları biz,Cumhurbaşkanı'nın başdanışmanı Burhan Kuzu'dan almıyor muyuz?Ya da Kürtlere gelirsek,2007'de Genelkurmay Başkanlığı teröre karşı kitlesel tepki istiyordu.Sonrasında Kürt mahallelerine tahrik edici bir şekilde giren,hakaretler yağdıran güruhlar olmamış mıydı?Bu nedenle tam da aynı nefret zincirinin parçası olarak görünüyor.Yoksa Kırşehir'de "teröre lânet" yürüyüşünde tatlıcıya saldırmanın ya da kırtasiyedeki okul çantalarını yakmanın nasıl bir mantığı olabilir ki?Yani 6-7 Eylül'ün ruhu ölmedi,aramızda yaşıyor.

-Dimitrios Kaloumenos'un Objektifinden 6/7 Eylül 1955 albümünde fotoğraflara döneme ilişkin tanıklıklar ve anılar eşlik ediyor.Yassıada yargılamaları tutanaklarından polisin müdahale etmemek yönünde emir aldığını ya da kimi karakol polislerinin "Bugün polis değiliz,Türküz" dediğini öğreniyoruz.Bununla birlikte askerler Patrikhane'yi ve Yunanistan Başkonsolosluğu'nu koruma altına alıyor ve bu binalar pogromu zarar almadan atlatıyor.Bu bilgiler bize devletin linç dalgasındaki rolü hakkında neler söylüyor?

E.M.:Demek ki devlet isterse koruyor,istemezse korumuyor.Şiddet,"devlet siyaseti"nin ayrılmaz bir parçası.Masalarında bunların konuşulduğu resmî kurumlar var."Kırarız iki cam,atarız üç füze" diye açıkça plânlar yapılıyor.Ama bazen,6-7 Eylül'de olduğu gibi,senaryo sınırların dışına taşabiliyor.Çünkü kullanılmak istenen kitlelerin donanımını,yine o resmî kurumların hazırlattığı,düşmanlıkları yeniden ve yeniden üreten ders kitapları,yine o resmî kurumların empoze ettiği "yabancı" ve "yerli yabancı düşmanlığı",kontrol altındaki medya şekillendiriyor.6-7 Eylül'de özel olarak incelenmesi gereken üç nokta var:Birincisi,olayların öncesinde basının ve özellikle Hürriyet gazetesinin rolü.Kamuoyunu hazırlamada en önemli rol Hürriyet'e aittir.İkincisi,Atina'dan haberi "Bahçede bir-iki dinamit lokumu patladı" şeklinde geçen AA muhabiri Sara Korle'nin haberinin nasıl olup da "Yunanlar Atamızın evini bombaladı"ya dönüştüğü.Üçüncüsü de kolluk güçlerinin tavrı.6-7 Eylül,tüm bu "organize işler"de özel bir yere sahiptir.Yassıada'daki 6-7 Eylül duruşmaları birçok şeyin ortaya dökülmesini sağladı.27 Mayıs'ın Menderes düşmanlığı olmasa biz bunları öğrenemezdik...

S.K.:Kiliselerin çoğu zarar görse de bazıları saldırı dalgasından kurtulmayı başarıyor.Bu bilinçli mi?Bazı anlatılara göre evet.Dönemin tanıkları "Bütün kiliseler yakıldı" denmesin diye bazı kiliselerin bırakıldığını,hedef alınmadığını söylüyor.Ama bir de tesadüfen kurtulan dinî mekânlar var.Mesela kitabı tanıttığımız Panayia İsodion Rum Ortodoks Kilisesi bunlardan biri.O sokaktaki bir Rum'un dükkânının yakılması üzerine saldırganlar kiliseye ulaşamıyor.Böyle olasılıklar da bulunuyor...

***

Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı Nejat Gülen:"Halil o sırada Selimiye Kışlası'nda yedek subay,evi de Büyükdere'de.Olaylar nedeniyle geç kalmış.Taksim'den otomobile binmiş Büyükdere'ye gidecek,Şişli'yi geçmişler,Mecidiyeköy'e doğru sol tarafta bir Hristiyan mezarlığı var.
...
Bir de mezarlığa baktım ki diyordu,mezarlıkta ateş yakmışlar,tahta haçları devirip yakıyorlar.Alevlerin ışığında sanki Kızılderili dansı yapıyorlarmış gibi geldi bana diyordu,dehşet içinde kaldım,mezarlıkta birtakım adamlar putları kırıyorlar,yakıyorlar,zıplayarak raks ediyorlar."(Bkz.Nejat Gülen,Anılarımda 27 Mayıs ve Yassıada,1. bs.,İstanbul:Kastaş Yayınevi,2005.)

***

Keti Bağdat:"Kalabalık güruhun önüne çıkan tüm dükkânlar,kiliseler yağmalanmıştı.Devletin kolluk kuvvetleri önceden haberdar oldukları hâlde herhangi bir müdahalede bulunmadan olayları izlemekle yetindiler.
...
Kiliseler yakıldı,yıkıldı ama Rum,Ermeni mezarlıkları da talan edildi,ölüleri bile mezarlarından çıkardılar,yeni ölenlerin cansız bedenlerini dahi rahat bırakmadılar,dertleri sadece yaşayanlarla değildi,ölülerin dahi huzurunu bozdular!.."(Bkz.Nayat Karaköse,"52 Senedir Kabuk Bağlamayan Yara",8 Eylül 2007,Bianet http://bianet.org/bianet/insan-haklari/101605-52-senedir-kabuk-baglamayan-yara)

*6-7 Eylül Pogromu'nun 60. Yılında Dimitrios Kaloumenos'un Fotoğrafları:Serdar Korucu ve Prof.Dr.Elçin Macar'la Söyleşi,Röportaj:Ömer Turan,Toplumsal Tarih,Sayı:262,Ekim 2015,s.72-75.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder