4 Ağustos 2015 Salı

Kurtarılması Gereken Bir Anıt:Khıdzgonk Surp Sarkis Kilisesi/Patrick Donabédian*

Bu yayının iki temel amacı var:Khıdzgonk Manastırı'na ait yapılar bütününün genel kompozisyonunda,mimarisinde ve süslemelerinde öne çıkan özellikleri anımsatarak,yapının taşıdığı büyük önemi ve istisnai değeri tartışmasız biçimde gözler önüne sermek,böylelikle de özel bir ilgiyi hak ettiğini vurgulamak;hâlihazırdaki durumunu kısaca inceledikten ve uğradığı yıkımların olası nedenleriyle ilgili varsayımları gözden geçirdikten sonra,geriye kalan son derece değerli fakat bugün yıkılma tehdidiyle karşı karşıya olan tek öğenin acilen koruma altına alınması gerektiğinin altını çizmek.

Khıdzgonk Manastırı'nın kalıntıları Ortaçağ Ermenistan'ının Ayrarat vilayetine bağlı Şirak kantonunun batı kısmını oluşturan bugünkü Kars ilinin Digor (eski Tekor) ilçesine birkaç kilometre uzaklıkta,Türkiye-Ermenistan sınırının yaklaşık yirmi kilometre batısında bulunmaktadır.Coğrafi koordinatları:408 22' 50" kuzey ve 438 22' 35" doğu.Manastır vaktiyle Digor/Tekor Nehri'nin sol kıyısında,üzerinde üç küçük düzlük bulunan alçak bir tepede kuruluydu.Beş kilisesi (bu nedenle Türkçe adı da "Beş Kilise"dir),iki haçkar-şapeli (veya "duvara gömülmüş haçkarları"),manastır yaşamına ait birçok bina ve müştemilatı,bir okulu ve ondokuzuncu yüzyıl sonlarında düzenlenmiş bahçeleri vardı.Olasılıkla on-onbirinci yüzyıllarda kurulan fakat esas olarak onbirinci yüzyılın ilk elli-altmış yılında kurumlaşan manastır,bin yılı aşkın yaşamı boyunca birçok defa onarımdan geçti.Başlıca onarımlar onüçüncü yüzyıl başlarında (aşağıda 1213 ve 1216'da yapılan tadilattan söz edeceğiz) ve bu toprakların 1878 yılında Rusya'nın denetimine girmesinden sonra yapıldı.Manastır o yıllarda Çarlık ordusu generallerinden H. Lazareff'in (Lazareanc') maddi himayesine girmiş,bir hac yeri hâline gelmişti,özellikle de sağaltıcı etkileriyle tanınan su kaynakları nedeniyle rağbet görüyordu.1920'de(1) henüz manastır külliyesinin tamamı ayaktayken,1959 yılındaki ziyareti sırasında J.M. Thierry ayakta kalmış tek bir kilise bulabilmişti:Surp Sarkis Kilisesi.Onun da güney cephesinde "derin bir yarık" bulunuyordu.Diğer dört ibadethane ile dinsel olmayan diğer eserler ise tümüyle tahrip edilmişti.(2) Manastırın korunmuş hâliyle görünüşünü ressam Martiros Sarian 1929 tarihli bir deseninde ölümsüzleştirmiştir.(3)

Esas olarak erişilebilen tarihi belgelerden(4) hareketle bugüne değin kaleme alınan birkaç küçük değinide Khıdzgonk Manastırı hakkında kısa betimlemelere zaten yer verilmiştir,bazısında bunlara birtakım tarihsel bilgiler ve mimariye ilişkin yorumlar(5) da eşlik eder.Bu konuda yazılmış daha ayrıntılı bir makale de yayımlanmayı beklemektedir.(6) Bu yayının ise iki temel amacı vardır:Manastıra ait yapılar bütününün genel kompozisyonunda,mimarisinde ve süslemelerinde öne çıkan özellikleri anımsatarak,yapının taşıdığı büyük önemi ve istisnai değeri tartışmasız biçimde gözler önüne sermek,böylelikle de özel bir ilgiyi hak ettiğini vurgulamak;hâlihazırdaki durumunu kısaca inceledikten ve uğradığı yıkımların olası nedenleriyle ilgili varsayımları gözden geçirdikten sonra,geriye kalan son derece değerli fakat bugün yıkılma tehdidiyle karşı karşıya olan tek öğenin acilen koruma altına alınması gerektiğinin altını çizmek.Bu anlamda,bu bildiri Dünya Anıtlar Fonu,Norveç Kültürel Miras Araştırmaları Enstitüsü ve Anadolu Kültür tarafından 28 Eylül-5 Ekim 2013 tarihlerinde Kars'ta düzenlenen uluslararası "Ani in Context" atölyesinin misyonuna katkıda bulunmayı amaçlamaktadır ve bu atölyenin sonuç raporuna(7) dayanmaktadır.

Manastırın Önemi ve Değeri

Yapıların Genel Düzenlenişi

Nakledeceğimiz ilk gözlemler manastırın eski hâline ilişkindir;ne yazık ki artık bu gözlemleri yerinde incelemelerle doğrulayamıyor veya derinleştiremiyoruz.Öncelikle Khıdzgonk Manastırı'nın,öğelerin az çok dağınık konumlanışlarıyla dikkati çeken genel düzenlenişini ele alalım.Bu düzenleniş kuşkusuz,yapıların küçük boyutlarda,zeminin elverişli olduğu yerlere inşa edilmiş olmasından ileri geliyordu,fakat aynı zamanda mimari eserle doğal çevre arasındaki ahenge pitoresk bir örnek oluşturan geniş bir özgürlük sergiliyordu.Doğayla böylesine iç içe geçmek Ermeni dini mimarisinin,özellikle de manastır mimarisinin ayırt edici özelliklerinden biridir.Bununla birlikte bu sıkışık coğrafya,duvarlarla çevrili ana kilise yapıları grubuna görece geniş,dikdörtgen biçimli bir alan açılarak,üç ana kiliseyi birbirine bağlayan geleneksel doğu cephesinin,Ermeni manastır mimarisinin mekânsal düzenlemelerinde epey sık uygulanan bir kural uyarınca(8) az çok doğrusal bir hat oluşturacak şekilde düzenlenmesine de engel olmamıştı.Diğer manastır binaları ise aynı düzlüğün batı ve güney yamaçları üzerine inşa edilmişti.Merkezi grup kuzeyden güneye şu yapılardan oluşuyordu:Ana kilise Surp Sarkis (ayakta kalan tek kilise),sonra küçük Surp Garabed (Yahya Peygamber) Kilisesi ve Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi (son iki kilisenin sırası bazı yayınlarda farklıdır). Diğer iki şapel ise daha doğudaki başka kayalık çıkıntılar üzerine inşa edilmişti.İşte böylece,dikkate değer derecede güzel seçilmiş bir yerde,doğayla mükemmel bir ahenk içinde,geleneklere riayetle tasarım özgürlüğünün iç içe geçişinin özgün bir örneğini görmek mümkün oluyordu.

Üç Şapelden Oluşan Türdeş Grup

İkinci belirlememiz ise manastırın üç şapeline ilişkin:Ana grubun güney ucundaki Surp Asdvadzadzin,onun biraz doğusundaki Surp Stepannos ve onların birkaç yüz metre daha doğusunda tek başına duran Surp Krikor Lusavoriç şapelleri(9). Bu üçü siluetlerinin benzerliğiyle dikkat çekiyordu.Eski fotoğraflarda bir paralelkenar içine yerleştirilmiş içten haç planlı ve küçük kubbeli üç ayrı yapı görülüyor.İnce uzun oranları (haç kollarının çatılarındaki vurgulu eğimlerinin) birbiriyle benzerdir;her birinin konik külahlı yüksek silindirik birer tamburu ve özellikle doğu cephelerinde dilimli yelpaze biçimli bingilerle son bulan iki düzlemli nişlerin yarattığı iki dikey oluğu vardır.Bununla birlikte şapellerin arasında taş renkleri ve plan ölçüleri bakımından farklılıklar bulunuyordu.Surp Asdvadzadzin ondokuzuncu yüzyıla kadar,kubbeyle örtülü tek bir neften oluşuyordu(10) ve içine hemen batısında bulunan,fakat sonradan yıkılan kemerli küçük bir giriş kapısından giriliyordu;kızıl-kum rengi tüf taşından yapılmış diğer iki şapel ise biraz daha geniş olup,kubbeli oda veya kapalı içten haç plana uyuyordu,doğuya bakan köşelerinde de iki küçük apsidyolden oluşan ayine hazırlık odaları (sakristileri) vardı.(11)

Ana kilise grubunun dışına inşa edilen doğu yönündeki bu şapellerin her ikisi de olasılıkla cenaze merasimlerinde kullanılıyordu.Nitekim Surp Stepannos'un mihrabının hem kuzeyinde hem de güneyinde iki grup kaide bulunuyor ve muhtemelen bunların her biri,birbirine bitiştirilmiş üçer haçkar(12) taşıyordu.Şapelin çevresinde de yakınlardaki Keç'ror (bugünkü Keçivan) kenti sakinlerinden 1208-1211 savaşlarında ölenlerin mezartaşları dikiliydi.(13) Surp Krikor Lusavoriç şapeli ise "mütevazı biçimde",dört köşeli bir avlunun güneybatı köşesini işgal ediyordu;bu avlunun merkezinde ise,beş basamaklı bir kaidenin üzerinde "istisnai ve muhteşem"(14) bir haçkar-şapeli ("duvarla çevrilmiş haçkar") bulunuyor ve alışılmadık bir biçimde bu ikincil inziva yahut cenaze-anma avlusunun hâkim mimari unsurunu teşkil ediyordu.Bu konuya makalemizin sonlarında,Surp Sarkis Kilisesi'nin kuzeyindeki haçkar-şapelini tanıtırken yeniden değineceğiz;çünkü bu iki küçük anıt birbiriyle epeyce yakından akrabadır.

Bu üç şapelin hangi tarihlerde yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir,ancak Surp Sarkis'le az çok çağdaş olmaları,yani onbirinci yüzyıl başlarında yapılmış olmaları olasılığı yüksektir.Surp Asdvadzadzin'in üzerinde 1213 tarihli bir yazıtta Khıdzgonk'u ihya ettiren ve yapıya hibelerde bulunan "[...] Şehinşah Zakarya'nın sadık hizmetkârı Dikran"dan(15) söz edilir,fakat bu,ilk inşasının onuncu yüzyıl-onbirinci yüzyıl başına(16) tarihlenmesine engel değildir.Surp Stepannos Şapeli ise antik biçimleri andıran,baştabanı belirgin derecede çıkık,söve pervazı basamaklı dört şeritten oluşan dikdörtgen biçimli giriş kapısı sayesinde,bu üslubun karakteristik olduğu onbirinci yüzyılın ilk otuz-kırk yılına tarihlenebilmektedir.(17) Bu giriş kapısı güney cephesinin merkezine nazaran hafifçe soldadır.(Bu türden "fanteziler" Ortaçağ yapılarında nadir sayılmaz). Yeri gelmişken,kapı baştabanın üzerindeki asma kabartmasının işçiliğinin inceliğine ve çiziminin özgünlüğüne işaret etmeden de geçmeyelim:Asmanın kıvrıla kıvrıla yükselen dallarından dökülen salkımlar,yaprakların kabartmalı figürleriyle münavebeli olarak,derin oyulmuş zemin üzerinde kabarık hatlarıyla net biçimde öne çıkar.(18) Aynı itinalı işçilik,bu cephedeki iki düzlemli nişlerin üst ucunda bulunan dilimli yelpaze biçimindeki bingilerin süslemesinde ve aşağıda,cephenin tam ortasına açılmış pencerenin üzerini vaktiyle örten dizi damlalar biçimindeki sivri kemerde de göze çarpar.En nihayet,Surp Krikor'un avlusundaki büyük haçkarın dibine dikilmiş üç mezartaşından birinde 1034 tarihi okunur.(19) Tarihlendirilmeleri konusundaki kısmi tereddüdün haricinde üslup bakımından türdeş sayılabilecek bu üç küçük ibadethane,öyle görünüyor ki,diğer iki kilisenin canlı formlarına ve neredeyse ışıyarak genişleyen iç hacimlerine birer kontrpuan olarak tasarlanmış.İnce uzun siluetleriyle de yapılar bütünün zarafetine katkıda bulunuyorlar.

Surp Garabed (Vaftizci Yahya) Kilisesi,Muhtemelen En Eskisi

Üçüncü olarak dile getireceğimiz bir dizi gözlem de Surp Garabed Kilisesi'yle ilgilidir.(Bazı kaynaklarda Surp Asdvadzadzin diye geçer). Planının çizimindeki düzensizlikler,en azından köşeli sakristileri,biçimlerdeki bir nevi beceriksizlik yahut kabalık ve yontulu süslemelerin görece sadeliği manastırın en eski yapısı olduğunu gösterir.İleride de göreceğimiz gibi dokuzuncu yüzyıl ile onuncu yüzyıl başına tarihlenmesi için pek çok gerekçe vardır.(20) Katolikos Anania ile Pakraduni Kralı Gagik'ten söz eden 1006 tarihli yazıt(21) muhtemelen bir onarım faaliyetini anlatmaktadır.Dış planın,köşe şapellerinin ve kapıların konumlarındaki düzensizlik belki de bu onarımdan kaynaklanmaktadır.(22)

Bu kilisenin,planı ve özellikle de iç dekorasyonu bakımından yirmi-otuz kilometre doğuda (bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti sınırları içinde) bulunan ve tasarımının arkaizminden ötürü dokuz-onuncu yüzyıllara tarihlenmesi konusunda uzlaşılmış olan Zarinça (Zarnja,Zarinc) Kilisesi'yle bir çeşit akrabalığı bulunduğu söylenebilir.(23) Kısmen içte yonca planlıdır.Zarinça'nın yonca planının kuzeydoğu köşesinde tek bir oda bulunur;Khıdzgonk Surp Garabed Kilisesi'nde ise dört şapel vardır,fakat öylesine küçüktürler ki köşeleri tümüyle kapatmazlar.Khıdzgonk'ta iç mekân sınırları dört yonca yaprağının dışına taşar.Her iki yapıda da yonca yapraklarının dış cephede çokgen çıkıntıları vardır:Khıdzgonk'ta yamuk kesitli,Zarinça'da beşgen kesitlidirler.Zarinça'da kubbeye pandantiflerle geçilir,Khıdzgonk'ta ise bingiler kullanılmıştır;bu durum biçimlerdeki düzensizlikle birlikte düşünüldüğünde,kiliseyi Zarinça'dan bile erken bir döneme tarihleyebileceğimizi yahut hiç değilse dokuzuncu yüzyıl sonuyla onuncu yüzyıl başından(?) geç bir tarihe yerleştiremeyeceğimizi gösteriyor.Khıdzgonk'ta başka yerde örneği olmayan yatay bir süsleme şeridi pencerelerin üzerinden dolaşarak tüm cepheleri baştan başa kat eder.Epeyce geniş ve düz olan bu şerit hafifçe aralıklı ve birbirine paralel iki sıra hâlinde uzanan küçük dairevi figürlerden oluşuyordu.Dolayısıyla şeridin kendisi kadar süslemesi de orijinaldi. 

Her iki yapıda,Khıdzgonk'ta olduğu gibi Zarinça'da da,kubbenin biçimi dikkatleri üzerine çeker -aşağıda tekrar bu konuya döneceğiz- sekiz saçaklı külah,sekizgen tamburun her bir köşesinde bulunan yarım sütunlar üzerine oturur.Her iki kilisede sekizgen tamburun köşelerine yerleşen bu yarım sütunlar burguludur.Zarinça'nınkiler epeyce kalındır.Yeri gelmişken,burma sütunların onuncu ve onbirinci yüzyıllarda özellikle Kars'ta,Ani Surp Krikor Bahlavuni Kilisesi'nde,Horomos'ta,İşkhan'da ve Dao'daki Oşkhk'ta görüldüğünü de anımsatalım.Khıdzgonk'ta ise burma sütunlar ilginç bir biçimde,sekizgen tamburun yalnızca dörtlü eksen cephelerinde,kaidelerinden geçen bir şeritle birbirine bağlanır.Her iki yapıda tamburun sütunlar arasında kalan sekiz yüzeyi girintili yapılarak hafifletilmiştir;bu girintiler derinliksiz kemerlerle son bulur.Kemerler Khıdzgonk'ta işlemeli,Zarinça'da ise olukludur.Yassı duvar ayakların üzerinde bulunan paralelkenar biçimindeki kemer dayanaklarına damlalıklar oyulmuştur.Bu oldukça ağır çeken özgün süsleme,Khıdzgonk'ta kemerlerin pencereleri kuşatması esasına daha çok bağlıdır;oysa yalnızca dört alçak penceresi olan ve kemer dayanakları burma yarım sütunlara yaslanmış bulunan Zarinça'da süslemeli kısımlar,kaynaklarını daha da açıkça gözler önüne sermektedir:Yedinci yüzyılın kör kemer düzeni burada açıkça yeniden yorumlanmıştır.

Khıdzgonk Surp Garabed Kilisesi'ndeki tamburun sekiz yüzeyinin her birinde,çıkıntılı kemer dayanakları üzerine oturan kemerler üzerini örttükleri pencerelerden o denli genişti ki onlardan hayli uzakta kalıyorlardı.Kemerlerden birinde birbirine paralel iki sıra hâlinde zigzag mekik motifleri bulunuyordu;bu motif yedinci yüzyılda yaygındı.Bir diğer kemerde ise içlerinde yuvarlaklar bulunan çember dizileri vardı;bu motif de yedinci yüzyıl repertuarına aittir.Gene başka birinde sanki bir zincir resmedilmiştir (iç içe geçmiş yuvarlaklar). Kemerleri taşıyan dayanakların aşağıya bakan yüzü,alt kısımları birleşen nal biçimli iki kemerle süslenmişti.Bu kemerlerin arasında da içinde yuvarlak bulunan çember figürleri bulunuyordu.Günümüze ulaşan az sayıdaki fotoğraftan anlaşıldığı kadarıyla kemerlerinin birçoğunun üzerinde ya bir haçlı madalyon,ya bir papatya (gülbezek) olan kare şeklinde birer levha vardı.Bu özgün kısım bir ölçüde,1930'lu yıllarda yapılmış olan Kars'taki Surp Arakelots Kilisesi'yle Horomos'taki Surp Minas Manastırı'nın cephelerinde hayli serbestçe serpiştirilmiş görünen Malta haçı veya gülbezek figürlü madalyon ve yıldızlarını anımsatır.

Tamburun sekiz köşesindeki ince yarım sütunların burguları oldukça kabarıktı ve dönüş yönleri sütun uzunluğunun üçte birinden sonra şaşırtıcı biçimde tersine dönüyordu.Yarım sütunlar kübik biçimli çift başlıklarla örtülüydü;bu form yedinci yüzyıldaki altın çağ mimarlarınca geliştirilmiştir.Fakat sütun başlığı formundaki bu kemer dayanakları bu yapı özelinde birçok "anomali" ile ayırt edicilik kazanıyordu:Aşırı büyüklükleri sütunlara,hattâ onlardan da fazla üzerlerine oturan saçakların sivri uçlarına nazaran oransızlık yaratıyordu;bazılarında her iki dilimli yüzey de saçakların bitişme noktalarındaki açıya karşılık gelirken,bazılarında dilimler herhangi bir açıklaması olmaksızın aynı yüzeye dümdüz yerleştirilmişti;Ermeni mimarisinde katı biçimde uyulan biçim sürekliliği,yarım sütunların tek parça olan gövdeleriyle iki dilimli dayanakların arasında yoktu,bu da muhtemelen saçakların iki yüzeyine karşılık verebilmek için beceriksizce düşünülmüş bir çözümden kaynaklanıyordu.Yedinci yüzyıl yapılarında bu yarım daire biçimli dilimlere ayrılan dayanaklar (neredeyse) kural olarak çift yarım sütunlar üzerine oturtuluyordu;sütun gövdesi tek parça olduğunda,tıpkı Artik,Arunç veya Talin'in yarım kubbelerinin ucunda,yahut Artik ile Zoravar'ın iç mekânlarında olduğu gibi basit kübik tek dilimli kemer dayanakları kullanılıyordu.(24)

Khıdzgonk Surp Garabed Kilisesi'nin tamburunun sekiz cephesini taçlandıran saçakların kornişlerinde onbirinci yüzyıl başından itibaren şemsiye biçimli külahlarda görülen kademeli taş oyma söveler ağırlıklarından ötürü tercih edilmemişti.Yedinci yüzyıl ortalarından beri yaygın olarak bilinen geleneksel korniş süslemeleri kullanılmıştı:İki eğrinin kesişmesiyle elde edilen eğimli bir yüzeyden oluşan bu süslemenin aynısı biraz daha kurallı biçimde ana hacmin girişindeki kornişe de oyulmuştu.

Tamburun yarattığı kaba izlenim,yapının Arap istilasını izleyen dönemin başlarında (dokuzuncu yüzyıl sonu,onuncu yüzyıl başları) inşa edilmiş olabileceği varsayımını destekliyor;olasılıkla bu dönem mimarları işgalin araya girmesi (sekizinci yüzyıl-dokuzuncu yüzyıl) nedeniyle yedinci yüzyılda yaşamış seleflerinin ustalığını henüz tümüyle yeniden yakalayamamış yahut henüz onuncu yüzyıl sonlarında ve onbirinci yüzyıl başlarında yaşayacak ardıllarının seviyesine ulaşamamıştı.

Khıdzgonk'taki ve Zarinça'daki iki kubbenin yeniliği şemsiye biçimli külahlarıydı.Khıdzgonk ile Zarinça'daki kiliselerin dokuzuncu yüzyıl sonu ile onuncu yüzyıl başına tarihlenmelerine ilişkin varsayımları doğru kabul edersek,külahlarındaki pilelerin utangaç vurgusunun onbirinci yüzyıldan itibaren Ermeni mimarisinde önemli rol oynayacak olan bir mimari biçimin ilk ortaya çıkışını gözler önüne serdiğini de söyleyebiliriz:Bu,demetler hâlinde ince yarım sütunların taşıdığı kenarları incelikle işlenmiş saçağıyla üzerinde geniş pileli şemsiye biçimli bir külahtır.Gene de yeri gelmişken A. Kazaryan'ın varsayımını anımsatalım.Kazaryan'a göre,bu biçim yedinci yüzyıla kadar uzanır:Olasılıkla kıvrımlı bir külahı ve burgulu sütunları olan,Kudüs'te İmparator Konstantinos'un Hazreti İsa'nın mezarının bulunduğu yere inşa ettirdiği Anastasis Kilisesi'nin içindeki küçük anıttan ilham alan Ermeni mimarları bu biçimleri yedinci yüzyılda Eçmiadzin Katedrali'nde,daha sonra da Pakaran ve Zarinça'daki bazı kiliselerde kullanmış olmalıdır.(25)

Her halükârda,Surp Sarkis Kilisesi'nin de aralarında bulunduğu onbirinci yüzyılın ilk otuz-kırk yılında yapılmış birçok örneğini gördüğümüz şemsiye biçimli külahın pitoresk ve zarif formu o zamandan bu yana Ermeni mimari dilinin alametifarikalarından biri olagelmiştir.(Bunu aşağıda ele alacağız). Gene aynı forma,aynı dönemde,Ermenistan'la Gürcistan'ın tam ortasında bulunan ve o sırada Kafkas-İber Prensliği'nin hâkimiyeti altında olan Tayk'-K'larjk/Tao-Klarjeti eyaletinde de rastlanır.Bu bölgede şemsiye biçimli külahın en erken tezahürleri Opiza ile Xanjta/Porta'da görülür;buradaki örnekler Khıdzgonk ile Zarinj'dekilerden daha inceliklidir,bununla birlikte olasılıkla onlar kadar eski tarihlidirler (yaklaşık olarak onuncu yüzyılın ilk yarısı,eğer sonradan bir onarım yapılmadıysa).(26) Dememiz o ki,Khıdzgonk,Zarinça,Opiza ve Xanjta/Porta onuncu yüzyıl başlarında veya ortalarına doğru şemsiye biçimli kubbenin ilk örneklerini sunar.İç hacimlerin dikey atılımına güçlü katkısı nedeniyle Gürcü mimarlarının çok sevdiği bu mimari biçimin Gürcistan'da pek kökü yok gibidir.(Bunu aşağıda ele alacağız).

Surp Sarkis,İstisnai Nitelikte Bir Anıt

Son belirlemelerimiz Khıdzgonk Manastırı'nın ana kilisesi olan ve dikkatimizin merkezinde bulunan,mucizevi biçimde fakat yalnızca kısmen günümüze ulaşabilen o zarif dairesel planlı Surp Sarkis Kilisesi'ne ilişkin olacak.Tarihçi Anili Samuel yapının 1024'te(27) Prens Sarkis Vestés tarafından sipariş edildiğini nakleder (Vestés(28) son Ani kralına ve Pakraduni hanedanına ihanet ettiği için de hazin bir dille anar onu).(29) Bu bilgi 1033 tarihli bir bağış kitabesiyle de kısmen doğrulanmaktadır;kitabede adı geçen prensin kilisenin hamisi olduğu belirtilir.(30) Bugün büyük zarar görmüş durumda olan kilisenin kuzey cephesindeki bu kitabenin,renk kullanımıyla dikkat çektiğini de geçerken belirtelim:Zemin beyaz,ilk üç satır ise kırmızıdır.Ayrıca kilisenin üzerinde onbirinci ila onüçüncü yüzyıllara ait son derece özenli,kimi yerde dikkate değer bir zarafetle yazılmış fakat ne yazık ki çoğu yerde üzerinde bulundukları taşların ve duvar örgüsünün tahribatından dolayı kesintiye uğrayan çok sayıda kitabenin bulunduğunu da söyleyelim.1211 tarihli bir kitabede Ermeni ve Gürcü orduları başkomutanı Şehinşah Zakarya,manastırı kurtardığını (yani toprakları Selçuklulardan geri aldığını) ilan etmektedir.(31) Onüçüncü yüzyıl ortalarından sonra ise kitabe yazımı duruyor,bu da olasılıkla manastırın ondokuzuncu yüzyıla değin terkedildiğini gösteriyor.Biraz daha ileride Surp Sarkis ile Vahram Bahlavuni'nin 1029'da gene Şirak kantonu içinde yaklaşık yetmiş kilometre kuzeydoğuda (bugünkü Ermenistan sınırları içinde) bulunan Marmaşen Manastırı'nın kiliseleri arasında ciddi bir akrabalık olduğunu göreceğiz.

Surp Sarkis'in Ortaçağ Mimari Tarihi Bakımından Önemi

Surp Sarkis Kilisesi,manastırın ana grubunun kurulduğu kayalık düzlüğün kuzeydoğu ucunda,bir uçurumun kenarına yerleştirilmiştir.Seçilen yüzeyin kuzeydoğu tarafı tesviye edilmiş olmalıdır;doğal olarak oyuk olan bu kısımda kabaca traşlanmış üç bazalt bloku yer alır.Tesviye edilen bu yüzey üzerine de doğrudan doğruya,görünüşe bakılırsa doğru dürüst bir temel de olmaksızın (kuzeydoğu ucundaki doldurma hariç)(32) silindir biçimli bir kaide inşa edilmiş.Kilise de dışarıdan görünen ilk iki-üç sırası gayet özenli yontulmuş taşlardan oluşan bu kaidenin üzerine oturuyor.İç ve dış yüzeylerde mükemmel traşlanmış bej-koyu sarı tüf taşından iki kaplama yüzeyi arasına beton doldurmaya dayalı geleneksel Ermeni mimari tekniğine göre yapılmış.Planı,çok sık rastlanmamakla birlikte,krallıklar dönemi Ermeni mimarisinin temel eğilimlerinden biri olan,haç planlı kompozisyonların içe yerleştirilmesi eğilimine ahenkle yerleşiyor.Bu örnekte dört yapraklı yonca planının yaklaşık bir daire içine yerleştirilmesi sözkonusu;aynı uygulama Garni ve Marmaşen'de ve halka biçimli bir gezinti alanıyla Zvartnots ailesinin kiliselerinde de görülebilir.(33) Yarı-içte yonca planların,tıpkı yukarıda incelediğimiz Surp Sarkis'in komşusu fakat kuşkusuz ondan daha erken bir tarihte yapılmış olan Surp Garabed (Vaftizci Yahya) Kilisesi'nde olduğu gibi bir yapılar zincirinde ara halka vazifesini gördüğünü gözlemleyebiliriz.(34)

Yedinci yüzyılda inşa edilen Zvartnots Katedrali'nde ve sonradan Kral Gagik'in yaptırdığı Panag ile Surp Krikor kiliselerinde de görülen dairesel form Ermeni mimarisinde özel bir anlama sahiptir:Kendine mahsus bir aurası ve mesajı vardır;İmparator Konstantinos'un Kudüs'teki Golgota tepesinde İsa Mesih'in mezarı üzerine yaptırdığı Anastasis (Yeniden Diriliş) mabedini anıştırmaktadır.(35) Dairesel model,tıpkı Zvartnots gibi ilk kademesi 32 yüzeyli olan çok yüzeyli çokgen yapılarda rahatlıkla teşhis edilebilir,(36) fakat biraz daha köşeli bir görünüm sergilemekle birlikte daha az sayıda yüzeyi olan çokgen yapılarda,örneğin ışınsal,sekizgen,altıgen yahut da Surp Sarkis'te olduğu gibi dört yonca yaprağı planlı yapılarda da görülebilir.

Dairesel form anıştırması olasılıkla özel bir işlevin göstergesidir,bu örneğin cenaze-anma işlevi olabilir yahut bu biçimde inşa edilen ibadethanelerin gizli bir anlamı da olabilir.Nitekim Zvartnots Katedrali'nde böyleydi.Surp Krikor Lusavoriç'e adanan bu şehitlik katedrali azize ait relikler barındırıyordu.Gürcistan'daki Kakhi Kilisesi'nin (1010-1014) hanedana ait bir kabir yapısı olduğunu ve Surp Sarkis'le akraba bir tipolojide olduğunu (her ne kadar çokgen formun içine oturtulan plan burada yonca yaprağı değil,altıgen plan ise de),onun da şemsiye biçimli bir külahının bulunduğunu belirtelim.(37) N. Tokarskii'nin şemsiye biçimli külahıyla 1036'daki ilk hâlini ortaya çıkardığı(38) ondokuz yüzeyli çokgen içine yerleştirilmiş sekizgen planlı Ani'deki Surp Pırgiç Kilisesi de gerçek haçın Konstantinopolis'ten getirilen bir parçasına ev sahipliği yapmak üzere inşa edilmişti.(39) Ermenistan'ın halk arasında en çok tanınan ve sevilen azizlerinden birine adanmış olan Surp Sarkis'te ise,bu ithaf kuşkusuz kiliseyi yaptıran meşhur hayrat sahibi hem Ermenistan kralına hem de Bizans sarayına yakınlığıyla bilinen Prens Sarkis'i anıştırıyordu.Kitabelerde hakkında düzülen methiyeler de bunu yansıtıyor:"Üç Rum imparatorunun evlad-ı maneviyesi ve teveccühe mazhar bendesi olarak umum vali [anthypatos],[vestés] ve Doğu'nun hükümdarı sıfatlarıyla onurlandırıldı."(40) Tarihçi Anili Samuel özellikle belirtir:"Hürmetmeapları Sarkis Vestés,birçok kale ve kilise inşaatının ardından,muhteşem Khıdzgonk Manastırı'nı yaptırdı ve onu Surp Sarkis adıyla bilinen hayratla taçlandırdı."(41)

Surp Sarkis'te dört yapraklı yonca planı silindir biçiminde yüksek bir kaidenin üzerinde,yirmi kenarlı bir çokgenin içine yerleşmiştir.Haç planın köşeleri apsidyollerden ve bir üst kat odasından oluşan dört şapelle genişler.İçeride,haç biçimli mekânın birliği,çeyrek küre biçimindeki bu dört yan kubbenin alt sınırını boydan boya kat eden geniş,oluklu bir taş şeritle vurgulanır;onuncu ve onbirinci yüzyıllarda bu türden şeritler oldukça nadirdir,fakat yer yer görülür.Ani'deki Surp Pırgiç Kilisesi (1036'da yapılan alt kısmı) buna örnektir;onüç-ondördüncü yüzyıllarda ise bu form daha yaygındır.Surp Sarkis'te bu şerit,yonca yaprağının yarım kubbelerle örtülü dört kolunda bulunan pencerelerin üst sınırını çizen söveli kemerlerle birleşir.Onuncu ve onbirinci yüzyıllara özgü bir tarzda,bu kemerler duvara bitişik sütunların üzerinde bulunan yumrulu sütunbaşları ve dizi kütükler biçimindeki kemer dayanaklarıyla "taşınır";kütük figürleri gene o dönem moda olduğu üzere beşer küçük kütükten oluşan ve farklı yönlere bakan üst üste üç sıra hâlinde dizilmiştir.Karşıdan bakıldığında bu küçük kütüklerin uçları iç içe geçmiş üç çember biçiminde,İon sütun başlıklarının basitleştirilmiş bir taklidiyle son bulur;yandan bakıldığında ise merkezi bir bağ sergilerler.Bu da yine klasik geleneği anıştırır;"İon-Ermeni" sütunlarına örnek oluştururlar.(42) Üzerinde dört küçük pencere bulunan tamburun dış yüzeyi oniki kenarlı,içi ise silindir biçimlidir ve bingilere oturur.

Kilisenin dışından bakıldığında yapı kütlesinin alt kısmı Ermeni kiliselerinin neredeyse tümünün tabanında görülen alışılagelmiş açıları yansıtmaz.Aksine,burada yedinci yüzyılda yapılmış çokgen yapı içine yerleştirilmiş sekizgen planlı Zoravar Manastırı'nın çevresinde görebileceğimiz halka şerit ilkesi benimsenmiştir.Surp Sarkis'le çağdaş olan Marmaşen Manastırı'nın da yonca yapraklı planı uygulanmış,ancak biraz daha karmaşıklaştırılmıştır:Silindir biçimli kaide ile üzerinde kör kemerler dizisi bulunan yirmi kenarlı çokgen yapı gövdesi arasında geniş,oluklu bir şerit vardır.Klasik Antikçağı anıştıran bir biçimde bu geniş şerit,ortadan geçen düz ve yassı şeritlerin iki yanında sütun kaidelerinin oluklarındaki ritmi izleyen kıvrımlarla özenle oyulmuştur.Geniş şeridin üzerinde,Ani ekolünün karakteristiği olan kör kemerler dizisi,zarif çift yarı sütunlar üzerine oturan ikişer kıvrımlı yirmi kemeriyle çokgen yapının tüm çevresini dolaşır;kör kemerlerin içinde kalan kısımların hafifçe geriye çekilmiş olması tıpkı Marmaşen Manastırı'nda ve Ani'deki Surp Pırgiç Kilisesi'nde (1036) olduğu gibi bir hafifleme hissi uyandırır.Burada da dönem kiliselerinin,özellikle de bu kilisenin içinde bulunan formlardan esinlenen bu kemerler yukarıya doğru hafifçe genişler.Kemer alınlarının kemer dayanaklarına bitiştiği noktalardaki çıkıntılı tablalar Marmaşen Manastırı'nın ana kilisesindekilerin aynısıdır ve onların altına dizilmiş dört kütük figürü,taçlandırdıkları çift yarı sütuna karşılık gelen yuvarlak biçimli iki sütun başlığının üzerinde durur,tıpkı Marmaşen'de olduğu gibi.Kilisenin haç planının güney yönündeki kolunda bulunan tek bir kapısı vardı.Dört kolun her birinin merkezine dikdörtgen birer çerçevesi bulunan pencereler açılmıştı;yine dikdörtgen çerçeveli bir pencere de köşelere yerleştirilen dört sakristiye bakıyordu.Giriş kapısı da,sekiz pencereden hiçbiri de bugün artık yerinde değildir,vaktiyle bulundukları yerler de tahrip olmuş durumdadır.

Tıpkı hemen yanındaki Surp Garabed Kilisesi'nde olduğu gibi çokgen yapının üst sınırını kat eden kornişin eğimli (neredeyse dik) düzlemi üzerinde onuncu ve onbirinci yüzyıllarda oldukça yaygın olan tanıdık köşeli örgüler bulunur;bunlar Zvartnots'tan ve yedinci yüzyılın ikinci yarısından mirastır.(43) Surp Sarkis'te,bu korniş üzerinde iki ince dişli şerit bulunur,bunlardan biri damlalıkların alt sınırından geçer,diğeri ise oluklu şeridin en alttaki dışbükey çıkıntısının kenarında yer alır.İnce dişlerden oluşan bu iki şerit hem dekoratif bir etki yapmakta,hem de incelik ve hafiflik duygusu vermektedir.Aynı dişçikli şerit oyması Marmaşen Manastırı'nın ana kilisesinin kornişinde de görülmektedir,gerçi onun üst sırası yoktur.Marmaşen'de her iki ince dişli şerit,şemsiye biçimli külahın saçaklarını süsleyen sövelerin alt ve orta sıralarını kat eder.Khıdzgonk'un saçakları ise bunlardan yoksundur.

Şemsiye Biçimli Külahların En İyi Örneklerinden Biri

Kör kemerler dizisinin Khıdzgonk Surp Sarkis Kilisesi'ne verdiği dikey itilim,tamburun üzerindeki oniki yarı sütun demeti ve sivri saçakların yarattığı ritmin canlılığında ahenkli bir yankı bulur.Yarı sütunların her biri üç ince çubuktan oluşan bir demet biçimindedir.Marmaşen'in ana kilisesinin tamburundakilerle karşılaştırıldığında,Surp Sarkis'tekiler incelikleriyle olduğu gibi,kaide ve başlıklarının ince işçiliğiyle de öne çıkar.Nitekim bu başlıklardaki yuvarlak biçimlerle zaten inceltilmiş olan kemer dayanakları arasında onbirinci yüzyılın karakteristiklerinden olan küçük kütük figürleri dizisini göremeyiz.Yeri gelmişken,süslemelerindeki sadelik ve kütük figürleri barındırmamaları bakımından buradakilerle benzer olmakla birlikte oranları biraz daha ince-uzun tutulmuş bulunan yarı sütun örneklerinin bazı onüçüncü yüzyıl yapılarında,özellikle de Hariç Surp Asdvadzadzin (1201) ile Ani'deki Bekhents Manastırı'nda (1215 öncesi) da görülebileceğini belirtelim.Bu durum,Surp Sarkis'in tamburunun da 1213-1216'ya tarihlenen onarım sırasında tümüyle yeniden yapılmış olabileceğini düşündürüyor.(44) Kubbenin kenarlarını dolaşan saçakların aşağıya bakan yüzeyleri sert ve derin oyulmuş ağır oluklu kütlelerden oluşur.Bunlar eşit uzunlukta üç çıkıntıyla ritim verilmiş bir çeşit "korniş" meydana getirir.Marmaşen'de söveler birbirine yakındır fakat yapının düzenli ritmi dört çıkıntıyla sağlanır ve tamamı,daha önce de söylediğimiz gibi iki sıra dişçikle zenginleştirilmiştir.Onüçüncü yüzyıla ait örneklerde ise (Hariç,Ani,Kantsasar) söveler hafifçe sadeleştirilmiştir,ancak üç çıkıntıyla sağlanan ritim Khıdzgonk'taki üsluba daha yakındır.Belki bu da,Khıdzgonk'un sözkonusu kısımlarının onüçüncü yüzyılda yeniden yapıldığına dair bir işaret sayılmalıdır.

Alışılmadık bir özellik dikkatleri çeker:Saçakların üst uçları da,bir tür akroterion yahut antefiks misali,hafifçe kancalı küçük birer top şeklinde yontulmuştur.Birçok saçağın ucunda bugün hâlâ korunmuş bulunan form,eğer yanılmıyorsak,bu türden hiçbir kubbede görülmez.Hemen üzerlerinde bulunan şemsiye biçimli külahın eğimli düzlemlerine açılmış oluklar ve çıkıntılı şeritler de Antik Yunan ve Roma çatılarında düz ve tümsekli kiremitlerle oluşturulan kaburgaları anıştırır;bu da Ortaçağ Ermeni çatı mimarisinde sıkça görülen bir formdur.Fakat burada bu oluklar şemsiyenin tepe ucuna doğru dikey,aşağılara doğru da çapraz çizgiler hâlinde alışılmadık derecede ince bir işçilikle yontulmuştur.Görülüyor ki,maruz kaldığı şartlara rağmen ve belki de onüçüncü yüzyılda yapılmış olması muhtemel onarım sayesinde,Surp Sarkis bugün dahi bu kubbe biçiminin en incelikli ve güzel örneklerinden birini sunmaktadır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz erken örneklerin ardından (Zarinça,Khıdzgonk Surp Garabed,Opiza ve Xanjta/Porta),şemsiye biçimli külah onbirinci yüzyılın ilk onyıllarında da Ermeni dini mimarisinde kullanılmıştır;özellikle de,Khıdzgonk'un yanı sıra Bahlavuni prenslerine ait topraklarda;Amberd'deki (1026;külahı yirminci yüzyılda yenilenmiştir),Marmaşen'deki (988-1029) ve Bcni'deki kiliselerde (1031;tamburun üzerinde külah olasılıkla 1648'de yeniden inşa edilmiştir). Bunlara ayrıca N. Tokarskii'ye göre aynı prensler tarafından 1020-1030 yıllarında yaptırılan Ani'deki iki kiliseyi daha eklememiz yerinde olur:Surp Arak'elots' ve Surp Pırgiç.(45) Şemsiye biçimli külah daha sonra da onüçüncü ve ondördüncü yüzyıllarda kimi yerde tamburun üzerinde sarım sütun olmadan ve kıvrım sayısı artırılmak suretiyle sıkça kullanılmıştır:Hariç,Baxtalek'teki Xac'ut Kilisesi ve Ani'deki Bekhents Manastırı'nda,Kantsasar,Kdits,Ohanavank,Tatev'deki Sv. Petra a Pavla ile Surp Asdvadzadzin Şapeli'nin onüçüncü yüzyılda yeniden yapılan kubbeleri,Yerevan Surp Asdvadzadzin Şapeli,T'anat Surp Stepannos,Arp'a/Areni'ye bağlı Urc'ajor veya Zincirli'deki Surp Garabed.

Şemsiye biçimli külah,onyedinci yüzyılın mimari rönesansı sırasında yeniden ortaya çıkar:Lim'deki Surp Kevork,Daraşamb'daki Surp Stepannos,Muğni'deki Surp Kevork,Aylis'teki beş kilise (Surp Tovmas,Surp Stepannos,Surp Simon,Surp Garabed,Surp Yerrortutyun) ve Nahçivan'daki birçok kilise ile çan kulesi buna örnektir.Ondokuzuncu yüzyılda dahi şemsiye biçimli külahlar yapılmış (Gümrü'deki Yot Verk Surp Asdvadzadzin ve Surp Pırgiç,Şuşi'deki Surp Pırgiç,Sohrul'daki çan kulesi),yirmi-yirmibirinci yüzyıllara kadar da özellikle de Yerevan'da bu form kullanılmaya devam etmiştir.Bu inşa edilmiş örneklere bir de sayısız kilise maketinin şemsiye biçimindeki külahını eklememiz gerekir.(46) Tarihsel olarak Gürcistan denilen bölgede,şemsiye biçimindeki külahlara tek örnek (o da onarım görmüş olmak üzere) yukarıda söz ettiğimiz Kakhi Kilisesi'ndekidir;bu kilisede halka biçimli çatı,iki katı da örtmektedir.(47) Bu ülkede ikinci bir şemsiye biçimli külah örneği daha bulunur gerçi,fakat bu da gene ondokuzuncu yüzyılda Ananuri Manastırı'nın aşağısında (doğusunda) yapılmış bir Ermeni kilisesine aittir.

Ayrıca onuncu ve onbirinci yüzyıllarda Ermenistan'da (ve Tao-Klarceti'de) geliştirilen bu formun,sonradan Anadolu'da,Kuzey Mezopotamya'da ve hattâ Ermenistan'da oniki-ondokuzuncu yüzyıllar arasında inşa edilen Müslüman yapılarında gördüğümüz bir dizi kubbe için de esin kaynağı olduğunu düşünmek hiç de akıl dışı olmayacaktır.(48)

Yukarıda da gördüğümüz gibi Khıdzgonk Surp Sarkis Kilisesi ile aynı dönemde inşa edilen Marmaşen Manastırı'nın iki kilisesi arasında yakın akrabalık vardır.(49) Surp Sarkis'in planı ve kaidesinin hemen üzerinde yer alan şeridin söve dokusu,bugün harabe hâlinde bulunan Marmaşen Manastırı'nın aynı planlı kilisesiyle çok yakın bir akrabalığı gösterir;şemsiye biçimli külah ve cephelerin işlenişi de Surp Sarkis'i bu manastırın ana kilisesine çok yaklaştırır.Her iki yapının şantiyesinde aynı zanaat ustalarının çalışmış olması muhtemel görünmektedir.

Haç planlı ışınsal kompozisyonu,kubbesinin kıvrımlı çatısı ve genel siluetinin canlılığıyla Surp Sarkis,kendisinden hissedilir derecede küçük olan komşusu Surp Garabed ile birlikte,diğer üç şapelin eşkenar dörtgen prizma kütlelerinin haç plan üzerinde yükselen silindir tamburları ve konik külahlarıyla tezat oluşturuyordu;bu tezat ise manastırın genel görünümünü zenginleştiriyordu.

En genel olarak,kompozisyonunun üstün niteliği,içerdiği birçok mimari çözümün özgünlüğü,zarafeti,taş işçiliğine ve süslemelerinin yontusuna gösterilen itina ile Ani ekolünün doruk noktasında olduğu yılların en başarılı örneklerinden biri olan Surp Sarkis,Ortaçağ mimarlık tarihi için ön sırada yer alan bir eserdir.

Surp Sarkis'in ve Surp Krikor'un Kuzeyinde Bulunan Haçkar Şapelleri

Surp Sarkis'in kuzeyine (kuzeydoğusuna) neredeyse yapışık,Surp Krikor'un küçük avlusundakiyle gene aynı tip ikinci bir haçkar-şapeli bulunuyordu,yani tamamı kaide üzerine oturan,üzeri taş çatkıyla kapatılmış kemerli derin içbükey bir niş içine yerleştirilen haçkardan oluşuyordu.Ermeni yazarların sıklıkla "ormnap'ak xac'k'ar" ("duvara gömülmüş haçkar") dediği bu türden küçük anıtlar,Ortaçağ Ermenistan'ında iyi tanınan ve esas olarak onüçüncü yüzyılda yaygın olan bir tipolojiye karşılık gelir.(50) İleride de göreceğimiz gibi onbirinci yüzyılın ilk onyıllarına tarihlenebilen Khıdzgonk'taki her iki anıt,bu türün en eski örneklerini oluşturur;fakat daha o zamandan en olgun hâllerini yansıtırlar.

Daha önce de söylediğimiz gibi,birbirine çok yakın konumda bulunan iki anıtçık da,yüzeylerindeki yontulu süslemelerin işçiliğiyle olduğu gibi geniş bir asma motifi işlenmiş "alınlıklarındaki" zanaatin inceliğiyle de öne çıkmıştır.Haçkar yüzeylerinin alt kısmında haç motifinin hemen dibine çifte zincirle bağlı iki yana açılan iki geniş yaprak figürü,bunların arasında da,en aşağıya yuvarlak biçimli bir madalyon yontulmuştur;bu onbirinci yüzyılın karakteristik motiflerinden biridir.(51) Her iki küçük anıtta,haçkarın "hakk edildiği" duvar örgüsünün tepesinde ikişer duvar ayağın taşıdığı ince işlenmiş birer alınlık bulunuyordu,duvar ayaklarla alınlığın üç rulolu kıvrımları arasındaki geçiş,oymalı sütun başlıkları marifetiyle gerçekleşiyordu:Alt çizgisi oluklu geniş kenarlı bir damlalık kabarık bir dışbükey çıkıntının üzerine oturuyordu.Burada da gene cesim söve işçiliği dönemin kiliselerinin iç mimarisine has biçimlerden,özellikle de Ani ekolünün 1000 yılı civarında yaşadığı en parlak dönemine ait yapılardan,kemer formlarından ve kubbe dayanaklarından esinlenmişti.Surp Sarkis'in yanı başındaki anıtçık üzerinde iki kitabe bulunuyordu.Biri 1031 tarihlidir,bu da kilisenin yapılışından çok uzak bir tarih olmasa gerektir.Diğeri,1216 tarihli olanı ise komşu kilisenin Şehinşah Zakarya'nın oğlu prens tarafından ihya ettirilmesine ilişkindi.(52)

Surp Krikor'un haçkar-şapeli avlunun ortasındaki merkezi yeri ve mücevher kutusunu andıran biçimlerine gösterilen itinayla olduğu kadar kompozisyonundaki ahenk ve süslemelerindeki ayrıntılarla da dikkati çekiyordu.T. Toramanyan'ın 1910 civarında çektiği fotoğrafın yüksek kalitesi özellikle,yüzeyin üst kısmında,beş kareden oluşan bir sıranın üzerinde bulunan "alınlıktaki" asma motifinin zarafetini temaşa etmemizi mümkün kılar.Asmanın dolgun salkımları taşıyan güçlü büklümlü dalı,doğrudan doğruya üzerinde küçük bir haç bulunan ortadaki kareden yükselir,yukarıda ise birbirinden ayrılan dalların açıkta bıraktığı geniş üçgende büyük bir asma yaprağı açılır.Böylelikle ister geometrik ister bitkisel olsun,haçkardaki bütün öğeleri birbirine bağlayarak kuşkusuz ebedi yaşam vaadini ululayan bu çizginin kesintisiz hareketinin önemi bir kez daha vurgulanmış olur.Surp Sarkis'in "duvara gömülmüş haçkarı" Surp Krikor'unkinden nitelik bakımından belki bir nebze aşağıda olabilir,özellikle de alınlığındaki hafif çarpıklık nedeniyle.Her iki anıt ile biçimleri ve süslemeleri neredeyse aynı olan haçkarları muhtemelen aynı tarihlerde yapılmıştır (onbirinci yüzyılın ilk onyılları) ve belki de aynı zanaatkârın veya zanaatkârlar grubunun eseridirler.Her ikisinin de erken dönem Hristiyanlık eserlerinden beri süregelen,dikme taşlar ile sütunların kilise mihrabının güneyine veya kuzeyine yerleştirilmesini öngören gelenek uyarınca kilisenin yahut şapelin kuzeydoğusunda yerleştirildiği farkedilecektir.Onüçüncü yüzyılda yaygınlaşacak olan bir formun muhtemelen ilk örnekleri olan bu iki eser,işçiliklerindeki nitelik ve zenginlikle Khıdzgonk Manastırı'nın bütününün istisnai önemini daha da artırmıştır.(53)

1920'de bile ağır derecede hasara uğramış olan(54) ve birçok fotoğrafın tehlikeli biçimde eğilmiş olduğunu gösterdiği Surp Sarkis'in yanındaki haçkar da tıpkı Surp Krikor'un yanındaki gibi yok olmuştur.

Acilen Koruma Altına Alınması Gereken Anıtın Günümüzdeki Durumu

Anıtın Tamamının Yıkılması İhtimali

Daha önce belirttiğimiz gibi,1920'lerden bu yana manastırın durumu gittikçe kötüleşmektedir ve hasar ciddi boyutlardadır:Surp Sarkis ve diğer tüm yapıların ağır hasarlı olduğu 1959'da tespit edilmiştir.Bu durumu en azından kısmi olarak açıklayacak dikkate değer varsayımlardan biri,depreme bağlı yıkımdır;zira depremler bu coğrafyada sık görülür.Nitekim 1935 yılında bölgede kaydedilen şiddetli bir deprem özellikle Digor'da yıkımlara ve heyelanlara neden olmuştur.(55) Aynı açıklama,1959'da J.M. Thierry tarafından gözlemlenen büyük yarık için de geçerli sayılabilir.Daha kapsamlı bakılırsa,deprem ve heyelanların önemli fakat noktasal hasarlara neden olduğu düşünülebilir;fakat yapılardaki daha büyük ölçekli çökmelere yıkıcı etkileri daha kuvvetli bir depremin neden olmuş olması varsayımı,harabelerin günümüzdeki durumuna bakıldığında pek ikna edici değildir.Nitekim,depremlerin tahrip ettiği diğer Ermeni anıtlarının aksine bu anıtın çevresinde çok az sayıda yıkılmış duvar parçası bulunur.En iyi durumdaki oyma taşlar,birkaç kilometre ötede bulunan Digor kasabası ya da Derinöz köyüne yeniden kullanılmak üzere götürülmüş olabilir,ancak yüksek ölçekli bir yer sarsıntısı ardından görülmesi beklenebilecek büyük kalıntı yığınlarının ortadan kaybolmuş olmasını açıklamakta zorlanıyoruz.Yakında bir yerleşim yeri bulunmadığı ve sit alanına erişimin son derece kısıtlı olduğu gözönünde bulundurulursa,manastırın sistematik bir temizleme işleminden geçirilmiş olması da ihtimal dahilinde değildir.

Şimdi,hesaba katılması gereken ikinci argümana gelelim.Surp Sarkis'in gövdesindeki derin yarıklar biraz kuşkulu bir yapıya sahiptir.Dolayısıyla geriye,geniş çaplı kasti bir yıkım ihtimalini değerlendirmek kalıyor.Bu ihtimal de iki varsayımdan yola çıkarak incelenebilir.Birincisine göre,manastırın bütünü yirminci yüzyıl ortalarına doğru,patlayıcı maddelerle yıkılmış olabilir.(56) Bu açıklama genel kabul görmektedir,çünkü yerel çapta birçok tanıklıkla da desteklenmiştir.(57) Oysa bu varsayım,dört yapının yok olmasını ve kalıntı miktarının azlığını açıklıyor olsa da,Surp Sarkis'in şu an içinde bulunduğu durumu açıklamaktan uzak görünür.

İkinci varsayım,yıkımın "askeri talim" esnasında yapılan ve manastırı hedef alan top atışlarından kaynaklanmış olduğudur.(58) Buna göre,ağır silahlar Khıdzgonk'un karşısında nehir boyunca uzanan yol izlenerek getirilmiş yahut hattâ erişimin daha güç olduğu nehrin sol yakası üzerinden doğrudan manastırın yakınına indirilmiş olabilir.Küçük kalibreli silahlar için bu mümkün görünür.Hafif silahlar kullanılmış olması Surp Sarkis'teki izlerin görece küçük olmasını açıklayabilir.Surp Sarkis boylu boyunca yarıklarla kaplıdır,fakat binanın tamamı yıkılmamıştır.Kilisenin çokgeni içindeki deliklerin konumu,köşelerdeki dört şapel ile dört yarımkubbenin merkez pencerelerine karşılık gelir.Buralara kasıtlı olarak nişan alınmış ve binanın tamamını yıkmayı amaçlamayan atışlarla tahribatta bulunulmuş gibidir.Yine de,bu varsayım Surp Sarkis'ten daha küçük olan ve etraflarında çokça kalıntı bırakmadan tamamen yıkılmış olan diğer yapıların durumunu açıklar görünmüyor.

Tüm bu çelişkili tespitler,deprem,heyelan,kasti tahribat gibi muhtelif etmenlerin hiçbirini gözden kaçırmamamız gerektiğine işaret eder.Tüm bu etmenler,birbirine eklemlenerek veya birbiri ardı sıra anıta zarar vermiş olabilir.Ayrıca,manastır alanının ve Surp Sarkis Manastırı'nın durumunun kötüleşmesi uzunca bir süreye yayılmış da olabilir.J.M. Thierry'nin 1959 yılında yaptığı gözlemleri alıntılayarak,şunu hatırlayalım:"Sit alanının bütününden geriye sadece Surp Sarkis Kilisesi kalmıştır,hâlen ayakta duran bu yapı harabeye dönmek üzeredir"(59) der ve ekler:"Güney cephesinde derin bir yarık anıtı baştan başa kat eder."(60) Elbette bu yorum kısa bir değinmeden ibaret,ayrıntılı bir betimleme yapılmıyor;fakat bu derece dikkatli bir gözlemci,çokgenin bütün köşelerini parçalamış sekiz büyük yarığı da,şayet görmüş olsaydı,not ederdi.Başka bir deyişle,Surp Sarkis'in son onyıllardaki durumuna 1959 yılından sonra getirildiğini düşünebiliriz.

Her halükârda,Surp Sarkis'teki tahribatın esasen 1980 öncesine dayandığından ve 1988 depremiyle ilgisinin bulunmadığından emin olabiliyoruz.Zira,1980(61) ve 2013 yıllarında çekilmiş aynı cepheye ait iki fotoğraf serisini karşılaştırdığımızda,duvarların durumunun bu süre zarfında çok az değiştiğini görebiliriz.Sadece tamburunun dış ve iç söveleriyle çatı biraz daha hasar görmüştür;kubbenin(62) tepesinde bir delik oluşmuş,külah kaplamaları zedelenmiş ve güney yarımkubbesinin çatısındaki çökme doğuya doğru yayılmıştır.Ancak,binanın geri kalanı 1980'den beri neredeyse hiç değişmemiştir;özellikle içerideki çatlak ve yarıklar aynıdır.Sadece duvar yazılarının sayısı artmıştır.Buradan,Aralık 1988(63) depreminin yarattığı hasarın çok önemli olmadığı sonucuna varabiliriz.Zaten bu depremin merkez üssü Khıdzgonk yerleşkesine yaklaşık yüz kilometre mesafededir.

Surp Sarkis'teki tahribatın tarihini tespit etmek için,1967 öncesindeki dönem incelenebilir.Zira,"Kars Yıllığı"nda yayımlanan bir fotoğraf,her ne kadar çok net olmasa da,anıtın o yıllarda bugünkü hâline benzer durumda olduğunu göstermektedir,özellikle de güney cephesinde küçük bir yarık değil oldukça geniş bir yarık gözlemlenmektedir.(64) Başka bir deyişle,Surp Sarkis Kilisesi'nde bugün gözlemlediğimiz tahribat kuşkusuz 1959-1967 yılları arasında gerçekleşmiş olmalıdır.

Acil Müdahalenin Gerekliliğine Dair

Bu değerli sit alanında kısmi olarak da olsa muhafaza edilmiş yegâne bölüm,maruz kaldığı tahribata rağmen,Surp Sarkis Kilisesi'dir.Uzun süredir kaderine terkedilmiş olan kilise,önlem alınmazsa yakın veya orta vadede tamamen yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.Belirttiğimiz gibi,bugün binanın bütün cephelerinde ciddi yarıklar bulunmaktadır.Güney cephesi,yani kilisenin giriş kapısının bulunduğu taraf en ciddi hasarın bulunduğu noktadır.Burada,şimdi artık tambura kadar uzanan ilk çatlaktan itibaren tuğlalar neredeyse yarımkubbenin merkezine denk gelen duvar boyunca tamamen yıkılmıştır.Bu tahribat kubbenin ve çatının büyük bir bölümünün çökmesine sebep olmuş ve daha da büyük tahribata neden olmuştur.Bu yüzden,binanın genel statiği bugün ciddi bir tehlike altındadır.

Doğu cephesindeki durum da en az bunun kadar kaygı vericidir.Orada da yarımkubbenin karşısındaki merkezi alanı neredeyse tamamen boşlukta bırakan geniş bir oyuk bulunmaktadır.Bu noktada başlayan geniş bir çatlak da duvarın iç aksamının dengesini bozmuş,absidal pencereden geriye kalanların üzerindeki iç kemeri de zedelemiştir.Benzer hasarlar kuzey ve batı cephelerinin merkezlerinde de bulunur.Bunun neticesi de en az güney cephesindeki kadar vahimdir,çünkü çokgenin üst kısmındaki geniş bölümler tamamen yerlerinden oynamıştır,çatlakların iki ucu genellikle simetrik değildir.

Aynı ölçüde kaygı verici başka bir durum da,içeride bulunan dört merkezi kemerin epey zayıflamış olmasıdır.Eğimlerinde kırılmalar vardır ve üç çeyrekkubbenin ortaları derin biçimde yarılmıştır (güneydeki dördüncü yerle bir olmuştur). Günümüzdeki hâliyle,yapının az da olsa kuvvetli bir depreme direnemeyeceği açıktır.Bina şans eseri 1988'deki depremde yıkılmamış olsa da,tekrar aynı büyüklükte muhtemel bir sarsıntıya dayanabilecek durumda değildir,özellikle de depremin merkez üssü sit alanına daha yakın olursa...Bugün,yapının alt kısmındaki korkunç yarık ve boşluklar ve kubbe payandalarının çemberini tehdit eden tehlikeler gözönüne alındığında,kilisenin trajik bir şekilde bozulmuş iç iskeleti her şeye rağmen,zarafeti ve detaylarındaki inceliklerle göz kamaştırmaya devam ediyorsa,bu bir mucize eseridir.Bu Ortaçağ mimari incisinin muhafaza edilmesi ve güzelliğinin gelecek nesillere aktarılabilmesi için acilen radikal çözümler üretilmesi zaruridir.Türkiye'nin yetkili kurumları nezdinde şimdiden bu çağrıyı yapmayı vazife biliyor ve Kültür Bakanlığı başta olmak üzere diğer yetkililerin dikkatine şu talepleri sunuyoruz:Güvenlik ve sağlamlama için geçici önlemler derhal alınsın ve en kısa zamanda,sağlamlaştırma tadilatı başlatılsın.Bunun için de Ermenistan'ın yetkili birimlerinin Ermeni restorasyon uzmanlarının Türkiye'deki ekibe katılımını sağlamasını öneriyoruz.

Ani in Context(65) Raporu'nda belirtildiği gibi,yapılması gereken en acil işlemler şunlardır:

a)Çokgenin üst kısmının yapıyı destekleyecek ve duvarların yıkılmasını önleyecek bir kemerle çevrelenmesi.
b)Yarımkubbe ve kemerlerin iç iskeleler kurularak desteklenmesi.
c)Çokgenin alt kısmındaki duvarda bulunan sekiz yarığın geçici maddeyle doldurulması...

Notlar

Özel isimlerin transkripsiyonunda yardımlarını esirgemeyen Ara Koçunyan'a ve Rober Koptaş'a teşekkür ederiz.(Editörün notu)
-Apsidyol:Bir apsidin çevresinde ya da neflerin ucunda yer alan yarım daire şeklindeki şapellerden her biri,küçük apsid.(Doğan Hasol,Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü [İstanbul:YEM,2005]).(Editörün notu)
-Akroter:Bir alınlığın tepesine ya da yanlarına yerleştirilerek üzerine heykel ve süslemeler konan kaide.
-Antefiks:Eskiden kiremitlerin uçlarını tutmak üzere yapıların çatılarına veya frizlerine konan,çoğu pişmiş topraktan yapılmış süslere verilen ad,kiremit ağızlığı.(Doğan Hasol,Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü,a.g.e.) (Editörün notu)

***

1-30 Ağustos 1920'de gezilmiş ve fotoğraflanmış:bkz.A. Kalantar,Armenia from the Stone Age to the Middle Ages,Neuchatel-Paris,1994,s.84-89,resimler 15 ve 16.
2-J.M. Thierry,"Notes sur des monuments arméniens de Turquie" [Türkiye'deki Ermeni Anıtları Üzerine Notlar],Revue des Etudes Arméniennes (REArm.NS),c.2,Paris,1965,s.165-184.
3-Desen,kâğıt üzerine çini mürekkebi,12*17 cm.,Contes arméniens dergisi için çizim,1929,Ressam Martiros Sarian Evi Müzesi,Yerevan.
4-Başlıca tarihi başvuru kaynaklarını yazalım:N. Sargisean,Küçük ve Büyük Ermenistan Topografyası,Venedik,1864,s.208-214;L. Alisan,Sirak,Venedik,1881,s.126-130;Ayrarat,Venedik,1890,s.111-113;S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,Venedik,1907,c.2,s.177-181,s.v.Khtzkonk;J. Strzygowski,Die Baukunst der Armenier und Europa (Viyana,1918),s.104-106,252-253;T. Toramanyan,Ermeni Mimari Tarihi Konuları,Yerevan,1942-1948,c.1,s.310-311;c.2,s.131.
5-Özellikle şu yapıtlara bakılabilir:J.M. Thierry ve Patrick Donabédian,Les arts arméniens,Paris,1987,s.588-589;P. Cuneo,L'architettura armena (Roma,1988),I,n8 411,s.638-641;ayrıca bkz.Wikipedia makalesi:http://en.wikipedia.org/wiki/Khtzkonk_Monastery ve Ani sanal sitesi:http://www.virtualani.org/khtzkonk/
6-A. Kazaryan,"The Church of Surb Sargis (1024) in the Khtskonk Monastery and Shaping of the Medieval Order",Iran and the Caucasus dergisinde yayımlanacak.Yayımlanmasından önce makalenin incelenmesine izin veren A. Kazaryan'a teşekkür ederiz.
7-http://www.wmf.org/sites/default/files/wmf_publication/Ani in Context Report Final.pdf s.37-46;Ek A:Khtzkonk Monastery Assessment.
8-Bkz.Ortaçağ manastırlarının genel mekân örgütlenişini gösteren sinoptik çizim:P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,s.742-743.
9-Yalnızca Surp Sarkis Kilisesi kaynaklarda adıyla teşhis edilebilmekte,adları halktan sözlü olarak öğrenilen diğer kilise ve şapellerle ilgili bir karmaşa hüküm sürmektedir.Biz burada başvurduğumuz kaynaklarda genel kabul gören adları benimsedik.En uzaktaki şapelin adı bütün kaynaklarda Surp Krikor Lusavoriç olarak geçmektedir.
10-Kubbenin doğuda apsisin uçlarına,batıda ise çok az çıkıntı yapan iki paye üzerine oturduğu şapellere "kubbeli nef" adı verilir.Yapının tümü dikdörtgen bir çerçeveye oturur.İç mekân öylesine dardır ki,köşe şapellere yer kalmaz,bu da bu yapıların "kubbeli oda"/"kapalı haç planı" yapılarından temel farkıdır.Küçüklüğüne karşın,bu yapılar da içten haç planlıdır,dört kolun kesişimi çatı hizasında net biçimde görülebilir.Bkz.J.M. Thierry&Patrick Donabédian,Les arts arméniens,a.g.e.,s.600,"Kubbeli nefler".Bkz.ayrıca P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,levha s.729.
11-Kubbeli oda/kapalı haç plan çizimleri için bkz. P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,s.726-729.
12-A. Kalantar,Armenia from the Stone Age to the Middle Ages,a.g.e.,s.88.1920 tarihli raporunda,"uzunlamasına kaideler üzerindeki birçok haçkar"dan söz eder ve kendi ziyareti sırasında haçkarların artık yerinde olmadığını da belirtir.
13-S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.179-180.
14-S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.180.Avlunun küçüklüğü dolayısıyla ortasına yerleştirilen küçük haçkar anıtı,Surp Krikor Şapeli'nin kuzeydoğu ucuna neredeyse bitişik duruyordu.
15-L. Alisan,Sirak,a.g.e.,s.129-130;S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.179;A. Kalantar,Armenia from the Stone Age to the Middle Ages,a.g.e.,s.88.Bu Dikran'ın,1215'te başkentteki meşhur Surp Krikor Kilisesi'ni yaptıran Anili zengin tüccar Dikran Honents olduğunu iddia eder.Aynı kişi bu kiliseden hemen biraz evvel de Bekhents keşişhanesini yaptırmıştır (ki burada Khıdzgonk Manastırı'ndaki Surp Sarkis Kilisesi'ninkiyle akrabalığı su götürmez şemsiye biçimli kubbe külahları kullanılmıştır.)
16-S. Melik-Baxsyan,Ermeni İbadet Mekânları,Yerevan,2009,s.187,s.v.Khtzkonk.Surp Asdvadzadzin'in küçük narteksinin (giriş kapısı) 955'te yapıldığını belirtir,fakat kaynak göstermez.
17-Bu kapının arşiv fotoğrafları için:P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,s.782.Dokuzuncu yüzyıla ait bir giriş kapıları tipolojisi için:V. Harutyunyan,Ermeni Mimarlık Tarihi,Yerevan,1992,s.205,resim 55;ayrıca bkz. J.M. Thierry,L'Arménie au Moyen-Age [Ortaçağ'da Ermenistan],La-Pierre-qui-Vire,2000,s.325,resim D.
18-T. Toramanyan,Ermeni Mimari Tarihi Konuları,a.g.e.,c.1,s.311.Bu süslemedeki ince zevke ve işçiliğin niteliğine dikkat çeker.
19-L. Alisan,Sirak,a.g.e.,s.130.
20-T. Toramanyan,Ermeni Mimari Tarihi Konuları,a.g.e.,c.1,s.310-311.Daha o tarihte Surp Stepannos dediği bu kiliseyi "onuncu yüzyıl öncesine" tarihlemeyi öneriyordu ve onda "eski geleneksel biçimlerin" anıştırmasını görüyordu,tıpkı hemen ondan az sonra,893'te yapılan Şirakavan'da olduğu gibi.
21-L. Alisan,Sirak,a.g.e.,s.129.1006 ile 1036 arasında tereddüt eder.Aynı yazar,1890 tarihli yayınında (s.113) artık yalnızca ilk tarihi vermektedir.Kitaplarının ilkinde bu kiliseyi Surp Stepannos diye adlandırır (ikincisindeyse,görünen o ki,aynı kiliseye Surp Asdvadzadzin adını verir),onun dışındaki yazarlar Surp Garabed'e adanmış olduğunu kabul eder;biz de bu adı kullanıyoruz.
22-S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.178.Bu yazar (belki de kraliçenin Ani Katedrali'nin tamamlanmasında oynadığı role dayanarak) restorasyonun Gagik'in eşi Kraliçe Katranide'nin talimatıyla yapılmış olduğunu ileri sürer.
23-P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.1,s.232,n8 98.Kısmen veya tamamen içte yonca planları karşılaştırabilmek için,özellikle de Zarinj (n8 98) ve Khıdzgonk Surp Garabed için (n8 411):P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,s.720-721.A. Kazaryan ise,dokuzuncu ve onuncu yüzyıllara ait çizgilerin varlığını teslim etmekle birlikte,bu eseri yedinci yüzyıla tarihlemeyi yeğler.Bunu yaparken de gene kendisine ait daha eski bir tahmini gerekçe gösterir:Benzer bir şemsiye biçimli külah ile burgulu sütunlarla bezeli bir tambur yedinci yüzyıla tarihlediği Pakaran ve Eçmiadzin'de de bulunmaktadır.Bkz.A. Kazaryan,The Cathedral of Holy Ejmiacin and the Eastern Christian Architecture of the 4th-7th Centuries (İngilizce özet eşliğinde Rusça),Moskova,2007,s.102,168-169;ayrıca bkz.Church architecture of the 7th century in Transcaucasian countries,c.2 (İngilizce özet eşliğinde Rusça),Moskova,2012,s.228-229.
24-Patrick Donabédian,L'agé d'or de l'architecture arménienne,VIIe siécle [Ermeni Mimarisinin Altın Çağı,VII. yüzyıl] Marsilya,2008,özellikle s.120-121,159,187,264.
25-A. Kazaryan,The Cathedral of Holy Ejmiacin and the Eastern Christian Architecture of the 4th-7th Centuries,a.g.e.,s.79-84,98-104,107,168-170;A. Kazaryan,Church architecture of the 7th century in Transcaucasian countries,a.g.e.,c.2,s.333-334,343,362,368.
26-Patrick Donabédian,"Parallélisme,convergences et divergences entre Arménie et Géorgie en architecture et sculpture architecturale-I",[Ermenistan ile Gürcistan'ın Mimarileri ve Mimari Heykeltraşlıkları Arasındaki Örtüşmeler ve Ayrımlar] L'Europe et le Caucase,Les relations interrégionales et la question de l'identité.Actes du colloque,sous la dir. de M. Dokhtourichvili vd.,Tbilissi,2012,s.215-269,burada s.249-250.Bkz.ayrıca A. Kazaryan,The Cathedral of Holy Ejmiacin and the Eastern Christian Architecture of the 4th-7th Centuries,a.g.e.,s.173-174.
27-Birçok araştırmacı (bu satırların yazarı da dâhil) Anili Samuel vakayınamesinin eski basımına dayanarak bugüne değin 1027 veya 1029 tarihini veriyorlardı.Anili Samuel,"Tarihçilerin Yazdıklarından Derlemeler",(yayımlayan) A. Ter-Mik'elean,Vatarsapat,1893,s.106.Ancak bu vakayınamenin yeni eleştirel basımını inceledikten sonra bu tarihi 1024 olarak düzeltmek mümkün oldu:"Anili Samuel ve Ardılları","1776 tarihli Adam Vakayınamesi",eleştirel basım,(araştırma ve yorumlar) K. Matevosyan,Yerevan,2014,s.183.Bkz.ayrıca K. Matevosyan,"Ani-Şirak Tarihinin Sayfaları",Yerevan,2010,s.220-221.
28-Kökeninde imparatorun giysi dolabından sorumlu saray görevlisi anlamına gelen bir Bizans unvanı.
29-Bu prensin Pakraduni hanedanının ortadan kalkmasına neden olan Bizans yanlısı faaliyetleri ile ilgili:A. et J.-P. Mahe,Histoire de l'Arménie des origines a nos jours [Başlangıcından Günümüze Ermenistan Tarihi],Paris,2012,s.168-170.Anili Samuel'in Vakayınamesi'nin eleştirel basımında (2014,s.391,dn.223),K. Matevosyan bu kişiyle ilgili özel bir not yazmıştır.
30-L. Alisan,Sirak,a.g.e.,s.126-127.
31-L. Alisan,Sirak,a.g.e.,s.127;S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.179.
32-Ermenistan'da yapılar genellikle kayalık zemine oturur,kuşkusuz inşaat ustaları bu nedenle duvarların altına temel inşa etme gereği duymuyordu:Patrick Donabédian,"Les architectes de l'Arménie médiévale usaient-ils de dispositifs parasismiques?" [Ortaçağ Ermeni Mimarları Depreme Karşı Tertibat Geliştirmiş miydi?] Revue des Etudes Arméniennes 34,Paris,2012,s.169-242,burada s.173.Bu örnekte,kuzeydoğu ucundaki kaba biçimde düzlenmiş üç büyük bazalt kütlesi de Ermenistan'da görebileceğimiz az sayıda erken dönem Hristiyanlık yapılarınınkiyle benzerlik sergilemektedir;örneğin Ereruyuk bazilikasının kuzey iç duvarında olduğu gibi.
33-Plan tablolarına bkz.P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,s.724-725.
34-J.M. Thierry,L'Arménie au Moyen-Age,a.g.e.,s.97.
35-Patrick Donabédian,L'agé d'or de l'architecture arménienne,VIIe siécle,a.g.e.,s.192.
36-Zuart'noc' çapıyla da (36 m.) Anastasis'a (36,5 m.) yaklaşıyordu.
37-A. Alpago-Novello vd.,Art and Architecture in Medieval Georgia [Ortaçağ Gürcistan'ında Sanat ve Mimari],Louvain-la-Neuve,1980,n8 47,s.351-353.
38-N. Tokarskii,Dördüncü ve Ondördüncü Yüzyıllar Arası Ermeni Mimarisi,Yerevan,1961,s.209.Yazar dış biçimlerinin Surp Sarkis'le benzerliğinin altını çiziyor.
39-J.M. Thierry&Patrick Donabédian,Les arts arméniens,a.g.e.,s.486.
40-Yukarıda alıntıladığımız 1033 tarihli kitabe (bkz.dn.30).Ayrıca bkz.S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.178;J.-P. Mahe,Histoire de l'Arménie des origines a nos jours,a.g.e.,s.168.
41-Onüçüncü yüzyıl tarihçisi,Anili Samuel'in cümlesini (bkz.yukarıda dipnot 27) neredeyse sözcüğü sözcüğüne alır.Giragos Kadzsagec'i,Ermenistan Tarihi,(édit.) K. Melik-Ohanjanyan,Yerevan,1961,s.89.
42-Patrick Donabédian,L'agé d'or de l'architecture arménienne,VIIe siécle,a.g.e.,s.191,195-196,261-263.
43-Patrick Donabédian,L'agé d'or de l'architecture arménienne,VIIe siécle,a.g.e.,s.196,255-256.
44-L. Alisan,Sirak,a.g.e.,s.129-130;S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.,c.2,s.179.
45-N. Tokarskii,Dördüncü ve Ondördüncü Yüzyıllar Arası Ermeni Mimarisi,a.g.e.,s.204,209.
46-P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,c.2,s.760-761.Hariç'in akroterion modeliyle ilgili olarak,bu yapıda aslında şemsiye biçimli külah bulunmadığı,bu ögenin restorasyonda eklendiği belirtilmektedir.Bunun aksine,Halarcin'in sunak-modelinde,belki kilisenin sahip olduğu fakat artık yerinde bulunmayan bir külah görülür.Noravank'ta da durum budur.Ayrıca bkz.Eçmiadzin'de korunmuş iki akroterion-modeli bulunuyor:A. Kazaryan,The Cathedral of Holy Ejmiacin and the Eastern Christian Architecture of the 4th-7th Centuries,a.g.e.,s.104,resim 93.
47-Bkz.yukarıda,dipnot 37.Dairesel ve kıvrımlı bir çatı Gürcistan'da,Bocorma'da ve Ani'deki Hovui Ekeghetsi'de (Çoban Kilisesi) de görülür.Belki bir ölçüde Manglisi'nin ve Halbat çan kulesinin çatı biçimlerini de buna yaklaştırabiliriz.
48-Bu konudaki bir not için bkz.P. Cuneo,"Marmasen et l'école d'Ani" [Marmaşen ve Ani Ekolü],REArm XXIII,Paris,1992,s.419-471,burada dipnot 39 (ve 41),s.433.
49-Bu manastırla ilgili olarak özellikle bkz. J.M. Thierry&Patrick Donabédian,Les arts arméniens,a.g.e.,s.553-554 ve P. Cuneo,L'architettura armena,a.g.e.,n8 120,s.260-264.
50-H. Petrosyan,Khatchkar,Yerevan,2008,s.121,142-144,150,158,161-162,245,250,258,343,361.Yapıtlarında bu yapı türünden kısaca söz edilir.Khıdzgonk'taki iki anıt da burada gene kısaca işlenmiştir.s.119-121.
51-H. Petrosyan,Khatchkar,a.g.e.,s.113-123.
52-S. Ep'rikean,Dictionnaire illustré de la patrie,a.g.e.
53-T. Toramanyan,Ermeni Mimari Tarihi Konuları,a.g.e.,c.1,s.311.Bu iki anıtın süslemelerinin güzelliğini ve işçiliklerinin iyiliğini vurgular.
54-A. Kalantar,Armenia from the Stone Age to the Middle Ages,a.g.e.,s.87.
55-Bu konuda S. Tekir'in "depremle birlikte kaya ve çakıl taşlarının yolları kapatması nedeniyle kurtarma ekiplerinin afet alanına ulaşamadıklarını" belirten çalışması okunabilir:http://www.academia.edu/1961232/ Kars ve Çevresinde Depremler (1924-1941),özellikle s.431-432:"1935 Digor Depremi".Bkz.ayrıca Ani in Context (yukarıda,dipnot 7),s.41.1936,1938,1941,1962,1972,1975,1976,1983 ve 1988 depremler dizisini anımsatır.
56-Sovyet Ermeni Ansiklopedisi,Yerevan,1979,c.5,s.55-56,s.v.Khtzkonk.Yaklaşık 1950,tanıklıklara dayanılarak.
57-Yukarıda alıntıladığımız Wikipedia ve Virtual Ani makaleleri yukarıda,dipnot 5.Bkz.ayrıca Ani in Context (dipnot 7),s.38.
58-S. Melik-Baxsyan,Ermeni İbadet Mekânları,a.g.e.,s.187.
59-J.M. Thierry,"Notes sur des monuments arméniens de Turquie",a.g.m.,s.170.
60-J.M. Thierry,"Notes sur des monuments arméniens de Turquie",a.g.m.,s.171.
61-Bu satırların yazarı 1980'de çektiği fotoğrafları kendisiyle paylaşan Michel Basmadjian'a teşekkür eder.
62-Yazar,1988 depreminin verdiği zararları (kubbenin tepesindeki delik ve tamburun alt çemberinin dört ekseninde bulunan taş veya taş parçalarının düşmesi) gösteren 1986 ve 2005 tarihli fotoğraflar için Virtual Ani internet sitesinin yazarı Steven Sim'e teşekkür eder.
63-Virtual Ani internet sitesinde söylenenlerin aksine.
64-Kars İl Yıllığı/1967,Ankara,1967,s.97 ve 205 (aynı fotoğraf iki defa basılmış.)
65-Ani in Context Raporu (dipnot 7),s.45,başlık "Acil Tedbirler".

*Patrick Donabédian,Kurtarılması Gereken Bir Anıt:Khıdzgonk Surp Sarkis Kilisesi;(çev.) Ali Bilgin,Toplumsal Tarih,Sayı:258,Haziran 2015,s.36-53.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder