21 Mayıs 2015 Perşembe

Şarkiyat Çalışmalarını Yapıbozumuna Uğratmak ya da Ortadoğu Çalışmalarını Dekolonize Etmek/Yrd.Doç.Dr.Talin Suciyan&Dr.Christl Catanzaro*

3-4 Şubat 2015 tarihlerinde Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi'nde "Deconstructing Oriental Studies (Şarkiyat Çalışmalarını Yapıbozumuna Uğratmak)" başlıklı bir atölye çalışması düzenlendi.

Bu atölye çalışmasına giden yolun taşları Dr.Christl Catanzaro ile birlikte kış döneminde kendi çalışmakta olduğumuz enstitünün ve Almanya'da Şarkiyat (Orientalistik) çalışmalarının tarihi üzerine düşünmeye başlamamızla döşendi.Bu çerçevede,kendi enstitümüzde kürsü başkanlığı yapmış olan kişileri biyografileriyle,yaptıkları çalışmalarla yakından tanımaya,yayınlarıyla ilgili eleştirel bir bakış açısı geliştirmeye çalıştık.Bunu yaparken postkolonyal kuramdan,filoloji ile ulus inşasının ilişkilerinden,akademik disiplinlerin oluşması ile güç ilişkilerinin bağlantısından ve elbette ki inkârdan bahsettik.Bu tercihin sebebi,Almanya'daki Şarkiyat çalışmalarında kurumsallaşma şeklinde gördüğümüz belli kalıplardı.Bu bölümlerin çalışmalarının dilbilim ve teoloji bağlantılarıyla kurulup genel anlamda "teoriden ve metodolojiden muaf" bölümler olarak ortaya çıktığını;Almanya genelinde bütün enstitülerin kendilerine göre farklı tarihsel dönemlere öncelik verip birbirinden oldukça farklı içeriksel vurgular yaptığını;bunun yanı sıra Almanya'daki Şarkiyat çalışmalarının temel materyallerinin metinler olduğunu,bu metinlerin de filolojik geleneği eleştirel bir okumaya tabi tutmadan yeniden üreten bir yol izlediğini gördük.Burada bir tercih olarak sosyal bilimlerin son yarım yüzyılda ürettiği kavramsal çerçeveye yapılan atıfların azlığı ya da yokluğu dikkat çekiciydi.Ayrıca,Ortadoğu enstitülerinde konu edilen grupların tarihlerinin tarih bölümlerindeki çalışmalara dâhil edilmemesinin ve bu enstitülerin farklı üniversitelerde farklı anabilim dallarının altında kategorize edilmesinin sebeplerini tartıştık.Böylelikle,düzenlediğimiz atölye çalışması bu bir dönemlik dersin sonunda tamamlayıcı bir nitelik taşıdı.

Açılış konuşmasını kürsü başkanı sıfatıyla Christoph K. Neumann yaptı.Neumann,Yakındoğu araştırmalarının aslında bir disiplin olmadığını,çünkü bir disiplinin kendini incelediği konuyla değil,araştırmada kullandığı metodolojiyle tanımlaması gerektiğini söyledi.Neumann'a göre,Edward W. Said'in 1978'de ünlü ve önemli,ancak bir o kadar da sorunlu bulduğu "Şarkiyatçılık" adlı kitabındaki söylem tahlilinden beri "Oryantalist" veya "Şarkiyatçı" diye bilinen yaklaşım bir metodolojinin zeminini oluşturmadığı için,o döneme kadar yapılan çalışmaların birçoğuna yöneltilebilen eleştiriler de disipliner olamamış,daha ziyade haklı fakat Neumann'a göre uzun vadede heyecan uyandırmayan siyasi eleştiriler olarak kalmıştı.Neumann eski çalışmaları ırkçı,Avrupa merkezli,cinsiyetçi,sömürgeci veya ötekileştirici sıfatlarıyla tenkit etmenin doğru ve kolay olduğunu,ancak bugün de eleştirel olmak isteyen bir akademisyenin ilk önce özeleştiriye muhtaç olmaya devam ettiğini vurguladı.Yetmiş sene sonra kendi araştırmalarının aynı kolaylıkla yetersiz olarak görülmesini istemeyen bugünün Yakındoğu araştırmacılarının son tahlilde geçmişteki çalışmalara dayanması gerektiğini,yapıbozuma uğratılması gerekenin ise daha ziyade kendi çalışmaları olduğunu söyledi;sempozyumun amacının bu bakımdan geçmişten çok bugüne yönelik olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Christl Catanzaro yaptığı giriş konuşmasında Almanya'daki Şarkiyat çalışmalarının esasen kurumsal ya da akademik olarak -bu bölümlerin kendi önceliklerine uygun biçimde- dilbilim,teoloji,siyaset bilimi ya da tarih gibi bölümlerin metodolojik ve kurumsal çerçevesine dâhil edilmesini daha akla yakın bulduğunu söyledi.Talin Suciyan da 2008 yılından bu yana Türkoloji alanında kadrolu çalışan ve doktorasını ağırlıklı olarak Ermeni kaynaklarıyla Türkiye tarihi üzerine yazmış bir Ermeni kadın olarak deneyimlerinin -bu deneyimler arasında sözlü ırkçı saldırılar,iftiralar ve üniversite idaresine yapılan şikâyetler de var- tesadüfi değil yapısal olduğundan ve yapısal sorunların da ancak bu temelde sorunsallaştırıldığı takdirde anlamlı çözümlere kavuşabileceğinden bahsetti.

Leibniz Avrupa Tarihi Enstitüsü'nden Dr. des. Denise Klein,"Osmanlı Dünyasını Çalışmak:Kategorizasyon ve Alternatif Stratejiler" başlığıyla yaptığı sunumda,Osmanlı tarihçiliğinden çıkıp bir Yeniçağ tarihi bölümünden doktorasını almaya çalışmasının nasıl bir deneyim olduğunu anlattı.Tarih bölümünde "bölgesel tarihçilik" olarak görülen Osmanlı tarihçiliğiyle nasıl alay edildiğini ve neyi nasıl yaptığını sürekli meşrulaştırmak zorunda bırakıldığını aktardı.Osmanlı çalışmalarının Anglo-Amerikan akademik dünyasındaki gelişmelerinden bahseden Klein,bu gelişmelerin Almanya akademisiyle ilişkisinin asgari düzeyde kaldığına dikkat çekti;bunun aşılması için birlikte çalışma girişimlerinin artırılması ve bölümler arasındaki duvarların kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.

Bölümler arasındaki mesafelerin aşılmazlığına ya da ne kadar zor aşılabilir olduğuna bir örnek olarak,Ruhr Üniversitesi'nden Prof.Dr.Mihran Dabagh sözlerine ilk kez Şarkiyat çalışmaları tarafından bir konuşmaya davet edildiğini söyleyerek başladı.Krikor Beledian'ın "Nisan" adlı şiirinden esinlenerek "Daima Etrafında Dönen ve İsimsiz Kalan:İnkâr,Disiplin ve Araştırma Desteklemenin Bağlamının Sorunsallaştırılması" başlıklı sunumunda Dabagh,Alman akademisinde,içinde "Ermeni Soykırımı" geçen projelerin desteklenmesinin nasıl engellendiğini ve soykırım kelimesini kullanmamak için yeni bir dil üretme seferberliğine girişildiğini,son yıllarda yayımlanan ve Birinci Dünya Savaşı'nı konu alan Alman tarihçilerin kitaplarında 1915 ve Ermeni Soykırımı'yla ilgili kullanılan cümlelerden ve kelimelerden örnekler sunarak anlattı.Avrupa'da soykırımın akademik ve toplumsal alanı meşgul eden önemli bir konu olduğuna dikkat çeken Dabagh,Ermeni Soykırımı durumunda ise konunun uyuşmazlık çözümü paradigmasına sıkıştırılıp,kurban ile fail arasındaki ilişkiye simetrik bir düzlemde yaklaşıldığına dikkat çekti.

Philipps Üniversitesi'nden Dr.Achim Rohde "Asyalılar Avrupa'da:Alman-Yahudi Tarihini Postkolonyal Mercekten Okumak" başlıklı konuşmasında Yahudi çalışmalarını postkolonyal ve/veya Şarkiyatçılık sonrası çalışmalar bağlamında değerlendirdi.Onikinci yüzyıldan başlayarak Yahudilerin Hristiyanların düşünce dünyasında dışarlıklı "ötekiler" olmadığını,daha ziyade kutsal topraklarla özdeşleşmiş ve bunun için de Avrupa ile yakın ilişki içinde bulunan bir grup olarak değerlendirildiklerini anlattı.Onyedinci yüzyılda teolojiden ayrılan Şarkiyat çalışmalarının,aydınlanma felsefesinin bir sonucu olarak,Yahudileri Şark'la Hristiyanları ise modern Avrupa'yla özdeşleştirmeye başlamasıyla bu iki kesimin birbirine karşı konumlandırıldığını aktardı.Yahudi Soykırımı'nın ardından,yirminci yüzyılda Yahudi çalışmalarının kendini kısmen Şarkiyat çalışmalarından özgürleştirmiş olduğunu söyleyen Rohde,bu bağlamda "beyazlaştıklarını" ve tarih disiplininin bir parçası olabildiklerini söyledi.

Berlin Özgür Üniversitesi'nden Dr.Bilgin Ayata,"Şarkiyatçılık Çalışmalarını Yapıbozumuna Uğratmak ya da Dekolonize Etmek:Almanya'da Kürt Çalışmaları" başlıklı konuşmasında Kürt çalışmalarının da Ermeni çalışmaları gibi marjinalleştirildiğini,sayısı 2 milyona ulaşan bir Kürt diasporasının varlığına rağmen bu konudaki araştırmaların çok az olduğunu söyledi.1920'lere kadar Berlin'de Kürtçe'nin üniversitede öğretildiğine,ancak bunun daha sonraki dönemde kaldırıldığına dikkat çekti.Atölye çalışmasının başlığına ilişkin Ayata,kolonyal bir anlamı olan "Şarkiyat çalışmaları" tanımının kullanılmaması,yapıbozumun ötesine geçilmesi ve bu alanın dekolonize edilmesi gerektiğini söyledi.

Son olarak,Berlin Özgür Üniversitesi'nden Felix Wiedemann "Şarkiyat Çalışmaları Kolonyalizmin Ruhundan mı Doğdu?" başlığıyla yaptığı sunumda Şarkiyat çalışmaları ile kolonyalizm ilişkisini tartıştı.Wiedemann,seyyahların ve askerlerin yazdıklarından yola çıkarak,onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda ötekilik yapılarının yerel ve dönemsel farklılıklar gösterdiğini,belli bir algı kalıbının öne çıktığını ancak bunların kolonyalizm için yeterli olmadığını söyledi.Şark'ın sıklıkla başka bir kültür olarak tanımlandığını,bununla beraber "beyaz" da olabildiğini,hattâ bazı Yahudi yazarların Almanlardan daha da yakın addedildiğini söyledi.Wiedemann Şarkiyatçılar,klasik filologlar ve eski dönem tarihçilerinin,Yunan ve Roma'yı medeniyetin kaynağı olarak görüp görmemelerine ve Avrupa karşıtı bir anlatıyı ne kadar benimsediklerine bağlı olarak birbirinden ayrıldığını aktardı.

Atölye çalışmasında dönem boyunca derse katılan öğrencilerden Asita Scherrieb,enstitü tarihi üzerine yaptığı çalışmayı anlatan kısa bir sunum yaptı.Prof.Hans Joachim Kissling ile Nihal Atsız'ın 1950'li yıllara dayanan dostluğu ve daha sonraki yıllarda Bedriye Atsız'ın enstitü tarihindeki yeri ve sosyal ilişkileri üzerine konuşan Scherrieb'in sunumu,bu alanda yapılması gereken ne kadar çok çalışma olduğunu da ortaya koydu.

Calouste Gulbenkian Fonu'nun (Lizbon) desteğiyle gerçekleştirilen bu atölye çalışması Almanya'daki Şarkiyat çalışmalarının kurumsal bir eleştirisi olma özelliğini taşıyordu.Gerek bir dönem boyunca verdiğimiz ders,gerekse bir buçuk günlük hararetli tartışmalar,özellikle de Ermeni ve Kürt çalışmalarının marjinalleştirilmesi ve genel olarak Şarkiyatçılık alanının kolonyalizmle ilişkisine dair aktarılan düşünceler,bu konuda daha yolun başında olduğumuzun,kurumsal olarak pek az sorgulanmış bu alandaki deneyimlerimizden öğrenecek çok şeyimiz olduğunun açık bir kanıtıydı.Bu tür çalışmaların daha geniş bir zemin bulmasını umuyoruz...

*Yrd.Doç.Dr.Talin Suciyan&Dr.Christl Catanzaro,Şarkiyat Çalışmalarını Yapıbozumuna Uğratmak ya da Ortadoğu Çalışmalarını Dekolonize Etmek,Toplumsal Tarih,Sayı:257,Mayıs 2015,s.24-[25].

***

Tehcir Anlatıları

"O zamanlar Halide Edip Hanım [Adıvar],Ermeni politikasını tenkid eden birkaç kişinin başında idi.Türk Ocağı'nda bir de konferans vermiş olduğunu hatırlarım.
Ziya Gökalp ise Türk Ocağı'nı Hamdullah Suphi ve Halide Hanım'dan kurtarmak ister,Hamdullah için:
-'Fertçi',Halide Hanım için de:
-'Bozgun edebiyatı yapıyor',derdi.
Ziya Gökalp fırka için itikadlaştırmak istediği esas fikirleri on emire benzer,bir şiir kitabında toplamıştır.Merhum bu kitabında Allah'tan,Peygamber'den,Talât'tan ve Enver'den bahseder ve fırkanın yalnız bu iki şahsiyetini putlaştırır.
Ona göre Cemal Paşa da fertçi idi...
Ben o aralık İstanbul'da idim.Kumandandan Halide Hanım'la onun beğeneceği birkaç Türk terbiyecinin Şam'a gelmeleri için uğraşmaklığımı tavsiye eden bir telgraf aldım.Halide Edip Hanım bir müddet düşündükten ve bir-iki kişiye sorduktan sonra İstanbul'dan ayrılmaya karar verdi.
Kadın hocalarla iki vagonu doldurmuştuk.İdeal kız mektebi için,Beyrut'ta Fransızların terkettiği bir bina ayrılmıştı.Suriye kızlarına yeni terbiye vermeye giden çarşaflı sörlerin hazırlık planlarını dinliyordum.
Adana'dan ileride bir istasyonda kompartımana rahmetli Baha[eddin] Şakir geldi.Halide Hanım'a takdim ettim.Kendisi Baha Şakir'in ismini ve ehemmiyetini biliyorsa da,Ermeni politikasında rolünün ne olduğunun o güne kadar farkında değildi.Baha Şakir ise gene o güne kadar bu işte kendisi gibi düşünmeyecek bir Türk milliyetperverine rastgeleceğini hatırına bile getirmemişti.
Uzun münakaşalardan sonra Baha Şakir trenden indi.Halide Hanım beni alıkoyarak:
-'Bana bilmeyerek bir katilin elini sıktırdınız',dedi.
Aşağıda vedalaştığımız Baha Şakir ise kulağıma eğilerek:
-'Senin gibi yetişecek kıymetli gençleri bu kadınla temas etmekten menetmelidir',diyordu..."**Falih Rıfkı Atay,Zeytindağı,İstanbul:1943,3. tabı,s.77-78.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder