21 Mayıs 2015 Perşembe

Perşembe Konuşmaları'nda Kenan Çayır,Ayşe Gül Altınay&Umut Azak/Sevim Çiçek*

Perşembe Konuşmaları'nın onikinci etkinliği 16 Nisan 2015'te gerçekleştirilen "Eğitimde 'Hassas Meseleleri' Ele Almak:1915 Örneği" başlıklı panel oldu.Kolaylaştırıcılığını İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi öğretim üyesi Ömer Turan'ın yaptığı panelde,yine aynı üniversitede öğretim üyesi ve Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEÇBİR) müdürü Kenan Çayır,Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Ayşe Gül Altınay ve Okan Üniversitesi öğretim üyesi Umut Azak yürüttükleri ufuk açıcı çalışmalardan ve derslerinden örnekler verdi.

Hassas meselelerin eğitim ortamlarında ele alınışına dair yapılan çalışmaların henüz yeterince yaygınlaşmadığını ve de derinleşemediğini biliyoruz.Panelde bu konuda Tarih Vakfı ve SEÇBİR'in ortaklığında ve kapalı gerçekleştirilen atölye hakkında kısaca bilgi verildi.1915'te yaşananlar özelinde hassas meselelerin eğitim ortamlarında ele alınmasına yönelik ve farklı üniversitelerden akademisyen ve sivil toplumdan temsilcilerin katılımıyla gerçekleşen böyle bir çalışmanın başlatılması umut verici bir gelişme.Ancak gerek geçmişteki benzer deneyimlerden hareketle,gerek varolan siyasi atmosfer nedeniyle bu tür çalışmaların sürdürülebilirliği ve akademinin dışına taşması noktasındaki eksiklikler tartışılması gereken konular.Tarih Vakfı'nın 2000'li yılların başından bu yana yürüttüğü çeşitli çalışmalar da bu tartışmaya bu tartışmaya dâhil edilebilir.Özellikle "Ders Kitaplarında İnsan Hakları" projelerinin Türkiye'de gerek eğitimin çeşitli kademelerinde,gerek sivil toplumda,gerek çeşitli siyasi mecralarda çok ciddi bir etkisi olduğu inkâr edilemez.Yine Tarih Vakfı'nın 2009-2010 yılları arasında yürüttüğü "Toplumsal ve Siyasal Çatışmaların Yaşandığı Toplumlarda Eğitimin Rolü Projesi" kapsamında "hassas meselelerin eğitim ortamlarında ele alınışına" dair yapılan örnek çalışmaların henüz yeterince yaygınlaşamaması,daha çok akademiyle sınırlı kalması,"Niçin yaygınlaşamıyor ve sürdürülemiyor?" sorusunun her daim güncel kalmasına neden oluyor.Bu alanda Tarih Vakfı ve SEÇBİR'in başlattığı atölyenin sürdürülebilir sistematik çalışmalara dönüşmesini ve akademinin dışında da yaygınlaştırılmasını diliyoruz.

Panelde Ayşe Gül Altınay onbeş ile otuz öğrencinin bulunduğu sınıflarda derslerin seminer şeklinde işlendiğini ve konuların haftalara göre değiştiğini belirterek,Ermenilere dair 2014'te bir öğrencisinin kendisine yazılı olarak sunduğu "Varolduklarını biliyorum ama kim olduklarını bilmiyorum;yanı başımdakilerden korkuyordum" geri bildirimi üzerinden beş-altı haftalık dönemlerde sarsıcı deneyimler yaşandığını örnekledi;dönüşüm süreçlerinde nelerin işe yaradığını özetleyerek,kullandığı materyallerden örnekler verdi.Derslerde Fethiye Çetin'in "Anneannem",Yahya Koçoğlu'nun "Azınlık Gençleri Anlatıyor" isimli kitapları,2005'te Nokta dergisinde Halil Berktay'la yapılan röportajı,"Salkım Hanımın Taneleri" filmini,Baskın Oran'ın iki metnini,Foti Benlisoy ve Arus Yumul'un konuyla ilgili çalışmalarını kullandığını belirtti.Ayrıca özellikle mağduriyet tanıklıklarını içeren hikâyelerin,kendi hayatlarımız ve ayrıcalıklarımızın sorgulanmasını sağlayacak kişisel itiraflarımızın ve konunun (1915'te yaşananlar) her dersin müfredatına dâhil edilmesinin sorunun eğitim ortamlarında tartışılmasını normalleştirebileceğine;özellikle gençlerin hikâyelerinin gençleri daha çok etkilediğine;ötekileştirilen kimliklerin güçlendirilmesinin,iyi örneklerin paylaşılmasının,bugünle ilgili sorumluluk almanın,meselenin günümüzde de devam ettiğine dair farkındalığı artırma ve gündelik hayatta neler yapılabileceğine dair bilinç geliştirmenin önemine vurgu yaptı.Tüm bunların yanında dersi veren öğretmenin kibirli bir dil kullanmaktan kaçınıp kendisinin sahip olduğu ayrıcalıkları da açık bir şekilde sorgulayarak,milliyetçilik ve ayrımcılık içeren söylem ve tutumlarını itiraf etmesinin dönüşüm sürecindeki rolüne dikkat çekti.

Kenan Çayır bu konuda SEÇBİR ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarından örnekler verdikten sonra "Ne oluyor da insanlar dönüşüyor?" sorusuyla "dönüştürücü öğrenme" konusunun altını çizdi.Düşünce,duygu ve eylemlerde derin bir yapısal değişimin bireyin kendi düşüncelerini,duygularını ve değerlerini amaçlı olarak sorgulamasıyla başladığına,ancak bunun için de güvenli bir öğrenme ortamının varolması gerektiğine vurgu yaptı.Ardından "Nasıl oluyor da dönüşüm başlıyor?" sorusunun yanıtını çeşitli başlıklar altında sıraladı:Bunlardan birincisinin kafa karıştırıcı ikileme düşme;ikincisinin korku,utanç ve suçluluk duygusuyla kendini sorgulama,kendi varsayımlarını oluşturma ve farklı seçenekler olduğunu farketme,yeni rol tasarımları oluşturma;üçüncüsünün kendi gibi olan insanların dönüşüm hikâyelerini duyma;dördüncüsünün yeni rol modellerini hayata geçirme ortamları yaratma olduğunu belirtti.Son olarak da "Soykırım'ın kabulü" gibi süreçlerin karmaşık olduğuna dikkat çekerek,dönüşümün uzun soluklu bir durum olduğunu ve kişiyi/kişileri hemen Soykırımı savunanlardan yana ya da ezilenlerden yana tavır koymaya davet etmeyip onlara zaman tanımak gerektiğini vurguladı.

Panelistlerden Umut Azak "öğrenme ve idrak" arasındaki farka dikkat çekerek,Ermenistanlı ve Türkiyeli gençlere yönelik Okan Üniversitesi Söylem Dönüşüm Merkezi ve Yerevan Genç Tarihçiler Derneği ortaklığında Ermenistan-Türkiye Normalleşme Süreci Fonu kapsamında gerçekleştirdikleri projeyi ve bu süreç boyunca neler yaşandığını paylaştı.Temel problemlerimizden birinin tarihe bakış açımız olduğuna,tarihe yalnızca bir "metin" olarak baktığımıza ve karşılaşmaların,buluşmaların bu bakış açısının değişiminde rol oynadığına vurgu yaptı.Yerevan'da tarihin ne kadar merkezi bir konumda olduğunu gözlemlediklerini,Yerevan'da daha çok dünü,İstanbul'da ise bugünü ve geleceği konuştuklarını belirtti.

Buluşmalarda sıra 1915'i konuşmaya geldiğinde Ermenistanlı grubun "Soykırıma maruz kaldığımızı anlatmak ve ispatlamaya çalışmak bizim için onur kırıcıdır" cümlesine karşılık Türkiyeli gençlerin ne "pişmanlık" ne "inkârdan" yana bir tavır koyduğunu,onların bu tavrı karşısında Ermenistanlı grubun "Biz şimdi ne konuşacağız?" sorusunu yönelttiğini,bunun da bir tıkanıklık yarattığını ve tıkanıklığın aşılmasında kolaylaştırıcı rolündeki kişilerin de kimi anlarda ne yapacaklarını bilemediklerini belirtti.Bu deneyimden hareketle böylesi durumlarda hangi yöntemle ne yapılması gerektiğine dair eksikliklere dikkat çekti.Ayrıca Türkiyeli grubun,kendilerinin Türkiye'deki çoğunluktan ve devletten farklı düşündükleri yönünde,Ermenistanlı grubun ise daha milliyetçi söylemlerle hareket ettiğini gözlemlediklerini ifade etti.Ermenistanlı grubun bu duruşunun İstanbul'daki Hrant Dink'i anma gününe birlikte katılıncaya kadar devam ettiğini,anma sırasındaki atmosferin Türklere yaklaşımlarında ciddi bir dönüşüm yarattığını,bazılarının gözyaşlarını tutamadığını ve Ermenistan'daki birçok insan gibi kendilerinin de "Hrant Dink'i anma günlerinin" devlet eliyle gerçekleştiğine dair yanlış bir inanca sahip olduklarını ancak durumun böyle olmadığını anladıklarını belirttiklerini ifade etti.

Umut Azak'ın katılımcılarla paylaştığı bu son durum bana Hrant Dink'in haksız yere yargılanmasına neden olan ve daha sonra da haince katledilmesine gerekçe olarak sunulan,Ermenilere çağrı yaptığı yazısını anımsattı.Bir öğretmen olarak naçizane görüşüm,gerek 1915 ve sonrası gerek 2007'den bu yana yaşananları anlamamız ve anlatmamızın Hrant Dink'e olan özlemi daha da büyüttüğü yönünde.Adına ne dersek diyelim,ister soykırım ister katliam ister büyük acı ister etnik temizlik,"hakikat" ne inkârla ne milliyetçi söylemlerle sıvanıyor.Gerek eğitim ortamları gerek diğer ortamlarda "hassas konuların ele alınışında" vicdana seslenen Hrant Dink gibi hakikat anlatıcılarına ihtiyaç var...

*Sevim Çiçek,Perşembe Konuşmaları'nda Kenan Çayır,Ayşe Gül Altınay&Umut Azak,Toplumsal Tarih,Sayı:257,Mayıs 2015,s.20-[21].

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder