22 Mayıs 2015 Cuma

İkinci Dünya Savaşı'nda Fransa'daki Türk Yahudilerine ne oldu?/İzzet Bahar*

1990'lardan sonra üretilen film ve benzer görsel ve yazılı eserlerde,Türkiye kökenli olup Alman işgali altındaki ülkelerde yaşayan Yahudilerin dönemin Türk hükümeti ve diplomatları tarafından büyük ölçüde himaye edilerek ölüm kamplarına gitmekten kurtarılması işlendi.Oysa Fransa'dan Auschwitz ve diğer ölüm kamplarına sevkedilerek hayatlarını kaybeden 1500'ü aşkın Türk Yahudisine gösterilecek saygı,dönemin olaylarını belgeler ışığında tarihsel gerçeklikle ortaya koymayı gerektiriyor.

İkinci Dünya Savaşı süresince Almanya ve Alman işgali altındaki Avrupa'da yaşayan Yahudiler çocuk,büyük,genç,yaşlı,kadın,erkek bakılmaksızın toplu bir soykırıma uğrarken,bu ülkelerde yaşayan Türk Yahudilerinin(1) akıbeti bilimsel tarihin gerektirdiği titizlikle ancak son yıllarda ortaya konmaya başlandı.(2) Şimdiye kadar bu konu kitaplarda,(3) medyada,zengin ve dramatik görsel efektlerle çekilen belgesel filmlerde,(4) hattâ popüler bir yazarın bir aşk hikâyesiyle süslenmiş sürükleyici romanında,(5) sözkonusu Yahudilerin dönemin Türk hükümeti ve diplomatları tarafından büyük ölçüde himaye edilerek ölüm kamplarına gitmekten kurtarıldığını anlatacak şekilde işlendi.Öyle ki,özellikle 1990'lardan sonra üretilen eserlerle,Fransa'daki Türk Yahudilerinin büyük bir çoğunluğunu oluşturan gayri-muntazam statüsündeki Yahudi vatandaşların korunduğu ve kurtarıldığı görüşü Türk toplumunun ortak bilincinde ve hattâ Yahudi dünyasında tartışılmaz bir gerçekmişçesine yer edindi.

Buna karşılık özellikle son yıllarda günışığına çıkan,savaş sırasında Türkiye'nin Fransa'daki diplomatik temsilciliklerinin kendi aralarında ve Dışişleri Bakanlığı ile yaptıkları resmî yazışmalar(6) ve değişik ülke arşivlerinde konuyla ilgili mevcut belgeler sözkonusu söylemin fazlasıyla abartılı olduğunu ve gerçek durumla pek de bağdaşmadığını gösteriyor.Savaş yıllarında Alman işgali altındaki Batı Avrupa'da tek faal diplomatik temsilciliğin bulunduğu Fransa(7) aynı zamanda Avrupa'da yaşayan Türk Yahudilerinin çok büyük bir kısmının bulunduğu ülkeydi.Dolayısıyla Fransa'daki yaklaşım ve uygulamanın belgeler ışığında değerlendirilmesi,dönemin Türk hükümetinin Almanya'nın hızla genişlemesiyle kendilerini Nazi idaresi altında bulan Yahudileri korumak veya kaderlerine terketmekle ilgili tutumunu görmemize imkân tanıyor.

Fransa'daki Türk Yahudileri

1940 Haziran'ında Almanya beklenmedik bir askeri stratejiyle Fransa'yı kısa zamanda kesin bir yenilgiye uğratıp Paris'e girdiğinde ülkede yaklaşık 13.500 Türk Yahudisi yaşamaktaydı.Bu Yahudiler Türkiye'den gitmeydi ve Fransız vatandaşlığına sahip değillerdi.Fransız hükümeti tarafından Fransa'da ikâmet eden yabancılara verilen kimlik belgelerinde de milliyetleri Türk olarak gözüküyordu.Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu,Başbakanlığa gönderdiği bir iletide sözkonusu Türk Yahudileriyle ilgili şu açıklayıcı bilgiyi veriyordu:"Fransa'nın meşgul arazisinde oturan Yahudi ırkına mensup tebaamızdan durumları muntazam olanların adedi tahminen 3.500 kadar ve durumları muntazam olmayanlar da 10 bine baliğ bulunmaktadır."(8) Menemencioğlu'nun yazısında "durumları muntazam olanlar" ve "olmayanlar" diye iki grup hâlinde tarif ettiği Türk Yahudileri,Fransa'daki konsolosluk ve elçilik yazışmalarında "muntazam vatandaşlar" ve "gayri-muntazam vatandaşlar" şeklinde de ifade ediliyordu.

"Durumu muntazam olmayan" veya "gayri-muntazam" vatandaş ne demek?

Vatandaşın muntazam mı gayri-muntazam mı olduğunun nasıl belirlendiği sorusunun cevabı için 28 Mayıs 1928 tarihinde kabul edilip 4 Haziran'da Resmî Gazete'de yayımlanan "Vatandaşlık Kanunu"na bakmak gerekiyor.Kanunun 10. Maddesi'nin son cümlesi,yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının bildirim işlemini zamanında yapmadıkları takdirde karşılaşacakları yaptırımı ortaya koyuyordu:"Ecnebi bir memlekette mukim oldukları halde beş seneden fazla bir müddet Türk şehbenderhanelerinde kendilerini tescil ettirmemiş olan Türkleri hükümet isterse vatandaşlıktan ıskat eder."(9) İşte,resmî yazışmalarda "durumu muntazam olmayanlar" veya "gayri-muntazam vatandaşlar" diye tanımlanan Yahudiler bu beş yıl içerisinde dış temsilciliklere kaydını yaptırma gereğini yerine getirmeyenlerdi.Burada üzerinde durulması gereken nokta,kanunun "Hükümet isterse vatandaşlıktan ıskat eder" cümlesindeki "isterse" kelimesi.Kanun mutlak,emredici ve zorunlu bir uygulama hükmü getirmiyordu;diğer bir deyişle,beş yıl içerisinde temsilciliklere kaydolmayı ihmal edenler otomatik olarak vatandaşlıktan çıkarılmak durumunda değildi.Yapılacak işlem tamamen inisiyatifin nasıl kullanılacağına bağlıydı;hükümet kendi isteği doğrultusunda,bu kişileri vatandaşlıktan çıkarırdı veyahut çıkarmazdı.Daha da önemlisi,"gayri-muntazam vatandaş" ifadesinin de açıkça gösterdiği gibi,bakanlar kurulu tarafından ıskat kararı yayınlanmadığı sürece bu kişiler hukuki açıdan hâlâ Türk vatandaşıydı.(10)

Gayri-muntazam vatandaşlar korunmuş muydu?

İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'da bulunan Türk Yahudilerini konu eden belgesel filmler ve Türkiye kökenli olmaları bir yana iki-üç kelime Türkçe öğrenebilenlerin bile koruma altına alınıp kurtarıldığını dile getiren eserler,bu insanların büyük bir çoğunluğunu oluşturan gayri-muntazam tabir edilen Yahudi vatandaşların korunduğu algısını yaratır.Oysa elimizdeki belgeler tam tersini,1928 Vatandaşlık Kanunu'nun olabilecek en olumsuz şekliyle uygulandığını,Türk hükümetinin ve Fransa'daki diplomatlarının sözkonusu Türk Yahudilerini korumayı kategorik bir şekilde reddettiğini gösteriyor.Yerimizin sınırlılığı nedeniyle,bu uygulamayı kanıtlayan birçok belge arasından sadece ikisini aktarmakla yetineceğiz.

Örneklerden ilki olan,Fransız hükümetine ait 24 Mart 1942 tarihli yazı,Compiégne toplama kampında bulunan 29 Türkiye kökenli Yahudi'nin,kanunun gerektirdiği şartları yerine getirmemeleri nedeniyle Paris'teki Türk Konsolosluğu'nca muntazam Türk vatandaşı olarak görülmediklerini ve koruma altında olmadıklarını belgeliyor.(11) Bu belgenin tarihi özellikle önemlidir.Savaş yıllarında Fransa'dan Auschwitz ölüm kampına giden tren kafilelerinden ilki 27 Mart 1942'de -yani belgemizin tarihinden üç gün sonra- Compiégne'den hareket etti.Washington'daki Holocaust Memorial Müzesi'nin arşivindeki bir listede bu belgede sözü edilen 29 kişinin kimler olduğunu görmek mümkün.Holokost kurbanlarıyla ilgili veri tabanlarında yapılacak basit bir araştırma bu Türk Yahudilerinin büyük bir kısmının 27 Mart kafilesiyle Auschwitz'e sevkedildiğini ve orada birkaç ay içinde öldüklerini gösteriyor.(12)

Uygulamayı gösteren ikinci örnek,Fransa'daki Türk büyükelçisi Behiç Erkin'in,Drancy kampında enterne edilmiş olan büyük oğlu Aleksandr Bali'nin kurtarılması için başvuran annesine yazdığı cevabi mektup.Bu belgede büyükelçi,küçük kardeşin yakında askere sevkedileceğini,tutuklu Aleksandr'ın ise muntazam vatandaş olarak kaydı bulunmaması nedeniyle "hakkında herhangi bir muamele ifasına imkân olmadığını" ifade ediyor.(13) İlginç olan,annenin büyükelçiye yazdığı başvuru mektubundan ve iliştirdiği "aile nüfusunun noterlik ve İstanbul vilayetince tasdikli suretinden" Menemen doğumlu kardeşlerden Aleksandr'ın henüz yirmi yaşında ve kardeşinden sadece bir yaş büyük olduğunun görülmesi.(14) Kardeşlerin amcaları tarafından büyükelçiliğe yazılan çarpıcı mektup ise Aleksandr'ın "Umumi ve Türk-Yunan harplerinde başçavuş sıfatıyla ifa-yı hizmet" etmiş bir babanın oğlu olduğunu gösteriyor.(15) Aleksandr Bali'nin kısa yaşamı,gönderildiği Auschwitz'de son buldu...

Neticede yukarıdaki örnekler paralelinde birçok belge 1928 Vatandaşlık Kanunu'nun,beş yıl kuralında varolan esnekliğe rağmen kararlılıkla en olumsuz şekilde uygulandığını ve Fransa'daki Türk Yahudilerinin büyük bir kısmının gayri-muntazam olarak nitelendirilip,ülkedeki Türk diplomatik temsilcilerinin himayesi altına alınmadıklarını kesin olarak kanıtlıyor.Ağustos 1988'de dönemin Paris büyükelçisi İlter Türkmen'in İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'daki Türk Yahudileriyle ilgili elçiliğe yapılan bir başvuruya verdiği yazılı cevap da bu olguyu doğrular.Türkmen yazısında elçilik arşivlerinde bulunan dosyalarda yapılan incelemelerin 1939'dan sonra vatandaşlık durumu gayri-muntazam olan veya konsolosluklarla temaslarını düzenli götürmeyen Türk Yahudilerinin korunmamış olduğunu gösterdiğini ifade eder.(16)

İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'da gayri-muntazam vatandaş statüsündeki Türk Yahudileri himaye edilmezken,durumları muntazam olarak görülenler nasıl bir koruma altındaydı?Bu soruya cevap arayışına geçmeden önce,savaşın hemen ilk yılında işgale uğrayan Fransa'daki Yahudilerin durumuna ve Nazi Almanya'sının ırkçı uygulamalarına bakmakta fayda var.

İşgal Fransa'sında Yahudi olmak

Fransa,Almanya tarafından işgal edildiğinde ülkede yaklaşık 350 bin kişilik bir Yahudi nüfusu vardı.Kompozisyon ilginçti;sözkonusu Yahudilerin neredeyse yarısından fazlası Fransa doğumlu değildi.Fransa'nın 1880'lerden itibaren benimsediği hoşgörülü ve liberal III. Cumhuriyet politikaları çerçevesinde ülkelerinde ayrımcı ve baskıcı uygulamalara maruz kalanlara kucak açması,Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra işgücü açığını kapatma ihtiyacıyla Doğu Avrupa'dan ve Akdeniz ülkelerinden gelenleri teşvik etmesi böyle bir göçmen Yahudi nüfusunun oluşmasının ana nedenleriydi.1933'ten itibaren Nazi Almanya'sından ve Avusturya'sından kaçıp gelenler de Fransa'daki Fransız olmayan Yahudi nüfusunu daha da kalabalıklaştırdı.Neticede 1880'lerde örneğin Paris'te 40 bin olan Yahudi nüfusu,1930'ların ikinci yarısında 150 binlere çıktı ve bu insanların 100 binden fazlası yeni gelenlerden oluşuyordu.

Almanya,Fransa'yı işgal etmesinin hemen ardından Yahudi karşıtı kanun ve kuralları hızla uygulamaya koydu.Bu çerçevedeki sosyal,kültürel ve ekonomik zorunluluklar sadece Almanya'nın askeri işgali altındaki kuzey bölgesinde değil,Vichy merkezli kukla bir hükümet idaresindeki Güney Fransa'da da günlük hayatı giderek daha fazla kısıtlar oldu.Asıl ölümcül uygulama ise 1942 Haziran'ından itibaren Fransa'dan Polonya'daki ölüm kamplarına gitmek üzere oluşturulan tren kafileleriyle başladı.1942 Haziran'ı ile 1944 Ağustos'u arasında 79 tren kafilesiyle toplamda 73.853 kişi Auschwitz'e ve diğer ölüm kamplarına sevkedildi ve gidenlerin sadece yüzde 3'ü hayatta kalabilmeyi başardı.(17)

Başlangıçta Almanlar Fransızlara kendilerini daha rahat hissettirebilmek ve tepki çekmemek üzere,trenleri Fransız olmayan Yahudilerle doldurmaya özen gösterdi.Yolcuların büyük bir kısmı "vatansız Yahudiler" grubuna giren,zamanında Almanya ve Almanya'nın topraklarına kattığı Avusturya,Polonya,Çekoslovakya,Litvanya gibi ülkelerin vatandaşı olan Yahudilerden oluşuyordu.Bu ülkelerin Yahudileri vatansız duruma düşmüştü ve Almanya onlara istediği gibi davranmakta kendini tamamen özgür hissediyordu.Fransız olmayan Yahudilerin ikinci kısmı Türkiye'nin de içinde bulunduğu İsviçre,İspanya,Portekiz,İsveç gibi tarafsız ülkelerin veya İtalya,Macaristan,Bulgaristan gibi Almanya'nın müttefiki olan ülkelerin vatandaşları durumundaki "yabancı Yahudiler" grubuydu.Almanya bu insanlara aynı rahatlıkla davranabilme özgürlüğüne sahip değildi;uluslararası teamüller,mütekabiliyet prensipleri ve savaşın getirdiği kritik dengelerden dolayı dikkatli olmak zorundaydı.Ayrımcı ve kısıtlayıcı davranmak ve daha da önemlisi bu grubu doğuya yapılan tren sevkiyatlarına dâhil etmek,bu ülkelerin her birinin bir çeşit rızasını,en azından sözkonusu uygulamalara göz yummalarını temin etmeyi gerektiriyordu.

Almanların işgal Avrupa'sındaki Türk Yahudileriyle ilgili Ankara'ya dayatması

19 Eylül 1942 tarihli bir Alman Dışişleri Bakanlığı iç yazışması Almanya'nın işgal altındaki Batı Avrupa'da yaşayan Türk Yahudileri konusunu nasıl Macar ve İtalyan Yahudileriyle birlikte ele aldığını gösteriyor.Yazışma Türkiye ve diğer iki ülke Yahudilerinin 1 Ocak 1943'e kadar ülkelerine dönmelerinin temin edilmesi için süre verilmesini,bu tarihten sonra geride kalacakların göreceği muamelelerin diğer ülkelerden gelenlere uygulanandan farksız olacağını öngörüyordu.(18) Sözkonusu teklif uygun görülmüş olacak ki,1942 Ekim'inin ikinci haftası Ankara'daki Alman büyükelçisi von Papen,Dışişleri Bakanı Menemencioğlu'nu ziyaret ederek Almanya'nın bu kararını Türk hükümetine bildirdi.Menemencioğlu'nun Başbakanlığa ilettiği Kasım 1942 tarihli yazı bu görüşme ve Alman dayatmasıyla ilgiliydi:

"Almanya Büyükelçiliği vekâletimize müracaatla,işgal altında bulunan Hollanda,Belçika ve Fransa arazisindeki ecnebi Yahudilerin türlü vesilelerle tespit edildiği vechile Almanya aleyhinde çalışmakta olduklarından bahisle Reich hükümetinin bu meşgul arazide ikâmet eden Yahudi ırkına mensup bilcümle yabancı devletler tebaasını 1 Ocak 1943'te tahliyeye karar verdiğini,oradaki Yahudi tebaamızın işlerini tasfiye ederek kendiliklerinden memleketlerine mevzubahis tarihten evvel dönmelerini temin için daha evvelden keyfiyeti ihbar ettiklerini,bu Yahudiler anılan tarihe kadar çıkmadıkları takdirde 1 Ocak 1943'te umum meyanında mecburi tahliyeye tabi tutulacaklarını...şifahen tebliğ ederek tarafımızdan gereken tedbirlerin ittihazile bu hususta alakadar elçilik ve konsolosluklarımıza tebligat yapılmasını iltimas eylemiştir."(19)

Menemencioğlu yazısında ayrıca,Almanya'nın sözkonusu Türk tebaası Yahudilerin "muntazam pasaportla müracaatları ve memleketlerine avdet edeceklerini beyan etmeleri üzerine kendilerine derhal vize verilerek Alman arazisinden geçişlerinde mümkün olan kolaylıkları göstereceğini" taahhüt ettiğini belirtiyordu.Almanların vermiş olduğu tarih,bir cevap alamamaları ve özellikle İtalyanların olumsuz yaklaşımıyla Mart 1943 sonuna ertelendi.Bu tarih aynı zamanda İspanya,Portekiz,İsveç gibi diğer tarafsız ülkelere ve Danimarka ve Finlandiya'ya verilen tarihle aynıydı.(20)

Alman dayatmasına karşı Türk hükümetinin tutumu

Türk hükümetinin Ocak 1943'te Marsilya eski liman bölgesinin Almanlar tarafından askeri bir operasyonla boşaltılması sırasındaki yaklaşımı,Alman dayatmasına karşı takınılan tutum hakkında ipuçları verir.Büyükelçi Erkin hatıratında olayla ilgili Ankara'ya yaptığı başvuruyu ve aldığı cevabı şöyle anlatır:

"Marsilya eski limanının boşaltılması sırasında açıkta kalan ve ekserisi Musevi olan tebaamız hakkında Ankara'yı haberdar etmiştim.Buna cevaben,'Buraya vagon kafile hâlinde Musevi göndermeyiniz' dediler.Ben de bu emri,eski liman hakkında yazdığım telgrafa cevap değil,re'sen bir emir telakki ettiğimi...bildirdim."(21)

Büyükelçi Erkin'in hatıratında verdiği bilgi son derece anlamlıdır,zira Paris'teki Türk Başkonsolosluğu'ndan elçiliğe gönderilen bir bilgilendirme yazısı Almanların Türkiye'ye dönecek olan Türk Yahudilerine geçiş vizesi vermesinin,tren kafileleriyle seyahat edilmesi şartına bağlı olduğunu gösterir.(22)

Mart 1943'te Türk hükümeti aldığı bir kararla Alman dayatması karşısındaki kesin tutumunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde belli etti;Fransa'daki konsoloslukların işlem yapma yetkileri ellerinden alınarak,"vaziyetleri düzgün de olsa" Yahudiler tarafından yapılacak her vize veya pasaport yenileme müracaatının değerlendirilmek ve onaylanmak üzere Ankara'ya gönderilmesi mecburiyeti getirildi.Paris Başkonsolosluğu'ndan Marsilya Başkonsolosluğu'na gönderilen 26 Ocak 1944 tarihli ileti,vize ve pasaport yenileme başvurularının Ankara'ya havale edilmesinin nasıl bir çıkmaz yarattığını ve durumları muntazam Yahudi vatandaşların Türkiye'ye dönmesini engellediğini gösterir:

"Meşgul mıntıkadaki bitaraf memleketler ve bu arada Türkiye tebaası Musevilerin memleketlerine iadeleri hakkında bir seneye yakın bir müddetten beri Alman makamlarının yapageldikleri taleplerin zamanında Hariciye Vekâleti'ne arzı üzerine 'Musevilerin kitle hâlinde memlekete avdetlerinin arzu edilmediği ve merkezden istizan edilmeden kendilerine vize verilmemesi' yolunda talimat alınmış ve bu talimat dolayısıyla,bütün bitaraf memleketler ve Almanya'nın müttefiki devletler tebaası Fransa'dan ayrıldığı halde bizim vatandaşlarımız Türkiye'ye iade edilmemişlerdir."(23)

Türkiye'nin Gronoble muavin konsolosu(24) tarafından Bohor Haim'e yazılan mektup,vize ve pasaport işlemlerinin talimat uyarınca Ankara'ya gönderilmesiyle konsoloslukların düzenli vatandaş durumundaki Türk Yahudilerinin müracaatlarını nasıl geri çevirdiğine örnektir:"Memlekete avdetinize müsaade edildiğine dair ait olduğu makamdan bir emir alınmamış olduğundan pasaportunuzun vize edilmesine imkân yoktur."(25)

Türkiye'nin Fransa'daki Yahudi tebaasına -muntazam durumda olsalar bile- vize vermemesi ve pasaport işlemlerini uygulamaması,1942 sonlarında Almanya'nın Türkiye'den giden Yahudilerin işgal Avrupa'sından ayrılmasının temin edilmesi yönündeki talebine ters düşmekteydi.1943 yılı içerisinde her seferinde artan bir rahatsızlıkla Türk hükümetine verilen son tarihler tekrar tekrar ertelendi.Nitekim Paris'ten Berlin'e Alman Dışişleri Bakanlığı'na gönderilen bir raporda Türkiye'nin hareketsiz kalarak hiçbir işlem yapmadığından yakınılır.(26) Bu arada Almanların işgal bölgelerindeki Türk Yahudilerine karşı tavırları gittikçe sertleşmekte,diğer ülke Yahudilerine yönelik davranışlarından farksız hâle gelmekteydi.Paris Başkonsolosluğu'ndan Berlin'deki Türk Büyükelçiliği'ne gönderilen bir ileti Alman yöneticilerin bu değişen tutumlarını aksettirir:

"1941 Ağustos'unda Yahudiler aleyhinde tatbikine başlanan toptan tevkif ve toplama kampına sevk tedbirleri sırasında muhtelif kamplara giren Türk vatandaşı Museviler,diğer bitaraf memleketler vatandaşları misali,1942 ilkbaharında serbest bırakılmışlardı.Ondan sonra yine vatandaşlarımız Başkonsolosluğun Alman ve Fransız makamları nezdinde müdahalesi takdirinde tahliye edilmekte idiler.Bundan birkaç ay önce Alman makamları herhangi ehemmiyetsiz bir bahane ile tevkif ve toplama kampına sevkolunan Türk Musevilerinin serbest bırakılması hakkındaki taleplerimizi,bir tazyik tedbiri olarak bu Musevilerin ancak Türkiye'ye iadeleri şartı ile tahliyeleri cihetine gidilebileceğini bildirmeye başlamışlardır."(27)

Başkonsolosun mesajında sözünü ettiği toplama kampı 700 kişilik kapasitesi olmasına karşın 7 bin kişinin birarada tutulduğu,Paris'in banliyösü Drancy'deki kamptı.Özellikle Temmuz 1943'te Almanların kampın idaresini üzerlerine almaları ve SS subayı Alois Brunner'in kamp komutanlığına getirilmesiyle yaşam şartları daha da acımasızlaştı.Drancy'de geçirilen her fazladan gün Auschwitz'e düzenlenen sevkiyatlardan birine dâhil edilme riskinin daha da artması demekti.

Fransa'daki durumları muntazam Türk Yahudilerine dönebilme izni veriliyor

Kasım 1943'te Almanların ısrarıyla sürüncemedeki Türk Yahudilerin çekilmesi konusunu bir sonuca bağlamak üzere Berlin'de Türk diplomatlarıyla bir toplantı düzenlendi.Bu ülkelerde bulunan vatandaş durumundaki Türk Yahudilerinin listelerinin verilmesi ve 31 Ocak 1944 sonuna kadar kafileler hâlinde çekilmelerinin sağlanmasında mutabık kalındı.Ankara'daki Alman büyükelçisi von Papen bu uzatmanın son olduğu,bir erteleme daha yapılmayacağı konusunda yetkilileri uyardı.Nihayet Aralık ayının son haftasında Dışişleri Bakanlığı,Fransa'daki büyükelçiliğine durumu muntazam olan Türk Yahudilerine vize verilmesi konusundaki yasağı kaldırdığını bildirdi.(28) Elimizdeki belgeler döneceklerin sayısının düşük tutulmasının arzu edildiğini(29) ve durumları muntazam olmasına rağmen sakıncalı olduğu düşünülen bazı grupların uygulamanın dışında tutulduğunu gösteriyor.(30)

Almanya'nın Batı Avrupa'daki Türk Yahudilerinin bulundukları ülkelerden ayrılmadıkları takdirde "mecburi tahliyeye" uğrayacaklarını bildirmesinin üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçtikten sonra,8 Şubat ile 23 Mayıs arasında sekiz tren kafilesiyle 414 kişi Türkiye'ye dönebildi.(31) Son kafile tarihi ile Müttefiklerin 6 Haziran 1944'te gerçekleştirdikleri Normandiya Çıkarması'nın ardından Paris'e girmeleri arasında sadece üç ay vardır.

Savaş yıllarında Türkiye doğumlu olup da Fransa'dan Auschwitz ve diğer ölüm kamplarına gönderilenlerin yıllara göre göreceli incelenmesi şimdiye kadar anlatılanların daha iyi anlaşılmasına yarayacak bir özet olarak görülebilir.Aşağıdaki grafiğin de gösterdiği üzere,sevkiyatların başladığı 1942 yılı,Türk Yahudilerinin diğer ülke Yahudilerine oranının en düşük olduğu yıldı.Türk Yahudileri Almanlar tarafından,tarafsız bir ülkenin vatandaşları olarak özel bir konumda ve koruma altında kabul ediliyordu;ülkeye dönmelerinin temin edilmesi,kalacak olanların farklı muamele görmeyecekleriyle ilgili bildirim 1942 sonlarında yapıldı ve 1943 yılı içerisinde birkaç defa uzatıldı.Ölüm kamplarına yapılan sevkiyatın rakamları 1943 yılı içerisinde Türk Yahudilerinin özel konumlarını kaybettiğini ve diğer ülke Yahudilerinden farksız bir şekilde ölüme gönderildiklerini gösteriyor.1944 yılı verilen sürelerin bittiği,vatandaş kabul edilen kişilerin listelerinin verildiği yıldı.En çarpıcı netice de bu yıla aittir.Fransa'nın işgalden kurtarılmasından önceki 1944 yılının ilk yedi ayı Almanların pervasızca hareket edebildiği,ölüm kamplarına giden trenlerde yer alan Türkiye doğumlu Yahudilerin oransal olarak en yüksek olduğu aylardı.

Sonuç

Dışişleri Bakanlığı belgelerinin incelenmesi İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türk hükümetinin Alman işgali altındaki Batı Avrupa'da yaşayan Türk Yahudilerini özel bir koruma arzusu ve çabası içinde olmadığını gösteriyor.Sözkonusu Yahudi tebaanın büyük bir kısmı 1928 Vatandaşlık Kanunu'nun en olumsuz şekliyle uygulanmasıyla gayri-muntazam vatandaş olarak tanımlandı ve diplomatik temsilcilikler tarafından himaye dışı tutuldu.Muntazam vatandaş durumunda olanların ise -kendileri için en güvenli seçeneğin Türkiye'ye dönmek olmasına ve Almanya'nın 1942 Aralık'ında Türk tebaası Yahudilerin dönmelerinin temin edilmesini,kalacak olanların "mecburi tahliyeye tabi tutulacağını" bildirmesine karşın- Türkiye'ye dönüşleri istenmedi;en kritik aylarda vize ve pasaport işlemleri askıya alınarak Türkiye'ye seyahat etmeleri önlendi.Ancak 1943 yılı sonlarında savaşın ne yönde sonuçlanacağının belirginleşmesi ve Almanya'nın daha fazla ertelenmeyen dayatmasının baskısıyla,birtakım sınırlamalarla da olsa muntazam durumdaki 414 Yahudi vatandaşın tren kafileleriyle dönmesine müsaade edildi.2011 yılında çekilen belgesel bir filmde Türkiye'ye trenle gelişlerini anlatan tanıkların büyük bir çoğunluğu işte bu kafilelerin henüz çocukluk veya ilk gençlik yıllarını yaşayan yolcularıdır.İlginç olan,sözkonusu film ve benzer görsel ve yazılı eserlerde -ki hepsi 1990'lardan sonra yapılmış ve yazılmıştır- belirli bir amaç güdülürcesine Fransa'daki Türk Yahudilerinin akıbetinin farklı bir söylem çerçevesinde gösterilmeye çalışılmasıdır.Oysa Fransa'dan Auschwitz ve diğer ölüm kamplarına sevkedilerek hayatlarını kaybeden 1500'ü aşkın Türk Yahudisine gösterilecek saygı,dönemin olaylarını belgeler ışığında tarihsel gerçeklikle ortaya koymayı gerektiriyor...

***

1-Türkiye asıllı olsalar da bulundukları Avrupa ülkesinin vatandaşlığına geçmiş olan Yahudiler bu makalede dile getirilen Türk Yahudileri tanımının dışındadır.
2-Bu konuda yayınlanmış iki akademik çalışma bulunmaktadır.Corry Guttstadt,Türkiye,Yahudiler ve Holokost (İstanbul:İletişim Yayınları,2012) ve İ. İzzet Bahar,Turkey and Rescue of European Jews (New York:Routledge,2015.)
3-Yayımlanmış kitaplara örnek olarak Stanford Shaw,Turkey and the Holocaust (New York:New York University Press,1993) ve Emir Kıvırcık,Büyükelçi (İstanbul:GOA Basım ve Yayın,2007) gösterilebilir.
4-Bu konuyu işleyen iki belgesel film çevrilmiştir.Birincisi 2001 yılında Amerikan Shenandoah firmasının yapımcısı olduğu ve Victoria Barrett tarafından çevrilen "Desperate Hours"tur.İkincisi,"The Turkish Passport" ilk defa 2011 yılı baharında Cannes Film Festivali'nde gösterilmiştir.Yapımcısı Inter Film adına Bahadır Arlıel,yönetmeni Burak Arlıel'dir.
5-Ayşe Kulin,Nefes Nefese (İstanbul:Remzi Kitabevi,2002.)
6-Sözkonusu Türk diplomatik yazışmalarıyla ilgili iki ana kaynak mevcuttur.Birincisi ABD'nde Washington şehrindeki Holocaust Memorial Müzesi'nde bulunan Stanford Shaw koleksiyonudur.Bu koleksiyon tarihçi Stanford Shaw'ın kitabını yazması için kendisine teslim edilen 400'e yakın belgeyi 1995 yılında müzeye teslim etmesiyle oluşmuştur.Diğer kaynak,emekli diplomat Bilal N. Şimşir tarafından 2010 yılı içerisinde iki cilt hâlinde basılan,konumuzla ilgili 399 belgeyi kapsayan "Türk Yahudiler" adlı eserdir.Ayrıca "The Turkish Passport" filminin tanıtım web sayfasında önemli kısmı diğer iki kaynakta olmayan 49 adet belge bulunmaktadır.Muhakkak ki şu anda ancak özel kişilerin faydalanabildiği ve araştırmacılara kapalı olan TC Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin açılması konuyla ilgili başka belgelerin de birinci elden araştırılmasına olanak tanıyacaktır.
7-Örneğin,Belçika'daki Türk vatandaşları da idari bakımdan Paris'teki Türk konsolosluğuna bağlıydı.
8-Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu'ndan Başbakanlığa,20 Kasım 1942.TC Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) 030.10.232.562.20.Menemencioğlu'nun vermiş olduğu sayının Alman işgal bölgesi olarak kabul edilen Kuzey Fransa ve güneydeki Vichy Fransa'sında yaşayan tüm Türk Yahudilerinin sayısı olarak görmek yerinde olur.Nitekim Marsilya ve Paris konsolosluklarının bölgelerinde yaşayan Türk Yahudilerinin sayısıyla ilgili 1943 baharında verdikleri rakamlar bu görüşü doğrular mahiyette.Ayrıca Vichy Fransa'sı da 11 Kasım 1942'de Alman işgaline uğrar.
9-Vurgu bana aittir.(İ.İ.B.)
10-Corry Guttstadt tarafından yapılan bir çalışma hükümetin de bu durumun bilinciyle 1941'den itibaren durumu muntazam olmayanları ıskat etme gayreti içinde olduğunu gösteriyor.Guttstadt,"Depriving non-Muslims of citizenship as art of the Turkification policy in the early years of the Turkish Republic:The case of Turkish Jews and its consequences during the Holocaust",Turkey Beyond Nationalism:Towards Post-Nationalist Identities,(ed.) Hans-Lukas Kieser,(I.B. Tauris&Company,2006),s.50-56.
11-Holocaust Memorial Müzesi Arşivi,Washington D.C. (HMMA) Klasör 2.
12-Veri tabanlarına örnek olarak Holocaust Memorial Müzesi'ninki gösterilebilir:http://www.ushmm.org/remember/the-holocaust-survivors-and-victims-resource-center/holocaust-survivors-and-victims-database
13-Fransa'daki Türk büyükelçisi Behiç Erkin'den Istrula Bali Lago'ya,18 Mayıs 1943.(HMMA) Klasör 1,"Bali" Dosyası.
14-Istrula Bali Lago'dan Fransa'daki Türk büyükelçisine,6 Ocak 1943.(HMMA) Klasör 1,"Bali" Dosyası.Bilal N. Şimşir'in yer verdiği bir belge rüşt yaşı olan 18'in üzerinden beş yıl geçmemiş olanlara Vatandaşlık Kanunu'nun beş yıl kuralının uygulanamayacağı ve bu insanların gayri-muntazam kabul edilemeyeceklerini gösteriyor.Bilal N. Şimşir,Türk Yahudiler II,TC Paris Başkonsolosluğu'ndan TC Paris (Vichy) Büyükelçiliği'ne,3 Temmuz 1943.Belge no. 60,s.492.
15-Viktor Benadava'dan Fransa'daki Türk Büyükelçiliği'ne,25 Ocak 1943.(HMMA) Klasör 1,"Bali" Dosyası.
16-Stanford Shaw,"Appendix 2",a.g.e.,s.334.
17-Klarsfeld Beate ve Serge,Le Mémorial de la Déportation des Juifs de France (Paris:Klarsfeld,1978.)
18-Christopher Browning,The Final Solution and the German Foreign Office (New York:Holmes&Meier Publishers,1978),s.106.
19-Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu'ndan Başbakanlığa,20 Kasım 1942.(BCA) 030.10.232.562.20.
20-Christopher Browning,The Final Solution and the German Foreign Office,a.g.e.,s.155.
21-Behiç Erkin,Hatırat,1876-1958 (Ankara:Türk Tarih Kurumu,2010),s.567.
22-TC Paris Başkonsolosluğu'ndan Vichy'deki TC Paris Büyükelçiliği'ne,16 Ekim 1942.(HMMA) Klasör 2,Dosya 41.
23-TC Paris Başkonsolosluğu'ndan TC Marsilya Başkonsolosluğu'na,26 Ocak 1944.(HMMA) Klasör 2,Dosya 36.
24-Almanya'nın Kasım 1942'de Güney Fransa'yı işgalinin ardından Marsilya'daki konsolosluk Gronoble şehrine taşınmıştır.
25-TC Marsilya (Gronoble) Başkonsolosluğu'ndan Bohor Haim'e,8 Eylül 1943.(HMMA) Klasör 1,"Bohor Haim" Dosyası.
26-Cemil Koçak,"İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgal bölgelerinde yaşayan Türk Yahudilerinin akıbeti:Ahmad Mahrad'ın araştırmasından",Tarih ve Toplum,Aralık 1992,Sayı 108,s.25-26.
27-TC Paris Başkonsolosluğu'ndan TC Berlin Büyükelçiliği'ne,23 Temmuz 1943.Bilal N. Şimşir,Türk Yahudiler,a.g.e.,s.287.
28-TC Paris Büyükelçiliği'nden TC Paris Başkonsolosluğu'na,3 Şubat 1944.(HMMA) Klasör 2,Dosya 41.
29-TC Paris Başkonsolosluğu'ndan TC Marsilya Başkonsolosluğu'na,26 Ocak 1944.(HMMA) Klasör 2,Dosya 36.Belge Ankara'nın muntazam vatandaş durumundaki Türk Yahudilerinin Türkiye'ye dönebilme izninin verilmesine ikna olunmasında Paris Başkonsolosu Fikret Şefik Özdoğancı'nın kişisel katkısının olduğunu,döneceklerin sayısının fazla olmayacağını temin etmesinin etkili olduğunu göstermektedir.
30-"Alman İşgali Altındaki Memleketlerde Bulunan Türk Vatandaşı Yahudiler Hakkında Bakanlıklar Arası Komisyon Raporu",Ankara,16 Aralık 1943.Bilal N. Şimşir,Türk Yahudiler,a.g.e.,c.2,s.499.
31-TC Paris Başkonsolosluğu'nun 31 Mayıs 1944 tarihli çizelgesi.(HMMA) Klasör 2,Dosya 41.Belgelerin incelenmesi sözkonusu tren kafilelerinden başka Eylül 1942'de 37,Mart 1943'te ise 121 kişinin iki tren kafilesiyle Türkiye'ye dönebildiğini gösteriyor.İzzet Bahar,Turkey and the Rescue of European Jews,a.g.e.,s.168.Mart 1943 kafilesinden sonradan haberdar olan büyükelçi Erkin'in hatıratında yaptığı yorum ilginçtir:"1943 senesi Haziran'ında Paris'te bulunduğum vakit öğrendim ki,bizim Paris başkonsolosu,Berlin Büyükelçiliğimizle muhabere ederek,Alman kamplarından topladığı iki vagonluk Musevi tebaamızı memlekete göndermiş.Bence iyi yapmış;ancak bu işte bazı suistimaller vuku bulunduğunu duydum.Doğru mu değil mi,orasını Allah bilir." Bkz.Behiç Erkin,Hatırat,1876-1958,a.g.e.,s.567.

*İzzet Bahar,İkinci Dünya Savaşı'nda Fransa'daki Türk Yahudilerine ne oldu?,Toplumsal Tarih,Sayı:257,Mayıs 2015,s.42-48.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder