4 Mayıs 2015 Pazartesi

Hagop Siruni'nin anıları:Harbiye'de birkaç ay (1914)/Yaşar Tolga Cora*

Siruni,asıl adıyla Hagop Arakeli Cololyan,Türkiye'de az tanınmasına rağmen oldukça önemli bir Armeniolog,Şarkiyatçı ve yazar.Siruni 1890'da Adapazarı'nda doğdu,annesi ve kardeşleriyle birlikte İstanbul'a göç etti.Beyoğlu'ndaki Eseyan (1901-1904) ve Galata'daki Getronagan liselerinde okudu.1909-1913 yıllarında Darülfünun'da Hukuk Fakültesi'nde eğitim gördü.1908'de lise son sınıf öğrencisiyken yasak yayınlar bulundurduğu gerekçesiyle,bir kez de 1914'te Azadamard'da yayımladığı bir yazı sebebiyle hapis yattı.Tehcir'den 1915-1918 arasında,İstanbul'da bazı Ermeni ailelerin yanında saklanarak kurtuldu.

Siruni önceleri bir yazar ve yayıncıydı.İlk şiir kitabı "Mıtınşağ (Alacakaranlık)" 1908'de,ikinci şiir kitabı "Tebi Dacarın Hraşkin (Mucize Tapınağına Doğru)" ise 1914'te yayımlandı.Nesir yazıları dönemin basınında Arevelk,Püzantion ve Azadamard gazetelerinde basıldı,farklı dillerden çeviriler yaptı.Meşrutiyet döneminde İstanbul'daki siyasi ve kültürel hayatın önde gelen isimlerindendi.Bu dönemde Taşnaktsütyun'a üye oldu.Önce 1913'te Krikor Zohrab,Taniel Varujan,Levon Şant ve başkalarının da katılımıyla "Kragan Asulisner (Edebiyat Konferansları)" adlı dergiyi,1914'te de Varujan'la beraber Navasard adlı yıllığı çıkardı.(1) 1922 yılında ayrıldığı İstanbul'dan sonra Romanya'ya yerleşti ve hayatını kaybettiği 1973 yılına kadar -İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki on yıllık Sibirya sürgünü hariç- orada kaldı.

Siruni en önemli çalışmaları olan "Bolis yev Ir Teri (İstanbul ve Rolü)" ve "Tanzimat yev Hayerı (Tanzimat ve Ermeniler)" ile Ermeni tarihyazımına önemli bir katkıda bulundu.Ayrıca Ruben Zartaryan,Yervant Odyan,Mıgırdiç Beşiktaşlıyan,Khrimyan Hayrig,Taniel Varujan üzerine monografiler hazırladı.1951-1961 yılları arasında Türkiye Ermenileri Patriği ve aynı zamanda usta bir yazar olan Trabzonlu Karekin Badriark Haçaduryan'ın (1880-1961) hayat hikâyesini aktardığı Karekin Badriark Haçaduryan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından Ermenice olarak yayımlandı.(2)

Siruni yazar ve Şarkiyatçı olarak önemli biri olmasına rağmen hayatı ve kişiliğine dair bilgilerimiz 2006 yılına kadar oldukça sınırlı kaldı.Bu tarihte Henrig Bakhçinyan,S. Kolancıyan'ın yaklaşık otuz yıl önce Siruni'nin notlarından derlediği fakat yayımlamadığı "Inknagensakragan Noterı (Otobiyografik Notlar)" adlı kitabı yayımladı.(3) Inknagensakragan Noterı Siruni'nin kendisinin hazırladığını belirttiği fakat artık akıbeti bilinmeyen anı kitabının yokluğunda,yazarın hayatı hakkında oldukça ilginç bilgiler vermektedir.(4) Bu notlarda Adapazarı'ndaki yaşantısı,Eseyan ve Getronagan liselerinde yaşadıkları,1914'te hapiste bulunduğu döneme dair anıları ve belki de en ilginci 1915'te Tehcir'den kimlerin yanında saklanarak kurtulduğu gibi,yazara ve döneme ait oldukça ilginç bilgiler bulunmaktadır.Aşağıda tercümesi yapılan kısımlar ise Harbiye'de ihtiyat zabiti (yedek subay) olmak için geçirdiği birkaç aya dair kısa bölümlerdir.

Osmanlı Ordusunda İhtiyat Zabitliği

Orduların modernleşmesinin ve kalabalıklaşmasının eğitimli subay ihtiyacının artmasına yol açtığı,Osmanlı ordusunun da bu ihtiyacı Harbiye Mektebi'nden yetiştirdiği subaylarla karşılamaya çalıştığı bilinmektedir.(5) Bununla beraber ordu kurmayları Harbiye'den yetişen "mektepli" subayların sayısının da yetersiz kalmasıyla orduda ihtiyat zabiti denen ve gerekli hallerde hizmet verecek olan yeni bir sınıf yaratarak bu sorunu çözmeye yönelmiştir.Bu sorunun özellikle Meşrutiyet döneminde siyasi ve askeri eliti meşgul ettiği görülmektedir ve 1910 yılında çıkarılan bir kanun bu sorunu çözmeye dair atılan en önemli adımdır.(6) Bu kanunla ihtiyat zabitliği kurumuna önceki dönemlere göre önemli farklılıklar getiriliyordu.İlk olarak bu dönemde hem yetiştirilen ihtiyat zabitlerinin sayısının artırılması,hem de eskiden arka planda hizmet vermesi düşünülen ihtiyat zabitlerinin artık ordunun tüm alanlarında görevlerde bulunmak için yetiştirilmesi amaçlanmaktaydı.İkinci olarak,ihtiyat zabitleri iki sınıfa ayrılmıştı.Bunlardan birincisi eskiden olduğu gibi ordudan emekli olmuş ya da istifa etmiş ama bedensel olarak hizmet verebilecek zabitleri kapsarken,ikinci sınıf yine eskiden olduğu gibi okur-yazar küçük rütbeli subaylar olarak belirlenmişti.Bunlarla beraber bu kanun çok önemli bir yenilik de getirerek zorunluk askerlik sistemi kapsamındaki mükelleflerden de bu sınıfa ihtiyat zabiti almaya başlıyordu.Bunlar yüksekokulları bitirmiş (Birinci Dünya Savaşı yıllarında medreseler de dâhil edilmişti) ve belli şartları yerine getirmiş mükelleflerdi.İstanbul'un çeşitli bölgelerinde ve savaş esnasında Anadolu'daki kentlerde kurulan talimgâhlarda kısa süreli eğitim gören ihtiyat zabitleri ihtiyaç esnasında orduda zabit olarak görev alacaktı.(7)

Bu gelişmelerin okumakta olduğunuz kısa çalışma için önemi,değişen ihtiyat zabitliği kurumu ile orduda gayrimüslim ihtiyat zabitlerine de yer verilmesine neden olmasıdır.Sözkonusu ihtiyat zabitleri Meşrutiyet döneminde eşit vatandaşlık ilkesi doğrultusunda Müslüman vatandaşların yanı sıra askere alınan ve yüksek eğitimli gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarından oluşan bir sınıfa mensuplardı;içlerinde birçok Ermeni ihtiyat zabiti de bulunuyordu.Burada altı çizilmesi gereken nokta,eşit vatandaşlık ilkesi çerçevesinde tartışılageldiği üzere,Osmanlı ordusunun gayrimüslimlerin sadece rütbesiz askerler olarak vatandaşlık ödevlerini yerine getirdikleri bir kurumdan daha öte bir düzenleme yapmış olmasıdır.Yeni ihtiyat zabiti kanunuyla gayrimüslimler askerlik hizmetinde eşitliğe ek olarak,daha önce sahip olmadıkları -düşük rütbeli de olsa- zabitlik yapma yani kumanda etme hakkı ve onun sağladığı saygınlığı da kazanmaya başlamışlardır.Dolayısıyla Meşrutiyet'in en önemli ideallerinden olan farklı unsurlar arasında eşit vatandaşlık idealinin hayata geçirilmesi ve yaygınlaşmasında ihtiyat zabitliğinin önemli bir araca dönüştüğü düşünülebilir.

Osmanlı Ermenilerinin Meşrutiyet döneminde ordudaki hizmet ve askerlik tecrübeleri oldukça çeşitli ve girifttir.Ermeniler arasında orduda hizmet etmeyi ateşli bir biçimde destekleyenler olduğu gibi,buna karşı çıkanlar ve belki de en önemlisi,askerlik hakkında kolektif bir hafızanın mevcut olmamasından ötürü tereddütlü yaklaşanlar vardı.Kısacası Ermeniler arasında askerlik hizmetine ilişkin tek bir görüş varolmasa da askerliğe düşünülenin aksine -özellikle de eşlik ettiği eşit vatandaşlık fikri nedeniyle- toptan bir karşı çıkma da sözkonusu değildi.(8) Buna rağmen Osmanlı ordusundaki Ermeni er ve subayların,1915 Tehciri/Soykırımı tartışmaları gölgesindeki Türk tarihyazıcılığında arka plana itildikleri,hattâ bazen de "vatan hainliği" ile suçlandıkları görülmektedir.Bunların karşısında ise onların hizmetlerini ön plana çıkaran ve "kahramanlık"larını vurgulayan çalışmalar mevcuttur.(9) Başka bir ifadeyle bu insanların faaliyetlerinin ve tecrübelerinin "vatan hainliği-kahramanlık" ikiliğine sıkıştırıldığı görülmektedir.Sayıları onbinlerle ifade edilen Ermeni er,ihtiyat zabiti ve subayların tecrübelerinin birbirinden çok farklı olduğuna ve iki zıt kategoriye indirgenemeyeceğine şüphe yoktur.Öncelikle,savaşın şartları içerisinde "hainlik" ya da "kahramanlık" gibi kategorilerin bugün bizim anladığımızdan daha farklı olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.Bu kavramların,ulus-devlet ve militarist-milliyetçi tarihyazıcılığı tarafından dayatıldığının unutulmaması ve ideolojik tutumlardan uzak bir biçimde,savaşın şartları içinde değerlendirilmeleri gerekmektedir.İkinci olarak da özellikle Ermeniler hakkındaki "hainlik" söylemine karşı yapılan bir "kahramanlık" vurgusu,bu söylemlerin birbirini tekrar üretmesi ve diğerini meşrulaştırması tehlikesini barındırmaktadır.Bu sorunların üstesinden gelmenin bir yolu kişisel tecrübelerin bu kategorilerden arındırılarak,insani düzeyde tartışılması ve ortaya konmasıdır.

İhtiyat Zabiti Osmanlı Ermenileri

Hristiyan ve Yahudi Osmanlı vatandaşlarının askerlik hizmetleriyle ilgili en önemli düzenlemelerden biri şüphesiz ki 1909 yılındaki düzenlemeydi.Bilindiği üzere bu düzenlemeyle eşit vatandaşlık ilkesi uyarınca Osmanlı vatandaşı olan Hristiyan ve Yahudi erkekler de Müslüman vatandaşlar gibi fiili askerlik hizmetine mecbur tutulmuş ve bedel-i askeri uygulamasına son verilmişti.(10) Osmanlı Ermenisi askerlerin içinde toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan ve er olarak hizmet eden mükellefler dışında,sayıları daha az olsa da Harbiye'de okuyan ve kariyerlerini orduda yapan Ermeniler ve yukarıda belirtilen 1910 yılındaki kanuna göre kısa süreli eğitimden sonra zabit olarak görev yapacak olan ihtiyat zabitleri de bulunuyordu.Bu grup hakkındaki bilgilerimizin çok az olduğu bilinmekle beraber,sayılarının azımsanamayacak miktarda olduğu düşünülebilir.Örneğin Balkan Savaşları arifesinde 1912 Ağustos'unda Beylerbeyi İhtiyat Zabiti Mektebi'nden mezun olan 273 zabitten 16'sı Ermeni Osmanlı vatandaşlarıdır.Jamanak gazetesi ihtiyat zabitlerinin mezuniyetine dair verdiği bir haberde bir kıvanç belirtisi olarak bu kişilerin adlarını da yayımlamıştır.(11) Balkan Savaşları sırasında bu ihtiyat zabitlerinin orduya hizmet ettiklerine şüphe olmadığı gibi,Birinci Dünya Savaşı seferberliğinde orduda artan ihtiyat zabitlerinin sayısına paralel olarak Ermeni ihtiyat zabitlerinin de sayılarının arttığı düşünülebilir.(12)

Burada bir noktanın daha altını çizmemiz gerekiyor:Beşikçi,Balkan Savaşları'ndan Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına dek uzayan savaş deneyiminden dolayı,Osmanlı son dönem eğitimli kuşağının bir Osmanlı/Türk ihtiyat zabitleri kuşağı olduğunu ve bu grup için Birinci Dünya Savaşı sırasındaki hizmetlerinin kolektif bir hafıza yarattığını belirtir.(13) 1915'e dek eğitimli Osmanlı Ermenilerinin askerlik tecrübeleri açısından da benzer bir durumun oluştuğu iddia edilebilir.Siruni'nin anılarından aşağıda yaptığımız alıntılarda da buna dair izleri görmek mümkündür.Ermeni ihtiyat zabitlerinin deneyimlerinin incelenmesi,1915'in ve onun yok ettiği tarihsel olasılıkların anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.Bu konuda daha kesin verilerle konuşabilmek için Ermeni asker ve subaylarının faaliyetlerini ve tecrübelerini inceleyen çalışmaların artması gerekmektedir.

Hagop Siruni de seferberlik sırasında askere alınarak,Harbiye'de bulunan ihtiyat zabiti mektebinde eğitim görmeye başlamış,birkaç ay sonra yaşadığı bir olay neticesinde kendini silahlı hizmetten muaf tutturmuş ve geri hizmete alınmıştır.24 Nisan 1915 ve akabinde İstanbul'dan başlayarak İmparatorluk'taki Ermeni aydın ve siyasi liderlerinin tutuklamaların ilk dalgasını askeri hizmette olduğu için atlatan Siruni,kendisinin de başına bir şey geleceğini düşünerek ordudan firar etmiş ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'da saklanarak sürgün ve muhtemel bir ölümden kurtulmuştur.(14) Siruni'nin notlarındaki iki kısa bölümün,Osmanlı ordusundaki Ermeni ihtiyat zabitlerine dair bilgilerimizin eksikliklerini tamamlamaktan uzak olsalar bile bu kişilerin tecrübelerine dair "içeriden" bir fikir sundukları için kısalıklarına rağmen değerli olduklarını düşünüyorum.Ayrıca bu anı parçaları,Hagop Siruni örneği özelinde İttihat ve Terakki ile Taşnaktsütyun arasındaki ilişkilere ve bu ilişkilerin ordudaki etkisine dair de bir fikir verecektir.

Hagop Siruni'nin Inknagensakragan Noterı'nda Harbiye'de geçirdiği döneme ait bölümler,oldukça kısa olmalarına rağmen döneme ve özellikle de eğitimli Ermenilerin ihtiyat zabiti olarak Osmanlı ordusunda hizmet vermelerine dair bize bir fikir sunmaktadır.Hristiyan ve Yahudi Osmanlı vatandaşlarının yedek subay eğitimi aldıktan sonra orduda ne şartlarda ve hangi kademelerde hizmet verdiklerine ve sayılarına dair bilgilerimizin oldukça kısıtlı olduğu gözönüne alındığında bu tür anıların önemi daha da artmaktadır.Siruni'nin anılarının bir diğer özelliği ise dönemin siyasi ilişkilerine,İttihat ve Terakki ile Taşnaktsütyun arasındaki bağlara dikkat çekmesidir.Siruni'nin anılarından parçalar bu ilişkilerin bir mükellefin fiili askerlik hizmetini silahsız hizmete çevirmesine imkân sağlayacak kadar derin ve yaygın olduklarını gösterdiği gibi,birçok eğitimli Ermeni'nin de Osmanlı ordusunda hizmet ettiğine ve hattâ hayatlarını kaybettiklerine de işaret etmektedir.Bu da Osmanlı Ermenilerinin askerlik tecrübelerinin çok çeşitli olduğuna ve yukarıda da belirtildiği gibi "hainlik" ve "kahramanlık" kategorilerine indirgenemeyeceğine işaret etmektedir.Ermeni Soykırımı'nın yarattığı milliyetçi ve militarist bariyerlerin aşılıp bu insanların hayatlarını ve tecrübelerini merkeze alan bir tarihyazıcılığının geliştirilmesi gerekmektedir.

İki Hagop(15)

Harbiye'de 6. Tabur'daydım ve taburumuzun kumandanı Yüzbaşı Murad Bey adındaydı.Miyop olmasından dolayı adı Kör Murad konulmuştu.Taburda beni "Agop Adapazarı" diye çağırırlardı.
Haftada bir kez atış talimine gidiyorduk,Kâğıthane'deki poligona,5. Tabur'la birlikte.O taburun içinde de Hagop adında bir Ermeni vardı,adı "Agop Dersaadet"ti,çünkü Harbiye'de adımıza doğum yerimizi ekleyerek bizi çağırırlardı.
Bir keresinde yine poligona gitmiştik.Akşam oldu ve iki tabur da Harbiye'ye dönüyordu.Bizim yüzbaşıların her biri bir takımı poligonda bırakmışlar,atış tahtalarını tamir etmek için,delik deşik olmuşlardı talim sırasında,ertesi gün talimleri olan taburlar için bu şekilde tahtalar hazır olacaktı.
O gün Murad Bey beni poligonda bıraktı,her zamanki tamiri yapmam için,emrim altına bir sekizlik [takım asker] vererek.Rastlantı 5. Tabur'un kumandanı da Hagop'u bir sekizlik ile bıraktı.
Çabucak atış tahtalarını tamir ettik,ayrılmadan önce.Öbür Hagop birdenbire bir fikir ortaya attı.
"Anlamsız" dedi,"Kâğıthane'den bu güzel havada ayrılmak pastırma ile bir rakı içmeden." 
(Unuttum söylemeyi,adaşım aslen Kayseriliydi ve gece-gündüz pastırmasız yapamazdı).Atına atladı ve hızlıca şehre doğru hareket etti,rakı ve pastırma getirmeye.Az sonra zaferle dönmüştü,kaliteli pastırma bulmuştu.
"Ye,bir keyf yapalım biz de burada." Bütün şehir bayraklarla donanmıştı o sırada.Türkler Batum'a girmişlerdi.(16)
Fakat ben onun keyf'ine katılamıyordum.Öncelikle rakı içmiyordum ve bir an evvel Harbiye'ye ulaşmak,silahlarımı bırakmak ve arka kapıdan sıvışmak istiyordum yayınevine doğru.Harbiye'de olduğum vakit,her gece okuldan kaçar gibi kaçıyordum,akşamları yayınevindeki işime gelmek için.Sabah içtimasından önce tekrar Harbiye'de oluyordum.
Ertesi sabah,içtima sırasında,yüzbaşı adımı bağırdı ve sertçe seslendi:
"Gel arkamdan!"
Ve bir söz bile etmeden,beni hapishanenin nöbetçi subayına teslim etti.
Hatamı anlamak için bütün çabalarım boşunaydı!Gece kaçmalarımdan haberdar olduğundan ve yüzbaşımı öfkelendirdiğimden şüphe ediyordum.Ve ne kadar zaman için beni o deliğe tıktıklarını bilmiyordum.
Perşembe günüydü ve Cumartesi gününe kadar beni çağıran olmadı.
Fakat Cumartesi günü hapishanenin nöbetçi subayı beni dışarı çağırdı,kılıcımı verdi ve dedi ki:
"Özgürsün!"
Tam o anda öbür Hagop'u hapishaneye soktular.
Ne olduğunu ancak sonra anlamıştım.Öbür Hagop o akşam Harbiye'ye sarhoş dönmüş,süngüsünü çekip tehdit ederek yemekhanenin askerlerinden yiyecek istemiş.Nöbetçi subaya poligondan dönen Hagop'un alkollü bu davranışları derhal bildirilmiş.Sabah yüzbaşım haberi nöbetçi subaydan öğrendiğinde suçlunun ben olduğunu zannetmiş ve beni kodese tıkmış.
Cumartesi sabahı yemekhanenin askerleri öbür Hagop'u görmüşler,özgür,serbestçe bahçede dolanıyor.Nöbetçiye haber vermişler,onu hemen tutsun ve sorguya çeksin diye.Ancak o zaman anlaşılmış ki,gerçek suçlu bu Hagop ve içerideki suçsuz.Bu sebeple beni çıkarıp diğerini koymuşlar.
Hapisten çıktığım vakit,yüzbaşım nöbetçi subayın yanındaydı.Kendi de şüphesiz olanlara şaşırmıştı.Bir Hagop öbür Hagop'un yerine hapse atılmıştı.Bu tabii ki bir utançtı.
Utanç,birini başkasının yerine hapsetmek,hem de sorgulamadan.
Fakat zavallı yüzbaşı nereden bilecekti o akşam poligonda iki Hagop olduğunu.
Kızmıştım.Sert bir biçimde yüzbaşıma sordum:
"Kabahatim neydi?"
"Kumandanıyla bu şekilde konuşan bir askerin cezasını biliyor musunuz?" dedi yüzbaşım kaşlarını çatarak.
"Biliyor musunuz?" dedim,daha da sinirlenmiştim "mahkeme yapmadan askerini cezalandıran bir kumandanın cezasını."
(Hâlâ 1914 Aralık ayının başındaydık ve Azadamard'ın arkamda olduğunu ve yükseklerde birçok tanıdığın olduğunu düşünüyordum.)
"Hazır ol!" diye bağırdı yüzbaşı,kızgın bir şekilde.
Uymaya mecburdum.
"Kılıcını bağla ve çık!"
Dışarı çıktım,öfkem içimi boğmuş.Tabura gitmeyeyim diye düşündüm.Kumandanımın yüzünü göremezdim.
Ertesi sabah tabipler heyetine çıktım ve hasta olduğumu belirttim,birkaç gün izin istedim.Şöyle hafifçe muayene ettiler ve izin verdiler.Böylece beş gün talime gitmedim.
O arada yeni bir başvuruda bulundum,bu sefer de gözlerimdeki zayıflığı bahane ederek.Bir göz tabibi gönderdiler ki gözlerimdeki miyopluğu teyit etsin.Fakat ne kötü,ah!Sağ gözümün diyoptrisini 6 buldu,solu da 5.İkisinin de en az 6 olması gerekiyor ki beni fiili askerlikten çıkarsınlar ve silahsız göreve tahsis etsinler.(17) Yeni bir cesaretle tekrar tabipler heyetine çıktım.Bu sefer başkan Doktor Nâzım Bey'di.(18) Onunla 1912 seçimleri zamanı çalışmıştım.(19) Askeri üniformanın içinde beni tanımadı,kim olduğumu ve ne istediğimi kulağına fısıldamam gerekti.
"Git bir ara Uğurluyan Efendi ile konuş."
Tabipler heyetinin bir kısmını benzer şekilde oluşturan Uğurluyan Efendi'yi ima ediyordu.
Onun da kulağına bir şeyler fısıldadım,Doktor Nâzım Bey'in aynı fikirde olduğunu ekleyerek.Biraz sonra bir mucize oldu.Tabipler heyeti beni muayene etmiş ve bende bir hastalık bulmuştu.Hastalığımın adı ba teşri-i zir-i nağme-i kalp.
Bir hastalık ki ne yaptığını bugüne kadar araştırmadım.
Daha da açık bir alınla kumandanıma kendimi takdim edebilecektim.Sadece idman yapmamak için değil,adımı da temize çıkarmak için.
Artık silahsız bir askerdim.
1914 Aralık ayının 17'siydi.

Saklanma Yılları(20)

1914 yazında,Harbiye mektebi bütün eski ve yeni (lise ve üstü) talebeleri topladı;bizden ihtiyat zabitleri hazırlamak için.Bizim taburumuzda bir deste Ermeni vardı,çok samimi bir grup oluşmuştu,fırtına bu grubu paramparça yapacaktı yakında.Harbiye'ye devam ederken aynı zamanda akşamları matbaaya sıvışıyordum,Azadamard'daki işime devam etmek için.Harbiye'de edindiğim bilgiler,bir askeri sözlük oluşturmak amacıyla Ermenice'ye karşı olan dikkatle araştırma isteğimi teşvik etti.Bu sözlük Azadamard'da parça parça yayımlandı,sonra da ayrı bir risalede.(21)
Hatıralarım içinde Pazar günleri Ermeni zabit namzetleri [yedek subay adayları] olarak yaptığımız gezintiler unutulmaz olarak kaldılar.
Aynı sonbahar,haksız şekilde beni iki gün hapiste tutmuş olan tabur kumandanımla yaşadığım bir vaka,talimlerden kaçmak ve Harbiye'den kesinkes çıkmak için bir imkân oldu.Kader bana yardım etti ve doktor muayenesi bende bir zayıflık buldu,beni silahsız hizmete tahsis etti.Umumi Harb başlamıştı bile,Türkler savaşa girmiş ve benim Harbiye'den arkadaşlarım,ancak üç-dört aylık bir talimden sonra cepheye gönderilmişti.Onlardan birçoğu geri gelmedi,yetenekli heykeltraş Zareh Büyükyan,avukat Asadur Neşterecyan,Azadamard'ın idaresinde bizim tek yardımcımız Aris Malyan ve diğerleri...

***

1-S. Kolancıyan,"Siruni",Haygagan Sovetagan Hanrakitaran [Ermeni Sovyet Ansiklopedisi],c. 10.(Yerevan:Haykakan S.S.H. Kidutyunneri Adatemia,1984),s.419.
2-H.C. Siruni,Karekin Badriark Haçaduryan,(İstanbul:Aras Yayıncılık,2003.)
3-Henrig Bakhçinyan,Inknagensakragan Noterı [Otobiyografik Notlar],(Yerevan:Sarkis Khaçents,2006.)
4-Henrig Bakhçinyan,a.g.e.,s.15.
5-İhtiyat Zabitliği kurumunun Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Erken Cumhuriyet dönemlerindeki tarihsel gelişimi ve değişimi için bkz. Mehmet Beşikçi,"İhtiyat Zabiti'nden 'Yedek Subay'a:Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Bir Zorunlu Askerlik Kategorisi Olarak Yedek Subaylık ve Yedek Subaylar,1891-1930",Tarih ve Toplum,Yeni Yaklaşımlar,Sayı 13 (Güz 2011),s.45-89.
6-A.g.m.,s.53-54.
7-A.g.m.,s.55.
8-Bütün bu farklı fikir ve duruşları Dr.Ohannes Kılıçdağı aşağıdaki çalışmasında başarıyla ortaya koymaktadır.Ohannes Kılıçdağı,"Socio-Political Reflections and Expectations of the Ottoman Armenians After the 1908 Revolution:Between Hope and Despair",yayımlanmamış doktora tezi,Boğaziçi Üniversitesi,2014.Özellikle bkz. s.241-275.
9-Osmanlı ordusunda hizmet veren gayrimüslim vatandaşlar üzerine olan çalışmaların çoğu Sarkis Torosyan'ın kitabı da dâhil olmak üzere (Yüzbaşı Sarkis Torosyan,Çanakkale'den Filistin Cephesine;yay.haz. Prof.Dr.Ayhan Aktar,çev. Gizem Şakar,1. baskı,[İstanbul:İletişim Yayınları,2012]) bu bağlamda ele alınabilirler.
10-1909 yılındaki düzenleme ve bu düzenlemeyle ilgili tartışmalar için bkz. Ufuk Gülsoy,Osmanlı'nın Gayrimüslim Askerleri,(İstanbul:Timaş Yayınları,2010),s.138-150.
11-"Dün öğleden sonra saat üç buçukta Beylerbeyi İhtiyat Zabitan Mektebi'nde diploma teslim töreni Harb Mektepleri Umum Müfettişi Hamdi Paşa'nın idaresinde vuku buldu.Tören epey parlak geçti.Bütün mezunlar sırayla yemin ettiler -ki dünkü nüshamızda Harbiye Mektebi'ndeki yemin töreninin tasviri sırasında bir kopyasını yayınlamıştık.Bu senenin mezunlarının sayısı 273 ve 16'sı Ermeni.Bunlar:B.B. Arbiar Der-Markaryan (Bitlis),Avedis Gadarinyan (Albıstan/Elbistan),Nışan Baghdadlıyan (Zeytun),Khoren Kalaycıyan (Urfa),Krikor Mıçikyan (Bandırma),Garabed Akilyan (Malatya),Hımayyag Manugyan (Van),Zohrab Bakrevantyan (Van),Garabed Khıtıryan (Evereg),Sahag Sahagyan (Bolu),Hagop Der-Krikoryan (Sıvaz/Sivas),Vahan Hayrigyan (Brusa/Bursa),Krikor Amirayan (Baberd/Bayburt),Misak Minasyan (Trabizon),Garabed Iknadiosyan (Bardizak/Bahçecik)." İhtiyat Zabitleri Mektebi:Diploma Teslim Töreni ve Ermeni Mezunları,Jamanak,no.1178,31 Temmuz/13 Ağustos 1912,s.3.
12-Mehmet Beşikçi,The Ottoman Mobilization of Manpower in the First World War:Between Voluntarism and Resistance (Leiden,Boston:Brill,2012),s.151.
13-Mehmet Beşikçi,"İhtiyat Zabiti'nden 'Yedek Subay'a...",a.g.m.,s.76-77.
14-Henrig Bakhçinyan,a.g.e.,s.151.
15-Henrig Bakhçinyan,a.g.e.,s.147-150.
16-Burada kastedilen Osmanlı ordusunun Kasım 1914'te Batum'a doğru yaptığı harekât olmalıdır.W.E.D Allen ve P.P. Muratov,Caucasian Battlefields:A History of the Wars on the Turco-Caucasian Border,1828-1921,(Cambridge:Cambridge University Press,1953),s.247-248.
17-"Silahsız hizmet" kavramı Mehmet Beşikçi'nin belirttiği üzere savaş yıllarında yürürlükte olan Mükellefiyet-i Askeriye Kanûn-ı Muvakkati'nde oldukça muğlak bir biçimde bırakılmıştır.Silahsız hizmete tabi olanlar,cephe gerisinde Amele Taburları gibi birliklerde hizmet edecekleri gibi,tıp eğitimi almış olanların sıhhiye birliklerinde ya da eğitimli olan diğerlerinin yazıhanelerde hizmet etmelerinin öngörüldüğü düşünülebilir.Mehmet Beşikçi,The Ottoman Mobilization of Manpower in the First World War,a.g.e.,s.128-129.
18-Siruni'nin anılarında adı geçen Dr.Nâzım Bey'in meşhur İttihatçı Doktor Nâzım Bey olma ihtimali yüksektir.Dr.Nâzım Bey'in İttihat ve Terakki ile Taşnaksütyun arasındaki görüşmelerde mevcut olduğu bilinmektedir.Bkz.Dikran Mesrob Kaligian,Armenian Organization and Ideology under Ottoman Rule,1908-1914,(New Brunswick:Transaction Publishers,2009),s.84.Bununla beraber Selanik'in Kasım 1912'de Yunan ordusu tarafından zabtından sonra,Dr.Nâzım orada hapiste tutulmuş ve Bab-ı Âli Baskını'yla (1913 Ocak)-Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki bir dönemde önce İzmir'e ondan sonra da İstanbul'a dönerek,İttihat ve Terakki Cemiyeti'ndeki görevlerine devam etmiştir.Dr.Nâzım'ın bu dönemdeki faaliyetlerinin kesin tarihleri bilinmemektedir ve yukarıda belirtilen görevde bulunup bulunmadığına dair kesin bir bilgi yoktur.Dr.Nâzım Bey hakkındaki önemli bir çalışma için bkz. Ahmet Eyicil,Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden Doktor Nâzım Bey,1872-1926,(Ankara:Gün Yayıncılık,2004),s.130-133,154-162.
19-Siruni,Inknagensakragan Noterı'nın başka bir bölümünde 1912 seçimleri öncesinde İttihat ve Terakki ile Taşnaktsütyun arasındaki ilişkilere dair şu ilginç bilgileri paylaşmaktadır:"1912 yılı Ermeni-Türk ilişkileri kader tayin eden bir yıldı.Aynı yıl İttihat ve Taşnaktsütyun pozisyonlarını birbirlerine uyumlu hâle getireceklerdi çünkü iki partinin arasında önceden soğukluk mevcuttu ve son bir fikir beyanı mebus seçimlerinin arifesinde iki tarafa da lazımdı,Taşnaktsütyun,sadece Ermeni mebusların sayısı ve kişiler etrafında değil,aynı zamanda seçimden önce Ermeni halkının beklentilerinin/isteklerinin tatmini için karşılıklı bir anlayışa (anlaşmaya) ulaşmayı istemişti.Bu istekler -toprak sorunu,köy koruyucuları sorunu,Ermeni okullarına maddi yardım,Ermenilerin meskûn olduğu vilayetlerde mahkeme sırasında Ermenice kullanılması vs. idi.Bütün bu sorunlar sebebiyle İttihat merkezleriyle Taşnaktsütyun büroları arasında ateşli pazarlıklar başlamıştı.Türkçe bildiğimden o pazarlıklara ve yazışmalara büronun davetiyle yardım etmeye çağrılmıştım.Bu görev bir-iki ay devam etti,20 Nisan 1912'ye kadar." (Henrig Bakhçinyan,Inknagensakragan Noterı,a.g.e.,s.193.)
20-Bu bölüm "Saklanma Yılları" ana başlığı altında bulunup Siruni'nin Tehcir döneminde İstanbul'da hangi şartlarda ve nerelerde saklandığına dair bilgiler içermektedir.Bölüm Siruni'nin Harbiye'de geçirdiği kısa döneme ait burada çevirisini verdiğimiz anılarla başlar.Anıların bu bölümü için bkz.Henrig Bakhçinyan,Inknagensakragan Noterı,a.g.e.,s.198-199.
21-Henrig Bakhçinyan,Siruni'nin Zinvoragan Bararanı'nın (Askeriye Sözlüğü) Azadamard'ın Aralık 1914'teki 7 no'lu sayısında yayınlandığını belirtmektedir.Bakhçinyan,Inknagensakragan Noterı,a.g.e.,s.318.Bu çalışmanın Osmanlı Ermenilerini zihnen askere hazırlamak ve daha önce kolektif bir hafızaya sahip olmadıkları orduya alıştırmak için yayınlanmış olan benzer çalışmalardan biri olduğu düşünülebilir.II. Meşrutiyet döneminde yayınlanmış bu tür yayınlar için bkz. Ohannes Kılıçdağı,Socio-Political Reflections and Expectations of the Ottoman Armenians...,a.g.e.,s.267-268.

*Yaşar Tolga Cora,Hagop Siruni'nin anıları:Harbiye'de birkaç ay (1914),Toplumsal Tarih,Sayı:253,Ocak 2015,s.72-76.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder