17 Mayıs 2015 Pazar

Ermeni Soykırımı ve siyaset/Prof.Dr.Taner Akçam*

Selahattin Demirtaş'ın 30 Nisan [2015]'da CNN'de yaptığı bir görüşmede Ermeni Soykırımı konusunda söyledikleri önemliydi.

Levent Gültekin'in,"Siz direkt beyanname ile Soykırımı tanıdınız...Toplumun karşı çıktığı bir şeyi peşinen kabul etmek haksızlık olmaz mı demokrasi adına...",biçimindeki sorusuna,"Hayır,peşinen kabul etmedik",diye cevap verdi ve şu açıklamayı getirdi;"Bizler hakikatle ve geçmişle yüzleşme komisyonu kuracağız ve bu komisyonun çalışmasını destekleyeceğiz ve bu komisyonun yapacağı araştırmalar,incelemeler,özgürce yapacağı tartışmalar sonucunda tarihimizde yaşanmış soykırım,katliam ve benzeri uygulamalarla yüzleşme konusunda biz cesur olacağız dedik.Yani şuna soykırım diyoruz,buna soykırım diyoruz diye bir tanım koymadık.Hakikat ve yüzleşme komisyonunu biz destekleyeceğiz ve oradan adaletli bir çalışma çıktıktan sonra toplum eğer bununla yüzleşmeyi kabul ediyorsa siyasetçiler olarak bize düşen şey bunun gereğini yapmaktır dedik beyannamemizde aslında,peşinen bir hüküm koymadık;şudur budur demedik.Ama hakikatle yüzleşme komisyonu başka bir sonuca,adil bir çalışma sonucunda başka bir sonuca varırsa toplum da bunun etrafında bir uzlaşı sağlarsa,siyaset bunu kabul etmiyorum dememeli..."

Demirtaş'ın daha önce konuyla ilgili "Evet,1915 bir Soykırımdır",biçimindeki açıklamalarıyla kıyaslanırsa,bu söylenenler geri bir adım anlamına geliyor.Bu nedenle,sözler HDP'ne sempati duyan Ermeni çevrelerde hayal kırıklığı yarattı.HDP taraftarları ise,söylenenlerde bir fark olmadığı ama siyaset nedeniyle böyle konuşmak zorunda kalındığını vb. söylediler.

Demirtaş'ın söylediklerine kızmak veya savunmak yerine,galiba anlamaya çalışmak daha önemli.Burada anlama kavramını Weber'in "das Verstehen" ifadesindeki anlamı ile kullanıyorum.Yani herhangi bir değer yüklü değil.Haklı çıkarmak veya mazur göstermek hiç değil.Demirtaş'ın söyledikleri konusunda tavır almanın bir önceki adımından söz ediyorum.Eğer,onun tutumunu anlayabilirseniz,bu size "destekleme" veya "karşı çıkma" imkânlarını da verecektir.

Öyle zannediyorum ki,konu hakkında hangi tavrı alırsanız alın,bu tutumun herkes tarafından anlaşılabilecek bir boyutu var.

Konu,siyaset ile 1915 Soykırımı ilişkisi üzerinedir.

Demirtaş'ın konuşmasının ertesi günü gazetelerde,AKP Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr.Yasin Aktay'ın,HDP'nin Soykırım konusundaki tutumuna yönelik ağır eleştirileri yer aldı.

24 Nisan Soykırım anmalarını "Haçlı seferi" olarak tanımlıyordu Aktay ve şunları söylüyordu:"Geçtiğimiz hafta tam bir Haçlı seferi gibi harekete geçen 'Ermeni Soykırımı' kampanyasına da başta eş genel başkanlar olmak üzere bütün HDP'liler destek verdi.Bu desteğin kendilerini şimdiye kadar her türlü desteklemiş olan Avrupalı dostlarına karşı bir borcun ifası olduğu bir sır değil."

Aktay,ayrıca HDP'ni "Müslüman-Türk nefretinden mütevellit bir kampanya" yapmakla da suçluyordu."1915 öncesi ve sonrasında Ermeni çetelerinin önlerine konulan yol haritasına uygun olarak planladıkları şey gerçekleşmiş olsaydı bölgede bir tane Kürt bir tane Arap bir tane Müslüman kalmazdı.Osmanlı'nın aldığı tenkil tedbiri her şeyden önce bölgedeki Müslüman Kürtleri soykırımdan kurtarmıştır.Yaşları biraz ileri büyüklerine kulak versinler,bakalım neler duyacak neler öğrenecekler?"

Mesele ortada.AKP,"1915 Soykırımdır" demenin HDP'nin zayıf karnı olduğu kanısındadır ve HDP'ni buradan vurma kararı almıştır.Hesap basittir."1915 Soykırımdır",demek siyaseten kaybettirir.Düşünce budur.

Siyaset,mümkün olduğu kadar fazla oy alma sanatı ise ve eğer,üzerinde ısrar etmek istediğiniz bir hakikat size oy kaybettirecekse ne yapmanız gerekir?

Bir aydın,yalnız kalma pahasına da olsa,hakikati söylemek ve tekrar etmekle yükümlü olabilir;peki,siyasetçi böyle bir lükse sahip midir?Ya da başka türlü sorayım,siyaset hangi hakikatte ısrar etmeyi "şimdilik lüks" kategorisine sokabilir veya sokmalıdır?Örneğin Soykırım konusunda yaptığımız bu tartışmayı,Alevi hakları ve Kürtlerin eşitliği gibi konularda niye yapmayalım ki?

Soru açık:Ermeni Soykırımı ile siyasetin ilişkisi ne olmalıdır?"1915'te yaşanan bir Soykırımdır",demek size oy kaybettirecekse,ne yapmanız gerekir?

Konuyu tartışmaya devam edeceğim!

HDP ve Soykırım


Yanılıyor olabilirim ama bana 30 Nisan tarihli CNN oturumunda Levent Gültekin'in sorusu da Demirtaş'ın cevabı da önceden düşünülmüş gibi geldi.HDP,"1915 Soykırımdır" tezinin oy kaybettireceğini gördü ve geri adım atma ihtiyacı hissetti.


Bu ihtiyacın batı bölgelerinden çok Kürt bölgelerindeki hassasiyetlerden kaynaklandığını tahmin ediyorum.Elimde hiçbir veri yok ama "HDP Soykırım demekten vazgeçti;bir komisyon kuracaklarmış ve komisyon neye karar verirse o olacakmış" tezinin batıdan HDP'ne ekstra oy getireceğini pek zannetmiyorum.Kürt bölgelerinde ise,Soykırım tezinden geri adım atmanın böyle bir oy kayması yaratması mümkün.

Hakikate çıplak gözle bakmayı öğrenmemiz gerekir.Mustafa Kemal,Kurtuluş Savaşı'nı başlattığında,Kürtleri "Ermeniler gelecek,mallarını geri isteyecekler" teziyle de yanına çektiği bilinen bir gerçektir.Özellikle Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde Ulusal Kurtuluş Savaşı dediğimiz savaşın kök bulmasının nedeni Ermeni korkusudur.

Hakikat acıdır.Türk (Kürt) ulusal kurtuluş savaşına ilgi göstermeyen,Erzurum ve Sivas kongrelerine delege bile göndermeyen birçok bölgenin birden bire ulusalcı-kahraman kesilmesinin nedeni,Ermenilerin geri gelip mallarını almaları ihtimalidir.

Şimdi,başta Roboski olmak üzere,Kürt siyaseti konusundaki tutumu nedeniyle HDP'ne oy kaybetmeye başlayan AKP'nin bu stratejiyi ısıtacak olmasına çok şaşırmam."HDP,Soykırımdır diyor;Soykırım kabul edilirse Ermeniler gelip elinizdeki malı mülkü alacak" propagandasını kimse hafife almasın.

Zaten Tayyip Erdoğan da kendisini pek bir Atatürk'e benzetmeye ve yaptığı işi Kurtuluş Savaşı olarak sunmaya başladı.

Buna bir başka gerçekliği daha ekleyin;bırakın 1915'i,şu anda bile,özellikle Mardin ve civarında bazı BDP örgüt yöneticilerinin Süryanilerin hukuki topraklarına el koymaya devam ettikleri bilinen bir hakikattir.

Eklenecek son bir husus daha var:HDP'nin (ve özellikle de Öcalan ve PKK'nin) ana tezlerinden birisi,Kürtlerin Türk Kurtuluş Savaşı'nın esas kurucu unsuru olduğu yolundadır.Özetle savunulan Kurtuluş Savaşı'na,Türk-Kürt eşit koşullarda kurucu olarak katılmışlar ve ama daha sonra Türkler,Kürtlerin haklarını yemişler,gaspetmişlerdir.

Ulusal Kurtuluş Savaşı'na aşırı olumlu bir rol yükleme ile Soykırım gerçeği arasında çözülmesi zor bir çelişki olduğu ortadadır.

Bir akademisyen olarak bu konularda yazabilirsiniz.Aydın olarak göreviniz budur.

Üstelik bunları,ülkenin solcusunun ve demokratlarının bile Ulusal Kurtuluş Savaşı konusunda son derece olumlu düşündüğü bir kültürel ortamda yapmak zorundasınızdır.Bunları söylediğiniz zaman yalnız kalmak,hain damgasını yemek ve her türlü saldırıya uğramak durumunda kalırsınız!

Benim 1990 yılında beri yaşadığım hikâyenin özeti budur.

Bu gerçeklikleri,siyasetin kendi diline çevirmeden aynen kullanabileceğinizi ve yine de oy alabileceğinizi zannediyorsanız,hayal dünyasında geziyorsunuzdur.

Soykırım gerçeği ile,Ulusal Kurtuluş Savaşı'na olumlu yaklaşmak arasında çözülmesi ve aşılması zor bir ilişki var.

Siyaset basit hesaplar üzerine yapılır.HDP Soykırım konusunda geri adım attı diye oy kaybına uğrayacağını zannetmiyorum.Soykırım konusunda çok ısrarlı olan kişi ve çevrelerin,başka seçenekleri olmadığı için HDP'ne oy verecekleri kesin gibi.

Esas sorun,bu geri adımın,HDP'ne yeni oy kazandırıp kazandırmayacağı!Dediğim gibi,özellikle Kürt bölgeleri itibarıyla böyle bir ihtimal sözkonusu olabilir!Yoksa bu adım atılmazdı.

Bana,HDP kendi tabanının hassasiyetlerini dikkate almaya başladı gibi geliyor.

Sıkıntı ve açmaz burada!

İlkeyi savunsan oydan,oyu savunsan ilkeden vazgeçmek zorundasın!

Eğer sadece bu iki seçenek sözkonusu ise,konuya bu seçeneklerin içinde sıkışmadan yaklaşmak mümkün mü?

Evet,ama bunun için düşünmek gerekiyor!

Ne HDP'ne tutum değiştirdi diye saldırmakla ne de gereksiz savunma refleksine girip,"hangi cüretle HDP'ni eleştirirsin",diye bağırmakla halledebileceğiniz bir sorun değil bu.Siyaset ve soykırım ilişkisini çok iyi düşünmek ve buna uygun bir dili bulmak gerekiyor.Konu daha uzayacak!

Tarihle yüzleşme siyaseti


HDP'nin,"1915 Soykırımdır" söyleminden,"hakikat komisyonu kuracağız,o komisyon ne derse onu kabul edeceğiz",söylemine kayması konusunu tartışıyorum.


İlk söylenecek şey,HDP'nin konumunun gözönüne alınması zorunluluğudur.Sonuçta HDP inkârcı bir deryada küçücük bir adacık gibidir.Bize en azından bu konuyu tartışma imkânı sunuyor.Siyasi eleştiri,HDP'nin inkârcı koalisyon karşısındaki yalnızlığını dikkate almak zorunda.

Görünen o ki,HDP konu hakkında çok düşünmemiş inkârcı atmosferin ve bazı tabanın baskıcı etkisi altında boğulmuş ve kendisini savunmaya çekmiştir.Bu savunma refleksiyle,"vallahi onu demek istemedim",tutumuna kaymıştır.Tipik bir kendine güvensizlik hâli...

Soykırım-tarihle yüzleşme ve siyaset ilişkisi konusunda birinci yapabileceğim öneri,bu konunun siyasetin merkezî sorunu olduğunun kavranması gerektiğidir.

Alevi meselesi neyse,Kürt meselesi neyse,tarihle yüzleşme meselesi de odur.Eğer tarihle yüzleşmeyi,önemli gördüğünüz herhangi bir temel sorunla,eşit ve eşdeğer olarak ele alamazsanız,bu alanda söyleyeceğiniz şeyler yok hükmündedir.

Eğer tarihle yüzleşme sizin için,Alevi veya Kürt meselesinin zarar ve faydalarına göre ölçülecek bir mesele ise ve bunlarla bağlantılı olarak taviz verebileceğiniz bir konu ise AKP veya CHP'nden fazla bir farkınız yoktur.

Daha iyi anlaşılması için ifade edeyim,ondokuzuncu yüzyıllarda sınıf mücadelesi ne idi ise,1960'lı yılların sömürgelerdeki kurtuluş hareketleri,Avrupa'daki kadın ve çevre hareketleri ne idi ise,yirmibirinci yüzyılın tarihle yüzleşme hareketi de odur.

İkinci söylenecek şey:Herhangi bir temel sorunda,(Kürt, Alevi gibi ulus-din sorunları,kadın-erkek eşitliği,çevre sorunu veya sınıf sorunu gibi alanlarda) doğru bir tavır takınmış olabilirsiniz ama bu sizin öteki alanlarda da aynı doğru tutumu takınacağınızın garantisini vermez.Kadın haklarından yana olabilirsiniz ama ırkçı olabilirsiniz;sınıf savaşında düzgün yerde durabilirsiniz ama çevre düşmanısınızdır vb. vb.

HDP'nin şu andaki önemli bir zorluğu,saflarında,kendi özel alanlarında doğru tutum aldıklarına inanan,ama tarihle yüzleşme konusunda açıktan inkârcı olanların liste başlarını işgal etmiş olmasıdır.

O hâlde birinci ilke tarihle yüzleşmenin,Alevi veya Kürt oyları gidecek diye kendisinden vazgeçilecek bir alan olmadığının görülmesidir.

Alevi ve Kürt hakları,nasıl taviz verilmez haklar olarak formüle edebiliyorsa,tarihle yüzleşme de aynı açıklıkta formüle edilmek zorundadır.Arada çelişki mi görüyorsunuz?Siyasetçi olarak göreviniz orada başlar!Üçüne de ortak yerden bakacak bir siyaset yapmalısınız!

Açık ve net olunmalıdır!Geçmişte büyük kitlesel cinayetler işlenmiştir.Bu cinayetlerden dolayı devlet özür dilemek zorundadır.Bu cinayetlerden dolayı mesuliyet kabul etmek,zararları gidermek toplumsal barış için;bölgesel istikrar ve güvenlik için olmazsa olmaz ön şarttır.

Tarihimizle yüzleşmez isek ülkeye demokrasi,bölgemize barış ve istikrar gelmez.Bunlar komisyona havale edilmeden açıkça söylenebilecek şeylerdir ve HDP bunları söyleyebilecek potansiyele sahiptir.

Soykırım kelimesi sorun mu yaratıyor,"isteyen istediğini kullansın",denir,parti programında da bunu uygun ifadelere yer verilir!

Ama "soykırım mı değil mi?" polemiğinin arkasına saklanarak işin içinden sıyrılmak isteyenlerin oyununa gelinip,iş "komisyona havale" edilmez.

Taksim'de ilk anmalar başladığında kimse kullanamadı bu kelimeyi ama şimdi kullanmamak ayıp hâline geldi...Başlangıçta önemli olan kelime değildi,tarihle yüzleşme özlemi ve bilinci önemliydi.

Ermeni Soykırımı konusunda,gerçeği komisyona havale edip,oradan çıkartmak isteyen bir mantık inkârcı koalisyonun söylediğini tersten tekrar etmiş olur o kadar...

HDP'nin hatası:Konu üzerinde fazla düşünmemiş olmasıdır!

Öcalan'ın Kürt meselesine ilişkin yaptığı hakikat komisyonu önerisi,her derde deva zannedilip,tüm tarih sorunlarına da şamil kılınmıştır.Hata buradadır.

Hakikat komisyonu Kürt meselesi için özellikle de 1984 sonrası için çok önemli ve anlamlıdır;ama bunu Ermenilerin,Süryanilerin,Rumların,Yahudilerin ve Dersimlilerin başına gelene ne ad verileceğine karar vermek için de önerirseniz,büyük hata yaparsınız!

Tarihle yüzleşmeyi merkezine alan bir hareket,soykırım kelimesinin değil,siyasette zemin kayması yaşanması zorunluluğunun ne kadar önemli olduğunu göstermek ve anlatmak zorundadır.

Yani,konu HDP'nin değil,Türkiye'nin genel bir sorunu olarak formüle edilebilmelidir.

HDP,nasıl Kürt sorununun,sadece Kürtlerin değil,bu toplumun genel bir sorunu olduğunu göstermeye çalışıyorsa;Kürtlerin hakları meselesini bir toplumsal kurtuluş projesi olarak Türklerin önüne,herhangi bir taviz vermeden koymayı başarabiliyorsa,aynı şey tarihle yüzleşme konusunda da yapılmalıdır.

Konunun HDP'nin değil,toplumun sorunu olarak formüle edilebilmesi...Nasıl mı?Bu da bir başka yazı konusu olsun!

Siyasette zemin kayması


HDP,1915 konusunda "komisyon kuracağız,o ne karar verirse kabul edeceğiz" siyasetini savunmaya başladı.Bu siyaset değişikliğinin iki önemli nedeni var gibi.Birincisi,HDP tarihle yüzleşme konusunu fazla düşünmüş değil ve Öcalan'ın hakikat komisyonu önerisini her derde deva zannediyor.İkincisi,HDP tarihle yüzleşme sorununu,Kürt ve Alevi meselesi gibi kendilerince önemli saydıkları konuların yan unsuru olarak ele alıyor.


Oysa tarihle yüzleşmeyi merkezine almış bir siyasi hareket Türkiye'nin en büyük ihtiyaçlarından birisidir.Bu nedenle,tarihle yüzleşmeyi,Kürt sorununun alt ayağı olarak görmekten,örneğin Diyarbakır yöresinde Ermeni ve Süryanilere karşı en büyük katliamları düzenlemiş Raman aşiretinden gelecek oylara feda etmekten kurtarmak gerekir.Tartışmayı "soykırım mı değil mi?" körlüğünden çıkartıp,tüm Türkiye'nin en temel sorunlarından birisi olarak formüle etmek gerekir.

Böyle bir siyasi hareketin savunması gereken temel ilke "siyasette zemin kayması zorunluluğudur".Siyasette zemin kayması nedir konusunda söyleyeceklerimin HDP ile alakası yok!

Bu nedenle HDP ile ilgili tartışmayı,konuyu tartışma imkânı verdikleri için kendilerine teşekkür ederek kapatmak isterim.

Ama tek bir sorum var:

24 Nisan anmalarına Yerevan'a niçin kimseyi yollamadınız?Bırakınız tek bir milletvekiliniz,tek bir parti temsilciniz bile Yerevan'a gitmedi?Niçin?Bunun,Öcalan'ın Türk yetkilileri ile yapmış olduğu bir anlaşmanın sonucu olduğu ve konunun Şubat tutanaklarında yer aldığı söyleniyor.Doğru mu?Tek bir parti temsilcisini yollamamanın,seçimler bahanesine sığınılarak açıklanamayacağı ortada...Peki,o hâlde niye kimseyi yollamadınız?

Türkiye siyasetinde bir zemin kayması şarttır.Şu anda Türkiye siyasetinin tarihle yüzleşme konusundaki ana zeminini,"1915'te önemli bir şey olmamıştır,eğer bir şeyler olmuşsa da bundan zaten Ermeniler,Süryaniler vb. sorumludur",fikri oluşturur.Bu zeminin artık değişmesi gerekiyor.Çünkü sorunun temeli bu cümlede yatıyor.Değişim kolay değil,çünkü her toplum kendi tarihi üzerine,aşağı-yukarı anlaştığı bir ortak zihniyet ve dil üzerinden konuşur.

Bunu Kürt sorunu ile kıyaslayarak anlatayım.Uzun yıllar Türkiye Kürt sorununu,"Kürt var mıdır,yok mudur" zemininde tartıştı.Bu soru,bırakın Kürt sorununun çözümü için gerekli zemin oluşturmayı,doğrudan sorunun kaynağı oldu.40 bin üzerinde insan bu saçma zemin yüzünden hayatını kaybetti.Ne zaman ki,"Kürt yoktur,onlar dağda gezen Türklerdir" yalanı,silahlı başkaldırı sonucunda devre dışı kaldı,çözümün önü açıldı.

Artık Kürt sorununda yeni bir zemin var:"Kürtler,Türklerle birlikte eşit ve özgür yaşama hakkına sahiptirler." Ve Kürt siyasetinde taraf olmak isteyen tüm çevreler;"Kürtlerin eşit haklara sahip olmasının siyasal (federasyon) ve kültürel (özerklik-ana dilde eğitim) boyutları ne olmalıdır" sorusuna verdikleri cevaplara göre şekilleniyorlar.

Benzeri bir zemin kaymasını 1915 ve tarihle yüzleşme için de yaratmak zorundayız.Bu yeni zemin şu olmalıdır:"1915'te büyük bir ayıp yaşanmıştır ve İttihatçılar,Osmanlı Devleti'nin başta Ermeni ve Süryani olmak üzere Hristiyan vatandaşlarının imhasını amaçlayan bir politikayı hayata geçirmişlerdir." Tartışma bu zemine kaymadıkça,taraflar bu insanlık suçunun zararlarını gidermek için hangi adımların atılması gerektiğini tartışmadıkça,tarihle yüzleşme konusunda hiçbir adım atılamaz,aksine yeni sorunlar ortaya çıkar.

Siyasetin savunacağı ilke basittir:"Evet,geçmişte böyle kötü şeyler olmuştur ve milletin alnına sürülmüş bu kara lekenin temizlenmesi şarttır.Bunun için,bu milletin alnına bu kara lekeyi sürenlerle aramıza mesafe koymasını becerebilmeliyiz."

Tarih üzerine konuşma tarzı değişmek zorunda.Bu toplum tarihsel yalanlar üzerine inşa edilmiştir.Yalan üzerine inşa edilmiş bir bina mutlaka çöker.Yalan ve yalana dayalı övünmeler,toplumsal ölümdür.Bir toplumun kültürel ölümünün şaşmaz garantisidir.

Bu yalana dayalı,kendimizi kandırmaya dayalı zemini değiştirmedikçe hiçbir ama hiçbir sorunu çözemeyiz.Eğer onlarca yıldır,Alevi sorunu,Kürt sorunu gibi sorunlarla uğraşıyorsak,bunun nedeni,bu toplumun üzerinde yükseldiği zeminin yalan üzerine kurulmuş olmasıdır.Kürt ve Alevi sorunlarında mutlu bir çözüme ulaşmak istiyorsanız,demokratik ve güvenli bir gelecek istiyorsanız önce bu yalan zeminini değiştirmeniz gerekir.

Türklük ve tarihle yüzleşme


Siyasetin tarih üzerine konuşma tarzında bir zemin kayması şart.Bu toplum tarih üzerine konuşma tarzını değiştirmedikçe hiçbir sorununu doğru dürüst çözemez.


Tarih üzerine konuşma tarzı iki önemli inançtan besleniyor.Birincisi,1915'te yaşananların suç teşkil etmediğine inanılıyor.Yani sorun,soykırım kavramında yatmıyor.Bu tamamıyla bir yanılsama...Savunulan şu ki,eğer bir devlet kendisini tehlikede hissediyorsa,vatandaşlarını sürebilir,bu sırada bu vatandaşlardan bir kısmı hayatını kaybederse,bu belki üzülecek bir durumdur ama sonuçta suç olarak görülemez.

İkinci inanç,1915'te bir şeyler olmuş demek,Türk milletini karalamak,suçlamak,demektir;çünkü "Ermeni Soykırımı olmuştur",diyenler "atalarımız katildir,Türkler katildir",demiş oluyorlar.

Görülen o ki,"1915'te Ermeniler öldürülmüştür" ibaresinden Türklere hakaret edildiğini çıkaran oldukça fazla insan var.Ayrıca,bu insanlar,kendilerinin kişi olarak suçlandıklarını da düşünüyorlar.Eğer kendinizi bir kolektif grup -Türkler- ile çok sıkı bir biçimde tanımlıyorsanız ve bu kolektif grup,tarihte bir cinayetten dolayı suçlanıyorsa,siz de kaçınılmaz olarak suçlamanın size yöneldiğini düşünüyorsunuz.

Ortada Türk olmak ile 1915'te Ermenilerin öldürüldüğünü söyleyememek arasında kurulmuş son derece güçlü bir bağ var!Bu bağ nasıl kopartılır?Hem Türk olduğunu,Türk milletine mensup olduğunu söyleyip hem de "1915'te Ermeniler öldürülmüştür",demek mümkün mü?

Evet mümkün!Hrant Ermeni olduğu için öldürüldü!

Ogün Samast cinayeti Türklük adına işledi.Bugün "Samast katildir",dendiğinde çok az kişi Türklüğe hakaret edildiğini veya Türklüğün alnına kara sürüldüğünü düşünür.

İnsanlar,Ogün Samast'a katil demek ile Türklükleri arasında ayrım yapabiliyor ama aynı şeyi 1915'in Ogün Samast'ları,Talat,Enver ve Cemal için yapamıyorlar.Acaba,Samast konusunda takınılan tutumun,1915 için de tekrar edilmesi mümkün değil mi?

Evet,mümkün!Siyasette zemin değişimi,alan kayması derken anlatmak istediğim de bu.

Siyasetin,Türk olmak ile 1915'te işleneni cinayet olarak adlandırmak arasındaki ilişkiyi kopartabilmesi gerekiyor.

Hem Türk olduğunu açık olarak kabul etmek,hem de 1915 bir cinayettir demek nasıl başarılacaktır?

Görülen odur ki,tartışmanın şu andaki yapılış ve sürdürülüş tarzı ile bu mümkün değil.Çünkü ortada,Türklük ile cinayet işleyenler arasına mesafe koyacak bir dil yok.Bu dili geliştirebilmek için,1915'lerde hem Türk olan,Türklüklerinden gurur duyan ve ama hem de Ermenilere yapılan cinayetleri kınayan Türkleri bulmak,onları konuşturmak gerek.

Tıpkı bugün Ogün Samast'a katil demeyi başaran ve bunu Türklükleriyle gurur duyarak söyleyenler varsa,tarihte de böyle insanların olduğunu göstermek gerek.

İki örnek vereceğim.İki milliyetçi Türk milletvekili.İkisinin de adı Mehmed Emin,hattâ birisi Trabzon milletvekili.İkisi de milliyetçi ve Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında konunun enine boyuna tartışıldığı Kasım-Aralık 1918 oturumlarında,hem Türklüğü savunuyor hem de cinayetleri lanetliyorlar.

Hattâ Trabzon milletvekili şahit olduğu cinayetleri de aktarıyor.

11 Aralık 1918 tarihli oturumda,Trabzon milletvekili Mehmed Emin "Cinayet ve mezalim ika edenlerin [yapanların] cezalarını vermeye hep taraftarız.Fakat...mesuliyetin umumi millete tahmili...doğru değildir",diyor.Çünkü Mehmed Emin'e göre,"Milletin de umumu hattâ hepsi bu yoldaki muamelenin aleyhindedirler".Trabzon halkının "[Ermenilere] Trabzon'da yapılan muameleden dolayı,bu yapılan muamelenin Allah bize belasını verecektir",dediklerini aktaran Mehmed Emin,"Millet,nefret etmiş olduğu...lanet ettiği bir fiilin sorumlusu olarak gösterilmemelidir",der.

Konuşmasında Ordu kazasında ve Trabzon'da Ermenilerin kayıklara doldurularak denize döküldüğünü aktararak devam eden Mehmed Emin,"bu meselede alakadar olanlar...belki üç-beş kişiden ibarettir.Şimdi bundan dolayı bütün...Trabzon halkını mesul edecek derecede söz söylemek,doğru değildir",der.

Mehmed Emin Bey aslında çok basit bir şey yapıyor;suç işleyenlerle,Türk milleti arasına mesafe koymaya çalışıyor.Bu çok önemli bir başlangıçtır.

Musul Milletvekili Mehmed Emin Bey'in konuşması bir diğer yazı konusu olsun.

Türklük ve cinayet ilişkisi!


Bugünkü konu Musul milletvekili Mehmed Emin Bey.Hem Türk olmaktan gurur duyan hem de Ermenilere yönelik cinayetleri kınayan birisi...Tarihle yüzleşme konusunda ilginç bir örnek!


Çünkü,tarihle yüzleşmenin zorluklarından birisi,"1915'te yaşanan bir Soykırımdır",dendiğinde insanların buna "atalarımıza nasıl katil dersiniz",diye tepki göstermesidir."Talat ve Enver başta olmak üzere,İttihatçılar cinayet işlediler",cümlesi "Türklüğe hakaret" anlamında yorumlanıyor.

En azından bunlar propaganda amacıyla kullanılıyor.

Oysa hem Türk olduğunu gururla söylemek hem de cinayetleri kınamak mümkün.Tıpkı Hrant Dink cinayetini,hem cinayet olarak adlandırabilen hem de kendilerini Türk ve milliyetçi olarak tanımlayan birçok insan olduğu gibi.

Kimse Ogün Samast'ı,Türklüğün sembolü olarak görmüyor.Ama Talat,Enver'e gelince iş değişiyor.

Tüm mesele,tarihte bizler adına cinayet işlediklerini söyleyen birtakım katillerle aramıza mesafe koymasını bilmektir!Bugün becerilemeyen budur.

Oysa geçmişte bunu yapan insanlar vardı.Musul milletvekili Mehmed Emin Bey bu konuda verilebilecek bir örnek.Hem İttihatçı hem de milliyetçi bir kişiliğe sahip olan Mehmed Emin Bey,11 Aralık 1918 tarihli Osmanlı Meclis-i Mebusan toplantısında bir konuşma yapar.

Onun konuşmanın her bir satırı,hem Türk milliyetçisi olmanın,Türklük ile gurur duymanın hem de Ermenileri öldürenlere katil demenin ve bu kişilerden Türklük adına hesap sorulmasını istemenin bir manifestosu olarak okunabilir.

Konuşmasına Ermenilere yapılanları,"son devrin bize meşum bir miras olarak bıraktığı fecayiden birisi" olarak tanımlayarak başlayan Mehmed Emin Bey,"bu fecayii...Türklüğe izafe etmek isteyenler var",der ve ama "bunu milletimin seciyesi ulviyesi namına ret ederim" diyerek devam eder.

Türklüğün yüceliği,ahlaki ve kültürel değerlerinin büyüklüğü üzerine oldukça uzun bir nutuk atan Mehmed Emin Bey,"Türklük seciyesi zulüm ve taaddidlere [şeriattan ayrılma] manidir.Yapılan fenalıklar bu milletin ruhunun ve bu milletin kalbinin,bu milletin vicdanının,bu milletin fikrinin değildir",der.

Konuşmasına Türk milletinin sahip olduğu yüce değerlere atıf yaparak devam eder,"her milliyet gibi Türk milliyetinde de Allah vardır,ahlak vardır,vicdan vardır,adalet vardır,merhamet vardır,insaniyet vardır."

Bu nedenlerden dolayı,birkaç insanın işlediği cinayetlerden dolayı Türk milletinin gereksiz yere iftiraya uğramasının doğru olmadığını söyler.

Konuşmasını "ya bu fenalıkları yapan kimler" sorusuyla sürdüren Mehmed Emin şu cevabı verir,"Bunların kim olduklarını bilemem.Belki içlerinde Türk adı taşıyanlar da vardır...Lakin [bu]...birkaç şahıs Türk milletini hiçbir zamanda bu faziletlerden tecrit edemez...bunlar kim olursa olsun,isterse benim öz evladım olsun,ben bu meclis huzurunda onlardan davacıyım."

Mehmed Emin Bey'in yaptığı çok basit.Türklük ile Türklük adına cinayet işleyen katiller arasına mesafe koyuyor.Elbette söylediklerinde katılmadığınız şeyler olabilir.Onun,Türklük hakkında söylediklerini abartılı,tüm cinayetleri sadece üç-beş kişinin işi olarak görmek istemesini yanlış bulabilirsiniz.Ama Mehmed Emin Bey ile bu tartışmayı yapabilirsiniz.

Siyasette zemin kayması şarttır,derken anlatmak istediğim budur.

"1915'te Osmanlı Ermeni vatandaşları,İttihat ve Terakki Partisi tarafından imha politikasına tabi tutulmuşlardır" gerçeği,1915 üzerine yapılan tartışmaların merkezine oturmak zorundadır.Sorular bu zemin etrafında sorulmalı,taraflar buna verecekleri cevaplara göre şekillenmelidir.

"1915 Soykırım mıdır,değil midir" tartışması sadece ve sadece siyasetteki zemin kayması zorunluluğunun üstünü örtme çabası ve suni bir şişirmeden başka bir şey değildir.Ortada suç işlendiğini bile kabul etmeyen birileriyle "suçların suçu" olarak tanımlanan soykırımı tartışmanın saçmalığını öğrenmemiz gerek.

Önce 1915'te bir suç işlendiğinin kabul edilmesi ve bu suçu işleyenlerle araya mesafe konulması gerektiğinin öğrenilmesi gerekiyor.

Nasıl ki,bugünkü Almanya,Yahudileri katleden Nazilerle arasına mesafe koyarak Alman kimliğini yeniden tanımlamayı başardıysa,bizler de İttihat ve Terakki ile aramıza mesafe koyarak Türklüğü yeniden tanımlamalıyız.

Artık toplum olarak,yeni bir Türk kimliğini,demokrat,alnı açık,başı dik,cinayetlerle arasına mesafe koymakta zorlanmayan bir Türk kimliğini inşa etmeliyiz.Ogün Samast ile araya mesafe konarak bu yolda önemli bir mesafe katedildi;şimdi aynı şeyin tarihe yönelik yapılması gerekiyor...

*Prof.Dr.Taner Akçam,Ermeni Soykırımı ve siyaset,Taraf,5-17 Mayıs 2015.

http://www.taraf.com.tr/yazarlar/ermeni-soykirimi-ve-siyaset/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/hdp-ve-soykirim/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/tarihle-yuzlesme-siyaseti/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/siyasette-zemin-kaymasi/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/turkluk-ve-tarihle-yuzlesme/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/turkluk-ve-cinayet-iliskisi/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder