6 Mayıs 2015 Çarşamba

Büyük Savaş'ta üç şehrin hikâyesi:İmar ve imha/Taylan Esin*

Emval-i metrukenin tasfiyesi Osmanlı kentlerinin çehresini iki yönde değiştirmiştir:Paylaşım konusunda uzlaşı olmayan yerlerde Hristiyan mahallelerinin önce yağma edildiği,sonra da yakıldığı hipotezi dikkate alınmalıdır.Paylaşımın mümkün olduğu kentlerde ise türlü imar faaliyetine rastlanır.Bunlardan ilki Kastamonu ve Ankara'daki gibi İttihat ve Terakki kulüpleridir.İkincisi 1916-1917'de Ankara,Kastamonu,Trabzon,Hicaz vilayetleri ile Çanakkale,Urfa ve Eskişehir livalarında,hattâ Biga kazasında inşasına/açılışına girişilen kütüphane binalarıdır.

Mesele

Osmanlı İmparatorluğu'nda Büyük Savaş ile aynı dönemdeki tehcir dalgalarının etkileri bir yönüyle paraleldi.Her ikisi de insan gücünün o dönemin başlıca üretim faaliyeti olan tarımdan çekilmesi sonucunu doğurdu.Bu ise barış döneminde zaten en kritik/kıt girdi sayılan işgücünün(1) tarımsal üretimi ülke ölçeğinde darboğaza sokacak düzeyde azalması anlamına geliyordu.

Orduya çağrılan asker sayısının zaman içindeki değişimine ilişkin net veriler yoktur.(2) Ancak hem 1914 Rum,kısmen de 1915 Ermeni Tehciri'nin tarımsal üretim üzerindeki etkilerini görmek mümkündür.1914 Mart-Eylül ayları arasında Trakya ve Ege'den,sayıları bir iddiaya göre 130 bine varan Rum'un(3) zorla göç ettirilmesi sonucunda tütün,zeytin,kuru üzüm gibi "ananevi ihraç maddelerinde bariz" düşüşler olur.Aynı şekilde "1915 yılında buğday ekilişinde 4 milyon dönüm [yüzde 10],mahsulde ise yüzde 30 nisbetinde bir eksilme kaydedilince,bidayette şehirlerde ve bilahare bütün memlekette darlık" başlamıştır.(4)

Savaş ile tehcirin bu paralel etkisi,öte yandan tam da bu durumun sonucu olarak kendi içinde çelişkili bir durum yarattı.Tehcirlerle beraber ortada göç ettirilenlere ait eşya ve emlaktan oluşan sahipsiz büyük bir servet kalmıştı.Özellikle Batı Anadolu'daki Hristiyanlar yaşadıkları bölgelerde nüfuslarıyla orantısız bir sermayeyi kontrol ediyordu.Geride bırakılan bu servetin büyüklüğünü kestirmek zordur;ancak bazı ipuçları vardır:Örneğin 1916'da Osmanlı Hazinesi,Alman Merkez Bankası'na 5 milyon lira gönderir.(5) Bu,savaşa girerken kasasında 100 bin lira nakdi bile bulunmayan,(6) başlıca gelir kaynağı olan tarımdan da işgücü,araç/hayvan ve tohumluk gibi girdilerin kıtlığı nedeniyle mahrum olmuş bir ülke için şaşırtıcıdır.Kesin olan,1915 Eylül'ünde ortaya "tuhaf" bir durumun çıktığıdır.Bir yanda sefalet ve açlık,diğer yanda terkedilmiş,sahipsiz bir servet.Bu,bekleneceği gibi merkezi ve yerel hükümetler,İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC),yörenin önde gelenleri,yerli halk ve göç ettirilenlerin ev ve toprağına iskân edilmek istenen mülteci/muhacirler arasında bir bölüşüm sorunu ortaya çıkardı.Dolayısıyla,İmparatorluğun savaş dönemindeki cephe gerisi deneyimi,savaşan diğer ülkelerdekinden oldukça farklıydı:Tehcire tabi tutulanların üretimden çıkması sonucu,üretim ve iaşe sorununu daha ağır biçimde yaşamakla kalmayıp,diğerlerinden niteliksel açıdan farklı olarak,bir paylaşım mücadelesine de tanık olmuştu.

Mücadeleye konu olan emval-i metruke,menkul ve gayrimenkul olarak tasnif edilebilir.Gerek fiziksel gerekse kayıtlı (tapu,vs.) varlıkları nedeniyle,(7) el konan taşınmazların bölgelere göre envanterini çıkarmak ve el değiştirmeleri izlemek zor da olsa mümkündür.Ayrıca sahiplerinin iade ve ülkeye dönüş talepleri ile bunu engellemeye dönük yasal düzenlemeler zaman içinde süreklilik arzeder.(8) Ancak hemen tehcirin akabinde tasfiye edildikleri,yer,biçim ve sıkça el değiştirdikleri için taşınabilirlerin izini sürmek ve konu oldukları mücadelenin aşama ve "paydaş"larını belirlemek daha güçtür.

İşin yasal çerçevesini Kaiser özetler:30 Mayıs 1915 tarihli [Meclis-i Vükela kararı],tehcir edilenlerin mülklerinin emniyet altına alınmasını öngörüyor,bu amaçla 10 Haziran 1915'te mülklerin idaresi,kayda alınması ve muhafazası için özel komisyonlar kurulması koşulunu getiriyordu.Ancak Eylül 1915 itibariyle tasfiye fikri,"muhafaza ve idare"nin yerini almaya başlamıştı.Özellikle taşınabilirlerin tasfiyesinin hızlanması için,"8 Kasım 1915'te Osmanlı hükümeti 26 Eylül 1915 tarihli kanunun icrasıyla ilgili [bir] nizamname çıkardı....Taşınabilir malları mümkün olduğu kadar gerçek değerinden satmak için açık artırmanın yapılacağı uygun bir zaman seçmek zorundaydılar....Yeni nizamname böylece bu eşyaları sahiplerine ulaştırmak iddiasından vazgeçiyordu..."

Ancak fiili durum elbette farklıydı:Emval-i metruke "gülünç derecede düşük bedeller karşılığı" satılmış,örneğin "Adana,Bursa ve Trabzon vilayetlerinde[ki]...komisyonlar,Ermeni mülklerini gerçek değerinin çok altında bir miktarda tasfiye etmişler,muhacirleri ve bazı vatandaşları kayırmışlardı."(9) "[Urfa'da] genellikle bedava denebilecek fiyatlar verilen mezata sadece Müslümanlar katılabiliyordu."(10) "Bu uygulamanın özellikle büyük bir şevkle yapıldığı yerler,Bursa,İzmir-Aydın,Eskişehir,Adapazarı,Ankara ve Adana gibi,çok verimli olan,Rumlarla Ermenilerin büyük ölçüde etkin oldukları ve üstünlüklerinin kin duygusu yarattığı,Türklerde düş kırıklığına yol açtığı yerlerdi."(11) Birçok yerde ise,"Ermeni mallarının büyük bir kısmı açık artırmaya hiç çıkarılmadı veya satılmadı."(12)

Tasfiyenin nihai hedefi Müslümanların elinde bir sermaye birikimi oluşturulmasıydı.6 Ocak 1916'da Talat Paşa,Osmanlı ekonomisinin Müslüman bir ekonomi olacağını ilan etti.Tasfiye çerçevesi daha sonra o denli genişledi ki,kanun kapsamı dışında kalmış olan,Ermeni olmayan Hristiyan ve tehcir edilmemiş Ermeni malları müsadere edildi ya da edilmek istendi.(13)

Pastanın paylaşımı tehcirin hemen ertesinden itibaren çetin mücadelelere neden oldu:Dâhiliye Nezareti'nden Erzurum,Adana,Ankara,Musul,Van ve Zor ile sair vilayet,mutasarrıflık ve emval-i metruke komisyonu riyasetlerine 11 Ağustos 1915'te çekilen telgrafa göre,nakledilen Ermenilerin emval-i metrukelerinin pek ucuz elden çıkarıldığı ve "şuradan buradan toplanan erbab-ı ihtikârın" tekelinde kalıp yok pahasına satılarak "külliyen mutazarrır olduğu" söyleniyordu.Tahliye edilecek mıntıkalara "yabancı ve şüpheli" hiçbir kimsenin girmesine izin verilmemesi ve bunlardan ucuz mal almışlar varsa,"kıymet-i asıllarına ircaına gayret olunarak suret-i katiyede menafi-i gayri meşruya meydan verilmemesi..." istendi.(14)

Paylaşımın görece pürüzsüz olması için bazı ara formüller üretiliyordu.Bu maksatla Dâhiliye'den Kale-i Sultani Mutasarrıflığı'na Kasım 1916'da gönderilen şifrede,"[Çanak]kale'den çıkan Ermenilerin emvali hakkında şimdiye kadar hiçbir muameleye teşebbüs edilmemiş olduğu ve bunlar hakikaten eşya-ı hasisiyeden [önemsiz eşya] ibaret bulunduğu takdirde bu eşyanın muhacirin-i müslimiyeye tevzii daha muvafıktır"(15) dendi.

Taşınabilirler giysilerden ev eşyalarına,oradan da kutsal emanetlere uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyordu:Örneğin 1916 Kasım'ında,savaş nedeniyle stratejik duruma gelen maddelerin tabi olduğu formalite gereği,Bakanlar Kurulu kararıyla Almanya ve Avusturya-Macaristan Mübayaa Şirketi tarafından bu iki ülkeye 2 bin ton eski yün çorap parçası ve 1918 Mayıs'ında 200 ton melbusat (elbise) ihraç edildi.(16) Bunlar emval-i metruke mi,yoksa "eşya-ı hasisiye" miydi?

Aynı yöntemle,1914-1918 arasında yine bu iki müttefike,ülkenin savaş öncesi üretimi dikkate alındığında ancak ve ancak ev eşyalarının toplanmasıyla ulaşılabileceği anlaşılan 5 bin tondan fazla (hurda) bakır satıldı.(17) Aşağıda adı geçecek olan,Ankara'nın 1915'teki Emniyet Müdürü Bahaeddin Bey'in halı ticareti yaptığına dair belgeler vardır.(18)

Öte yandan,Mütareke basınında yer alan ve Alman Merkez Bankası'na yapılan transferin kaynağını açıklayabilecek bir habere göre,"Ermeni kiliselerinden alınmış olan altın ve gümüşten mamul eşya-yı ruhaniye...Darphane'de ısaga...ettirilmiş"ti.(19) Dolayısıyla,emval-i metruke için yürütülen mücadelenin bir ayağı,tehcir/katliam sonrası geride kalan ya da savaşın çeşitli aşamalarında gaspedilen ülke ölçekli bir taşınabilir stokunun paylaşımına yönelikti.

Yukarıda söz edilen eski çorap ihracat bedelinin yüzde 7,5'i Askeri Demiryolları ve Limanlar İdaresi'ne bırakıldı.İdare önceden Evkaf Nezareti'nin bünyesindeyken 1917'den itibaren Harbiye Nezareti'ne bağlandı ve başına Levazım Reisi İsmail Hakkı getirildi.Bakır ihracıyla ilgili ayrıntılardan da merkezi hükümetin savaşı bu şekilde finanse ettiği anlaşılır.Dolayısıyla,hükümet bu tasfiyenin nimetlerinden azami ölçüde yararlanmak istiyordu;ancak terazinin diğer kefesinde,emval-i metrukeyi yerel düzeyde paylaşmak isteyen aktörler vardı.

İstanbul ile taşra,alt ve üst düzey yöneticiler,İttihat ve Terakki Cemiyeti ile hükümet,muhacirler ile yerli halk vs. arasında taşınabilirlerin paylaşımına yönelik mücadele nasıl yürümüş,bu devasa ve George Bataille'ın deyişiyle "lanetli pay"(20) nasıl paylaşılmıştı?Elimizde olanlar elbette açık veriler değil ipuçlarıdır.Bu yazıda,yaşadıkları tehcir ve yangın felaketiyle ilgili bulabildiğimiz ipuçlarından yola çıkarak,önceki çalışmalarda konu ettiğimiz(21) Amasya,Ankara ve Kastamonu şehirlerini bu paylaşım açısından kıyaslamaya çalışacağız.

Amasya

1915 Mayıs'ının son günlerinde Amasya sokaklarını askerler doldurur;(22) 8 Haziran 1915 akşamı tellal ertesi gün Ermeni tehcirinin başlayacağını bildirir.(23) 21 Temmuz 1915'te çoğunlukla Hristiyan mahallelerindeki yaklaşık 2 bin evi tahrip eden büyük bir yangın çıkar.Amasya Tümen Komutanlığı'ndan gönderilen yazıya göre,yangının çıkış nedeni henüz anlaşılamamıştır.Yangından zarar görenler boş olan Ermeni evlerine nakledilmektedir.(24)

Sivas vilayetinde tehcir 1913-1916 arasında valilik yapan ve İngiliz belgelerinde "Sivas,Amasya,Tokat vb. iller[deki] Ermeni nüfusun kökünü kazıyan kişi"(25) olarak tanımlanan Muammer (Cankardeş) tarafından yürütülür.Mütareke yargılamalarından anlaşıldığı kadarıyla,işin Amasya ayağında Jandarma Bölük Kumandanı Nuri,Tabur Kumandanı Tevfik,Amasya eşrafından Hasan Efendi ve tüccardan Hüseyin Efendi(26) ile birlikte Amasya tehcirinden yargılanan ve ardından beraat eden Mutasarrıf Sırrı (Tavat) vardır.(27)

Yangından altı ay sonra,7 Ocak 1916'da,Muammer Bey 1914 Kasım'ından beri Amasya'da görev yapan Sırrı Bey'i yetersiz bulmaya ve Nezaret'e şikâyet etmeye başlar:Sırrı,tohumluğu zamanında tedarik ve zer ettirmemiş,erzak sevkiyatı ve muhacir iskânında başarısız olmuştur.(28) 15 Şubat 1916'da "...Sırrı Bey'in zirai tohumluk tedarik ve tevziatında ve erzak-ı askeriye sevkiyatında ihmal ve bataet [yavaşlık] gösterdiği ve ahval-i sairesi tahkikat ve tedkikat-ı vakiden anlaşıldığı..." için bu durumda memuriyete devamının "gayri-caiz" görülmüş olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen tahkikat sonuçlandığında ortaya çıkacak hâle göre "hakkında muamele olunmak üzere azl..."(29) edildiği bildirilir.Sırrı'nın tahkikat/azil nedeni hangisiydi?Tohumluk dağıtımı,askeri erzak sevkiyatı ya da muhacir iskânının birer bahane olduğu tahmin edilebilir.Şikâyetler Sırrı'nın azlinin ardından da devam eder:17 Nisan 1916 tarihli yazıya göre eski mutasarrıfın bu defaki hatası,Çaycızade Nuri Bey'le adamlarını insanların önünde darba cüret eden Jandarma Bölük Kumandanı Nuri Bey'in fiiline ortak olmasıdır.(30) Livada Sırrı ile beraber Ermeni tehcir ve katliamından sorumlu tutulan ikinci isim olan Kumandan Nuri'nin de gözden düştüğü anlaşılmaktadır.

Sırrı,açığa alındıktan iki yıl sonra 1918'de Çankırı Mutasarrıflığı'na atanır.Mütareke'den sonraki suçlamalar ise bambaşkadır:Dâhiliye Nezareti'nden Sivas Vilayeti'ne 2 Ekim 1918'de yazılan yazıda "...Sırrı Bey'in Amasya Mutasarrıflığı'nda bulunduğu sırada vuku bulan Ermeni Tehciri esnasındaki suistimalat ve mezalimede ne dereceye kadar medhaldar olduğunun...mahallinden tedkik ettirilmesi"(31) istenir.Vilayetten Dâhiliye Nezareti'ne 8 Aralık 1918'de gönderilen şifrede,"Sırrı Bey'in Amasya'da bulunduğu sırada bir piyanoyu dun [düşük] bedel ile sahibinden mübayaa [satınalma] ve bir şahıs jandarma tarafından darb edilir iken sükût etmiş olmak gibi celb-i nazar edecek ahvali mesmu [duyulmuş] ancak vilayetçe davadan beraat ettirildiğinin işitilmiş olduğu..."(32) yazılır.

Bütün bunlara rağmen Sırrı 1919'da ikinci kez Amasya mutasarrıfıdır.Dâhiliye'den bu kez 23 Mart 1919'da Sivas'a çekilen telgrafta tehcir meselesiyle alakadar bulunduğu,hâlâ İttihatçı zihniyeti ile hareket edip insanları bu yönde telkin ve teşvik ettiği ve ahaliye silah dağıttığı İngiliz siyasi temsilciliği tarafından verilen notada bildirildiğinden,hemen işten el çektirilip tutuklanarak İstanbul Divan-ı Harb-i Örfi'sine gönderilmesi istenir.(33)

Mütareke faaliyetlerinden anlaşıldığı kadarıyla kararlı bir "İttihatçı zihniyeti"ne sahip olan Sırrı,tehcir emrini de yerine getirmesine rağmen neden Kumandan Nuri ile beraber gözden düşmüş ve bir dizi zayıf isnatla yangından altı ay sonra Amasya'dan uzaklaştırılmıştı?Birçok yönetici kariyerinin gösterdiği üzere,"Ermeni Tehciri esnasındaki...mezalim" o dönemde tenzil değil terfi sebebi olduğuna göre geriye "suistimalat" seçeneği kalır ki bu,Sırrı'nın "bir piyanoyu düşük bedel ile sahibinden aldığı" bilgisini desteklemektedir.

Mutasarrıf ve beraber yargılandığı yerel unsurlar (eşraftan Hasan ve tüccardan Hüseyin Efendi),vali ve merkezin bilgisi dışında mı hareket etmiştir?

Ankara

Ankara'ya tehcir emri Haziran 1915'te gelmiş olmalıdır.Vali Mazhar Bey,komutan,polis müdürü ve içlerinde dini liderlerin de olduğu kanaat önderleri tehcire karşı çıkmaları üzerine(34) emekliye sevkedilir.Vali vekilliğine Mustafa Atıf (Bayındır),polis müdürlüğüne Bahaeddin atanır.(35) Tehciri Temmuz'un başında yeni kadro başlatır.İlk aşamada Apostolik ve sonrasında Katolik erkekler tutuklanır,sürülür ve çoğu yolda öldürülür.(36) "Sonra...bir gün bir tellal,eşlerini görmek isteyen Ermeni ve Katolik kadınların hazırlanması ve eşlerinin yanına gitmek için istasyona inmesi gerektiğini ilan etti.Bazısı inandı ve hazırlandı;çoğu ise...oyunu anladı ve değerli her şeyi yok etmeye başladı...Evlerinin balkonuna son derece pahalı servis takımları,aynalar,kristaller çıkarıp,düşüp bin parçaya bölünmesi için sokağa atan zengin Ermeni Katolik aileleri kendi gözlerimle gördüm."(37)

Kadınların tavrı,evler boşaldığı anda olup bitecekleri bildiklerini gösterir.Balalı Şehsuvarzade Hacı Osman'a göre,Atıf yağmada yer almaz ama Bahaeddin işin içindedir:"Polis müdürü Bahaeddin derhal bir beyanname neşrederek akşamları alaturka saat ikiden sonra fenerli,fenersiz sokağa çıkmak men edildi.Çıkanların idam olunacağı ilan olundu.Bu...polis tarafından balmumu üzerine bir mühür basılmak suretiyle kapatılmış olan Ermeni hane ve mağazalarının yağması içindi.Geceleri tabesabah [sabaha kadar] bu yağma yapıldı.Nerede kıymetdar eşya varsa kaldırıldı.Bu şirzime-i rezile [reziller çetesi] tarafından taksim edildi.Yapılacak İttihat ve Terakki kulübü için o şekavet [soygun] ocağının tefriş ve tezyini için ne kadar kıymetdar halı,kilim,yemek ve çay takımlarıyla gümüş tatlı takımları varsa tefrik olunarak kulübe gönderildi.Polis müdürü Bahaeddin Bey'in İstanbul'a aşırdığı halı denkleri de başkadır.Vali vekili Atıf bütün cinayet ve şakavetle bu yağmagirliğe nasılsa iştirak etmedi.Ve hattâ son zamanlarda şerik-i cinayeti [suç ortağı] olan Bahaeddin'i tevkif ve azl bile etti."

Yağma rotasyonla devam eder:"İstanbul'dan Çorum mutasarrıf-ı sabıkı Nureddin Bey'in riyaseti altında bir komisyon-ı mahsusa geldi de,bu gasıplar da çekildi.Fakat yine bu komisyona İttihat ve Terakki kâtib-i mesulu tarafından [Hacı Bayram Şeyhi] Şemseddin [Bayramoğlu],[Fincancıoğlu] Kara Mehmed,[Osmanlı Bankası müdür yardımcısı] Karaböbrek Hasan efendiler memuren idhal olundu.Bunlar yine alttan alta işlerine,hırsızlıklarına koyuldular,İttihat ve Terakki Kulübü tarafından Hammaloğlu'nun (?) konağında tesis edilen darüleytama sermaye ve darülmesai [çalışma mekânı] olmak üzere Potukyan Onnik Efendi'nin kumaş mağazası zabtedildi.Diğer mağazalardan da kumaş,kösele ve saire kaldırıldı.Bilahare darüleytam Maarif'e devrolundu."(38)

1915'te,muhtemelen Atıf'ın döneminde darüleytamla beraber,1920'den itibaren meclis olarak kullanılan İttihat ve Terakki kulüp binasının yapımına da "ianat ile" başlanır.(39)

Ekim 1915'te Atıf vali olarak Kastamonu'ya atanırken,bir vekâlet ara döneminden sonra,Mart 1916'da Ankara'ya Diyarbakır Valisi Mehmed Reşid getirilir.Mehmed Reşid'in özelliği Diyarbakır'daki tehciri,merkezin istediğinden daha geniş (tüm Hristiyanları kapsayacak şekilde) ve daha pervasızca (uluslararası baskılara kulak asmadan) uygulamasıdır.(40) 1916'da Ankara'da tehcire rağmen hâlâ 2 bin Katolik(41) ve 1500 Ortodoks'un yaşadığı bilinmektedir.Reşid'in gelişinden sonra,1916 baharında Katolik-Ermeni mahallesine boş arabalar gelir ve bu kez evlerdeki eşyalar götürülür.(42)

1916 Eylül'ünde üç gün üç gece süren,Katolik-Ermeni ve Rum mahallelerindeki 8-12 bin Hristiyan evini neredeyse tümüyle yok eden bir yangın çıkar.Kasıt şüphesi Mütareke'de hem yangınzedeler(43) hem de tahkikat komisyonları(44) tarafından sorgulanır.Görgü tanıklarına göre yangın,tulumbalara doldurulan gazyağının çatılara sıkılmasıyla çıkarılmıştır.(45) Evsiz kalan Ortodoks,Ermeni ve Katolikler başka kentlere göç ettirilir.Mehmed Reşid,Hristiyan tehcirini bu şekilde sürdürmesine rağmen altı ay sonra azledilir.

Diyarbakır'dan Ankara'ya terfien tayin olan ancak yangından sonra bahtı değişen Reşid,1917 Mart'ında "iaşe ve ziraat işlerinde ibraz-ı faaliyet ettiği..." gerekçesiyle görevden alınır.(46) Bunun asli neden değil gerekçe olduğu,azil sürecinin yangının hemen akabinde başlatılmasından sezilebilir.Henüz 2 Ekim 1916'da Talat Paşa'ya hitaben yazdığı şifredeki "Bendenizin Sıhhiye Nezareti Müsteşarlığı'na tayin ve Necmi [Selmen?] Bey'in buraya tayini burada şayi oldu.Zat-ı âlileri...Mart'a kadar Ankara'da kalmaklığımı [ve] Meclis-i Mebusan'ca bütçe tasdik olunduktan sonra tayinimi tensib buyurduklarından..." ifadesi,Reşid'in azil kararındaki tehiri açıklar.(47)

Kastamonu

Barış döneminde zayıf bir ekonomisi olan Kastamonu seferberlikte orduya çok sayıda asker verir.Buna bağlı olarak ekonomisinin daha da kötüye gitmesi beklenirken,1915 Eylül'ünde tehcir dönemindeki Ankara vali vekili Atıf'ın valiliğe asaleten tayiniyle işler değişir.Kasım 1915'te valinin öncülüğünde,merkezde bir darüleytam ve bir kulüp binası yapılması amacıyla inşaat ve "cem-i iane" komisyonları kurulur.Komisyonda görev alanlardan biri de,aynı zamanda emval-i metruke komisyonu "gayri-resmi" üyesi olan İttihat ve Terakki kâtib-i mesulü Hasan Fehmi (Turgal)'dir.(48)

Atıf,Dâhiliye Nezareti'ne yazdığı 7 Kasım 1915 tarihli telgrafta Maarif Nezareti'nin yardımıyla merkezde açılması kararlaştırılan darüleytamın bina ve levazım tesisine sarfedilmek ve "karşılığı ianat ve teberruattan temin olunmak üzere" 100 bin kuruşun 1915 bütçesine konmasını ister.Hiç zaman kaybedilmeden 8 Kasım 1915'te çıkarılan bir irade-i seniyeyle sözkonusu bütçe tahsis edilir.(49)

Kastamonu Ermenileri 1915'te,muhtemelen önceki vali Reşid Bey'in etkisiyle,henüz tehcir edilmemiştir.Reşid belki de bu nedenle eşraf ve Hasan Fehmi ile ihtilafa düşmüştür.(50) Ancak,Atıf'ın tayini ve bütçe tahsisinden sonra Kastamonu Hristiyanları için zor günler başlar.Dâhiliye'den gelen 8 Aralık 1915 tarihli yazıya cevaben Atıf,3 Ocak 1916'da,"Vilayet dâhilinde bulunan Ermeniler içinde hanelerinde silah zuhur edenlerden bazılarının silahlarıyla beraber Ankara Divan-ı Harb-i Örfisi'ne gönderilmiş...ve bazılarının da gerçi silahları mevcud ve kendileri de mevkuf ise de fotoğrafçı bulunmaması cihetiyle resimlerinin ahzı kabil olamamış..." olduğunu yazar.(51)

Ankara mahkemesine daha önce sevkedilenlerden biri,"Kastamonu'nun en muteber tüccarından" Haçatur Hanliyan'dır.Eşi ve kızı tarafından verilen dilekçede,"seferberlik ilanını müteakib güya hanemizde esliha ve cephane var imiş gibi ihbar edilerek taharri neticesinde kimin attığı henüz malum olmayan beş-altı fişenk için [Haçatur] Ankara Divan-ı Harbi'ne sevkedilmiş...[iki kişi] tehdid ü tahvif ile mağazadaki malları muvazaaten...sattığına dair sened almışlardı...[Tehcirden sonra] mezkûr hükümsüz ve mefsuh [geçersiz] sened[in]...muvazaaya tabi [yanıltmaya yönelik] olduğuna dair hüküm veren mahalli mahkemesine bilahare buradan göndermiş oldukları bir zatın nüfuzundan istifade ile aynı mahkemeye muvafık-ı kanun [yasaya uygunluk] verdirilerek [iki kişinin 200 bin lira değerindeki] bütün emval ve eşya ve nukud"larının "zabt ve gasb" eylendiği bildirilir.(52) Bu kişisel bir dava mı,yoksa "fişek tertibi" ve "İstanbul'dan gelen nüfuzlu zat" gibi ipuçlarından anlaşıldığı üzere "organize işler"den miydi?

Tüccar Toros Tataryan'ın eşi tarafından "gerek zevcesi ve gerek diğer Ermenilere icra kılınan mezalim hakkında" padişaha ve Dâhiliye Nezareti'ne çekilmiş ve Sabah gazetesinde 1919 yılında yayımlanan telgraflar,Hanliyan'ın kaderini diğer Ermeni tüccarların da paylaştığını gösterir:

"Ankara'da vali vekâletinde bulunduğu sırada...Ermenilerin efrad-ı aileleriyle birlikte gayet feci surette katl ettirilmiş olmaları ve bilahare aynı fecaiyi Kastamonu vilayetine asalet tayininde dahi zevcelerimizi diyar-ı baideye [uzak] nakl ile katl ve bir kısmı mahal-i müretteblerine sevkettirildikten sonra sefalet ve perişani içinde terketmelerine ve bu münasebetle zevcem Toros Tataryan'ların ma-aile feci surette imha edilmelerine sebebiyet vermiş olan vali-i mazul Atıf Bey [ve]...Hasan Fehmi...ile avane-i saireleri tarafından gerek cariyelerinin ve gerek esnaf ve tüccarın ticarethaneleri gasb ve yağma edilmiş ve beşyüz lira kıymetinde bulunan ticarethanemle sair Ermenilerin ticarethaneleri,emtiası yağmaya tabi tutularak zimmet defterleri koparılmış ve aynı hal diğer ticarethanelerde de tatbik edilmiştir."(53)

Mahkeme tutanaklarına göre,kâtib-i mesul "Hasan Fehmi...Terkedilmiş Mallar Komisyonu üyesi olarak,dükkânlara girerek adamları aracılığıyla dilediği ne varsa çuval ve küfelere doldurmuş...sonra dükkânların açılıp müzayedenin başlatıldığını ilan etmişti...Kimse onun hırsızlığını durdurmaya cüret edemedi."(54)

Atıf'ın başlattığı ve Hasan Fehmi'nin katıldığı "cem-i iane" kampanyası sonrasında,Kastamonu'da 1916-1917'de yüksek maliyetli binaların temeli atılır,eksik/yıkık olanlar tamamlanır veya onarılır;bir kısmının da yapımına başlanır ve inşaatlar kısa sürede bitirilir.Bunlar arasında İttihat ve Terakki Kulübü (sonradan Türk Ocağı),(55) Milli/Memleket Kütüphanesi (inşa:1916-1924),tamir edilen kışla binası,sivil sağlık tesisleri,askeri hastane (inşa:1917-1921),(56) onarılan merkez hapishane ve tevkifhanesi,sanayi mektebi (inşa:1912-1916),(57) yatılı okul ve yurtlar(58) ve 1915 bütçesinde yer alan yetimhane (açılış:18 Aralık 1915,kapasite artırımı 1916)(59) bulunur.

Ermeni Tehciri tasfiyeden sonra,1916 Şubat'ında başlar.Kastamonu,emval-i metrukenin yağma ve tasfiyesinden elde edilen "iane"den bir kısmının kentlerin imarında kullanıldığını,hattâ bütçe kayıtlarına bile resmen girdiğini gösteren bir örnektir.

Çıkarımlar

Atıf dönemindeki Kastamonu ile Amasya,emval-i metrukenin tasfiyesi açısından birbirine tamamen zıt iki örnektir.Atıf'ın kente gelişinden itibaren,anlaşılan düzmece bazı belge ve dayanaklarla Ermeniler kentten uzaklaştırılmış ve mallarına el konmuştur.İane toplama ve tasfiye komisyon üyeleri beraber çalışmış,ele geçirilen malların nakde çevrilmesiyle kentte kamu binaları inşa edilmiştir.Valinin yetimhaneyi bütçelendirmesi tasfiyenin İstanbul'un denetimi altında olmasını istediğini düşündürür.Nitekim Dâhiliye,eski vali Reşid'in münasebetsizlik ve küstahlığından şikâyetçi olduğu Hasan Fehmi'ye güvenmeyerek,tehciri Atıf'ın tayinine kadar ertelemiştir.Atıf hem tehciri başlatmış,hem de emval-i metrukeyi istenen biçimde paylaştırmış,daha doğrusu bir kısmını hizmet binalarının harcında "kamu"laştırmıştır.

Amasya'da ise tehciri muhtemelen vali ve merkezin istediği gibi yürüten mutasarrıf ve jandarma kumandanı,yangından sonra türlü vesilelerle suçlanmıştır.Mütareke dönemindeki şüphe Sırrı'nın "tehcir esnasındaki suistimalat ve mezalimde ne dereceye kadar" payı olduğu konusundadır.Sırrı'nın azli,öyle anlaşılıyor ki,mezalim değil suistimalden kaynaklanmıştır.Yangın belki de vali/İstanbul ile mutasarrıf/kumandan/eşraf bloku arasında bir ihtilafın tetikleyicisi veya göstergesidir.

Ankara ise ara bir noktada durur.Atıf'ın döneminde tehcir ve mağazaların tasfiyesi,anlaşılan,İstanbul'la eşgüdüm içinde yürümektedir.Atıf,Bahaeddin'i azlettirse bile,Talat Paşa onu gözden çıkarmaz.(60) Ayrıca kentteki her tasfiye komisyonu bir öncekinin kaldığı yerden devam etmiştir.Nakde çevrilen kaynak,tıpkı Kastamonu'daki gibi,darüleytam ile gösterişli bir yapı olan İttihat ve Terakki Kulübü'nün inşasına ve Ermeni-Katolik kadınların imha etmeye fırsat bulamadığı eşyalarla binaların tefrişine akmıştır.Atıf,Ankara ile Kastamonu arasındaki paralelliği sağlayan isim olsa gerektir.

Ankara'da sorun Mehmed Reşid'in kente gelmesi ve 1916 baharında Katolik-Ermeni mahallesindeki evlerin boşaltılmasından sonra başlar.Amasya'da ticarete konu olan piyanolar,Ankara yangını esnasında Refik Halid'in sokaklarda çokça rastladığı sahipsiz eşyalardandır.(61)

Talat Paşa ile yangının hemen arifesinde samimi bir iletişim içinde olan ve Dâhiliye Nezareti müşavirliğine atanması beklenen Mehmed Reşid'in yangından sonra azledilme dedikodularının dolaşmaya başlaması,zamanlama açısından "manidar"dır.

Amasya ile Mehmed Reşid dönemindeki Ankara'nın kaderindeki paralelliğe ilk dikkat çeken,Ankara'yı 1916 yangını sonrası terkederek Amasya'ya göç etmek zorunda kalan Epeoğlu-Bakalaki'dir.Yazar,kitaplarında iki kent için de benzer söylentilerden bahseder.(62) Ermeni Tehciri'ni "başarıyla" yürüten yerel yöneticilerin yangından sonra azli türlü bahane icadıyla olmuştur.

Hristiyan emval-i metrukesi,tasfiyesinin nimetlerinden tüm "paydaş"ların azami ölçüde yararlanmak istediği bir pastaydı.Emval-i metrukenin gördüğü muamele muhafazadan tasfiyeye,oradan da müsadereye,hattâ gaspa doğru evrilirken ortaya çıkan belirsizlikler şüphesiz suistimale açıktı.Başka bir deyişle,başlı başına bir suç olan bir sürecin,tıpkı fraktal geometri gibi,mikro düzeyde suistimallerle örülü olması şaşırtıcı değildi.Bu yapısal benzerlik nedeniyle,büyük desen ile parçaları arasında eşgüdüm kadar gerilim olması da doğaldı:Hükümet bu "artı ürünü" savaşın finansmanında ve kentlerin imarında kullanmak isterken,terazinin diğer kefesinde emval-i metrukeyi yerel düzeyde paylaşmak isteyen aktörler vardı.Durumdan istifade edenler arasında yerel esnaf/tüccar,Bahaeddin gibi orta ve Mehmed Reşid/Sırrı gibi üst düzey devlet görevlileri vardı.Bunu,tasfiye komisyonlarının ve yerel yöneticilerin merkez tarafından ender de olsa deşifre veya azledilmesinden(63) ve hızlı bir rotasyona maruz kalmasından çıkarsamak mümkündür.Kent yangınlarının işlevselleştiği noktalardan biri tam da burasıdır:Merkezden izinsiz yapılan yağma ve tasfiyenin izlerini ancak küller kapatabiliyordu.

Dolayısıyla,emval-i metrukenin tasfiyesi Osmanlı kentlerinin çehresini iki yönde değiştirmiştir:İlk olarak,paylaşım konusunda uzlaşı olamayan yerlerde Hristiyan mahallelerinin önce yağma edildiği,sonra da yakıldığı hipotezi dikkate alınmalıdır.

Paylaşımın mümkün olduğu kentlerde ise türlü imar faaliyetine rastlanır.Bunlardan ilki Kastamonu ve Ankara'daki gibi İttihat ve Terakki kulüpleridir.İkincisi,1916-1917'de Ankara,Kastamonu,Trabzon,Hicaz vilayetleri ile Çanakkale,Urfa ve Eskişehir livalarında,hattâ Biga kazasında inşa ve açılışına girişilen kütüphane binalarıdır.(64)

Üçüncü olarak,bir Alman uzman nezaretinde yapılan "reform"la hapishaneler yenilenmeye başlanır:Osmanlı mahpuslarının sayısı toplam nüfusun sadece yüzbinde 16'sıyken,savaş sürerken,1916-1917'de hapishanelere ayrılan bütçenin büyüklüğü dikkat çekicidir.Faaliyet tehcirden sonra başlar.1916'da İstanbul ve Üsküdar'da tevkifhanelerin yapımı sürerken İzmir,Adana,Mersin,Beyrut,Eskişehir,Samsun,İzmit,Kayseri,Yozgat ve Çanakkale'deki hapishanelerin inşasına başlanır.(65) Mayıs 1916'da Dâhiliye Nezareti vilayetlerden,hapishaneye çevrilmeye elverişli metruk Ermeni binalarını araştırmalarını ister;ardından örneğin Maraş ve Antep'teki Katolik-Ermeni kiliseleri hapishaneye dönüşür.(66) Kastamonu hapishane/tevkifhanesi bu dönemde onarılmıştır.

Son olarak savaşın yaralarını sarmaya yönelik hastane ve yetimhaneler kurulur.Özellikle yetimhanelerin tarihçesi dikkat çekicidir:1890 olaylarında yetim kalan,sayıları binlerle ifade edilen Ermeni çocukların misyoner okullarına yönelme ve Ermeni yetimleri sorununun bir uluslararası siyaset malzemesi hâline dönüşme ihtimaline karşı inşa ettirilmesi düşünülen darüleytamdan sonrasında vazgeçilmiş,(67) aynı şekilde Balkan Savaşları'ndan kısa bir süre önce kurulmaya başlayan darüleytamlar masraflı olacakları gerekçesiyle kısa süre sonra kapanmıştır.(68) Tehcirden sonra,1916 bütçesinde darüleytamlar için ayrılan tahsisat 52 milyon kuruşa kadar yükselir.Bu miktar 1330 yılındaki Maarif ve Nafia Nezareti bütçelerine neredeyse eşittir.(69) Kastamonu ve Ankara'daki darüleytamların "oluşum" süreci bu meblağın kaynağına dair bir fikir verir."Kaynak" iki sene içinde tükenmiş olacak ki,1918'de darüleytam masrafları yeniden göze batmaya başlar;taşradaki yetimhaneler kapatılarak İstanbul'a taşınır;harcama,bina ve sığınmacı sayısı birdenbire düşer.(70)

Öncesinde mümkün olmayanların savaş sırasında yapılabilmesi izahı güç bir durumdur.Zira Zürcher,barış döneminde dahi Osmanlı İmparatorluğu'nun emsalleriyle kıyaslandığında çok düşük oranda vergi toplayabildiğini göstermiştir.Örneğin 1909'da bütçe geliri 25 milyon liradır.(71) Maliye Nazırı Cavid Bey'in Şubat-Mart 1918'de Meclis-i Âyan ve Mebusan konuşmalarında verdiği bilgilere göre,Almanya ve Avusturya'dan savaş boyunca alınan borcun miktarı 200 milyon liradır.(72) Oysa savaşın maliyeti en az 300,bazı hesaplamalara göre ise 500 milyon olarak verilir.(73) Tarımsal hasıla ve dolayısıyla vergilerin savaş döneminde dibe vurmasına rağmen,(74) Osmanlı hükümeti Bağdat,Ankara,Erzurum ve Hicaz demiryolu inşaat ve onarımlarına da devam eder.Bu bilançoyu savaş sırasında ortaya çıkan ve gelirler hanesine yazılan büyük bir meblağ olmadan açıklamak zordur.

Tehcirin yaşandığı hemen her yerleşimde,terkedilen mallar yağmalanmış,bir kısmı dağıtılmış veya merkeze gönderilmiştir.Bazı yerlerde ise hapishane,kulüp gibi "kamu" hizmetine devredilme bahanesiyle el konan binalar,taşınabilirler (veya çevrildikleri nakit) ile imar ya da tefriş edilmiştir.Üç şehrin hikâyesi muhtemel yönlere işaret eder:İmar emval-i metrukenin paylaşımı açısından merkez ile yerel güçler arasındaki mutabakatın,(75) yangın ve ardından gelen ani yönetici değişimleri ise paylaşımdaki ihtilafların göstergesi olmalıdır...

***

1-Parvus Efendi,"Almanya ve İngiltere'de arazinin dörtte biri,Avrupa Rusya'sında yüzde 40'ı,Asya-i Osmani'de ise...ancak yüzde 2,8'inin" ziraat edilebilmesini Osmanlı nüfusunun seyrekliğine bağlıyordu.("Türkiye'de Ziraatin İstikbali",Türk Yurdu,c.5-6,Sayı 49 [Ankara:Tutibay,2007],s.22.)
2-Şubat 1915'e kadar çağrılan 725 bin askere,Şubat-Temmuz 1915 arasında 1 milyon 200 bin,1918 sonuna kadar 850 bin kişinin daha eklendiği anlaşılıyor.(TSK Tarihi,Birinci Dünya Harbi İdari Faaliyetler ve Lojistik,c.10,[ATASE,Ankara,1985],s.164-165;Vedat Eldem,Harp ve Mütareke Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomisi [Ankara:TTK,1994,s.33.])
3-H.Taner Kerimoğlu,İttihat-Terakki ve Rumlar,1908-1914 (İstanbul:Libra,2009),s.372,473-474.
4-Vedat Eldem,a.g.e.,s.34-37 (bkz.Taylan Esin,"Tehcir,Açlık ve Propaganda",Toplumsal Tarih,Ocak 2015.)
5-André N. Mandelstam,La Société des Nations et les Puissances devant le Probleme Armenien (Association Libraise des Universitaires Armeniens,1970),s.489-493.
6-Halil Menteşe,Halil Menteşe'nin Anıları (İstanbul:Hürriyet Vakfı,1986),s.164.
7-Sait Çetinoğlu,"Diyarbakır'da Ermeni Mallarını Kim Aldı?",Bülent Doğan (ed.),Diyarbakır Tebliğleri (İstanbul:Hrant Dink Vakfı,2013),s.385-386 ve (http://www.birikimdergisi.com/guncel/ermeni-emval-i-metrukeleri-uzerine);Ümit Kurt,"Birinci Cihan Harbi Sonrası Ermeni Mallarının İadesi",Toplumsal Tarih,Sayı 251,Kasım 2014.
8-Taner Akçam&Ümit Kurt,Kanunların Ruhu (İstanbul:İletişim Yayınları,2012.)
9-Hilmar Kaiser,"1915-1916 Ermeni Soykırımı Sırasında Ermeni Mülkleri,Osmanlı Hukuku ve Milliyet Politikaları",İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e Türkiye'de Etnik Çatışma,Erik-Jan Zürcher (der.) (İstanbul:İletişim Yayınları,2005),s.123-156,137-143.
10-Hans-Lukas Kieser,Iskalanmış Barış (İstanbul:İletişim Yayınları,2005),s.679.
11-Harry Stuermer,Konstantinople'da Savaşın İki Yılı (İstanbul:Büke Yayınları,2002),s.131.
12-Hilmar Kaiser,a.g.m.,s.149.
13-Hilmar Kaiser,a.g.m.,s.143-155.
14-BOA.DH.ŞFR 54A/388.
15-BOA.DH.ŞFR 69/252.
16-BOA.MV 205/108;BOA.MV 211/194.
17-Taylan Esin,"Birinci Dünya Savaşı'nda Tehcir ve Almanya-Avusturya'ya Bakır İhracı",Toplumsal Tarih,Sayı 213,Kasım 2012.
18-Foreign Office 608/243,no.8109;Alemdar,15 Aralık 1918.
19-"[Jamanak?] Gazetesi'nde okunduğuna göre Darbhane-i Amire'de kuyumculukla müstahdem bir Ermeni'nin şahadetine nazaran Ermeni kiliselerinden alınmış olan altın ve gümüşten mamul eşya-yı ruhaniye mezkûr Darbhane'de asağa ve bunlardan eşya-yı beytiyye imal ettirilmiştir.Mezkûr gazete Darbhane-i Amire gibi resmi bir dairede icra kılınan bu gibi muamelat hakkında tahkikat icra edilerek mesul ve müsebbiblerinin meydana çıkarılmasını talep ediyor." (Yeni Gazete,4 Kânunıevvel 1334/1918,Sayı 5-1569;Nurettin Birol,Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Türk Basını ve Yeni Gazete,yüksek lisans tezi,Erzincan Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı,2011,s.239.)
20-Uğursuzluk getirdiği için,artı ürünün elden çıkarılması ve toplumda sermaye birikimi yerine bu şekilde bir hediye-mübadele ağının oluşumuna dair tartışmalar için bkz.Ahmet İnsel,"Armağanın Günümüz Ekonomisindeki Yeri",Toplum ve Bilim,Sayı 68,1995 ve önsöz (J. Godbout,Armağan Dünyası [İstanbul:İletişim Yayınları,2006.]) Emval-i metruke,elbette rıza değil zora dayalı bir "edinim"dir.
21-Zeliha Etöz&Taylan Esin,"Cem-i İane:Kastamonu'nun Büyük Savaş'ta İmarı",Toplumsal Tarih,Sayı 241,Ocak 2014 ve 1916 Ankara Yangını (İstanbul:İletişim Yayınları,2015.)
22-M. Ajemian Ahnert,Amasya'nın Dikenleri (İstanbul:Belge Yayınları,2009),s.77.
23-Hans-Lukas Kieser,Iskalanmış Barış,a.g.e,s.487.
24-BOA.DH.İ.UM 32/15.
25-Vartkes Yeghiayan,Malta Belgeleri (İstanbul:Belge Yayınları,2007),s.74.
26-Ahmet Demirel,"Baltalı Anıt ve Amasya'nın Dikenleri",Taraf,20 Ocak 2014.
27-Vahakn N. Dadrian&Taner Akçam,Tehcir ve Taktil:Divan-ı Harbi Örfi Zabıtları (İstanbul:İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,2008),s.169;Ahmet Demirel,"Hayatın Akışı İçinde Kesişen Yollar",Taraf,26 Ocak 2014 ve "Kaldırın O Heykeli",Taraf,21 Ocak 2014.
28-BOA.DH.ŞFR 504/62;BOA.DH.ŞFR 506/81.(24 Ocak 1916)
29-BOA.İ.DH 1519/54;BOA.BEO 4399/329866.
30-BOA.DH.HMŞ 3/1-004.
31-BOA.DH.ŞFR 94/28.
32-BOA.DH.ŞFR 605/15.
33-BOA.DH.ŞFR 97/232.
34-Viscount Bryce,The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire (Londra:Hadder&Stoughton,1916),s.400-402.
35-Aram Andonyan,Gomidas Vartabed İle Çankırı Yollarında (İstanbul:Belge Yayınları,2012.)
36-Ayrıntılar için bkz.Zeliha Etöz&Taylan Esin,(2014),Bölüm 6.
37-Ανδρονικη Καρασουλη-Μαστοριδου,Αναμνησεις απο τη χαμενη μου Πατριδα:Η ξωη μου στην Αγκυρα,Αθηνα,1966,s.40.
38-"Ankara'da Emval-i Metruke Nasıl Yağma Edildi?",Alemdar,15 Kânunıevvel 1918.
39-"İane" için bkz. Zeliha Etöz&Taylan Esin,a.g.m.
40-Uğur Üngör,A Reign of Terror:CUP Rule in Diyarbekir Province,1913-1923,yüksek lisans tezi,Amsterdam Üniversitesi,2005;Raphael de Nogales,Osmanlı Ordusunda Dört Yıl,1915-1919 (İstanbul:Yaba,2008),s.116.
41-Wolfgang Gust (der.),Der Volkermord an de Armeniern 1915/1916,zu Klampen,Bahar 2005,452-453.
42-Alice Odian Kasparian,"The 1915 Massacres of the Armenians in the State of Angora",Journal of Armenian Studies,c.4,Sayı 1-2,1992,s.119-136.
43-BOA.BEO 4556/341629.
44-"Ankara'da...gayrimüslimlerin tehciri esnasında,onların emvaline vaz-i yed etmek [el koymak] ve bu suretle nehb-ü garet [yağma] eylemek için sakin oldukları mahallelerin ihrak edildiği [yakıldığı] işitilmiş idi."(Osman Selim Kocahanoğlu,İttihat ve Terakki'nin Sorgulanması ve Yargılanması [İstanbul:Temel Yayınları,1998],s.163.)
45-Ευδοκια Επεογλου-Μπακαλη,Αναμνησεις απο τη Ζωη στην Αγκυρα,Βανιας,Θεσσαλονικη,1997,s.41-43.
46-BOA.DH.KMS 44-1/7,22 Mart 1917;BOA.BEO 4461/334533,26 Mart 1917.
47-BOA.DH.ŞFR 539/8.
48-BOA.DH.ŞFR 105/169 (belge özetinden);BOA.DH.ŞFR 656/6.
49-BOA.DH.UMVM 23/34.
50-BOA.DH.İ.UM.EK 15/35.
51-BOA.DH.EUM.2.ŞB 16/14.
52-BOA.DH.EUM.2.ŞB 67/1.
53-"Ankara fecaini kimler yaşadı?",Sabah,5 Kânunievvel 1919.
54-Vahakn N. Dadrian&Taner Akçam,Tehcir ve Taktil:Divan-ı Harbi Örfi Zabıtları,a.g.e.,s.84.
55-M. Serhat Yılmaz,Kastamonu Basınında Köroğlu Gazetesi,yüksek lisans tezi,Hacettepe Üniversitesi,Ankara,1997,s.23.
56-K.K. Eyüpgiller,Bir Kent Tarihi:Kastamonu (İstanbul:Eren Yayıncılık,1999),s.176-178,209,216.
57-M. Topçubaşı&K.K. Eyüpgiller,"Kastamonu'da Ondokuzuncu Yüzyıl Kamu Yapıları",Üsküdar'a Kadar Kastamonu,s.179-215,187-189.
58-"Kastamonu [vilayeti genelinde] 1914 yılında okullaşma oranı binde 79 iken bu rakam 1916 yılında binde 109'a yükselmiştir." (M. Serhat Yılmaz,a.g.e.,s.68.)
59-M. Serhat Yılmaz,a.g.e.,s.71;Mustafa Eski,Kastamonu Valileri,1838-2000 (Ankara:Kastamonu Valiliği,2000),s.90.Nisan 1917'de toplam 38 müstahdem ve 600 öğrencili iki darüleytam vardır.(Ersin Müezzinoğlu,"...Darüleytamlar",History Studies,c.4,Sayı 1,2012.)
60-Divan-ı Harb'e sevkedilmişken takibattan kurtarılarak Talat Paşa tarafından Vehib Paşa'ya hususi şekilde tavsiye edilir.(Osman Selim Kocahanoğlu,a.g.e.,s.521-522.)
61-Tehcir piyanolarının öyküsü dramatiktir.Tevontyan adlı muhtemelen bir Katoliğe ait piyano,Bursa tehciri sırasında önce Pazarcı Mustafa'ya,ondan Adapazarlı telefon müfettişi Aziz'e,sonra da Beyoğlu'nda oturan Yervant Zerdeciyan'a satılmış,ilk sahibinin Mütareke'den sonraki hak iddiası muhtemelen sonuçsuz kalmıştır.(BOA.DH.HMŞ 7/3-38.)
62-"[Tehcirden] sonra,Türkler,sakinliklerini koruyarak dükkân ve evleri boşalttılar ve Hazine ile olan hesaplarını,bir kerede ve tümden mahsup etmek için ateşe verdiler.'Yangın hiçbir şeyin kurtulmaması içindi'.Bu ana-baba gününde Rum mahalleleri de temizlenmişti.Görüntüyü kurtarmak için,asgari sayıda Türk evinin de yanmasına izin verdiler."(Ευδοκια Επεογλου-Μπακαλη,a.g.e.,s.42-43);Amasya'da ise "1915'teki Ermeni Tehciri'nin hemen ertesinde,diğer her yerde olduğu gibi,yapılan yağmayı İstanbul hükümetine karşı meşru göstermek için Ermeni mahallesi kundaklandı.Aksi takdirde,hükümet emval-i metrukeyi Hazine'ye aktaracaktı."(Ευδοκια Επεογλου-Μπακαλη,Η Αμασεια,Εκδοτικος Οικος Αφων Κυριακιδη,Θεσσαλονικη,1988,s.21.)
63-Örneğin bkz.Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri,1914-1918,c.5,(Ankara:ATASE,2006),s.3-5.
64-BOA.DH.UMVM 17/12;DH.UMVM 66/49;DH.UMVM 96/47;DH.UMVM 28/39;DH.UMVM 31/21.
65-Kent F. Schull,Penal Institutions,Nation-State Construction and Modernity in the Late Ottoman Empire,1908-1919,doktora tezi,University of California Pres,2007,s.102-105.Kitabına (Prisons in the Late Ottoman Empire:Microcosms of Modernity,Edinburgh University Press,2014) ulaşamadım.
66-Uğur Üngör&M. Polatel,Confiscation and Destruction:The Young Turk Seizure of Armenian Property (Londra:Continuum,2011),s.82.
67-Nadir Özbek,Osmanlı İmparatorluğu'nda Sosyal Devlet (İstanbul:İletişim Yayınları,2002),s.240-246.
68-Safiye Kıranlar,Savaş Yıllarında Türkiye'de Sosyal Yardım Faaliyetleri,doktora tezi,İstanbul Üniversitesi,2005,s.52;Ersin Müezzinoğlu,a.g.e.
69-Osmanlı Bütçeleri,1909-1918 (Ankara:Maliye Bakanlığı,2000),s.361,420,475.
70-Safiye Kıranlar,a.g.e.,s.58-66.
71-Erik-Jan Zürcher,"Osmanlı İmparatorluğu,1850-1922",Savaş,Devrim ve Uluslaşma (İstanbul:İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,2005),s.63-79.
72-Nevzat Onaran,Osmanlı ve Cumhuriyet'te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (İstanbul:Evrensel Yayınları,2013),s.131-135.
73-Philip Stoddard,Teşkilat-ı Mahsusa:Osmanlı Hükümeti ve Araplar (İstanbul:Arba Yayınları,1993),s.163.
74-Savaşın ilk yılında bile gelirdeki düşüşün 7-8 milyon lira olması öngörülüyordu.(Faruk Yılmaz,Devlet Borçlanması ve Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Dış Borçlar [İstanbul:Birleşik Yayınları,1996],s.72.)
75-Mehmed Reşid İstanbul'a gönderilip,Sırrı açığa alınırken,Atıf en erken 1918 Mart'ına kadar görevde kalır.

*Taylan Esin,Büyük Savaş'ta üç şehrin hikâyesi:İmar ve imha,Toplumsal Tarih,Sayı:256,Nisan 2015,s.24-32.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder