4 Mayıs 2015 Pazartesi

Birinci Dünya Savaşı'nda Anadolu:Tehcir,açlık ve propaganda/Taylan Esin*

Tehcirin iaşe buhranında payını henüz bilmediğimiz ama önemli bir etkisi varsa ve Mütareke'deki yaygın görüşe göre,"...bu muharebede ahaliyi bitiren açlık" ise,Michael Mann'ın "Ermeni Taktil/Tehciri sadece ahlaki değil,yenilgide de payı olan asli bir yanılgıdır" tespiti doğrulanmaktadır.Başka bir deyişle,taktil/tehcirin kurbanları,taktil/tehcire maruz kalanlarla sınırlı değildir.Hükümet/basın tarafından yayınlanan haber/rakamlara "semptomatik" yaklaşılırsa,verilerin "meknun" tutmaya çalıştığı ama kadın ayaklanmalarının açığa vurduğu "hakikat" bu değilse nedir?

Mesele

Birinci Dünya Savaşı,Mann'ın deyişiyle,bir vatandaşlar savaşıydı.Profesyonel muharip birliklerin yerini meslek erbabı orta ve alt sınıflardan müteşekkil ulusal ordu almıştı.Önceki savaşlara kıyasla,üretken nüfusun çok daha geniş kesimlerinin silah altına alınması ve savaşın beklenenden uzun sürmesi,(1) hem işgücünün üretimden çekilmesini hem de lojistik desteğin sürekliliğini zorunlu kılıyordu.Bu nedenle örneğin Almanya'da 1913'te 100 olan tarım üretimi endeksi,1916'da 65,1919'da 60'a gerilemişti.Yıllık hâsılanın yüzde 40'ının savaşa ayrılması ve ithalatın barış dönemine nazaran yüzde 40-60 azalması,(2) ülke için ciddi bir iaşe sorunu anlamına geliyordu.1914'ten beri savaşan ülkelerde,Birleşik Krallık hariç,(3) tarımsal üretim düşüşü neredeyse aynıydı.

Osmanlı İmparatorluğu'ndaki iaşe krizinin boyutları neydi?Kriz,kıtlık veya açlık,arz ile talep arasında ve ikinci lehine büyük bir dengesizlik ise,arz tarafına bakıldığında,elimizde birbiriyle uyumlu olmayan veriler vardır.Bunlardan ilki,Eldem'in yayınladığı,bazı vilayetleri kapsamayan ve tarım üretimindeki Almanya'dakine benzer çizgisel düşüşü gösteren bir istatistiktir.Toprak tarafından yayınlanan ikincisine göre ise,tarımsal üretimde 1916'ya kadar yaşanan daralma,hükümetçe alınan önlemler sayesinde 1917'de durmuş,hattâ önemli bir yükseliş kaydedilerek tarımın altın çağı başlamış;ancak "son kertede...savaş öncesine oranla...tarımsal üretimdeki düşüş önleneme[miştir]."(4) 1916'dan sonra Ziraat Nazırı olan Mustafa Şeref (Özkan) ise,1917 Mart'ında Âyan Meclisi'nde yapılan görüşmede 1915 ve 1916 için tutarlı sayılamayacak rakam/açıklamalar sunar.(5) Bu durumda,İmparatorluğun savaş dönemi tarım hâsılatı ne kadardı?(6)

İlk iki veri seti arasında özellikle 1916'dan sonra oluşan bu farklılık ne anlama gelmekte ve nereden kaynaklanmaktadır?Savaş yıllarında yaşanan kıtlık ve açlığın boyut/nedenleri ele alınmak istendiğinde,bu verilerden hangisi dikkate alınmalıdır?İkinci verinin gösterdiği iyileşme,alınan önlemlerle nasıl sağlanmış,bu önlemler neden daha önce alınmamıştır?Bu yazıda bu sorulardan yola çıkarak,iaşe krizinin rakamlarla sabit olan ama açıkça ifade edilmeyen nedenleri ile veriler arasındaki çelişkinin işaret ettiklerine göz atmaya çalışacağız.

Öncelikle bu iki verinin kaynaklarına bakmak gerekir:Eldem'deki 1913 ve 1914 (1329 ve 1330) tarımsal üretim değerleri,Ziraat Nezareti istatistiklerine dayanmaktadır."Ocak 1917 tarihinde iaşe teşkilatının başına getirilen Alman mütehassısı Hugo Meyer mahsulün durumunu yakından takip ettirmiş,fakat toplanan malumat tahminden öteye gitmemiştir."(7) 1915 ve 1916 verilerinin ise nasıl toplandığı bilinmemektedir.

Savaş öncesi yapıldığı bilinen üç istatistik de muhtemelen teknik nedenlerle sağlıklı yöntemlere dayanmıyordu:"1919 tarım sayımı[nda]...diğer ülkelerde...izlenen yöntemden farklı olarak ekili arazi miktarı yerine gayrisafi üretimden alınan öşür vergisine dayanılarak önce üretim miktarlarının,daha sonra ekili arazi miktarlarının tahmini yapılmıştır...1913 ve 1914 tarım istatistiklerinde yöntemle ilgili açıklama yer almamıştır." Ayrıca her istatistikte farklı bölgeler sayım dışı kalmıştır.(8) Kaldı ki,savaş döneminde aşar da "tahmin usulüyle" toplandığı için,(9) hata payı yükselmektedir.

Dâhiliye Nezareti'nce kaleme alınan 5 Şubat 1914 tarihli yazıdan ise,o zamana dek (sağlıklı) bir ölçümün yapılmadığını anlıyoruz:"Şimdiye kadar memalik-i Osmaniyenin mahsulat-ı araziye ve sınaiye ve mamulat-ı dahiliyesi hakkında bir istatistik olmadığı..." için zorluklar yaşanmakta ve "malumat-ı sahihiye" erişilememektedir.

Bu amaca münhasır görevliler olmadığı,bilgilerin diğer memur,kuruluş ve şahıslarca toplanmasının istendiği anlaşılmaktadır:"...istatistik usulünün suret-i tatbiki zımnında kaleme alınan talimatname[nin]...ikinci maddesinde 'bu babdaki malumat memurin-i mülkiye ve rüsumiye,düyun-ı umumiye,zabıta-ı mahalliye ve jandarma ve her kazada müstakil tedarik-i vesait-i nakliye komisyonları ve ahval-i mahalliyeye vakıf zabitandan,aşar mültezimleri,fabrika sahipleri,ticaret odaları,esnaf kethüdalarından,eşraf-ı mahalliyeden resmi,gayri-resmi ve tahrir ve şifahi tahkikat icrasıyla elde edilecektir' diye muharrer bulunduğundan" Harbiye Nezareti'nden yardım istenir.(10)

Seferberlik sırasında sorumluların bu ilave işe zaman ayıramayacakları anlaşılmış olsa gerek ki,örneğin "Seferberlik Devam Ettikçe Her Köyde Müşterek Amele-i Mükellefe Marifetiyle Tarlaların Suret-i Zeri Hakkında"ki Ekim 1914 tarihli talimatnamenin üçüncü maddesinde,"her köyde her sene kaç dönüm arazi sürülüp zer edildiği ve ne cins tohum ekildiği" bilgisi muhtemelen vilayetlerden isteniyordu.Eylül 1916 tarihli "Mükellefiyet-i Ziraiyye Kanun-ı Muvakkatinin Tatbikatı Hakkında Nizamname"nin beşinci maddesinde ise,kendi karye ve mahallelerindeki çiftçi,çift hayvanı ve ekili/nadaslı arazinin kayıtlarını tutmak zorunda olan "kurra ve mahallat heyat-ı ihtiyariyyeleri ve köy imamları"ndan müteşekkil başka bir yükümlüler grubu tanımlanır.(11) Barış döneminde kısmen yapılabilen ve "norm dışı" olan bu ölçümlerin,savaş sırasında da istenen biçimde yapılamadığını bu karar değişikliklerinden anlıyoruz.

Toprak'ın verileri ise,Ziraat ve Ticaret Nazırı'nın Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi'ne verdiği beyanata dayanmaktadır.Tıpkı ziraat istatistikleri gibi,basın açıklamalarıyla ilgili de temel bir sorun vardır:Güvenilirlik.Öncelikle İstanbul'a gelen bilgilerin yanıltıcı olduğu anlaşılmaktadır:Örneğin,"...3. Ordu bölgesinde bazı vilayetlerden gönderilmiş olan raporlarda[ki] ... [ekili alan] rakamların[ın] da abartılı olduğu anlaşıldı."(12) Aynı şekilde,21 Kasım 1917'de Sinop mebusu Ömer Lütfi tarafından verilen takrirde Kastamonu'da "ziraat memurları raporu mübalağakârane tanzim edildiğinden şayan-ı itimad olmayıb bu babda salim kavaid ittihazı" istenir.(13) Basına gelince,gazeteler savaşın henüz başında sansürlenmiştir:Başkumandanlık Vekâleti'nin tebliğinde 7 Ağustos 1914'ten itibaren basın ve telgraf haberleşmelerinin sansür edileceği bildiriliyordu.Sansür,"...içte ve dışta kötü etkisi olabilecek tüm maddeler[i]..."(14) kapsıyordu.Savaş sırasında açık kalabilenler,iktidarla mesafesini doğru ayarlamış,"yandaş" yayın organlarıydı.Bu yayınlar "içte ve dışta kötü etkisi olabilecek" haberleri yayınlamadığı gibi,Öğün'ün ikaz ettiği üzere,yanıltıcı haberler de veriyordu:"1915 yılı ilkbahar ve yaz dönemlerinde...ekili alanların miktarında önemli bir azalma olmuştu.Buna rağmen basında yer alan haberlere göre,1915 yılında 1914 yılına oranla yüzde 120 oranında fazla tarla ekilmişti.Esasen gerçeklerle ilgisi bulunmayan bu rakamlar halkı teskin etmek amacıyla yayımlanmaktaydı."(15) Basındaki resmi beyanlara bu nedenle iki kat ihtiyatla yaklaşılmalıdır.

Güvenilir veriler yoksa,konu nasıl ele alınabilir?Yapılması gereken,belki de,öncelikle verileri birbiriyle kıyaslamak,sonra da işaret edilene değil işaret edene bakmak,yani bizatihi bu verilerin işlevini ele almaktır.

Aradaki sapma 1916-1917'de belirginleştiğine göre buradan başlanabilir.Aynı zamanlamaya Eldem ve Öğün de işaret eder:"1914'te bir evvelki yıla nazaran,ziraatin artışı,ortalama yüzde 13 civarında olmuş ve hissedilir eksilmeler yalnız zeytin ve tütünde kaydedilmiştir...1915 yılında buğday ekilişinde 4 milyon dönüm [=yüzde 10],mahsulde ise yüzde 30 nisbetinde bir eksilme kaydedilince,bidayette şehirlerde ve bilahare bütün memlekette darlık başlamıştır.1916'da istihsalin yeniden gerilemesi üzerine durum vahamet kesbetmiş ve Almanların İmparatorluğun ziraat ekonomisine müdahalelerini mucip olmuştur..."(16) "...Ziraat Nezareti'nce alınan önlemler sayesinde,1914 yılına ait güzlük tohum ekimi başarılı bir şekilde tamamlanmış,hattâ ülkenin bazı yerlerinde önceki yıla göre daha fazla tohum ekilmişti...[Ancak] 1915 yılı ilkbahar ve yaz dönemlerinde...savaş fiilen başlamış olduğundan ekili alanların miktarında önemli bir azalma olmuştu...1916 yılında...savaşın olumsuz etkileri tarım sektörünü daha fazla etkilediğinden,bütün çabalara rağmen,ülke genelinde ekilebilen arazi miktarı 1915 yılında ekilen arazi miktarının ancak yüzde 75'ine ulaşabilmişti...Ekili arazi miktarının son yıllarda görülmemiş derecede az olmasına ilaveten havaların tarıma müsait olmaması,...kuraklık ve çekirge sebebiyle zarar gördüğünden verim yine çok düşük gerçekleşmişti."(17)

Dâhiliye'den Harbiye'ye yazılan 18 Nisan 1916 tarihli yazıda,zahirenin kayıt,alım ve satımı hakkındaki Levazımat-ı Umumiye'den bazı vilayet ve livalara tebliğ edilen talimatnamenin uygulanmasının,ülkenin iktisat ve ziraatine "fayda yerine mehazir-i adideyi [=birçok mahsuru] mucib olacağından" bahsedilerek,askeriye için azami miktarda erzak alımından vazgeçilmesinin 28 Şubat 1916 tarihli yazıyla istendiği hatırlatılır.(18) Sivil ihtiyacı temsil eden Dâhiliye ile Harbiye arasındaki mücadele 1916'nın başında başlamıştır.Hugo Meyer aynı yıl gelmiş ve iaşe 23 Temmuz 1916'da geçici bir kanunla yeniden düzenlenmiştir.(19) 1916,Osmanlı iaşesi açısından bir milattır.

Hububat arzını o dönemde en çok etkileyen unsurlar toprak,iklim,işgücü (üretim ve örneğin zararlı mücadelesi için bakım),sermaye girdileri (çift/yük hayvanı,tohumluk,tarımsal araç/gereç,vergiler vs. için nakit),güvenlik/beklenti düzeyi,nakliyat,üretim ölçeği/örgütlenişi olarak sıralanabilir.(20) Varsayımlarımız şunlardır:Sermaye girdileri,işgücü,yük hayvanları itibariyle nakliyat,güvenlik ve beklenti düzeyi önceki senelerin üretimine bağlıdır;kendi kendini kuvvetlendiren bir geri besleme sağlarlar (önceki sene mahsül çok olursa,o sene tohumluk daha çok olur vs.).İklimin tümüyle rastlantısal bir unsur,toprağın aşağıda belirtilecek nedenlerle sınırsız,üretim ölçeğinin ise sabit olduğunu varsayacağız.Ekili alandaki yüzde 10 eksilmeye nazaran,1915 mahsulündeki yüzde 30'luk düşüş,bu girdilerden bir ya da birkaçıyla ilgili olmalıdır.

Dönemin yazarları kontrol edilebilen en kritik/kıt unsurun işgücü olduğunu düşünüyordu.Örneğin Parvus Efendi,"Almanya ve İngiltere'de arazinin dörtte biri,Avrupa Rusya'sında yüzde 40'ı,Asya-i Osmani'de ise,Ziraat Nezareti'nin verdiği malumata göre,ancak yüzde 2,8'inin" ziraat edilebilmesini,nüfusun seyrekliğine bağlıyordu.(21) 1910'lardaki bir projeye göre,"bir kısım muhacirleri Üsküdar'la İzmit arasına yerleştirmek ve bu mıntıkayı meyve bahçesi hâline getir[erek]...bütün Avrupa'ya meyve ihraç etme[k] pekâlâ mümkündü."(22)

Ancak 1914'ten itibaren sorun artık iskân değil,tehcirdi:"İlk olarak Trakya'da...1914 Mart ayının sonunda küçük boyutlarda başlayan Rum göçü,sonraki aylarda tüm Ege'ye yayılır.(23) Bu dönemde Trakya ve Anadolu'dan göç eden Rumların 130 bin olduğu ileri sürülmekteydi."(24) Tehcirin etkileri "ananevi ihraç maddelerinde barizdir".(25) Eldem "tütün ve zeytindeki hissedilir eksilmeler"i kaydeder ama özellikle zeytinyağında 1914'teki çarpıcı düşüşü sorgulamaz.

Zeytin ve üzüm denince akla ilk gelen yerlerden olan Erdek'te 1914'te 30 bin olan Rum nüfusu,1915'te 11.500'e inmişti.(26) Önce tehcir,sonra da 1917'deki yangın sonucu,1915'te "ordunun...şiddet-i ihtiyacı bulunduğundan şarap imalinden sarf-ı nazarla pekmez imal ettirilmesi"(27) düşünülen kaza,"hak ile yeksan" olmuştur:1920 tarihli bir raporda,"İkibin hane kadar tahmin olunan Erdek kasabasında bundan üç sene evvel sahilden zuhur eden harik...kasabanın bin beşyüz parça mebanisini hak ile yeksan eyledikten sonra sönmüş ve...ikâmetgâhsızlık yüzünden burada mütemekkin amele sınıfı tamamen dağılmış...olduğundan Erdek'in pek meşhur olan binlerce dönüm bağı ve bahçeleri ve bostan ve zeytinlikleri...amele bulunamaması yüzünden çapalanamayarak ve tımar edilemeyerek ota boğulmuş[tur]..."(28)

Tedbirler gecikmiştir:"Ticaret Nazırı'nın Dâhiliye Nezareti'ne yazdığı [1917 tarihli] bir arzuhalde...Ege...kıyısında...hâsılatın iyi olmasına rağmen amelesizlik nedeniyle zeytinlerin toplanamayıp ağaçlarında çürüdüğü bildirilmiş...bu durumun önlenmesi için...bölge dışına çıkarılan Rum halkın...getirilmesi talebinde bulunulmuştu.Meclis-i Vala'dan çıkan karar doğrultusunda Karesi ve çevresine...yalnızca Rum kadınların geri dönmelerine izin verildi."(29)

Seferberlik başlayınca insan gücünde ikinci bir kayıp daha olur."Şubat 1915'e kadar...Türk ordusunun insan gücü 726.692 kişiden oluşuyordu...Seferberliğin başlamasından 14 Temmuz 1915 tarihine kadar 1.943.720 ere ulaşılmış[tı]."(30)

Buna,özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu için çok yıkıcı etkiler gösterecek olan Mayıs-Eylül 1915 Ermeni Tehciri de eklenince 1915 hasatında başlayan buhranın tablosu ortaya çıkar.Almanya,nüfusunun yüzde 1,25'i oranındaki Leh,Yahudi,Belçikalı ve Fransız sivil esiri angaryaya koşarken,(31) Türkiye,üretken nüfusunun en az yüzde 5'ini tehcirle kaybetmiştir.Öte yandan,nüfusun yüzde 0,1'inden az sayıdaki esirden(32) ancak bir kısmının tarımdaki istihdamı,"bir başarı öyküsü" olarak dönemin basınında yer bulur.Hükümet,1915'in sonunda başlayan işgücündeki bu düşüşle nasıl başa çıkar?Önce verilere bakalım.

Kuzey/Doğu Anadolu

Çağdaş tarihyazımı,örneğin Toprak(33) ve Öğün(34) tehcirden ve tarımsal üretim üzerindeki etkilerinden neredeyse bahsetmez;ama Öğün'ün sağladığı veriler,tehcir nedeniyle yaşanan üretim ve 3. Ordu'ya sağlanan lojistik destek düşüşünü ortaya koyar.Örneğin Bitlis'te,"seferberliğin ilanından 14 Şubat 1915 tarihine kadar...Bitlis vilayeti ambarlarından...[3. Ordu için yapılan] ortalama günlük yem ve erzak sevkiyatı 34 [tondur.]" Öğün'e göre,"...erzak sevkiyatı...vilayetin...[1916'da] Rus işgaline uğramasına kadar devam"(35) eder;ancak 14 Şubat'tan sonraki sevkiyattan bahsedilmez.

Bitlis'e tehcir emri,23 Mayıs 1915'te gelmiş(36) ve etkileri hemen o hasatta görülmüştü:"Bitlis vilayetinin mahsulü bu yıl pek verimli olmadığından,burada diğer maddelerin yanında ot ve saman miktarı da vilayetin kendi ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak derecede azalmıştı."(37) Mart 1916'da Rus ordusunca işgal edilen Bitlis ve Muş aynı yılın sonbaharında geri alındığında,(38) Bitlis'ten geriye,bir ordunun iaşe ve ibatesinin mümkün olamayacağı bir harabe kalmıştır:"Seferberliğin erken aşamalarında Ermenilerin kitlesel olarak taktil ve tehcir edilmesi gibi ironik bir nedenden ötürü,ürün yetiştirecek köylü veya hizmet verecek zanaatkâr kalmaması sonucu memleket âdeta bir çöl hâline geldiğinden,burada bir ordunun varkalması mümkün değildi."(39) "[1916-1917'de]...Doğu Anadolu'da,özellikle...Harput-Muş-Bitlis'te şartlar,geri çekilme ve 1915...Ermeni Katliamı yüzünden daha da ağırlaşmıştı.Zahire bakımından öyle bir kıtlık hüküm sürüyordu ki,ordunun erzakı yarısı ve hattâ üçte biri[ne] azaltılmak zorunda kalmıştır."(40) 1 Mart 1917'deki bir yazıya göre,"Çapakçur kazasında...son üç gün zarfında yüz nüfusun telef olduğu...hâlen vilayet dahilinde ikâmetleri ordu emri iktizasından bulunan muhacir-i mücahidinin 30 bine karib efrad aileleriyle,..Van'ın Hoşab kazasından iltica etmiş...muhacirlerin ve mevkufinin...iaşesi için" zahire ambarlarından erzak verilemeyeceği bildirilmiştir.(41) 1918'de vilayete bağlı Aşkale'de dört ay içinde 32 kişi ölür."Telefat[ın]...en ziyade [olduğu] Erzincan,Kemah,Refahiye ve Palu kazalarında açlıktan vefayat varsa da...[sayı] tesbit edilememektedir."(42)

Öğün'ün sağladığı verilerle Mamuret'ül-aziz (=Elazığ) vilayetinin 1914-1916 arasındaki erzak sevkiyatı incelendiğinde de benzer bir resimle karşılaşılır.1915 yılı hasat mevsiminde 3. Ordu tarafından düzenlenen bir raporda,"Mamuret'ül-aziz ve Diyarbakır vilayetlerinde Rum ve Ermeni bulunmadığından ve yörenin Müslüman ahalisi de hasat işleri için yeterli olmadığından bu vilayetlerin acilen tarım işçilerine ihtiyacı vardır"(43) denilir.

Sivas'ta ise,"vilayetin hesaplarına göre,1914 kışında ordu için 60 bin ton civarında yiyecek maddesinin temini mümkün görülüyordu...Seferberliğin ilanından 7 Ocak 1915 tarihine kadar Sivas vilayetinde [40 bin ton] erzak ve zahireye el konul[muştu]...1916 yılı baharında...3. Ordu...büyük ölçüde sadece Sivas vilayetinin kaynaklarından beslenmek zorunda kaldı.Ancak başta taşıma araçlarının yetersizliği ve daha sonra savaş nedeniyle tarımsal üretimin giderek azalması gibi nedenlerle,3. Ordu'nun en mahsuldar bölgesi olan Sivas vilayetinden arzu edilen miktarlarda erzak temini mümkün olamamıştır."(44)

"...Taşıma araçlarının yetersizliği" neden 1916'da ortaya çıkmıştır?"Taşıma araçları ve yolların yetersizliğinden dolayı erzak sevkiyatında ortaya çıkan müşkülat[ı]...telafi etmek ve orduyu açlıktan kurtarmak için...cephe gerisindeki halk"tan(45) kurulan hamal taburlarını teşkil edecek "cephe gerisindeki halk" muhtemelen artık yoktur.

Sivas'ta darlık 1916 senesinde baş göstermiş;Canik Mutasarrıfı'nın ricalarına rağmen,Sivas Valisi Muammer,1917 Şubat'ında,vilayetin mahsulünü tümüyle orduya tahsis ederek,önceden Trabzon vilayeti ile Canik sancağı ahalisinin tohumluklarıyla iaşeleri için alımına izin verilen un ve zahirenin o tarihten itibaren ihracını yasaklar.(46) 1917 senesinde ise Sivas'ta açlıktan ölümler başlamıştı:Mahsulatın azlığı ve ordu ambarlarının ihtiyacı nedeniyle "Sivas vilayetinde açlık baş göstermiş ve bu yüzden bir hayli nüfus telef olmuş idi..." 1918 Ağustos'una gelindiğinde,gerek Sivas ve gerek diğer vilayetlerde mahsulden aşar alınmaması için yapılan başvurular kabul olmadığı gibi,aşar alınmasından başka bir misli kadar da mübayaa yapılır.Sivas'ta gereken "tohumluk vakit ve zamanında verilemediği için ziraat de bittabii ihtiyaç derecesinde vuku bulmamaktan naşi mahsulatın mikdarı o nisbette az olacağına binaen aradan birkaç ay geçdikten sonra sene-i sabıka misillu bu sene [=1918] dahi...açlık ve bu yüzden telefatın vukuu" bulacağı tahmin edildiğinden gereken tedbirlerin alınması istenir.(47) "7 Ocak 1915 tarihine kadar 40 bin ton erzak ve zahireye el konul[an]" Sivas vilayetini 1916'dan itibaren önce Canik'i iaşesiz bırakma mecburiyetine iten,sonra da kendi nüfusunu açlıktan telef noktasına getiren celp ve tehcirdi.

Son örnek Canik (Samsun) livasıdır:"Seferberliğin başında...Sivas vilayetince Havza ve Niksar ambarlarında depolanmış 12 bin ton erzakın [Canik Mutasarrıflığı'nca] Trabzon'a...ulaştırılması planlanmıştı...10 Nisan 1915 tarihinde Canik sancağından deniz yoluyla sevkiyata yeniden başlandı...24 Mayıs'tan 27 Mayıs'a kadar dört gün içerisinde Trabzon'a...günlük 64 ton erzak gönderilmişti...Fakat Levazımat-ı Umumiye Dairesi'nin 16 Ağustos 1915 tarihli yazısında,son bir aydır Canik'ten Trabzon'a erzak gönderildiğine dair yetkililere bir bilgi ulaşmadığı...belirtilmektedir...Ordu ihtiyacının yanında,Trabzon ahalisinin iaşesi de eskiden beri büyük ölçüde Samsun'dan gelmekte olan yiyecek maddeleriyle sağlanmaktaydı...19 Nisan 1916 günü Trabzon limanının düşman eline geçmesiyle Canik-Trabzon sevkiyatı da doğal olarak kesildi."(48) Sevkiyat,Canik'e erzak gelmediği için mi,yoksa Trabzon'un işgali nedeniyle mi kesilmişti?

İkincisi ise,Trabzon'un işgalinden sonra Canik'te bir sıkıntı olmamış,hattâ bolluk yaşanmış olmalıdır.Ancak Sivas Valisi'nin Şubat 1917 tarihli telgrafından durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılmaktadır.Nitekim Canik Mutasarrıfı Müştak Bey'in 1 Şubat 1917'de çektiği telgrafta,"şimdiye kadar bu livanın ihtiyacı hakkında yazdığım telgrafnameler sahih ve kati bir fikir vermiştir.Bugün Havza ve Merzifon'da belediye namına mübayaa edilmiş onbeş günlük unumuz vardır.Bunlar bitince Samsun'da bulunan 60 bin[i] mütecaviz halk açlığa mahkûm kalacaktır.Zira buraya hiçbir taraftan un getirmek imkânı yoktur" denilmektedir.(49) Peki,1915 Temmuz'unda Canik'e sevkiyat neden durmuştu?Sorunun cevabını başka bir kaynakta buluyoruz:"[1917-1918'de]...Batı ve İç...hattâ Doğu Anadolu'da ziraat alanında önceki yıllara kıyasla birtakım gelişmeler olmuştu.Fakat bunu Kuzey Anadolu'da göremiyoruz.Mesela Samsun ile Sivas arasındaki ziraate elverişli düzlüklerin sadece yüzde 10'ü işleniyordu."(50) Kastedilen,seferberlik ve sonrasındaki Ermeni ve Rum tehciri nedeniyle,bölgede üretimin neredeyse bittiğidir.Bölgenin muhtemelen iaşe ardbölgesi olan Havza ve Niksar'da,Samsun'a sevkedilecek ürün kalmamış olsa gerektir.Trabzon ahalisinin imdadına Rus işgali koşmuştur.(51)

Tanin'de Ticaret ve Ziraat Nazırı'yla Şubat 1916'da yapılan mülakat ve Mart 1916'da yayınlanan haberler,1915'teki ekim alanı/mahsul arasındaki orantısızlığa açıklama getirmeye çalışır:"Mamuret'ül-aziz,Erzurum ve Sivas vilayetleri da dâhil olmak üzere,ülkenin pek çok yerinde ürünün geçen yıla göre yüzde 40-50 oranında daha fazla olacağına dair haberler yer almaktaydı.Ancak beklenenin aksine havaların tarıma müsait olmaması nedeniyle,1915 yılında hâsılat beklenenin çok altında gerçekleşmişti.Kuraklık,sel,dolu,çekirge ve çeşitli hastalıklar nedeniyle hasara uğrayan mahsul,dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Osmanlı ülkesinde de bereketsiz olmuştu.Anadolu'nun çoğu yerlerinde ancak ekilen tohum alınabilmiş ve ürünün en iyi olduğu yerlerde ise bire üç buçuktan fazla verim alınamamıştı."(52)

Bu mülakata ve "1915 yılında...kuraklık,sel,dolu,çekirge ve çeşitli hastalıklar nedeniyle hasara uğrayan mahsul[ün],dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Osmanlı ülkesinde de bereketsiz" olduğu iddiasına da ihtiyatlı yaklaşmak gerektiğini istatistiklerden anlıyoruz:Avrupa'daki savaşmayan ülkelere ait toplam onbir hâsılat verisinden sadece üçündeki yüzde 3-8 arasındaki düşüş dışında,(53) diğer ülkelerin hem buğday hem de diğer hububat üretimleri,1914'ten 1915'e artmıştır.Hattâ savaşa 1915'te giren Bulgaristan'da 1914'ten 1915'e toplam hububat rekoltesi yüzde 20,savaşan Macaristan'da ise yüzde 7 artmıştır.(54) İmparatorluk'taki "bereketsizlik",1914 güzünde ekilen hububatı 1915 yazında kaldıracak kimse kalmamış olmasından mıdır?

Arzı oluşturan çoğu girdinin önceki yılın mahsulüne bağlı olması nedeniyle,1915'ten itibaren tarımsal üretimin bir girdaba yuvarlandığını,1916'da Alman ve Osmanlı hükümetlerinin buradan çıkmak için çareler aramaya başladığını düşünebiliriz.Alman hükümeti,müttefikinin zayıflamasını istemiyordu.Ayrıca "İstanbul'da kurdukları...Mübayaa Şirketi vasıtasıyla,piyasada bulabildikleri her çeşit maddeyi satın alarak memleketlerine sevketmekte idiler.Bu sevkiyat içinde zeytinyağı,yumurta,bakliyat ve zahire gibi...maddeler vardı."

En az iki çarenin bulunduğu anlaşılıyor:İlk olarak,"...Ziraat Nezareti'nde istihsali teşvik ve planlama işleriyle ilgili bir komisyon kurulmuş...Nezaret'in bütün teşkilatı seferber edilmiş,çiftçiye tohumluk,tarım aletleri dağıtılmış,muhtelif yerlerde zirai kurslar açılmış,istihsal mahallerine ziraat mühendis ve memurları gönderilmiş,bu arada Suriye'de büyük tahribat yapan çekirge afetinin önü alınmıştır.Konya Ovası'nın sulama işlerinde,Almanların yardımı ile 6 bin hektar toprak ziraate açılmış,mahsul bereketli olmuş,hektar başına 35 verim 800 kilodan 2 bin kiloya yükselmiştir.Bu işler için Nezaret'in bütçesine ...[185 milyon kuruş] ilave edilmiştir."(55) 1916'daki Mükellefiyet-i Ziraiyye Kanun-ı Muvakkati,kanunun kendisinden yedi ay önce,tam da bu nedenle,yani üretim düşüşü sorununa çare bulmak için ve Almanların baskısıyla alelacele çıkarılmış olsa gerektir.Kanuna göre,meslekten çiftçi ve askerlikten muaf bütün vatandaşlar,Ziraat Nezareti'nce belirlenecek zirai faaliyetlerde toplu olarak ve hayvanlarıyla beraber çalışmakla mükelleftiler.(56) Ancak örneğin kanunun Hüdavendigâr vilayetinde ilk olarak uygulandığı Ertuğrul'da çiftçiler kolektif ziraat yap(a)mamışlardı.Ahmed Rıza Bey 1917'de "...Sivas ile Malatya arasında bir köyde [yaptığı]...tahkik[de]...iki gün evvel zeriyyat memurlarının geldiğini,kura çekildiğini,tarlasına kurada isabet edenlerin işe başladıklarını..." öğrenir."Kura ile ziraat dünyanın hiçbir tarafında görülmüş ve işitilmiş bir şey değildir" diye durumu hicveder.(57) Kanunun "etkinliği" şöyle özetlenir:"...Ne onda [İttihat ve Terakki Merkez-i Umumisi] ne ötekinde [hükümet] herhangi bir plan yoktu.Askeri idarenin,levazımının da planı yoktu...Bir aralık...istihsal kaynaklarının kurumakta olduğunu göre[en ve]...bundan telaşa düşen hükümet,bu büyük derde tuhaf bir kanunla deva bulmak istedi...Şeref Bey bir 'mükellefiyet-i ziraiyye' kanunu yaptı...Fakat böyle bir kanunla istihsali artırmanın mümkün olup olmayacağından sarf-ı nazar,bu kanunun,ne suretle tatbik olunabileceğini dahi düşünen yoktu.Bazı valiler güya bu kanunları tatbik edip iyi bir netice aldıklarını söylerlerse de ben bunlara hiçbir zaman inanmış değilim...Konya Valisi olan Samih Rifad,pulluk başına geçerek bizzat çift sürdüğünü gösterir fotoğraflar aldırıp İstanbul'a göndermişti.Galiba mükellefiyet-i ziraiyye kanununda elde edilen başlıca mahsul bu gibi hatıralardan ibaret kalmıştır."(58)

İkinci "çare" bu durumda mecburen psikolojikti.Tanin,İkdam,Dersaadet Ticaret ve Sanayi Odası Gazetesi,(59) Çiftçi Çocuğu ve İktisadiyyat gibi,en hafif deyişiyle İttihat ve Terakki'ye yakın yayınlarda,bu düşüşten bahsedilmediği gibi,alınan önlemler ve neticeleri parlak bir tablo içinde sunuluyordu.Bazı konularda ise sessizlik hâkimdi:Örneğin 1916'da yayına başlayan İktisadiyyat(60) dergisinde Ege,İstanbul,Trakya,Kastamonu,Konya ve Çukurova'daki zirai faaliyetlere yer verildiği,güneydoğu ve doğu vilayetleriyle diğer kentlerden hiç bahsedilmediği görülür."Parlak tablo" ile kastedileni göstermek için,hakkında bilgi verilen üç vilayete yakından bakalım.

Batı Anadolu

İktisadiyyat'ta ilk örneğimizi oluşturan Aydın-İzmir'in 1916 ve 1917 senesi ziraati için ümitvar haberler yayınlanır.Örneğin 14 Eylül 1916 tarihli habere göre,"Denizli livası dâhilinde buğday,arpa,nohud,burçak gibi mahsulatın...geçen seneye nisbetle yüzde 20 raddesinde fazla olduğu ve yazlık mahsulatın neşet[inin]...mucib-i memnuniyet bir halde bulunduğu işar-ı mahalliden anlaşılmıştır."(61) ve Eylül 1917 sayısında,"İzmir vilayetinde havaların ziraat için pek elverişli devam etmekte olduğu ve mahsulatın...bereketli bir surette olduğu...tedkikat-ı vakıadan anlaşılmıştır"(62) denilir.Yine Eylül 1917 tarihli "İzmir'in İktisadi Durumu" başlıklı yazıda hububatla ilgili tek değini fiyatının yüksekliğidir.(63)

Oysa resmi belgeler,1916 Ocak ayında hissedilir dereceye gelen sıkıntılardan bahseder:Mahsulatın yerel ihtiyacı sağlaması mümkün olmadığı için zahire ihtiyacı gittikçe artan Adana,Aydın,Hüdavendigâr vilayetlerinin ihtiyacının karşılanması için gereken zahirenin tüccar marifetiyle diğer mahallerden alımı ve getirilmesine hâlihazırda imkân bulunamadığından bu zahirenin mahallerin belediyeleri tarafından alım ve dağıtımı için belediyelere avans olarak hazinece uygun bir miktarın borç verilmesi zaruri görülmüş ve Aydın'a 15 bin liralık avans verilmiştir.(64) Ancak avansın buğday sıkıntısına doğrudan çare olmadığı valinin 7 Ocak 1916 tarihli telgrafından anlaşılıyor:"Müracaat-ı mütevalimize ve memurun orada bulunmasına rağmen Karahisar-ı Sahib [=Afyon]'dan bugün hükümet namına [ancak] mezkur dört vagon buğday,iki vagon un gelmiştir."(65)

Daily Chronicle'in Selanik muhabiri,Tanin(?) gazetesinde yayınlandığı iddiasıyla "güya" İstanbul,İzmir,Bursa ve Ankara'da halkın açlıktan telef olduğunu bildirmiştir.(66) 5 Nisan 1916 tarihli yazışmalarda,Edirne ve İzmir vilayetlerinde yarım milyon Türk açlık çektiği için Amerikan Kızılhaçı'ndan yardım istenmektedir.(67) 29 Nisan 1916'da Dâhiliye Nezareti'nden Afyon Mutasarrıflığı'na gönderilen yazıda,"liva dahilinde tüccar ve eşhas yeddinde külliyetli zehair bulunduğu halde mübayaa edilib çıkarılmadığı ve İzmir ve Karesi ihtiyacına livadan serbest(?) zahirenin gönderilmemesinden ezcümle Bandırma'nın elim bir açlık içinde bulunduğu..." belirtildikten sonra,livadaki zahireye nasıl el konulacağı yedi maddelik bir talimatname hâlinde açıklanır ve "Karesi ve İzmir ihtiyacatı pek mühim olduğundan işbu talimatnamenin tamamen tatbiki"(68) istenir.Aydın Valisi Rahmi 11 Ocak 1917'de vilayetteki ihtiyacın ehemmiyetini şöyle tarif eder:"Son müracaatımdır.Bugün Fukara İaşe Komisyonu'nda mevcud 70 çuval zehair olmak suretiyle yarın nüfus başına 40 dirhem [=128 gram] ekmek tevzi edeceğiz.Açlıktan ağlayan kadınlar ve çocuklara adım başında tesadüf olunmaktadır.Yarın büsbütün açız...Buradan kaçmaktan başka çare göremiyorum.Memleket ahalisi son nefesini çekmektedir."(69) Bundan on gün sonra,evvelce İzmir Belediyesi'ne zaruri maddelerin alımı için verilen 20 bin lira borcun mal sandığına teslim edilmesi istenince Vali bu kez şunları yazar:"Ahalinin ekmek ihtiyacını temin için iaşe-i umumiye merkez heyeti tarafından bu vilayete [verilmiş] 100 bin lira[yla]...zahire ve un celb edilmekte ve unlar belediye vasıtasıyla fırıncılara tevzi olunarak imal ettirilmiş ekmekler vesikalarla halka satılmaktadır...İaşe-i umumiye merkez heyetinin tebligat ve mukarraratı mucibince beher nüfusa günde 400 gram ekmek verilmek lazım geldiği halde bir müddetten beri İzmir ihtiyacı derecesinde zahire celbinin imkânsızlığından ve bu hususda Nezaret'e evvel ve ahir vaki olan maruzattan henüz matlub-ı netice hasıl olamamasından dolayı nüfus başına günde yalnız elli dirhem ekmek verilebilmekte[dir]...Bu mikdarda ekmek tevziyatının halkın idame-i ihtiyacatına kâfi olamayacağı nazar-ı itibara alınarak...mezkur 20 bin lira ile belediyece patates,fasulye vesaire gibi (?) gıdaiyyeti haiz bazı eşya celb ve şehrin mevaki-i muhtelifesinde açtırılan bakkal dükkânlarında binlerce muinsiz(70) asker aileleriyle fukara ahaliyi belediyeye mal olduğu fiyat üzerinden tevzi ve füruht olunmaktadır.İşbu bakkal dükkânlarının önüne her gün yüzlerce fukara ahalinin toplanıb yekdiğeriyle itişerek kakışdıkları görülür...Belediyeden işbu 20 bin lira alınacak olursa bütün bu dükkânları ortadan kaldırmak lazım gelecek ve o halde halkın kısm-ı azamisi açlıktan ölmek tehlikesine maruz kalacaktır..."(71)

21 Ağustos 1917'de,İktisadiyyat'taki "İzmir vilayetinde...mahsulatın...bereketli...olduğu" haberinden on gün önce,"...bir sürü kadın evvela hükümet konağına gelerek feryad ettikten sonra çarşıda yağmakârlığa mübaşeret etmeleri üzerine polis tarafından birkaçı tevkif edilmiş ve diğerleri dağılmışdır."(72) 1918 sonunda vilayetteki 56.300 mülteciden 366'sı,91.178 muhacirden 598'i iaşe edilebiliyordu.(73)

İkinci örneğimiz olan Hüdavendigâr için,İktisadiyyat'ın 1 Mart 1917 sayısında "Geçen sene...Bursa,Çatalca,İzmit menatıkı sekiz-dokuz aylık kadar kendileri için lazım olan hububat istihsal edebilmişlerdi.Halbuki...bu mahaller bu sene müstahsil mıntıkalar adadına [=sırasına] geçmişlerdir"(74) haberi verilir.8 Kasım 1917 tarihli "Bursa Vilayetinin İktisadi Durumu" haberinde sayılar da verilir:"Ziraat fevkalumum bir surette terakkiyata mazhar olmuştur...Muharebeden evvel...Bursa vilayetinde icra olunan zeriyyatın hadd-ı azamı hiçbir vaki 1.535.929 dönümü tecavüz etmemiştir.Bu miktar zeriyyat ancak pek nadiren icra olunabilirdi.Harbin ikinci senesinde zeriyyat miktarı 442.000 dönüme kadar tenakus etmiştir.Faaliyet-i iktisadiyye devresi olan 1333 senesinde ise zeriyyat miktarı 1.703.864 dönüme baliğ olmuştur."(75) Öncelikle belirtmek gerekir ki,resmi istatistiklere göre,Bursa vilayetinde (Bursa ve Bilecik sancakları) sadece tahıl ekili alan 1913'te 1.659.737 ve 1914'te 2.294.709 dönüm olmuştur.(76) Haber,istatistiklerden bahsetmez.

Bursa'daki sorunlar,Aydın'la eşzamanlı olarak,1916'nın başında başlamıştır.(77) 1916 Temmuz'unda vali İstanbul'a şöyle yazar:"İstanbul'daki dört vagon hakkında henüz bir emriniz zuhur etmedi.Ankara'dan Bilecik'e iki vagon gelmiş [ise] de nakli mümkün olmadığından...taraf-ı devletlerinden dahi teşebbüsatda bulunulması mercudur [=istenir]...Mülhakattan buraya gönderilecek fazla zahireleri olmadığı bildirildiğine nazaran oralardan da artık ümide mahal yok demektir.Dört gündür vesika ekmeği çıkarılama[maktadır]."(78) Saman(?) karyesi muhtar ve ihtiyar heyeti azalarının 30 Ağustos 1916'daki şikâyetinde,"Yenişehir Kaymakamı...zer edilecek [tohumluk] ve iaşemizi nazar-ı dikkate almayarak kâmilen hububatımızı hanelerimizden kaldırıb [bizi] aç bırakmıştır" denilir.(79)

17 Mart 1917'de merkezden gelen "Bursa'ya müretteb zahirenin muntazaman irsali...Konya vilayetine tebliğ edilmiştir.Şu birkaç gün zarfında sevkiyatın taht-ı intizama alınması memuldur [=beklenir].O vakte kadar aşar malından evvelce bahs olunan 100 bin kilodan hiçbir şey alınmamış ise hemen 250 bin kilo alarak temin-i ihtiyaç ettiğimizi İsmail Hakı Paşa oraya tebligat icra edecektir...Mülhakatta daha zahire vardır.İcab ederse bazı mahallere bizzat giderek ve ahaliyi teşvik eyleyerek...erzak mübayaasına himmet buyurunuz" emrine,Vali Hakkı,"İsmail Hakkı Paşa 250 bin kilo için şimdiye kadar buraya emir vermedi...Bugün Haydarpaşa'dan gelen üç vagon zahire ile o da yalnız [merkez kaza] Bursa'ya münhasır kalmak ve ellişer dirhem vermek suretiyle üç gün kadar idare edebileceğim...Mülhakatta mübayaa ettirilecek zahire bulunduğu hakkında verilen malumat doğru olmayacaktır.Mevcudumuz olmadığı için buradan ayrılır isem kasaba iaşesinin temini kabil olmayacağını gördüğüm ve süratle gidip avdet edecek vasıta-ı nakliyem de bulunmadığı cihetle merkezden pek ayrılamıyorum" cevabını verir.(80) 31 Mart 1917'de ise,"Bugün Bursa açtır.Yarın bu açlık pek elim bir hâle sebebiyet vereceğinde[n] şehre...29 Mart 1333 tarihinde...gelen...vagon İstanbul iaşe-i tahniye müdüriyetince alınmış,bu suretle Konya'dan vilayete gelen vagonlardan ikinci defa olarak bir tanesi daha oraca ahz edilmeyerek vilayete gönderilmemiştir..." diye yakınır.(81) Çok taraflı bir iaşe mücadelesinin başladığı anlaşılmaktadır.

Nisan 1917'de önce "Armudlu'da asker ailelerinden bazılarının ekmeksiz kaldıklarından ve Mudanya'da bazı fukaranın onbeş günden beri ot ile tagaddi eylemekte [=beslenmekte] bulunduğu",(82) sonra "yalnız Armudlu ve Mudanya değil vilayetin Gemlik,Orhangazi...kazalarının ekseri ahalisi(?) ve...yeni iskân edilen muhacirin,merkez kazasına aid(?) bazı köyler halkı ihtiyac-ı (?)nin en elim derecesine düşmüş...ot yiyerek yaşıyor(?).Vilayete verilen son aşar zahiresi ile yevmi (?) elli dirhem verilmek suretiyle...iaşeyi temine sarf-ı temrin olundu [=çalışıldı].Yevmi vilayet için 65 bin kilo zahireye ihtiyaç...olduğu müşir-i cedvel ile takdim olundu...Düzce(?) ve Adapazarı'ndan gönderilmesi takarrür eden mısırlardan bugüne kadar hiçbir şey gelmemiştir.Konya(?)...sevkiyatı tatil edilmiştir.Bu vaziyette(?) idare(?)-i umur imkânı kalmamıştır.Her ne surette kabil ise bir an evvel buraya zahire gönderilmesi(?) ehemmiyetle...muntazır(?)"(83) olduğu bildirilir.

Valinin bizzat gezdiği ve Müslüman ahalisi yoğun Bilecik,Söğüt ve Yenişehir'in kışlık ve yazlık ürünü kuraklıktan zarar görmesine ve bazı "köyler halkını bir sene-i kâmile için iaşe etmek mecburiyeti" olmasına rağmen,18 Ağustos 1917 itibariyle ekili alan önceki seneden fazladır.(84) 1916 aşarı 13 milyon kilo iken,"gerek emanet aşardan ve gerek iaşenin yapacağı bir misli mübayaadan hasıl olacak azami yekûnun 40 milyon kiloyu tecavüz etmeyeceği...40 milyon kilodan 20 milyon kilosu cihet-i askeriyeye aid olacağına göre vilayet iaşesi için ancak 20 milyon kilo kadar bir mikdar kalaca[ğı]...umumiyetle müstehlik olan Bursa kazasının ma-kurra [=karyeleriyle] bir senelik zahire ihtiyacı 13.550.000 kilo yemeklik ile bunun nısfı [=yarısı] kadar yemlik olduğuna nazaran...20 milyon kilonun ancak merkez kazası ihtiyacına tekabül edecek mikdarda olduğu ve yine kâmilen müstehlik olan Mudanya,Gemlik,Orhangazi ve kısmen Orhaneli ile Bilecik kazaları ihtiyacının açık kalacağı ve binaenaleyh Bursa vilayetinin bir senelik iaşe ihtiyacının Bursa mahsulatından temin-i tedariki imkânı bulunamayacağı" bildirilir.(85) Ordunun talebi olmasa bile,vilayet kendi geçimini,kişi başına günde 320-400 gram zahire sınırında ancak sağlar.Bu tablo,İktisadiyyat'ın "Bursa,...bu sene müstahsil mıntıkalar adadına geçmiş[tir]" haberiyle çelişir.

Barış döneminden yüzde 10 fazla ekili alan olduğu iddia edilen 1917 yılının Kasım'ında ise,yerel mübayaatta(86) "birinci mübayaa kâmilen yapılmış ikinciye başlanmış [olduğu ama]...üçüncü mübayaanın suret-i umumiyede değil yalnız zahiresi ziyade olan büyük çiftliklerden icrasına karar veril[diği]" bildirilir.(87) "Rekor" alanın ekildiği senenin ertesinde,13 Nisan 1918'de vilayetteki subay ve memur aileleri ucuz erzak alımı için orduya başvurur.(88) 29 Temmuz 1918'de "Mahsulatı 50 kilodan düşük olan üreticiden 'beher iki misli hisse-i iaşenin' alınması durumunda kendilerine kalacak olan pek az zahire ile bir senelik iaşelerini sağlayamayarak birkaç ay sonra tüketici hâline gelecekleri" ikazı yapılır.(89)

Anadolu'nun Adana'dan sonraki en verimli ziraat vilayetinde,1917 nüfusu 1914 düzeyinin yüzde 38'ine düşmüştür.Sadece asker celbi ile açıklanamayacak bu düşüşle beraber,1916'dan itibaren açlık başlamıştır.Nisan 1917 tarihli belgeye göre,en şiddetli kıtlık,savaştan önce gayrimüslim nüfusun en yoğun olduğu Gemlik (yüzde 42),Orhangazi (yüzde 65) ve Mudanya (yüzde 69) kazalarında olmuştur.

Gayrimüslim nüfusun görece az olduğu ve ekonomisi savaştan önce de kırılgan olan(90) son örneğimiz Kastamonu'da,11 Ekim 1917 tarihli İktisadiyyat haberinde,"Kastamonu gazetesinin beyanına göre bu sene vilayet mezruatı pek feyzlidir.Ziraat(?) memurlarının vazifesi henüz bitmemiş olmasına rağmen feyz ve bereket hakkında memnuniyetbahş haberler alınmaktadır.Münhatt arazide başaklar olmamış ise de mürtefi [=yüksek] mahallerde bereket emsalsizdir.Alınan malumata nazaran(?) Kastamonu ve havalisinde Ankara'ya kadar on seneden beri misli görülmemiş bir bereket mevcuddur" denilir.(91)

Ocak 1917'de Vali Atıf,"Samsun'dan gelecek Rumların vilayetçe iskânları esbabı tayin kılınacaktır.Ancak...mevcut zahire ahali-i mahalli ile muhacirlerin iaşesine bile kifayet etmemekde olduğu cihetle gelecek Rumların umur-ı iaşesinde müşkülata tesadüf edileceğine mebni...gerek ahali ve muhacirler ve gerek Rumlar için lüzumu kadar zehairin tedariki[ni]" ister.(92) Şubat 1917'de Ankara Valisi Reşid Dâhiliye'ye,"Çorum-Yozgad sancaklarının sene-i haliyedeki zehair fazlası 3. Ordu'ya(?) terkedildiğinden en ziyade mahsuldar olan bu mahallerden iaşe namına zahire mübayaa edilemeyerek...[Kastamonu'ya bağlı] Sinob(?) ve mülhakatı [ve İskilip,Sungurlu kazaları] ihtiyacatının vilayetçe tedarik ve temini[nin] kabil olamayacağı[nı]" bildirir.(93) Mayıs 1917'de İaşe-i Umumiye'ye Sinop ve çevresinin ihtiyacı için zahire bulunamadığına ve civardan da yardım mümkün olmadığı yönünde gelen haberler üzerine,İnebolu ambarındaki aşar zahiresinden ayrılması emredilmişti.Sonraki bir kararla ahali ihtiyacına zahire verilmemesi Harbiye Nezareti'nce emir buyurulması ve yerel ihtiyacın şiddetlenmesi üzerine,Mutasarrıflıkça Sivas iaşe mıntıkasına yönelinmişse de bölge ihtiyacının Sinop'la aynı düzeyde olması nedeniyle İnebolu'daki zehairin yine Sinop'un ihtiyacına tahsisi istenir.(94) Vilayetler ve ordu arasında ciddi paylaşım mücadeleleri olduğu buradan da anlaşılıyor.

Kastamonu gazetesinin müjdesinden iki hafta sonra,24 Ekim 1917'de,"[Safranbolu] Hacılarobası karyesi ahalisinin iaşe zehairini vermekten imtina eyledikleri,aşar zehairinden de bir kısmı ile götürüp teslim etmemek ve daha 16 karye ahalisinin dahi iaşe-i zahire-i mezkuru sevkettirmemesi ve muhalefetkârane muamelatta bulunmalarından naşi refakatlarında jandarma olduğu halde sevk memurları mezkur Hacılarobası karyesine vardıklarında civar köylerin de kadınları,çoluk-çocukları birleşerek üçyüzü mütecaviz bir cumhur jandarmaya hücum ve envai hasarat ve tecavüz[le] (?) beraber jandarmaların silahlarını almaya ve taşlarla (?) jandarmalardan ikisini cerhe cüret eylemeleri ve etrafını kuşatmaları üzerine ellerinden kurtarılmak ve nefslerini müdafaa etmek için istimal-i silaha mecbur olan işbu jandarmaların attıkları kurşunla iki kadın ve bir küçük kızın vefat ettikleri ve iki kadının da mecruh olduğu..." bildirilir.(95)

Yer/veri kısıtı nedeniyle,basında hakkında ümitvar haberler çıkan Edirne,İstanbul ve Adana'ya burada değinilmeyecektir.Sadece İktisadiyyat'ta Adana pamuk mahsulünün 1917'de 30 bin balya olduğu yazılırken,Eldem'in 1916 ve 1917 için 10 bin rakamını verdiğini belirtelim.(96)

Sonuçlar

1-Elimizde barış dönemindeki üreten/tüketen bölgeleri ve ürün akışlarını gösteren bir şema olmadığı için,savaşta hangi bölgelerin açlıktan nasıl etkilendiğini gösteren bütünsel veriler de yoktur.(97) Kronik/yapısal boyutuyla açlık,genellikle Ermeni Tehciri vesilesiyle ele alınmış,tehcir sırasındaki ölümlerin aslında ülke genelindeki kıtlık ve salgınlardan bağımsız olmadığını,hattâ onun sonucu olduğunu göstermek gerektiğinde vurgulanmış ama nedenleri pek irdelenmemiştir.(98)

2-Sistematik verilerin eksikliğine rağmen,asker celbi ve tehcirlerin,ülkeyi,anlaşıldığı kadarıyla sureta düzenlenen ziraat (geçici) kanunu,genelge vs. ile üstesinden gelinemeyecek ölçekte bir kıtlık girdabına soktuğu açıktır.İki etkenin göreli ağırlık ve etkileri,örneğin 1914 Rum tehcirinden sonra Ege'ye has ürünlerdeki düşüş veya 1915'teki celb/tehcir edilen nüfus oranı dikkate alınarak hesaplanabilir.Dolaylı bir kanıt,1912-1922 arasında ülkedeki Müslüman ölümlerini gösteren haritadır.Dikkat edilirse,Konya hariç,en ağır kayıplar,Ermeni nüfusun bir zamanlar görece yoğun yaşadığı "vilayat-ı sitte" bölgesindedir.Rus ordusunun girdiği vilayetlerden kaçan Müslüman nüfus gözönüne alındığında bile,(99) işgal görmemiş Sivas ve Diyarbakır'daki kayıplar,bu haritaya göre,örneğin işgal edilen Trabzon'dan fazladır.(100) Bu durumda,Özdemir ve Lewy'nin kurduğu nedensellik ilişkisinin en azından önceliği yeniden düşünülmelidir:Tehcir sırasındaki ölümlerin ne ölçüde genel bir kıtlığa işaret ettiği incelenmeden önce,kıtlığın ne ölçüde tehcirden kaynaklandığı ele alınmalıdır.

3-1 Mart 1917 tarihli bir İktisadiyyat haberinde,"...bundan yirmibeş gün evvelki ziraatin heyet-i mecmuusu [=genel görüntüsü] 34 milyon dönüme vasıl olduğu derecesindedir...Geçen sene 25 milyon ziraat yapılmış iken bu sene şimdiden 35 milyon dönümlük nisbet elde edilmiş bulunuyor.[Aslında] bu raporlar...hakikati tamamen ifade etmiyor:...Gerek Ziraat Nezareti'ne merbut memurinden,gerek memurin-i mülkiyeden gelen raporlara nazaran mikdar-ı hakiki-i zeriyyat ekseriyetle ahali tarafından meknun [=gizli] tutuluyor.Onun için diyebilirim ki bu seneki ziraatimiz hattâ şimdiden geçen senenin ziraat mikdarını pek ziyade geçmiştir...Yaz ziraati ise tabiatıyla buna inzimam edecekdir [=eklenecektir]..." denilir.(101) 1917 hasadı,Bursa için iddia edildiği gibi,1916'nınkinden iyi olsa bile,artık çok geçtir;veriler özellikle 1917 için başka bir duruma işaret eder:"Mikdar-ı hahakiki-i zeriyyat" yalnızca ahali mi yoksa hükümet tarafından da mı "meknun" tutulmaktadır?İkincisi ise,"hedef kitle" kimdir?(102)

4-İktisadiyyat haberlerinin belgelerle mukayesesi,verilerdeki ihtilafın,yalnızca hesap hatası,toprak kaybı,takvim farkı vs. gibi nedenlerden kaynaklanmadığı izlenimini verir.İktisadiyyat,savaşın yıkıcı etkilerini gizlemeye çalışan Osmanlı iç propagandasının hız kazandığı(103) 1916'da yayınlanmaya başlanır.Hükümet/basının,bu yazıdaki iddia isabetliyse,eksik/yanıltıcı haberler yayınla(t)ması,görece az çalışılmış bir konudur.(104)

5-Tehcirin iaşe buhranında payını henüz bilmediğimiz ama önemli bir etkisi varsa ve Mütareke'deki yaygın görüşe göre,"...bu muharebede ahaliyi bitiren açlık" ise,(105) Michael Mann'ın "Ermeni Taktil/Tehciri sadece ahlaki değil,yenilgide de payı olan asli bir yanılgıdır" tesbiti doğrulanmaktadır.(106) Başka bir deyişle,taktil/tehcirin kurbanları,taktil/tehcire maruz kalanlarla sınırlı değildir.Hükümet/basın tarafından yayınlanan haber/rakamlara "semptomatik" yaklaşılırsa,verilerin "meknun" tutmaya çalıştığı ama kadın ayaklanmalarının açığa vurduğu "hakikat" bu değilse nedir?..

***

1-Michael Mann,States:War and Capitalism,Blackwell,Oxford/NY,1988,s.171-174.
2-Albrecht Ritschl,"The Pity of Peace",Stephen Broadberry&Mark Harrison,The Economics of World War I,Cambridge University Press,Cambridge,2005 içinde s.41-76.
3-Vedat Eldem,Harp ve Mütareke Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomisi,TTK,Ankara,1994,s.21.
4-Zafer Toprak,İttihat-Terakki ve Cihan Harbi,Homer,İstanbul,2003,s.82-96.
5-"1329"[=1913] senesinde memleketin zeriyyat-ı umumiyesi 68 milyon dönüm iken muharebenin ilk senelerinde [=1914] 28-30 milyon raddelerine tenezzül etmiş,geçen sene [=1915] 16 milyon dönüm raddesinde kalmıştı" açıklamasının hemen akabinde "1331 ve 1332 senelerinin...mahsulatı...24 milyon olarak gösterilmektedir" diye konuşur.Aradaki fark irdelenince,"bu tenakuz[un]...bazı vilayatı hesaptan ihraç etmek mecburiyetinden tevellüd" ettiğini açıklar.(Gündüz Ökçün,Tarımda Çalışma ve Ekme Yükümlülüğü,AÜSBF Yayınları,Ankara,1983,s.34,41.)
6-Tevfik Güran,Osmanlı Dönemi Tarım İstatistikleri,1909-1913 ve 1914,DİE,Ankara,2003,s.6'da bambaşka rakamlar verilir.Kaybedilen topraklar,takvim/hasat yılı ve Miladi/Rumi farkı nedeniyle karışıklık olasılığı var mıdır?
7-Vedat Eldem,a.g.e.,s.33,36.
8-Tevfik Güran,a.g.e.,s.XVIII-XIX.
9-BOA.DH.İ.UM.EK 43/34.
10-BOA.DH.MP.HPS.M 10/45;BOA.DH.İD 200/5;BOA.DH.EUM.MH 76/63;Tuncay Öğün,Kafkas Cephesi'nin Birinci Dünya Savaşı'ndaki Lojistik Desteği,AAM,Ankara,1997,s.293.
11-Gündüz Ökçün,a.g.e.,s.3,7.
12-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.293.
13-BOA.DH.İ.UM.EK 43/34.
14-Kâzım Karabekir,Birinci Cihan Harbi'ne Nasıl Girdik,Cilt 2,Emre,İstanbul,1995,s.170-171.
15-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.113.
16-Vedat Eldem,a.g.e.,s.34.
17-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.113,115.
18-ATASE.BDH.2082.14.001.17.
19-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.56-57.
20-Linda Schilcher,"Geç Osmanlı Suriye'sinde Tahıl Ekonomisi ve Büyük Ölçekli Ticarileşme Sorunu",Osmanlı Toprak Mülkiyeti ve Ticari Tarım,Ç. Keyder&F. Tabak (ed.),TVYY,İstanbul,1998 içinde,s.180-205,s.190-193.
21-"Türkiye'de Ziraatin İstikbali",Türk Yurdu,Cilt 5-6,Sayı 49,Tutibay,Ankara,2007,s.22.
22-Sadrazam Mahmud Şevked Paşa'nın Günlüğü,IQ,İstanbul,2001.
23-H. Taner Kerimoğlu,İttihat-Terakki ve Rumlar,1908-1914,Libra,İstanbul,2009,s.372-404;Fuat Dündar,Modern Türkiye'nin Şifresi,İletişim,İstanbul,2008,s.195-196.
24-H. Taner Kerimoğlu,a.g.e.,s.372,473-474;Fuat Dündar,a.g.e.,s.210,220.
25-Vedat Eldem,a.g.e.,s.37.
26-Fuat Dündar,a.g.e.,s.166-167.
27-BOA.DH.İ.UM 82-2/1-18.
28-BOA.DH.UMVM 103/18.
29-Faruk Doğan,Osmanlı Devleti'nde Zeytinyağı,Marmara Üniversitesi,doktora tezi,İstanbul,2007,s.54.
30-TSK Tarihi:Birinci Dünya Harbi İdari Faaliyetler ve Lojistik,Cilt 10,ATASE,Ankara,1985,s.164-165.1918'de bu sayı yüzde 47 artarak 2.850.000'e ulaşacaktı (Vedat Eldem,a.g.e.,s.33.)
31-Savaş esirleriyle beraber yüzde 4,5 (Ian Beckett,The Great War,Pearson/Longman,Harlow,2007,s.368-369);Albrecht Ritschl,a.g.e.,s.51-52.
32-Nebahat Oran Arslan,Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'deki Rus Savaş Esirleri,doktora tezi,AÜ,Erzurum,2003,s.39,88-91.
33-"Bu kitap,Cihan Harbi'nin siyasal boyutlarını içermemektedir." (Zafer Toprak,a.g.e.,s.1.)
34-"...Müslüman halka yaptıkları bunca mezalime rağmen Ermeni ailelerinin nakli sırasında orduyu aç bırakmak pahasına erzak arabalarının bunlara tahsis edilmesi" ve "1915 yılı baharında...isyan eden silahlı Ermeni çetelerinin bastırılması amacıyla düzenlenen askeri operasyonlardan dolayı ekili alanların...zarar görm[esi]" (Tuncay Öğün,a.g.e.,s.155-156,105.)
35-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.181.
36-Hilmar Kaiser,"A Scene From the Inferno",Der Völkermord an den Armeniern und die Shoah,Kieser&Schaller (eds.),Chronos,Zürih,2002 içinde,s.129-186,s.136.
37-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.42.
38-Edward J. Erickson,Size Ölmeyi Emrediyorum,Kitap,İstanbul,2003,s.183.
39-Lord Kinross,Atatürk:Rebirth of a Nation,Weidenfeld&Nicolson,Londra,1964,s.100.
40-Joseph Pomiankowski,Osmanlı İmparatorluğu'nun Çöküşü,Kayıhan,İstanbul,1997,s.236-237.
41-BOA.DH.İ.UM.E 28/95.
42-BOA.DH.KMS 48/38.
43-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.194-195,89.
44-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.188.
45-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.142-143.
46-BOA.DH.İ.UM.EK 27/35.
47-BOA.DH.İ.UM 20-04/2-53.
48-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.195-198.
49-BOA.DH.İ.UM.EK 27/35.
50-Joseph Pomiankowski,a.g.e.,s.285.
51-"Rusların işgali altında iken yöre halkından hiç kimse açlıktan ölmediği halde,bölge Osmanlı yönetimine geçtikten sonra açlıktan ölenlerin sayısının her geçen gün biraz daha arttığı" bildiriliyordu (Tuncay Öğün,a.g.e.,s.119,334.)
52-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.113-114.
53-Romanya ve Portekiz 1916'da savaşa girer.
54-Yunanistan,toprak kayıp/kazanımı nedeniyle dikkate alınmamıştır (Brian Mitchell,International Historical Statistics:Europe 1750-1993,Macmillan/Stockton,Londra/NY,1998,s.261,277.)
55-Vedat Eldem,a.g.e.,s.34.
56-"Almanya['da]...belediyeler,çeşitli cemiyetler ve hamiyetli vatandaşların gayretleriyle kadın,ihtiyar ve çocuk herkesin katkısı sağlanarak her karış toprak ekilmekte,boş kalan topraklar kime ait olursa olsun ekmek isteyenlere bedava verilmekteydi." (Tuncay Öğün,a.g.e.,s.19.)
57-Gündüz Ökçün,a.g.e.,s.23,33.
58-Muhittin Birgen,İttihat ve Terakki'de On Sene,Cilt 1,Kitap,İstanbul,2006,s.338-339.
59-"Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar liberal çizgide görünen oda yönetimi,1914'lerden sonra güç kazanan milli iktisat politikalarının da etkisiyle,milliyetçi ve devletçi çizgiye kaydı." (Ufuk Gülsoy&Bayram Nazır,Dersaadet Ticaret Odası,1882-1923,İTO,İstanbul,2009,s.206.)
60-Murat Koraltürk,"İktisadiyyat Mecmuası ve Dizini",Kebikeç,Sayı 11,Ankara,2001,s.295-331.
61-"Aydın vilayetinde",Sayı 27.
62-"Mahsulat-ı Ziraiyye",Sayı 55.
63-Yüksek fiyat,düşük üretimle ilişkilendirilmez,doğrudan spekülatör/"madrabaz"lara isnat edilir (çevrimyazısı için bkz. Zafer Toprak,a.g.e.,s.292-293.)
64-BOA.DH.İ.UM 98-2/1-21.
65-BOA.DH.ŞFR 504/99.
66-BOA.HR.SYS 2419/11 (31 Mart 1916);Guenther Lewy,The Armenian Massacres in Ottoman Turkey,University of Utah Press,Salt Lake City,2005,s.54-56.
67-BOA.HR.SYS 2419/28.
68-BOA.DH.İ.UM 98-2/1-48.
69-BOA.DH.KMS 43/11.
70-"...evin ekmeğini kazanan erkeğin yerine başkasının konamaması halinde,hane 'muinsiz'...sayılır[dı]" (Erik-Jan Zürcher,Savaş:Devrim ve Uluslaşma,İstanbul Bilgi Üniversitesi,İstanbul,2005 içinde,s.155-172.)
71-BOA.DH.İ.UM.EK 33/50.
72-BOA.DH.İ.UM.EK 38/29.
73-BOA.DH.ŞFR 600/36.
74-"Mükellefiyet-i Ziraiyye Kanunu",Sayı 43.
75-Zafer Toprak,a.g.e.,s.297-298.
76-Tevfik Güran,a.g.e.,s.87,159.
77-BOA.DH.İ.UM 98-2/1-21.
78-BOA.DH.ŞFR 528/43.
79-BOA.DH.İ.UM.EK 30/14.
80-BOA.DH.İ.UM.EK 30/15;BOA.DH.ŞFR 548/69;BOA.DH.ŞFR 549/4.
81-BOA.DH.ŞFR 550/18.
82-BOA.DH.İ.UM.EK 30/106.
83-BOA.DH.ŞFR 551/89.
84-BOA.DH.EUM.6.Şb. 19/30.
85-BOA.DH.İ.UM.EK 32/12.
86-Uygulama için bkz. Tuncay Öğün,a.g.e.,s.38.
87-BOA.DH.ŞFR 570/63.
88-Elif Mahir Metinsoy,"Osmanlı Kadınlarının Gıda ve Erzak Savaşı",Toplumsal Tarih,Sayı 243,Mart 2014.
89-BOA.DH.ŞFR 590/112.
90-Bkz. BOA.DH.MTV 52-1/19 (Şubat 1911)
91-"Kastamonu'da Mezruat",Sayı 66.
92-BOA.DH.ŞFR 543/96.
93-BOA.DH.İ.UM.EK 106/99.
94-BOA.DH.ŞFR 555/63.
95-BOA.DH.ŞFR 572/40.
96-"Adana Vilayetinin İktisadi Durumu" (Zafer Toprak,a.g.e.,s.295) ve Vedat Eldem,a.g.e.,s.38.
97-Tuncay Öğün,a.g.e.,s.282.
98-Bkz. Guenther Lewy;ayrıca Hikmet Özdemir,The Ottoman Army,1914-1918,University of Utah Press,Salt Lake City,2008,s.203,194.
99-Fuat Dündar,a.g.e.,s.418.
100-Justin McCarthy,Muslims and Minorities,New York University,NY/Londra,1983,s.135 (altı vilayet:Erzurum,Van,Mamuret'ül-aziz,Diyarbakır,Sivas ve Bitlis.)
101-"Bu Seneki Zeriyyatımızın Mikdarı",Sayı 43.
102-Örneğin İktisadiyyat Fransızca ve Almanca yazılara yer verir.
103-"...1916'dan itibaren...cephe gerisindeki durum gün geçtikçe kötüye gitmeye başla[yınca]...vatansever edebiyat ürünlerinin halkın memnuniyetsizliğini yatıştırmada işe yarayacağı düşünülür...Harbiye Nezareti 'zabitan ve asakiri teşvik ve teşci' edecek edebi eserlerin hazırlanması yolunda bir kampanya açar...Kampanyanın [1917'den önce]...başladığını,yeterli verim alınamayınca 1917 yazında daha ısrarlı bir biçimde uygulanmaya çalışıldığını söyleyebiliriz." (Erol Köroğlu,Türk Edebiyatı ve Birinci Dünya Savaşı,İletişim,İstanbul,2004,s.206.)
104-Avusturya propagandası,1918 gıda buhranı ayaklanmalarını "çalışan sınıfların tümüyle siyasi talepleri" olarak tanıtmıştı.(Mark Cornwall,The Undermining of Austria-Hungary,Macmillan,Londra,2000,s.91);Arthur Bowley,ülkelerin istatistiklerini çarpıttığını yazar (Some Economic Consequences of the Great War,Thornton Butterworth,Londra,1931,s.17.)
105-Osman Selim Kocahanoğlu,İttihat ve Terakki'nin Sorgulanması ve Yargılanması,Temel,İstanbul,1998,s.408.
106-Michael Mann,The Dark Side of Democracy,Cambridge University Press,Cambridge,2005,s.179'da "genocide" kelimesi kullanılır.

*Taylan Esin,Birinci Dünya Savaşı'nda Anadolu:Tehcir,açlık ve propaganda,Toplumsal Tarih,Sayı:253,Ocak 2015,s.40-50.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder