21 Mayıs 2015 Perşembe

Anadolu Ermeni tıbbına kısa bir bakış:Ani,Kiliya,Amasya ve Sivas okulları/Arsen Yarman*

İnsanların yaralarını iyileştirmeye çalışmak,hastalıkların nedeni üzerine düşünmek ve ölümü engellemeye çalışmak belki tarihleyemediğimiz zamanlara kadar geriye gitmektedir.Ermeniler de diğer halklar gibi önceleri hastalıkların varlığını olağanüstü güçlere bağlamış ve buna hizmet edecek araçları tedavi için kullanmıştır.Ermeni tıbbı bu temelden hareketle hem diğer topluluklardan etkilenerek hem de kendi deneyimlerini bu birikime ekleyerek günümüze kadar gelen önemli bir gelenek oluşturmuştur.

"Takip edeceğin bilgidir:
Okumayan,cahil hekimdir.
Okuyan için,her şeyin başı,
Okumayan için,Cahillere
Gereksiz'dir adı..."[Amirdovlat Amasiatsi (Hekim,onbeşinci yüzyıl)(1)]

Ermeni tıbbının ilk dönemlerine değinmek,bu makalenin daha sonraki kısımlarında da bahsedeceğimiz gibi tıpla ilgili birçok geleneğin kökenlerine dair önemli bilgileri sunmak için gereklidir.Sözkonusu dönemi incelemeye tıpla ilgili inanışları ele alarak başlayabiliriz.Mesela,erken dönem Ermeni tarihinde pek çok çağdaşları gibi,bir sağlık tanrısının (Haldi) bulunduğunu bilmekteyiz.Kaynaklarda sıkça söz edilen aralez'lere,savaş meydanlarında yaralıları iyileştirmek ve ölmüş kahramanları tekrar canlandırmak amacıyla ortaya çıkan sağlık koruyucusu ruhlar olarak inanılmaktaydı.Bunlardan başka pagan Ermenistan'da erdem,iffet ve şifa tanrıçası ve Ermenistan'ın koruyucusu olan,hamile kadın ve hastaların yardımına koşan Anahid vardı.

Ermenistan'da tıbba dair bu inanışlarla beraber doğal yöntemlerin,şifalı otlarla yapılmış ilaçların ve su tedavilerinin uygulandığını bilmekteyiz.Herodotos,Strabon,Ksenophon ve Tacitus gibi tarihçi-seyyahlar Ermenistan'ın şifalı,zengin bitki örtüsünden oldukça sık söz etmektedir.Ermeni yazar Akatankeğos (M.Ö. 4. yüzyıl başı) eserinde Ermenistan kökenli 60 bitki ve bunların tıpta kullanımlarıyla ilgili bir bölüm açmıştır.Romalılara karşı yapılan savaşlarda Ermeni Kralı Büyük Tigran'ın müttefiki ve zehirler konusunda ün yapmış bir hekimi olan Pontos Kralı Büyük Mithridates Eupator'un (M.Ö. 120-63),panzehirlerini Ermenistan'dan gelen bitkilerden elde ettiği anlatılır.İlginç bir nokta da,pagan Ermenistan'ın kutsal sayılan bitkilerinden söz eden Sermorhnek (tanelerin kutsanması),Dzaghgazard (çiçek bayramı) ve Hampartsum (bereketin artması) gibi bayramların kutlanması geleneğinin bugün devam ettiriliyor olmasıdır.Bu dönemden günümüze kadar gelen bir başka gelenek de Ermeni tıbbındaki adıyla "kimya tedavisi"dir."Ermenistan kabı","Ermenistan taşı","Ermenistan boraksı",cıva,demir,çinko ve kurşundan yapılan çeşitli oluşumlar,batıda ve doğuda birçok ülkeye ihraç edilmiştir.

Akarsular açısından zengin olan Ermenistan'da,bazı su kaynakları belli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır.Pagan dönemde Ermeniler,hastalıklara iyi geldiği düşünülen bu su kaynaklarından havuzlar meydana getirmiştir.Cüzzam ve deri hastalıklarının tedavisi için Arpenud,Vaspurakan'daki bir kilise ve Vayots Tsor'daki Patrik Fokas Kilisesi havuzlarına,romatizmalar ve ekleme bağlı hastalıklar için de Vaspurakan'ın doğusunda Narek ve Moks'taki manastırların havuzlarına başvurulmuştur.Bu bölgelerde bulunan Çermuk (Çermik/Diyarbakır),Hankavan (Ermenistan),Arzeni gibi yerler bugün termal tedavi merkezlerine dönüşmüştür.

Pagan dönem Ermeni toplumunun tıp birikimi,Hristiyanlığın kabulüyle önemli bir değişim geçirmiştir.M.S. 301'de Hristiyanlığın,Krikor Lusavoriç'in büyük çabasıyla,Kral Tiritad (Drtad) tarafından Ermeni devletinin resmi dini olarak kabul edilmesinin hemen ardından,pagan tapınaklar yıkılmış ve aynı yerlerde içlerinde hastanelerin de bulunduğu Hristiyan manastırları inşa edilmiştir.Ermeni tıbbı bu hareketle beraber Avrupa'daki örneklerinde de görülebildiği gibi gelişimini manastır yaşamı içinde sürdürmeye başlamıştır.Bu anlamda ilk önemli gelişme,Katolikos Büyük Nerses'in (I. Nerses,329-373) ilk kilise ve hastaneyi kurmasıdır.Movses Khorenatsi'nin yazdığına göre,Büyük Nerses birçok bölgede gereksinimlerini kendi sağlayan yetim yurtları açmıştır.Böylece tıbbi yardıma dayalı bir sistem oturtmaya çalışmış ve bu işin başına Khat isminde bir diyakosunu atamıştır.Bu süreç içerisinde kilise toplum sağlığı konusunda kendi kurallarını da gözeten bazı adımlar atmıştır:Kilise vaazlarında sağlık konusunda bilgiler verilmeye başlanmış,426'da Vağarşabad Konsili henüz büluğa ermemiş çocukların evlenmesini yasaklamış,527'de Dıvin Konsili gayrimeşru ilişkide bulunanların ve çocuk düşürtenlerin cezaya tabi tutulması kararını almış,kilise aynı zamanda evlilik ve boşanma işlerini kontrol etmeye başlamıştır.

Hristiyanlığın kabulüyle kurumsal niteliği önem kazanmaya başlayan tıp eğitimi,Ermeni harflerinin icat edilmesiyle gelişimini sürdürmüştür.(2) Bu çerçevede Mesrop Maşdotz ve Katolikos Sahak Bartev desteğindeki çeviri okulunda,Antik Yunan ve Suriye kaynakları Ermenice'ye kazandırılmış,bu çeviri eserlerle beraber Ermeni tıp bilimi gelişmeye başlamıştır.Mesrop Maşdotz'un öğrencisi Yeznig Goğpatsi (beşinci yüzyıl) Hippokrates'in eserlerinin etkisinde kalmış ve çalışmalarıyla Ermeni tıbbının babası kabul edilmiştir.Aynı dönemde David Anhaght (beşinci-altıncı yüzyıl) ve Anania Şirakatsi (yedinci yüzyıl) tıpla ilgili önemli eserler hazırlamıştır.Bu kurumsallaşma ve çeviri hareketleri tıp eğitimindeki gelişmeyi beslemiş,bazı okulların ortaya çıkmasını sağlamıştır.Burada ilk ele alacağımız örnek Ani Tıp Okulu'dur.

Ani Tıp Okulu

Bu okul özellikle onuncu ve onbirinci yüzyıllarda Ermeni tıbbında etkili olmuştur.Dokuzuncu yüzyıl sonu ve onuncu yüzyıl başlarında kademeli olarak Arap egemenliğinden kurtulan Ermenistan'da,Ani başkentli Bagratid Ermeni Krallığı,Van başkentli Vaspurakan Ermeni Krallığı gibi bağımsız devletlerle birlikte ekonomik ve politik gelişmelerin yanı sıra kültürel anlamda da büyük ilerlemeler sağlanmıştır.Ani ve Sanahin'de (Ermenistan) felsefe,retorik,dilbilgisi,astronomi ve tıp gibi birçok bilimin öğretildiği,Ermenice "Hamalsaran" adı verilen Ortaçağ manastır üniversiteleri kurulmuştur.Hazineden aktarılan gelirlerle inşa edilen devlet okulları dışında,büyük manastırlara bağlı okullar da açılmış ve buralarda büyük kütüphanelerin ilk örnekleri ortaya çıkmıştır.Bu kültürel merkezlerde teoloji eğitiminin yanında tarih,matematik ve tıp gibi çeşitli konularda eğitim verilmiş ve büyük bilginler yetişmiştir.

Ermeni Rönesansı'nın en parlak kişiliklerinden biri olan Krikor Magistros (990-1059) ilk eğitimini Ani Akademisi'nde almış,oradan Bizans'a geçerek Platon,Aristoteles,Hippokrates,Galenos ve Nyssalı Gregor'un eserlerine ulaşabilmeyi başarmıştır.Ermenistan'a döndükten sonra ülkenin en önemli şehirlerinde yüksek öğrenim veren manastırlar,üniversiteler kurmuştur.Kurduğu Havuts Tar Akademisi,Sanahin'dekine oranla daha fazla ün elde etmiştir.Öğrencileri arasında Piskopos Parseh ve Yeğişe,Daron'daki (Muş) Surp Garabed Manastırı sorumlusu Sarkis,oğlu Vest Vahram gibi ünlü bilginler vardır.

Bu dönemde şehirde halka açık hamamlar,içme suyu taşıyan kanallar ve kanalizasyon sisteminin bulunuyor olması genel sağlık politikası hakkında fikir vermektedir.Krikor Magistros,Kriakos'a sindirim sistemi ve vücudun diğer sistemleriyle bağlantısı hakkında yazdığı bir mektupta Platon'un "Timaios"una dayandırdığı bilgilerle bu konuyu açıklamıştır.Ayrıca Sevan Topluluğu (bir tür akademi) sorumlusu Sarkis Vartabed'e yazdığı ve iyi bir pratisyen olduğunu gösteren mektupta Platon'u referans alarak,II. Gagik'in cinsel yetersizliğinin fiziksel olmaktan ziyade kötü alışkanlıklar gibi psikolojik nedenlerden kaynaklandığını,yine de sorunun çözümü için cerrahi operasyon yapmak gerekebileceğini söylemiştir.Ermenistan'da sıkça görülen ateşli hastalıklar üzerine,aynı dertten muzdarip Sarkis isminde bir bilgine yazdığı mektupta da bazı tedavi yöntemlerinden söz etmiştir.Bu konuda,Yeznig Goğpatsi'nin de anlattığı gibi,ateş düşürücü özellikleri olan Roma marulu tohumunu önermektedir.Beyaz kabuklu marulun uyku getirici bir rahatlama sağladığını,çıbanlara uygulandığında hastanın ateşini düşürdüğünü,tohumunun safranla karıştırılıp lapa hâlinde hastanın alnına konması durumunda da çıbanın yakıcılığını azalttığını belirtmiştir.Daron'daki Surp Garabed Manastırı Başpapazı Sarkis Vartabed'e yolladığı yazıda,çiçek hastalığını birbirini takip eden evreler hâlinde tanımlamıştır.Deride lekeler,gözlerde ve başta yanma,görüş bozukluğu,bilinç kaybı şeklindeki genel ve lokal semptomları klinik süreciyle birlikte açıklamış,kriz sonrası büyük bir halsizliğin beklenmesi gerektiğini de belirtmiştir.Bu okulun gelişimi devam ederken onbirinci yüzyıldan sonra Ermenistan'da siyasi durum değişmeye başlamış ve buna bağlı olarak Ermeniler bir çeşit sürgün yöntemiyle Bizans'ın batı bölgelerine gönderilmiştir.Belki de bu sebeple tıp öğretimi konusunda Kilikya Tıp Okulu'nun öne çıkarak önemli isimler yetiştirdiğini düşünebiliriz.

Kilikya Tıp Okulu

Onbirinci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Doğu Anadolu'ya geçen göçebe Selçuklu kafileleri,her biri yarı bağımsız bir bey gibi hareket eden emirler eşliğinde Ani,Kars,Van gibi önemli Ermeni merkezlerine akınlar yapmaya başlamıştır.Bu saldırılar neticesinde ortaya çıkan siyasi ortamda Bizans bu bölgelerdeki Ermenileri batıya,Sivas,Kayseri ve Kapadokya'ya göç ettirmiş,ama bir kısım Ermeni Ani,Kars ve Van'da yaşamaya devam etmiştir.Bu değişiklikler yaşanırken,zaten önemli bir ticaret merkezi olan Kilikya -Cenova,Marsilya,Amalfi,Venedik ve Sicilya gibi gelişmiş ticaret merkezleriyle ilişkisinin de etkisiyle- gelişimini sürdürmüştür.

Başkent Sis'te (Kozan/Adana),Katolikosluk merkezi olan Hromgla'da (Rumkale) Tarsus Başpiskoposu Nerses Lampronatsi'nin kurduğu bir akademi faaliyetini sürdürmüştür.Hromgla ve Sis'ten başka,Trazarg (Avag,Sis/Kozan'da Kopitar/Gökdere Kalesi'ne yakın) ve özellikle yerel hekimliğin gelişiminde önemli rol oynamış olan Skevra'da kütüphaneler ve istinsahhaneler kurulmuştur.Bölgede buna benzer yüze yakın manastırın bulunduğu iddia edilmektedir.

Bu devirde Kral II. Levon,kızı Kraliçe Zabel (1215-1252) ve takipçileri çok sayıda hastane ve cüzzam evi kurmuştur.Bunların en önemlisi,Kraliçe Zabel'in 1241'de Sis (Kozan) Kalesi'nin batı kapısının karşısında kurduğu hastanedir.Kraliçe Zabel'in ölümünden sonra kızı Fimi de aynı yönde çalışmalara devam etmiştir.Hastanede,Kilikya Tıp Okulu'nun ileride söz edilecek önemli hekimleri olan Stepannos ve Joslin'in adları da geçmektedir.Erkek-kadın ayrımı yapılmadığı bilinen bu hastanelerde ateşli hastalıklar ve mide rahatsızlıklarından başka göğüs problemleriyle de uğraşılmıştır.Ananun Yerents'e göre hastane 1642'de bir sarsıntı sonucu yıkılmış,yerine daha sonra mezarlık yapılmıştır.Akademilerin yanı sıra bu hastanelere bağlı okullarda da tıp eğitimi verilmiştir.Hayvan ve bitki örtüsü yönünden zengin olan bölgede eczacılık çok üstün bir evreye ulaşmıştır.Ayrıca Kilikya'da tedavi özellikleri olan çok sayıda termal su kaynağı hizmet vermiştir.

Başkomutan (gonsdebil/constable) Sımpat'ın kaleme aldığı Kilikya Krallığı kanunlarını içeren "Kanunlar" (Ermenice) adlı kitap,bedensel yaralanmalara neden olanlara ceza verme,ırsi veya zihni rahatsızlıkları olan veya aile içi ve ergenleşmemiş çocuklararası evlilikleri yasaklama gibi konularla ilgili bir çalışmadır.Buradaki hükümlerde hekimlerin teori ve pratiklerinin kontrol edildiğinden,kurallara karşı gelme ve haksız kazanç sağlama durumunda ceza kesileceğinden söz edilmektedir.

Kilikya Tıp Okulu'nun "Büyük" lakabıyla tanınan kurucusu Mekhitar Heratsi (1120,Her [Hoy,İran]-1200),Eski Yunan'da Hippokrates,Roma'da Galenos ve Arap tıbbında Ibn Sina'nın yaptığına benzer bir şekilde,1184'te yazdığı ve 200 ateşli hastalığı içeren "Ateşlerin Tedavisi" (Ermenice) adlı eserinin giriş kısmında açıkladığı gibi,önceki dönemlerdeki klasik ve popüler tıp bilgilerini incelemiş ve bunların bir sentezini gerçekleştirmiştir.Bunun yanında bir oftalmoloji (gözbilimi) çalışması olan "Gözlerin Oluşumu ve Yapısı" (Ermenice),klinik hekimlikte bir rehber kitap olan "Fıtık" (Ermenice),değerli taşları anlattığı "Değerli Taşlar ve Tedavi Edici Özellikleri" (Ermenice),doğa bilimleri hakkındaki "Fırtınalar ve Deprem Öngörüleri" (Ermenice) adlı eserleri de vardır.Ayrıca Suriyeli Abusaid adlı başka bir Kilikyalı hekim tarafından yazılan "İnsanın Yapısı" (Ermenice) adlı eserde oftalmolojiyi ilgilendiren açıklamalarının bir bölümü bulunmuştur.Mekhitar Heratsi burada anatominin göz hekimliğinde çok önemli olduğunu,gözün katmanları,kasları ve içerdiği sıvılar hakkındaki tezlerini ve görmenin nasıl iki optik sinir aracılığıyla gerçekleştiğini ortaya koymuştur.Heratsi'nin Ermenice tanımlamaları bu alandaki terminolojinin temellerini oluşturmuştur.Eserde karasu,trahom,şaşılık ve kornea ülserasyonu adı verilen hastalıklar da tanımlanmıştır.

Putride (çürümüş-kalıcı) ateşin hava gibi dış etkenlere bağlı olduğunu belirten Mekhitar Heratsi'nin literatüre en önemli katkılarından biri,canlı unsurların ateşlenmeye neden olduğunu açıklamak için geliştirdiği "küflenme" teorisidir.Bu çerçevede,mikrobik hastalıkların yol açtığı ateş çeşitlerini Galenos'tan farklı olarak üçe ayırmıştır:Geçici,bitkin düşüren ve küflenen.Tifüsü tanımlarken hastada yüksek ateş,sağa sola dönme durumu,fazla hareket,şiş ve üstü siyah lekeli karından söz etmiş,bu belirtiler gözlendiğinde hastanın ölümünün çok yakın olduğunu ve hastalığın bulaşıcı olmasından dolayı yakınlarının hastadan uzaklaşması gerektiğini belirtmiştir.Mekhitar Heratsi genel anlamda "hastalığı" dört evreye ayırmaktadır:Ortaya çıkma,gelişme,doruk noktası semptomları ve iyileşme.Diğer önemli bir iddiası ise Arap düşüncesinin aksine,her türlü hastalıkta kan alınmasının hastalığın seyrini kötüye götüreceği yönündedir.Fizik çalışmaları,masajlar ve su terapisi (balneoterapi) gibi çeşitli tedavi yöntemlerini de kullanmış,psikoterapide ve zaman zaman ateşli hastalıklarda müzikten faydalanmıştır.

Ani ve Kilikya tıp okullarının birikimi,yazarı bilinmeyen önemli bir eserin ortaya çıkmasını sağlamıştır.Kakig-Hetumyan'ın "Tıp Kitabı" adlı eseri,tıp tarihçisi Vahram Torkomyan'ın(3) iddiasına göre daha sonraki tüm Ermeni tıp kitaplarının çıkış noktasıdır.Kitabı Ani Kralı I. Gagik'in hazırlattığı araştırmacılarca kabul gören bir iddia olmuş ve Ani yıkıldıktan sonra Kilikya'ya getirildiğinde metne bazı eklemeler yapılmıştır.Bu eserin el yazmaları Kudüs ve Venedik'te bulunmuştur ve üç bölümden oluşmaktadır:Kral Gagik dönemi ilaç yapımı kitabı olan Gagik'in "İlaçlar Kitabı",Mekhitar Heratsi'nin "Ateşlerin Yatıştırılması" adlı kitabının özeti ve adı bilinmeyen Kilikya Okulu hekimlerinden birinin tıp kitabı.

Eserin ilk bölümünde yer alan,özellikle yağ,bitki,tohum,meyve,sebze,baharat ve parfümlerle ilgili alt bölümlerde,yazarın da açıkladığı gibi,antik tıbbın ve Yunan botanikçi-hekim Pedânios Dioskoridis'in "Περι ύλης ιατρικής (Latince Materia Medica/İlaç Bilgisi Üstüne)" adlı eserinin etkileri göze çarpmaktadır.Ayrıca Arap tıbbından da haplar,çözünür toz ilaçlar,yumuşatıcı ve kaynatılan ilaçlar bölümünde çokça söz edilmiştir.Eserin devamında bir hekimin dikkat etmesi gereken hususlar sayılmış ve patoloji,klinik tedavi,farmakoloji konularına yer verilmiştir.

Mekhitar Heratsi ile başlayan Kilikya Tıp Okulu zaman içinde birçok önemli hekim çıkarmıştır.Bunlar arasında Mekhitar'ın çağdaşı pratisyen Aharon Edessatsi (Urfalı),1232'de "Dzaghig (Çiçek)" başlıklı,eski hekimlerin eserlerinden alıntılar içeren,patoloji,klinik tedavi ve farmakoloji konularıyla ilgili tıp kitabını yazan oğlu Stepannos ve Joslin,Sarkis,Agop,Tegin,Simavon Davit,Vahram,Simeon,Mikayel gibi Ermeni hekimler bulunmaktadır.Bunlardan başka,Krikoris'in yazdığı 330 formül içeren "İnsanın Yapısı ve Rahatsızlıklarının,Hastalığa Bağlı Ağrıların Nedenlerinin İncelenmesi" (Ermenice) ve yazarını bilmediğimiz "Maghrabadin" ya da "Aghrabadin" adlı eserler bulunmaktadır.

Kilikya Tıp Okulu sağlık konusunda önemli adımlar atmasına ve hekimler yetiştirmesine rağmen 1375'te Kilikya Krallığı'nın yıkılmasından itibaren önemini kaybetmeye başlamış ve yerini Amasya Tıp Okulu'na bırakmıştır;ancak,bu tıp okulunun çalışmaları daha zor şartlar altında gerçekleşmiş ve siyasi açıdan Osmanlılara bağlı olarak devam etmeye başlamıştır.

Amasya Tıp Okulu:Amirdovlat Amasiatsi (Amasyalı Emirdevlet,onbeşinci yüzyıl)

1375'te Kilikya Krallığı'nın yıkılmasının ardından bölgede gerçekleşen siyasi değişimler ve bununla beraber gelen yıkımlarla bölgenin demografisi tekrar değişmeye başlamış ve buna bağlı olarak yeni tıp merkezleri ortaya çıkmaya başlamıştır.Bunlardan en önemlileri,Kilikya'ya göre daha kuzeyde yer alan Tatev ve Sivas tıp okullarıdır.Buradan çıkan hekimlerden en önemlisi de Yeğya oğlu Amasyalı Amirdovlat (1420 Amasya [?],8 Aralık 1496 Bursa) olmuştur.

Fatih'in cerrahbaşısı ve göz hekimi olan Amirdovlat,Ortaçağ'da Ermeni tıbbının güçlü okullarının (Sivas ve Amasya) bulunduğu bölgede yetişmiştir.Ancak başarısının büyük bölümü farklı coğrafyalarda bulunmuş ve buralardaki hekimlik tecrübelerini görmüş olmasından kaynaklanmaktadır.Amirdovlat Ermenistan'ın pek çok bölgesini,İran ve Bağdat'ı dolaşmış ve ardından İstanbul'a yerleşmiştir.1459 yılında yazdığı "Tıp Öğretimi ve İlaç Yapımı Kitabı" da onun Ani ve Kilikya Ermeni tıp okullarının bir devamcısı olduğunu göstermektedir."Tıbbın Yararları" (1466-1469) adlı kitabı,Ortaçağ Ermeni hekimlerinin teorik ve pratik tıp konularındaki görüşlerinin bir sentezi olarak kabul edilmektedir.Daha sonra kaleme aldığı ve 3754 adet ilaç ismini içeren "Ankidats Anbed (Cahillere Gereksiz)" (1478-1482) adlı kitabı da geniş bir coğrafyaya yayılan tıbbi tecrübelerinin ürünüdür.1927 yılında tarihçi Garabed Basmacıyan tarafından Viyana'da yayımlanan bu eser zamanın bütün ilaçlarının Ermenice,Arapça,Farsça,Yunanca ve Latince adlarını içeren bir sözlük niteliğindedir.Amirdovlat,çalışmalarını Galenos ve Dioskoridis'in fikirleri üzerinde geliştirdiğini,Ibn Sina ve Ibn Razi gibi isimlerin yanı sıra pek çok Arap hekimin çalışmalarından yararlandığını açıkça belirtmekten çekinmemektedir.

Bir süre İstanbul'da bulunduktan sonra Balkanlar'a giden Amirdovlat'ın 1459-1460 yıllarında Filibe'de olduğu anlaşılmaktadır."Okud Pıjışgutyan (Tıbba Faide)" adlı ilk eserini de burada 1466-1469 yılları arasında kaleme almıştır.Vebadan kırılan bu bölgedeki hizmetleriyle kazandığı ünle Fatih Sultan Mehmed'in dikkatini çekmiş ve muhtemelen 1470-1472 yılları arasında İstanbul'a davet edilmiştir.1473 yılında Fatih'le birlikte Otlukbeli Savaşı'na katılmış ve savaşın ardından bir süre Bayburt'ta kalmıştır.Sultan'ın 1481 yılındaki vefatına kadar sarayda hizmet veren Amirdovlat burada "Kirk Ramgagan (Halkın Kitabı,1484)" adlı bir astroloji kitabıyla,"Ramazan Usta'ya Göre Sağlık ve Ölüme Dair İşaretler" adlı eseri yazmıştır.1481 yılında İstanbul'da kaleme aldığı "Akhrabadin (İlaç Kitabı)" adlı eserde ilaçların nasıl hazırlandığını öğretmekte,kendini de "cerrahbaşı" ve "bostancıbaşı" olarak nitelemektedir.Sarayda gördüğü itibar sayesinde birçok Ermenice eserin muhafaza edilmesine katkıda bulunduğu da ileri sürülmektedir.(4)

Amirdovlat özellikle oftalmoloji dalında cerrahlık yapmış ve katarakt,trahom ya da doğuştan anormallikler konularında cerrahi operasyonlar yanında şifalı otlara bağlı ilaç uygulamaları hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir.Bu bilgiler dışında döneminde bulduğu tedavi yöntemleriyle de meşhurdur.Örneğin "Cahillere Gereksiz" adlı eserinde "bizim padişah" diyerek söz ettiği Fatih'in damla hastalığından muzdarip olduğunu,bu sebeple Limni Adası'ndan killi toprak buldurup getirttiğini,ancak bunun tedaviye yeterli gelmediğini ve Sultan'ın vefatından Yahudi hekimin sorumlu tutulduğunu kaydeder.Heath W. Lowry,Limni Adası konulu çalışmasında,Amirdovlat'ın bu eserinin "tin-i mahtum"a(5) Osmanlıların duyduğu ilgiye dair en erken referans olduğunu belirtmektedir.(6)

Amirdovlat 1459'da tamamladığı "Tıp Öğretimi (Ermenice)(7) ve aynı yıl yazdığı "Pharmacopee Akhrabadin (İlaç Yapımı Kitabı)" adlı eserlerinde Ani ve Kilikya okullarının devamcısı olduğunu göstermiştir.Amirdovlat'ın "İlaç Kitabı" (Ermenice),Kakig-Hetumyan'ın "İlaçlar Kitabı"yla (Ermenice) yakınlık göstermektedir.Bu eser Ermenice,Latince,Arapça,Yunanca ve Farsça olmak üzere beş dilde (bazen -Osmanlıca ve Fransızca dâhil- yedi) ilaç isimleri,maddenin dış görüntüsü ve en iyi türleri,maddenin doğası (kuru,nemli,sıcak,soğuk),ilacın tavsiye edilen dozu gibi bilgilerin her ilaç için tablolar hâlinde,reçeteleriyle birlikte yazıldığı bir sözlük niteliğindedir.Önceki hekimlerin ilaçlar hakkındaki düşüncelerini de içermektedir.Vahram Torkomyan'a göre,eserde Ibn Baytar'ın etkisi fazlaca görülmektedir.350 maddeyi içeren bu ilaç sözlüğü,yazarın ikinci "Pharmacopee (İlaç Kitabı,1481-1482,İstanbul)" ve "Cahillere Gereksiz" adlı eserlerine de temel oluşturmuştur.

Amirdovlat "Tıp Öğretimi" (Ermenice) adlı kitabında ise embriyoloji,anatomi,farmakoloji,fizyoloji,patoloji,hijyen ve klinik tedavi konularında açıklamalar vermiştir."Tıbbın Yararları" (Ermenice,1466-1469,Filibe) adlı,hâlen kırk kopyası olan eserinin birinci bölümünde Ortaçağ Ermeni hekimlerinin teorik ve pratik tıp konularındaki görüşlerinin sentezini yapmış,ikinci bölümde klinik tedaviyi anlatmıştır.Kitapta iç organları,hastalıkları (beyin,sinir sistemi,kulak-boğaz-burun [15 bölüm hâlinde,kulak iltihaplanması,sağırlık,burun polipleri ve anjinleri],kalp,solunum sistemi,safra kesesi,mide,bağırsak,dalak vs.),ateşli hastalıklar,iyi ve kötü huylu tümörler,zehirlenme,kadın hastalıkları (regl bozuklukları,üreme organları ağrıları ve urları,doğum hastalıklarında rahmin yapısı ve rolü),göz (20 bölüm),deri ve ruh hastalıkları (bağımlılık,melankoli,delilik,depresyon,uykusuzluk) gibi 209 hastalığın tanımı,ilaç reçeteleri,beslenme rejimleri ve bazı cerrahi teknikler hakkında bilgiler bulunmaktadır.

Ayrıca eserde yararlanılan kaynaklar da belirtilmiştir.Bu kitabın Hippokrates,Galenos,Oribasis,Zakarya,Sabit bin Kurra,Hovnan,Ibn Sina,Mekhitar Heratsi,Aharon,Agop,Joslin,Minas,Stepannos,Simavon,Vahram,Krikor,Tatevatsi,Sarkis,Ibn Baytar (1197-1248) ve Zeyneddin el-Ensari (1368 civarı) gibi birçok hekimin düşüncelerinden oluştuğu da belirtilmiştir.Amirdovlat bu hekimlerin kitaplarından,düşüncelerinden yararlanırken yanlışları ve doğrularını tek tek göstermiştir.

Amirdovlat daha sonra,onu çekemeyen kişiler yüzünden İstanbul'u terketmek zorunda kalmış,veba hastalığından kırılan Balkanlar'a gitmiştir.Yukarıda belirtilen eserinde vebanın tanımı,tedavi biçimi ve kendi gözlemleriyle Büyük Mekhitar'ın tavsiyeleri doğrultusunda uyguladığı yöntemleri anlatmaktadır.Yukarıda değinildiği gibi Fatih'in onu İstanbul'a çağırmasında Balkanlar'da kazandığı ün ve başkentte salgın hastalıkların artmasının da etkisi vardır.Amirdovlat Sultan üzerindeki etkisi sayesinde birçok Ermenice eserin kaybolmasını engellemiştir.

Amirdovlat'ın yukarıda değindiklerimizin dışında "Ramazan Usta'ya Göre Sağlık ve Ölüme Dair İşaretler" (Ermenice) adlı bir eseri daha bulunmaktadır.Ayrıca 26 sayfalık alfabe ile ilaç isimleri sözlüğü,"Tüm Kötülüklerle İlgili Kelime ve Metinler" (Ermenice),pagan dönem tıp uygulamaları hakkındaki "Halkın Aydınlanma Kitabı" (Ermenice) ve "Geomancie" adlı dört eseri daha vardır.Mekhitar Heratsi gibi Amirdovlat'ın bir diğer ilgi alanı da astrolojidir.

Amirdovlat,"İlaçlar Kitabı"nda,Ibn Sina ve Ebu Bekir er-Razi gibi isimlerin yanı sıra düzinelerce Arap yazarının adlarını da vermektedir."Cahillere Gereksiz" adlı eseri ise 1482'si tamamlanmış olan 3754 adet ilaç ismi içerir.Eserin yaklaşık üçte ikisi pek sık rastlanmayan Arapça,Rumca,Farsça ve Türkçe kelimelerin kaydından ibarettir.Önce standart dışı kelime (ki bu Ermenice ya da diğer önemli Osmanlı dillerinden biri olabilir) listeye girilmiş ve hemen ardından benzeri Türkçe,Rumca,Arapça ya da Farsça (nadiren Ermenice) kelimeler eklenmiştir.Kelime girişlerinde uygulanan sözlük kuralları Dioskoridis'in kullandığı yöntemi yakından takip eder.

Fatih'in vefatıyla Amasya'ya dönen büyük hekim burada bir okul kurmuştur.Öğretileri komşu Sivas ve Tokat'a kadar yayılmış,sonraki dönemlerde Amasyalı Kalust,Asar,Bünyad Sebastatsi,Tokatlı Arzuman ve Der Hagop (1681-İsfahan),Serkis (1700-Ani),Boğos (1711-Erzurum),Ğazar Der Krikoryan (1721-Sivas),Der Güreğ (1741-İstanbul),Yeğyazar (1741-Sivas Başpiskoposu),Şarklı Haçadur (1751-Halep) adındaki doktorları etkilemiştir."Cahillere Gereksiz"de Sivas'taki Ermeni hekimlerin bir listesi de verilmektedir:Hoca Barhudar,oğlu cerrah Asar,oğlu Bedros,Krikor,Asar Ağa,Mikayel,Hoca Kevork ve oğlu Manuk.Amirdovlat yalnız tıp alanında değil coğrafya,kimya,dil,botanik,zooloji gibi birçok dalda yenilikler getirmiş ve Ermeni Rönesansı'nın son temsilcilerinden biri olmuştur.En önemli eseri "Cahillere Gereksiz"in birçok el yazma kopyası bugün Yerevan ve Venedik'te bulunmaktadır.Kitabın isminin neden "Cahillere Gereksiz" olduğu sorusuna ünlü hekim şöyle yanıt vermektedir:"Bu kitaptan cahiller faydalanamaz.Ben bunu,öğrenciler eski büyük hekimlerden bu sanatın gizlerini öğrensin diye yazdım."

Sivas Tıp Okulu (onyedi-onsekizinci yüzyıl):Asar Sebastatsi (Hekimyan),Bünyad Sebastatsi,Hovsep Sebastatsi ve Kalust Amasiatsi

Amirdovlat Amasiatsi'nin Amasya'da açtığı okuldan önemli bilgiler devralan bu okul,özellikle onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda etkili olmuş ve İran savaşları nedeniyle siyasi istikrarın bozulduğu bir dönemde Hekimyan ailesinin çalışmalarıyla varlığını sürdürmeyi başarmıştır.Onaltıncı yüzyıl başlarından onyedinci yüzyılın ilk çeyreğine kadar,Osmanlı ve Safevi devletleri arasında uzun zamana yayılan savaşlar,Ermenistan'ın entelektüel gelişimini engellemekle kalmamış,varolan eğitim ve sanat kurumlarının ortadan kalkmasına da yol açmıştır.Ancak Sivas'ta,özellikle Hekimyan'lar Ermeni tıp kültürünü koruma ve ilerletme çabası içinde olmuştur.Bu çabayı gösterenlerin en önemlilerinden biri ve Hekimyan ailesinin mensubu olan Asar Sebastatsi (Sivaslı) 1614'te,içinde Amirdovlat,Hagopos ve Arakel adlı hekimlerin eserlerinden alıntılar bulunan "Ermenistan'ın Bitki Örtüsü-Florası" (Ermenice) adlı bir kitap yazmıştır.

Sivaslı hekim bu saydıklarımızdan başka,"Hastalıkların Nedenlerini Gösteren Yol" (Ermenice) adlı bir kitap daha kaleme almıştır.(8) Bu kitapta hava,besin ve içecek,uyku,uyanma,çalışma ve dinlenme,deşarj olma,gerginlik ya da düşme benzeri kazalar gibi iç ve dış etkenlerin,ırsi etkenlerin ve küflenmenin hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olduğundan söz etmektedir.Özellikle kalp-damar hastalarının beslenme,uyku,çalışma,dinlenme ve cinsel ilişkide dengeli olmaları gerektiğini anlatmaktadır.

Yazar Sebastatsi,Hippokrates,Aristoteles,Galenos,Rufus,Kosta ibn Luka,Hovnan (Huneyn),Sabit bin Kurra,Ebu Bekir er-Razi,Ibn Sina,Ibn Baytar gibi birçok Yunan,Suriyeli,Arap ve İranlı hekimden yararlandığını belirtmiş,ayrıca Ermeni hekimlerin bugün kayıp olan eserlerinden alıntılar yaparak,bunların tekrar literatüre kazandırılmasında çok önemli bir rol oynamıştır.Asar Sebastatsi ilk anatomi derlemesini yaparak,patoloji ve klinik tedavi konusunda Mekhitar Heratsi ve Amirdovlat'ın deneyimlerini günümüze taşımış ve farmakoloji dalında büyük başarı göstermiştir.

Hemen hemen aynı dönemlerde,Bünyad Sebastatsi (Sivaslı) adında bir hekim de aynı yönde çalışmalarıyla öne çıkmıştır."Kirk Pıjuşgutyan Dumari (Tıp Kitabı)" adlı eseri,muhtemelen 1640'ta Samsun'da yazmıştır.Oğlu Garabed ile bir dönem Merzifon'da (Samsun) yaşamış olduğu bilinmektedir.Bünyad ve Garabed'ten söz eden Kalust Amasiatsi (Amasyalı) ve Boğos Evtogiatsi (Tokatlı) adlı hekimlere göre Bünyad,farmakolog,pratisyen ve değerli kitaplar yazarı olarak ün yapmıştır.

Asar ve Bünyad'tan başka,Amirdovlat'ın eserlerini gözden geçirmiş olan Hovsep Sebastatsi (Sivaslı) adlı bir isim daha vardır.Aslında şair,minyatür sanatçısı ve tarihçi olan Hovsep Sebastatsi,Amirdovlat'ın "Tıp Öğretimi" başlıklı eserinden yararlanarak "Tıp Kitabı Seçilmiş Bilgileri" adlı bir anatomi kitabı yazmıştır.

Son olarak Amasya,Samsun,Maraş,Antep,Van ve İstanbul dâhil birçok yeri gezmiş olan Hekim Kalust Amasiatsi'nin de (1669) anatomi,fizyoloji,sağlık,basit ve karmaşık ilaç maddeleri derslerini anlatan,genel tıp bilgisi içeren,altı bölüm ve 600 sayfadan oluşan ve günümüzde hâlâ yayımlanmamış bir kitabı bulunmaktadır.Bu eser de Abusaid'in "İnsanın Yapısı" adlı eserinin serbest ve farklı bir yazımı olarak yorumlanmaktadır.

İncelediğimiz dönemin hekimlerinin Arapça tıp eserlerinden çokça yararlandığı görülmektedir.Arap kültürü dokuzuncu ve onuncu yüzyıllardan başlayarak Avrupa dâhil birçok bölgede etkisini göstermeye başlamıştır.Önce Arap biliminin yapısını oluşturan ve Yunanca'dan tercüme edilen eserler,sonradan,bu kez Arapça'dan Latince'ye çevrilerek ters yönde bir etkileşimin yolunu açmıştır.Elbette tıp alanında da bunun etkisi birçok tercüme eser aracılığıyla ortaya çıkmıştır.Bu dönemde Ermeni tıp kitaplarında Ibn Sina'nın "Kanun"u,Biruni'nin "Saydana"sı ve Vaspurakan Kralı Senekerim'in davetiyle Ermenistan'a gelerek burada uzun yıllar yaşamış olan filozof,matematikçi ve hekim Kosta ibn Luka'nın "Minhac" ya da "Müfredat"ı referans olarak kullanılan kitapların başında gelmiştir.Ayrıca Ermeni kaynaklarında,İspanyol botanikçi ve hekim Ibn Baytar'ın ansiklopedisinin adı çokça geçmektedir.Ebu Bekir er-Razi'nin "Hâvi","Câmi ve Havâs" adlı kitapları da İranlılardan Ermeni tıp dünyasının kullanımına aktarılmıştır.

Seraydaryan Ailesi

Sivas'ın tarihi bir tıp merkezi olma özelliği daha sonraki yüzyıllarda sürmüş,ondokuzuncu yüzyılda da pek çok Ermeni doktor şehirde görev almıştır.Yüzyılın ortalarına doğru,Osmanlı İmparatorluğu'nun tıp eğitimini modernize etme ve Avrupa'daki gelişmeleri yakından takip etme kararının doğal bir sonucu da yabancı doktorların ülkeye davet edilmesi olmuştur.Paris,Berlin ve Viyana'dan birçok doktor deneyimlerini aktarmak,eğitim vermek amacıyla İmparatorluk topraklarına gelmiştir.Bunlardan biri de 1835 yılında Sivas'a gelen Alman Doktor Mayer'dir.Arakel N. Badrik,Sivas'taki Ermeni doktorların yetişmesinde daha büyük rol oynayan doktorun,1850'li yıllarda Ermeni gençleri eğitmek amacıyla şehre gelen ve aynı zamanda bir misyoner olan Dr.Henry West (1876'da Sivas'ta tifodan ölmüştür) olduğuna dikkat çekmektedir.Bu gençler onun verdiği beş yıllık eğitimden sonra diploma alabilmek için İstanbul'a ya da yurtdışına gitmektedir.(9) Görülüyor ki,Sivas'ın Ermeni tıp tarihi bakımından onyedinci yüzyıldan itibaren giderek artan önemi ve merkez olma özelliği ondokuzuncu yüzyılın sonlarına dek sürmüştür.

Seraydaryan ailesi ondokuzuncu yüzyılda Sivas'ın sağlık hizmetlerini yerine getirecek hekimler yetiştirmiş önemli ailelerden biridir.Sivas'ta bu hekimlerin çalıştığı bir Ermeni hastanesinden Arakel N. Badrik bahsetmektedir.Yazarın verdiği bilgiye göre,1889 yılında kurulmuş olan bu hastanede yılda ortalama 450 hasta tedavi görmektedir.Hastalar genellikle hizmetlerden ücretsiz faydalanmış ve giderlerin çoğu Amerika'dan,Mısır'dan ve çevre köylerden gelen bağış ve teberru gibi yardımlarla karşılanmıştır.

Arakel N. Badrik,ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında tıp mesleğini ilerleterek bu mesleği diplomalı olarak yapan Sivaslı hekimleri tanıtırken,bu aileye mensup bir doktordan da bahseder:Prot Kaspar'ın oğlu Armenak Seraydaryan (1882-1915).Bu hekim 1900 yılında Sivas Protestan Okulu'nu bitirip Beyrut Amerikan Tıp Okulu'nda eğitim almış,Zile'de doktorluk yapmış ve Birinci Dünya Savaşı'nda Tokat'ta ölmüştür.

Arakel N. Badrik'in verdiği bu bilgiler dışında Seraydaryan ailesine mensup başka doktorlara dair de bilgiler mevcuttur.Bunlardan biri,daha önce bahsettiğimiz doktorla aynı isme sahip Armenak Seraydaryan'dır.Armenak Seraydaryan'ın 1891 yılında Tokat'ta çalışan doktorların önde gelenleri arasında olduğunu eğitimini bir Amerikan okulunda aldığını bilmekteyiz.Seraydaryan ailesine mensup Dr.Mihran,Sivas doğumludur.Amerika'da eğitim aldıktan sonra Tokat'a yerleşmiş ve 1895'te eğitim kurulunda üye olarak bulunmuştur.

Şehirdeki eczacıların başlıcaları Tokat'ta eğitim alarak mezun olan Haçik Seraydaryan (? Sivas-1915 Tokat) ve yine aynı bölgede eczacılık yapan Dikran Seraydaryan'dır.Haçik ve Dikran Birinci Dünya Savaşı'nda hayatlarını kaybedecektir...

***

1-Onbeşinci yüzyılda hekimlik yapmış Amirdovlat Amasiatsi'nin tıp hakkında kaleme aldığı "Cahillere Gereksiz" adlı eserinden,Arsen Yarman,Osmanlı Sağlık Hizmetlerinde Ermeniler ve Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Tarihi,İstanbul:Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Yayınları,2001,s.IV.
2-Ermeni kültüründe Hristiyanlığın kabulünden sonra en önemli etkiye sahip olan yenilik,Ermeni harflerinin Mesrop Maşdotz (362-440) tarafından icat edilmesidir.Böylece tarih,felsefe ve tıp konularındaki birçok yapıt Ermenice'ye çevrilmeye başlanmış ve Ermeni edebiyatı önemli bir gelişme göstermiştir.
3-Dr.Vahram Torkumyan'ın biyografisi ve bibliyografyası için bkz.Arsen Yarman,Ermeni Etıbba Cemiyeti,1912-1922:Osmanlı'da Tıptan Siyasete Bir Kurum,İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları,2014,s.371-382.
4-Ermeni yazılı kültürü konusunda yayımladığım eser için çalışırken el yazmaları çoğaltan müstensihlerin yaşadığını incelediğim kaynaklarda okumuştum.Daha sonra Ermenice eserleri korumanın önemli bir gelenek olduğunun farkına vardım ve yazma bir eserin korunmasıyla ilgili bir hikâyeye de eserimde yer verdim.Yazma eserlerin çoğaltılması ve korunması ile ilgili birçok başka örnekleri de bilmekteyiz.Mesela,Venedik'teki Surp Sarkis Kilisesi'nin scriptorium'undaki el yazmalarının yaklaşık elli tanesinin Khaçadur ve Hovhannes adlarındaki müstensihler tarafından çoğaltıldığı bilinmektedir.İstanbul'daki binden fazla el yazması Polonyalı Simeon,Tokatlı Mikayel Israyel,Bayburtlu Arakel ve bazı başka müstensihlerce onaltıncı yüzyıldan sonra istinsah edilmiştir.Ayasofya,Topkapı Sarayı,Dolmabahçe Sarayı müzelerinin ve Milli Kütüphane'nin kataloglarında ayrıca "Pazmaveb" gibi dergilerin bazı sayılarında bu eserlerin listeleri bulunabilir.(Arsen Yarman,Ermeni Yazılı Kültürü,Harf,El Yazması,Matbaa ve Salnameler Tarihine Kısa Bir Bakış,İstanbul:Türkiye Ermenileri Patrikliği,2012,s.112-131.)
5-Limni Adası'nda bulunan ve zehirlere ya da vebaya karşı mucizevi bir iyileştirici gücü olduğuna inanılan toprak (terra sigillata).Osmanlılar bu toprağa "tin-i mahtum (mühürlü çamur)" derlerdi.Dioskoridis bu özel toprağın keçi kanıyla karıştırılarak hazırlandığını ve tablet hâline getirilerek üzerine bir keçi damgası vurulduğunu belirterek halk arasındaki "keçi mührü" adının buradan kaynaklandığını anlatır.(Arsen Yarman,Ermeni Etıbba Cemiyeti,1912-1922:Osmanlı'da Tıptan Siyasete Bir Kurum,a.g.e.,s.2,dn.1.)
6-Arsen Yarman,Ermeni Etıbba Cemiyeti,1912-1922:Osmanlı'da Tıptan Siyasete Bir Kurum,a.g.e.,s.3.Aktaran Heath W. Lowry,Onbeşinci Yüzyıl Gerçekleri:Limnios Limni Adası'nda Yaşam;(çev.) M. Alper Öztürk,İstanbul:Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları,2013,s.124.
7-Kendi yazdığı nüsha Ermenistan'ın başkentindeki Matenadaran'da bulunmaktadır.
8-Ayrıca Abusaid'in "Anatomia"sını,bazı din konulu kitapları,astronomi ve takvimle ilgili olan "Güneş ve Ay Takvimi ve Frenk Paskalyası'nın Basitleştirilmiş Takvimi" adlı kitapları hazırlamıştır.
9-L. Boğos Natanyan,Sivas 1877;(yay.haz.) Arsen Yarman,İstanbul:Birzamanlar Yayıncılık,2008,s.476-477.

*Arsen Yarman,Anadolu Ermeni tıbbına kısa bir bakış:Ani,Kiliya,Amasya ve Sivas okulları,Toplumsal Tarih,Sayı:257,Mayıs 2015,s.84-[91].

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder