28 Nisan 2015 Salı

Perşembe Konuşmaları'nda Yaşar Tolga Cora/Hazal Özdemir*

Perşembe Konuşmaları serisinin altıncı konuğu Yaşar Tolga Cora'ydı.11 Aralık 2014 tarihli konuşmasında Cora,Harbiye mezunu Osmanlı Ermenisi bir subay olan Kalusd Sürmenyan'ın 1915 döneminde yaşadıklarına odaklandı.

Yaşar Tolga Cora'nın,2015 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından basılacak bir kitabın da tartışması niteliğini taşıyan araştırması,bellek çalışmaları literatürüne katkıda bulunuyor;belleğin nasıl değiştiğini gözler önüne sererken,tarihyazıcılığında yeni bir aktör olan subayı merkeze alıyor.Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda yer alan Ermeni subaylar sıkça tartışılan bir konuya dönüşürken,orduda ölen,tehcir kararının uygulandığı dönemde öldürülen,firar eden ya da 1918'e kadar Osmanlı ordusuna hizmet veren ve 1915 Tehcir/Soykırım tartışmalarının kategorilerine göre sınıflandırılamayan bu insanların hikâyeleri,bizi tarihyazıcılığında mevcut klişeleri sorgulamaya yönlendiriyor.

Cora,konuşmasına neden bir subayı tarih anlatısında merkeze aldığı sorusuyla başladı.Öncelikle,askerlerin şu âna kadar hak ettikleri ilgiyi görmediklerini belirtti ve savaşı nasıl tecrübe ettiklerinin ve ailelerinin neler yaşadığının derinlemesine araştırılmadığından söz etti.Osmanlı ordusunda savaşan Ermeni subayların kafamızdaki kategorilere uymayan kişiler olması da onu bu araştırmaya çeken etkenlerdendi.Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta,Ermeni Soykırımı'nı reddeden milliyetçi ve militarist bir söylemin karşısına yine bir militarist söylem koymamaktı.

1918'e kadar Osmanlı ordusuna hizmet eden,sonrasında Ermeni ordusuna katılan Sürmenyan,1915-1918 arasında Türkler için kahraman,Ermeniler için hain idi,1918 sonrasında ise tam tersine dönüşmüştü.Sürmenyan'ı ve diğer askerleri,kahraman ve hain gibi kalıpların dışına çıkıp anlayabilmek ve milliyetçi söylemleri yeniden üretmemek amacı güdülmeliydi.Cora artık Soykırım var mı yok mu tartışmalarını aşmamız gerektiğini,Sürmenyan'ınki gibi mikro anlatılar üzerinden büyük resmi anlama yoluna gitmemiz gerektiğini vurguladı ve Sürmenyan'ın anılarından yola çıkarak,muvazzaf subayların 1915 öncesi,1915 dönemi ve sonrasında neler yaşadıklarını anlayabileceğimizi belirtti.

Erzincan'da,önde gelen bir tüccar ailesinin oğlu olarak dünyaya gelen Sürmenyan,II. Meşrutiyet'in ilanıyla gayrimüslimler de askere alınmaya başlanınca rüştiye sınavlarına girer.Anılarında,askere girme nedenini Osmanlı Ermenilerini korumak ve askerliğin sunduğu ayrıcalıklardan faydalanmak olarak açıklayan Sürmenyan,saygı görmek ve itibar kazanmak istemektedir;Erzincan'ın önde gelen ailelerinden birine mensup olmasına rağmen buna ihtiyaç duymaktadır.II. Meşrutiyet'in ilanı,eşitlik umudunu pekiştirir ve askerliğin bu doğrultuda sosyal hareketlilik sağlayıp ortak bir kültür yaratacağına inanılır.II. Meşrutiyet'in başlıca ilkeleri olan eşitlik ve kardeşlik ordu üzerinden yeniden tanımlanır.

Sürmenyan,1915 sırasında öldürülmemesinin nedenini subay olmasına bağlar.Sarıkamış'ta subaylık yaptığı için diğer Ermenilerden farklı olarak silahsızlandırılmaz,ancak cephede geri plana alınır.Erzurum'a sürüldüğü sırada ailesi de tehcir kervanlarıyla Erzincan'dan çıkarılır.Bu haberi alan Sürmenyan,ailesinin peşinden gider,bu nedenle tutuklanıp Harput'a gönderilir.İstanbul'dan,subay ve doktor ailelerinin tehcirden muaf tutulacağına dair malumat gelince ailesini alıp Erzincan'a döner.Tabur komutanlığı yapmaya başladığı sırada kayıtlara müntehir,yani intihar etmiş olarak geçirildiğini farkeder.Bu yanlışlığı düzelttirir ve Osmanlı ordusuna hizmetinden dolayı ödüllendirilir.

1918 yılı ise Sürmenyan'ın hayatında bir kırılma noktasıdır:Osmanlı ordusundan ayrılıp Ermenistan'a gider ve Ermeni ordusuna katılır.Bu tarihe kadar,anılarında Ermeni ulusuyla ilgili konulara değinmeyen Sürmenyan,1918 yılında ilk kez Ermeni olmaktan duyduğu mutluluğu belirtir.Ermenistan Sovyetleşince,istenmeyen adam ilan edilir ve ülkeden kaçar.Bağdat'a yerleşip hayatının sonuna kadar orada kalır.

Yaşadıklarıyla hem Osmanlı Türk subaylarından,hem de Soykırım'a maruz kalan Ermenilerden ayrılan Sürmenyan,anılarında zaman zaman duygusal,ama genel olarak sert bir ton kullanır.Askeriyedeki kariyeri ve toplumdaki konumu üzerinden kendini tanımlar.Örneğin,tutuklanıp Harput'a gönderilmesinin kariyerinde bir leke olduğunu ve askeri mevkilerde ilerlemesini engelleyeceğini düşünür.Mensup olduğu sosyal sınıf ve askeri kariyeri,ailesinin tehciri deneyimlemesine engel olmasa da,bu sayede ailesini kurtarabilmiştir.Nitekim "Ayrıcalıklı olmama rağmen bütün bunları yaşadım" demektedir.Ailesini kurtarması ve sağ kalmasını askeriyenin ona sahip çıkmasına bağlar,Müslüman subaylardan aldığı desteği belirtir.Soykırım'dan kurtulmasında elbette Osmanlı ordusu ile yönetimine karşı sadık ve itaatkâr olmasının etkisi vardır.Kendisi de zaman zaman isyan edemediği için kendini eleştirir.Öfkesini ve üzüntüsünü ifade ederken ise muhatabı Osmanlı Devleti ya da ordusu değildir.O,kanunsuz olarak ailesini kaçıranların ve kendisini tutuklayanların karşısındadır.Ordudan kaçan Ermeni subaylardan bahsetmez ama çeteler tarafından kaçırılan Ermenilerin adını verir.Kafamızdaki kategorilere ters düşecek biçimde,sadık Ermeni askeri profili çizer.

Cora'nın Sürmenyan'ın anılarını merkeze aldığı tarihyazıcılığının amaçlarından biri de yerleşik kalıpları kırmak ve bu kemikleşmiş yüzeysel kategorizasyonun dışına çıkabilmektir.

Sürmenyan hakkında bildiklerimiz,onun anıları ile sınırlıdır.Cora'ya göre,otobiyografi ve anılar tarihçiler tarafından kaynak olarak ele alınmamış ve şüpheyle karşılanmış olmakla beraber,bu anlayış gitgide değişmektedir.Algı ve zihniyet tarihinin yükselişe geçmesi,kişisel hafıza çalışmalarını hızlandırır.Kişinin,yazdığı zamanın tanığı olması,yazdıklarının doğru veya yanlış olmasından daha önemli hâle gelir.

Sürmenyan'ın anılarını farklı zamanlarda yazması,olayları farklı şekillerde hatırlaması ve yorumlamasına sebebiyet vermiş olabilir.1947'de yayımlanan anıları Osmanlı Ermenilerinin yaşadıklarına daha çok yer veren ve Osmanlı ordusunu merkeze alan bir içeriğe sahipken,1967'de yayımlanan anılarında Sovyetleştirilen Ermenistan'da Osmanlı Ermenisi subayların yaşadıkları geniş bir yer bulur.İçeriğe bağlı olarak muhatap da değişir.İkinci kitap,ne Anadolu'da ne Ermenistan'da tutunabilen subayların hikâyesidir.1967 basımında,Ermenilerin Soykırım döneminde yaşadıklarından bahsedilmez ve 1915 dönemi Sürmenyan tarafından "konu dışı" olarak nitelendirilir.Bazı olaylar ise 1947'de basılan kitaptaki anılardan daha farklı biçimde anlatılır.Bu,artık 70'lerinde olan Sürmenyan'ın olayları daha değişik şekillerde hatırlamasından,basına koyulan sansürden ya da Ermeni Soykırımı'na karşı tepkisizliğine gelen suçlamalardan kaynaklanıyor olabilir.

Sürmenyan 1967'de basılan kitabında anılarını,kişisel hikâyeler olmaktan çıkarıp bir grubun hikâyeleri olarak anlatır.Osmanlı Ermenisi subayları,ne Anadolu'da,ne de Ermenistan'da tutunabilmiş,kaybolmuş bir nesil olarak niteler...

*Hazal Özdemir,Perşembe Konuşmaları'nda Yaşar Tolga Cora,Toplumsal Tarih,Sayı:253,Ocak 2015,s.16-[17].

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder