28 Nisan 2015 Salı

Perşembe Konuşmaları'nda Prof.Dr.Ayhan Aktar ve Namık Kemal Dinç/Hazal Özdemir*

Perşembe Konuşmaları'nda Tarih Vakfı bu kez iki konuşmacıyı ağırladı.25 Aralık [2014] Perşembe günü Tarih Vakfı'nın Eminönü binasında konuşan Prof.Dr.Ayhan Aktar ve Namık Kemal Dinç,1915 Diyarbakır'ına odaklandı.

Prof.Dr.Ayhan Aktar "Diyarbakır'da Bir Yıl:1915" adlı konuşmasının başlangıcında,1914-1917 yılları arasında İmparatorlukta 1 milyon 150 bin Ermeni'nin yok olduğunu,bu rakamın Osmanlı Ermenilerinin yüzde 77'sini oluşturduğunu belirtti.Prof.Dr.Aktar'ın verdiği bilgilere göre,bahsi geçen dönemde Diyarbakır Ermenilerinin ise yüzde 97'si kaybolur.İkiyüz Ermeni zanaatkârı dışında,geri kalan hepsi yok edilir.Sultan II. Mahmud döneminden başlayan merkezileşme hamlelerine bağlı olarak,I. Selim döneminde Kürtlere tanınan özerklikler kabul edilmez ve Kürdistan vilayeti Diyarbakır'a dönüştürülür.Diyarbakır'a merkezden valiler,mültezimler ve defterdarlar atanır.Çıkan özel mülkiyet kanunuyla Kürt beyleri mera ve otlakları kendi mülkleri hâline getirir ve toprak ağası konumuna gelerek kentlere yerleşir.

Kürtler,İttihat ve Terakki yönetiminden memnun değildir.Hükümet "gayri medeni ve vahşi" olarak nitelediği Kürtlerin sadakatini sorgular;Ermeniler ise "Rus işbirlikçileri" olarak tanımlanır.II. Meşrutiyet'in yarattığı coşku havası kısa sürede söner.1914 yılında seferberlik ilan edilir ve 45 yaş altı her erkek askerlikle mükellef edilir.Ermeniler amele taburlarında çalışmak üzere orduya alınır.Diyarbakır'da askere alınan gayrimüslim sayısı 2 bin'dir.Ermeniler yol inşaatında çalışır,cepheye silah taşırlar.Askere alınmayan Ermeniler ise zanaatkâr olarak çalıştırılır:Cephede kullanılmak üzere silah üretirler.Doğu cephesinde durum çok kötüdür,Sarıkamış'ta savaşan nüfus kıtlık ve soğukla baş etmeye çalışır.Asker kaçağı miktarı epey yükselip yüzde 17'lere ulaşır.Anadolu'da eli silahlı askerler dolaşmaya başlar.

Musul'da görev yapan Doktor Reşid Bey,Diyarbakır valiliğine atanır."Ermenilere ne lazımsa yapılması" emrini veren Doktor Reşid,bir "hekimin vazifesinin mikropları öldürmek" olduğunu belirtir.Ermenileri "vatanın bünyesine musallat olan mikroplar" olarak tanımlarken etnik temizliği şart koşar.Kendisiyle aynı hissiyatı paylaşmayan vekillerin,"hâlin icap ettirdiği faaliyet ve cevvaliyetten yoksun" olmaları nedeniyle görevden alınmasını ister."Umut ediyorum ki kısa zamanda bu vilayetin bir Vilayat-ı Şarkiyya meselesi kalmayacak" derken bahsettiği Şark sorunu,Ermeni nüfusudur.

Soykırıma hazırlık olarak milis kuvvetleri örgütlendirilir.O sırada Rus ordusu Van'a kadar ilerlediğinden ordudaki her tabur Doğu cephesine yollanır.Doktor Reşid,sivil halkı mobilize edip cepheye gönderir.İttihat ve Terakki Cemiyeti,itimat etmedikleri Kürtlerin Ermenilerle birlikte ayaklanmalarından korkar ve onlara,Ermenileri katletme misyonunu yükler.Ermenilere karşı denge unsuru olarak seçilen Kürtler,Doktor Reşid tarafından örgütlenerek soykırımı gerçekleştirir.Milis kuvveti kumandanlarından Pirinççizade Feyzi Bey,"güzel kadınlar ve genç kızlar" dışında her Ermeni'nin öldürülmesini talep eder.Ermenileri öldürmenin sevap olduğuna dair bir söylem yayılır.Feyzi Bey'in emrine göre Ermeniler,Musul'a götürüldükleri söylenerek yola çıkarılacak,kimsenin olmadığı bir yere gelindiğinde Dicle'ye atılacaktır.Ermenilerin mallarının yarısını onları katledenler alacak,yarısı ise Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'ne gönderilmek üzere yetkililere teslim edilecektir.

Bunun üzerine Diyarbakır'da Ermeni mahalleleri basılır;on gün içinde,okur-yazar olan bütün Ermeniler,bir tuvaleti dahi bulunmayan İçkale Hapishanesi'ne götürülüp işkenceye maruz bırakılır.Hapishane hınca hınç dolunca da Musul'a yollanmaya,yani Dicle'de katledilmeye başlanırlar."Güzel kadınlar",genç kızlar ve Müslümanlığa döndürülmeleri kolay olduğu düşünülen 12 yaşın altındaki çocuklar dışındaki Ermeniler öldürülür.

Sonuç olarak,1915 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti,toprak ve tarım sorunu zemini üzerinden yükselen Ermeni nüfus meselesini anayasal düzlemde çözmeyi reddeder ve II. Meşrutiyet sonrasında bekledikleri hakları Ermenilere vermez.Tam tersi bir politikayla Ermenilerden kurtulmaya karar verir.Ermenilere karşı denge unsuru olarak seçilen Kürtler,Doktor Reşid tarafından örgütlenerek soykırımı gerçekleştirir...

***

Namık Kemal Dinç "Toplumsal Hafızanın İzinde:1915 Diyarbekir" aslı konuşmasında,2013 Ekim'inde başlayan ve kitaplaştırılması hedeflenen bir sözlü tarih çalışmasına odaklanan bu çalışmanın "yaşayan hafızayı sorgulamayı" amaçladığını,son zamanlarda Kürtlerin Ermeni Soykırımı'nı çok sık tartışır hâle gelmesinin,bu projenin hayata geçirilme nedenlerinden biri olduğunu belirtti.22 yaşından 103 yaşına kadar dört nesilden insanla yaptıkları görüşmelerde,kuşaklar arasında hafızanın aktarılışına da tanık olduklarını söyleyen Dinç,projede Diyarbakır'ın merkez alınmasının nedenlerini şöyle sıraladı:Diyarbakır,1847'de kurulan Kürdistan eyaletinin merkezidir ve önemli bir gayrimüslim nüfusu bünyesinde barındırır.Siyasi kimlik ve politizasyon oranı yüksek bir kent olmakla birlikte Kürt siyasi hareketinin de merkezi konumundadır.Ayrıca Van,Erzincan ve Bitlis gibi kentlerin aksine,Ruslar tarafından işgal edilmemiştir.Çok fazla göç alan şehir,Türkmen nüfusunu da içerir.

Dinç,görüşülen insanlardan hiçbirinin Ermenilerin katledilmesini olumlu bir şekilde yorumlamadığını belirtirken Kürtlerin "Ama onlar da bizi öldürecekti" diskurunu da taşıdığını,fakat sözlü tarih ekibinin "Peki sizin ailelerinizden,çevrenizden biri öldürüldü mü?" sorusuna yanıt alamadığını söyledi:1915 yılında Diyarbakır'da öldürülen Müslüman yoktur.

Kürtlerin hatırlama yöntemini "inkâr değil ikrar" olarak tanımlayan Dinç,onların Türkçe olan "soykırım" sözcüğünü kullanmadıklarını,yüzde doksanı Kürtçe yapılan görüşmelerde katliamı belirtmek için "ferman","terk","kafile" gibi kelimeler kullanıldığına tanıklık ettiklerini aktardı;"kurkirin","furhun" gibi sözcüklerin kökten yok etme,kökünü kurutma anlamı taşıdığını,Türkçe karşılığıyla "kesme zamanı"nın da 1915 dönemini anlatmak için sıkça kullanıldığını belirtti.Ardından,kendilerine Ermenileri katletme emri verilen,eğer onları öldürmezseler kendilerinin de ölecekleri söylenen Kürtlerin,"katli vacip" olmaktan korktuğunu,soykırımın katili olarak ise bey ve ağalara vurgu yaptıklarını sözlerine ekledi."Bejik" kavramının Kürt hafızasında çok önemli olduğuna işaret eden Dinç,onların dağlarda kelle avcılığı yaptığını,tespit ettikleri Ermenileri katlettiklerini,Kürtlerin "Bejik"leri o dönemin korucuları olarak nitelediğini anlattı.Tüm bunlara rağmen,Ermenileri kurtaran Kürtler de olduğunu vurgulayarak,Kürtlerin vicdani hikâyelerini sembolik yüzleşmeler olarak nitelendirdi.Hâlâ gerçek bir yüzleşmenin olmadığını,ancak katliamı yapan kişilerin lanetle anıldığını ve "Ermenilerin mallarını kim yediyse [onların] iflah olma[yacağına]" inanıldığını aktardı.

Son olarak Kürtlerin hafızasının neden canlı kaldığına ve kuşaklar arasındaki sürekliliğin nasıl sağlandığına değinen Dinç,Kürtler arasında sözlü kültürün yaygınlığının bir etken olduğunu,ancak daha da önemlisinin hafıza ve mekân ilişkisi olduğunu belirtti ve Ermeniler ile Kürtler arasındaki tarihsel ortaklığın,iç içe geçmişliğin de hafızanın başka bir boyutunu oluşturduğunu,bu tarihsel ortaklığın derin bir yara aldığını vurgulayarak sözlerini tamamladı...

*Hazal Özdemir,Perşembe Konuşmaları'nda Prof.Dr.Ayhan Aktar ve Namık Kemal Dinç,Toplumsal Tarih,Sayı:253,Ocak 2015,s.18-[19].

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder