28 Nisan 2015 Salı

Perşembe Konuşmaları'nda Dr.Ohannes Kılıçdağı/Hazal Özdemir*

Tarih Vakfı'nın "Tehcir-Taktil-Soykırım:1915-2015" başlıklı Perşembe Konuşmaları serisinin beşinci konuğu İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim görevlisi Dr.Ohannes Kılıçdağı'ydı.27 Kasım [2014] Perşembe günü Tarih Vakfı'nın Eminönü'ndeki binasında "İkinci Meşrutiyet Sonrası Osmanlı Ermenilerinin Söylemleri ve Halet-i Ruhiyeleri" hakkında konuşan Kılıçdağı,2014'te Boğaziçi Üniversitesi'nde tamamladığı doktora tezinden bir parça sundu.

Dr.Ohannes Kılıçdağı konuşmasında,tezinde temel aldığı 1908-1912 arası dönemi II. Meşrutiyet'in ilanının yarattığı iyimser atmosfer bağlamında yorumladı;1912'de patlak veren Balkan Savaşları'nın olayları başka bir mecraya çektiğini,psikolojik ve zihinsel bir kopuş meydana getirdiğini vurguladıktan sonra,diyaloğa ve basın özgürlüğüne açık bir ortamın kalmaması sebebiyle tezinde 1908-1912 arasını ele aldığını,bu dönemi incelerken seçtiği yöntemin Ermenilerin ürettiği süreli yayınlara gitmek olduğunu belirtti.Anadolu Ermenilerinin çıkardığı süreli yayınlara eriştiğini;Osmanlı Ermenilerinin çoğunluğunu oluşturduğu Ermeni sorununun Anadolu Ermenileri nüfusuna işaret ettiği ve taşrada olup bitenden İstanbul'dakiler kadar haberdar olmadığımız için,Anadolu'da yayımlanan Ermenice gazete ve dergilerin peşine düştüğünü anlattı.Bu yayınları Türkiye'de bulmasının ise tahmin ettiğimiz gibi mümkün olmadığını,ancak Yerevan'daki Milli Kütüphane ve Viyana'daki Katolik Ermeni manastırının kütüphanesindeki dergilere erişim sağladığını belirtti.II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte süreli yayınlarda patlama yaşandığını hatırlatan Dr.Kılıçdağı,1908-1914 arasında doksan adet Ermenice süreli yayın kaydı olduğunu,süreyi 1922'ye kadar uzatırsak Harput,Konya,Erzurum,Tokat gibi 37 farklı mahalde 137 Ermenice dergiye ulaşabileceğimizi söyledi.

Aralarında Pontus,Yeprat,Pütanya,Antranik,İzmirli,İris,Haraç gibi dergilerin bulunduğu süreli yayınlardan bazıları bir siyasi parti veya dernek aracılığıyla çıkarken,bazıları bağımsız yayınlardır.Bu yayınları çıkaran Ermeniler genellikle orta sınıf,kolejli,editör,siyasetçi veya meslek sahibi profesyonellerdir.

Temmuz 1908'de yinelenen parlamento seçimleri,görece serbest bir ortam yaratır.Siyasi partiler veya bağımsız bireyler miting,konferans ve yayınlar aracılığıyla ülkenin geleceği hakkında fikir üretme şansı yakalar.Meşrutiyet'i coşkuyla karşılayan Ermeniler de bu yollarla siyasi katılımlarını artırırlar.Devrim onlar için baskı ve katliam döneminin sonunu müjdeler;birinci sınıf vatandaşlık beklentisi içindedirler.

Dr.Kılıçdağı,II. Meşrutiyet için devrim nitelemesini tercih etmesinin sebebinin,o günün insanlarının bakış açısını yansıtması olduğunu belirtti ve şu bilgileri aktardı:Radikal bir değişim olarak algılanan Meşrutiyet ilanı,yeni rejime destek verici eylem ve söylemlerle desteklenir.Taşnaklar ve diğer Ermeni partileri kendilerini devrimin ortağı olarak görürler.Hınçaklar,Meşrutiyet'in ilanından birkaç ay sonra,31 Mart 1909'da,devrimci faaliyetlerine son verdiklerini ve artık siyasi bir partiye dönüştüklerini anlatan bir açıklama yayınlar;hattâ adlarını Devrimci Hınçak Partisi'nden,Sosyal Demokrat Hınçak Partisi'ne dönüştürürler.Osmanlıcılık düşüncesi ve anayasal rejim için el ele vereceklerini söylerken,hedeflerinin anayasayı demokratikleştirmek olduğunu belirtirler.Anayasaya verilen önem,1908-1912 arası süreli yayınlarda sıkça vurgulanır.Ramgavarlar da o dönemde kurulan bir Ermeni partisidir;Taşnak ve Hınçaklara göre daha sağ,liberal ve muhafazakâr bir çizgi izlerken,onlar da amaçlarının anayasayı demokratikleştirmek olduğunun altını çizer.Yerel özerklik talebinde olan Ermeni partilerinin başka bir ortak özelliği de adem-i merkeziyetçiliği,Osmanlı toprak bütünlüğünü garanti edecek bir yöntem olarak sunmalarıdır.

Böyle iyimser bir hava içinde,on günde 20 bin Ermeni'nin katledildiği Adana Olayları şok etkisi yaratır.Olaylardan hemen sonra çıkan süreli yayınlarda,umudun tamamıyla sönmediğine tanık oluruz.Adana Katliamı'nı Abdülhamid taraftarlarının düzenlediği,gerici unsurların planı olduğu düşüncesi zikredilir.İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne ise dolaylı bir sorumluluk biçilir.İTC,olayları yeterince ciddiyet ve ivedilikle ele almadığı için suçlanır.Yaşanan büyük hayal kırıklığına rağmen köprüler tamamen atılmaz,Ermeni kanaat önderleri anayasal rejime inanmayı tercih eder.Ermenice yayınlarda ihtiyat,sabır ve umut telkin eden yazılar çıkar.Ermenilere,onların davranışlarını yanlış yorumlayacak kalabalıklara karşı dikkatli olmaları,intikam kelimesini ağızlarına almamaları öğütlenir.Sabırsız olmamaları gerekir,zaten "yılların verdiği zarar bir günde giderilemez"."Türk partilerinin anayasayı elimizden almayacağını umuyoruz" söyleminde,yine anayasaya yapılan vurguyu görürüz.Ermenilerin ayrılıkçı hedeflerinin olmadığı,anayasa mükemmelen uygulandığı sürece de olmayacağı dile getirilir.Türkiye birtakım şüphelerle Ermenilerin dilini ve dinini zincire vurmamalıdır.Bu asimilasyonu engellemek için ellerinden geleni yaparlar.Türklerin Ermenilere şüphe değil güven duyması gerektiği,Türkiye'nin şüpheyle kurulamayacağı,yoksa yeni yaralar açılacağı yazılır.Ermenice yayınlarda Osmanlı İmparatorluğu yerine Türkiye nitelemesinin kullanılması da dikkat çekici bir noktadır. 

Son olarak,Ermenilerin ne isteyip ne istemediklerinden bahseden Dr.Kılıçdağı,asimilasyona karşı olduklarını bir kez daha belirtti:"Osmanlı bayrağı altında,ama Ermeni olarak yaşamak" isterler.Millet sisteminin sürdürülmesi ise,getirdiği kültürel özerklik bağlamında onlar için elzemdir.Ancak bu birinci sınıf vatandaşlıktan vazgeçmek anlamına gelmez.Yerel özerklik ve merkezle iletişimde olacak yerel parlamentolar talepler dâhilindedir.Eşitlik isteğine sık sık vurgu yapılır.

Ermeniler,eşitliğe karşı olan metaforların kullanılmaması konusunda da çok hassastır.Örneğin,İtalya Trablusgarp'ı işgal ettiğinde Osmanlı'da cihad çağrısı yapılır.Ermeniler cihad söylemine itiraz eder:Trablusgarp'ın işgali sadece Müslümanların değil,bütün Osmanlıların meselesidir.Ermeniler hem söylemde,hem de pratikte eşitlik talep eder.Türklerin diğer toplumları idare ettiği değil,eşit yönetim hakkına sahip olacakları bir siyaset ortamının peşindedirler.Adalet sorunu ise iki farklı düzlemde dile getirilir.Birincisi,Kürt köylülerini de ezdiği söylenen arazi sorunudur.Ermenilere uygulanan hırsızlık,hayvan kaçırma,kadın kaçırma,darp,cinayet gibi eylemlerin de faillerinin cezalandırılmasını isterler,çünkü onlara karşı işlenen suçların aktörleri herhangi bir ceza almamaktadır.Ayrıca,Abdülhamid rejiminin onları dini bir topluluk olarak tarif etmeye çalıştığını,ancak bir millet olduklarını ve o şekilde anılmak istediklerini belirtirler.

Anayasanın benimsenmesi ve demokratikleşmesi ise baştan beri üzerinde durdukları bir olgudur.Ancak,Abdülhamid istibdadının yerini İttihat ve Terakki istibdadının almasıyla umutlar suya düşer.1912-1913 Balkan Savaşları'nın ağır bir yenilgiyle sonuçlanmasının yarattığı güvensizlik ortamı ve bunu takiben Birinci Dünya Savaşı,onlar için fiziksel yok oluşla sonuçlanır...

*Hazal Özdemir,Perşembe Konuşmaları'nda Dr.Ohannes Kılıçdağı,Toplumsal Tarih,Sayı:253,Ocak 2015,s.14-[15].

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder