9 Şubat 2015 Pazartesi

Saray soytarısı/Prof.Dr.Taner Akçam*

Türk Dil Kurumu sözlüğünde,"saray soytarısı"nın anlamı üzerine bir şeyler ararken,Turan Oflazoğlu'na ait,"Çirkin bir oyun bu.Soytarıların zaferinden tehlikeli sonuçlar çıkarıyorsunuz," sözüne rastladım.

Arasam Doğu Perinçek'in,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) savunması üzerine söylenenleri bundan daha iyi özetleyecek başka bir cümle bulamazdım.

Neresinden başlasam ki?

İsterseniz Perinçek'in şu sözlerinden başlayalım.Dinlemeye aşağı-yukarı "1:54:45"ten başlayın.

http://www.echr.coe.int/Pages/home.aspx?p=hearings&w=2751008_28012015&language=lang&c=&py=2015

Perinçek,konuşmasında aklı sıra daha önceki konuşmalarda dile getirilmiş büyük bir yanlışı mahkeme kayıtlarına geçiriyor;ve böbürlenerek şu bilgileri veriyor:

"Sn. Başkan,Sn. üyeler,önce bir bilgi yanlışı,Talat Paşa hiçbir şekilde Türkiye'deki mahkemeler tarafından Ermeni Kırımı nedeniyle mahkûm edilmemiştir.Böyle bir mahkûmiyeti yoktur.Galip İngiliz devletinin soruşturmasının sonucunda da Ermeni meselesiyle ilgili olarak hakkında hiçbir suçlayıcı kanıt bulunmadığı için dosyası kapatılmıştır.Talat Paşa bir hürriyet kahramanı;yani bu davanın konusuyla doğrudan ilgili...1908 Hürriyet Devrimi'nin lideridir."

Yanlış okumadınız,Perinçek Talat Paşa'nın,Ermeni Kırımı nedeniyle,bir Türk mahkemesi tarafından hiçbir biçimde mahkûm edilmediğini söylüyor ve bunu kayda geçiriyor.Yine Perinçek'e göre,Talat Paşa hakkında İngilizler soruşturma açmışmış ve ama aleyhinde delil bulamadıkları için dosyayı kapatmışlarmış!

Ve ona göre,bu mesele davanın özü ile doğrudan ilgili imiş!

Aslında,Perinçek'in AİHM'nde görülmekte olan davasının özü ve özeti budur.

Bir kendini bilmezin demagoji ve palavralarını Ermenilere yönelik kin ve nefret söylemi olarak,Türkiye ve Avrupa'nın gündemine getirmesi...Tüm mesele bundan ibarettir.

Türkiye'de ise bu dava ve bu dava vesilesi ile söylenenler bir zafer gibi sunuluyor ve bundan tehlikeli sonuçlar çıkartılıyor.

Sözü edilen zafer,ancak ve ancak Perinçek'in yukarıdaki cümleleri kadar gerçek!

Önce Perinçek'in,mahkemenin özüyle doğrudan ilgili olduğunu söylediği demagojik cahilliğini düzeltelim.

Talat Paşa,İstanbul'da 8 Mart 1919 tarihli özel bir kararname ile [yeniden] kurulan Bir Numaralı Askeri Mahkeme'de yargılanmış ve gıyabında idam cezasına çarptırılmıştır.

27 Nisan 1919 tarihli ilk duruşmada okunan iddianamenin tam metnini,5 Mayıs 1919 tarih ve 3540 sayılı Takvim-i Vekayi'de,dönemin Resmi Gazete'sinde okuyabilirsiniz.

İddianamede,Talat ve yakalanamayan diğer İttihat ve Terakki yöneticilerinin gıyaplarında yargılanacağı söylenir.İşledikleri suç Ermeni Kıtalı [Katliamı] gibi "alçakça cinayetlerden" sorumlu olmaktır.Ceza Kanunu'nun 45. Maddesi'nin Birinci Fıkrası'na uygun olarak idamla cezalandırılmaları istenir.

4 Mayıs 1919 tarihinde,Talat'ın dosyası diğer yakalanmayan kişiler ile birlikte davadan ayrılır ve ayrı bir dava açılır.

Talat hakkındaki karar 5 Temmuz 1919 tarihinde verilir ve 22 Temmuz 1919 tarih 3604 numaralı Resmi Gazete'de yayımlanır.

Talat,Enver ve Cemal başta olmak üzere İttihatçı yöneticiler Ermeni Kıtalı'ndan sorumlu bulunarak idam cezasına çarptırılırlar.(Ayrıntılı bilgi için bkz. Vahakn N. Dadrian&Taner Akçam,Tehcir ve Taktil:Divan-ı Harb-i Örfi Zabıtları:İttihat ve Terakki'nin Yargılanması,1919-1922,İstanbul:İstanbul Bilgi Üniversitesi,2008.)

Perinçek'in,İngilizlerin Talat Paşa hakkında soruşturma açtıkları ve sonra delil yetersizliğinden davadan vazgeçtikleri bilgisi de bir başka palavradır.

Böyle bir soruşturma yoktur.Perinçek muhtemel Malta Adası'nda tutulan 141 kişi hakkındaki soruşturmayı kastediyor ama bu da ayrı konu...

Özetle,Perinçek,Türk mahkemelerince idama mahkûm edilen bir katili sadece övmekle kalmamış,bu katilin adına kurduğu bir örgütle (Talat Paşa Komitesi),Ermenilere yönelik kin ve nefret yayarak,Türkiye'de Hrant Dink dahil başka cinayetlerin işlenmesine zemin hazırlamıştır.

İsviçre'de yargılanan budur.

AİHM'nin,1915'in soykırım sayılıp sayılmayacağı üzerine karar vereceği iddiası ise,başta Perinçek olmak üzere,devlet erkânının yaydığı bir başka palavradır.

Bunun üzerinde ise ayrıca duralım.

Perinçek'i cami avlusundan almışlar!


Benim zamanımda hapiste çok sık kullanılan bir deyiş vardı;"Cami avlusundan alınmak".


Her hapse düşen,hiçbir suç işlemediğini,masum olduğunu söylerdi (hâlâ da öyledir herhâlde).Mahkûmlar,biraz da bu durumla alay etmek için her yeni gelene,"biliyoruz seni de cami avlusundan aldılar ama sen gene de neyle suçlandığını bir anlat",derlerdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde savunma yapan Perinçek'i,hele asıl Fransız avukatını dinlerken,bir acıdım,bir acıdım ki sormayın gitsin.Neredeyse ağlayacaktım.Kanaatimi söyleyeyim;Perinçek'i cami avlusundan almışlar.Adam masum!

Hayden White adını hiç duydunuz mu bilmem,tanınmış bir edebiyat eleştirisi tarihçisidir.Tarih ve hakikat üzerine söyledikleri,soykırım ile uğraşan tarihçileri çok kızdırır.

"Tarih yazımının hakikat ile alakası yoktur,hakikat diye adlandırdığınız şey aslında bir edebiyattır.Farklı tarih yazımları arasındaki tek fark,bunların aşk hikâyesi,komedi,trajedi veya hiciv biçiminde yazılıp yazılmadıklarıdır", meyanında şeyler söyler.

White'a ben de çok kızardım ama AİHM davasını izledikten sonra adama hak vermeye başladım.

AİHM davası ile ilgili hakikat dediğiniz şey,iki saati aşkın süren bu gösteriyi komedi mi trajedi mi olarak yazmak istediğinizle ilgilidir.

Ben bir komedi olarak yazmak taraftarıyım.Gözümün önüne Perinçek ve avukatı ile onun arkasına beşi bir yerde altın gibi dizilmiş Deniz Baykal'ı,Egemen Bağış'ı ile devlet erkânını getirince,aklıma komediden başka bir yazım türü gelmiyor.

Perinçek ve özellikle de avukatı nasıl savunma yaptı biliyor musunuz?

Perinçek,1915'te cinayetler işlendiğini kabul ediyormuş!Bu cinayetleri kınıyormuş!Cinayetleri kabul eden ve kınayan Perinçek bir tek 1915'e hukuken soykırım denemeyeceği kanaatindeymiş!

Zaten Ermenileri de çok seviyormuş!

Yanlış duymadınız.

Perinçek'in,tek ama tek meselesi,soykırım kelimesinin 1915 cinayetlerini tanımlamak için,hukuken uygun olmadığı imiş.İşlenen cinayetleri kınayan birisinin,"hukuken buna soykırım dememek lazım",dediği için cezalandırılması ise olacak şey değilmiş!

Hani Perinçek'i tanımasanız,yaptıklarını bilmeseniz zannedersiniz ki olay şu:Zürih'te bir üniversitede bir profesör konferans veriyormuş;konuşmasının bir yerinde,"arkadaşlar,her ne kadar 1915'te cinayetler işlendi ise de hukuken buna soykırım dememek lazım" demiş;"vay sen misin bunu diyen",diye polis gelmiş ve fukara adamı zorla mahkemeye çıkarmış ve cezalandırmış.

Sanki dava Perinçek'e karşı değil de,1915 cinayetlerini lanetleyen ve ama "buna soykırım demeye aklım yatmıyor" diyen bizim liberal arkadaşlarımızdan birisinin aleyhine açılmış.

İnanın,eğer Perinçek ve özellikle de avukatının savunmasını dinleseydiniz,"bu Avrupalılar çıldırmış mı,bizim liberal arkadaşımızı niye yargılıyorlar",derdiniz.

Davayı,komedi olarak yazmayı gerektirecek ikinci bir neden daha var:

Perinçek ve devlet erkânı AİHM davasının esasının,1915'e soykırım denip denmeyeceği ile ilgili olduğunu söylüyorlar.

Yapılan propagandaya göre,Perinçek,İsviçre'de 1915'e hukuken soykırım değildir,demiş;İsviçre de sen bunu nasıl dersin diye Perinçek'i cezalandırmış;AİHM de Perinçek'e hak vermiş ve demiş ki,1915 soykırım değildir,onun için Perinçek hakkında verilen ceza yanlışmış.

Bu nedenle,bizimkiler,"AİHM,Türk tezini destekledi,1915 soykırım değildir dedi",diye zil takıp oynuyor.

Oysa tüm dava boyunca,başta Doğu Perinçek'in avukatı olmak üzere İsviçre ve davaya taraf olan Türkiye ve Ermenistan hükümetleri,1915'e soykırım denip denmeyeceğinin bu mahkemenin konusu ve görevi olmadığını söylediler.Mahkemeden bu konuda bir karar vermesini beklemenin,Mahkemeye saygısızlık olduğunun altını çizdiler.

Taraflar arasında bu konuda en küçük bir anlaşmazlık yoktu ve hepsi bu konuda hemfikirdiler.

Peki,konu 1915'e ne deneceği ile alakalı değilse,yargılama neyin nesiydi?

Niye Türkiye'de sanki dava buymuş gibi gürültü kopartılıyordu?

Hani sanki,"bizim millet enayidir,ne satarsan yer,salla sallayabildiğin kadar",durumu var.

Dedim ya,davayı komedi olarak yazmak dışında bir şansınız yok!

Bir trajedi olarak Perinçek davası


Perinçek ve Türk hükümetinin AİHM'ndeki Perinçek davasını Türkiye'de pazarlayış tarzları ile Mahkeme'de izledikleri savunma stratejisi arasında büyük bir uçurum var.


Bu uçurumdan hareketle,AİHM davasını bir komedi olarak yazmıştım.

Oysa aynı dava,benim gibi Hrant'ın öldürülmesiyle sarsılmış insanlar için bir trajedi olarak yazılmalıdır.

Perinçek,Ermenilere yönelik ırkçı kin ve nefret yaymak amacıyla kurulan ve bu doğrultuda faaliyetlerde bulunan Talat Paşa Komitesi'nin kurucusudur.

Komite,Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz'lerle beraber,sadece ırkçı ve nefret söylemini yaymakla kalmadı,Hrant Dink cinayetine yol açan siyasi faaliyetler yürüttü.

Başta Boğazlayan Kaymakamı Kemal olmak üzere,Ermeni Soykırımı'nın katillerine sahip çıktı.

Bu komitenin üyelerinin büyük kısmı Ergenekon davasından yargılandı ve ceza aldı.Davada,Talat Paşa Komitesi'nin,insanlar arasında kin ve nefret yaymakta olduğu kayda geçti ve bu faaliyetler ile Hrant Dink cinayeti arasındaki bağa dikkat çekildi.

Perinçek'in,AİHM önünde yargılanma nedeni,Talat Paşa Komitesi'nin,Ermenilere karşı kin ve nefreti örgütleyen faaliyetlerini Türkiye ile sınırlı tutmakla yetinmeyip,Avrupa'ya taşımış olmasıdır.

2005'te Perinçek ile birlikte İsviçre'ye gidenlerin çoğu,Talat Paşa Komitesi üyeleridir.Ergenekon davasından ceza almışlardır.

"Savunma mevzilerini Avrupa başkentlerinde kurduk";"Batı'nın saldırılarını,Batı başkentlerinden taarruzla karşılama planını uygulamaya başladık.Avrupa'daki beş milyon yurttaşımızı seferber etmek için harekete geçtik.İlk taarruzumuz,çok başarılı oldu" ifadeleri Doğu Perinçek'e aittir.

"Bu daha başlangıç yeni zaferler yolda" diyen de Perinçek.

Ortada Ermeni düşmanlığını körükleyen,kin ve nefret saçan bir kampanya ve eylemler dizisi var.

Sözkonusu olan,Türkiye'de başlamış bir kampanyanın Avrupa'ya taşınmasıdır.

Şimdi kalkıp AİHM önünde,sanki Zürih'te konferans veren bir profesör edasıyla,"1915'te cinayetler işlendi ama ben buna hukuken soykırım demiyorum",diye savunma yapmak ikiyüzlülüktür.

Yargılamanın,1915'i soykırım olarak adlandırıp adlandırmamakla ilgili olduğunu ileri sürmek,insanları kandırmaya yönelik kötü bir demagojidir.

AİHM'nde görülmekte olan davada sözkonusu olan:

a)1915 soykırım mıdır,değil midir,tartışması değildir ve zaten Perinçek İsviçre'de "1915 soykırım değildir",dediği için ceza almamıştır.
b)AİHM,"1915 soykırım değildir",diye bir karar da almış değildir.

AİHM gerekçeli kararında,davanın 1915'in nasıl adlandırılacağı ile alakalı olmadığını (bakınız gerekçeli karar 111. paragraf) ve bu konuda karar vermenin kendi işi olmadığını özel olarak belirtmiştir.

Zaten başta Perinçek'in avukatı olmak üzere davaya taraf olan tüm kesimler,Mahkeme'den 1915 hakkında bir karar almasını beklemediklerini,bunun Mahkeme'ye bir saygısızlık olacağını belirtmişlerdir.

Peki,"1915 soykırım mı değil mi" tartışması Mahkeme'nin konusu değilse ve Perinçek de bundan dolayı ceza almamışsa,AİHM'nde görülen Perinçek davasının konusu nedir?

Dava iki merkezi soru etrafındadır:

a)Perinçek,İsviçre konuşmasında Ermenilere yönelik kin ve nefret suçu işlemiş midir?
b)Perinçek'in söyledikleri kin ve nefret suçu kapsamında telakki edilse bile,İsviçre'de Perinçek gibi birisine ceza vermeyi gerektirecek zorlayıcı sosyal neden var mıdır?

Türkiye'de davaya ilişkin son derece yanlış bir algı yaratılmıştır.

Bu algıya göre,İsviçre'de "soykırımı inkâr etmek" suçtur.Ve bir kişi,"ben şu veya bu olayın soykırım olduğuna inanmıyorum",derse ceza alır.

Bu nedenle Perinçek'i sevmeyenler bile,onun "1915 soykırım değildir" dediği için cezalandırıldığını zannediyorlar ve fikir özgürlüğüne inandıkları için Perinçek'in böyle bir söz sarfetme hakkı olduğunu savunuyorlar.

Bu yanlış algının iki temel nedeni var;birincisi Avrupa'daki ilgili yasaların bilinmiyor olması;ikincisi Perinçek ve Türk hükümetinin,mesele buymuş gibi propaganda yapmalarıdır.

Dava doğrudan Avrupa'daki ırkçılık ve nefret suçları yasaları ile ilgilidir.Perinçek,"1915 soykırım değildir",dediği için değil,bunu ırkçı ve nefret suçu yaymak amacıyla söylediği için ceza aldı.Bu yasalara yakından bakmakta fayda var.

Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı

Perinçek'in,"1915 soykırım değildir" dediği için cezalandırıldığının zannedilmesinin nedeni,Avrupa'daki ırkçılık ve nefret suçu ile ilgili yasalar konusunun bilinmiyor olmasıdır.Konunun Fransa'da,Holokost'u inkâr etmenin suç sayıldığı 1990'da çıkartılan Gayssot yasası ile alakası yoktur.

Avrupa Birliği uzun yıllardır ırkçılık ve nefret suçlarını bir standarda kavuşturmaya çalışıyor.Uzun tartışmalardan sonra 2008'de konuya ilişkin bir çerçeve yasa hazırlandı.

AB,üye ülkelerden şu suçları ırkçılık ve nefret suçu kapsamına sokmalarını istedi:

a)"Çeşitli kitap,resim veya diğer malzemeleri dağıtarak kamuoyunu şiddet veya nefrete teşvik etmek."
b)"8 Ağustos 1945 tarihli Londra Antlaşması'na ek Uluslararası Askeri Mahkeme Sözleşmesi'nin 6. Maddesi'nde tanımlanmış suçlar ile;Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'nün 6,7 ve 8. maddelerinde tanımlanan,soykırım,insanlığa karşı suç ve savaş suçuna,bir grup veya üyelerine karşı şiddeti veya nefreti teşvik amacıyla,alenen göz yummak,inkâr etmek veya büyük ölçüde değersizleştirmek."

Gerek AB çerçeve antlaşmasının gerekse ulusal yasaların (örneğin İsviçre) anlaşılabilmesi için iki önemli hususun bilinmesi gerekir:

Birincisi,6,7 ve 8. maddelerde sözü edilen,soykırım,insanlık suçu ve savaş suçu gibi suçlardan hangi örneklerin bu kanun kapsamına sokulacağına her ülke kendisi karar vermektedir.

İkincisi,"b" şıkkındaki noktaların inkârı,suçun oluşması için tek başına yeterli değildir.İnkârın ırkçılık ve nefret suçu biçiminde gündeme getirilmesi gerekir.

Yani,sadece "ben,İsviçre'nin ceza kanununda yer alan şu veya bu olayın soykırım olduğuna inanmıyorum",demek suçun işlenmiş sayılması için kâfi değildir.Bu inkârın,sözkonusu gruba karşı (burada Ermeniler) ırkçılık ve nefret söylemi biçiminde gündeme getirilmesi gerekir.

Bu nedenle,ilgili ifadelerin hangi bağlamda,hangi eylemlere bağlı olarak söylendikleri esas belirleyici husustur.

Gerek İsviçre'deki davada,gerek AİHM'nin Perinçek'i haklı gördüğü kararda,gerekse ocak ayındaki dinlemede esas tartışma bu nokta etrafında döndü.

Son oturumda İsviçre temsilcisi,İsviçre’nin soykırım saydığı bir olaya,"soykırım değildir" demenin,İsviçre'de cezalandırma için yeterli olmadığını,ülkesinin yasalarca kabul ettiği soykırımlar aleyhine konuşan onlarca-yüzlerce kişi olduğunu ve bunlar hakkında hiçbir soruşturma açılmadığını söyledi.

Tek bir husus önemli idi:Perinçek soykırımı,nefret suçu kapsamında inkâr etmişti.Sorun onu "1915 soykırım değildir",demesi değil,Ermenilere yönelik kin ve nefret yaymasıydı.

AİHM ise,Perinçek'in nefret suçu işlemediği kanaatinde idi!

Perinçek'in avukatı,bu nedenle müvekkilinin "1915'teki cinayetleri kabul ettiğini ve ama sadece buna hukuken soykırım denmesine karşı çıktığı" savunmasını yaptı.

İşte bundandır ki Perinçek şu sıralar süt dökmüş kuzu gibi.İzlediği savunma çizgisi ile kendisi ile 1915'e soykırım demeyen bir liberal arasındaki tüm farkı ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Ama Talat Paşa Komitesi ve bu komitenin Türkiye ve Avrupa'daki faaliyetleri Perinçek'in en büyük korkulu rüyası olmaya devam edecek.AİHM,Perinçek'in sözlerinin Talat Paşa Komitesi'nin eylemleri kapsamında gündeme getirdiğini kabul ederse,Perinçek'in işi zor.

AİHM'nin tartıştığı ikinci husus;Perinçek'e ceza vermek için zorlayıcı bir sosyal nedenin olup olmadığı.Bu husus da hukuken çok önemli.Cevabı aranan soru şu:Örneğin Perinçek,böyle bir nefret söylemine sahip olsa bile,İsviçre'de hem yeteri sayıda Ermeni olmaması,hem de bu sözlerin İsviçre kamu güvenliğini tehdit edecek bir özellik arzetmemesi nedeniyle,Perinçek'e gerçekten ceza vermek gerekir mi?

Yani,Perinçek'in söz ve eylemlerinin muhatabı sadece İsviçre'deki Ermeniler midir,yoksa Türkiye ve Avrupa'daki tüm Ermeniler midir?Cevabı aranan soru budur.

Siz bizim devlet erkânının,tüm meselenin "1915 soykırım mıdır,değil midir" etrafında döndüğü konusundaki palavralarına sakın ha sakın inanmayın!

Duruşmada,Türkiye'yi temsil eden avukat savunmasını sadece ve sadece şu husus üzerine kurdu."İsviçre'de,çok az sayıda Ermeni yaşamaktadır ve cezayı gerektirecek zorlayıcı bir sosyal neden yoktur."

İşte dava bundan ibaret!

Mesele AİHM'nin,Talat Paşa Komitesi'ni,bu komitenin Türkiye ve Avrupa'da Ermenilere yönelik kin ve nefreti saçan ve Hrant Dink'in katledilmesi ile sonuçlanan faaliyetlerini dava kapsamına sokup sokmayacağı!

Gerisi lafı güzaf...

Bunun için tüm saray soytarılarının ve devlet erkânının "efendim hukuken 1915'e soykırım değildir demek hakkımız yok mu" demagojilerine kulak asmayın!

Doğu Perinçek,Talat Paşa Komitesi faaliyetleri çerçevesinde,kin ve nefret yaymak için Avrupa'ya çıkartma yaptı mı yapmadı mı bu soruya cevap verin!

Ve bu ırkçılık ve nefret suçu yayanların özellikle Türkiye'de veya Avrupa'da cezalandırılıp cezalandırılmamaları gerektiğini tartışın!

İnsan Hakları Derneği ve Hakikat Adalet Hafıza Merkezi,Zoryan Enstitüsü ile birlikte davaya bu nedenle taraf oldular.Onlar,Perinçek'in faaliyetlerinin ve Zürih'te sarfettiği sözlerin ancak ve ancak Talat Paşa Komitesi'nin Hrant Dink cinayeti ile doruğa ulaşan ırkçı ve nefret körükleyen eylemleri ile anlaşılabileceğini anlatmaya çalıştılar.

Onlara burada özel olarak teşekkür etmek isterim!

Elbette saray soytarıları nedeniyle,Perinçek mahkemesinin tarihini bir komedi olarak yazabiliriz;ama daha önemlisi,bir trajedi ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğidir...

*Prof.Dr.Taner Akçam,Saray soytarısı,Taraf,6,9,17,19 Şubat 2015. 

http://www.taraf.com.tr/yazarlar/saray-soytarisi/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/perinceki-cami-avlusundan-almislar/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/bir-trajedi-olarak-perincek-davasi/
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/perincek-nefret-ve-kin-yaymaktan-ceza-aldi-2/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder