18 Ocak 2015 Pazar

Özkök niçin hesap vermeli?/Prof.Dr.Taner Akçam*

28 Şubat post-modern darbesi,Ergenekon örgütü ve Hrant Dink cinayeti olaylarınınmedya boyutu üstüne ciddi olarak gidilmedi ve soruşturmalar bu yöne kaydırılmadı.Eğer bu yapılmış olsaydı,soruşturmaların ortak bir adresi göstermesi kuvvetle muhtemeldi.Başta Özkök olmak üzere Hürriyet'in o dönem sorumluları.

Aslında Özkök bir sembol;28 Şubat ve sonrası döneminin sembolü.Asıl konu medyanın dönem operasyonlarında oynadığı rol.Bu operasyonların en büyüğü Hrant Dink cinayeti.


Hürriyet'in o dönemki sorumlularının başta Hrant Dink cinayeti olmak üzere,28 Şubat ve sonrası dönem operasyonlardaki rolleri ciddi olarak araştırılmalı,gerekirse yargılanmalıdır,diye düşünürüm.


Bu tür bir soruşturmayı niçin istediğimi anlayabilmeniz için dört kavramı aklınızda tutmanızı isteyeceğim.Süreklilik,istikrar,tutarlılık ve metotlarda benzerlik.


Ceza hukukçusu değilim;ama ceza hukukunda bir suçun teşekkül edebilmesi için yukarıdaki kavramların olağanüstü öneme sahip olduklarını biliyorum.


28 Şubat ve sonrası yaşananları bir şerit gibi gözümüzün önünden geçirdiğimizde,Hürriyet'in o dönemki sorumlularının,yukarıdaki kavramlarda ifadesini bulan tarzda,birçok operasyonda önemli rol oynadığını düşünüyorum.Andıç skandalı ve Cengiz Çandar başta olmak üzere bir grup gazeteciye yönelik kampanya;Akın Birdal’ın bu gazetenin yaptığı yayından sonrasuikasta uğraması en bilinen örnekler.


Ahmet Kaya da bu gazetenin açtığı kampanya nedeniyle Türkiye'yi terketmek zorunda kalmıştı.


Hrant Dink cinayetine bu süreklilik içinde bakmak gerekiyor.


Gazetede Hrant'la ilgili haberlerin manşete çekiliş tarzı,olayların aktarılış biçimi,sanki "haber verme" amacına değil,operasyonlar için gerekli kamuoyunu yaratmaya yönelik gibiydi.


Elbette diğer medya organlarında da haberler yer aldı ama düğmeye hep bu gazete ile basıldı sanki.


Bazı tarihleri peş peşe sıralamak bile bu operasyonu ve gazetenin yerini göstermeye yetiyor:


Hrant'ın Agos'ta Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu ile ilgili yazısı:6 Şubat 2004.


Hürriyet'in Gökçen haberini manşete çekmesi:21 Şubat 2004.


Genelkurmay açıklaması:22 Şubat 2004.


Hrant'ın Valiliğe çağrılıp tehdit edilmesi:24 Şubat 2004.


Savcılığa suç duyurusu dilekçeleri:25 Şubat ve sonrası.


Agos önünde gösterilerin düzenlenmesi:26 Şubat 2004.


Hrant'a elektronik posta ile tehdit mektuplarının gelmesi:Genelkurmay açıklamasını hemen takip eden günlerde.


Hrant aleyhine soruşturma açılması:2 Mart 2004.


Tarihler kendi başına konuşuyor.Hangi ülkenin genelkurmayı,herhangi bir gazetede çıkan bir haberin hemen ertesi günü resmi bir açıklama yapar?


Sıradan bir örgütte bile çalışan herkes bilir ki,böyle bir olayın duyulması,tavır alma kararının verilmesi,taslak üzerine tartışılması vb. bile günler alacak bir iştir.Aynı durum Valilik'teki görüşme için de geçerli.Agos önü gösterileri,ihbar mektuplarını ve dava açma dilekçelerini de bu tabloya ekleyin.


Ortada operasyon olduğu ve düğmeye Hürriyet'in haberi ile basıldığı kanaatine ulaşmamak mümkün değil.


Gazete daha sonra da bir operasyon mantığına uygun yayın yapmaya devam etti.Hrant'a yönelik linç kampanyaları üzerine yazılanlar;cinayet sonrası katillerle empati kurmak gerektiği konusunda oynatılan kalemler bu operasyonun sıradan parçaları gibi duruyor.


Özetle,gerek Dink cinayetinin aydınlatılması gerek 28 Şubat sürecinin anlaşılabilmesi için Rwanda örneğinde olduğu gibi bir medya soruşturması şart,diye düşünürüm.Hürriyet'in o dönem sorumluları ve Özkök en önemli semboller olarak duruyorlar.


Hürriyet'in pek bilinmeyen bir başka operasyonundan söz edeceğim.Temmuz 2007'de bana karşı yürüttükleri kampanya.


Amacım konuyu kişiselleştirmek değil.Hrant'a karşı yürütülen kampanya ile aradaki benzerlikler çok çarpıcı.Bu nedenle süreklilik,istikrar,
tutarlılık ve metot benzerliği kavramlarına bu kampanya özelinde bakmak istiyorum.

Tarihi gerilere gitmekle birlikte,bana yönelik kampanya 2006-2007 yıllarında yoğunlaşmıştı.Başını ABD'ndeki Türk dernekleri ve bazı internet siteleri çekiyordu.Bunlar arasında Tall-Armenian Tale adlı sitenin özel bir yeri vardı.Bu sitenin yöneticisi,babası da vaktiyle Hürriyet gazetesinde çalışmış Murat Gümen adlı bir kişiydi ve ama adını gizliyordu.


Gümen Türkçe bilmiyordu ama sitesinde,benim 1974-1975'lerde öğrenci iken afiş asmak,bildiri dağıtmak gibi nedenlerle gözaltına alınmalarımın tam listesini bile yayınlamıştı.Hiçbir gazetede yer almayan;benim bile sayısı ve tarihlerini unuttuğum bu sıradan gözaltılar açık ki Murat Gümen'e Ankara'dan servis edilmiş.


Ama sözkonusu site bunları Akçam'ın silahlı terör eylemleri olarak sunmuştu.Kampanyanın özeti şu:Ben Türkiye'de Amerikalı öldürmüşüm ve 1975'te terörist örgüt üyesi olmaktan tutuklanmışım.Bir terörist olarak Amerika'ya sokulmamam gerekiyormuş.


"Haine selam gönderin",denerek e-mail adres ve telefon numaralarım internet üzerinden dolaştırıldı.Üniversitelerde verdiğim konferanslar basıldı.Hatta 2006 Kasım'ında New York'ta fiziki saldırıya dahi maruz kaldım.


2007 Şubat'ında Kanada'ya bir konferansa girerken,"terörist" suçlaması ile gözaltına alındım.Kanada Göçmen ve Güvenlik bakanlarının doğrudan devreye girmeleri sayesinde serbest bırakıldım.


Ben de bir savunma tedbiri olarak ufak bir araştırma yaptım ve Murat Gümen'in gerçek kimliğini öğrendim.Bunu da 21 Mayıs 2007'de Agos gazetesindeki köşe yazımda açıkladım.


Önce 11 Haziran tarihinde iliklerime kadar ürperdiğim ölüm tehdidini aldım.


Sonra Hürriyet gazetesi devreye girdi.


21 Haziran'dan başlayarak üç gün üst üste birinci sayfadan aleyhime yayına başladı.


Türk Lobisi'nin çok önemli bir elamanını deşifre ederek,hayatını tehlikeye atmışım.Emin Çölaşan ve Oktay Ekşi de devredeydi."Ermeni lobileri tarafından beslenen",ülkesine "ihanet eden" bir "vatan haini" olduğum üzerine yazılar yazdılar.


Aslında yaptığım,haber değeri bile olmayan sıradan bir işti.Adını sanını saklı tutarak bana karşı ağır ithamlarda bulunan birisine,"ben ortadayım,sen de ortaya çık" demiştim.


Türkiye'nin en büyük gazetesinin,bu sıradan olayı üç gün manşetten haber yapması ve önemli yazarlarının bu konuyla uğraşmaları biraz tuhaf değil mi?


Daha bitmedi!Hürriyet haberlerini takiben hakkımda savcılığa suç duyuruları yapılmış.Bunu da Ergenekon iddianamesinden öğrendim.


İddianameden başka bir şey daha öğrendim.Suç duyurularının arkasındaki isim Kemal Kerinçsiz idi.Tüm girişimleri o koordine ediyordu.


Hrant'a karşı yürütülen kampanya ile aradaki benzerlik çarpıcı.


Mekanizma aynı.


Sıradan bir Agos haberinin Hürriyet manşetine çekilmesi;elektronik posta üzerinden gelen ölüm tehditleri;ve bugün Ergenekon sanıkları arasında bulunan kişilerin peş peşe suç duyuruları.


Sanki Hürriyet sorumluları,planlı bir kampanyanın basın ayağını üstlenmiş ve kamuoyunu olası gelişmelere hazırlıyor.Üç günlük kampanyayı başka türlü açıklamak mümkün değil.


Bu nedenle,tüm bir dönem için Hürriyet'in o dönem sorumluları ve Ertuğrul Özkök hakkında soruşturma açılmalı ve bu insanlar hesap vermeli diyorum.


Özkök'ün,mahkeme önünde,Cengiz Çandar,Akın Birdal,Ahmet Kaya,Hrant Dink ve diğerleriyle kıyaslanmayacak boyutta olsa da bana karşı yürütülen kampanyalar ile yayınları arasında hiçbir alakanın bulunmadığını,paralelliklerin tamamıyla tesadüf eseri olduğunu anlatmasını çok isterim...


*Prof.Dr.Taner Akçam,Özkök niçin hesap vermeli?,Taraf,30 Eylül-3 Ekim 2013.


http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/taner-akcam/ozkok-nicin-hesap-vermeli/27456/
http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/taner-akcam/ozkok-nicin-hesap-vermeli-2/27483/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder