6 Kasım 2014 Perşembe

Solzhenitsyn Diye Bir Hain/Kıvılcım Çağla*

Nobel ödüllü Rus yazarı Aleksandr Solzhenitsyn'in ölümünün ardından belki de kendi ülkesinden çok bizde övgü dolu yazılar yazıldı.Oysa o kendi ülkesinde çoktandır unutulmuştu.Bir zamanlar ona hayran olanların çoğu hayal kırıklığına uğramışlardı,yüzüne bakan yoktu.Bizde ise Hürriyet'in zaten her şeyi ve herkesi beğenen suyuna tirit yazarı Doğan Hızlan'dan,Radikal'in kitap ekinde yazan sözde Rusya ve Rus edebiyatı uzmanı Alev Alatlı'dan tutun bizim yarım solcu Birgün'e dek bütün gazetelerin kültür sayfaları bu sıradan vatan hainine ve bu vasat yazar müsveddesine büyük özgürlükçü yazar,fikirleri için acı çekmiş muhalif ve hatta son peygamber gibi payeler biçtiler.Şimdi gelin bu "kahramanı" biraz yakından tanıyalım.

Gazeteler Solzhenitsyn'in 1945'te İkinci Dünya Savaşı sırasında Stalin'i eleştirdiği için hapse atıldığını yazdılar.Ancak nedense ayrıntılarını vermediler.Gerçekten de Aleksandr Solzhenitsyn 1945 yılı başlarında Sovyet ordusunda bir yüzbaşı olarak savaşırken arkadaşına yazdığı bir mektupta Başkomutan Stalin'i açıkça karalayan,düpedüz provokatif ifadeler kullandığı için hapse mahkûm olmuştu.Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun savaş zamanında,hele böylesine bir ölüm kalım savaşı sırasında bir subayın başkomutan hakkında aşağılayıcı sözler söylemesi cezasız kalmaz.Fakat burada esas mesele bu değildir.Burjuva basınının sormadığı ve gözden kaçırmak istediği nokta şudur:Bütün subayların ve askerlerin mektuplarının askeri sansür tarafından okunduğu (ve bunun açıkça bilinen,yasal bir uygulama olduğu) bir savaş ortamında bir insan yakalanacağını bile bile neden böyle bir mektup yazar?Üstelik sadece kendini değil mektubu yazdığı arkadaşını da tehlikeye attığını neden düşünmez?

Sebebi gayet basittir:Savaş daha bitmemiştir ve düşman inatla direnmektedir.Cephede hâlâ ölüm tehlikesi vardır.Oysa hapishanede ölüm tehlikesi yoktur ve savaş bitince affedilme umudu vardır.Kısacası bizim "kahraman" hapse atılmak ve postu kurtarmak istemiştir,o kadar.Cepheden bu şekilde kaçmaya ne ad verilmesi gerektiğini okurların takdirine bırakıyorum.Bizim "kahraman" ise daha sonra bu hareketine ideolojik bir kılıf uyduracaktır.Bu arada dikkat ediniz,eğer Stalin gerçekten bir diktatör olsaydı,böyle savaş zamanında kendisine ihanet edenleri herhalde kurşuna dizdirirdi.Ama Stalin bir diktatör değildi ve Sovyetler Birliği de bir hukuk devletiydi.Elbette yanlışlar da vardı,dürüst insanların cezalandırıldığı da oluyordu,ancak yasal prosedür uygulanmadan,açıkça mahkeme edilmeden kimse ceza almıyordu.Yargısız infazlar yoktu.Bu arada aslında kurşuna dizilmeyi hak eden Solzhenitsyn gibi hainler de kurtulabiliyorlardı.

Fakat Solzhenitsyn'in hainliği burada kalmaz.Tutuklandığı zaman mektubu yazdığı arkadaşı Nikolay Vitkevich'i,K. Simonyan'ı,başkalarını ve hatta kendi hanımı Natalya Reshetovskaya'yı "anti-komünist","halk düşmanı" vb. olarak ihbar eder.Böylece ihbarcı-itirafçı kariyerine başlar.Kendisi sekiz yıl,ihbar ettiği kişiler de çeşitli hapis cezaları alırlar.Peki bizim "kahraman" hapiste nasıl koşullarda yaşamıştır?Şu meşhur Stalin "zindanları" nasıl yerlerdir?Kendi ağzından dinleyelim:"Hayat rahattı -satranç takımları,kitaplar,temiz yatak takımları.Hayatımda bu kadar iyi uyumamıştım.Yerler parke...Bu merkezi siyasi hapishane sanki tatil yeri..."*(GULAG Takımadaları,cilt 1,Bölüm 5.) 1952 yılında Kazakistan'da Ekibastuz'da hapis yatarken bir açlık grevine katılır ama çabucak bırakır,yine arkadaşlarına ihanet eder.Bütün hapisliği boyunca Vetrov takma adıyla ihbarcılık yapar.1953'te hapisten çıkar,Kazakistan'da öğretmenlik yapar ve 1957'de resmen rehabilite edilir,Rusya'ya döner.O sırada iktidarda Nikita Khrushchev vardır ve Khrushchev Stalin'den ölümüne nefret etmektedir.Khrushchev'in açtığı anti-Stalinist kampanya Solzhenitsyn'i heycanlandırır.Khrushchev gibi o da Stalin'den intikam almak istemektedir.1959'da "Ivan Denisovich'in Hayatında Bir Gün"ü yazar.Romanın 1962 ve 1963'te en popüler dergilerde yayınlanmasıyla kısa sürede tanınır.

Burada konudan biraz uzaklaşıp Khrushchev'in Stalin'den neden nefret ettiğine de değinelim.Şüphesiz birçok sebebi var ama burada bu nefretin bizde hiç bilinmeyen,tamamen kişisel bir yanından söz edelim.Khrushchev'in oğlu Leonid savaş uçağı pilotudur ancak alkoliktir.Leonid 1941 yılı başında alkolün etkisiyle adi bir suç işler fakat nüfuzlu babası sayesinde mahkemeye çıkmaktan kurtulur.Daha sonra yine bir içki aleminde bir cinayet işler,bu kez arkadaşı Stepan Mikoyan'ın tanıklığı ile sekiz yıl ceza ile kurtulur,cezasını cephede savaşarak çekecektir.Leonid bir gün uçağıyla Almanlara doğru uçar ve kaybolur.Daha sonra Almanlara esir düştüğü duyulur.Ancak bilerek esir düştüğüne dair kuşkular doğar.Nitekim esirlikte Hitler'in anti-Sovyet propagandasına katılması üzerine kuşkular kesinleşir.Bunun üzerine Stalin Leonid'in yakalanarak Moskova'ya getirilmesini emreder.Sovyet karşı-istihbaratı "Smersh" büyük bir başarıyla Leonid'i ve hakkındaki belgeleri Alman topraklarından alıp Moskova'ya getirir.Doğal olarak askeri mahkemeye çıkarılır.Mahkeme Leonid'e idam cezası verir.Khrushchev bunun üzerine Politbüro'ya başvurur ve Leonid'in cezasının hafifletilmesini ister.Stalin konunun Politbüro'da görüşülmesini kabul eder.Politbüro toplantısında ilk olarak Smersh'in komutanı Korgeneral Abakumov raporunu sunar ve salondan çıkar.Daha sonra Politbüro aday üyesi,Moskova il ve merkez ilçe parti sekreteri,Kızıl Ordu Siyasi Kısım şefi Aleksandr Shcherbakov konuşur ve yasalar önünde eşitliğe vurgu yaparak nüfuzlu babaların oğullarını affetmenin doğru olmayacağını,bunun halkta çok kötü bir etki yapacağını ve mahkemenin kararının doğru olduğunu savunur.Ardından KGB başkanı Beria konuşur,Leonid'in önceki suçlarından bahseder ve zaten iki kez affedilmiş olduğunu hatırlatır.Sonra Politbüro üyeleri Molotov,Kaganovich,Malenkov konuşurlar.Hepsinin görüşü birdir:Mahkemenin kararı yerindedir.Son olarak Stalin konuşur.Gerçekten zor bir durumdadır.Kendi oğlu Yakov da Almanlara esir düşmüştür.Ancak Yakov düşmanla işbirliğini reddetmiştir.Stalin şöyle der:"Nikita Sergeyevich [Khrushchev] güçlü olmalı ve yoldaşların görüşünü kabul etmelidir.Aynı şeyi benim oğlum da yaparsa bir baba olarak derin acı duysam bile bu adil kararı kabul ederim!" Bu noktada Khrushchev Stalin'in önünde diz çökerek yalvarır,sinir krizleri geçirir ancak "diktatör" Stalin kararından vazgeçmez.İşte o andan itibaren Khrushchev Stalin'den ölesiye nefret eder.Nitekim Stalin'in ölümünden sonra iktidarı ele aldığı zaman o günkü Politbüro toplantısında olanların hepsiyle hesaplaşır:Önce Beria'yı kurşuna dizdirir.Sonra Abakumov'u 1954 sonunda uydurma bir davadan idama mahkûm ettirir ve idam kararından sonra iki haftalık Yüksek Sovyet'in affetme yetkisini kullanabilme süresini beklemeden hemen infaz ettirir.Sonra oğlunu Almanya'dan kaçırma operasyonunu yönetmiş olan Tümgeneral Pavel Sudoplatov'u onbeş yıl hapse mahkûm ettirir.Molotov,Malenkov ve Kaganovich'i partiden ihraç eder.Elinden bir tek Aleksandr Shcherbakov kurtulmuştur,çünkü o daha 1945'te ölmüştür.

Şimdi gelelim tekrar Solzhenitsyn'e.1963 yılında SSCB Yazarlar Birliği'ne kabul edilmiştir,Moskova'ya taşınmıştır,bir Moskvich araba almıştır,popüler olmuştur,en prestijli dergilerde yazmaktadır.Khrushchev yazarlarla toplantısında herkesin içinde onu övüp ötekilere saldırmıştır.Öyle ki Ilya Ehrenburg neredeyse kalp krizi geçirmiştir.Bizim "kahraman" ise sessizce izlemiştir.Ancak henüz istediği yerde değildir.O yıllarda kamp ve esaret edebiyatı modadır ve başka yazarlar da vardır.Solzhenitsyn ise onların arasından sıyrılıp en yüksek edebi ödül olan Lenin Ödülü'nü almak istemektedir.Nitekim ödüle aday gösterilir ancak bir türlü alamaz,çünkü bu sırada 1964'te Khrushchev görevden alınır ve yerine Brezhnev geçer.Anti-Stalinist kampanya hız keser.Solzhenitsyn'in kitapları eskisi gibi kolay basılmamaya başlanır.İşte bu noktadan itibaren Solzhenitsyn de dünyaya küser ve tamamen anti-Sovyetik yazılar yazmaya başlar.1965 yılında bir romanının el yazısına KGB el koyar.Ancak Solzhenitsyn edebi dergilerde yazmaya devam eder.1968 yılında iki romanı ülke dışında Batı'da basılır.Bu arada KGB'nin el koyduğu yazılar arasındaki bir piyesi açıkça anti-Sovyetik propaganda amaçlıdır.Piyes görüş bildirmeleri için yazarlara verilir.Nobel ödüllü Mihail Sholokhov'un yorumu şöyledir:"Yazarın hastalıklı boyutlardaki utanmazlığı çarpıcı...Biçimde çaresiz...İçerik ise hiç sorma.Bütün komutanlar ya iflah olmaz alçaklar ya da tereddütler içinde gidip gelen ve hiçbir şeye inanmayan insanlar...Neden Rus ve Tatar askerleriyle alay edilmiş?Neden vatan haini Vlasovcular Rus halkının isteklerini ifade eden kişiler olarak övülmüş?Eğer Solzhenitsyn psikolojik olarak normal ise,o zaman o bariz ve hınç dolu bir Sovyet düşmanı." 1969 yılında "GULAG Takımadaları"nı bitiren Solzhenitsyn onu da yurtdışına uçurur.Yazarlar Birliği ile arasındaki polemiği de derinleştirir.Solzhenitsyn artık açıkça hesabını Batı'ya göre yapmaktadır.Nitekim beklediği olur 1970 yılında Nobel ödülünü kazanır.Bu arada 1968'den beri bir sevgilisi de vardır,Natalia Svetlova.Nobel'i aldığını öğrendikten sonra o zamana dek kendisi için her türlü özveride bulunmuş olan hanımı Natalya Reshetovskaya'yı boşamaya kalkar,kadın kendini zehirler,ölümden döner.

1973 yılında SSCB Yazarlar Birliği'nden ihraç edilir.Ancak Solzhenitsyn artık zaten yurtdışına çıkma planları yapmaktadır.Yazalar Birliği'nden başka yazarlar da ihraç edilir ancak Solzhenitsyn onlar için yürütülen kampanyayla ilgilenmez.1973 sonunda Paris'te "GULAG Takımadaları"nın birinci cildi yayınlanır.Bu roman uyduruk söylentilerle doludur.Solzhenitsyn Stalin'in "kurban"larının sayısının 66.7 milyon kişi olduğu yalanını uydurur.Oysa perestroyka zamanında oluşturulan komisyon 1921-1954 yılları arasında siyasi sebeplerden dolayı çeşitli sürelerle hapse ve idama mahkûm olanların sayısının 3.7 milyon ve bunlardan idam cezası alanların da yaklaşık 800 bin kişi olduğunu tespit eder.Daha önce kendisi de 40 milyon gibi fantastik rakamlar vermiş olan tarihçi Medvedev en azından açıkça özür diler,Solzhenitsyn ise her zamanki gibi utanmaz ve yüzsüzdür.

1974'te vatandaşlıktan atılır ve sınırdışı edilir.Solzhenitsyn bir kahraman gibi Avrupa ve ABD'ni gezer.ABD'ne övgüler yağdırır.Açıkça "ABD dünyadaki en yüce gönüllü ve en cömert ülkedir...Lütfen içişlerimize daha fazla karışın" der.İspanya'da faşist Franco rejimi destekler çünkü ona göre bu rejim "Hristiyanlık" ilkesine dayanmaktadır ve İspanyollara "mutlak özgürlüğü" vermektedir.Solzhenitsyn'in ultra sağcı beyanları öyle bir hal alır ki Batı basınında onun psikolojik sağlığını sorgulayan yazılar çıkmaya başlar.Newsweek ABD başkanı Nixon ile dışişleri bakanı Kissinger arasında şöyle bir konuşma geçtiğini yazar:Nixon:"Solzhenitsyn Barry Goldwater'dan daha sağcı yahu!" Kissinger:"Hayır,sayın başkan.O çarlardan daha sağcı." Solzhenitsyn ve benzeri sözde muhalif ("dissident") güruhu Nobel ödülünü aldığı halde Sovyetik ve komünist olarak kalan Sholokhov'dan nefret ediyordu,bu yüzden Sholokhov'un başlıca romanı "Durgun Don"u onun yazmadığı yalanını uydurdular.

Solzhenitsyn'in bütün günahlarını,bütün patolojik beyanlarını sıralamak için burası yeterli değil.Son olarak 1993'te Yeltsin parlamentoyu bombaladığı zaman ne söylediğini aktaralım:"Komünizmle mücadelede bu kaçınılmaz bir etap..."

*Kıvılcım Çağla,Solzhenitsyn Diye Bir Hain,Sol,12 Ağustos 2008.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kivilcim-cagla/soljenitsin-diye-bir-hain-kivilcim-cagla-rusya-2167

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder